Sentetik embriyo

Bazen “embriyoid” olarak da adlandırılan sentetik embriyolar, laboratuvarda geliştirilen ve doğal embriyoların bazı yönlerini taklit eden yapıları ifade eder. Bununla birlikte, tam anlamıyla gerçek embriyo değildirler, çünkü sperm ve yumurtanın birleşmesinden oluşmazlar ve mevcut halleriyle, tamamen oluşmuş bir organizmaya dönüşemezler.

Sentetik embriyoların oluşturulması genellikle embriyonik kök hücreler (ESC’ler) veya uyarılmış pluripotent kök hücreler (iPSC’ler) gibi pluripotent kök hücrelerin kullanımını içerir. Bunlar vücuttaki herhangi bir hücre tipine dönüşme yeteneğine sahip hücrelerdir. Araştırmacılar bu hücreleri, embriyonik gelişimin çeşitli aşamalarına benzeyen üç boyutlu yapılar halinde kendi kendilerine organize olmaları için yönlendiriyor.

Sentetik embriyo oluşturmanın amacı yeni yaşam formları üretmek değil, erken insan gelişimini incelemek için bir model sağlamaktır. Embriyonik gelişim süreçlerinin araştırılması, erken gebelik kaybının nedenlerinin belirlenmesi, çevresel faktörlerin erken gelişim üzerindeki etkilerinin incelenmesi ve yeni ilaç ve tedavilerin test edilmesi için değerli araçlardır.

Sentetik embriyoların veya embriyo benzeri yapıların üretimi, kök hücrelerin kullanımını içeren karmaşık bir süreçtir. Bu hücreler kendi kendilerini yenileme ve çeşitli farklı hücre tiplerine farklılaşma yeteneğine sahiptir.

Burada, araştırmanın özel yöntemlerine ve hedeflerine bağlı olarak önemli ölçüde değişebilen sürecin genel bir taslağı yer almaktadır:

Hücre Kaynağı: Süreç kök hücrelerin izolasyonu ile başlar. Bunlar erken embriyolardan türetilen embriyonik kök hücreler (ESC’ler) veya genetik olarak kök hücre benzeri bir duruma yeniden programlanmış olgun hücreler olan indüklenmiş pluripotent kök hücreler (iPSC’ler) olabilir. Bazı durumlarda araştırmacılar, doğal gelişimde plasentayı meydana getiren trofoblast kök hücrelerini (TSC’ler) kullanabilirler.

İn Vitro Kültür: İzole edilen kök hücreler daha sonra çok özel koşullar altında bir laboratuvar kabında kültürlenir. Kültür ortamı veya hücrelerin içinde büyütüldüğü çözelti, hücre büyümesini ve bölünmesini destekleyen besinler ve diğer faktörleri içerir.

Farklılaşmanın İndüklenmesi: Daha sonra, kök hücreler bir embriyoyu oluşturan farklı hücre türlerine farklılaşmaya teşvik edilir. Bu, kültür ortamının bileşimini veya fiziksel ortamı değiştirmek gibi kültür koşullarını manipüle ederek veya hücreleri genetik olarak değiştirerek başarılabilir.

Yapı Oluşumu: Hücreler farklılaştıkça, doğal olarak kendilerini embriyo benzeri bir yapı halinde organize etmeye başlarlar. Bu kendi kendine organizasyon, kök hücrelerin temel bir özelliğidir ve hücrelerin kendilerinden ve çevrelerinden gelen sinyallerle yönlendirilir. Sonuç, değişen derecelerde doğal embriyonik gelişimin erken aşamalarını taklit edebilen sentetik bir embriyodur.

Analiz ve Çalışma: Sentetik embriyolar oluşturulduktan sonra, araştırmacılar embriyonik gelişim süreçleri hakkında bilgi edinmek, belirli hastalıkların kökenlerini araştırmak, ilaçları ve diğer tedavileri test etmek ve aksi takdirde ele alınması imkansız olan insan biyolojisi sorularını keşfetmek için bunları inceleyebilirler.

Bunun sürecin basitleştirilmiş bir versiyonu olduğunu unutmamak önemlidir. Gerçek yöntemler çok daha karmaşık olabilir ve son derece uzmanlaşmış bilgi ve teknikler gerektirebilir. Ayrıca, araştırmacıların sentetik embriyolar oluştururken ve bunlarla çalışırken uymaları gereken birçok etik husus ve kılavuz vardır.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Tarih

Sentetik embriyo üretiminin tarihi nispeten yeni bir araştırma alanıdır ve ilk sentetik embriyolar 2000’li yılların başında oluşturulmuştur. 2004 yılında Cambridge, Massachusetts’teki Whitehead Biyolojik Araştırma Enstitüsü’nden bir grup bilim insanı fare kök hücrelerinden sentetik embriyolar oluşturdu. Bu embriyolar, embriyoların rahme yerleştirildiği aşama olan erken blastosist aşamasındaki embriyolara dönüşebildi.

2007 yılında, San Francisco’daki California Üniversitesi’nden bir grup bilim insanı, insan kök hücrelerinden sentetik embriyolar oluşturdu. Bu embriyolar, embriyoların vücuttaki her tür hücreye dönüşebildiği aşama olan erken pluripotent kök hücre aşaması embriyolarına dönüşebildi.

O zamandan bu yana sentetik embriyo üretimi alanında önemli ilerlemeler kaydedildi. 2013 yılında İsrail’deki Weizmann Bilim Enstitüsü’nden bir grup bilim insanı, erken organ oluşturma aşamasındaki embriyolara dönüşebilen sentetik embriyolar yarattı. Bu embriyolar bağırsak, beyin ve kalbe benzeyen yapılara dönüşebildi.

2017 yılında, Birleşik Krallık’taki Cambridge Üniversitesi’nden bir grup bilim insanı, erken iribaş benzeri yapılara dönüşebilen sentetik embriyolar oluşturdu. Bu embriyolar, bir iribaşın baş, kuyruk ve uzuvlarına benzeyen yapılara dönüşebildi.

Sentetik embriyoların geliştirilmesi tıp alanında devrim yaratma potansiyeline sahiptir. Sentetik embriyolar insan gelişiminin erken aşamalarını incelemek, hastalıklar için yeni tedaviler geliştirmek ve transplantasyon için yeni organ ve doku kaynakları yaratmak için kullanılabilir. Ancak sentetik embriyoların geliştirilmesi etik kaygıları da beraberinde getirmiştir. Bazı insanlar sentetik embriyoların insan olduğuna ve bunların yaratılmasının ahlaki açıdan yanlış olduğuna inanmaktadır. Diğerleri ise sentetik embriyoların insan olmadığına ve yaratılmalarına ahlaki açıdan izin verilebileceğine inanmaktadır.

Sentetik embriyo üretiminin etiği konusundaki tartışmalar muhtemelen uzun yıllar devam edecektir. Bununla birlikte, sentetik embriyoların potansiyel faydaları o kadar büyüktür ki, bu araştırma alanının ilerlemeye devam etmesi muhtemeldir.

İşte sentetik embriyo üretiminin potansiyel faydalarından bazıları:

  • İnsan gelişiminin daha iyi anlaşılması: Sentetik embriyolar, insan gelişiminin erken aşamalarını daha önce hiç olmadığı kadar ayrıntılı bir şekilde incelemek için kullanılabilir. Bu, hastalıkların nasıl geliştiği ve nasıl tedavi edileceği konusunda yeni anlayışlara yol açabilir.
  • Hastalıklar için yeni tedavilerin geliştirilmesi: Sentetik embriyolar, doğum kusurları ve kanser gibi erken gelişimi etkileyen hastalıklara yönelik yeni tedaviler geliştirmek için kullanılabilir.
  • Transplantasyon için yeni organ ve doku kaynaklarının oluşturulması: Sentetik embriyolar, transplantasyon için yeni organ ve doku kaynakları yaratmak için kullanılabilir. Bu, nakil için mevcut organ ve doku sıkıntısını azaltmaya yardımcı olabilir.

Potansiyel faydalarına rağmen, sentetik embriyo üretimiyle ilgili bazı etik kaygılar da bulunmaktadır. Bu endişeler şunlardır:

İnsan klonlama potansiyeli: Sentetik embriyolar insan klonlamak için kullanılabilir. Bu durum, başkalarıyla aynı olan insanların yaratılmasına ilişkin etik kaygıları artırmaktadır.
“Tasarım bebekler” yaratma potansiyeli: Sentetik embriyolar, zeka veya atletizm gibi belirli özellikleri seçmek için kullanılabilir. Bu durum, belirli özelliklere sahip olacak şekilde tasarlanmış çocukların yaratılmasına ilişkin etik kaygıları gündeme getirmektedir.
“Süper insanlar” yaratma potansiyeli: Sentetik embriyolar zeka, güç veya diğer yetenekler açısından diğerlerinden üstün çocuklar yaratmak için kullanılabilir. Bu durum, diğerlerinden üstün olan yeni bir “süper insan” sınıfının yaratılmasına ilişkin etik kaygıları gündeme getirmektedir.

Sentetik embriyo üretimine ilişkin etik kaygılar karmaşıktır ve bu teknolojinin geliştirilip geliştirilmemesi gerektiği sorusunun kolay bir cevabı yoktur. Ancak, bu teknolojinin geleceği hakkında bilinçli kararlar verebilmemiz için bu konuların kamuoyunda tartışılması önemlidir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Kaynak:

  1. Harrison, S. E., Sozen, B., Christodoulou, N., Kyprianou, C., & Zernicka-Goetz, M. (2017). Assembly of embryonic and extraembryonic stem cells to mimic embryogenesis in vitro. Science, 356(6334).
  2. Rivron, N. C., Frias-Aldeguer, J., Vrij, E. J., Boisset, J. C., Korving, J., Vivié, J., … & Geijsen, N. (2018). Blastocyst-like structures generated solely from stem cells. Nature, 557(7703), 106-111.
  3. Zheng, Y., Xue, X., Shao, Y., Wang, S., Esfahani, S. N., Li, Z., … & Ding, J. (2019). Controlled modelling of human epiblast and amnion development using stem cells. Nature, 573(7774), 421-425.
  4. Warmflash, A. (2019). Modelling human embryos from stem cells. Nature, 576(7786), 224-225.

Organoidlerin Potansiyelinin Ortaya Çıkarılması: İnsan Beyni Gelişimi ve Etik Hususlar Hakkında İçgörüler

On yıl önce çığır açan bir gelişmeyle Jürgen Knoblich ve Viyana’daki ekibi, laboratuvarda kök hücrelerden yetiştirilen organlara benzeyen 3 boyutlu yapılar olan insan beyni organoidlerini başarıyla büyüttü. Araştırmaları, beynin ortalamadan küçük olduğu bir durum olan mikrosefali gelişiminin haritasını çıkarmaya odaklandı. Organoidler, özellikle insanlarda organ gelişimine ilişkin benzersiz bilgiler sunuyor ve araştırmacıların hayvan modellerinde bulunmayan süreçleri incelemesine olanak tanıyor.

Ancak Knoblich, “mini beyin” teriminin yanıltıcı olduğunu ve etik kaygıları tetiklediğini vurguluyor. Organoidler minyatür beyinler değil, araştırma amacıyla beyin gelişiminin belirli yönlerinin yeniden yaratılmasıdır. Knoblich bu terimin kullanılmamasını tavsiye ediyor ve organoid araştırmasının doğası hakkında açık bir iletişimin gerekliliğini vurguluyor.

Organoidlerin incelenmesi, insanlara özgü olan ve diğer hayvanlarda gözlemlenmeyen süreçler de dahil olmak üzere insan organ gelişimi hakkında değerli bilgiler sağlar. İnsanlarda hastalıklara neden olan bazı genetik mutasyonlar hayvan deneyleri yoluyla incelenemez, bu da organoidleri bu durumları anlamak için çok önemli bir araç haline getirir.

Knoblich, insan ve fare beyinleri arasındaki farklılıkların altını çiziyor; bunlar arasında insan beynindeki daha uzun gelişim süresi ve daha fazla sayıda sinir hücresi yer alıyor. Bireysel sinir hücrelerinin karmaşıklığı da türler arasında farklılık gösteriyor. Araştırmacılar hayvan modelleri yerine organoidleri kullanarak hayvan deneylerine olan ihtiyacı önleyebilir veya azaltabilir, ancak hayvan deneylerinin tamamen ortadan kaldırılması şu anda tüm araştırma alanlarında uygulanabilir veya sorumlu değildir.

Sonuç olarak, organoidlerin geliştirilmesi insan organ gelişimi ve hastalıklarının incelenmesi için yeni olanaklar yaratmıştır. Organoidler belirli araştırma alanlarında avantajlar sunarken, hayvan modellerinin yerine geçecek bir araç olarak değil, karmaşık biyolojik süreçlere ilişkin anlayışımızı geliştirmemize katkıda bulunan tamamlayıcı araçlar olarak görülmelidir.

Kaynak: Lancaster MA, Renner M, Martin CA, Wenzel D, Bicknell LS, Hurles ME, Homfray T, Penninger JM, Jackson AP, Knoblich JA. Cerebral organoids model human brain development and microcephaly. Nature. 2013 Sep 19;501(7467):373-9. doi: 10.1038/nature12517. Epub 2013 Aug 28. PMID: 23995685; PMCID: PMC3817409.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Beyine Sinir Hücresi Nakli!

Bir grup bilim insanı Rhesus makaklarından aldıkları deri hücresini sinir hücresine dönüştürerek maymunun beynine nakletti. Nakilden altı ay sonra ise hücre son derece sağlıklı görünüyordu. 

Kişisel kök hücreler kullanılarak doku ve organ nakilleri gerçekleştirmek bilimin gelecekteki en büyük hayallerinden. Bunu gerçekleştirmek demek çoğu durum için organ aramaya son vermek demek olacak. Bunun adına yapılan bir araştırma ise umutlarımızı yeşertmeye devam etti.

Wisconsin Üniversitesi’nden olan ekip ilk olarak bir Rhesus makağının derisinden hücre örneği alarak onu kök hücreye çevirdi. Ardından ise araştırmacılar bu hücreyi henüz gelişmekte olan bir sinir hücresine çevirmeyi başardı. Ardından beyne nakledilen hücre, yabancı hücre olarak tanınmadan ya da kanser hücresi olarak algılanmadan normal seyrinde yaşam döngüsünü sürdürdü. Yani maymunun vücudu bu hücreyi kabul etmiş oldu.

Bu gelişme organ nakli teknolojisi için önemli olmasıyla birlikte, Parkinson ve Alzheimer gibi beyin ile alakalı hastalıklardan muzdarip olan kişiler için de umut ışığı olabilir!

Kaynak:

  • PopSci
  • Marina E. Emborg, Yan Liu, Jiajie Xi, Xiaoqing Zhang, Yingnan Yin, Jianfeng Lu, Valerie Joers, Christine Swanson, James E. Holden, Su-Chun Zhang Induced Pluripotent Stem Cell-Derived Neural Cells Survive and Mature in the Nonhuman Primate Brain Cell Reports Volume 3, Issue 3, p646–650, 28 March 2013 DOI: http://dx.doi.org/10.1016/j.celrep.2013.02.016

İnsan kök hücre DNA’sı ilk kez programlandı

DNA’mız genetik bilgimizin tamamını içinde saklıyor ve epigenetik değişimlerde aç-kapa mekanizmaları çalışıyor. Örneğin DNA nükleotitlerinin üzerine küçük metil moleküllerinin bağlanmasıyla genlerin protein sentezi mekanizmaları düzenleniyor; ki bu da normal gelişim ve sağlıklı yaşam için olmazsa olmazdır. Belli genlerin metilasyonu sağlık için potansiyel tehdit olmakla birlikte, çevresel etmenlerden de çok yakından etkilenmektedir. Ne var ki, metilasyon gibi tüm bu epigenetik bilgiler ve etkiler, kök hücrelerdeki bilginin gelecek nesile sağlıklı aktarımını sağlamak üzere silinmiştir.

Epigenetik bilgi ve işlem genlerimizi düzenlemede etkili, ancak herhangi bir anormal metilasyon aktivitesi bir sonraki jenerasyonda gelişim bozuklukluklarına sebep olurken, nesiller geçtikçe de zararlar birikmeye başlıyor. Bu sebeple her yeni yavruda kök hücreler embriyo düzeyinde sıfırlanarak epigenetik bilgiler temizleniyor.

Yumurta sperm tarafından döllendiğinde hücre kümesi olan blastosit’e dönüşecek şekilde bölünmeye başlar. Blastosit’in içerisinde bazı hücreler ana yapılarına dönerek kök hücrelere dönüşür. Kök hücreler de vücudun tüm hücrelerine dönüşebilecek, en temel hücreler olarak varlığını sürdürürler.

Bu kök hücrelerin içinden sperm ve yumurta (seks hücreleri)’ne dönüşecek olan, primordiyal kök hücreleri üzerinde epigenetik bilgi, embriyonun ilk iki haftalık sürecinden dokuz haftalık olana kadar ki zaman içerisinde yeniden programlandı. Mevcut çalışmada, epigenom programını düzenleyen ve koruyan enzimlerin engellenmesi ile DNA’nın metilasyon paternlerinin durdurulması işlemi gerçekleştirildi.

Araştırmadaki bulgulara göre, DNA’mızın yüzde 5’i yeniden programlamaya uygun değil. Sinir hücrelerinde bu ‘kaçak’ bölgelerin bazılarının aktif olduğu, ve gelişimde çok etkili roller aldığı biliniyor.Bunun tersine, veri analizleri şizofreni, metabolik rahatsızlıklar veya obezite gibi hastalıkların da bu DNA parçalarından temellenebileceğini ortaya koyuyor.

Araştırma ile elde edilen bulgular genom’umuzun içinde saklı olan potansiyel epigenetik etkisi olan bölgeler hakkında ciddi bilgiler sağlıyor. Farelerde aynı olan bu etken bölgeler de yakın gelecekte daha detaylı araştırmaların önünü açacak gibi görünüyor.

Bakteri ve bitki DNA’larından vücudumuza giren parçaları, DNA’mızın yaklaşık yarısını oluşturan ‘kara madde’ler gibi etkileri bilinmeyen retroelementlerin yeniden programlanmasını da sağlayabilir. Bu parçalar, evrimi yürütüyor ve çok faydalı olabiliyor. Öte yandan bazı retroelementler DNA’mızın üzerinde genlerin olduğu kısımlara eklemlenerek olağan gen ekspresyonu süreçlerini bozarak, zararlı etkiler üretebiliyor. Bu sebeple vücudumuz da epigenetik bir etkisi olan metilasyon mekanizmalarını geliştirmiştir.

Metilasyon potansiyel olarak zararlı olan retroelementleri kontrol etmekte çok etkili bir mekanizma. Metilasyon kök hücrelerde kalktığı zaman savunmamızın ilk hattını da kaybetmiş oluyoruz.

Aslında bu araştırma ile evrimsel tarihimizin yakın zamanlarında genom’umuzun içine giren retroelementlerin gözden kaçmış olanları tespit edildi ve metilasyon paternleri korundu. Buradan yapılan çıkarımlara göre,  retroelementler vücudumuzun savunma mekanizması içerisinde epigenetik etkiler ile evrimsel zararların önüne geçiyor.

 


Referans :

  1. Bilimfili,
  2. Walfred W.C. Tang, Sabine Dietmann, Naoko Irie, Harry G. Leitch, Vasileios I. Floros, Charles R. Bradshaw, Jamie A. Hackett, Patrick F. Chinnery, M. Azim Surani. A Unique Gene Regulatory Network Resets the Human Germline Epigenome for Development. Cell, 2015; 161 (6): 1453 DOI: 10.1016/j.cell.2015.04.053

Saç İncelmesi ve Dökülmesi Kök Hücre Yaşlanması ile İlişkilendirildi

Yaşlanma sırasında dokubilimsel olarak, birçok organda doku atropisi ve fibroz gözlemlenir. Konu ile ilgili henüz incelenmemiş araştırılmamış başlıkların içinde dokuların bileşenleri olan hücrelerin dinamiklari, hücresel kaderleri, yaşlanma sürecinde hücrelerin aldığı hasarlar ve hangi hücre tiplerinin yaşlandıkça veya hasar gördükçe biriktiği gibi alanlar bulunuyor. Organizmal yaşlanma çeşitli teoriler ile açıklanmaktadır; örneğin reaktif oksijen türleri, hücresel yaşlanma, telomer kısalması ve metabolizma değişmesi gibi; ancak bunların içinde hücresel veya dokusal dinamikler yönünden bir bakış açısı yoktur.

Kök hücre sistemleri hücre ve doku değişimini -birçok memeli organında- uyararak yenilenmeyi ve sağlığı korumayı sağlar. Ancak somatik kök hücrelerin ; yani doku ve organların hücre havuzunun; kesin kaderlerini deneysel olarak test etmek çok zor bir süreç. Bu durum da dokuların ve organların yaşlanması ve de memelii organlarında var olan yaşlanma programı ile ilgili algılarımızı ve kavrayışımızı sınırlıyor.

Saç kökü veya kıl folikülü (eng. hair follicle – HF- ) olarak bilinen mini-organlar, derimizde bulunan ve döngüsel olarak yeniden kıl uzamasını ve saç uzamasını tekrarlanan saç döngüleri ile uyaran yapılardır. Saç azalması ve incelmesi de uzun yaşayan birçok memelide yaşlanma belirtisidir ve genomik instabilizasyonun prematüre uyarımı ve gerçekleşmesi ile ilişkilendirilir.

Saç zayıflaması, incelmesi ve saç kaybı önde gelen yaşlılık fenotiplerindendir ancak altlarında yatan mekanizmalar iyi derecede bilinmiyor. Science dergisinde yayımlanan yeni bir araştırmada normal genetiğe sahip insan ve farelerde, kıl folikülü kök hücrelerinin (HFSC) yaşlanmasının, kıl köklerinin aşamalı olarak minyatürizasyonuna ve sonunda da saç / kıl kaybına neden olduğu tespit edildi.

Canlı vücudunda bu kök hücrelerin geleceğine dair yapılan analizler, kıl folikülü kök hücrelerinin DNA bozulması ile tip XVII kollajen proteinlerini (COL17A1/BP180) yıktığı veya sindirdiğini ortaya çıkardı. Kıl folikülü kök hücrelerinin sağlığı ve korunması için çok önemli bir molekül olan bu proteinin yıkımı ile kök hücrelerin yaşlanma süreci tetiklenmiş oluyor.

Yaşlanan kıl folikülü kök hücreleri döngüsel biçimde ve terminal epidermal farklılaşma yoluyla deriden atılmakta ve bundan dolayı epidermal keratinositlere dönüşerek kıl foliküllerinin minyatürizasyonuna sebep olmaktadır. Yaşlanma süreci de proteinin Col17a1 kısmındaki bozulmalar ile özetlenebiliyor ve kıl folikülü kök hücrelerindeki COL17A1 geninin zarar görmesinin istemli biçimde engellenmesi ile de engellenebiliyor. Tüm bu veriler HFSC’lerdeki COL17A1’nin bu epitelyal mini-organlardaki kök hücre merkezli yaşlanmayı yönettiğine işaret ediyor.

Dinamik kıl folikülü yaşlanma programı, organ ve doku büzüşmesi; birçok organda yaşlanma esnasında yaygın biçimde gözlemlenen fonksiyon düşüşleri için son derece iyi bir model oluşturuyor. Bu paradigma sonunda, potansiyel olarak yaşlanma karşıtı stratejilerin yaşlanmayı engellemek, geciktirmek veya bir oranda tedavi etmek için geliştirilmesi yolunda yeni kapıları açabilir.

 


Kaynak :

  1. Bilimfili,
  2. Matsumura, Hiroyuki; Hair follicle aging is driven by transepidermal elimination of stem cells via COL17A1 proteolysisScience  05 Feb 2016, DOI: 10.1126/science.aad4395