Kaş İfadeleri İnsan Evriminde Neden Önemli Olabilir?

Noh mask Hanakobu (lumpy nose)-akujo (evil old man) 18th century

Çok ince duygusal ifadeleri sergilemede kullanılabilen kaş hareketleri, insan evriminde önemli bir rol oynamış olabilir.

Tıpkı bir erkek geyiğin boynuzları gibi, belirgin bir kaş çıkıntısına sahip olmak; evrimsel süreçte atalarımızda baskınlığın ve agresyonun daimi işaretlerinden birisiydi. Kaşların hareketi, özelde, örneğin; tanıma ve sempati gibi daha nüans denebilecek duyguları ifade etmede ve insanlar arasında geniş sosyal ağlar inşa edebilmede bizlere iletişim becerileri sağladı. Böylelikle de insanlar arasındaki işbirliği ve daha iyi bir anlayışın gelişmesine de imkân sunulmuş oldu.

9 Nisan’da (2018) Nature Ecology & Evolution‘da yayımlanan bir çalışma, yakın atalarımız da dahil olmak üzere diğer homininler anatomik olarak devasa kaş çıkıntılarına sahipken, modern insanlarda daha yassı bir kaş çıkıntısının neden evrimleştiği konusunda uzun süredir devam eden akademik tartışmalara katkıda bulunuyor.

Belirgin bir kaş çıkıntısının nasıl bir fonksiyona sahip olabileceğini anlama noktasında diğer hayvanları incelemek, bizlere ilginç ipuçları sunabilir. Bir primat türü olan mandrillerde, baskın erkekler, burunlarının her iki yanında statülerinin bir göstergesi olarak parlak renkli şişkinliklere sahiptir. Bu şişkinliklerin büyümesi, hormonal faktörler tarafından tetiklenir ve şişkinliklerin altındaki kemikler, mikroskobik oyuklarla çukurlu yapıdadır. Bu özellik, arkaik homininlerin kaş kemiklerinde de görülebilir.

Eşeysel ikibiçimlilik (dimorfizm) ve sosyal sinyaller verme, atalarımızın çıkıntılı kaş kemikleri için ikna edici bir açıklamadır. Bu çıkıntıların modern insanlarda daha yassı bir yapıya dönüşmesi, bireyler arasında sosyal bağlar oluşturulmasına yardımcı olan dostça duyguların sergilenmesine olanak tanıdı.

Araştırma ekibi, 3D mühendislik yazılımı kullanarak, Ulusal Tarih Müzesi’nde bulunan ve 600.000 ila 200.000 yıl öncesi aralığında yaşamış arkaik bir hominin türü olan Homo heidelbergensis‘e ait Kabwe 1 olarak bilinen fosilleşmiş bir kafatasının kaş çıkıntılarını daha yakından inceledi.

Ekip, çıkıntılı kaş sırtlarına dair açıklamalarda bulunan teori sayısını ikiye indirgedi: Bunlardan birisi; bu sırtların, arkaik homininlerin yassı kafatası ve göz çukurlarının buluştuğu yerdeki boşlukları doldurmak için gerekli olduğunu söylerken, diğeri; çıkıntıların, çiğneme kuvvetini dengeleme işlevi gördüğünü söylüyordu.

Kabwe’nin büyük kaş çıkıntısını modelleme yazılımı ile kesen ekip, aşırı kaş çıkıntısının bir sorun oluşturmadan büyük ölçüde azaltılabileceği ve bunun anatomik yerleşme bakımından bir avantaj sağlamadığı bulgusuna ulaştı. Ardından, farklı dişlerle yapılan ısırma kuvvetleri simüle edildiğinde, kaş çıkıntısına düşen gerilmenin çok az olduğu görüldü. Ekip, çıkıntıyı tamamen aldığında ise, ısırmanın, yüzün geri kalanında bir etki bırakmadığını gözlemledi.

Bu da şu anlama geliyor; kaş çıkıntısının şekli, tek başına anatomik yerleşme ve mekanik gereksinimler tarafından şekillendirilmiyor. Öte yandan kaş çıkıntılarına dair teri veya saçları gözlerden uzak tutmak gibi başka açıklamaların da yetersiz olduğunu ileri süren araştırmacılar, ikna edici açıklamanın sosyal iletişimde bulunabileceğine işaret ediyor.

Araştırmaya göre, iletişimsel alınlarımız, yüzlerimizin son 100.000 yıl içinde giderek daha da küçülmesinin bir yan etkisi olarak ortaya çıktı. Bu süreç, özellikle de avcı-toplayıcılıktan hem beslenme hem de fiziksel çabalarda daha az çeşitlilik anlamına gelen bir yaşam tarzı olan tarıma geçiş ile son 20.000 yılda daha da hızlandı.

Modern insanlar, hayatta kalan son hominin türüdür. Kardeş türümüz Neandertaller’in soyu tükenirken, bizler hızlıca dünyaya yayıldık ve son derece ekstrem koşullarda hayatta kalmayı başarabildik. Bu başarımız, geniş sosyal ağlar oluşturabilme kapasitemize çok büyük katkılar sağladı.

Kaş hareketleri, kompleks duyguları sergileyebilmemize olanak tanırken bir yandan da başkalarının duygularını algılamamızı sağlıyor. Hızlı bir “kaş kaldırma” hareketi, kültürler arası karşılıklı tanımanın ve açıklığın bir işaretiyken, kaşlarımızı çatmak bir agresyon ifadesidir. Öte taraftan, kaş hareketini sınırlayan botoksa sahip olanların, başkalarının duyguları ile empati kurabilmede güçlük yaşadıkları ve bu ifadeleri daha az ayırt edebildikleri gösterilmiştir.

Kaynak:

Orjinal yazı: Bilimfili

 

Yüz Yapısında Rol Oynayan 15 Yeni Gen Belirlendi

Thirty-two Comic Faces, Supplement: One Hundred Comic Faces Kobayashi Kiyochika 1882 Kaynak: https://s-media-cache-ak0.pinimg.com/originals/d1/39/53/d139530fd22f7d5f89c62766dc61b408.jpg

Belçika’da bulunan Leuven Üniversitesi’nden ve ABD’deki Pittsburgh, Stanford ve Penn State Üniversiteleri’nden araştırmacılar, insan yüzünün biçimsel özelliklerini kazanmasına etki eden 15 yeni gen belirledi. Tanımlanan 15 genden 7 tanesi burun ile ilişkilendirildi. Bulgular Nature Genetics dergisinde yayımlanan bir makale ile paylaşıldı.

Genetik malzememiz olan DNA’nın, yüz yapımız da dahil olmak üzere anatomik görünüşümüzü belirlediği uzun süredir biliniyor. Fakat DNA’da bulunan hangi genlerin, tam olarak hangi özelliklere etki ettiğinin anlaşılması çalışma gerektiriyor. Pittsburgh Üniversitesi’nden konu üzerinde çalışan bilimci Seth Weinberg, bu işin samanlıkta iğne aramaya benzediğini söylüyor: “Eskiden bilimciler önce belirli özellikleri seçerdi; gözler arasındaki uzaklık ya da ağız genişliği gibi. Sonra da bu özellik ile bir sürü gen arasında bağlantı ararlardı. Bu sayede çok sayıda genin kimlik tespiti yapıldı ama elbette sonuçlar sınırlıydı, çünkü az sayıda özellik seçilip sınanmıştı.”

Yeni yapılan araştırmada ise bilimciler farklı yaklaşım benimsedi. “Bizim arayışımız belirli özelliklere odaklanmıyor,” diye ekliyor Leuven Üniversitesi’nden makale başyazarı Peter Claes. Ekip, çok sayıda insanın 3-boyutlu yüz görüntüleri ile karşılık gelen DNA’larından oluşan bir veritabanı oluşturmuş. Yüzler, farklı bölgelerindeki farklı özelliklere göre sınıflandırılarak, DNA’larda karşılık gelen herhangi bir yer olup olmadığına bakılmış. Bu modüler bölümleme tekniği sayesinde, daha önce yapılmamış kadar çok sayıda yüz özelliği için sınama yapılabildiğini belirtiyorlar.

Çalışma sonucunda araştırmacılar DNA üzerinde yüz özelliklerine katkıda bulunan 15 bölge saptadı. Bu modüler yüz özellikleri ile ilişkilendirilen genomik bölgelerin, fetüs gelişirken etkinleştiği belirlendi. Ekipten Joanna Wysocak, ayrıca çalışmada saptanan farklı genetik varyantların, genlerin ne zaman, nerede ve ne kadar ifade edileceğini etkileyen genom bölgeleri ile ilişkili olduklarını keşfettiklerini ekliyor.

Bilimciler, insan yüzünü şekillendiren genlerin tümünün henüz tanımlanmadığının da altını çiziyor. Ayrıca bulunulan yaş, çevresel etkenler ve yaşam tarzının da yüz görünümü üzerinde etkisi olduğunu hatırlatıyorlar.

Kaynak ve İleri okuma:

  • Science Bulletin, “Fifteen new genes identified that shape our face” https://sciencebulletin.org/archives/20495.html
  • Peter Claes, Jasmien Roosenboom, Julie D. White, Tomek Swigut, Dzemila Sero, Jiarui Li, Myoung Keun Lee, Arslan Zaidi, Brooke C. Mattern, Corey Liebowitz, Laurel Pearson, Tomás González, Elizabeth J. Leslie, Jenna C. Carlson, Ekaterina Orlova, Paul Suetens, Dirk Vandermeulen, Eleanor Feingold, Mary L. Marazita, John R. Shaffer, Joanna Wysocka, Mark D. Shriver, Seth M. Weinberg. Genome-wide mapping of global-to-local genetic effects on human facial shape. Nature Genetics, 2018; DOI: 10.1038/s41588-018-0057-4

Orjinal yazı: Bilimfili