Plantago major

Plantago major ismi Latince “ayak tabanı” anlamına gelen planta kelimesinden ve “bir çeşit” anlamına gelen -ago ekinden türetilmiştir. Bunun nedeni, bitkinin yapraklarının ayak tabanı gibi yerde düz bir şekilde büyümesidir.

Genellikle geniş yapraklı muz veya büyük muz olarak bilinen Plantago major, Avrupa’nın çoğu ile kuzey ve orta Asya’ya özgü çok yıllık bir bitkidir. Dünya çapında yaygın bir yabani ottur ancak tıbbi özellikleri ve gıda kaynağı olarak da yetiştirilmektedir 1.

Yetiştirme ve İklim Gereksinimleri

Plantago major, fakir ve sıkıştırılmış topraklar da dahil olmak üzere çeşitli toprak koşullarında gelişebilen, uyarlanabilir bir bitkidir. Tam güneşi kısmi gölgeye tercih eder ve orta derecede su gerektirir. Soğuğa dayanıklı bir tür olarak, çeşitli ılıman iklimlerde iyi yetişir, ancak bol gölge ve su sağlandığında daha sıcak bölgelerde hayatta kalabilir 2.

Hasat

Plantago major yaprakları büyüme mevsimi boyunca, tipik olarak ilkbahardan sonbahara kadar hasat edilebilir. Tohumlar yaz sonunda olgunlaşır ve kahverengiye döndüklerinde toplanabilir 3.

Besin Değerleri

Plantago major yaprakları iyi bir diyet lifi kaynağıdır ve mütevazı miktarda protein ve kalsiyum, magnezyum ve potasyum gibi mineraller sağlar. Tohumlar, sindirim sağlığını geliştirebilen bir tür çözünür lif olan müsilaj bakımından zengindir 4.

Kullanım ve Beslenme Alışkanlıkları

Plantago major’un yumuşak genç yaprakları genellikle salatalarda çiğ olarak veya ıspanak gibi pişirilerek tüketilir. Olgun yapraklar biraz sert olabilir ve genellikle pişirilir veya bitki çaylarında kullanılır. Tohumlar ayrıca yemeklerde veya lif takviyesi olarak kullanılan jöle benzeri bir madde oluşturmak için suya batırılabilir 5.

Tarihsel olarak Plantago major, bitkisel tıpta yaralar ve cilt rahatsızlıklarından sindirim bozukluklarına kadar çeşitli rahatsızlıklar için kullanılmıştır. Bu geleneksel kullanımları desteklemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır 6.

Tarih

Plantago major Avrupa ve Asya’nın yerlisidir, ancak artık dünya çapında yaygındır. Bitki yüzyıllardır geleneksel tıpta kullanılmaktadır. Bitkinin bilinen en eski açıklaması, Yunan bir botanikçi olan Pedanius Dioscorides (MS 40-90) tarafından yazılan Materia Medica veya Arapça Hashayesh’tedir. Kitabı, dünyanın dört bir yanından bitkisel ilaçlar ve farmakopeler üzerine bir ansiklopedidir.

Plantago major, eski Yunanlılar ve Romalılar tarafından yaralar, yanıklar ve ishal dahil olmak üzere çeşitli rahatsızlıkları tedavi etmek için de kullanılmıştır. Bitki ayrıca ağrı ve iltihaplanmayı hafifletmek için de kullanılmıştır.

Orta Çağ’da Plantago major geleneksel tıpta da kullanılmıştır. Bitki öksürük, soğuk algınlığı ve mide ağrısı gibi çeşitli rahatsızlıkları tedavi etmek için kullanılmıştır. Ayrıca ağrı ve iltihabı hafifletmek için de kullanılmıştır.

Plantago major’un kullanımı 19. yüzyılda azaldı, ancak son yıllarda yeniden canlandı. Bitki artık bazı bitkisel ilaçlarda kullanılıyor ve potansiyel tıbbi özellikleri için de araştırılıyor.

Kaynak:

  1. Kew Science. (2021). Plantago major. Royal Botanic Gardens, Kew.
  2. Mihoc, M., Pop, G., Alexa, E., & Radulov, I. (2012). Nutritive quality of romanian hemp varieties (Cannabis sativa L.) with special focus on oil and metal contents of seeds. Chemistry Central Journal.
  3. Grieve, M. (1998). A Modern Herbal. Dover Publications.
  4. Maroyi, A. (2014). Traditional use of medicinal plants in south-central Zimbabwe: review and perspectives. Journal of Ethnobiology and Ethnomedicine.
  5. Duke, J. A., & Duke, P. A. K. (2000). Handbook of Medicinal Herbs. CRC Press.
  6. Samuelsen, A. B. (2000). The traditional uses, chemical constituents and biological activities of Plantago major L. A review. Journal of Ethnopharmacology.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Achillea biebersteinii

Adlandırma, Taksonomi ve Tarihçe

Cins adı Achillea, antik kaynaklarda yaraları iyileştirdiğine inanılan ve Truva Savaşı efsanelerinde adı geçen kahraman Aşil’e (Yunanca Achilleios) atfen verilmiştir. Tür epiteti biebersteinii, Kafkasya ve çevresinin florasını ayrıntılı biçimde belgeleyen Alman kökenli Rus botanikçi Friedrich August Marschall von Bieberstein’ı onurlandırır.
Aile: Asteraceae (Compositae)
Cins: Achillea
Yakın türler ve karışmalar: A. millefolium (beyaz çiçekli “civanperçemi”), A. filipendulina (sarı çiçekli “fernleaf yarrow”). Bahçecilik literatüründe sarı çiçekli formlar nedeniyle A. biebersteinii ile A. filipendulina zaman zaman karıştırılır; farmakognozi ve bahçecilik uygulamalarında doğru tür tayini önemlidir.

Botanik Tanım ve Morfoloji

  • Büyüme formu: Çok yıllık, rizomlu, otsu.
  • Gövde: 30–70(–100) cm’ye kadar, dik, sıklıkla ince tüylü.
  • Yapraklar: Derin parçalı (2–3 kez teleksi), dar segmentli, gri-yeşil ile gümüşi arasında değişen bir renk sergiler; bu renk, yüzeydeki ince tüylenmeye ve mumsu tabakaya bağlıdır.
  • Çiçek durumu: Terminal düzeyde corymb görünümü veren sıkı salkımlar.
  • Kapitulum (çiçek başı): 3–6 mm’lik disk; çevrede genellikle sarı-altın ligulat (dilsi) çiçekler; merkezde tüpsü çiçekler.
  • Meyve: Pappussuz küçük aken.
  • Koku: Ezildiğinde karakteristik aromatik koku (uçucu yağ).

Coğrafi Yayılış ve Ekoloji

Achillea biebersteinii, Batı Asya–Kafkasya–Orta Asya kuşağına özgüdür; Türkiye, İran, Irak’ın dağlık ve yarı kurak alanları, Kafkasya, Transkafkasya ve Türkmenistan dâhil olmak üzere geniş bir aralıkta doğal yayılış gösterir.
Habitat: Bozkırlar, kayalık yamaçlar, açık çalılıklar ve yol kenarları; deniz seviyesinden yüksek dağ eteklerine kadar uyum sağlar.
Ekolojik uyum:

  • Işık: Tam güneş.
  • Toprak: İyi drene, taşlı-kumlu, hatta besince fakir topraklara uyum.
  • Su: Kuraklığa belirgin tolerans; kışın aşırı ıslaklığı sevmez.
  • İklim: Ilıman-yarı kurak; yazları sıcak-kuru, kışları soğuk-serin koşullara dayanıklı.

Yetiştirme, Üretim ve Hasat

  • Yetiştirme: Tohumla, ilkbahar ekimi veya sonbahar sonu stratifikasyonla; ayrıca rizom ayırma ile vejetatif çoğaltma.
  • Bakım: Düşük gübre ihtiyacı; aşırı azot, vejetatif büyümeyi artırırken uçucu yağ oranlarını düşürebilir.
  • Hasat zamanı: Çiçeklenmenin tam tepe döneminde (kapitulumlar tam açtığında) biyoaktif bileşikler en yüksek düzeydedir.
  • Hasat şekli: Uçucu yağ ve fenolikler için çoğunlukla çiçekli üst kısımlar (aerial parts) biçilir; gövde bazalinden tamamen söküm önerilmez.
  • Kurutma ve stabilite: 35–40 °C’yi aşmayan, gölgeli ve iyi havalandırılan koşullarda hızlı kurutma; ışık ve ısı fenolik asitler ile flavonoid glikozitlerinde bozunmayı hızlandırır.
  • Kalite göstergeleri: Doğru tür tayini (makro-mikroskobik karakterler), uçucu yağ profili (ör. kafur, 1,8-sineol, borneol), flavonoid/glikozit tayini (apigenin, luteolin türevleri) ve pestisit-ağır metal limitlerinin sağlanması.

Farmakognozi ve Fitokimya

Achillea türleri kapsayıcı bir kimyasal çeşitlilik gösterir; A. biebersteinii için literatürde en sık bildirilen ana sınıflar:

  • Uçucu yağ bileşenleri: Kafur, 1,8-sineol, borneol, pinen izomerleri; populasyon ve habitat koşullarına bağlı varyasyon olur. Bazı popülasyonlarda damıtma sırasında proazulenlerden türeyen chamazulen gözlenebilir.
  • Flavonoidler: Apigenin, luteolin, quercetin ve bunların 7-O-glikozitleri; ayrıca rutin türevleri.
  • Fenolik asitler ve türevleri: Kafeik asit, klorojenik asit, ferulik asit esteri ve türevleri.
  • Seskviterpen laktonlar (guaianolidler vb.): Karakteristik acılık ve olası alerjenite ile ilişkilidir; türler arası kompozisyon farklılaşır.
  • Diğerleri: Bazı Achillea türlerinde rapor edilen achillein/achilleine benzeri azotlu bileşikler; A. biebersteinii’nde varlığı populasyona bağlı bildirilmiştir.

Etnobotanik ve Tarihsel Kullanım

Batı Asya ve Orta Asya geleneksel tıbbında yaralar, ateş, mide-barsak yakınmaları, solunum enfeksiyonları ve deri iritasyonları için demleme (infüzyon), lapa/kompres ve yıkama şeklinde uygulanagelmiştir. Ortaçağ İslam tıbbı metinlerinde civanperçemi benzeri drogların hemostatik ve “yarayı kurutucu” nitelikleri vurgulanır. 19. yüzyıl Osmanlı ve Rus eczacılık külliyatlarında sarı çiçekli civanperçemi taksonları, dizanteri ve ishaller için büzücü-antiseptik bitkiler arasında yer alır. 20. yüzyılda farmasötik modernizasyonla kullanımı azalmış, 21. yüzyılda fitokimyasal-farmakolojik ilgiyle kısmi bir canlanma göstermiştir.

Farmakolojik Etkiler (Deneysel Kanıtlar Ağırlıklı)

Aşağıdaki etkiler çoğunlukla in vitro ve hayvan modellerine dayalıdır; insan klinik kanıtı sınırlıdır ve türler arası extrapolasyon dikkat gerektirir.

  • Antiinflamatuvar: Flavonoidler (apigenin, luteolin türevleri) ve fenolik asitler üzerinden NF-κB ve COX-2 yolaklarının modülasyonu; NO üretimi ve proinflamatuvar sitokinlerin (TNF-α, IL-1β) baskılanması deneysel olarak gösterilmiştir.
  • Antimikrobiyal/Antiseptik: Uçucu yağ fraksiyonlarının Gram-pozitif bakterilere karşı orta düzeyde inhibisyonu; Candida türlerine karşı değişken etki. Sinergizm potansiyeli (ör. kafur-borneol kombinasyonları) bildirilir.
  • Yara iyileşmesi: Fenolik-flavonoid kompleksi ile antioksidan kapasite artışı; fibroblast proliferasyonu ve kollajen sentezi üzerine uyarıcı etkiler hayvan modellerinde rapor edilmiştir.
  • Spazmolitik ve hafif koleretik etki: Düz kas gevşetici özellikler (özellikle flavonoid fraksiyonlarıyla) ve safra akımını arttırmaya yönelik deneysel bulgular mevcuttur.
  • Antioksidan: DPPH/ABTS gibi radikal süpürme testlerinde belirgin aktivite; polifenolik içeriğe paralel.
  • Antineoplastik potansiyel: Bazı kanser hücre hatlarında hücre döngüsü durdurma/apoptozis etkileri bildirilmişse de klinik anlamlılığı kanıtlanmış değildir.

Klinik Kullanım Durumu ve Kanıtın Sınırları

  • Resmî monograflar: A. biebersteinii’ne özgü modern farmakopoe monografı bulunmamaktadır. Klinik uygulama ve doz verileri çoğunlukla yakın akraba tür A. millefolium monograflarından türetilir; bu, biyokimyasal ve güvenlik profilindeki farklar nedeniyle birebir eşdeğer kabul edilemez.
  • Klinik çalışmalar: Tür-spesifik, iyi tasarlanmış, randomize kontrollü insan çalışmaları sınırlıdır. Mevcut kanıtlar, bitkinin semptom odaklı destekleyici kullanımlarda (ör. hafif dispeptik yakınmalar, minör deri irritasyonları) potansiyelini düşündürmekle birlikte, standart tedavilerin yerine kullanılmasını desteklemez.

Kullanım Biçimleri ve Geleneksel Hazırlama

  • İnfüzyon (çay): Kurutulmuş çiçekli üst kısımlardan 1–2 çay kaşığı (≈1,5–3 g) üzerine 150–200 mL kaynar su; 10–15 dk demleme; günde 2–3 kez.
  • Tentür: 1:5 (m/v), %45–60 etanol; günde 2–3 kez 1–2 mL (yakın türlerin standardına dayanır; tür-spesifik veri kısıtlıdır).
  • Topikal: Steril gazlı bez üzerine hazırlanan infüzyon ile ıslatma veya seyreltilmiş tentürle kısa süreli kompres; açık, derin veya enfekte yaralarda tıbbi değerlendirme olmaksızın kullanılmamalıdır.
  • Uçucu yağ: Yalnızca haricen, uygun seyreltilerle (ör. %1–2 taşıyıcı yağ içinde); mukoza ve gözle temas ettirilmez.

Not: Hazırlama ve doz örnekleri, geleneksel uygulama ve yakın tür monograflarından uyarlamadır; A. biebersteinii için ruhsatlı tıbbi ürün standardizasyonu yaygın değildir.

Güvenlik, Tolerabilite ve İlaç Etkileşimleri

  • Alerji ve dermatit: Asteraceae ailesinin seskviterpen laktonları duyarlı bireylerde kontakt dermatit ve alerjik reaksiyonlara yol açabilir. Peliden/ambrosia alerjisi olanlarda çapraz reaksiyon olasılığı vardır.
  • Gebelik ve laktasyon: Uterotonik/emenagog etkiler yönünden teorik risk; kullanılmamalıdır.
  • Pediatri: Tür-spesifik güvenlik verisi sınırlı; hekim önerisi olmadan kullanılmamalıdır.
  • GİS yakınmaları: Yüksek dozlar mide rahatsızlığı, bulantı yapabilir.
  • Fotosensitivite: Nadir; fakat topikal uçucu yağ kullanımında irritasyon ve ışığa duyarlılık bildirilebilir.
  • İlaç etkileşimleri (olasal):
    • Antikoagülan/antitrombositik ilaçlarla birlikte teorik kanama riski artışı (hemostatik/antiplatelet etkilerin türler arası değişkenliği nedeniyle dikkat).
    • Antihipertansifler ve sedatiflerle eşzamanlı kullanımda ek etki olasılığı; klinik kanıt yetersiz olsa da dikkat önerilir.
  • Kontrendikasyonlar: Bilinen Asteraceae alerjisi, gebelik, laktasyon; ciddi karaciğer/öyküsü olanlarda ve safra yolu tıkanıklığında yalnızca hekim gözetimiyle.

Kalite-Kontrol, Standardizasyon ve Sahtecilik

  • Tür doğrulaması: Makro-mikroskobik ayırıcı tanılar (yaprak segmentasyonu, tüy tipleri, polen morfolojisi) ve gerektiğinde DNA barkodlama (ITS, matK) önerilir.
  • Standardizasyon: Toplam flavonoid (apigenin/luteolin eşdeğeri), toplam fenolik (galik asit eşdeğeri) ve uçucu yağ yüzdesi ile kimyasal parmak izi (GC-MS/HPLC) yaklaşımı.
  • Karışma/yanlış etiketleme riski: A. millefolium ve A. filipendulina droglarıyla karışım ürünlerde kompozisyon ve etkinlik farklılıkları doğabilir.

Klinik Uygulamada Pratik İlkeler

  1. Endikasyon seçimi: Hafif-orta şiddette dispeptik yakınmalar, soğuk algınlığına eşlik eden boğaz-üst solunum yolu irritasyonu ve minör deri irritasyonlarında destekleyici-tamamlayıcı yaklaşım olarak düşünülebilir.
  2. Monoterapi yerine bütüncül yaklaşım: Diyet-yaşam tarzı düzenlemeleri, kanıta dayalı tıbbi tedaviler ve hekim takibi esastır.
  3. Farmasötik form ve kalite: Pestisit-ağır metal analizleri yapılmış, doğru türden elde edilmiş, standardize ürünler tercih edilmelidir.
  4. Güvenlik izlemi: Alerjik bireylerde küçük bir cilt yama testi; kronik hastalığı ve ilaç kullanımı olanlarda hekim-eczacı danışmanlığı.

Keşif

Ateşin ve rüzgârın çizdiği sarı bir harita düşünün: Kırım’dan Hazar’a, Kafkasların taşlığından Doğu Anadolu’nun bozkırlarına uzanan geniş bir şerit. Bu kuşakta yaz güneşi yükseldiğinde, ince gümüşî yapraklarıyla bir bitki ortalığı bal-çam sakızı karışımı bir kokuya keser. Çobanların dizine sürüp kanı durdurduğuna inandığı, efsanelerde Aşil’e yakıştırılan o “yarayı kapatan ot”un, modern botanikteki adıyla Achillea biebersteinii’nin hikâyesi, hem sahada tozlu botlar hem laboratuvarda parlak kromatogramlarla yazılmış uzun bir yol hikâyesidir.

Kökler: Aşil’in gölgesi, bozkırın yüzü

Köken anlatısı eski: Bitkinin cins adı Achillea, Truva Savaşı’nda yaraları tedavi ettiğine inanılan Aşil’e gönderme yapar. Bu efsane, Orta Doğu ve Anadolu halk hekimliğinde “yarayı kurutucu” ve “kanı dindirici” şöhretiyle örtüşür. Yüzyıllar boyunca aşiret yollarında, kervan menzillerinde, tek hekimli kasaba eczanelerinde aynı ot farklı adlarla demlenir: civanperçemi, binbir yaprak, sarı çiçekli yarrow. Bitki, yaz sonunda sertleşen otlaklarda, güneşe bakan taşlık yamaçlarda, keçilerin ve koyunların aşındırdığı topraklarda kendine yer açar; bu kaba ve kıraç çevre, onun hem anatomisini hem kimyasını belirler.

Keşif ve adlandırma: Kırım’dan Kafkasya’ya uzanan defterler

  1. yüzyılın sonuyla 19. yüzyılın başında, Karadeniz’in kuzeyinde ve Kafkaslarda dolaşan doğa tarihçileri, Avrupa botaniğini sahadaki çeşitlilikle yüzleştiren büyük bir ağ kurarlar. Çarlık Rusyası’nın bilim hamleleriyle hızlanan bu dalgada Kırım (Tauria) ve Kafkasya florası bir “açık hava kütüphanesi” gibi sayfa sayfa kayda geçer. Bu sayfaların en kalınlarından birini, adı bugün türe verilmiş olan Friedrich August Marschall von Bieberstein doldurur. Yıllarca süren geziler, yerli rehberlerin gösterdiği taşlık sırtlar, köy pazarlarından satın alınan kurumuş demetler, preslenmiş örnekler ve titiz notlar… Ardından çok ciltli bir flora: Kırım ve Kafkas bitkilerinin bilim dünyasına sistemli sunumu.

Bieberstein’in çağdaşları ve ardılları sahayı daha da genişletir: Karadeniz’in doğusundan Hazar’ın güneyine, Doğu Anadolu dağ sıralarından İran yaylalarına kadar uzanan hat üzerinde sayısız herbaryum etiketi birikir. Bazı etiketlerde Avrupalı toplayıcıların, bazılarında yerli eczacıların ya da ordu hekimlerinin isimleri okunur. 19. yüzyılın ikinci yarısı boyunca Kafkasya, Doğu Anadolu, İran ve Mezopotamya’da çalışan seyyah-botanikçiler, sarı başlı bu Achillea’nın kimi zaman yakın akrabası A. filipendulina ile karıştığını görür; ayırıcı anahtarlar, çiçek başlarının ölçüsü, yaprak segmentlerinin derinliği ve gövde tüylenmesi gibi küçük ayrıntılara indirgenir. Aynı bitkiyi farklı yükseltilerde toplayanların elinde az sonra bir “türler takımı” belirmeye başlar: morfolojinin coğrafyayla dansı.

Bu dönem, yalnız toplayıcıların değil derleyen büyük flora yazarlarının çağıdır. Kafkasya ve Rusya floraları, Yakın Doğu’nun kapsamlı floraları ve Anadolu’yu bütünleyen eserler, A. biebersteinii’ni haritanın üzerine sabitler. Bir yandan literatürde yeni kombinasyonlar, eşadlar, düzeltmeler dolaşır; öte yandan bahçecilik dünyası sarı çiçekli, güneşi seven bu bitkiye hemen ısınır. Park ve bahçelerde “fernleaf yarrow” diye dolaşan süs formları, kimi zaman A. filipendulina ile kimi zaman A. biebersteinii ile etiketlenir; sahadaki nüans, fidelik etiketlerine de karışır.

Laboratuvarların çağı: Cam balonlarda maviye çalan buhar

  1. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, sahadan laboratuvara taşınan soru şudur: Bu dayanıklı bitkinin kimyasal silüeti nedir? Cevap, gaz kromatografisinin ince çizgilerinde belirir. Farklı popülasyonlardan damıtılan uçucu yağlarda kafur, 1,8-sineol, borneol ve pinen izomerlerinin değişen oranlarda öne çıktığı görülür. Bazı örneklerde damıtma koşullarına bağlı olarak proazulenlerin bozunmasıyla mavimsi chamazulen tonları belirir; başka örneklerde fenolik asitler ve apigenin-luteolin türevleri flavonoid dünyasının ağırlık merkezini oluşturur. Aynı türün Kars yaylasındaki kimyasal yüzü ile İran’ın iç kesimlerindeki yüzü, tıpkı lehçeleri andırır: akraba ama farklı.

Fitokimyanın açtığı kapıdan farmakoloji girer. İn vitro düzende antioksidan ve antiinflamatuvar testlerde polifenolik fraksiyonlar parlak sonuçlar verir; makrofajlarda NO üretiminin baskılanması, sitokin profilinde aşağı regülasyon, COX-2 ekseninde frenleme gibi biyokimyasal imzalar okunur. İn vivo yara iyileşmesi modellerinde, tentür veya ekstresyonun re-epitelizasyonu hızlandırdığı, granülasyon dokusunu olgunlaştırdığı rapor edilir. Uçucu yağ fraksiyonları Gram-pozitif bakterilere karşı seçici inhibisyonlar gösterir; mantar patojenlerine karşı etkiler ise populasyona ve distilasyon parametrelerine duyarlıdır. Bütün bu tablo, tek bir “mucize” yerine, coğrafyaya ve hazırlama biçimine duyarlı bir etki spektrumu çizer.

Taksonominin ince ayarı: Bir tür mü, türler grubu mu?

Morfoloji ile kimyanın yanına 21. yüzyılda moleküler veriler eklenir. Çekirdek DNA ve kloroplast belirteçleriyle yapılan filogenetik çalışmalar, Achillea’da tekrarlayan bir motifi —poliploidi, yakın akrabalar arasında gen akışı ve hibridizasyonu— ortaya koyar. A. biebersteinii, Batı Asya merkezli bir soy içerisinde, özellikle sarı çiçekli akrabalarıyla birlikte değerlendirilir; bazı popülasyonların morfometrik ve kimyasal verileriyle moleküler veriler bire bir çakışırken, bazılarında “saha gerçekliği” ile “laboratuvar ağacı” arasında yaratıcı gerilimler kalır. Bu, tür sınırlarını sabitlemekten çok, çeşitliliği anlamanın yeni bir dilini önerir: coğrafi ırklar, kemotipler, ekotipler.

Sahadaki ikinci hayat: Eczaneler, pazarlar, tarlalar

Bitkinin bilimsel macerası sürerken, sahadaki kullanımı da kesintisiz akar. Anadolu’da, İran’da ve Kafkasya’da kurutulmuş demetler hâlâ kırsal pazar tezgâhlarına konur; hafif dispeptik şikâyetlere karşı demlenir, sıyrık ve kesiklerde kompres yapılır. Modern fitoterapi, bu geleneği daha temkinli ve daha standart bir dile çevirir: doğru tür tayini, ağır metal ve pestisit analizleri, flavonoid ve uçucu yağ içeriklerinin standardizasyonu, hamilelik ve laktasyonda kaçınma, Asteraceae alerjisi olanlarda uyarı… Aynı zamanda tamamlayıcı kullanımla sınırlı kalma ve kanıta dayalı tedavilerin ikamesi olmama ilkesi, bu öykünün bugününü belirleyen çizgidir.

Güncel araştırma cepheleri: Haritalar, çizelgeler, standardizasyon

Bugün A. biebersteinii üzerine üç paralel araştırma hattı öne çıkıyor.
(1) Coğrafi kemotip haritaları: Türkiye, İran ve Kafkasya boyunca çoklu popülasyon örnekleriyle uçucu yağ ve fenolik profillerin eşleştirildiği, yükseklik, toprak ve bakı gibi çevresel değişkenlerle ilişkilendirildiği çalışmalar; fitokimyayı ekolojinin diline çeviriyor.
(2) Biyolojik etki mekanizmaları: Anti-inflamatuvar etkide NF-κB ekseninin ve nitrik oksit yollarının, yara iyileşmesinde antioksidan savunma ve fibroblast migrasyonunun; antimikrobiyal etkinlikte hücre zarı geçirgenliği ve metabolik enzim hedeflerinin daha ayrıntılı çözümlendiği deney düzenekleri geliştiriliyor.
(3) Ürün geliştirme ve kalite: Farmasötik formlarda standardizasyon, tekrarlanabilirlik ve raf ömrü; ayrıca A. filipendulina gibi benzer türlerle karışmaları önlemek üzere parmak izi (HPLC/GC-MS) ve barkodlama yaklaşımlarının rafine edilmesi.

Bir türün uzun soluğu

Achillea biebersteinii’nin hikâyesi, efsaneden floraya, sahadan laboratuvara, kimyadan gene kadar uzanan bir süreklilik çiziyor. Bu çizgide her düğümde bir insan yüzü var: dağ geçidinde presini açan toplayıcı, herbaryum çekmecesinde etiketi düzelten küratör, sabaha kadar GC-MS başında piklerin altını hesaplayan kimyager, yara modeli hazırlayan farmakolog, pazarda demet bağlayan aktâr, evinde çay demleyen yaşlı bir kadın… Hepsi, sarı bir çiçek salkımının etrafında toplanan aynı hikâyenin farklı dillerini konuşuyor. Bugün bildiğimiz şudur: Bu dayanıklı bozkır bitkisi, modern bilimin ölçü ve ihtiyatıyla ele alındığında, geleneksel tecrübeyi açıklayan, coğrafyayla değişen, zengin ama dikkatli kullanılmayı hak eden bir biyolojik bütündür.



Keşif
  1. Bieberstein F.A.M. (1808–1819). Flora Taurico-Caucasica. Kharkov.
  2. Ledebour C.F. (1842–1853). Flora Rossica. St. Petersburg.
  3. Boissier E. (1867–1888). Flora Orientalis. Geneva & Basel.
  4. Komarov V.L. (ed.) (1934–1964). Flora of the U.S.S.R. Academy of Sciences, Moscow–Leningrad.
  5. Rechinger K.H. (ed.) (1963–2015). Flora Iranica. Akademische Druck- u. Verlagsanstalt, Graz.
  6. Davis P.H. (ed.) (1965–1988). Flora of Turkey and the East Aegean Islands. Edinburgh University Press, Edinburgh.
  7. Baser K.H.C., Kürkçüoğlu M., et al. (1990’lar–2000’ler). Achillea türlerinin uçucu yağ kompozisyonu üzerine çalışmalar. Çeşitli dergiler.
  8. Sajjadi S.E. (2000’ler). Achillea biebersteinii’nin İran popülasyonlarında uçucu yağ ve fitokimyasal profiller. Çeşitli makaleler.
  9. Rechinger K.H., Hedge I.C., Greuter W. ve çalışma arkadaşları (2000’lere dek). Yakın Doğu Achillea taksonomisinde revizyon ve notlar. Çeşitli bölümler ve makaleler.
  10. 2010’lar–2020’ler. Moleküler filogeni, kemotip haritalama ve yara iyileşmesi/antiinflamatuvar deneysel çalışmalar. Bölgesel ve uluslararası dergilerde çok sayıda çalışma.

Neandertaller İskandinavya’da Yaşamış Olabilirler Mi?

Yeni araştırmalar İskandinavya’nın Neandertallerin yaşaması/yerleşmesi için uygun sıcaklıkta olduğunu gösteriyor. Peki -bildiklerimize göre- Neandertaller neden İskandinavya’da yaşamadı? Daha genel bir soruyla Neandertaller İskandinavya’da yaşamış olabilirler mi?
Bilim insanları yıllardır bu soru üzerinde tartışıyorlar. Kimilerine göre Neandertaller hiçbir zaman o kadar kuzeye çıkamadılar. Neandertallerin İskandinavya’da yaşayamayacağı üzerine görüş bildirenlere göreyse cevap çok basit: Kuzey Neandertallerin sevebileceği, yaşayabileceği sıcaklıkta değil.
Danimarka’daki Aarhus Üniversitesi’nin prehistorik (tarih öncesi) arkeoloji alanındaki doktora öğrencilerinden Trine Kellberg Nielsen, Neandertallerin yaşam savaşından galip ayrılabilecekleri alanları görebilmek adına iklim modellerinden yararlandı. Neandertallerin günümüzden 120 bin yıl önce hangi lokasyonda yer aldığı konusuyla ilgilenen Nielsen şöyle diyor:
“Bitkilerin ve hayvanların coğrafya üzerindeki yayılımlarını ve Neandertallerin yerleşebilecekleri alanları görebilmek adına gelişmiş yayılım modellerini kullandık. Neandertallere ait izlerin bulunduğu lokasyonlardaki koşulları değerlendirerek Neandertallerin yaşayabilecekleri bölgelerin tahminini yapmak mümkün. İklim şartları bizlere, Neandertallerin buzul çağları arasındaki dönem süresince İskandinavya’nın güney kesimlerinde yaşayabileceklerini gösteriyor. Neandertallerin bu bölgede yaşamalarında iklim açısından herhangi bir sorun yok. Buzul çağları arasındaki dönemde Dünya üzerindeki suların seviyesine bağlı olarak sıcaklık yükseldi. Burada Baltık ve Kuzey Denizlerinin bir kez Danimarka’nın güney kesimlerindeki sulara kadar uzandığına dair güçlü işaretler var. Bu bağlamda Neandertallerin geçemeyecekleri bir deniz oluşmuş olabilir. Neandertallerin İskandinavya’da yaşadıklarına dair herhangi bir buluntu yok ama bu durum Neandertallerin Dünya’da yer aldıkları süre boyunca hiçbir zaman İskandinavya’da bulunmadıklarını göstermiyor.”
Neandertallerin yaşadığı bölgeler arasında Almanya’nın kuzey, Danimarka’nın ise hemen güney sınırının yakınları yer alıyor. Neandertaller oldukça göçe yatkın ve yaşadıkları bölgeye uyum sağlayabilen canlılardı. Bu sayede değişen iklim ve doğa koşullarına göğüs gerdiler ve 200-300 bin yıl hayatta kaldılar. Nielsen, sözlerine şöyle devam ediyor:
“Neandertallerin İskandinavya’da yaşayıp yaşamadıklarını net olarak söyleyemem ama Neandertallerin o bölgede yaşamadıklarını söyleyebilmek için iklimi neden olarak kullanamayız.”
Danimarka ve Grönland Jeolojik Araştırmalar (GEUS) bünyesindeki Deniz Jeolojisi bölümünün uzmanlarından Ole Bennike, bu çalışmada yayılım modellerinin kullanılmasını etkileyici buluyor ve bu çalışmanın İskandinavya-Neandertal konusundaki tartışmanın ortasında yeni bir nefes olduğunu düşünüyor. Bennike, Neandertallerin İskandinavya’da yaşamış olabileceği konusunda, Neandertallerin yaşadığı dönemde İskandinavya’nın güneyindeki iklimin, diğer bölgelere göre daha sert olmayışını kanıt olarak öne sürüyor:
“İklim koşulları Neandertallerin İskandinavya’da yaşayıp yaşamadığı konusunda net bir cevap veremiyor. Elbette, güneyde kalan taraflar daha sıcaktı ama çok fazla değil.”
Düzenleyen: Şule Ölez (Evrim Ağacı)

Kaynak:

  1. ScienceNordic
  2. Trine Kellberg Nielsena , Blas M. Benitob , Jens-Christian Svenningb, Brody Sandelc, , Luseadra McKerracherd, Felix Riedea, Peter C. Kjærgaarde, Investigating Neanderthal dispersal above 55°N in Europe during the Last Interglacial Complex Quaternary International Available online 17 January 2016 doi:10.1016/j.quaint.2015.10.039