İntravajinal ejakülasyon gecikmesi

İnsan cinselliğinin, özellikle de intravajinal boşalma gecikmesi (IELT) bağlamında incelenmesi, normatif kalıpları ve bunların sonuçlarını anlamak için bilimsel titizlikle ele alınmıştır. IELT kavramı, vajinal penetrasyondan boşalmaya kadar geçen süreyi ifade eder. Kendi kendine bildirilen veriler genellikle sosyal arzu edilebilirlik önyargısı ve cinsel ilişki sırasında zamanı algılamadaki doğal zorluklar nedeniyle yanlışlıklardan muzdarip olduğundan, bu yönü araştırmak metodolojik zorlukların üstesinden gelmeyi içerir.

“İntravajinal ejakülasyon gecikmesi” terimi Latince köklerden türetilmiştir; “intra” “içinde” anlamına gelir, “vajina” kadın genital kanalına atıfta bulunur, “ejaculare” “dışarı atmak” anlamına gelir ve “latency” bir gecikme süresini belirtir. Tarihsel olarak cinsel performans, farklı dönemler ve toplumlar arasında süre ve memnuniyete yapılan farklı vurgularla hem tıbbi hem de kültürel bir ilgi konusu olmuştur.

Araştırmalardan Elde Edilen Temel Bulgular

Metodoloji

IELT’yi ele alan önemli bir çalışma, çeşitli küresel bölgelerden 500 çiftten oluşan sağlam bir örneklem büyüklüğü ile gerçekleştirilmiştir. Bu çiftlerden, doğruluğu sağlamak için kronometre kullanarak dört haftalık bir süre boyunca IELT’lerini ölçmeleri istenmiştir. Bu yaklaşım, potansiyel olarak müdahaleci olsa da, bugüne kadar konuyla ilgili en güvenilir verileri sağlamıştır.

Sonuçlar

Bu çalışmanın bulguları, çiftler arasında IELT’de 33 saniye ile 44 dakika arasında değişen önemli bir değişkenlik olduğunu ortaya koymuştur. Ortanca IELT 5,4 dakika olarak bulunmuştur. Bu medyan değer, farklı popülasyonlar arasında IELT’nin merkezi eğilimini anlamak için çok önemlidir.

  • Değişkenlik: Çalışma, kaydedilen en kısa ve en uzun IELT arasındaki 80 katlık farkın da gösterdiği gibi, cinsel ilişki için tek bir “normal” süre olmadığını vurgulamıştır.
  • Prezervatif Kullanımı: Prezervatif kullanımı IELT’yi önemli ölçüde değiştirmemiştir, bu da prezervatif kullanımı gibi dış faktörlerin boşalma zamanlaması üzerinde minimum etkiye sahip olduğunu düşündürmektedir.
  • Sünnet: Benzer şekilde, erkek katılımcıların sünnetli olup olmamaları IELT’yi önemli ölçüde etkilememiş, duyarlılık ve cinsel performans hakkındaki yaygın varsayımlara meydan okumuştur.
  • Coğrafi Farklılıklar: Menşe ülke genel olarak IELT’yi etkilemezken, veriler Türkiye’den katılımcıların Hollanda, İspanya, İngiltere ve ABD’den katılımcılara kıyasla daha kısa bir IELT’ye (3,7 dakika) sahip olduğunu göstermiştir.
  • Yaş Faktörü: Yaşlı çiftler, cinsel performansı etkileyen yaşlanmayla ilişkili potansiyel fizyolojik değişikliklere işaret ederek daha kısa bir IELT’ye sahip olma eğilimindeydi.

Evrimsel Değerlendirmeler

IELT’ye ilişkin evrimsel bakış açısı, uzun süreli çiftleşmenin adaptif avantajlara sahip olabileceğini düşündürmektedir. Penis morfolojisinin, özellikle de glans çevresindeki çıkıntının, cinsel ilişki sırasında rakip spermleri vajinal kanaldan dışarı atarak sperm rekabetinde işlev gördüğü varsayılmıştır. Bu mekanizma, mevcut erkeğin spermi tarafından başarılı döllenme olasılığını artıracaktır. Ek olarak, erkeklerin boşalma sonrası yaşadığı rahatsızlık, kendi spermlerini dışarı atmaya karşı evrimsel bir caydırıcı olarak hizmet edebilir ve böylece üreme başarısını koruyabilir.

Sonuç

IELT çalışması, insan cinsel deneyimlerinin çeşitliliği hakkında değerli bilgiler sağlamakta ve geleneksel “normallik” kavramlarına meydan okumaktadır. Bulgular, cinsel davranışı etkileyen fizyolojik, psikolojik ve evrimsel faktörlerin karmaşık etkileşiminin altını çizmektedir.


İleri Okuma:

  • Gallup, G. G., Burch, R. L., & Berens, R. A. (2003). The semen displacement hypothesis: Semen viscosity, penis shape, and the depth of thrusting. Evolution and Human Behavior, 24(5), 277-289.
  • Waldinger, M. D., Quinn, P., Dilleen, M., Mundayat, R., Schweitzer, D. H., & Boolell, M. (2005). A multinational population survey of intravaginal ejaculation latency time. Journal of Sexual Medicine, 2(4), 492-497.
  • Patrick, D. L., Althof, S. E., Pryor, J. L., Rosen, R., Rowland, D. L., Ho, K. F., … & Kaufman, J. (2005). Premature ejaculation: An observational study of men and their partners. Journal of Sexual Medicine, 2(3), 358-367.
  •  Zietsch, B. Health Check: how long does sex normally last?. https://theconversation.com/health-check-how-long-does-sex-normally-last-56432 (accessed 20 August, 2016)
  • Corty, E. W., & Guardiani, J. M. (2008). Canadian and American sex therapists’ perceptions of normal and abnormal ejaculatory latencies: How long should intercourse last? Journal of Sexual Medicine, 5(5), 1251-1256.

“G Noktası” Gerçekten Var Mı?

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

G noktası anatomik çeşitlilik, farklı kişisel deneyimler ve kadın cinsel sağlığı araştırmalarındaki tarihsel boşluklar nedeniyle tartışma konusu olmaya devam ediyor.

Anatomik Bakış Açısı:

    • G noktası ayrı bir organ değil, vajinanın ön duvarında, klitoriourethrovaginal (CUV) kompleksinin yakınında bulunan 2-3 inçlik erotojen bir bölgedir.
    • Muhtemelen birbirine bağlı yapıları içerir:
      • İç klitoris kökleri: Vajinal duvarın uyarılması, kapsamlı klitoris ağını dolaylı olarak aktive edebilir.
      • Üretra süngeri/Skene bezleri: Bu bezler (erkek prostatına benzer) seyreltilmiş süte benzeyen sıvı üretir ve potansiyel olarak “kadın boşalmasına” katkıda bulunur.

    This content is available to members only. Please login or register to view this area.

    Fizyolojik Tepkiler:

      • Orgazm tipleri:
        • Klitoral: Genellikle vajinal ucun dışarı çıkmasına neden olan, dış klitoral uyarımla ilişkilidir.
        • G noktası: Bazen servikal geri çekilme ve sıvı salınımıyla birlikte görülen, iç uyarımla bağlantılıdır.
      • Sıvı salınımı:
        • Fışkırtma: Genellikle orgazm sırasında basınç altında dışarı atılan seyreltilmiş idrar.
        • Kadın boşalması: İdrardan farklı olan, Skene bezlerinden gelen daha koyu sıvı.

      Değişkenlik ve Tartışma:

        • Evrensel değil: Kadınların %30-40’ı G noktası hassasiyeti bildirirken, diğerleri belirgin bir zevk hissetmiyor.
        • Psikolojik faktörler: Uyarılma ve zihniyet, uyarım algısını önemli ölçüde etkiler.
        • Araştırma zorlukları: Kadın anatomisinin tarihsel olarak az incelenmesi ve öznel raporlama, fikir birliğini zorlaştırıyor.

        G noktası, onu deneyimleyenler için gerçektir, ancak benzersiz bir organ olmaktan ziyade mevcut anatomik yapıların bir araya gelmesini yansıtır. Duyarlılık ve etkilerdeki değişkenliği, kadın cinsel tepkisinin çeşitliliğini vurgular ve onu hem biyolojik hem de fenomenolojik bir fenomen haline getirir. Devam eden tartışmalar, kadın cinselliği konusunda kapsayıcı, ayrıntılı araştırmalara olan ihtiyacı vurgulamaktadır.


        Keşif

        Adını Alman jinekolog Ernst Gräfenberg’den alan G noktası, ilk olarak 1940’larda ve 1950’lerde kadın cinsel anatomisi, özellikle de üretranın orgazmdaki rolü üzerine yaptığı araştırmalarda tanımlanmıştır. Gräfenberg, ön vajinal duvarda, yaklaşık 2-3 inç içeride, uyarıldığında yoğun zevk veya orgazmı tetikleyebilen hassas bir alan olduğunu fark etti. Çalışmaları 1980’lere kadar büyük ölçüde göz ardı edildi.

        1981’de seksologlar Beverly Whipple ve John Perry, G Noktası ve İnsan Cinselliği Hakkındaki Diğer Son Keşifler adlı kitaplarında “G noktası” terimini yeniden keşfettiler ve popüler hale getirdiler. Hemşire ve araştırmacı olan Whipple, klinik çalışmaları sırasında kadınların çeşitli cinsel tepkilerini gözlemledikten sonra bu alanı keşfetmeye başladı. Kadınlarla anketler ve uygulamalı araştırmalar içeren çalışmaları, birçoğunun bu noktanın uyarılmasından dolayı artan bir uyarılma bildirdiğini doğruladı. Daha önceki bulgularını onurlandırmak için bu noktaya Gräfenberg’in adını verdiler.

        Kadınların keşfine katkıları araştırmacıların ötesine uzanıyor. Whipple ve Perry’nin çalışmaları, kadınların deneyimlerini anlatan kendi ifadelerine büyük ölçüde dayanıyordu ve bu da G noktasının yerini ve etkilerini haritalamaya yardımcı oldu. 1970’lerde ve 1980’lerde Shere Hite gibi feminist akademisyenler ve aktivistler de kadın hazzı hakkındaki tartışmaları genişleterek bu tür keşiflerin ivme kazanması için alan yarattı.

        G noktasının kesin doğası hakkında tartışmalar devam ediyor; ayrı bir yapı mı yoksa klitoris ağının bir parçası mı olduğu. Amichai Kilchevsky’nin 2011 tarihli incelemesi gibi çalışmalar, bunun klitorisin bir uzantısı olabileceğini öne sürerken, Whipple’ın devam eden araştırması da dahil olmak üzere diğerleri bunun benzersiz bir erotojen bölge olduğunu savunuyor. Kesin bir anatomik kanıt yok, ancak kadınların anekdot niteliğindeki kanıtları anlayışı şekillendirmeye devam ediyor.

        G noktasını “keşfeden” belirli bir kadın yoktur; bu nokta, tek bir “evreka” anından ziyade kolektif araştırmalar ve yaşanmış deneyimler sonucunda ortaya çıkmıştır.


        İleri Okuma
        1. Gräfenberg, E. (1950). The role of urethra in female orgasm. International Journal of Sexology, 3(3), 145–148.
        2. Perry, J. D., & Whipple, B. (1981). Pelvic muscle strength of female ejaculators: Evidence in support of a new theory of orgasm. Journal of Sex Research, 17(1), 22–39.
        3. Ladas, A. K., Whipple, B., & Perry, J. D. (1982). The G Spot and Other Recent Discoveries About Human Sexuality. New York: Holt, Rinehart and Winston. (Buch, jedoch zentral für die Popularisierung des Begriffs „G-Spot“).
        4. Zaviacic, M., & Hrdina, M. (1985). Anatomic and histologic study of the Skene’s paraurethral glands in adult women. American Journal of Obstetrics and Gynecology, 151(3), 267–271.
        5. Zaviacic, M. (1992). The female prostate: Non-pathological and pathological findings. Journal of Clinical Pathology, 45(7), 579–583.
        6. Grafenberg, E. (1993). The role of urethra in female orgasm. International Journal of Sexology, 3(3), 145–148. (Neuauflage der Originalarbeit von 1950 in moderner Rezeption.)
        7. O’Connell, H. E., Sanjeevan, K. V., & Hutson, J. M. (2005). Anatomy of the clitoris. Journal of Urology, 174(4 Pt 1), 1189–1195.
        8. Marcel D. Waldinger MD, PhD, FECSM, Govert J. de Lint PT, Ad P.G. van Gils MD, PhD, Farhad Masir MD, Egbert Lakke MD, PhD, Ruben S. van Coevorden MD and Dave H. Schweitzer MD, PhD Foot Orgasm Syndrome: A Case Report in a Woman The Journal of Sexual Medicine Volume 10, Issue 8, pages 1926–1934, August 2013 Version of Record online: 19 JUN 2013 DOI: 10.1111/jsm.12217
        9. Zlatko Pastor Female Ejaculation Orgasm vs. Coital Incontinence: A Systematic Review Journal of Sexual Medicine 10(7) · May 2013 DOI: 10.1111/jsm.12166 · Source: PubMed
        10. Jannini, E. A., Buisson, O., Rubio-Casillas, A., & King, R. (2014). Beyond the G-spot: clitourethrovaginal complex (CUV) and female orgasm. Nature Reviews Urology, 11(9), 531–538.
        11. Beverly Whipple Female Ejaculation, G Spot, A Spot, and Should We Be Looking for Spots? Current Sexual Health Reports June 2015, Volume 7, Issue 2, pp 59-62 DOI10.1007/s11930-015-0041-2
        12. Chalmers, J. “Health Check: does the ‘G-spot’ exist?” TheConversation. https://theconversation.com/health-check-does-the-g-spot-exist-56491 (Retrieved on 2016, May 5)
        13. Salama, N., & Boitrelle, F. (2020). Is there a G-spot? A systematic review of the literature. International Urogynecology Journal, 31(10), 1997–2006.
        14. Jannini, E. A., Buisson, O., & Montorsi, F. (2021). The controversial G-spot: From Grafenberg to the clitourethrovaginal complex. Nature Reviews Urology, 18(2), 95–102.

        Antik heykellerdeki penisler neden “küçük”?


        I. Antik Yunan Estetik Anlayışı: Kalokagathia İdeali

        Antik Yunan’da ideal insan bedeni tasvirleri, yalnızca fiziksel güzelliği değil, ahlaki ve entelektüel erdemleri de yansıtırdı. “Kalokagathia” (καλοκαγαθία), yani “güzel ve iyi” olanın birleşimi, estetik ile etik erdemin bütünleştiği bir kavramdır. Dolayısıyla heykel sanatı yalnızca çıplak vücudu değil, bu vücut aracılığıyla erdemli insanı temsil etmeyi amaçlardı.

        Bu anlayış doğrultusunda ölçülü, sade ve kontrollü bir beden, özellikle de cinsel organların abartısız sunumu, erdemli bireyin simgesi hâline geldi. Penisin küçük ve sönük (non-erekte) biçimde betimlenmesi de bu bağlamda “içsel denetim” ve “zihinsel üstünlük” anlamında yorumlandı.


        II. Büyük Penisin Anlam Dünyası: Barbarlık ve Şehvet

        Antik Yunan edebiyatında ve görsel sanatlarında büyük, erekte penisler genellikle insan olmayan veya “barbar” olarak görülen figürlere aittir. En çarpıcı örnekler:

        • Satyrler: Dionysos’un yoldaşları olan bu mitolojik yaratıklar hayvansı özelliklere, abartılı falluslara ve cinsel iştaha sahiptir. Bu nedenle aklın ve ölçünün zıddı olan şehveti, sarhoşluğu ve düzensizliği temsil ederler.
        • Priapos: Bereket tanrısı olarak genellikle grotesk ölçülerde büyük ve sürekli erekte penisle betimlenir. Ancak bu tasvir onun tanrısal gücünden çok, komik ve aşağılayıcı bir figür oluşunu vurgular. Antik kaynaklarda da sıklıkla hor görülür.

        Bu durum, Antik Yunan kültüründe penis büyüklüğünün “güçlülük” değil, kontrolsüzlük, hayvanilik ve ahlaki zaaf gibi olumsuz niteliklerle ilişkilendirilmesinden kaynaklanır. Dönemin ideolojisine göre fazla büyük bir penis bir erkeğin şehvetine yenildiğini, dolayısıyla “logos” (akıl) ilkesinden uzaklaştığını gösterirdi.


        III. Heykel Sanatında Cinsellik ve Anlatım Teknikleri

        Sanatçılar çoğu zaman figürlerini, dramatik anlatım gücüne sahip olmakla birlikte zamanın “durakladığı” bir anda tasvir ederlerdi. Bu tür temsil tekniklerine göre ereksiyon gibi geçici bir durum, kalıcı sanat eseri içinde uygun görülmeyen bir biçimdir.

        Örneğin Michelangelo’nun “David” heykelinde figürün penisinin küçük olması, yalnızca Antik Yunan heykellerine duyulan sanatsal sadakatten kaynaklanmaz. Aynı zamanda, figürün Golyat’a saldırmadan önceki gerilim anını betimleyen bu kompozisyonda, vücutta gözlenen kas gerginliği, yüz ifadesindeki korku, genital bölgedeki involüsyon (büzüşme) gibi fizyolojik detaylar büyük bir dikkatle yansıtılmıştır.

        Bu durum, heykelin sadece estetik değil psikolojik bir gerçekliğe de işaret ettiğini gösterir.


        IV. Romalılar ve Rönesans Dönemi: Antik Mirasın Devamı

        Her ne kadar Roma kültüründe cinselliğe ve fallusa dair daha serbest bir yaklaşım gelişmişse de (örneğin Pompeii fresklerindeki erotik sahneler), yüksek sanat geleneği, özellikle heykel sanatında Yunan ideallerine bağlı kalmıştır.

        Rönesans, Antik Yunan’ı yalnızca stilistik değil, felsefi ve ideolojik anlamda da diriltmeyi hedefleyen bir dönemdir. Bu sebeple Michelangelo gibi sanatçılar da figürlerinde “idealize edilmiş beden” ve “ahlaki ölçülülük” prensiplerine sadık kalmışlardır. David heykelinin sünnetsiz oluşu da bu bağlamda dönemin klasik estetik anlayışına uygun bir Roma modeline dayanır. Yani dini doğruluk değil, estetik bütünlük ön plandadır.


        V. Fallik Sembolizm ve Maskülenlik: Modern Paradigmalara Dönüş

        Modern dünyada büyük penis, pornografik temsilin etkisiyle güç, erkeklik ve kontrol simgesi hâline gelmiştir. Ancak bu görüş, tarih boyunca evrensel bir norm değildir. Antik dünyada ölçü, denge, kendine hâkimiyet ve ahlaki erdemler, ideal erkekliğin ölçütü olarak kabul edilmekteydi.

        Heykellerdeki küçük penis, bu yüzden bir eksiklik değil, bir fazlalığın yokluğudur: Aşırılığın, ölçüsüzlüğün, barbarlığın ve şehvet düşkünlüğünün yokluğudur.


        İleri Okuma
        1. Dover, K. J. (1978). Greek Homosexuality. Harvard University Press.
        2. Zanker, P. (1995). The Mask of Socrates: The Image of the Intellectual in Antiquity. University of California Press.
        3. Clarke, J. R. (1998). Looking at Lovemaking: Constructions of Sexuality in Roman Art. University of California Press.
        4. Beard, M., & Henderson, J. (2001). Classical Art: From Greece to Rome. Oxford University Press.
        5. Saad, S., & Leonard-Amodeo, J. (2005). The deviating eyes of Michelangelo’s David. Journal of the Royal Society of Medicine, 98, 75–76.
        6. Lear, A., & Cantarella, E. (2008). Images of Ancient Greek Pederasty: Boys Were Their Gods. Routledge.
        7. Trimble, J. (2011). Women and Visual Replication in Roman Imperial Art and Culture. Cambridge University Press.
        8. Kampen, N. (2012). Sexuality in Ancient Art: Near East, Egypt, Greece, and Italy. Cambridge University Press.


        Sabah Ereksiyonu Nedir ve Erkekler Sabahları Neden Erekte Olarak Uyanırlar?

        Birçoğumuz için, sabah çalan alarm sesi, sabahları duyulan en sevimsiz seslerden birisi olabilir. Fakat yetişkin erkeklerde ve hatta küçük erkek çocuklarında bile bu sevimsiz alarm sesine, oldukça rahatsızlık verici üteral bir fenomen de eşlik eder: Nocturnal penile tumescence (NPT) yani gecesel penis sertleşmesi.

        Henüz her şey tamamen açıklığa kavuşturulmuş olmasa da, erkeklerin sabahları uyandıklarında neden böyle bir durumu tecrübe ettiklerine dair cevaplar arayan bilimsel ve bilimsel olmayan çalışmalar mevcut. Fakat gerçek şu ki; sabah ereksiyonu son derece yaygın, normal ve doğal bir hâl. Peki bu durumun sebepleri nelerdir? Eğer sabahları erekte olmuyorsanız, bundan endişe duymalı mısınız?

        Sabah Ereksiyonu Nedir? 

        Sabah ereksiyonu, birçok erkeğin hayatı boyunca deneyimlediği, sabah uyanıldığında peniste meydana gelen sertleşme ve dikleşme halidir. Bu durum tamamen normal, sağlıklı bir fizyolojik tepkidir ve erkeklerin gece boyunca birkaç defa yaşadığı bir dizi ereksiyonun sonuncusudur. Sağlıklı erkekler –ortalama olarak– tam bir gece uykusu boyunca üç ila beş defa ereksiyon olabilirler ve her bir ereksiyon süresi 25-35 dakika boyunca sürebilir.

        Sabah Ereksiyonunun Sebepleri Nelerdir?

        Basitçe, kan, penise doğru yoğun akış gerçekleştirdiğinde ereksiyon hali oluşur. Genellikle ereksiyon halini ortaya çıkaran uyaranlar vardır, ancak görece daha genç erkekler ve erkek çocukları herhangi bir uyaran olmadan da erekte olabilirler. Uyurken erekte halde uyanmanıza sebep olan bir dizi şey söz konusudur.

        1. Dolu Bir İdrar Torbası

        Sabah “sertleşmesi” kesinlikle bir rahatsızlık olarak düşünülmemelidir; çünkü bu durum erkeğin uyku anında ürinasyonu (idrar atımı) engelleyen fizyolojik bir faydadır. Gece boyunca idrar birikmesi, idrar torbasının dolmasına sebep olur. İdrar, üretraya (idrar atılan yol) doğru doldukça, penis tıkalı hale gelir ve bu durum da sıklıkla penisin sertleşmesine, erekte olmasına sebep olur. Dolu bir idrar torbasının verdiği rahatsızlık hali herhangi birisini derin uykudan bile uyandırabilir, fakat yüzüstü yatan ve yatağa doğru erekte olan bir erkeği düşünün. Bu durum idrar torbasına fazladan bir baskı oluşturacak, kişiyi uyanmaya ve idrar torbasını boşaltmaya zorlayacak.

        2. REM Uykusu Anındaki Beyin Aktivasyonları

        Sabah ereksiyonları, tıpkı klitoral ereksiyonlar gibi, uykunun REM aşaması ile ilişkilidir. Bu aşamada, beyin, vücudu düzene sokmak maksadıyla bazı nörotransmitterlerin salınımını durdurur ve vücudunuzu rüyalarınızda gördüğünüz hareketleri yapmadan alıkoyar. Ereksiyonların kontrolünde rol alan bir transmitter olannöroepinefrin, penisteki kan damarlarında vazokonstriksiyona (büzüşme) sebep olur ve bu da esasında ereksiyonu engelleyici bir etkidir.

        Bu durum penise giden aşırı kan akışını durduran bir tür uyarıcı işaret gibidir. Fakat REM uykusuna girdikçe, nöroepinefrin salınımı azalır ve testosteronla ilgili hareketlenmeler ortaya çıkmaya başlar. Bu da vazodilasyona (damar genişlemesine) ya da kan damarlarındaki kan akış hızının artmasına ve nihayetinde de ereksiyonun ortaya çıkmasına sebep olur. Uyku süresince, bir sistem onarması gibi, ekstradan kan akışı, oksijenlemeyi artırır ve sistemin işler olarak kalmasına yardımcı olur. Yani sabahları erekte halde uyanmak penis fonksiyonlarını arttırıcı bir etkiye sahiptir.

        Özetle, sabah ereksiyonları REM uykusunun ikincil etkilerindendir ve bu uykunun erkeklerdeki fizyolojik süreciyle ilgilidir. Tamamen normal olan bu durumun eksikliği nadiren de olsa ereksiyon bozukluğu ile ilişkilendirilir. The Urologic Clinics of North America ‘da yayımlanan bir çalışma; sabah ereksiyonlarını izlemenin psikojenik cinsel iktidarsızlık ile yapısal durum arasındaki ayırt etme sürecine dair müdahalesiz ölçümlerin en iyisi olduğunu ileri sürüyor.

        Sabah Ereksiyonu Yaşamıyorsanız Ne Olur?

        Geçmişte yapılan çalışmalar; sabah ereksiyonunun yaşlı ve genç erkeklerde kesin bir farklılığı olduğuna dair herhangi bir bulguya erişmedi. Daha güncel çalışmalar erkeklerin yaşlandıkça sabah ereksiyonu frekansında kademeli bir düşüşün olduğunu ortaya koyuyor. Yani daha genç erkekler çok daha sıklıkla sabah ereksiyonu halini deneyimlerken, yaş ilerledikçe bu durumun yaşanma sıklığı azalmaktadır. Bazı çalışmalar; azalan sabah ereksiyonu sıklığının yanı sıra, penisin sertlik oranının ve ereksiyon süresinin uzunluğunun da azaldığını gösteriyor.

        Genel olarak ereksiyon sıklığının azalmasına eşlik eden sabah ereksiyonu sıklığının azalması durumunun fizyolojik sebebinden çok fiziksel sebebi olabilir. Örneğin; testosteron seviyelerinin çok düşük olması ya da dalgalanmaların aşırı olması. Eğer ki; sabah ereksiyonlarınızın sıklığında dramatik oranda değişiklikler fark ederseniz, derhal doktorunuza başvurunuz, çünkü ciddi bir sebep de söz konusu olabilir. Ancak unutmayın ki; sabah ereksiyonunuzu etkileyen –özellikle de gece uykunuzun kalitesi ve uzunluğu gibi– çeşitli sebep ve etkenler söz konusudur. Yani sabah ereksiyonlarınızın sıklığının azalması ya da bazen görülmemesi, ciddi bir probleminiz olduğu anlamına gelmez.

        Dipnot: Kapak görselinde yer alan kurutma makinasını denemeyin :)


        Kaynaklar: Bilimfili,
        1- AsapScience. https://www.youtube.com/watch?v=D1et5NgT6bQ
        2- New Health Guide. Morning Erection, http://www.newhealthguide.org/Morning-Erection.html
        3- Kessler, W. O. “Nocturnal penile tumescence.” The Urologic clinics of North America 15, no. 1 (1988): 81-86.

        Uyku Sırasında Cinsel Uyarılma

        Uyku sırasında cinsel olarak uyarılma konusu 1960’lardan beri bilim insanlarının inceledikleri bir konu. Özellikle erkeklerde, uykunun Hızlı Göz Hareketleri (REM) evresinde ereksiyon halinin oluştuğu yaygın olarak bilinen ve incelenen bir gerçek. Peki ya dişilerde böyle bir uyarılma oluyor mu?

        60’lardan sonra yapılan araştırmalarda, dişilerde de aynı uyarılmanın olduğuna dair bulgulara rastlandı. Tabii ki uyarılmanın sonucu erkeklerdeki kadar bariz olarak tespit edilemediğinden, bu araştırmalar genellikle daha zor gerçekleştirilebiliyor. Bu tür uyarılmanın anlaşılabilmesi için, erkeklerde penisin büyümesi kontrol edilirken, dişilerde klitoriste meydana gelen fiziksel değişimler ve cinsel organ sıcaklığındaki değişimler takip ediliyor. Buna rağmen, 60’lar ile 70’ler arasında uyku sırasında dişi uyarılması konusunda yapılan çalışmalar çok nadir ve genellikle sonuçsuz araştırmalar olarak kaldı.
        Günümüzde yapılan çalışmalar daha çok dişilerin cinsel organlarına kan akışının takip edilmesi yoluyla yapılmakta. Bu çalışmalar oldukça net bir şekilde, dişilerin de, tıpkı erkeklerde olduğu gibi, REM uykusu sırasında cinsel olarak uyarıldıklarını ortaya koydu. Bu uyarılma erkeklerde penisin büyümesine (ereksiyona) neden olurken, dişilerde cinsel organın ıslanmasına ve kabarmasına neden oluyor.
        Araştırmalar sonucunda bu uyarılmanın şiddetinin çok farklı olabileceği de anlaşıldı: kimi zaman bu uyarılma çok hafif ve hissedilmez şekilde olurken, kimi zaman dişinin masturbasyon yaptığı bir zaman veya erotik bir film izlerken olduğu kadar uyarıldığı tespit edildi. Dolayısıyla tıpkı erkeklerdeki gibi bu uyarılma halinin şiddeti uykudan uykuya ve zamandan zamana değişim gösterebiliyor.
        Peki ya neden uyandığımızda uyarılmış hissediyoruz? Bunun sebebi şu anda tam olarak bilinmiyor. Ancak bilinen bir şey, bu durumun genellikle sadece REM uykusundan uyanan insanlarda olduğu. Hem de “sabah ereksiyonu” olarak bilinen bu durum sadece erkeklerde değil, dişilerde de aynı şekilde görülüyor. Yapılan araştırmalarda birçok dişinin sabah uyandıklarında cinsel olarak uyarıldıklarını hissettikleri, meme uçlarının kabarık olduğu ve hatta kimi zaman orgazm düzeyinde uyarılmış olarak uyandıkları raporlandı. Dolayısıyla bu açıdan da erkeklerle dişilerin uyku sırasında uyarılmalarıyla ilgili pek fark yok.
        Bu durumun nedenlerine yönelik araştırmalar halen sürüyor. Bilim insanlarının aklına gelen ilk ve en net cevap, gördüğümüz rüyaların bizi uyarıyor olabileceği yönünde… REM uykusu sırasında, neredeyse her sefer, uyarılmamıza neden olacak kadar erotik rüyalar görüyor olabilir miyiz? Bu rüyalar, doğacak yeni günde bireyleri olası cinsel birleşmelere karşı vahşi hayatta hazırlıklı tutuyor olabilir mi? Bu soruların cevabı tam olarak bilinmiyor. Belki de orgazm düzeyine varabilen bu uyarılmaların tek sebebi rüyalar değildir ve beynin vücut fonksiyonlarını uyku sırasında düzenlemesinin bir yan etkisi olarak oluşmaktadır.
        İnsanlar olarak halen vücutlarımızı tam olarak tanımıyoruz ve her şeyin nasıl çalıştığını henüz çözebilmiş değiliz. Ancak vücudu inceledikçe, daha ilginç mekanizmalar keşfediyoruz ve bunların atalarımızda ne gibi işlever görebileceğini ve neden evrimleşmiş olabileceğini anlıyoruz. Varlığımızı borçlu olduğumuz hayatta kalma ve üreme becerilerimizle ilgili keşifler her zaman ilgi çekmeyi sürdüreceğe benziyor.
         
        Kaynaklar ve İleri Okuma: