Hodor, Neden Yalnızca Tek Kelime Söyleyebiliyor?

Yakın zamanda merakla beklediğimiz Game of Thrones’un ya da Türkçesiyle Taht Oyunları’nın 5. sezonu başladı. Hayranları iyi biliyorlardır, fakat bilmeyenler için kısaca bu yazıda neye referans vereceğimizi anlatalım. Hodor dizide heybetli, yetersiz idrak sahibi, seyis yamağı ve Winterfell’den Stark ailesine mensup bir karakter. Fakat, Hodor’u en iyi tanımlayan karakteristik özelliği şüphesiz ki sadece tek bir kelime konuşabilmesi, yalnızca ‘’Hodor’’ diyebilmesi.

Diziyi izlemekle kalmamış ve dizinin uyarlandığı kitabı da okumuş olanlar ayrıca bileceklerdir ki, George R R Martin’in kitabında karakterin adı aslında Hodor değil. Karakterin büyük-büyükannesi Old Nan’e göre gerçek adı Walder. ‘’Kimse Hodor’un nereli olduğunu bilmiyordu,’’ diyor Old Nan, ‘’ fakat nereli olduğunu söylediğinde ona o kelimeyle seslenmeye başladılar. O Hodor’un sahip olduğu tek kelimeydi.’’

Aslında bilerek ya da bilmeyerek, Martin kitabında, expressive aphasia yani Türkçesiyle ifade afazisi olarak bilinen nörolojik duruma sahip bir karakter yaratmıştı.

Konuşma yeteneğini kaybetmek

1861 yılında, Fransız hekim Paul Broca, Louis-Victor Leborgne adında bir adamı tanıttı. Bu adam, anlama ve mental fonksiyonları normal olmasına rağmen, anlamlı konuşma yeteneğini 20 yıllık bir süreç içerisinde artan bir şekilde kaybetmişti. Aynı Hodor gibi bu adam da konuşabildiği tek kelimeyi takma adı olarak almıştı: ‘’Tan.’’

Broca ile tanıştıktan yalnızca birkaç gün sonra, Leborgne hayatını kaybetti. Broca’nın yaptığı otopsinin sonucuna göre Leborgne’nin beyin sol lobunda, lateral sulcus olarak adlandırılan beyin kıvrımının tam yanında doku zedelenmesi ya da diğer bir adıyla ‘’lezyon’’ vardı. Broca bu otopsiden sonraki iki yıl içerisinde Leborgne ile aynı belirtileri gösteren 12 hastaya daha otopsi yaptı ve sonuçlar ciddi bir şekilde istikrarlı idi.

Sinirbilimciler halen beynin bu küçük bölgesini çözmek için araştırmalara devam ediyorlar, ve artık bu bölüm ‘’Broca’s area’’ yani Broca’nın alanı olarak adlandırılıyor. Birçok araştırma, hastaların bu bölgesi zarar gördüğünde sözdizimsel olarak karmaşık cümleleri oluşturamamaları durumuna odaklanmışken, yapılan yeni bir araştırmada ise bilim insanları fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) kullanarak çalışıyorlar. Bu çalışmanın verilerine göre, Broca’s area dili kavrayış görevlerinde, hareketin yorumlanmasında ve örneğin güle güle derken el sallamak gibi konuşmayla alakalı çeşitli vücut hareketlerinin idrak edilişinde de aktif oluyor.

Telegrafik konuşma ve beyin hasarı

2007’de Fransız bilim insanlarıyla beraber çalışma yürüten, University of California’dan bir grup araştırmacı Leborgne’nin ve Broca’nın yalnızca 5 kelime konuşabilen başka bir hastası olan Lelong’un beyinlerini tekrar ve bu sefer MRI kullanarak incelediler. Araştırmanın ilginç bulgularından birine göre, hastaların lezyonları Broca’nın belirttiğinden çok daha büyüktü. Araştırmacıların önermesine göre, birden fazla beyin bölgesi hastaların konuşma eksikliklerinden sorumlu olabilirdi. Aslında hastalarda geniş çaplı bir beyin hasarı olduğunun kanıtlarının bulunması oldukça şaşırtıcıydı. Leborgne, Lelong- ve hatta Hodor- aslında expressive aphasia’lı bireylerin çok uç örnekleriydi. Aslında yaygın olarak, telegrafik konuşma olarak bilinen bozukluğa sahip kişiler genellikle 3 ya da buna yakın kelime kullanarak cümle kurabilmekteler. Örneğin, bu bozukluğa sahip bir insan ‘’Ali ile bugün köpek gezdirdim ‘’ demek isterse, ‘’Ali, köpek, gezdir’’ diyebiliyor.

Expressive aphasia’nın en önemli sebebi ise, kan pıhtısının beyindeki bir damarı tıkamasıyla gelen ve oksijen yetersizliğinden doku hasarıyla sonuçlanan, felç. Felçli hastaların yaklaşık %12 sinde expressive aphasia görülürken, %35 inde konuşma bozuklukları değişik yapılarda görülebiliyor.

Expressive aphasia’ya ayrıca beyni kaplayan zardaki kan toplağı olan hemoraji de sebep olabiliyor. Ayrıca söylendiğine göre Leborgne’nin çocukken epileptik nöbetler geçirdiği de biliniyor.

Peki Hodor’un hikayesi nedir? Acaba kafasına bir darbe mi aldı, felç mi geçirdi, ya da bu dev bebek annesinin elinden mi düştü Yalnızca tek kelime konuşabilen bu adamın, dizideki diğer karakterlerde olduğu gibi, çok enteresan bir hayat hikayesi olabilir. Fakat, şuan en çok aklımızda kalan özelliği tek bir kelimeyi söyleyebiliyor olması…


Kaynak:

  • Bilimfili,
  • Jordan Gaines Lewis, Why Does Hodor In Game Of Thrones Only Say One Word? Neuroscience Explains,Retrieved 14.04.2015,https://www.braindecoder.com/why-does-hodor-in-game-of-thrones-only-say-one-word-neuroscience-expla-1085363236.html

Beynimizin Bir Cinsiyeti Var mı?

İç ve dış genital (üreme) organlarımızın yadsınamaz derecede farklı olmasından yola çıkarak, bu farklılığın diğer biyolojik özelliklerimizi ne yönde etkilediğini hep merak etmişizdir. Erkek gözü, kadın kulağı gibi tanımlamalarla karşılaşmasak da, önem sırası olarak cinselliğimizle yarışan ve cinsel bir kimlik kazandırmak için can attığımız bir organımız var; beynimiz…

Erkekler ve kadınlar, beyinlerine bir cinsiyet kazandırmak için eşit derecede hevesli bence; “iyi veya güzel” olarak gördükleri duygu, düşünce ve davranışları, en kolay ve belirgin ortaklık kurabildiklerine, hemcinslerine atfederken, “kötü veya zayıf” olduğunu düşündüklerini karşı cinse yüklemek bunun en basit nedeni olabilir. Ne çeşit bir güdüyle yapılırsa yapılsın, böyle bir ayrımın, en azından bir farklılığın varlığını incelemek için yapılan bir çalışmanın sonucu, beyin cinsiyetçileri için biraz hayal kırıklığı yaratacak gibi.

Bin dört yüz beynin boz ve ak maddeleri ile bunlar arasındaki bağlantıları, veri kümeleri aracılığıyla manyetik rezonans görüntüleme kullanarak beynin çeşitli anatomik alanlarına göre inceleyen bu çalışma, görülen farklılıkların en fazla olduğu bölgeler üzerinde yoğunlaşmış, adeta farklılıkların altını çizmek için yapılmış olsa da, bir “erkek veya kadın beyninden” bahsetmemize izin vermeyecek sonuçlar ortaya çıktı. Veri kümelerine verilen tepkilerin her iki cinsiyette çoğunlukla örtüşen manyetik rezonans görüntülerine neden olduğu, erkek veya kadın beynine atfedilebilecek sonuç desenlerinin de çevresel ve gelişimsel farklılıklardan kaynaklanabileceği düşünüldü.

Bu araştırmaya göre beyin cinsiyeti konusunda “kadın beyninin varsayılan, erkek beyninin ise varsayılandan sapma” olduğunu öne süren tuhaf görüş tamamen boşa çıkmış oluyor. Ötesinde, erkek ve kadın beyinleri arasındaki farklılıklar aynı cins beyinlerde izlenen farklılıklardan daha keskin değil, yani cinsiyet ortak parantezinin dışında bile her insanın beyni ilgi, davranış, tutum ve karakter özellikleri açısından bir mozaik olarak nitelendirilebilir. Beyinlerine göre kadın veya erkek olarak sınıflandırabileceğimiz insanların sayısı önemsenmeyecek kadar az olarak görünüyor.

Cinsel organlarımızla paket olarak gelmeyen beyinlerimiz, bazı durumlarda maskülen (eril) tepkiler veren kadınları veya feminen (dişil) tepki veren erkekleri, hatta her türlü tepkiyi verebilen her iki cinsiyetteki kişilerin de aslında sıra dışı olmadığının sağlam bir kanıtı.

Ancak skalanın erkek veya kadın uçlarına düşen bölümleri daha dikkatli incelemek için yeterli klinik kanıtımız var; kimi ruhsal hastalıkların görülme sıklığının belirgin bir cinsiyet farkı gözetmesi. Bu konuda derinleşecek kimyasal temelli “beyin cinsiyeti” araştırmaların, hastalığa öze tedavilerin geliştirilmesi konusunda çığır açıcı olabileceği akılda tutulmalıdır.

 


Kaynak:

  1. Bilimfili,
  2. Daphna Joel, Zohar Berman, Ido Tavor, Nadav Wexlerd, Olga Gabera, Yaniv Steind, Nisan Shefi, Jared Poole, Sebastian Urchse, Daniel S. Marguliese, Franziskus Lieme,f, Jürgen Hänggif, Lutz Jänckef, and Yaniv Assaf Sex beyond the genitalia: The human brain mosaic  proceedings of the national academy of sciences vol. 112 no. 50 > Daphna Joel, 15468–15473, doi: 10.1073/pnas.1509654112

Kanser Tedavisi ve Görüntülemesinde Manyetik Nanoborucuklar

İngiliz bilim insanları; hem manyetik rezonans görüntüleme (MRI) için kontrast etkin maddesi olarak, hem de hedeflenmiş kanser tedavisi için bir yapı olarak kullanılabilecek fonksiyonaliteli nanoborucuklar(nanotubes) tasarladılar.

Karbon nanoborucuklar biyomedikal uygulamalarda sıra dışı mekanik, optik ve elektronik özellikleri sayesinde geniş bir kullanım potansiyeli gösteriyorlar. Karbon nanoborucukların manyetik modifikasyonları birçok manyetik tedavide kullanılabilmesinin yanısıra ilaç dağıtıcısı rolünde, manyetik taşıyıcı olarak da kullanılabiliyor. Londra Üniversitesi’nden araştırmacıların çalışmasına göre de ayrıca, tek tip fonksiyonaliteli nanoborucuğun, kanserin hem görüntülenmesinde hem de tedavisinde kullanılabilmesi mümkün.

Karbon nanoborucukların işlevselleştirilmesinde iki yöntem kullanılıyor. Birinci yöntemde karbon nanoborucukların merkezi ince boruları manyetik nano yapılarla doldurulurken, diğer yöntemde borucuğun iç çeperlerinin yüzeylerine iyonlar tutturuluyor. İki kat işlevselleştirme sağlamak için ise, Mark Baxendale tarafından öncülük edilen, araştırma gurubu bu iki yöntemi bir arada kullandı. Basit yaş kimyasal teknik kullanan araştırmacılar, nanoborucukların çoklu duvarlarla çevrili ince borularını demir nano parçacıklarıyla kapladıladar ve yan çeperleri de paramanyetik olan gadolinyum (Gd) iyonlarıyla işlevselleştirdiler.

Carbon dergisinin Mart sayısında yayımlanan araştırmada, Baxendale; Gd-katkılanık (Gd-doped) karbon nanoborucukların hipertemi tedavisi için klinik gereklilikleri karşıladığını da göstermiş.( 8 kA/m gücündeki manyetik alan altında ve 696 kHz frekansında, bir gram demiri spesifik soğurma oranı 50W ). Manyetik hipertemi, paramanyetik nanoparçacıkları direkt olarak tümörün içine gönderen ve alternatif manyetik alanla üretilen yoğun sıcaklıkla tümörü yok etmeyi amaçlayan bir kanser tedavi yöntemidir.

Gadolinyum (Gd) halihazırda manyetik rezonans görüntülemede, fotoğraflarda içsel yapıların görünülebilirliğini arttırmak amacıyla yaygın bir şekilde kullanılıyor. Gd-katkılanık karbon nanoborucukların MRI kontrast etkin maddesi olarak kullanımı, karbon nanoborucuğun oda sıcaklığındakı elektron paramanyetik rezonansının gözlemlenmesiyle belirleniyor. Bu da birçok ticari gadolinyum temelli kontrast etkin maddeleriyle kıyaslanabilmesi anlamına geliyor.


Kaynak: Bilimfili

Referans: Carbon, Volume 87, March 2015, Pages 226–232 “Iron-filled multiwalled carbon nanotubes surface-functionalized with paramagnetic Gd (III): A candidate dual-functioning MRI contrast agent and magnetic hyperthermia structure” DOI: 10.1016/j.carbon.2015.01.052