Zika Virüsü Nedir, Belirtileri Nelerdir, Nasıl Bulaşır, Nasıl Korunulur?

Zika virüs, flavivirüs ailesinden bir virüs. 1947 yılında ilk kez, Uganda’nın Kampala bölgesinde yer alan Zika Ormanlarında, Rhesus maymunlarından izole edildi. Virüs birçok Afrika ülkesinden (Uganda, Tanzanya, Mısır, Sierra Leone, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Gabon), Asya ülkesinden (Hindistan, Malezya, Filipinler, Tayland, Vietnam ve Endonezya) ve Mikronezya’dan izole edildi.

Afrika, Amerika, Asya ve Pasifik ülkelerinde salgınlara sebep olan virüsün yayılmasını sağlayan vektör ise; genellikle sabah ve akşam saatlerinde aktif olan Aedes cinsi sivrisinek. Fakat virüsün kaynağının ne olduğu ise henüz saptanamadı.

Belirtiler

Zika virüsün inkübasyon periyodu (virüse maruz kaldıktan, belirtilerin ortaya çıkana kadar geçen süre), tam olarak net değil, ancak bu sürenin birkaç gün olduğu düşünülüyor (1). Hastalığın belirtileri deng virüs gibi, arbovirüs enfeksiyonları ile benzer (2). Yani aynı vektör sivrisinek hastalığı bulaştırmakta ve hastalıkların belirtileri benzerdir. Hatta bu virüsler, benzerlikleri ve aynı aileden olmaları sebebi ile serolojik testlerde çapraz reaksiyon verebilir (2). Zika virüs belirtileri; ateş, ciltte döküntüler, konjuktivit, kas-eklem ağrıları, halsizlik-kırgınlık ve baş ağrısıdır. Genellikle bu belirtiler 2-7 gün arasında değişebilir.

2013 ve 2015 yıllarında Fransız Polinezya’sı ve Brezilya’da görülen büyük salgın süresince, Zika virüse bağlı, nörolojik ve oto-immün komplikasyonların olduğu ulusal sağlık otoriteleri tarafından raporlandı (1).

Brezilya’da sağlık otoriteleri, Zika virüs enfeksiyonlarının artmasının yanı sıra, mikrosefali ile doğan bebeklerin de kuzeydoğu Brezilya’da arttığını belirtti. Yapılan araştırmalar sonucu, virüs ile mikrosefali oluşumu arasında bir ilişki olabileceği saptandı.

Fakat bu ilişkinin açıklığa kavuşabilmesi için ve nasıl bir ilişki olduğunun saptanabilmesi için daha çok çalışmaya ihtiyaç duyuluyor. Bunun yanı sıra diğer potansiyel nedenler de araştırılıyor.

Geçiş/Bulaş

Zika virüs, enfekte Aedes cinsi ve çoğunlukla tropikal bölgelerde mevcut olan Aedes aegypti isimli sivrisineklerin ısırması ile insana bulaşıyor. Aynı sivrisinek deng, chikungunya ve sarıhumma hastalıklarının da bulaşımında rol oynuyor.

İlk kez 2007 yılında Pasifik’ten virüse bağlı salgın raporu bildirildi. 2007 Yılında Fransız Polinezya’sından, 2015 yılında Latin Amerika ülkelerinden (Brezilya ve Kolombiya) ve Afrika’dan (Cape Verde) salgınlar bildirildi. Bunun yanı sıra Latin Amerika’da 13 ülkeden salgın bildirisi yapıldı.

Teşhis

Zika virüs, enfekte bireyin, kan örneğinden polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ile teşhis edilir. Serolojik olarak virüsün tespiti çapraz reaksiyondan (diğer flavivirüsler ile) dolayı zor olabilir.

Korunma

Sivrisinekler ve yumurtalarının olduğu bölgeler, Zika virüs enfeksiyonları için büyük risk faktörleridir. Sivrisineklerin kaynağının ve insan-sivrisinek etkileşimini azaltılması ile korum-kontrol sağlanabilir. Açık renk giysilerin giyilmesi, mümkün olduğunca açıkta kalan vücut bölgelerinin azaltılması, ev için fiziksel bariyerlerin sağlanması (cam ve kapılara sineklik takılması), cibinlik altında uyunması gibi önlemler alınabilir. Bunun yanı sıra, su dolu olan kapların (kova, çiçek saksıları vs.) sularının temiz olduğundan ya da boş olduğundan emin olunmalı, böylece sivrisineklerin çoğalabileceği alanlar kısmen engellenebilir. Sağlık otoriteleri, salgın boyunca insektisit(böcek-sinek öldürücü) spreylerin uygulanmasını tavsiye etmekte.

Tedavi

Hastalık genellikle orta şiddette seyrettiğinden, virüse özel bir tedavi ve geliştirilmiş bir aşı henüz mevcut değil. Virüs ile enfekte kişilerin, bolca dinlenmesi, yeterli miktarda sıvı alması, ağrı ve ateşleri için de yeterli ilaç desteğini almaları gerekiyor. Semptomların ağır olduğu durumlarda mutlaka doktor desteği alınmalı.

Virüsün mikrosefali ile ilişkisi

2015 yılında Schuler-Faccini ve arkadaşlarının Brezilyada yaptığı bir çalışmada, Zika virüs enfeksiyonları ve mikrosefali arasındaki ilişkiyi incelendi. Çalışmaya göre 2015 yılının başlarında, Zika virüs salgını, Brezilya’da görülmeye başlandı ve virüsün Aedes cinsi sivrisineklerden bulaştığı bildirildi. Aynı bölgede Deng virüsünün de dolaşımda olduğu raporlandı. 2015 Eylül ayında yeni doğan bebeklerde mikrosefali gözlemlenmesi ile acil durum ilan edildi. Çünkü mikrosefali gözlenen bebeklerin çoğu, Zika virüsün görüldüğü bölgeden raporlandı. İki anneden amniyotik sıvı alındı ve Zika virüs izole edildi. Bebeklerin mikrosefali oldukları ultrason ile gözlemlendi. Daha sonra, 2015 yılının ağustos ve eylül ayları arasında 35 bebek mikrosefali ile doğdu. Bebeklerin anneleri, ya virüsün yayıldığı bölgede oturuyordu ya da o bölgeyi ziyaret etmişlerdi. Araştırmacı ekip, virüs ile enfeksiyon arasında bir ilişki olduğunu fakat bunun %100 olarak bildirilmesi için yeni çalışmaların yapılması gerektiğini açıkladı (4).

Hastalık şu an için tropikal kuşakta bulunan ülkeler ile sınırlı olsa da, insanların seyahat etmeleri ile ülkemizde dâhil yayılabilme olasılığı olabilir. Virüsün ana kaynağı Aedes cinsi sivrisinek fakat nadir de olsa anneden bebeğe geçebilme olasılığı var. Bunun yanı sıra virüsün, kan tranfüzyonu (nakli) ve cinsel temasla bulaşabildiği raporlandı (4).Yani insandan insana bulaş mümkün. Sivrisinekler yumurtalarını nemli topraklara bıraktığından dolayı da bahar ve yaz ayları ile üremeleri artar. Tehlike bu mevsimlerde daha yüksektir.

Hastalığın salgın boyutuna ulaştığı ülkelerin sağlık bakanları, mikrosefali ile doğan çocukların sayısında ciddi bir artış olduğunu, mümkün olduğunca salgın döneminde kadınların hamile kalmamalarını önerdiler. Sadece Brezilya’da 2015 yılında mikrosefali ile doğan çocuk sayısının 4000 civarında olduğu açıklandı. Virüs ile mikrosefali arasında ki bağlantı hala tam olarak netlik kazanmış değil. Brezilya’da yapılacak olan karnaval ve olimpiyat oyunları süresince salgının boyutunun artmaması için ülkede önlemler alınmaya çalışılıyor. Kürtaj Brezilya’da yasak, Brezilya sağlık bakanlığı, hastalığı önlemek amacı ile kürtaj izninin enfekte anneler için geri gelebileceğini belirtti.


Kaynaklar:

  1. Bilimfili,
  2. WHO
  3. CDC 
  4. Scielo 
  5. CDC- Question 
  6. CDC – Transmission 
  7. Schuler-Faccini L, Ribeiro EM, Feitosa IM, Horovitz DD, Cavalcanti DP, Pessoa A, Doriqui MJ, Neri JI, Neto JM, Wanderley HY, Cernach M, El-Husny AS, Pone MV, Serao CL, Sanseverino MT; Brazilian Medical Genetics Society–Zika Embryopathy Task Force. Possible Association Between Zika Virus Infection and Microcephaly – Brazil, 2015. MMWR Morb Mortal Wkly Rep. 2016 Jan 29;65(3):59-62. doi: 10.15585/mmwr.mm6503e2.
  8. The Nation
  9. The Guardian 

Aşırı Yağ Tüketimi Beyin Sağlığını Etkiliyor!

Yüksek yağ içerikli besin düzenlerinin felç ve kalp hastalıkları gibi tıbbi problemler riskini arttırdığı uzun süredir biliniyordu. Yeni bulgular, bu tıbbi problemlerin yanısıra yüksek besin diyetlerinin depresyon ve diğer psikiyatrik bozuklukların oluşum riskini arttırdığını gösteriyor.
 
Biological Psychiatry dergisinde yayınlanan ve Lousiana Eyalet Üniversitesi araştırmacıları tarafından yapılan yeni bir araştırma, yüksek yağ tüketiminin felç ve kalp hastalıkları gibi hastalıklara sebep olmasının yanı sıra, davranışlar üzerinde de etkiye sahip olduğunu gözler önüne seriyor. Daha önceden, Biological Psychiatry dergisinde yayınlanan bir diğer araştırma, yüksek yağlı besin diyetlerinin bağırsak mikrobiyomu olarak da bilinen bağırsak bakterileri karışımını değiştirerek sağlık ve davranış alanlarında değişim gözlemenin olanaklı olduğunu göstermişti.
Araştırmacılar, yürüttükleri deneyde normal bir diyetle beslenmiş yetişkin fare grubuna, yüksek yağ içerikli yiyeceklerle beslenmiş obez bir fare grubunun bağırsak bakterilerini naklettiler. Normal beslenmiş grup, nakilden sonra artmış anksiyete, hafıza bozuklukları ve sürekli tekrar eden hareketler gibi semptomlar geliştirdi. Bunların yanı sıra farelerin vücutlarında zararlı birtakım komplikasyonlara ve beyin dâhil olmak üzere çeşitli organlarda iltihap bulgularına rastlandı. Beyinde görülen iltihap bulgularının davranış değişikliklerine katkı sağlamış olabileceği düşünülüyor. Konu hakkında Biological Psychiatry dergisi editörü Dr. John Krystal şunları söylüyor:
“Bu araştırma, yüksek yağ diyetlerinin insanlar ve sindirim sistemi mikroorganizmaları arasındaki uyumlu ilişkiyi bozarak beyin sağlığına zarar verdiğini gösteriyor.”
İnsan mikrobiyomu, çoğunluğu bağırsaklarda bulunan trilyonlarca mikroorganizmadan oluşur. Bu mikrobiyota, normal fizyolojik fonksiyonlar için gereklidir. Fakat araştırma, mikrobiyomda yapılan değişiklikliklerin öznenin, nöropsikiyatrik bozukluklar dahil, hastalıklara duyarlılığı üzerinde etkisi olduğunu kanıtladı.
Bu araştırmaya öncül olmuş, bağırsak mikrobiyomu ve birçok psikiyatrik sorunu birbirine bağlayan fazla sayıda araştırma yapılmış olsa da bağırsağın davranışlarımızı nasıl etkilediği hâlâ iyi anlaşılabilmiş değil. Konu üzerinde ileri araştırmanın gerekli olduğunu düşünen araştırmacılar, bağırsağın nöropsikiyatrik bozuklukları tedavi etmede fayda sağlayabileceğini belirtiyorlar.
Bu bulgu, Lousiana Eyalet Üniversitesindeki araştırmacıları obezite geçiren bir bağırsak mikrobiyomunun, obez olmayan bir mikrobiyomda bile davranışları değiştirip değiştirmeyeceğini test etme fikrine götürdü.
Normal yaşamlarına ve normal diyetlerine devam eden, obez olmayan yetişkin farelere, yüksek yağ temelli beslenen donör farelerden bağırsak mikrobiyotaları nakledildi. Ardından nakil görmüş fareler, davranışsal ve bilişsel alanlarda değişiklikleri saptamak adına değerlendirmeye alındı.
Yüksek yağ temelli diyet ile şekillendirilmiş mikrobiyotayı nakil alan farelerin davranışlarında artmış anksiyete, bozuk hafıza ve tekrarlı hareketler dahil birden çok aksama gözlendi. Bunların yanısıra farelerin vücutlarında zararlı birtakım komplikasyonlar oluştu ve iltihap bulgularına rastlandı. Beyinde iltihaba işaret eden bulgular da mevcuttu; bu bulguların davranışsal değişikliklere sebep olduğu düşünülüyor.
Bu araştırma her ne kadar bağırsak mikrobiyomunun maruz kaldığı diyet tabanlı değişimlerin beyin fonksiyonlarını değiştirmekte yeterli olduğunu gösterse de bağırsak mikrobiyomunun davranışları nasıl etkileyebildiği sorusu hala cevaplandırılamamıştır.
Bulgular, bağırsak biyomunun nöropsikiyatrik bozuklukları tedavi etmek yönünde potansiyel gösteren bir alan olduğunu gösteriyor.
Kaynak:
  1. Elsevier
  2. Obese-type Gut Microbiota Induce Neurobehavioral Changes in the Absence of Obesity by Annadora J. Bruce-Keller, J. Michael Salbaum, Meng Luo, Eugene Blanchard IV, Christopher M. Taylor, David A. Welsh, and Hans-Rudolf Berthoud (doi: 10.1016/j.biopsych.2014. 07.012). The article appears in Biological Psychiatry, Volume 77, Issue 7 (April 1, 2015), published by Elsevier.