Beyin Uykuda Problem Çözüyor

Hiç gece boyunca uğraştığınız bir Candy Crush oyununu ya da Sudoku bulmacasını sabah saatlerinde kolaylıkla yapabildiğiniz oldu mu? Bunun nedeni, uyuyarak zaman geçirmeyi seven kişileri oldukça memnun edecek.

Şimdiye kadar, uykunun insanların kaslarını ve düşüncelerini etkili biçimde çalışmalarını sağlayan bir durma süresi, yani vücudun toparlanma dönemi olduğunu düşündük. Ancak, Padraic Monaghan ve meslektaşlarının çalışması, uykunun aktif bir işlevinin de söz konusu olduğunu iddia ediyor. Aristo’ya kadar geri gidecek olursak, insanların uykuda zihin etkileşimini arttırdığı eskiden beri söz konusu olan bir iddiaydı. Mem Cognit’te yayımlanan çalışmayla ortaya çıkan şey ise, uykunun bir dinlenme sürecinden çok aktif bir dönem olduğu.

Uykunun insanların günlük hayatında derin etkileri olduğunu bilinen bir gerçektir. Uyku hafızayı güçlendirir, hali hazırda bildiklerimizi de yeni bilgilerle pekiştirmeye yardımcı olur. Aynı zamanda, var olan bilgilerin kalitesini de değiştirir böylece uykudan önceki deneyimler daha net bir şekilde beyne yerleşir. Ve biz, karar ve yargıda bulunurken, arka plandaki yanıltıcı bilgileri daha kolay eleriz.

Ancak uykunun problem çözme üzerinde de olumlu bir etkisi olduğu ortaya çıktı. İnsanların gece saatlerinde ilham kazanması oldukça yaygın görülen bir durum. Hatta gecenin bir saatinde kalkıp hayat memat meselesi olan ya da oldukça önemsiz bir problemi çözebilirsiniz bile. Bu çalışma, bu sezgilerin kesinlikle doğru çıktığını iddia ediyor.

Bu konuyu derinlemesine araştırmak için yapılan çalışmada, gönüllülere 3 kelimeden oluşan bir dizi problem verildi. Görev, bu 3 kelimeyle bağlantılı olan bir başka kelimeyi bulmaktı. Örnek olarak; İsviçre, bağ evi ve pasta (cevap makalenin sonundadır.) Soruların yarısı kolay, diğer yarısı ise zor olarak hazırlandı.

Uyumuş olan gönüllü grubu (“sleep”) soruları öncelikle gece gördü ve ertesi sabah soruları tekrar çözmeyi denedi. Uyanık olan grup (“wake”) ise soruları öncelikle sabah görüp aynı günün akşamı soruları bir kez daha çözmeyi denedi. Ayrıca gündüz ya da akşam saatlerinde problemleri çözen, ekstra bazı gruplar da çalışmada yer almıştır. Bunun nedeni günün saatinin çalışmadan etkilenmemesini sağlanmasıdır. Kolay problemlerde, uyanık grubun biraz daha etkili olduğu gözlenmiş, zor sorularda ise, uyumuş grubun cevaplarını önemli ölçüde düzelttiği görüldü.

Parlak fikirler

Böyle kelime sorularının çözümü oldukça kolay görünüyor. Bu yüzden, deneyin ardından şu sorular önem kazandı: Uyku daha karmaşık soruların da çözülebilmesini sağlar mı? Ve bu durum uyku hafızayı güçlendirdiği için mi gerçekleşir? Soruların cevabı eski ve yeni bilgilerin adaptasyonundan geçiyor. İyi karar verme ve problem çözmedeki anahtar beceri, bir problemin çözümünü başka bir probleme adapte edebilme yeteneğidir.

Bunun basit bir örneği olarak 8 + 4 = ? sorusu veriliyor. 5 + 3 = ? ve 2 + 7 = ? de benzer çözüm stratejileri gerektirir. İnsanlar bir kere aradaki bağlantıyı fark ettiler mi, genellikle cevap bariz hale gelmekte. Öğrendiğiniz şeyleri benzer sorunlarda uygulayamadığınızı bir düşünün, hayat ne kadar da zor olurdu. Ancak yine de insanların benzer çözümler uygulama alanında kötü bir ünü var.

Daha yeni bir çalışmada, insanlara birbiriyle alakalı iki dizi soru soruldu. Gece uyumuş olanlar iki soru dizisinin çözümünde, soruları gün boyunca çözmeye çalışanlardan daha başarılı oldular. Enteresan bir şekilde, bu durum katılımcıların kendilerini daha iyi hissetmelerinden, soruları hatırlamalarından ya da problemlerin birbiriyle ilişkisini kurabilmelerinden kaynaklanmıyordu. Bunlar yerine, gelişmenin, uyku esnasında problemin bilgisinin yeniden yapılanması aşaması sayesinde gerçekleştiği gözlendi.

Binlerce yıl sonra geliştirilmiş olsalar da, beyindeki uyku sürecinin nörofizyolojik etkileri üzerine olan modern teorilerin, Aristoteles’ın görüşüyle şaşırtıcı derecede tutarlı olduğu ortaya çıkarıldı. Öne çıkan yeni bir çalışma, uykunun hipokampus –beynin günlük deneyimleri kodladığı bölge– ve neokorteks – uzun dönem deneyimlerinin depolandığı bölge – arasındaki bilgi aktarımını sağladığını göstermektedir. Eğer çözümleri etkili bir şekilde düşüncelerimizdeki geçmiş sorunların kapsamına alabilirsek, yeni sorunları çözmek için de daha donanımlı hale gelmiş oluruz.

Bu araştırma bize sorunları çözmek için günden güne gelişim yaklaşımıyla rehberlik etmektedir. Eğer zor bir probleminiz varsa, gece onu bir kenara koyun ve sabah tekrar üzerine düşünün. Hali hazırda karmaşık bir karar aldıysanız bile, onu yeniden değerlendirin. Ertesi gün ulaşabileceğiniz en iyi sonuçlara varırsınız. Artık bu bilimsel bir şekilde destekleniyor.

Hala merak edenler için sorunun cevabı “peynir.”

 


Kaynak:

  • Bilimfili,
  • Padraic Monaghan “How We Showed ‘Sleeping On It’ Really Is The Best Way To Solve A Problem,”
    http://www.iflscience.com/brain/how-we-showed-sleeping-it-really-best-way-solve-problem
  • Sio UN, Monaghan P, Ormerod T. Sleep on it, but only if it is difficult: effects of sleep on problem solving. Mem Cognit. 2013 Feb;41(2):159-66. doi: 10.3758/s13421-012-0256-7.
  • Monaghan P, Sio UN, Lau SW, Woo HK, Linkenauger SA, Ormerod TC. Sleep promotes analogical transfer in problem solving. Cognition. 2015 Oct;143:25-30. doi: 10.1016/j.cognition.2015.06.005. Epub 2015 Jun 23.
  • Susanne Diekelmann & Jan Born The memory function of sleep Nature Reviews Neuroscience 11, 114-126 (February 2010) | doi:10.1038/nrn2762

Yetişkin Beynindeki Yeni Nöron Oluşumları Çevreye Adaptasyon Sağlıyor

 İnsan beyninin yetişkinlikte de yeni nöronlar üretmeye devam edebilmesi sinirbilimin temel dogmalarını yerle bir etti ama bu nöronların davranış ve bilişsel alandaki görevleri henüz bilinmiyor. Daha önce Ekim ayında Trends in Cognitive Sciences ‘da yayımlanan çalışmada yetişkin hipokampüslerinde (beynin öğrenme ve hafıza ile ilgili en çok aktiviteye sahip bölgesi ) yeni nöron oluşumlarının gözlendiği bildirilmişti.

 Araştırmacılar bu tip yeni nöron oluşumunun, hayvan türlerinde çevreye , çevredeki değişimlere ve adaptasyonüzerine nasıl yardımcı olduğunu tartışmaya devam ediyorlar. Bu fikirleri test etmek için mümkün olduğunca doğal deneyler dizayn edildi, laboratuar kemirgenleri daha doğal ve sosyal ortamlarına benzer kurgular içinde gözlemlendi. Burada amaç sosyal statünün yeni nöron yapımını nasıl etkilediğini gözlemlemekti.

Yeni nöronlar hipokampüsü muhtemel çevresel değişikliklere adapte etmeye yarıyor. Spesifik olarak ödül ve stress mekanizmalarıyla ilgili deneyler bireyin beynini optimize etmesini sağlıyor. Yine de adaptif önemin anlaşılması için daha doğala özdeş deney dizaynları gerekli bir adım olarak görülüyor.

Son yıllarda, her geçen gün daha da kesinleşen bir bilgi var  ki ; memeli beyni değişen çevresel şartlardan son derece etkilenmektedir. Stres yaratıcı günlük tecrübeler, hipokampüs bölgesinde oluşan yeni nöron sayısını son derece azaltıyor. Aksine, ödül mekanizmasını harekete geçiren tecrübeler ile (fiziksel egzersiz, çiftleşme, sosyal paylaşım) yeni hipokampüs nöronlarının oluşumunu dramatik oranda artırıyor.

Yetişkinlikte yeni nöronların oluşması çok önemli davranışsal ve bilişsel sonuçlar ortaya çıkarabilir. Strese bağlı yeni nöron oluşumunun azalması, hipokampüse üzeri bilişsel aktivite (obje hafızası, uzamsal yön bulma ve öğrenme gibi) yapılmamasına bağlanıyor. Stres sebebi olan yaşantıların hipokampüse bağlı anksiyete davranışlarını artırdığı da biliniyor. Buna karşın ödül mekanizmaları anksiyete davranışlarını da düşürüyor ki bu da bilişsel görevlerin başarısına bağlanıyor.

Nöronların adaptif önemi konusunda bir anlaşmazlık olsa da , bilimciler günlük aktivitenin beyni değiştirdiğinekanaat getiriyor. Geleceği kestirmenin en iyi yolu geçmişe bakmak olduğu için stres yaratıcı bir ortamda adaptasyon stres ile modellenmiş bir beyinden anlaşılabiliyor.

Gel gelelim, bu yöndeki stres üzerinden yapılan deneyler ödül deneylerinden çok daha az olduğu için, sistem yanlış adaptasyon sonuçları , şiddeti ve sıklığı ortaya çıkarabiliyor.

Genel olarak tüm çalışmalar kurulmuş laboratuvar ortamlarında yapıldığından gerçek dünyadaki iz düşümler kestirilemiyordu. Açık izlenebilir bir oyuklar sistemi kullanmak ve içine açık alanlar geçitler ve tüpler kurmak, araştırmacılar için baskınlık hiyerarşisini gözlemleyebilecekleri doğal bir ortam yaratılmasını sağladı. Burada sıçanların doğal ortamlarındaki stres, ödül mekanizmaları ve gerçek sosyallik durumları kolaylıkla ve doğal olarak ortaya çıktı.

Daha doğal ve gerçekçi dizaynlar ile dominant yetişkinlerde , ortalama erkek sıçanlara oranla daha fazla yeni nöron üretimi olduğu görüldü. Kompleks sosyal etkileşimleri, bireysel farkları maksimum düzeyde ölçmeyi sağlayacak set uplardan laboratuvar hayvanlarını alıp, insanları bu alana koymak deneyleri ve algımızı bir adım öteye taşıyacaktır.

 

Referans     :

  1. Bilimfili,
  2. Maya Opendak, Elizabeth Gould. Adult neurogenesis: a substrate for experience-dependent change. Trends in Cognitive Sciences, 2015; DOI:10.1016/j.tics.2015.01.001

Gençlerde ve Yaşlılarda Beyin Dalgaları Farklılık Gösteriyor

Bilişsel psikologlar yaşlanan beyinlerin veya daha uygun biçimde yaşlı insanların beyinlerinin, gençlere göre farklı şekilde işlediğine dair yeni bulgular elde etti. Hafızaya dayalı bir testte bu farkı gözlemleyen bilimciler, yaşa bağlı bilişsel performans azalmasına ve tedavisine yönelik çıkarımlar yapılabileceğini belirtiyor.

Ocak ayında Neurobiology of Learning and Memory‘de yayımlanan çalışma Rotman Research Institute tarafından yürütüldü ve araştırmada hafıza taskı gerçekleştiren genç ve yaşlı  beyinlerinin farklı beyin dalgası paternleri gösterdiği gözlemlendi.

Beyinlerimizi vücudumuzdaki diğer organlar gibi yaşlandıkça değiştiği, bir miktar işlev bozukluğu yaşadığı bilinse de, yaşlılıkta da eski anıları tekrar nasıl hatırladığımız veya yeni anıları nasıl oluşturduğumuz konusu gizemini korumaya devam ediyor. Araştırmanın bulguları beyin aktivitesi açısından jenerasyonlar arası farkı direkt bir biçiminde ortaya çıkarması bakımından tek olma özelliği taşıyor. Bu temel farklılıkları şema halinde inceledikçe, bilimciler kognitif yetenek azalması problemlerini teşhis, öngörme ve tedavi için yeni yollar keşfedebilecekler.

Bulgular; beynin ;hipokampus da dahil olmak üzere öğrenme ve hafıza ile ilgili olan; çok kilit bölgelerindeki ritmik aktivitenin yaşlılık ile değiştiğini ve yaş ilerledikçe dereceli biçimde bu değişimin artış gösterdiğini açığa çıkarıyor. (Bu beyin bölgelerine beyin kabuğu -korteks- ve neokorteks de dahil)

Beynin anatomisini ve yapısal oluşumunu ölçümleyen MRI ile beynin elektrik aktivitesi ile oluşan manyetik alanı ölçen manyetoensefalografi (MEG) teknikleri kullanılan çalışmada 24.8 yaş ortalamasına sahip genç grup ile 65.9 yaş ortalamasına sahip yaşlı grup arasındaki potansiyel ‘yaşa-bağlı’ farklılıklar incelendi.

Beynimiz elektriksel sinyalleri iletişim yöntemi olarak kullanan 100 milyar nörondan -sinir hücresi-nden oluşmuştur. Sinyaller bir hücreden diğerine geçerken frekans olarak gözlemlenen ritmik düzenler ortaya çıkarırlar ve biz de bu oluşumu ‘beyin dalgaları’ olarak biliriz.

Geçmiş çalışmalarda daha yavaş hızda hareket eden beyin dalgalarının hafıza işlevi için ve görece hızlı dalgaların ise dikkat ögesi için önem arz ettiği tespit edilmişti. Bugüne kadar birçok çalışmada hafıza işlemleme ve hatırlama süreçlerinin beyin dalgaları incelenmiş olmasına karşılık genç ve yetişkinlerde bu noktadaki farklılıklar detaylı biçimde araştırılmamıştı.

Grup içi (gençler ve yaşlılar) hafıza görevi başarısı çok ciddi farklılıklar göstermese de, genç yetişkinlerin grubunda hafıza tutarlılıklarının göstergesi olarak teta (yavaş beyin dalgaları) yoğunluğu gözlemlendi. Buna karşılık yaşlılarda -gençlerde gözlemlenmeyen- alfa titreşimi (görece daha hızlı beyin dalgaları) yoğunluğu gözlemlendi.

Gruplar arasında da hafıza başarıları arasında gözle görülür farklar olmamasına rağmen, ortaya çıkan beyin dalgaları görüngüleri birbirinden büyük ölçüde farklıydı. MRI görüntüleri ile yapısal farklılıkların da minimum düzeyde olduğunun gözlemlenmesi, beyin dalgaları aracılığıyla genç ve yetişkin beyinlerinde aktivite paternlerinin biribirinden hatırı sayılır biçimde farklı olduğu sonucunu ortaya çıkardı.


Kaynak :

  1. Bilimfili,
  2.  Renante Rondina, Rosanna K. Olsen, Douglas A. McQuiggan, Zainab Fatima, Lingqian Li, Esther Oziel, Jed A. Meltzer, Jennifer D. Ryan. Age-related changes to oscillatory dynamics in hippocampal and neocortical networks. Neurobiology of Learning and Memory, 2015; DOI: 10.1016/j.nlm.2015.11.017

Yoksulluk Çocukların Beyinlerine Zarar Veriyor

Yapılan araştırmaya değinmeden önce önemli olduğunu düşündüğümüz birkaç veriyi sizinle paylaşmak istiyoruz.
Gelir dağılımındaki eşitsizlik küresel düzeyde giderek artarken, The Guardian ‘ın haberini yaptığı bir araştırmayagöre dünyada her yıl 2.6 milyon çocuk gıda yetersizliğinden hayatını kaybediyor. Her dört çocuktan biri gıdasızlıktan kaynaklı olarak gelişemiyor. Açlıktan dolayı gelişemeyen çocukların %80’i ise dünyanın en fakir 20 ülkesinde yaşıyor. Öte yandan OECD’nin Eşitsizlik ve Büyüme konulu Aralık 2014 raporunda, gelir eşitsizliğinin dünya çapında artmasıyla endişelerin de çoğaldığı söyleniyor. Rapora göre en zengin yüzde 10’luk dilim ile en yoksul yüzde 10’luk dilim arasındaki uçurum son 30 yılın en yüksek seviyesine ulaşmış durumda.

Gelişmiş bir kapitalist sisteme sahip olan ABD’de, endişe verici bir biçimde, çocukların %22 gibi büyük bir çoğunluğu yoksulluk içerisinde yaşıyor. Araştırmalar bu durumun; beyin gelişimi, duygusal sağlık ve akademik başarı gibi ölçekler üzerinde uzun vadeli olumsuz etkiler bırakabileceğini gösteriyor. 20 Temmuz’da JAMA Pediatrics ‘de yayımlanan yeni bir çalışma; yoksulluk içerisinde büyümenin beyinde hasara sebep olduğuna dair güçlü ve etkin deliller sağlıyor.

Washington University School of Medicine ‘dan çocuk psikiyatristi Joan L. Luby; yoksulluk içerisindeki çocuklara erken dönemde besleyici bir ortamın sağlanmasının önemli önceliklerden birisi olması gerektiğini söylüyor.

Yoksulluk içerisinde yaşayan küçük yaştaki çocuklar üzerine yapılan çalışmada, Luby ve arkadaşları, beyin yapısında meydana gelen ve depresyon, öğrenme güçlükleri ve stresle başa çıkabilme yetisindeki sınırlılıklar gibi hayat boyu devam edebilecek problemlere yol açabilen değişimleri belirlediler.

Öte yandan; çalışma, besleyici olan ebeveynlerin çocukların beyin anatomilerinde meydana gelen bazı olumsuz etkileri dengeleyebileceklerini gösteriyor. Elde edilen bulgular; ebeveynlerin –özellikle de yoksulluk sınırı altına yaşayanların– beslenme becerilerine dair eğitiminin çocukların bir ömür boyu faydasına olabileceğini ortaya koyuyor.

Araştırma; yoksulluğun gelişen bir beyin üzerindeki –özellikle de hipokampus üzerindeki– etkilerinin çarpıcı bir biçimde ebeveynlikten ve çocukların yaşadığı stresten etkilendiğini gösteriyor.

University of Wisconsin-Madison ‘dan araştırmacıların yaptığı ve JAMA Pediatrics ‘de yayımlanan çalışmada ise; yoksul çocukların düzensiz beyin gelişimine ve düşük standart test sonuçlarına sahip oldukları bulgusuna ulaşıldı. Yaklaşık %20 olduğu tahmin edilen bir farkla elde edilen başarı; beynin frontal ve temporal loblarındaki yavaş gelişimle açıklanıyor.


Araştırma Referansları:

  1. Bilimfili,
  2. Seth D. Pollak, PhD et al. Poverty’s most insidious damage: The developing brain. JAMA Pediatrics, July 2015 DOI:10.1001/jamapediatrics.2015.1475
  3. Joan L. Luby, MD. Poverty’s Most Insidious Damage: The Developing Brain. JAMA Pediatrics, July 2015 DOI:10.1001/jamapediatrics.2015.1682

Senkronize Beyin Dalgaları Hafızaları Birleştiriyor

İnsanlar farklı hafızaların bilgilerini birleştirmekte ve indirek ilişkilerden veya bağıntılardan çıkarım yapmakta ciddi yeteneklere sahiptir. Bu önemli fonksiyonu beyinlerimiz nasıl destekliyor olabilir? Radboud University’ye ait Donders Institute’ten sinirbilimciler yeni bir araştırma ile ritmik beyin dalgalarının yani ‘teta salınımları’nın hafızanın toparlanmasına destek veren beyin bölgelerini birbirine bağladığını ve senkronize ettiğini gösterdi. Sonuçlar Current Biology dergisinde yayımlandı.

Beyindeki aktivite sabit olarak düşük veya yüksek değildir, bunun yerine gelip giden uyarıların dalgaları olarak artma ve azalma gösterir. Teta gibi belli bir tip dalga için, aktivite saniyede bir kaç defa gel-git gerçekleştirir. Araştırmanın yazılarından Christian Doeller : ” Daha önceki çalışmalarımızdan bildiğimiz üzere teta ritimleri hafıza için çok önemli. Ayrıca anılarımızı, hafızamızı birleştirirken temporal ve frontal beyin bölgeleri etkileşime giriyor. Araştırmada bu iki gözlemi birleştirerek, teta salınımlarının hafıza birleşimi için hayati derecede önemli olduğu sonucunu çıkarıyoruz. ”

Konu ile ilgili bir problem var: sağlıklı bireylerde beyin salınımları ancak beynin dışından ölçülebiliyor. Bu durum da, beynin derinlerinde gömülü olan – hipokampus gibi hafıza için kilit rol oynayan bölgeler de dahil- bölgelerden gelen sinyallerin ölçümlerinin karmaşıklaşmasına sebep oluyor.

Araştırmanın liderlerinden Alexander Backus’un açıklaması ise şöyle : ” Salınım gerçekleştiren sinyalleri yeniden yapılandırabilmek ve bu şekliyle inceleyebilmek için gelişmiş kompütasyonel teknikler kullanmamız gerekiyordu. Bu hipokampal sinyalleri kullanarak bireylerin iki ayrı hafızayı ilişkilendirmeye çalıştıklarında teta salınım sayısının artışını gözlemleyebildik.”

Buna ek olarak araştırmacılar hipokampustan gelen teta salınımlarının mediyal prefrontal korteksten gelenler ile senkronize olduğunu keşfetti. mPFC kısaltması ile tanınan bu bölgenin bilgi ağlarının kaydedilmesi sürecine dahil olduğu biliniyor.

Backus’a göre aralarında mesafe bulunan beyin bölgeleri birbirlerinin teta dalgalarına senkronize olarak iletişim kurabilir ve böylelikle daha önce kaydedilen hafızalardaki bilgileri birleştirebilirler. Bulgular hafıza birleştirme ile ilişkili olan bir takım hastalıklar için ciddi önem taşıyor. Örneğin travma sonrası stress bozukluğunda, geçmiş travmatik olaya dair anılar günlük hayat koşulları ve durumları ile – elbetteki yanlış olarak – ilişkilendirilir. Burada yapılan araştırmalar gibi daha detaylı ve ileri incelemeler ile bu tip durum ve hastalıkların moleküler seviyedeki şemalarına ve dolayısıyla rahatsızlıklara dair daha iyi anlayış geliştirebileceğiz.

Doeller’e göre, araştırmanın kilit gözlemleri daha yüksek bilişsel fonksiyonlara dair kavrayışımız üzerinde de büyük etkilere sahip : ” Farklı anılardan ve hafızalardan bilgileri kombine edebilme yeteneği geçmiş deneyimlerimize dayanarak kararlar almamızın da arkasında yatan temel sebeptir.”


Kaynak :

  1. Bilimfili,
  2. Alexander R. Backus, Jan-Mathijs Schoffelen, Szabolcs Szebényi, Simon Hanslmayr, Christian F. Doeller.Hippocampal-Prefrontal Theta Oscillations Support Memory Integration. Current Biology, 2016; DOI: 10.1016/j.cub.2015.12.048

Hafıza ve Hipokampus İlişkisinde Yeni Bir Teori

Kompütasyonel sinirbilimci Yrd. Doç. Mallar Chakravarty ve Centre for Addiction and Mental Health (CAMH)’den araştırmacılar yıllardır doğru olduğu düşünülen; daha büyük hipokampusün daha gelişmiş hafızaya ve daha gelişmiş hafıza fonksiyonlarına yol açtığı hipotezine meydan okuyan yeni bir bulguyu yayımladılar.

Beyindeki hafıza devresinin en önemli parçası olan hipokampusün büyüklüğü, tek bir metot ile ölçülerek hafıza devresi ve bağlantıları arasında kapladığı alan ve çalışma yüzdesi incelenmişti. Ancak bir çok tipik hipokampus araştırmasında olduğu gibi bunda da şekli gözardı edilmişti.

Çok yeni ve sıradışı aloritmik teknik ile hipokampus haritalaması yapan McGill University Psikiyatri bölümü Yard. Doç. Dr. Chakravarty hipokampusün şeklinin önemini gün yüzüne çıkardı denebilir. Ekip tarafından geliştirilen algoritma hipokampus yapısının ve şeklinin kişiden kişiye değiştiğini ortaya koyuyor.

Gerçekte araştırmaya göre hipokampus kendine has bir şekle sahip olmakla birlikte, yüzey alanı ve geneli daha geniş veya açık olan hipokampuse sahip olan bireylerin bir çok hafıza testinde daha başarılı oldukları bulundu.Bilimciler tarafından hipokampusün şeklinin, genel hacminden daha iyi bir hafıza göstergesi olduğu kanısına varıldı.

Heyecan verici bu yeni buluş; hafıza devrelerimizi, devredeki bağlantıları ve fonksiyonlarını nasıl koruyacağımız konusunda da bize çok yardımcı olabilir. Disiplinlerarası kolobrasyonun ve ortak araştırma yürütmenin (bilgisayar ve yazılım bilimciler, psikiyatrlar ve mühendisler birlikte çalıştı) önemi de bir kez daha ortaya çıkmış oldu.

Neden Önemli?

Nöropsikiyatrik hastalıkları anlamada, Alzheimer gibi hastalıkları önlemede kullanılacak medikal terapiler geliştirmede beyin yapılarının üç boyutlu geometrisini anlamak kısa zamanda çok büyük ilerleme kaydetmemizi sağlayabilir. Özellikle bu çalışma hipokampus ve hafıza ilişkisini incelemesi bakımından Alzheimer ile ilgili yaklaşımlar geliştirmek adına çok büyük önem arz ediyor. Dünya’daki neredeyse tüm sağlık sistemlerinin yakında daha da ciddi bir şekilde yüz yüze kalacağı problem unutkanlıkla ilgili hastalıkların özellikle de Alzheimer’ın teşhisi  konusunda yaşayacağı zorluk olacak.

Araştırma bu hafta içinde Human Brain Mapping’de yayımlandı.

 


Referans : Bilimfili,  Aristotle N. Voineskos, Julie L. Winterburn, Daniel Felsky, Jon Pipitone, Tarek K. Rajji, Benoit H. Mulsant, M. Mallar Chakravarty. Hippocampal (subfield) volume and shape in relation to cognitive performance across the adult lifespan. Human Brain Mapping, 2015; DOI: 10.1002/hbm.22825

Neden Unuturuz: İşte Hafızamız Hakkında 5 İlginç Gerçek

Beyin oldukça karmaşık bir organdır ve hafıza da bu karmaşıklığın dışında değildir. Akademide nasıl hatırladığımız ve nasıl unuttuğumuz üzerine yapılmış yığınla araştırma var. Öte yandan insan hafızasının dayandığı modele dair henüz kesin bir şey bilinmiyor.

Çeşitli hafıza tipleri vardır ve beynin de her birine özel bir unutma biçimi söz konusudur. Psikologlar unutmamızın çeşitli yollarının sınıflandırmasını yaparken, biyologlar da hücresel düzeyde unutma mekanizmaları üzerine çalıştılar.

Yapılan çalışmalar gösteriyor ki; unutma gayet normal süreçtir ve hatta beynin çalışması için de oldukça önemlidir. İşte insanların unutma durumlarının arkasındaki 5 garip gerçek:

Kapı Eşikleri Hafızayı Nasıl Etkiliyor?

Kısa süreli hafızanın başarısızlığı ile ilgili yaygın bir gizemdir; insanlar neden orada olduklarını hatırlamaksızın kendilerini bir odada bulurlar. Böyle durumlar için araştırmacılar kapı eşiklerinin suçlanabilecek bir şey olduğunu söylüyor. Kapı eşiğinden doğru geçme davranışı beyne şu düşünceyi veriyor olabilir: “yeni bir sahne başladı ve bir önceki şeyleri bir kenara bırakmalısın.” Böylelikle de bu durum hafıza aralarına sebep oluyor.

University of Notre Dame ‘den psikolog Gabriel Radvansky:

“Kapı eşiğinde durmak ya da eşikten geçmek beyinde; olay bölümlerini ayıran ve önceki kayıtları bir kenara bırakan “olay sınırı” ifadesini ortaya çıkarır. Farklı bir odada alınan ve uygulamaya sokulan kararı hatırlamak zordur, çünkü bölümlere ayrılmıştır” diyor.

Fakat yine de, mental olay sınırları gereklidir, çünkü bu ayrıştırmalar beynimizin olay örgüsünü organize etmemize yardımcı olur, yalnızca nerede olduğunu hatırlamıyoruz ancak olayın ne zaman meydana geldiğini hatırlıyoruz. [Kapı Eşikleri Geçici Hafıza Kaybına Neden Oluyor]

Zihin Temizleme Aktiviteleri

Nadir de olsa, belli aktiviteler; geçici global amnezi olarak bilinen, geçici hafıza kaybına ve bilinç bulanıklığına sebebiyet verebilir. Örneğin, seks böyle bir hafıza problemine sebep olabilir. Bu hastalar dünü ya da daha da geçmişi unuturlar ve yeni hafızalar oluşturmakta güçlük yaşarlar.

Geçici global amnezi yaşayan insanlar, ciddi yan etkilere maruz kalmazlar ve hafıza problemleri genellikle birkaç saat içerisinde yok olur. Fakat bu durumun nasıl olduğu tam olarak bilinmiyor ve bu tip bir amnezi hastasının beyin taramaları da beyinde herhangi bir hasarın olmadığını gösteriyor.

Onlara Ulaşamasak da Hafızalarımız Varlığını Korur

Unutulmuş şarkılar biz farkında olmasak da beynimizde var olmaya devam edebilir mi?

2013 yılında Frontiers in Neurology ‘de yayınlanan bir çalışmada, bir kadının bilmediği (ancak çevresindekilerin bildiği) bir şarkıya dair müzikal halüsinasyonlara sahip olduğunu ileri sürdüler.

Bilimciler kadının şarkıyı bir zamanlar bildiğini fakat sonradan unuttuğunu söylüyorlar. Bu durum şu soruyu akıllara getiriyor; peki unutulan hafızalara ne oluyor?

Bilim insanları hafızaların beyinde tekrar geri çağrılabilen bir formda saklandığını ve tanınmaz bir halde olduğunu ileri sürüyorlar. Araştırmacılar kadının; bu hafızaların (müziksel) parçalara ayrılmış şekilde ancakanahtar denilebilecek kısımlarını kaybetmiş bir halde saklamış olabileceğinin, dolayısıyla da bu hafızaları tanıyamadığının mümkün olduğunu söylüyorlar.

Beyin Bebekliği Unutmak Üzere Programlanmış Olabilir

Çocukluğumuza dair hafızalarımız hayal meyal bir haldedir. Çoğunlukla insanlar yaşamlarının ilk zamanlarına –genellikle 3 ya da 4 yaş öncesine– ait hafızaları geri çağırmazlar. Bu durum bebeklik amnezisi olarak bilinir.

Bilim insanları önceleri; yaşamın bu ilk evrelerine dair olan hafızaların beyinde varlığını koruduğunu fakat çocukların onları izah edebilecek bir konuşma becerisine sahip olmadıklarını düşünüyorlardı.

Öte yandan, yapılan yeni bir araştırma; çocukların 3-4 yaş öncesi süreçte hafızalar oluşturduklarını fakat sonradan bilinçli mekanizmalar yoluyla unuttuklarını ortaya koydu. Bu duruma dair muhtemel açıklamalardan birisi ise;beynin gelişimidir. Beyin hızlıca büyürken ve hücreler oluşurken depolanan hafızalar silinir.

Beyin Hasarları Unutmaya Sebep Olabilir

Beynin hafıza oluşturmaktan, korumaktan ve geri çağırmaktan sorumlu yapılarında meydana gelen hasarlar nedeniyle hafızaları kaydetme şansına sahip olmadan önce onları kaybetmemiz de mümkün. Beynin bu kısımlarında meydana gelen hasarlar da amnezi türlerine sebep olabilir.

Bu tip amnezilere örnek olarak, akademide yaygın olarak bilinen; epilepsi hastalığınının tedavisi için girdiği ameliyat esnasında beyninin hipokampus bölümü çıkarılan bir hastanın yeni hafızalar oluşturabilme yetisini kaybetmesi vakasıdır. Bir başka ünlü vaka ise; bir virüs sebebiyle beyinde oluşan iltihaplanma sonucu hasta bir önceki vakadaki gibi hafıza oluşturma yetisini kaybetti.


Kaynak:

  1. Bilimfili,
  2. Bahar Gholipour, “Why You Forget: 5 Strange Facts About Memory”,
  3. Danilo Vitorovic and José Biller Musical hallucinations and forgotten tunes – case report and brief literature review Front. Neurol., 08 August 2013 | http://dx.doi.org/10.3389/fneur.2013.00109

Beyin Dalgaları Elektrik Alanla Mı Yayılıyor?

Case Western Reserve University’den bilim insanları beyin içerisinde iletişim (nöronlar veya beyin bölgeleri arası etkileşim kastediliyor) sağlayan yeni bir yolu keşfetmiş olabilir.

Araştırmacıların keşfi, beyin dalgalarını incelerken hafıza ve epilepsi ile ilintili olası yeni hedeflerin tanımlanmasını ve sağlıklı beyin koşullarının daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir.

Yapılan araştırmada, nöral uyarının beyinde izlediği yolun bilindiği bir takım mekanizmalarda, sinir uyarıları çok yavaş bir hızda kaydedildi. Araştırmacılar, bu dalganın yayılımının tek açıklamasının; tespit edilebilecek zayıf bir elektrik alan tarafından yayılıyor olacağını belirtti. Laboratuvar çalışmaları ve bilgisayar modelleri de bu savı destekliyor.

Bugüne kadar bu fenomen üzerine çalışılıyor olsa da, bu araştırmadaki bağıntı daha önce kurulamamış, net bir kanıt da bulunamamıştı. Burada yapılan bağıntının da sonucunda bu yönü belirlenebilir elektrik alanla; çeşitli beyin süreçlerinin kontrolü ve geliştirilmesi için kognitif ritime müdahale edilebileceği veya bir takım hastalık koşularının modülasyonu yapılabileceği çıkarımı kolaylıkla yapılabilir.

Araştırmacılar bulgularını ve araştırmanın detaylarını The Journal of Neuroscience’da yayımladılar.

Araştırmacılar bugüne kadar beyin içindeki elektrik dalgalarının, dalga geçişini sağlamak için (dalga ile bilgi aktarımı) fazla zayıf olduğunu düşünüyorlardı. Ancak öyle görünüyor ki; beyin belki de sinaptik transmisyon (nöronlar arası uyarının direkt iletilmesi), difüzyon veya açıklık bağlantıları (teknik olarak ‘gap junctions’ terimi kullanılır) olmadan elektrik dalgaları ile iletişimini sağlıyor olabilir.

Alanlar Nasıl Çalışıyor 

Bilgisayar modelleri ve fare hipokampusları (beynin uzamsal navigasyon ve hafıza ile ilgili olan bölgesi) üzerinde yapılan testler; alanın, bir hücrede veya bir grup hücrede başlıyor olabileceğini gösteriyor.

Elektrik alan düşük genlikte de olsa, bu alan hemen yakınlardaki hücre veya hücreleri uyararak aktive edebiliyor, ki bunun sonucunda da bu hücrelerin yakınlarında olan diğerleri uyarılıyor ve saniyede 10 santimetre gibi bir oranla beyin boyunca uzanabilecek bir iletişim başlamış oluyor.

Araştırmacılar, farelerin hipokampuslarında, beyin içinde üretilen doğal elektrik alanı blokladıklarında ve hem laboratuvar kaplarındaki sinirler üzerindeki incelemelerde hem de bilgisayar modelinde benzer etkiyi yaratmak için hücreler arasındaki mesafeyi artırdıklarında dalganın hızının yavaşladığını gözlemlediler.

Araştırmacılara göre bu sonuçlar aktivite süresince yayılma mekanizmasının, elektrik alanla tutarlılık gösterdiğini ve de yavaşlama miktarının bu aradaki fark kadar olduğunu açığa çıkarıyor.

Uyku dalgaları ve uyku süresince hafıza oluşumunun bir anlamda devam etmesini sağlayan teta dalgaları ve epilepsi nöbeti dalgaları saniyede bir metre ilerleyebiliyorlar. Bu bize frekansları hakkında direkt bir bilgi veriyor ve araştırmacılar şimdi de elektrik alanın hem fizyoloji (normal durumlar) hem de patoloji (epilepsi ve diğer benzer hastalık koşulları) için olası etkilerini araştırmaya devam edecekler.

Eğer bir ilgisi varsa bir sonraki aşama da elektrik alanın bu anlamda normal durumlar veya patolojilerle ilgili nasıl bilgiler taşıdığını öğrenmek ve bunun üzerine epilepsi veya başka bilişsel hastalıklar / anomalilerin tedavisinde yeni adımlar atmak üzerine olacaktır.


Kaynak : Bilimfili, C. Qiu, R. S. Shivacharan, M. Zhang, D. M. Durand. Can Neural Activity Propagate by Endogenous Electrical Field? Journal of Neuroscience, 2015; 35 (48): 15800 DOI: 10.1523/JNEUROSCI.1045-15.2015

Hafıza Destekleyici Makinalar Yolda, İnsan Deneyleri Başladı!

Doğrudan beyine yerleştirilmiş elektrotlarla hafızayı geliştirmeyi amaçlayan bir teknik insanlarda test edildi. ABD ordusunun desteklediği bu araştırma sonucunda, kafa travması sonucu uzun süreli hafızalarında sorun yaşayan binlerce askere yardım edilebileceği umuluyor.
Nörobilim Topluluğu’nun Chicago Illinois’te 17- 21 Ekim 2015 tarihleri arasında düzenlediği toplantıda iki grup araştırmacı, elektrotların bir bireyin anılarını akılda tutma yeteneğini geliştirebileceğine dair kanıtlar sundu.
Araştırmacılar, anıları yaratan ve saklayan elektrik modellerini taklit ederek beyin hasarları sonucu oluşan boşlukları doldurabileceklerini keşfettiler. Bu bulgular; cansız anıyı geliştirebilen “nöroprotezlerin” beyin hasarı almış askerlerin yanı sıra, felç geçirmiş bireylere ve hatta normal yaşlanmadan kaynaklı hatırlama güçlüğü çeken kişilere yardım edilebileceğine dair umutları arttırdı.
Her iki grup araştırmacı da beyine cerrahi müdahale ile yerleştirilen aygıtların yol açabileceği riskler nedeniyle önceden elektrot yerleştirilmiş epilepsi hastaları üzerinde çalışıyor. Araştırmacılar, bu elektrotları hem beyin faaliyetlerini kaydetmek, hem de belirli nöron gruplarını uyarmak için kullanabiliyorlar. Los Angeles – Güney California Üniversitesi’nde (USC) biyoloji mühendisi olan Theodore Berger, araştırma konusunda şunları söylüyor:
“Her ne kadar nihai hedef travmatik beyin hasarlarını iyileştirmek olsa da, epilepsi hastaları da bulgularımızdan faydalanabilir. Çünkü tekrarlanan nöbetler uzun süreli bellek oluşumu için gerekli beyin dokusunu yok edebiliyor.”
Kısa süreli hafızanın, hipokampüs isimli beyin bölgesinin duyular sayesinde edindiğimiz bilgiyi uzay-zaman algısı ile bir araya getirerek kısa süreliğine ulaşılabilir tutması ile ortaya çıktığı düşünülüyor. Bu zaman zarfında kısa süreli hafızada bulunan bilgilere ulaşmak, bu bilgileri uzun süreli hafızaya iletilmesini sağlıyor.
Bu sürecin anahtarı, hipokampüsün CA3 adında bir bölgesinden CA1 isimli bir başka bölgesine giden sinyal. Berger ve meslektaşlarının hipotezine göre bu sinyali tekrar oluşturmak, hipokampüsü zarar görmüş insanlarda uzun süreli anı yaratma becerisini geri kazandırabilir.
Chicago toplantısında sunulan çalışmalardan birinde araştırmacılar, epilepsi hastası 12 kişiden bir takım resimlere bakmalarını ve 90 saniye sonra hangi resimlere baktıklarını hatırlamalarını istediler. Katılımcılar bunu yaparken, araştırmacılar CA3 ve CA1’deki ateşleme modellerini kaydettiler.
Ardından CA3’ten ne tür bir sinyal modeli geldiğini tahmin etmek için CA1’deki faaliyetleri değerlendiren bir algoritma geliştirdiler. Gerçek modeller ile karşılaştırıldığında, tahminlerinin gerçekle yaklaşık %80 uyumlu olduğunu görülüyor. Berger bu çalışmanın yararını şöyle açıklıyor:
“Araştırmacılar bu algoritmayı kullanarak, bir bireyin CA3 hücreleri zarar görmüş olsa bile, uygun CA3 sinyallerini taklit eden bir model ile CA1 hücrelerini uyarabilecekler.” 
Daha önce maymunlar üzerinde yapılan resim hatırlama temalı bir deneyde de, CA1’i doğru bir model ile uyarmanın hayvanların performansını ciddi ölçüde arttırdığı görüldü. (R. E. Hampson et al. J. Neural Eng. 10, 066013; 2013)
Aynı zamanda araştırma grubunun da bir üyesi olan USC biyomedikal mühendisi Dong Song ise epilepsi hastası bir kadında uyarı denemesi yaptıklarını; ancak bu uyarının onun hafızasında gelişime yol açıp açmayacağını anlamak için çok erken olduğunu söylüyor. Araştırmacılar, önümüzdeki aylarda bunu daha fazla insana uygulamayı düşünüyor. Bu araştırmaların sonucunda hipokampüsün hangi durumlarda kısa süreli hafızayı uzun süreli hafızaya çevirmede yetersiz kaldığı tespit edilerek bu süreci uyarılarla destekleyebilecek bir aygıt geliştirilebilir.
Massachusetts – Boston Üniversitesi’nden nörobiyolog Howard Eichenbaum şuna dikkat çekiyor: “Hafıza oluşturma kodlarının bu derece doğru tahmin edilebilmesi harika bir şey. Ancak CA1 hücreleri uyarılara uygun yanıt veremeyecek ölçüde zarar görmüşse, onları taklit etmek zor olabilir. Ayrıca hipokampüsün oldukça karmaşık olması ve beyinin birçok noktasından girdiler almasından dolayı yalnızca CA3 sinyallerini uyarmak yeterli olmayabilir.”
Tokya’da RIKEN Beyin Araştırmaları Enstitüsü’nde nörobilimci olan Thomas McHugh, grubun çalışmalarını yıllardır takip ettiğini ve sürecin hayvan modeller üzerinde bu ölçüde başarılı sonuç vermesine şaşırdığını söylüyor:
“Veriler ikna edici; ama hala anlamakta zorlanıyorum. Beyinin birçok bölgesi açık bir biçimde organizedir. Örneğin motor kortekste belli bir noktayı uyarmak vücudun belli bir noktasını harekete geçirir. Ancak hipokampüste böyle düzenli bir organizasyon yoktur. Bu yüzden belirli bir noktanın uyarılmasıyla tahmin edilebilir sonuçlar alınması kafa karıştırıcı.”
Philadelphia – Pennsylvania Üniversitesi’nden bir grup, hafıza geliştirme konusunda ilk yöntemden daha da az detay gerektiren farklı bir yaklaşım üzerinde çalışıyor.
Araştırma, insanların hafıza yeteneklerinin, ne miktarda kafein tükettikleri veya stres altında olup olmadıkları gibi değişkenlere göre zaman içinde dalgalanma gösterebildiğini ortaya çıkardı. Araştırma grubundaki bilim insanları, yine epilepsi hastaları üzerinde yaptıkları çalışmalarla, hipokampüse ev sahipliği yapan temporal lobun ortasındaki bölgeyi uyararak kötü bir performans gösteren hafızayı geliştirebileceklerini keşfettiler. Ancak hafıza yeterli derecede performans gösteriyorsa bu uyarı hafızanın düzgün çalışmasını engelleyebiliyor.
Chicago buluşmasında sunulan bir diğer çalışmada, Philadelphia Üniversitesinden bir sinirbilimci Daniel Rizzuto ve meslektaşları, bir sözcük listesini hatırlamaya çalışan 28 insanın beyin faaliyetlerini kaydetti. Araştırmacılar, bu modelleri kullanarak, bir bireyin verilen sözcüğü hatırlayıp hatırlamadığını yüksek doğrulukta tahmin edebilen bir algoritma geliştirdiler. Bir birey, yanlızca unutması muhtemel bir sözcüğü okurken araştırmacılar, bireyin beynine uyarı sinyalleri yollayarak performansı  %140 artırabildiklerini gözlemlediler.
Philadelphia Üniversitesinden bir psikiyatrist, Michael Kahana ise grubun toplamda yaklaşık 80 hastanın beyin aktivitelerini kaydettiğini söylüyor ve daha hassas elektrot sistemi için onay aradıklarını belirtiyor. McHugh sözlerini şöyle bitiriyor:
“Basit bir bilimsel perspektif gereği keşfettiğimiz uyarma sisteminin neden bu denli iyi çalıştığını keşfetmek elbette faydalı olurdu, fakat güvenli ve etkili olduğu ispatlandığı takdirde, nedenleri tam olarak anlaşılmasa bile bu ilke üzerine tedavi sistemleri inşa edilebilir.”
Düzenleyen: Mert Karagözoğlu (Evrim Ağacı)
Kaynak:
  1. Scientific American
  2. Min-Chi Hsiaoa , Pen-Ning Yua , Dong Songa, , Charles Y. Liub , Christianne N. Heckc,, David Millettc, d, , Theodore W. Bergera An in vitro seizure model from human hippocampal slices using multi-electrode arrays  2 September 2014 doi:10.1016/j.jneumeth.2014.09.010 

Rüya Görürken Gözlerimiz Neden Hareket Eder?

Tel Aviv Üniversitesi’nden araştırmacılar tarafından yürütülen ve Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışma, uyku sırasındaki hızlı göz hareketleri (REM’ler) ile rüya imgelemi arasındaki ilişkiye dair önemli bir kavrayış sağlıyor. Bu araştırmadan önce, bilim insanları uzun süredir REM’lerin rüyanın görsel içeriğindeki geçişleri yansıtabileceği varsayımında bulunuyorlardı. Ancak bu çalışma, bu bağlantı için doğrudan nöral kanıt sağlayan ilk çalışmadır.

  1. Rüya İmgelemi ile Sinirsel Korelasyon: Çalışma, REM uykusu sırasındaki her bir göz hareketinin, beynin rüyada yeni bir görüntüye geçişine karşılık geldiğini göstermektedir. Bu, beynin bir görsel sahneden diğerine geçtiği bir “sıfırlama” mekanizmasına benzemektedir. REM uykusu sırasında beyin aktivitesindeki ani artış bu fenomenle yakından bağlantılıdır.
  2. Metodoloji: Araştırmacılar ameliyat geçiren 19 epilepsi hastasının beyin aktivitesini kaydetmiştir. Bu hastaların beyinlerine elektrotlar yerleştirilmiş, bu da araştırmacıların on gün boyunca medial temporal lobdaki nöral aktiviteyi gözlemlemelerine olanak sağlamıştır. Bu beyin bölgesi hafıza ve görsel tanıma için çok önemlidir. Göz hareketlerini izlemek ve bunları nöral verilerle senkronize etmek, beynin rüya görüntülerini nasıl işlediğini analiz etmek için eşsiz bir fırsat sağladı.
  3. Medial Temporal Lob ve Rüya İşleme: Medial temporal lob, her REM’den kısa bir süre sonra önemli aktivite göstermiştir. Hem görsel tanıma hem de hafızayla ilgili olan bu bölge, denekler uyanıklık sırasında yeni görüntüler izlediğinde gözlemlenenlere benzer şekilde yüksek aktivite örüntüleri sergilemiştir. Bu bölgedeki nöronlar, REM’lerden sonra artan ateşleme oranları sergilemiştir; bu da beynin uyanıkken görsel uyaranları işlemesine benzer şekilde, rüyada yeni görüntüleri işlemesini yansıtmaktadır.
  4. Beyin Aktivitesinin Senkronizasyonu: Çalışma, REM uykusu sırasında ve uyanıkken gerçek veya hayali görüntüleri izlerken beyin aktivitesinin oldukça benzer olduğunu buldu. Bu, REM uykusunun rüya görürken bile görsel ve hafızayla ilgili bilgileri işlemeye ve entegre etmeye hizmet ettiğini göstermektedir. Hafıza oluşumu için kritik bir bölge olan hipokampus da REM sırasında aktivite parlamaları göstererek REM uykusunu beynin görsel ve hafıza sistemleriyle daha da ilişkilendirmiştir.
  5. Çıkarımlar: Bu araştırma sadece REM uykusu ve bunun rüya görme ile ilişkisi hakkındaki anlayışımızı ilerletmekle kalmıyor, aynı zamanda beynin hem uyanıklık hem de rüya görme durumlarında görsel ve hafıza bilgilerini nasıl entegre ettiğine dair daha derin bir içgörü sağlıyor. Bulguların uyku bozukluklarını ve beynin bilinçsiz durumlarda bilgiyi nasıl işlediğini incelemek için daha geniş etkileri olabilir.


İleri Okuma
  • Andrillon, T., Nir, Y., Cirelli, C., Tononi, G., & Fried, I. (2015). Single-neuron activity and eye movements during human REM sleep and awake vision. Nature Communications, 6, 7884. DOI: 10.1038/ncomms8884.
  • American Friends of Tel Aviv University. (2015, August 12). Rapid eye movements in sleep reset dream ‘snapshots’. ScienceDaily. Retrieved from www.sciencedaily.com/releases/2015/08/150812131924.htm.