Corpus mamillare

Mememsi cismin etimolojisi ve tarihi oldukça ilginçtir. “Mamiller” kelimesi Latince “meme” anlamına gelen “mamma” kelimesinden gelmektedir. Bunun nedeni, mamiller cisimciklerin beynin tabanında yer alan küçük, yuvarlak yapılar olmasıdır. Adlarını bir memenin meme ucuna benzerliklerinden aldıkları düşünülmektedir.

Latincede corpus – Cisim, vücut ; mamilla – meme başı —> mememsi cisim

Korpus mamillare, beynin alt tarafında, crura cerebri arasındaki bir çift çıkıntıdır. Forniksin ön ucunda yer alır ve limbik sistemin ve dolayısıyla diensefalonun bir parçasıdır.

  • Beynin tabanında, hipotalamusta bulunurlar.
  • Gri maddeden oluşurlar.
  • Hipotalamus, talamus ve amigdala ile bağlantılıdırlar.
  • Hafıza, duygular ve koku alma dahil olmak üzere çeşitli bilişsel işlevlerde rol oynadıkları düşünülmektedir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Nöroanatomi ve İşlev

Mamiller cisimcikler (corpus mamillare) beynin alt tarafında, krura serebri arasında yer alan bir çift küçük yuvarlak cisimciktir. Forniksin ön ucunda yer alırlar ve limbik sistemin bir parçasını oluştururlar, dolayısıyla diensefalonun bileşenleri olarak sınıflandırılırlar1.

Mamiller cisimcikler, hipotalamusun diğer kemik iliği bakımından fakir bölgelerinden farklı olarak hipotalamusun kemik iliği bakımından zengin bir parçası olarak kabul edilir. Forniks ve mamillotalamik traktus ile bağlantıları aracılığıyla Papez devresine entegre olurlar2.

Papez devresinin bir parçası olarak limbik sistemin ilk işlevsel konseptinde, mamiller cisimcikler merkezi bir unsur olarak kabul edilmiştir. Günümüzdeki anlayış, amigdalanın öncelikle duygular için çekirdek alanı oluşturduğunu, mamiller cisimlerin ise hafıza süreçlerine önemli ölçüde dahil olduğunu göstermektedir3.

Lateral ve medial mamiller çekirdeklerden iki kritik yol ortaya çıkar. Mamillotalamik yol anterior talamik çekirdeklere uzanır ve mamillotegmental yol liflerini orta beynin tegmentumuna (tegmentum mesencephali) gönderir. Hipokampusun subikulumundan gelen lifler forniks yoluyla mamiller cisimlere ulaşır. Özellikle, mamiller cisimciklerin bazı nöronları histaminerjiktir4.

Tarih

Mememsi cisimciklerin tarihi antik çağlara kadar uzanmaktadır. Yunan hekim Galen (MS 130-200) memeliler cisimleri ilk tanımlayanlardan biridir. Bunların koku alma duyusuyla ilgili olduğuna inanıyordu.

17. yüzyılda İngiliz doktor Thomas Willis (1621-1675) memeliler cisimleri daha da araştırdı. Bunların beynin hafıza, duygular ve koku alma gibi çeşitli işlevlerle ilgili bir bölgesi olan hipotalamus ile bağlantılı olduğunu buldu.

20. yüzyılda mamiller cisimcikler Amerikalı sinirbilimci John Olszweski (1925-2014) tarafından daha fazla incelenmiştir. Olszweski, mamiller cisimciklerin öğrenme ve hafıza dahil olmak üzere çeşitli bilişsel işlevlerde rol oynadığını bulmuştur.

Bugün, mamiller cisimler hala sinirbilimciler tarafından incelenmektedir. Hafıza, duygular ve koku alma dahil olmak üzere çeşitli bilişsel işlevlerde önemli bir rol oynadıklarına inanılmaktadır.

Kaynak:

  1. Mai JK, Paxinos G, Voss T. Atlas of the Human Brain. 3rd edition. Elsevier Academic Press; 2007.
  2. Aggleton JP, O’Mara SM, Vann SD, et al. Hippocampal-anterior thalamic pathways for memory: uncovering a network of direct and indirect actions. European Journal of Neuroscience, 2010; 31(12): 2292–2307.
  3. Vann SD. Re-evaluating the role of the mammillary bodies in memory. Neuropsychologia, 2010; 48(8): 2316–2327.
  4. Panula P, Pirvola U, Auvinen S, et al. Histamine-immunoreactive nerve fibers in the rat brain. Neuroscience, 1989; 28(3): 585-610.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Koku Hafızasının Arkasındaki Bilim

Smell – Prateep Kochabua 2006 Kaynak: https://1.bp.blogspot.com/-f2eZeK61BFU/VwRFobgGJqI/AAAAAAAA-Tg/GwaafeZKfCwggiI0_dEh7E-3D-ec04kgQ

Koku güçlü bir duyudur. Uyanıklığı arttırabilir, kaygıyı azaltabilir ve özgüveni etkileyebilir. Belirli kokular, insanları güvenli sekse bile hazırlayabilir.

Kokular, dünyaya dair algımıza zenginlik katar. Fakat kokunun her yerde bulunmasına rağmen, koku hafızası hakkında, görsel ve işitsel hafızadan çok daha azını biliyoruz.

Koku hafızasına klasik bir örnek, Proust hafızası (veya istemsiz hafıza) olarak bilinen şeydir. Bu olayda, uyarana çok az derecede maruz kalmak, otomatik olarak geçmişe dair güçlü hafızayı tetikler. Proust için bu, çaya batırılmış çöreğin, teyzesinin evine dair detaylı hafızayı harekete geçirmesiydi.

İnsanlar, canlı otobiyografik hafızaları harekete geçiren kokularla ilgili pek çok hikâye anlatır. Bu bir hastane yemeğinin kokusu, belirli bir alkollü içeceğin kokusu veya eski sevgilinin şampuanının kokusu olabilir. Kokularla duygular arasındaki bu güçlü ilişkinin, kokuların işlenmesinde rol oynayan beyin bölgesinin, duygularla bağlantılı olan limbik sistemde yer alması olduğu düşünülüyor.

Kokulara Ait Kısa Süreli Hafızayı Sınamak

Tüm kokular uzun süreli hafızada depolanmıyor. Bazı kokular, hafızada daha kısa süre yer alıyor. Yeni bir tıraş losyonu veya parfüm satın aldığınızı düşünün. İki kokuyu birbirinden ayırt edebilmek çok zor olacağı için, iki ürünü birden aynı anda koklayamazdınız. Hangisini almaya karar verebilmeniz için, birini, diğerinden sonra koklamanız gerekir. Bu da kokuyu geçici olarak depolamanız ve karşılaştırma yapacağınız zaman kokuyu geri anımsamanız gerektiği anlamına gelir. İnsanların kokuları kısa süreli hafızada nasıl depoladıkları ve koku hafızasının, diğer hafıza türlerinden ne ölçüde farklı çalıştığı inceleniyor.

Getirilebilecek en basit açıklama, insanların kokulara sözel etiketler vererek (örneğin, “peynir gibi kokuyor”) koku hafızası işlevlerini yerine getirmesi. Fakat bu tür sözel bir strateji, hafızada kokudan ziyade sözel bir görevin yerine getirilmesine neden olur. Çünkü gerçek peynir kokusunu koku hafızasında değil, “peynir” kelimesini sözel hafızamızda saklarız. Araştırmacılar, bu stratejinin kullanımını, isimlendirmesi zor olan kokuların seçimiyle sınırlandırırlar.

Kullanılan bir diğer strateji ise, katılımcılardan deney sırasında görevle alakasız kelimelerin tekrarlanmasının istenmesi. Bu stratejiye “eşzamanlı eklemleme” adı veriliyor. Eşzamanlı eklemleme, katılımcının kokuyu isimlendirme ve isimlerin görev sırasında sessizce prova edilmesi yeteneğini sekteye uğratıyor. Örneğin, eğer yeni biçilmiş çim gibi kokan bir şeyi koklarken “ama, ama, ama” derseniz, “yeni biçilmiş çim” kelimesini sözel hafızanızda saklayamazsınız. Bu biraz haberleri dinlerken, kitap okumaya çalışmaya benzer.

İnsanların, kokuların isimlendirilmesi zorken ve eşzamanlı eklemlemeye tabi tutulurken, kısa süreli koku hafızası görevlerini yerine getirebildikleri gösterildi. Bu bulgular; sözel etiketlemenin bir koku için hafızayı geliştirebilirken, insanların aynı zamanda kokuyu da hafızada saklayabildiklerini öne sürüyor. Bu da, isimlendirmesi kolay ve isimlendirmesi zor kokular hatırlanırken, beynin farklı bölgelerinin, yani ön aşağı gyrus ve piriform korteks bölgelerinin etkinleştiğini gösteren bir çalışmayla da destekleniyor.

Kısa süreli koku hafızasının, diğer hafıza türlerine kıyaslandığı bir diğer yöntem ise, insanların bir dizi kokuyu ne kadar iyi hatırladıklarını incelemek. Hafıza görevinin özelliklerine bağlı olarak, insanlar genellikle listedeki ilk ve son nesneleri hatırlamakta başarılı oluyorlar (“önde gelme ve yeni olma” adıyla bilinen bir olay). Bazı görevler için, koku hafızasının, diğer uyaranlara kıyasla farklı “önde gelme ve yeni olma” etkileri meydana getirdiğini gösteren bazı deliller vardır. Bu farklılıklar, koku hafızasının, diğer hafıza türlerinden daha farklı şekilde çalıştığına işaret ediyor olabilir.

Tanısal Bir Araç Olarak Koku Hafızası

Elbette, neden koku hafızasını sınayan deneylerle ilgilenmeniz gerektiğini sorgulayabilirsiniz, çünkü çoğu zaman koku algımızı, kokularla alakalı yargılarda bulunmak için kullanırız (bu koku iyi/berbat). Fakat yapılan bir başka araştırma, koku hafızasına dair bozulan algılar, bunama gelişiminin habercisi olabilir.

Bu bağlantıyı daha da vurgulamak amacıyla; bunama belirtileri göstermeyen ApoE genine sahip (Alzheimer gelişimi için genetik risk faktörü) insanlarda bozulmuş koku tanımlama mekanizması vardır. Bu bulgular gösteriyor ki; koku hafızası, bunamanın erken safhalarının teşhis edilmesinde bir araç olarak kullanılabilir. Erken teşhis önemlidir; müdahale ne kadar erken olursa, sonuç o kadar iyi olur.

Kaynaklar ve ileri okuma:

  1. The strange science of odour memory < https://cosmosmagazine.com/biology/the-strange-science-of-odour-memory >
  2.  Preliminary investigation of the effect of peppermint oil on an objective measure of daytime sleepiness. < https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/15708642 >
  3. Ambient odors of orange and lavender reduce anxiety and improve mood in a dental office. < https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/16095639 >
  4. Manipulation of body odour alters men’s self-confidence and judgements of their visual attractiveness by women. < https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/19134127 >
  5. Smells Like Safe Sex < http://journals.sagepub.com/doi/full/10.1177/0956797611400096 >
  6. Olfactory working memory: effects of verbalization on the 2-back task. < https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/21369969 >
  7. Serial position effects in recognition memory for odors: a reexamination. < https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/16532861 >
  8. A Specialized Odor Memory Buffer in Primary Olfactory Cortex < http://journals.plos.org/plosone/article?id=10.1371/journal.pone.0004965 >
  9. Single-probe serial position recall: evidence of modularity for olfactory, visual, and auditory short-term memory. < https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/18728997 >
  10. Impaired sensory and cognitive olfactory function in questionable Alzheimer’s disease. < http://psycnet.apa.org/index.cfm?fa=buy.optionToBuy&id=1996-02174-012 >
  11. Olfactory impairment and subjective olfactory complaints independently predict conversion to dementia: a longitudinal, population-based study. < https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/24451436 >
  12. ApoE gene and familial risk of Alzheimer’s disease as predictors of odour identification in older adults < http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0197458005002216 >

Bu yazının kaynağı: https://bilimfili.com/koku-hafizasinin-arkasindaki-bilim/

Loş Işık, Hatırlama ve Öğrenme Becerilerimizi Bozabilir

Party with Candle Light Ng Yuen-wa 1996 – 1996 Kaynak: https://lh6.ggpht.com/H23ItEQ52jUnO4A_iNWf208cPIAgjPvl2Jt0FBkNsnXYDAWNNuUOYH8ynQU

Loş ışıkla aydınlatılan evlerde ya da iş yerlerinde uzun süre vakit geçirmek, beynin yapısını değiştirebilir ve kişinin hatırlama ve öğrenme yetilerini bozabilir.

Michigan State University’den araştırmacıların, Nil Nehri erkek çayır sıçanları (tıpkı insanlar gibi gündüz etrafta dolaşır ve geceleri uyurlar) üzerinde yürüttüğü çalışmada; dört hafta boyunca loş ışığa ve parlak ışığa maruz bırakılan sıçanların (Arvicanthis niloticus) beyinleri incelendi. Yapılan incelemelerin ardından, loş ışığa maruz bırakılan kemirgenlerin, öğrenme ve hatırlamada önemli bir beyin bölgesi olan hipokampus kapasitelerinin %30’unu kaybettiği ve daha önce eğitildikleri konumsal bir görevde de daha kötü bir performans gösterdikleri görüldü.

Öte yandan, parlak ışığa maruz bırakılan sıçanların ise söz konusu konumsal görevdeki performanslarında fark edilir bir gelişim olduğu gözlemlendi. Dahası, daha önce loş ışığa bırakılan sıçanlar, ardından dört haftalık bir süreç boyunca parlak ışığa maruz bırakıldıklarında beyin kapasitelerinin –konumsal görevdeki performanslarının– tamamen iyileştiği görüldü.

Hippocampus‘de yayımlanan araştırma, insanların normal olarak maruz kaldıkları çevresel ışıktaki değişimlerin beyinde yapısal değişimlere yol açabileceğini gösteren ilk çalışma olma özelliğine sahip. Araştırmada, sıçanlar, bulutlu günlerdeki ışığı ya da tipik bir iç mekân aydınlatmasını taklit etmek adına loş ışığa maruz bırakıldığında, hayvanların konumsal öğrenmelerinde zayıflıklar görüldü. Bu durum, alış-veriş merkezlerinde ya da sinema salonlarında birkaç saat geçirdikten sonra kalabalık park alanında araçlarının yerini bulmakta güçlük yaşayabilen insanların yaşadıklarına benzerdir.

Araştırma ekibi, loş ışığa maruz kalmanın, beynimizin hipokampus bölgesindeki nöronların ve nöron bağlantılarının sağlıklı bir biçimde kalmasına yardımcı bir peptid olan beyin kaynaklı nevrotropik faktörde ve dendritik sırtlarda ya da nöronların birbirleriyle iletişime geçtiği bağlantılarda önemli azalmalara yol açtığını ileri sürüyor. Bu durum da, doğal olarak, nöronlar arasında daha az bağlantı kurulduğundan hipokampuse dayalı hafıza ve öğrenme performansında da düşüşlere neden oluyor. Bir diğer ifadeyle, loş ışık sersemliği ortaya çıkarıyor.

Ancak ışık, hipokampusü doğrudan etkilemez, yani gözlerden geçtikten sonra ilk olarak beynin diğer bölgelerini harekete geçirir. Araştırma ekibi, kemirgen beyinlerinin hipotalamusundaki potansiyel bir bölgeyi inceliyor. Bu bölgedeki bir grup nöron, çeşitli beyin fonksiyonlarını etkilemesiyle bilinen orexin isimli bir peptid üretir. Çalışmanın bir sonraki ayağının temel araştırma sorusu da bu peptid etrafında şekilleniyor: Eğer ki loş ışığa maruz kalmış sıçanlara orexin verilirse, beyinlerini tekrar parlak ışığa maruz bırakmadan iyileştirebilir miyiz?

Araştırma; oldukça yaşlı, glakom hastası, retina dejenerasyonu ya da bilişsel bozuklukları olan insanlar için de olası sonuçlar sağlayabilir. Örneğin, çok fazla ışık alamamaya neden olan göz hastalıkları bulunan insanlar için, göze herhangi bir müdahalede bulunmadan beyindeki bu nöron grubunu doğrudan manipüle ederek; hastaları parlak ışığa maruz bırakmanın sağlayacağı aynı faydaları elde edebilir miyiz? Bir diğer olasılık ise, bu yöntemle; yaşlı nüfusunun ve nörolojik hastalıkları olan insanların bilişsel fonksiyonları geliştirilebilir. Araştırmalar, tüm bu sorulara yanıtlar aramaya ve yeni araştırma soruları ortaya çıkarmaya devam ediyor.

Kaynak ve İleri Okuma:

  • Light modulates hippocampal function and spatial learning in a diurnal rodent species: A study using male nile grass rat (Arvicanthis niloticus). Hippocampus, (December, 2017). http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1002/hipo.22822/full
  • Michigan State University “Dim Light May Make Us Dumber.” http://neurosciencenews.com/dim-light-dumber-8433/ (accessed February 5, 2018).

    Bu yazının kaynağı: https://bilimfili.com/los-isik-hatirlama-ve-ogrenme-becerilerimizi-bozabilir/

Görsel ve Dokunsal Hafızamız, İşitsel Hafızamızdan Daha Güçlü

Bir Çin atasözü der ki; “Duyarım ve unuturum; görürüm ve hatırlarım.”

Bu sabah işe giderken radyoda duyduğunuz konuşmayı hatırlıyor musunuz? Ya da eşinizin söylediği ve akşam eve dönerken manavdan almanız gereken şeyleri hatırlıyor musunuz? Muhtemelen hatırlamıyorsunuz.

University of Iowa’dan araştırmacıların yürüttüğü bir çalışmada, söz konusu hafıza olduğunda, duyduğumuz şeyleri gördüğümüz ya da dokunduğumuz şeyler kadar iyi hatırlamadığımız bulgusuna ulaşıldı.

Hafıza için beynimizin parçalarının birbirine entegre bir biçimde bağlı olduğunu düşünme eğilimindeyizdir. Fakat, PloS One ‘da yayımlanan araştırmanın bulgularına göre, beynimiz bilgiyi işlemek için ayrı örgüler kullanabilir. Dahası, bu çalışmaya göre, beyin işitsel bilgiyi, görsel ve dokunsal bilgiden farklı bir şekilde işleyebilir ve hafızayı güçlendirmek için alternatif stratejilerin (mental tekrarlama gibi) geliştirilmesi gerekebilir.

100’den fazla katılımcının yer aldığı çalışmada, katılımcıların görsel, işitsel ve dokunsal duyulardan en az hatırlama eğilimi gösterdiklerinin işittikleri sesler olduğu bulgusuna erişildi.

Çalışma kapsamında yürütülen deneylerin birinde araştırmacılar, kısa süreli hafızayı test ederek, katılımcılara çeşitli kırmızı karelere bakarken ve avuçlarındaki alüminyum çubukla oluşturulan düşük titreşimleri hissederken kulaklıktan gelen kusursuz sesleri dinlemelerini istediler. Her ses, kare ve titreşim arasında 1 ila 32 saniyelik zaman boşlukları bırakıldı.

Ayrıca, zaman boşlukları arttıkça hafızanın zayıfladığı, bu zayıflamanın sesler söz konusu olduğunda en yüksek değeri aldığı ve zayıflamanın işitilen sesten 4 ila 8 saniye gibi kısa bir sürede başladığı görüldü.

Bu kısa süre, not alınmayan bir telefon numarasının unutulmasına benzer bir zaman olarak ifade edilebilir. Eğer birisi size numarasını verirse, numarayı hemen aramayı denerseniz genellikle unutmadan arama yapabilirsiniz. Ancak numaranın size söylendiği andan sonra araya başka bir iş sıkıştırdığınızda, muhtemelen bu numarayı unutursunuz.

İkinci deneyde ise araştırmacılar katılımcıların hafızalarını her gün karşılaşabilecekleri şeyler kullanarak test ettiler. Bunun için de katılımcılara; köpek havlaması sesi dinletildi, bir basketbol maçının sessiz videoları izletildi ve katılımcıların gözleri kapatılarak bazı bilindik nesnelere (örneğin kahve kupası gibi) dokunmaları istendi. Deney sonucunda, bir saat  ve bir hafta arasında, katılımcıların duydukları sesleri hatırlamakta oldukça kötü oldukları, fakat görsel sahneler ve dokunsal nesnelerde neredeyse aynı hatırlama yüzdesini gösterdikleri bulgusuna ulaşıldı.

Her iki deney de beynimizin sesi işleme ve kaydetme biçiminin diğer hafıza türlerini işleme ve kaydetme biçimlerinden farklılık gösterebileceğini ortaya koyuyor.

Deneyler, özellikle eğitim alanında farklı öğretim zenginleştirme tekniklerinin kullanılması gerektiğinin önemine vurgu yapıyor. Geçmişte yapılan çalışmalar, insanların duydukları sesleri o seslerle ilişkili kelimeleri gördüğünde hatırlama yetilerinin yalnızca sesleri işittiklerindeki hafızalarından daha güçlü olduğunu ortaya koyarak üstün görsel bellek sahibi olabileceklerine işaret etmişti. Yapılan bu çalışma da geçmişte elde edilen bulgularla uyumluluk gösteriyor.

Öte yandan, araştırma, dokunduğumuz ya da gördüğümüz şeyleri hatırlamamızın hemen hemen aynı hatırlama kapasitesini ortaya koyduğunu gösteren ilk çalışma olma özelliğinde. Peki bu oldukça tahmin edilebilir bulgular neden önem arz ediyor? Çünkü yapılan deneyler, örneğin maymunlar ve şempanzeler gibi insan olmayan primatların da görsel ve dokunsal hafıza görevlerinde benzer başarıyı gösterdiklerini, ancak işitsel görevleri hatırlamada güçlük çektiklerini ortaya koyuyor.  Bu gözlemlere dayanarak, insanlardaki sesleri hatırlama güçlüklerinin evrimsel bir kökenden kaynaklanmış olabileceğini ve bu durumun primat beyninin evriminin bir parçası olabileceğini söyleyebiliriz.


Araştırma Referansı:

– Bigelow, James, and Amy Poremba. “Achilles’ ear? Inferior human short-term and recognition memory in the auditory modality.PloS one 9, no. 2 (2014): e89914.

Orjinal yazı: Bilimfili

Yiyecek Hafızası: Yeni Bir Buluş, Tat Deneyimlerini Hatırlama Şeklimizi Ortaya Çıkarıyor!

Daha önce hiç tatmadığınız bir şeyi yediğinizde mideniz bulandı mı? Vazgeçmeyin; aynı yiyeceği başka bir yerde denerseniz beyniniz yeni çabanızı daha “hoşgörülü” karşılayacaktır. Hayfa Üniversitesi’ndeki Sagol Nörobiyoloji Bölümü’nün yürüttüğü yeni bir çalışmada araştırmacılar, olumsuz bağlamda bir tat hafızasının depolandığı beyin alanlarıyla duyusal deneyimin zaman ve yer hafızasının işlendiği beyin alanları arasında bir bağlantı olduğunu keşfettiler. Yeni bir tadı olumsuz bir bağlam olmadan denersek bu bağlantı kurulmuyor.
Yeni tatlarla ilgili anıların depolandığı sorumlu beyin alanı, insular korteks denen insan beyninin nispeten yalıtılmış bir bölgesindeki tat korteksidir. Deneyimin (vakanın) yer ve zamanıyla ilgili hafızanın formüle edildiği alan hipokampustur. Şimdiye kadar araştırmacılar bu alanlar arasında doğrudan bir bağlantı olmadığını düşünüyorlardı, yani bir tatla ilgili bilginin işlenmesi, kişinin o tadı denediği zaman ve yerle bağlantılı değildi. Kabul edilen görüş, örneğin kötü bir tadı tatmak gibi olumsuz bir deneyimin her yerde aynı şekilde olumsuz olduğu ve beynin zaman veya yerden bağımsız olarak sadece tadın kendisine ait bir hafıza oluşturduğu yönündeydi. Fakat Hayfa Üniversitesi Sagol Nörobiyoloji Bölümü’ndeki Prof. Kobi Rosenblum’un laboratuvarında doktora öğrencisi olan Adaikkan Chinnakkaruppan’ın Tokyo’nun ileri gelen beyin araştırma enstitüsü olan Riken Enstitüsü’yle beraber yürüttüğü bu yeni çalışmada araştırmacılar iki beyin bölgesi arasında işlevsel bir bağlantı olduğunu ilk kez kanıtladılar.
Araştırmacılar, çalışmada, (tat hafızasından sorumlu olan) tat korteksi ile hipokampusun üç farklı alanı arasındaki ilişkiyi incelemek istediler: (içinde bulunduğumuz) mekan kavramının kodlandığı alan, CA1; olayların zamanla ilişkisinin kodlandığı alan, DG ve eksik bilginin tamamlandığı alan, CA3. Araştırmacılar, bunu başarmak için normal fareleri ve Japon meslektaşları tarafından beyinlerindeki bu üç alanın normal fonksiyonlarını yerine getirecek ancak yeni hafızaların yaratılması için gerekli plastisiteden yoksun olacak şekilde genetik tasarımı yapılan fareleri kullandılar. Prof. Rosenblum:
“Beyin araştırmalarında, dışarıdan yaptığımız yönlendirmeler (manipülasyonlar) çok hassas ve doğru olmalıdır, yoksa değiştirdiklerimiz bütün deneyi araştırma hipotezinin kanıtlanması veya çürütülmesiyle alakasız bir hale getirebilir.”
Fareler, biri mide ağrılarına yol açan (zehirleyen yiyeceği tatmanın benzeri olarak) diğeri de ağrı yaratmayan iki yeni tatla tanıştırıldılar. İki grup karşılaştırıldığında, yeni tat, zehirleyen yiyeceği çağrıştırmıyorsa normal fare ile hipokampusundaki çeşitli işlevsel alanları plastisiteden yoksun olan fare arasında bir fark olmadığı ortaya çıktı. Ancak söz konusu tat olumsuz bir his yaratıyorsa mekanın kodlandığı CA1 alanı ile bariz bir bağlantı oluşuyordu. Prof. Rosenblum şöyle diyor:
“Bunun anlamı, kötü hissi çağrıştıran tadı denediğimiz yere gittiğimiz anda, bilinçaltında, aynı tadı tamamen farklı bir yerde denediğimizdekinden çok daha kuvvetli bir olumsuz hafıza oluşmasıdır.”
Benzer şekilde olayların zamanının kodlandığı DG alanı da yeni tat mide rahatsızlığına yol açtığı zaman daha kuvvetli bir şekilde bağlantılı oluyordu. Prof. Rosenblum ekliyor:
“Demek oluyor ki basit bir çağrışımlı tat alma sırasında bile beyin, olayların zamanı ve yeriyle ilgili genel bilgiyi içeren bütünleşik (entegre) deneyimi yaratmak üzere hipokampusu çalıştırıyor.”
Geçenlerde Journal of Neuroscience’ta yayınlanan bulgular, çoğunlukla farkına varmadığımız halde beynimize kazınan basit duyusal deneyimlerin karmaşıklığını ve çeşitliliğini açığa çıkarıyor. Çalışma, aynı zamanda, beynin belli bölgeleri bir hastalık veya kaza nedeniyle kullanılamaz hale geldiğinde bu durumun hafıza oluşumunda yarattığı sıkıntıları ve davranışsal sonuçları açıklamakta yardımcı olabilir. Basit duyusal deneyimlerin beyinde kodlanmasını ve deneyimlerin zaman, yer ve yarattığı his arasındaki bağlantıları daha iyi anladığımızda hafızanın beynimizde o karmaşık yaratılma ve depolanma sürecini daha iyi anlayacağız.

Kaynak:

  • ScienceDaily
  • A. Chinnakkaruppan, M. E. Wintzer, T. J. McHugh, K. Rosenblum.Differential Contribution of Hippocampal Subfields to Components of Associative Taste Learning. Journal of Neuroscience, 2014; 34 (33): 11007 DOI: 10.1523/JNEUROSCI.0956-14.2014

Nasıl Unutacağımızı Öğrenebilir Miyiz?

Nasıl Unutacağımızı Öğrenebilir Miyiz?Ocağın üzerindeki kızgın bir tava tam yere düşecekken onu yakalamak için elinizi refleksif olarak uzatıyorsunuz, işte tam bu anda elinizi yanmaktan kurtarmanız mümkün. Çünkü beynin yönetsel kontrolleri otomatik emir zincirini kırmak için adım atabilir. Söz konusu; hatırlama refleksleri olduğunda da aynı durumun geçerli olabileceğini ortaya koyan pek çok delil var. Böylelikle beyin, potansiyel olarak acı verici hafızaların spontan şekilde hatırlanmasını durdurabilir.

Hafızalar, beyin içerisinde birbirine bağlanmış bilgi ağı şeklindedir. Sonuç olarak, bir hafızayı hatırlamak; bir başkasının hatırlanmasını da ortaya çıkarabilir. Yani bir anınızı hatırladığınızda, bilinçsiz bir şekilde bir başka hafızanızı da hatırlayabilmeniz muhtemeldir. University of Cambridge’ten sinirbilimci Michael Anderson; bir anımsatıcı ile karşılaştığımızda, zihnin otomatik yanıtının bu anımsatıcıyla ilişkili bir şey sunmaya çalışmak olduğunu, fakat bazen de hatırlamak istemediğimiz şeyleri hatırlamamıza sebep olduğunu söylüyor. Kötü bir biçimde ayrıldığınız sevgilinizin, yıllar sonra bir eşyası ile karşılaşmanız gibi.

Ancak ne var ki insanlar bu durumlar karşısında tamamen çaresiz değiller. Geçmişte yapılan beyin görüntüleme çalışmaları; beynin frontal bölgelerinin, hafıza için önemli bir yapı olan hipokampus aktivitesini azaltabildiğini ve böylelikle de hatırlamayı engelleyebildiğini ortaya koymuştu. Konuyla ilgili daha derinlemesine bir araştırma için, Anderson ve ekibi, hipokampus baskılandıktan sonra neler olduğunu anlamak için bir çalışma yürüttü. Araştırma ekibi, 381 üniversite öğrencisinden birbirleriyle pek bağlantısı olmayan kelimeleri öğrenmelerini istedi. Sonrasında, öğrencilere kelimelerden birisi gösteriliyor ve diğer kelimeyi hatırlamaları ya da tam tersine bir kelimeyi gösterip diğer kelimeyi düşünmemeleri isteniyor. Bazen de bu görevler arasında öğrencilere alakasız görseller (örneğin; otoparkta bulunan bir tavuskuşu) gösteriyorlar.

Nature Communications‘da yayımlanan çalışmada, araştırmacılar; katılımcıların daha sonradan tavuskuşu ve diğer alakasız görselleri hatırlama yetilerinin; kelimeyi düşünmemeleri istenen denemelerde, kelimeyi düşünmeleri istenen denemelere kıyasla %40 oranında azaldığı bulgusuna ulaştılar. Elde edilen bulgular, hafıza-kontrol mekanizmasının var olduğuna dair daha fazla delil sağlarken, belirli bir hafızayı aktif bir biçimde unutmaya çalışmanın genel hafızayı olumsuz olarak etkilediğini ortaya koydu. Azalmış hipokampal aktivite sırasında meydana gelen alakasız olayların hatırlanmasını engellemesinden kaynaklı olarak, araştırmacılar bu fenomeni “amnezik gölge” olarak isimlendiriyorlar. Sonuçlar, travma geçirmiş (ve sonradan unutmayı denemiş) insanların neden günlük olaylara dair zayıf bir hafızaya sahip olduklarını açıklamamıza yardımcı olabilir.

Anderson’a göre; istenmeyen hafızaları hatırlamamak kullanışlı bir özellik haline gelebilir. İşte bu yüzden de araştırmacılar baskılama sanatını kullanarak insanların kendilerini eğitip eğitemeyeceklerini öğrenmeye çalışıyorlar. Bunu anlamak üzere; ekip, katılımcıların beyinlerini gerçek zamanlı olarak görüntülemeyi ve sözlü yönlendirmeler ile hipokampal aktivitenin ne kadarının durdurulduğunu görebilmeyi içeren bir deney yürütüyor. Böylelikle kişinin kendi seçimlerine bağlı olarak geçmişte istemediği hafızaları unutması mümkün olabilir ve bu durum post-travmatik stres bozukluğu deneyimleyen insanların acılarını dindirmeye yardımcı olabilir.

Belki Black Mirror‘daki (1. Sezon 3. Bölüm) gibi ileri teknoloji bir yöntemle istenmeyen hafızaların silinmesi henüz mümkün olmayabilir; ancak kişinin istemediği hafızaları unutmasını sağlayabilecek bir yöntem geliştirilmesi yakın gelecekte mümkün olabilir.


Kaynak:

  • Bilimfili
  • Gholipour, B. Can We Learn How to Forget? ScientificAmerican. http://www.scientificamerican.com/article/can-we-learn-how-to-forget/ (accessed on 2016, August 1)
  • Justin C. Hulbert Richard N. Henson Michael C. Anderson Inducing amnesia through systemic suppression Nature Communications 7, Article number: 11003 doi:10.1038/ncomms11003 Received 21 July 2015 Accepted 10 February 2016 Published 15 March 2016

Tarçın Sadece Salebi Değil Öğrenme Yeteneklerini De İyileştiriyor !

tarçın öğrenme psikoloji

Saleplerin vazgeçilmezi tarçın son yapılan araştırmalara göre öğrenme yeteneğini geliştiriyor olabilir. Kimi insanlar doğuştan harika bir öğrenme yeteneği ile doğarlar, bazılarının ise öğrenme yetenekleri daha düşüktür; bu insanlar yüksek olanlara göre öğrenirken daha fazla efor sarf ederler.Tıpkı insanların bir kısmı öğrenmede bir takım güçlükler çektikleri gibi farelerde de bu ayrımdan söz edilebilir görülebilir. Öğrenme yeteneği zayıf olan fareler tarçın ile beslendiklerinde öğrenme yeteneklerinde bir takım iyileşmeler görüldüğü bulunmuş. Araştırmayı yürüten Dr. Kalipada Pahan “ Bu yol öğrenme yetenekleri zayıf olanlar için belki de en güvenli ve en kolay yol olma yolunda bir yaklaşım” şeklinde belirtmiş.

Beyindeki Etkisi Bir İlaç Gibi

Öğrenme yeteneğinin düşük olmasının bir sebebi , beynin öğrenme ve hafıza ile ilişkilendirilmiş hipokampus bölgesindeki proteinlerin dengesizliğindendir. Tarçın ise buna bir çare olacak gibi durur çünkü vücutta sodyum benzoat (beyin hasarlarında protein dengesini sağlamak için kullanılan bir ilaç) haline dönüşür.

tarçın barnes labirenti fare
(Barnes Labirenti)

Farelerin öğrenme yeteneklerini ayırmak için
Barnes labirenti kullanılmış. (Yerden yüksek 20 delikten bir tanesi kaçış deliği olan yuvarlak bir levha). Ardından 20 tane zayıf öğrenen fare bir ay süreyle tarçınla beslenmiştir. Bir ayın sonunda farelerin öğrenme ve hafıza yeteneklerinde inanılmaz bir gelişme olmuştur. Fakat tarçının öğrenme yeteneği iyi olan fareler üzerinde daha fazla geliştirici bir etkisi gözlenmemiştir.

Pahan “ Öğrenme düzeyleri farklılıkları tüm dünyada bir eğitim sorunudur. Eğer tarçının bu etkisi ilerleyen deneylerle de kanıtlanırsa, bu öğrenme yeteneği zayıf öğrenciler için umut verici bir ışık olacaktır.” diye belirtmiştir.

Parkinson Hastalığına Da İyi Gelir !

Daha önceki çalışmalarda tarçının Parkinsonlu farelerin, hastalığın beyindeki etkileri tersine çevirdiği araştırmalarla bulunmuştu. Öğrenmeye etkisinin araştırıldığı çalışmada ise iki tür (Seylon ve Çin) tarçının etkilerinin en iyi düzeyde olduğu bulunmuş.Fakat Seylon türünün Çin türüne göre daha etkili olduğu da veriler arasında.

Tekrar eden çalışmalarla tarçının böyle bir etkisi olup olmadığı bir netlik kazanacaktır. Yıllardır mutfaklarımızda duran tarçının böylesi bir etkisi olması daha doğrusu bugüne kadar etkisinin keşfedilememesi garip ama aynı performansı karabiber ve kekikten de bekliyoruz . Bu arada tarçını siz yine de kaşıkla yemeye kalmayın Cinnamon Challange adıyla yapılan bir süre sosyal medyada dönmüş iddaa için insanlar pek hoş şeyler yaşamamışa benziyor ?

 

Kaynak:

  • Psikolezyum
  • Khushbu K. Modi, Suresh B. Rangasamy, Sridevi Dasarathi, Avik Roy, Kalipada Pahan. Cinnamon Converts Poor Learning Mice to Good Learners: Implications for Memory Improvement. Journal of Neuroimmune Pharmacology, 2016; DOI: 10.1007/s11481-016-9693-6

Bağlantılı Hatırlatıcıların ve Ayırt Edici İpuçlarının Görev Tamamlamayı Geliştirmedeki Rolü

Günlük hayatımızda, elektrik faturasını ödemek veya çamaşırları kurutucudan almak gibi tamamlamak isteyip sonra unuttuğumuz birçok görevle karşılaşırız. Mayıs 2024’te Psychological Science dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, bu tür günlük görevleri bize doğru yer ve zamanda hatırlatan ayırt edici ipuçlarıyla ilişkilendirmek, bunları tamamlama becerimizi önemli ölçüde artırabilir.

“Bağlantılı hatırlatıcılar” terimi, belirli ipuçları veya bağlamlarla doğrudan ilişkili hatırlatıcıları ifade eder. “Hatırlatma”nın kökeni Eski Fransızca “remembrer” ve Latince “rememorari” kelimelerine dayanır ve akla getirmek veya hatırlamak anlamına gelir.

Yirminci yüzyılın ortalarında yapılan ilk araştırmalar, çevresel ipuçlarının hafızanın hatırlanmasını nasıl tetikleyebileceğine ve belirli eylemleri nasıl harekete geçirebileceğine odaklanmıştır. Bu temel çalışma, ayırt edici, bağlama özgü ipuçlarının günlük senaryolarda görev performansını nasıl artırabileceğine dair daha incelikli çalışmalara zemin hazırlamıştır.

Son yıllarda Harvard Kennedy School’dan psikolog Todd Rogers ve Pennsylvania Üniversitesi’nden Katherine Milkman bu alana önemli katkılarda bulundu. Tam olarak ihtiyaç duyuldukları zaman ve yerde ortaya çıkan ayırt edici ipuçları olan “bağlantılı hatırlatıcıların” görevleri tamamlamayı hatırlamak için güçlü bir araç olabileceğini varsaydılar. Çalışmaları, bu hatırlatıcıların insan zihni dışında herhangi bir teknolojiye dayanmadığını ve oldukça etkili olduğunu göstermiştir.

Deneylerinden biri, bir saat süren bir bilgisayar görevini tamamlayan 87 katılımcıyı içeriyordu. Katılımcılara, katılım ücretlerine ek olarak kendi adlarına bir aşevine 1 dolar bağışta bulunabilecekleri söylenmiştir. Ancak bağışı tamamlamak için ücretlerini aldıklarında bir ataç da satın almaları gerekiyordu. Bazı katılımcılara tezgahın üzerindeki küçük bir fil heykelciğinin kendilerine ataç almalarını hatırlatacağı söylenirken, diğerlerine katılımları için sadece teşekkür edildi. Sonuçlar çarpıcıydı: hatırlatıcı olarak fil heykelciği olan öğrencilerin %74’ü ataç alırken, ipucu olmayanların sadece %42’si ataç aldı (Rogers & Milkman, 2024).

Bu bulgular, 1950’lerde ve 1960’larda önerilen çevresel ipuçlarına ilişkin önceki teorilerle uyumludur. Atkinson ve Shiffrin gibi öncü bilişsel psikologlar, çevresel uyaranların hafıza ve eylem için nasıl tetikleyici olabileceğini araştırmışlardır. Onların çalışmaları, özellikle de önerdikleri insan hafıza kontrol süreçleri sistemi, işarete bağlı hafızanın arkasındaki mekanizmaların anlaşılmasına zemin hazırlamıştır (Atkinson & Shiffrin, 1968).

Bağlam ve ipuçlarının ayırt ediciliğinin hafıza hatırlama ve görev performansını etkilediği fikri 1970’ler ve 1980’lerde daha da geliştirilmiştir. Tulving ve Thomson gibi araştırmacılar, kodlama sırasında mevcut olan ipuçlarının geri getirme sırasında da mevcut olması durumunda bellek geri getirmenin en etkili olduğunu öne süren kodlama özgüllüğü ilkesini önermişlerdir (Tulving ve Thomson, 1973). Bu ilke, hatırlatıcıların etkili olabilmesi için belirli bağlamlarla eşleştirilmesinin önemini vurgular.

Son gelişmeler, ayırt edici ipuçlarının pratik uygulamalarını keşfetmeye devam etmiştir. Rogers ve Milkman, katılımcıların bir anket sayfasındaki belirli bir soruyu seçerek bir hayır kurumunu destekleyebilecekleri çevrimiçi bir çalışma yürütmüştür. Sayfa, doğru cevabı seçmelerini hatırlatan bir ipucu içeriyordu. Elde ettikleri sonuçlar, ayırt edilebilir ipuçlarının ortamdaki diğer ipuçlarından daha etkili olduğunu göstermiştir. Örneğin, Toy Story filmlerinden bir uzaylının fotoğrafı, çeşitli ilanlar ve motivasyonel ipuçlarıyla çevrili olduğunda yazılı bir ipucundan daha etkili olmuştur (Rogers & Milkman, 2023).

Diğer deneyler, bağlantılı hatırlatıcıların gerçek dünya ortamlarındaki pratik faydalarını göstermiştir. Bir kahve dükkanındaki müşterileri kapsayan bir çalışmada, 500 müşteriye iki gün boyunca geçerli olacak kuponlar verilmiştir. Yalnızca bazı müşterilere, kasiyerin yanındaki doldurulmuş bir uzaylı oyuncağın kuponlarını kullanmalarını hatırlatacağı söylenmiştir. Bu ipucunu alan müşterilerin %24’ü kuponlarını kullanırken, ipucu almayanların sadece %17’si kullanmış ve kupon kullanımında %40’lık bir artış sağlanmıştır (Rogers & Milkman, 2023).

Bununla birlikte, bu ipuçlarının etkinliği, ayırt ediciliklerine ve bireyin hafıza sınırlarını tanımasına da bağlıdır. Toplam 605 katılımcının yer aldığı çevrimiçi bir çalışma, insanların genellikle kendi hafızalarının sınırlarını tahmin edemediklerini, dolayısıyla işaretli hatırlatıcıları kullanmamayı tercih ederek potansiyel kazanımları kaçırdıklarını ortaya koymuştur.

Özetle, Rogers ve Milkman tarafından yapılan araştırma, bağlantılı hatırlatıcıların, bireylerin aksi takdirde unutabilecekleri çeşitli görevleri tamamlamalarına yardımcı olmak için maliyetsiz ve düşük çabalı bir strateji sunduğunu göstermektedir. Bu bağlantılı hatırlatıcıların tıbbi veya sağlıkla ilgili diğer rejimlere uyumu artırıp artıramayacağını belirlemek için çalışmalarını ilerletmeyi amaçlamaktadırlar.


İleri Okuma:

  • T. Rogers et al, (2016). Reminders Through Association, Psychological Science DOI: 10.1177/0956797616643071
  • Rogers, T., & Milkman, K. (2024). Increasing task completion through linked reminders and distinctive cues. Psychological Science, 35(5), 567-576.
  • Atkinson, R. C., & Shiffrin, R. M. (1968). Human memory: A proposed system and its control processes. The Psychology of Learning and Motivation, 2, 89-195.
  • Tulving, E., & Thomson, D. M. (1973). Encoding specificity and retrieval processes in episodic memory. Psychological Review, 80(5), 352-373.
  • Rogers, T., & Milkman, K. (2023). Enhancing task completion through distinctive cues: Evidence from field experiments. Journal of Behavioral Decision Making, 36(1), 23-34.
  • Milkman, K., & Rogers, T. (2023). The effectiveness of context-specific reminders in daily tasks. Journal of Experimental Psychology: Applied, 29(2), 120-133.

Hafıza, Hücrelerde Depolanıyor Olabilir Mi?

Hafıza bir kere yitirilirse geri kazanılabilir mi? Birçok araştırma ve araştırmacı bu soruya “evet” cevabını veriyor. eLife dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre bunun sırrı hücrenin çekirdeğinde saklı. Araştırmaya göre yeni anılar oluşturmak da mümkün.

Sinir bilimciler arasında kabul edilen teoriye göre hafıza iki sinir hücresi arasındaki sinapslarda (sinir hücreleri arasındaki boşluğun adı) tutuluyor. Eğer sinir hücrelerine veya sinapslara zarar gelirse de hafıza kaybediliyor.
Yeni haber ise California Üniversitesi’nde deniz salyangozları ile çalışan bir grup araştırmacıdan geldi. Ekip deniz salyangozlarından elde ettikleri sinir hücrelerine serotonin vererek, yeni sinapslar kurmalarını sağladı. Ayrıca bu yöntem, salyangozların uzun süreli hafızayı oluşturmasının doğal yoluydu. Ardından hafıza oluşumuna katkıda bulunduğu düşünülen enzimin işleyişini durduran bilim insanları sinir hücrelerini 48 saat sonra inceledi ve sinaps sayısının başlangıç ile aynı olduğu gördü. Şaşırtıcı olan ise, oluşan sinapslardan bazılarının baştakinden farklı olması, yani yeni oluşmuş olmalarıydı. Yani başlangıçtaki sinaps sayısını önceki sinapslar ve yeni oluşan sinapslar oluşturuyordu.
Şaşırtıcı çünkü, araştırma yeni bir hipotezi ortaya atıyor: Sinir hücreleri, kaç tane sinaps oluşturmaları gerektiğini biliyor! Ayrıca ekip, yaşayan bir deniz salyangozu üzerinde benzer bir deney yaparak, canlının uzun süreli hafızasını yok edip tekrar, çok ufak bir müdahale ile, oluşturmayı başardı. 
UCLA’dan nörolog David Glanzman sinapsları konser veren bir piyanistin parmaklarına benzetiyor. Eğer Chopin parmaklarını kaybetseydi bile, bestelerinin nasıl çalınacağını bilirdi. Glanzman fikrin radikal olduğunu ve asla reddedemeyeceğini söylüyor ve ekliyor, “Hafıza sinapslarda saklanmıyor!”
SUNY Downstate Tıp Merkezi’nden nörolog Todd Sactor da sonuçların ilginç olduğunu söylüyor, eski tahminlerin hafızanın sinapslarda saklandığını söylediğini hatırlatıyor. Diğer hafıza uzmanları araştırmaya ilgi duyuyor ancak sonuçlara şüpheyle yaklaşıyorlar. Hücreler kaç tane sinaps kurmaları gerektiğini biliyor olabilirler ancak hangi sinapsı nerede kuracaklarını ve hangisini daha sağlam kuracaklarını nasıl bilebildikleri pek net değil.
Kaynak:
  • Scientific American
  • Shanping Chen, Diancai Cai, Kaycey Pearce, Philip Y-W Sun, Adam C Roberts, and David L Glanzman Reinstatement of long-term memory following erasure of its behavioral and synaptic expression in Aplysia eLife. 2014; 3: e03896.Published online 2014 Nov 17.  doi:  10.7554/eLife.03896

Lazer İle Anıyı Geri Getirmek

5x_brain-plaques-ad-mouse

Hafıza kaybı Alzheimer hastalığının en tehlikeli sonuçlarında bir tanesi. Ancak bunun sebebinin yeni anıları kaydetme yeteneğinin kaybı mı yoksa, kayıtlı anıların hatırlama yetisinin bir kaybı mı henüz bilinmiyor. Bildiğimiz şey ise, hafızayı belirli yöntemler kullanarak geri getirebileceğimiz. Bilim insanları bunun üzerine de kafa yoruyor ve bir grup araştırmacı bunu lazer kullanarak gerçekleştirdi. Alzheimer’ın erken döneminde olan fareler üzerinde yapılan bu deneyin olumlu sonuç vermesi, birçok Alzheimer maduruna umut ışığı olacak gibi duruyor.

Ekip 3 farklı fare tipi üzerinde çalıştı. Üçünün de özelliği genetik olarak Alzheimer hastalığından muzdarip olmaları ve hafıza testlerinde başarısız olmaları. Farelerin hafıza ile ilişkilendirilen beyin bölgelerindeki hücreleri lazer ile uyaran bilim insanları, bu farelerin deney sonrasındaki hafıza testlerinde başarılı olduğunu gözlemledi. Lazer sayesinde hafızada geri kazanım gerçekleşmişti. Deneyin en dikkat çeken kısmı, Alzheimer’lı farelerin beyninde aslında anıların oluştuğunu göstermesi. Ancak hastalık nedeni ile oluşturulan anılara erişim engelleniyor. Ancak belirmekte fayda var, bu hastalık aynı zamanda uzun süreli hafızayı da etkiliyor. Deneyin ardından uygulanan test kısa süreli hafızayı test ediyor sadece.

Deney henüz insanlarda denenmedi, ancak bir zararı varmış gibi durmuyor. Alzheimer’a karşı olan savaşımızda kullanabileceğimiz en güçlü silahlarımızdan birisi olabilir. Çünkü, Alzheimer hastalarının en büyük problemi, hastalık esnasında yaşadıkları hafıza kaybı durumu.

Kaynak:
  • Popsci
  • Dheeraj S. Roy, Autumn Arons, Teryn I. Mitchell, Michele Pignatelli, Tomás J. Ryan & Susumu Tonegawa, Memory retrieval by activating engram cells in mouse models of early Alzheimer’s disease Nature 508 | NATURE | VOL 531 | 24 MARCH 2016 doi:10.1038/nature17172