Taurin

Taurin, hayvan dokularında yaygın olarak bulunan organik bir bileşik, özellikle de bir amino asittir. Diğer amino asitlerin çoğunun aksine, taurin protein yapımında kullanılmaz. Bunun yerine, vücutta çeşitli önemli işlevleri vardır.

Taurin en çok kalp, beyin, retina ve trombosit adı verilen kan hücrelerinde yoğunlaşmıştır. En iyi besin kaynakları et ve balık, özellikle de midye ve istiridye gibi kabuklu deniz ürünleridir. Taurin aynı zamanda enerji içeceklerinde de yüksek konsantrasyonlarda bulunabilir ve bu içecekler doğal olarak elde edilmek yerine genellikle sentezlenir.

Kimya

Kimyasal olarak 2-aminoetansülfonik asit olarak tanımlanan bir sülfonik asit olan taurin, insanlar dahil birçok hayvanın alt bağırsaklarında ve dokularında önemli miktarlarda bulunan bir amino asittir. Safra asidi konjugasyonu, osmoregülasyon, membran stabilizasyonu ve kalsiyum sinyallemesinin modülasyonu gibi çeşitli biyolojik süreçlerde çok önemli bir rol oynar. “Taurin”in etimolojisi, ilk kez 1827’de Alman bilim adamları Friedrich Tiedemann ve Leopold Gmelin tarafından öküz safrasından izole edildiği için Latince boğa anlamına gelen “taurus” kelimesine dayanmaktadır.

Kimyasal yapı

Taurinin kimyasal formülü C2H7NO3S olup, iki karbon atomu, yedi hidrojen atomu, bir nitrojen atomu, üç oksijen atomu ve bir kükürt atomu içerdiğini gösterir.

Yapısı bir etan omurgasına bağlı bir amino grubu (-NH2) ve bir sülfonik asit grubundan (-SO3H) oluşur. Bu yapı, sudaki çözünürlüğü ve fizyolojik pH’ta zwitteriyonik karakteri de dahil olmak üzere çeşitli biyokimyasal işlemlere katılma yeteneğine katkıda bulunur.

Farmakodinamik

Farmakodinamik olarak taurin geniş bir etki yelpazesi sergiler:

  1. Nörotransmitter Fonksiyonları: Taurin, beyinde inhibitör bir nörotransmitter olarak görev yapar, hücre içindeki klorür iletkenliğini artırarak nöronların uyarılabilirliğini modüle eder, böylece membran potansiyelini stabilize eder.
  2. Kalsiyum Sinyalinin Modülasyonu: Kalp fonksiyonu, gelişimi ve hücrenin hayatta kalması için çok önemli olan kalsiyum kanallarını ve taşıyıcılarını etkileyerek kalsiyum sinyalini etkiler.
  3. Antioksidan Özellikleri: Taurin, reaktif oksijen türlerini (ROS) temizleyerek hücreleri oksidatif strese karşı koruyabilir.
  4. Hücre Hacminin Düzenlenmesi: Osmoregülasyon fonksiyonları sayesinde taurin, çeşitli fizyolojik koşullar altında hücre hacminin ve bütünlüğünün korunmasına yardımcı olur.

Farmakokinetik

Taurinin farmakokinetik profili emilimini, dağılımını, metabolizmasını ve atılımını içerir:

  • Emilim: Taurin, ince bağırsakta sodyuma bağlı bir taşıma mekanizması yoluyla emilir. Biyoyararlanımı diyetle alımına ve diğer amino asitlerin varlığına bağlı olarak değişebilir.
  • Dağılım: Taurin emildikten sonra tüm vücuda dağılır; yüksek konsantrasyonları kalpte, beyinde, kaslarda ve retinada bulunur.
  • Metabolizma: Taurin minimal metabolizmaya uğrar. Diyetteki yağların sindirimine yardımcı olmak için öncelikle karaciğerdeki safra asitleriyle konjuge edilir.
  • Atılım: Taurin esas olarak idrarla atılır, az miktarda da dışkı ve safra yoluyla atılır.

Halk arasındaki faydaları

Taurinin bazı temel işlevleri ve faydaları şunlardır:

  • Kalp Sağlığı: Taurin kan basıncını ve kolesterol seviyelerini düşürmeye yardımcı olabilir, böylece kalp hastalığı ve felç riskini azaltır.
  • Göz Sağlığı: Gözde yüksek seviyelerde taurin bulunur ve bazı araştırmalar taurinin görme kaybına karşı korunmaya yardımcı olabileceğini düşündürmektedir.
  • Egzersiz Performansı: Taurin, atletik performansı artırma potansiyeli nedeniyle birçok spor takviyesinde bulunur.
  • Nörolojik Fonksiyon: Taurin, nöronların sağlığının korunmasında rol oynar ve çeşitli beyin fonksiyonlarında yer alır.
  • Antioksidan Özellikler: Taurin bir antioksidan olarak hareket edebilir, iltihapla savaşmaya ve vücudu oksidatif strese karşı korumaya yardımcı olabilir.

Taurin eksikliği nadir görülse de, vejetaryenler ve veganlar (diyetlerinden yeterince alamayabilirler), bazı kalp veya böbrek hastalıkları olan kişiler ve prematüre bebekler (taurin yapamayan) dahil olmak üzere bazı kişiler takviyeden yararlanabilir.

Tarih

Taurin ilk olarak 1827 yılında Alman bilim insanları Friedrich Tiedemann ve Leopold Gmelin tarafından öküz safrasından izole edilmiştir. Adını Latince boğa anlamına gelen taurus kelimesinden almışlardır. Taurin non-proteinojenik bir amino asittir, yani proteinlerde bulunmaz ancak vücut tarafından sentezlenir. Beyin, kalp ve retinada yüksek konsantrasyonlarda bulunur.

1900’lerin başında taurin kalp hastalığı, epilepsi ve sarılık gibi çeşitli durumları tedavi etmek için kullanılıyordu. Ancak antibiyotiklerin ve diğer daha etkili tedavilerin keşfedilmesinden sonra kullanımı azalmıştır.

Son yıllarda, araştırmalar sağlık üzerinde bir dizi yararlı etkiye sahip olduğunu gösterdiğinden, taurine olan ilgi yenilenmiştir. Taurinin kalbi ve beyni koruduğu ve ayrıca atletik performansı artırmaya yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Bazı enerji içeceklerinde de bulunur ve yorgunluğu azaltmaya yardımcı olabileceğine dair bazı kanıtlar vardır.

Günümüzde taurin hala bazı geleneksel Çin tıbbı tedavilerinde kullanılmaktadır. Ayrıca bir besin takviyesi olarak da mevcuttur. Tavsiye edilen günlük taurin alımı 1.000-2.000 mg’dır.

İşte taurin tarihindeki bazı önemli olaylar:

  • 1827: Taurin ilk olarak öküz safrasından izole edildi.
  • 1900’lerin başı: Taurin çeşitli durumların tedavisinde kullanılır.
  • 1960’lar: Taurinin sağlığa faydaları üzerine araştırmalar başlar.
  • 1990’lar: Taurin bazı enerji içeceklerine eklenir.
  • 2000’ler: Taurinin sağlığa faydaları üzerine daha fazla araştırma yayınlanır.
  • Günümüzde: Taurin bir besin takviyesi olarak mevcuttur.

Taurin, uzun ve çeşitli bir geçmişe sahip büyüleyici bir moleküldür. Hala üzerinde çalışılmaktadır ve sağlığa faydaları hakkında hala bilmediğimiz çok şey vardır. Bununla birlikte, şimdiye kadar yapılan araştırmalar taurinin güvenli ve potansiyel olarak faydalı bir madde olduğunu göstermektedir.

Kaynak:

  1. Lourenço R, Camilo ME. Taurine: a conditionally essential amino acid in humans? An overview in health and disease. Nutr Hosp. 2002;17(6):262-270.
  2. Schaffer, S. W., Jong, C. J., Ramila, K. C., & Azuma, J. (2010). Physiological roles of taurine in heart and muscle. Journal of biomedical science, 17 Suppl 1(Suppl 1), S2. https://doi.org/10.1186/1423-0127-17-S1-S2
  3. Ripps, H., & Shen, W. (2012). Review: taurine: a “very essential” amino acid. Molecular vision, 18, 2673–2686.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Zengin Lif ile Beslenme Akciğer Kanseri Riskini Azaltıyor

Lif açısından zengin bir beslenme düzeni yalnızca diyabet ve kalp hastalıklarına karşı korumakla kalmıyor aynı zamanda akciğer kanseri geliştirme riskini azaltabiliyor. Bu çıkarım Annuals of the American Thoracic Society’de basılı olarak yayımlanan bir çalışmaya ait.

NHANES – National Health and Nutrition Examination Surveys’den elde edilen verilerin analiz sonuçları, en üst düzeyde (yüzdeye vurulduğunda dörtte birlik bir kesime denk gelen) lif tüketen yetişkinler için “NHANES Besin Lif Tüketimi ile Akciğer Fonksiyonları Arasındaki İlişki” başlığı ile sıradaki bilgileri içerecek biçimde yayımlandı:

• Yüzde 50.1’lik normal akciğer fonksiyonlarına sahip olan en az seviyede lif tüketen dörtte birlik kesim ile karşılaştırıldığında yüzde 68.3’ü normal akciğer fonksiyonlarına sahip,

• Yine aynı karşılaştırmada alt dörtte birlik kesimin yüzde 29.8’lik solunum yolları engellerine karşılık, üst dörtte birlik kesim yüzde 14. 8 oranında solunum yolları sıkıntısı yaşıyor.

İki önemli solunum testinde de en yüksek oranda lif tüketen insanların en düşük lif tüketen insanlara nazaran ciddi biçimde daha yüksek başarı gösterdi. En üst dörtte birlik grup hem daha yüksek akciğer kapasitesine sahip hem de alınan nefesin üzerine alınan bir ikinci nefeste (alınan nefes geri vermeden) daha fazla havayı ciğerlerine çekebiliyordu.

Araştırmacılar, 2009 -2010 yıllarında NHANES anketlerine ve incelemelerine katılan yaşları 40 ile 79 arasında değişen 1,921 yetişkine ait kayıtların üzerinden geçerek bu sonuçlara ulaştı. NHANES anketleri aynı zamanda fiziksel testlerle de kombine edilmesi bakımından tekil bir özellik taşıyor. Bu bakımdan sonuçların güvenilir olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Lif tüketimi hesabı tüketilen meyve, sebze, baklagil ve tam tahıllı gıdaların miktar ve çeşitlerine göre hesaplandı. Diyetleri günde 17.5 gramdan daha fazla lif içeren 571 kişiden oluşan bireyler en üst düzey lif tüketen dörtte birlik kesimi oluştururken, 360 kişilik en az düzeyde lif tüketen dörtte birlik grubun günlük lif tüketimi 10.75 gramdan daha az olarak kaydedildi.

Araştırmacılar bu veriler ile birçok demografik ve sağlık faktörü (sigara içme, hastalık geçmişi, diyabet, kilo, sosyoekonomik durum gibi) bilgilerini kombine etti ve lif ile akciğer fonksiyonu arasındaki bağımsız ilişkiyi tespit etti. Ancak eksik olan bilgilerden birisi (ki önemsiz bir eksiklik sayılmaz) akciğer fonskiyonlarının zamanla değişimi ve fiziksel aktivite değişimiydi. Maalesef bu veriler NHANES’te de mevcut değildi ve araştırmacıları da sonuçların kesinliğini açıklamakta sınırladı diyebiliriz.

Araştırmada liflerin yararlı etkilerini açıklayan ve incelemiş olan daha önceki araştırmalar referans gösterildi. Bu araştırmaların içinde liflerin iltihap ve yangıları azalttığını gösteren incelemelerde mevcut ki iltihaplanmaların birçok akciğer kanseri vakasının altında yatan neden olduğu da biliniyor. Yine not edildiğine göre doğal akciğer-koruyucu kimyasalları vücuda salan bağırsak mikrobiyomu üzerinde de liflerin ve lif tüketiminin büyük etkileri olduğunu gösteren araştırmalar da mevcut.

 


Kaynak :

  1. Bilimfili,
  2. American Thoracic Society (ATS). “Fiber-rich diet may reduce lung disease.” ScienceDaily. ScienceDaily, 22 January 2016. 
  3. Corrine Hanson, Elizabeth Lyden, Stephen Rennard, David M Mannino, Erica P.A. Rutten, Raewyn Hopkins, and Robert Young  The Relationship between Dietary Fiber Intake and Lung Function in NHANES Annals ATS. First published online 19 Jan 2016 as DOI: 10.1513/AnnalsATS.201509-609OC