Güncellenen Beyin Haritasında 100 Yeni Bölge Keşfedildi

Güncellenen Beyin Haritasında 100 Yeni Bölge Keşfedildi

1900’lü yılların başında nöronları ve sinaptik bağlantıları kara kalem ile resmeden Santiago Ramon y Cajal’ın yanı sıra bu alanda anılması gereken isimlerden birisi de aynı yıllarda insan beyin kabuğunun (korteks) bilinen ilk diyagramlarını çizen Korbinian Brodmann’dır. Brodmann bu çizimlerini mikroskop altında görebildiği kadarıyla, korteksteki hücresel mimari farklılıklarına dayanarak gerçekleştirmiş ve o günden bu yana nöroanatomistlere esin kaynağı olmuştur.

100 yılı aşkın süredir temel anlamda bu diyagramlara bağlı olarak çalışan en azından dayanak olarak kullanan bilimciler, son yıllarda artan fMRI çalışmaları ve gelişen teknoloji ile daha detaylı incelenen beyin ve korteksin yeni haritasını çıkarttı.

Kafa karışıklığına mahal vermemek için şunu söylemekte de fayda var ki, elbette bilimciler her geçen gün güncellenen literatüre göre araştırmalarını yönetmekte ve güncellenen beyin modellerine dayanarak incelemelerini gerçekleştirmekteydi.

Şimdi ise İngiltere, Amerika ve Hollanda’dan araştırmacıların oluşturduğu uluslararası bir araştırma ekibi tarafından bahsi geçen vadesi çoktan geçmiş diyagramlar, İnsan Konektom Projesi (Human Connectome Project*) verilerine dayanarak güncellendi. Beynin üst kısmını oluşturan engebeli, kıvrımlı ve dil, duyusal ve motor işlemleme, sebep-sonuç ilişkisi kurma gibi görevleri ve daha nicelerini yürüten korteksi haritalamak üzere bugüne kadar bulunulan girişimler, ya tek bir bölge veya fonksiyona odaklandığı için ya da örnek grubu küçük olduğu için başarısız olmuş ve ileri gidememiştir.

Araştırmacılar yüksek detaylı bir harita oluşturabilmek için, dört yapı ve fonksiyon parametresinin ölçümü üzerinde durdu. Bunların içinde, beyin kabuğu kalınlığı (ve kalınlıktaki bölgelere göre değişimler), kıvrım sayısı ve belirli testler sırasında fMRI (functional magnetic resonance imaging) ile alınan tarama görüntülerine dayanarak elde edilen, korteks bölgelerinin bilinen işlevleri gibi veriler bulunuyor.

210 sağlıklı yetişkin bireyden alınan verilere uyarlanan öğrenebilir algoritma ile farklı bölgelerin kendilerine has özellikleri yani bir anlamda parmak izleri tespit edildi. Program bu farklı izlere bakarak bölgeleri birbirinden ayırmayı ve 180 ayrı bölgenin varlığını göstermeyi başardı.

Nature dergisinde yayımlanan bu çığır açıcı çalışmanın en ilginç yanı ise şu: tespit edilen bölgelerden 100 tanesi daha önce tanımlanmış değildi. Bu sebepten ötürü şimdi de yapılan haritayı daha keskin sınırlar ile çizmeyi ve bölgelerin daha alt katmanlar ile ilişkilerinin anlaşılmasına çalışacak olan araştırmacılar; elde edilen verilerle beynimizin ve beyin bölgelerimizin evrimini ve de diğer primatlar ile hem davranışsal hem morfolojik hem de fizyolojik farklarımızın daha iyi biçimde ortaya konulabileceğini öne sürüyor.

Bununlu birlikte, beyin cerrahlarının işini kolaylaştıracak detaylı üç boyutlu haritaların oluşturulabileceği ve ön cerrahi müdahalelerin bu yapılar üzerinden gerçekleştirilebileceği düşünülüyor.

*Bu proje, beynin yapılarını ve fonksiyonlarını haritalamak üzere yüzlerce insandan toplanan veriler ile dijital ortama aktarılan çok büyük ölçekli bir konektom projesidir. Konektom ise beyindeki tüm sinirlerin ve sinirlerin oluşturduğu fonksiyonel bölgelerin birbirleri ile kurduğu bağları açıklayan terimdir.


Kaynak:

  • Bilimfili,
  • Emily Underwood, Updated human brain map reveals nearly 100 new regions, 20 Temmuz 2016, www.sciencemag.org/news/2016/07/updated-human-brain-map-reveals-nearly-100-new-regions

Referans : Matthew F. Glasser, Timothy S. Coalson, Emma C. Robinson, Carl D. Hacker, John Harwell, Essa Yacoub, Kamil Ugurbil, Jesper Andersson, Christian F. Beckmann, Mark Jenkinson, Stephen M. Smith & David C. Van Essen A multi-modal parcellation of human cerebral cortex Nature (2016) doi:10.1038/nature18933 Received 12 November 2015 Accepted 15 June 2016 Published online 20 July 2016

Beyindeki Duygusal Karar Verme Mekanizması

Beyindeki Duygusal Karar Verme Mekanizması

Diyelim ki, daha çok paraya ihtiyaç duyduğunuzu düşünüyorsunuz veya özel bir durumdan dolayı bu paraya gerçekten ihtiyacınız var. Bunun gerçekleşmesi için deneyebileceğiniz yasal yollardan birisi de yüksek maaşlı bir işe girmek ancak bu hipotetik işte gece geç saatlere kadar veya hafta sonları da dahil çalışmanız isteniyor. Benzer şekilde bir hedef hem istenilen hem de uyumsuz olduğu zaman, psikolojik bir ikilem olan yaklaşma-uzaklaşma çatışması yaşarız. Bu çatışma sırasında beynimiz; tam da bu iş için özelleşmiş bir devreyi harekete geçirerek zor ve duygusal olan bir takım kararları almamızı sağlar. İşte bu sinirsel devre de ‘striozom’ denen yapılarda başlayıp, bu yapılarda son buluyor.

Peki striozomlar nedir? Bu sinir hücresi kümeleri, striatum denen ve ödül gibi motivasyonlar ile davranışlarımız arasındaki koordinasyonu ayarlaması ile bilinen büyük bir beyin bölgesi boyunca dağılmış olan küçük fonksiyonel kısımlardır. Ancak striozomlar nispeten küçük ve beynin üst kabuk kısmının çok altında olan bölgeler olduğu için, araştırmacılar bu bölgeyi fMRI ile görüntüleme noktasında zorluk yaşıyordu.

MIT’deki McGovern Beyin Araştırma Enstitüsü araştırmacıları, daha önceki yıllarda gerçekleştirdikleri çalışmalarla beynin ön lobunun kabuğu olan prefrontal korteks bölgesinden sinir hücrelerinin striozomlara bağlandığını göstermişti. Ventromedial prefrontal korteks kısmının da örneğin; değer tayini, duygusal kararlar ve oto-kontrol karar mekanizmalarında etkili bir bölge olduğu biliniyor. Bu bağlantı striozomların da duygusal kararlar alınırken aktifleştiğine işaret ediyordu. Dolayısıyla bu hipotez maymunlar üzerinde yapılan deneylerle test edildi ve yaklaşma-uzaklaşma çatışması sırasında, insanlarda striozomları hedefleyen bölgeye tekabül eden medial prefrontal bölgelerinin seçici biçimde aktifleştiği gözlemlendi.

Duygusal Beyni Keşfetmek

MIT araştırmacıları, sıçanları beş farklı davranış deneyine tabi tutarak beyin bölgelerini daha detaylı olarak tespit etmeye girişti. Bu davranışsal görevlerden dördünde sıçanların görece basit kararlar vermeleri beklenirken, bir tanesinde araştırmacılar daha karmaşık bir yaklaşma-uzaklaşma çatışması senaryosunu denedi. Bu labirent deneyinde sıçanların iki seçenek arasında seçim yapması gerekiyordu: sevdikleri yoğun çikolata ve sevmedikleri parlak ışık mı; yoksa daha az yoğun çikolata ile rahatsız edici olmayan mat ışık mı?

2014 ve 2015 yılı içinde gerçekleştirilen bu deneyler üzerinden yapılan gözlemler ve veri analizleri araştırmacıları bu beş teste yeni bir boyut eklemeye itti. Bazı labirent denemeleri sırasında direkt olarak sıçanların kortikal hücrelerine parlak ışık verilerek, striozomlarının açık ve kapalı konumları arasında değişiklik yapılması sağlandı. Optogenetik olarak bilinen son yılların en gözde ve kesin sonuçlar üretilmesini sağlayan araştırma yöntemi ve alanı, böylelikle duyusal karar verme mekanizması için de başarı ile uygulanmış oldu.

Bu parametrenin eklenmesi ile tekrarlanan deneyler, ilk dört basit testte striozomların açık veya kapalı olmasının karar verme mekanizmasına etkili olmadığını ancak yaklaşma-uzaklaşma çatışmasının bulunduğu beşinci testte striozomların önemli rol oynadığı tespit edildi.

Elde edilen sonuçlar bir araya getirildiğinde striozomların, beyin kabuğundan (korteks) gelen duygusal ve duyusal bilgileri absorbe ederek bu bilgileri karar oluşturulmasında kullanan bölgecikler olduğu kanısına varıldı.
Aynı sinirsel devrenin ‘substantia nigra’ adındaki dopamin-içeren hücreleri barındıran bir orta beyin bölgesini de içerdiği düşünülüyordu. Araştırmacıların öne sürdüğü üzre; striozom tarafından tetiklendiğinde substantia nigra hücreleri, dopamin salgısı yolu ile karar-verme davranışları veya tutumları üzerinde uzun vadeli etkiler üretebiliyor.


Kaynaklar :

  • Bilimfili,
  • Susan Scutti, Decision-Making Process: Optogenetics Uncover Brain Network Involved In Emotional Choices, www.medicaldaily.com/decision-making-process-optogenetics-uncover-brain-network-involved-emotional-choices-335396

Alexander Friedman, Daigo Homma, Leif G. Gibb, Ken-ichi Amemori, Samuel J. Rubin, Adam S. Hood, Michael H. Riad, Ann M. Graybiel,, A Corticostriatal Path Targeting Striosomes Controls Decision-Making under Conflict, www.cell.com/cell/abstract/S0092-8674%2815%2900505-X, DOI: http://dx.doi.org/10.1016/j.cell.2015.04.049

Medical Daily Web Sitesi, Susan Scutti, How Memory Influences Decision-Making: We Are Biased Toward Remembered Food Options, www.medicaldaily.com/how-memory-influences-decision-making-we-are-biased-toward-remembered-food-options-334506

Büyük ve Küçük Sayılar Beynin Farklı Yarıkürelerinde İşleniyor

Geçtiğimiz günlerde yapılan bir çalışmada, küçük sayıların beynin sağ yarıküresinde işleme alındığı, büyük sayıların ise sol yarıkürede işlendiği ortaya kondu. Imperial Kolej Londra bilimcileri tarafından yapılan araştırma, beynimizin sayılarla nasıl uğraştığı gizemine ilişkin yeni bir bakış açısı öneriyor. Sonuçları Cerebral Cortex dergisinde yayımlanan çalışmanın, beyin hasarı geçiren ve ayrıca diskalküli (matematiksel öğrenme güçlüğü) olan hastalar için rehabilitasyon teknikleri geliştirilmesine ileride yardım edebileceği düşünülüyor.

Beyin iki yarıküreden oluşur; beynin sağ tarafı bedenin sol tarafını, beynin sol tarafı da bedenin sağ tarafını kontrol eder. Genellikle yarıkürelerden biri diğerinden daha baskın olur. Örneğin yazarken sağ elini kullanan insanların sol beyinleri daha etkin olmaya eğilimlidir. Bundan önce yapılan çalışmalarda, beynin sayılar üzerinde çalışırken başvurduğu bölge genel hatlarıyla belirlenmişti: Fronto-parietal beyin kabuğu. Bu bölge yaklaşık olarak başın tepe noktasından kulak üstüne dek uzanır. Fakat bilimciler bu alanın tam olarak nasıl sayıları ele alıp işlediği konusunu açığa çıkarabilmiş değildi. Sadece felç geçiren ve beyinlerinin bir tarafı hasar gören hastalarla yapılan çalışmalarda, büyük ve küçük sayıları işlemek için beynin farklı taraflarının kullanıldığına ilişkin ipuçları elde edilmişti.

Imperial Kolej Tıp Fakültesi’nden makalenin başyazarı Dr.Qadeer Arshad şöyle anlatıyor: “Yeni çalışmamızda sağlıklı gönüllülerle çalıştık. Sol yarıkürenin büyük sayıları, sağ yarıkürenin ise küçük sayıları işlediğini bulduk. Yani örneğin saate bakıyorsanız, birden altıya kadar olan sayılar beynin sağ tarafında işlenirken, altıdan onikiye kadar olanlar sol tarafta işlenecektir.”

Tıbbi Araştırma Konseyi (İng. Medical Research Council) tarafından maddi destek sağlanan araştırmayı yaparken ekip geçici sürelerle, sağlıklı gönüllülerin beyinlerinin sağ veya sol taraflarını etkisizleştirmiş. Bunu karmaşık bir teknikle gerçekleştirmişler: Gönüllülerden yatay ya da dikey çizgi resmi gösteren bir gözlük takmaları istenmiş. Bu sırada, katılımcılar ısısal refleks testi (İng. caloric reflex test) adı verilen bir sınamaya tabi tutulmuş. Bu test genellikle kulak ve denge sorunlarının teşhisinde kullanılıyor ve kişinin kulağına soğuk veya sıcak su gönderilerek yapılıyor. Önceki çalışmalarda bu kombinasyonun beynin faklı bölgelerini etkinleştirdiği saptanmıştı.

Gönüllüler daha sonra sayı testlerine alınmış. Testlerden birinde verilen iki sayının (örneğin 22 ile 76’nın) arasındaki sayılardan tam ortada olan istenmiş. Gönüllünün beyninin sağ tarafı etkinleştirildiğinde küçük sayılarsöylediğini, sol tarafı etkinleştirildiğinde büyük sayılar söylediğini saptamışlar. Örneğin 50 ile 100 arasında tam ortada kalan sayı sorulduğunda, sağ taraf aktifken 75 yerine 65 dediğini, sol taraf aktifken de 75’ten büyük sayılar söylediğini görmüşler. Dr.Arshad sayının bulunduğu bağlamın da önemli olduğunu ekliyor. “Eğer kişi önce 50-100 arası sayılara, ardından da 80 sayısına bakarsa işlem muhtemelen sol yarıkürede yapılacaktır. Ancak eğer 50-300 arası sayılara bakıp sonra 80’e bakarsa, bu kez 80 küçük algılandığından sağda işlenecektir,” şeklinde açıklıyor.

Gönüllülerden bir saat çizmeleri istendiğinde, ekip beyinlerinin sağ tarafı etkinleştirilen katılımcıların 1 ile 6 arasındaki sayıları daha büyük ve belirgin çizdiklerini, sol tarafı etkinleştirilen katılımcıları ise 6 ile 12 arasındaki sayıları vurguladıklarını belirlemiş. Yukarıdaki görselde, gözleri kapalı halde (“baseline”), ısısal refleks testindeyken (“caloric-only”) ve çizgili gözlük takarken ısısal refleks testinde olan (“caloric+RIV”) gönüllülerin çizdikleri saatler görülüyor. Son durumda beynin sadece bir tarafı aktif durumda ve üst satırda sağ beyin, alt satırda ise sol beyin aktifken yapılmış çizimler var.

Dr.Arshad hemen her insanın beyninin bir tarafının, diğerine göre daha baskın olduğunu ve hangisinin olduğunu anlamak için kendilerini sayılar üzerinde sınayabileceklerini ifade ediyor. “Eğer biri sizden hemen 22 ile 46’nın tam ortasında kalan sayıyı söylemenizi isterse ve yanıtınız 34’ten büyük olursa, 31 yanıtını veren birine göre sol beyninizin daha baskın olduğunu düşünebilirsiniz. Bu oyunu farklı sayılarla birkaç kez yineleyerek, baskın beyin lobunuzun hangisi olduğu hakkında fikir yürütebilirsiniz,” diyor. Yaptıkları bu çalışmanın sayısal tanımlama konusunda beynin nasıl çalıştığını anlamaya yardımcı olacağını belirten Ashad, böylece sayılarla arası iyi olmayan insanlara yardımcı olabilmek için yeni yöntemler bulmayı umuyor.

 


Kaynak:

  • Bilimfili,
  • EurekAlert, “Big and small numbers are processed in different sides of the brain”
    < http://www.eurekalert.org/pub_releases/2016-03/icl-bas030416.php >
  • Qadeer Arshad, Yuliya Nigmatullina, Ramil Nigmatullin, Paladd Asavarut, Usman Goga, Sarah Khan, Kaija Sander, Shuaib Siddiqui, R. E. Roberts, Roi Cohen Kadosh, Adolfo M. Bronstein and Paresh A. Malhotra Bidirectional Modulation of Numerical Magnitude Cereb. Cortex (2016) doi: 10.1093/cercor/bhv344 First published online: February 14, 2016

Gençlerde ve Yaşlılarda Beyin Dalgaları Farklılık Gösteriyor

Bilişsel psikologlar yaşlanan beyinlerin veya daha uygun biçimde yaşlı insanların beyinlerinin, gençlere göre farklı şekilde işlediğine dair yeni bulgular elde etti. Hafızaya dayalı bir testte bu farkı gözlemleyen bilimciler, yaşa bağlı bilişsel performans azalmasına ve tedavisine yönelik çıkarımlar yapılabileceğini belirtiyor.

Ocak ayında Neurobiology of Learning and Memory‘de yayımlanan çalışma Rotman Research Institute tarafından yürütüldü ve araştırmada hafıza taskı gerçekleştiren genç ve yaşlı  beyinlerinin farklı beyin dalgası paternleri gösterdiği gözlemlendi.

Beyinlerimizi vücudumuzdaki diğer organlar gibi yaşlandıkça değiştiği, bir miktar işlev bozukluğu yaşadığı bilinse de, yaşlılıkta da eski anıları tekrar nasıl hatırladığımız veya yeni anıları nasıl oluşturduğumuz konusu gizemini korumaya devam ediyor. Araştırmanın bulguları beyin aktivitesi açısından jenerasyonlar arası farkı direkt bir biçiminde ortaya çıkarması bakımından tek olma özelliği taşıyor. Bu temel farklılıkları şema halinde inceledikçe, bilimciler kognitif yetenek azalması problemlerini teşhis, öngörme ve tedavi için yeni yollar keşfedebilecekler.

Bulgular; beynin ;hipokampus da dahil olmak üzere öğrenme ve hafıza ile ilgili olan; çok kilit bölgelerindeki ritmik aktivitenin yaşlılık ile değiştiğini ve yaş ilerledikçe dereceli biçimde bu değişimin artış gösterdiğini açığa çıkarıyor. (Bu beyin bölgelerine beyin kabuğu -korteks- ve neokorteks de dahil)

Beynin anatomisini ve yapısal oluşumunu ölçümleyen MRI ile beynin elektrik aktivitesi ile oluşan manyetik alanı ölçen manyetoensefalografi (MEG) teknikleri kullanılan çalışmada 24.8 yaş ortalamasına sahip genç grup ile 65.9 yaş ortalamasına sahip yaşlı grup arasındaki potansiyel ‘yaşa-bağlı’ farklılıklar incelendi.

Beynimiz elektriksel sinyalleri iletişim yöntemi olarak kullanan 100 milyar nörondan -sinir hücresi-nden oluşmuştur. Sinyaller bir hücreden diğerine geçerken frekans olarak gözlemlenen ritmik düzenler ortaya çıkarırlar ve biz de bu oluşumu ‘beyin dalgaları’ olarak biliriz.

Geçmiş çalışmalarda daha yavaş hızda hareket eden beyin dalgalarının hafıza işlevi için ve görece hızlı dalgaların ise dikkat ögesi için önem arz ettiği tespit edilmişti. Bugüne kadar birçok çalışmada hafıza işlemleme ve hatırlama süreçlerinin beyin dalgaları incelenmiş olmasına karşılık genç ve yetişkinlerde bu noktadaki farklılıklar detaylı biçimde araştırılmamıştı.

Grup içi (gençler ve yaşlılar) hafıza görevi başarısı çok ciddi farklılıklar göstermese de, genç yetişkinlerin grubunda hafıza tutarlılıklarının göstergesi olarak teta (yavaş beyin dalgaları) yoğunluğu gözlemlendi. Buna karşılık yaşlılarda -gençlerde gözlemlenmeyen- alfa titreşimi (görece daha hızlı beyin dalgaları) yoğunluğu gözlemlendi.

Gruplar arasında da hafıza başarıları arasında gözle görülür farklar olmamasına rağmen, ortaya çıkan beyin dalgaları görüngüleri birbirinden büyük ölçüde farklıydı. MRI görüntüleri ile yapısal farklılıkların da minimum düzeyde olduğunun gözlemlenmesi, beyin dalgaları aracılığıyla genç ve yetişkin beyinlerinde aktivite paternlerinin biribirinden hatırı sayılır biçimde farklı olduğu sonucunu ortaya çıkardı.


Kaynak :

  1. Bilimfili,
  2.  Renante Rondina, Rosanna K. Olsen, Douglas A. McQuiggan, Zainab Fatima, Lingqian Li, Esther Oziel, Jed A. Meltzer, Jennifer D. Ryan. Age-related changes to oscillatory dynamics in hippocampal and neocortical networks. Neurobiology of Learning and Memory, 2015; DOI: 10.1016/j.nlm.2015.11.017

Kenevir Nöral Gürültüyü Artırıyor

Kanabisin (kenevir) birincil aktif bileşeni yani etken maddesi delta-9-tetrahidrokanabinol (∆9-THC),sağlıklı insanlarda da şizofreni vakalarında çokça görülen geçici psikoz-benzeri etkiler yaratıyor. Bu etkilerin oluşmasının altında yatan moleküler mekanizmalar ve sebepler ise henüz netleşmiş değil.

Biological Psychiatry‘de yayımlanan yeni bir çalışmada, ∆9-THC’nin sağlıklı insanların beyninde nöronların rastgele aktive olmasına (nöral gürültü olarak bilinen süreç) sebep olduğu tespit edildi. Nöral gürültünün artması ise kenevirin psikoz benzeri etkilerinin olduğuna işaret ediyor.

Yale Tıp Fakültesi’nden Psikiyatri post doktora araştırmacısı Dr. Jose Cortes-Briones’e göre kenevirin psikoz benzeri etkilerinin temelinde ‘nöral gürültünün beynin normal bilgi işleme sistemine zarar veriyor olması’ yatıyor olabilir.

Araştırmacılar, ∆9-THC’nin beynin 24 saatlik elektriksel aktivitesi üzerindeki etkisini üç gün sürecek bu araştırmaya katılan insanlar üzerinde incelediler. Bu üç gün süresince katılımcılara damardan günlük ikişer doz ∆9-THC yada plasebo verildi. Bu enjeksiyonlar da katılımcılar arasında değişken dört biçimde gerçekleştirildi : iki dozu da plasebo olanlar, rastgele verilenler, çaprazlamalı ve iki miktarı denkleştirilmiş olanlar.

Eğer yapılacak devam deneyleri ile kesinleştirilirse nöral gürültü ile psikoz arasındaki bu bağ, şizofreni ile ilişkili semptomların biyolojisinin anlaşılmasına ışık tutacaktır.

Bu ilginç çalışma kenevirin temel etken maddesinin beyin üzerindeki etkileri ile şizofreninin ortaklıklarını gün yüzüne çıkartıyor. Kortikal (beyin kabuğu) aktivitedeki veya fonksiyonlardaki bozulmalara yol açan ∆9-THC maddesi bize kenevirin bilişsel zararlarını ve etkilerini de gösterebilir.

Çalışma yalnızca psikozun altında yatan sebepleri anlamamıza olanak sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda geçtiğimiz birkaç yılda Dünya genelinde yayılan biçimde medikal ve yasal kullanımı onaylanmakta olan bu uyuşturucu üzerindeki tartışmalara da yeni bir argüman öne sürüyor.

 


Kaynak :  Bilimfili, Jose A. Cortes-Briones, John D. Cahill, Patrick D. Skosnik, Daniel H. Mathalon, Ashley Williams, R. Andrew Sewell, Brian J. Roach, Judith M. Ford, Mohini Ranganathan, Deepak Cyril D’Souza. The Psychosis-like Effects of Δ9-Tetrahydrocannabinol Are Associated With Increased Cortical Noise in Healthy Humans. Biological Psychiatry, 2015; 78 (11): 805 DOI: 10.1016/j.biopsych.2015.03.023

Erkek ve Kadın Hipokampusu Ne Kadar Farklı?

Rosalind Franklin University of Medicine and Science’da yapılan bir çalışma ile, geniş bir kitle tarafından kabul gören ‘beynin yeni hatıralar oluşturan ve duyguları hislerle ilişkilendiren bölgesi hipokampusun dişilerde erkeklerden daha büyük olduğu’ savını çürütüldü.

 Üniversiteye ait Tıp Fakültesinde Sinirbilimi dalında Yardımcı Doçent olarak görev yapan Lise Eliot önderliğindeki analiz ekibi, MR üzerinden hacimlerin karşılaştırıldığı bir meta-analiz yürüttü ve erkek / dişi hipokampusları arasında gözle görülür bir fark olmadığı sonucuna vardı.

Erkek ve dişi arasındaki stereotipik farklılıkları açıklamaya çalışırken, araştırmacılar için cinsiyete göre beyinde farklılık gözlemlemek kaçınılmaz bir sonuçtur. Dr. Eliot’a göre bu incelemelerde küçük örnek gruplarına dayanılmasına rağmen sonuçlar çok genelleniyor ve popüler olarak da bu çalışmalara sükse yaptırılıyor. Ancak çoklu veri setleri ve veri havuzları incelendiğinde, hem erkek hem de kadınlardan oluşan büyük örnek gruplarının verilerini bir araya getirdiğinde; bu iddialar çoğunlukla çöküyor veya çok önemsiz (küçük) farklar olarak kalıyor.

Hipokampi (tekil. hipokampus) beynin iki lobundada serebral korteksin altında konuçlanmıştır. Neuroimage’da yayımlanan çalışmanın bulguları “dişilerin oransız şekilde daha büyük hipokampusları olduğu için daha duygusal olarak dışa-vurumcu, insanlar-arası ilişkilerde daha güçlü ve daha iyi işitsel hafıza sahibi oldukları” iddiasını ciddi anlamda zora soktu.

Birçok insan ‘erkek beyni’ ve ‘dişi beyni’ diye bir ayrım olduğuna inanmaktadır. Ancak popülarize çalışmaların ötesine, tüm verilerin toplamına baktığımız zaman bu farklılıkların hiç de bu yargılara varacak kadar büyük olmadığı ile karşı karşıya kalırız.

Dr. Eliot’un notlarına göre, başka araştırmacıların yürüttüğü meta-analizlerde de beyindeki diğer cinsiyet farklılıklarının yanlışlandığı biliniyor. Örneğin corpus callosum boyutları arasında inanılanın aksine hiç bir fark bulunmamıştır. Bu bölge beynin en büyük beyaz madde yapısı olup iki ayrı -sağ ve sol- serebral yarı küreyi birbirine bağlayarak iletişim kurmalarını sağlayan bölgedir. Ne kadınlar ne de erkekler dil ve dilin işlenmesi noktasında birbirlerinden herhangi bir farklılık göstermemektedir.

 


Kaynak :

  • Bilimfili,
  • Anh Tan, Wenli Ma, Amit Vira, Dhruv Marwha, Lise Eliot. The human hippocampus is not sexually-dimorphic: Meta-analysis of structural MRI volumes. NeuroImage, 2016; 124: 350 DOI:10.1016/j.neuroimage.2015.08.050