Tinitus Seviyesine Göre Duyguyu İşleme Yolu Değişiyor

Tinitus veya diğer bir deyişle kulak çınlaması 65 yaşın üzerindeki insanların yaklaşık 3te birini etkilemektedir. Tinitus durumu yaşlılığa bağlı olarak gelişen duyma kaybının bir parçası olarak veya travmatik bir kaza sonucu olarak ortaya çıkabilir. Her iki durumda da sonuçta sorun olarak ortaya çıkan kalıcı çınlama sesi; günlük yaşamı birçok açıdan olumsuz etkilemekte ve beraberinde başka sorun ve rahatsızlıkları da getirmektedir.

Bazı Tinitus hastaları bu duruma alışabilse de, birçoğu günlük aktivitelerini bu duruma uygun biçimde düzenlemek veya duruma bağlı olarak sınırlandırıyor. Yeni bir çalışma ‘tinitus’ rahatsızlığını çok sorun etmeyen insanlarda veya buna alışabilen insanlarda, duygusal bilgiyi yorumlamak için farklı beyin bölgelerinin kullanıldığını gösteriyor.

University of Illinois’ten işitme ve sinirbilim profesörü Fatima Husain, tinitusa uzun süre maruz kalınması halinde beynin buna nasıl adapte olduğunu öğrenmeye çalıştıklarını açıklıyor. (Fatima Husain, araştırmayı Prof. Edward McAuley ve sinirbilim yüksek lisans öğrencileri Jake Carpenter-Thompson ve Sara Schmidt ile birlikte gerçekleştirdi ve sonuçlarını PLOS ONE’da yayımladı.)

Araştırmada kandaki şeker seviyesi ile aktif beyin bölgelerinin görüntülenmesini sağlayan fMRI (fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme) tekniğinden yararlanıldı.

fMRI ile daha önce hafif yada başlangıç düzeyinde tinitus’u olan insanlarla bu soruna sahip olmayan insanların beyinlerindeki duygu işleme süreçleri yine bu aynı ekip tarafından karşılaştırılmıştı. Tarama sırasında katılımcılar, keyif verici, nötr veya rahatsız edici sesler dinlemiş ve bunları oylamıştı. (örneğin sırayla çocuk gülüşmeleri, insan konuşma sesleri ve bebek ağlaması gibi.) Bu taramaların sonucunda tinitus olmayan insanlara karşın, hasta olanlarda duygusal olan bu sesleri işlemlemede beynin farklı alanlarının aktive olduğu gözlemlendi.

Hastalık genel anlamda kulakta sürekli bir çınlama olarak biliniyor ancak etkilerinde tinitus hastaları arasında yaşa, bireye ve sebebe bağlı  olarak  çok ciddi şiddet değişimi görülebiliyor. Bu farkı da gözlemleyebilmek için Fatima Husain ve ekibi yalnızca hastalar üzerinde de fMRI taramaları yaparak karşılaştırmayı denedi. Öncelikle tinitus seviyesini ve hastalığın boyutunu ölçen araştırmacılar, bununla birlikte uyku, duygu-durum, dikkat ve işitme duyuları hakkında sorular içeren anketler ve testler uyguladılar.

Daha az tinitus rahatsızlığı duyan insanların (tinitus’u olan ancak bundan çok etkilenmeyen veya bundan fazla rahatsızlık duymayan hastalar) duygusal bilgiyi işleme süreçleri ve beyindeki aktifleşen bölgeleri farklı ve / veya değişiyor. Genel bir yargı olarak bilinenin aksine bu süreç amigdala’ya dayanmıyor. Tinitus’a daha çok uyum sağlayan ve adapte olan insanlar bu süreçte çoğunlukla beyinlerinin frontal korteks bölgesini kullanıyor. Frontal korteks yine genel olarak planlama ve dikkat verme gibi işlemlerde kullanılıyor. Frontal korteksin bu hastalarda daha fazla kullanılıyor olması düşük tinitus distrese (hastalığın yarattığı rahatsızlık / huzursuzluk) sebep oluyor ve duygusal tepkilerin yönetilmesini kontrol etmeye yardımcı oluyor olabilir.

Fatima Husain’in yürüttüğü araştırmanın diğer bir amacı da hastaların tinitus temelli sıkıntılarına ve rahatsızlıklarına yardımcı olacak muhtemel uygulamaları geliştirebilmekti. Araştırmada fiziksel aktivitenin duygu işleme süreçlerini olumlu etkileyeceğini ve yaşam kalitesini artırabileceğini açıklayan Husain, bu sonuçları özel olarak daha detaylı incelemelerin de gerektiğine dikkatleri çekiyor.

 


Kaynak : Bilimfili, Fatima T. Husain et al. Increased frontal response may underlie decreased tinnitus severity. PLOS ONE, December 2015 DOI:10.1371/journal.pone.0144419

Kaşıyınca İyi Hissetmemizin Sebebi Nedir?

Kaşıntıya karşı iyi bir kaşıma davranışı muhtemelen bir kişinin hissedebileceği en rahatlatıcı davranıştır. Fakat, kaşıntı üzerine yapılan araştırmaların gösterdiğine göre kaşımak, paradoksal olarak daha çok kaşınma hissi uyandırıyor.

Fareler üzerinde yapılan bir araştırma ile elde edilen bulgular; serotonin hormonunun sisteme salınmasından kaynaklı olarak kaşıma isteğinin giderek artan bir ivme ile sürdüğü sonucuna ulaştı. Henüz insanlar üzerinde test edilmeyen bu araştırma, omurilikte bulunan serotonin almaçlarının engellenmesi durumunda kronik kaşıntının durdurulmasının mümkün olduğu iddiasında.

Kaşımanın Amacı Acı Oluşturmaktır

Kaşıntılar çok küçük bir toz ya da küçük bir tüy rahatsızlığından tutun da ciddi cilt sağlığı problemlerine kadar birçok faktörün etkisi ile ortaya çıkabilir.

Kaşımanın amaçlarından birisi acı oluşturmaktır. Bu acı; sinirlerin kaşıntı sinyalleri yerine acı sinyallerini taşımasına sebep olarak kaşıntının kesilmesini sağlar.

Kaşımanın verdiği acı, aslında bir rahatlamaya ve mutluluğa sebep olur; beyin serotonin nörotransmitterler(sinir taşıyıcıları) salgılayarak acı hissinin kontrol altına alınmasını sağlar.Yapılan araştırmalarda fMRI (fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme) teknolojisi kullanılarak, kaşıma sırasında beynin farklı bölgelerinde (ödül ve zevk alma ile ilgili birimler) bir aktivasyon olduğu görüldü.

Washington University’den Prof. Zhou-Feng Chen; serotoninin omurgaya ulaştığında, omurilikteki kaşıntı yoğunluğunu düzenleyen sinir hücrelerini aktive ettiğini ve farelerde kaşıntı ve kaşımanın kısır bir döngü halinde olduğunu, yani eğer seratonini azaltırsanız kaşıntı yoğunluğunun da azaldığını söylüyor.

Kaşıntıyı Engellemek

Prof. Chen’in söylediğine göre; serotonin salınımını engellemek mantıklı bir durum değildir, çünkü serotonin büyümede, olgunlaşmada, iskelet metabolizmasında ve duygu durumlarını düzenlemede etkili bir hormondur ve salınımının engellenmesi geniş çapta sorunlar ortaya çıkarabilir. Ancak kronik kaşıntıyı kontrol edecek umut verici yollardan birisi; serotonin ile beyne kaşıntı sinyallerini aktaran hücreler arasındaki bağlantının kesintiye uğratılması olabilir.

Evrimsel Fayda

Öte yandan kaşıma davranışını göstermemimizin evrimsel bir faydası da olabilir. Atalarımızın yaşadığı koşullar göz önüne alındığında, temiz ortamlarda yaşadıklarını söyleyemeyiz. Bolca parazitin bulunduğu bu yaşam koşullarında, parazitlerin vücuda bulaşma olasılığı oldukça muhtemeldir. Dolayısıyla kaşıma davranışı parazitleri vücuttan uzaklaştırmak için gelişmiş ve zaman içerisinde de bu zararlılardan arınma eylemi; beyinde bir haz uyandıracak şekilde evrimleşmiş olabilir. Elde edilen birçok delil de bu teoriyi güçlendirir nitelikte. Çünkü balıklar da dahil olmak üzere hemen hemen bütün omurgalılar (gerektiğinde yardım alarak, ağaca sürtünmek, taşa sürtünmek gibi) kendilerini kaşımaktadırlar.


Kaynaklar: Bilimfili
1- Scientific American, “Why and how do body parts itch? Why does it feel good to scratch an itch?”, http://www.scientificamerican.com/article/experts-why-we-itch-and-scratch/
2- LiveScience, “Why We Itch?”, http://www.livescience.com/7181-itch.html
3- Medical Daily, “Scratching Itchy Skin Causes Brain To Release Hormone Serotonin, Intensifies Itchy Sensation”, http://www.medicaldaily.com/scratching-itchy-skin-causes-brain-release-hormone-serotonin-intensifies-itchy-sensation-308458