Sialit

Sialadenit terimi iki Yunanca kelimenin birleşiminden oluşur:

sialon, anlamı “tükürük”
adenit, “bir bezin iltihaplanması” anlamına gelir

Sialadenit, tükürük bezinin iltihaplanmasını ifade eden tıbbi bir durumdur. En sık etkilenen tükürük bezleri kulakların önünde yer alan parotis bezleri ve çenenin altında yer alan submandibular bezlerdir.

Genellikle sialit olarak adlandırılan sialadenit, tükürük bezlerinin bir enfeksiyonudur. En sık viral veya bakteriyel enfeksiyonlarla ilişkilidir ve kabakulak vakalarında sıklıkla görülür.

Sialadenit Belirtileri

Sialadenitin belirti ve semptomları değişkenlik gösterebilir, ancak şunları içerebilir:

  • Yüzün bir veya her iki tarafında oluşabilen tükürük bezinin şişmesi
  • Ağız, yüz veya boyunda ağrı
  • Ateş
  • Üşüme
  • Ağız kuruluğu
  • Yutma veya ağzı açma güçlüğü

Nedenler

Bakteriyel sialadenite en sık Staphylococcus aureus neden olur, ancak diğer bakteriler de bu duruma yol açabilir. Bakteriler tükürük kanallarına genellikle ağız veya boğazdaki yakın bir enfeksiyon yoluyla veya uyku, sıvı alımının azalması veya bazı ilaçların yan etkisi gibi tükürük salgısının azaldığı bir dönemde girer.

Viral sialadenit en yaygın olarak kabakulak virüsü ile ilişkilidir, ancak diğer virüsler de bu duruma neden olabilir. Bu durum özellikle HIV/AIDS hastaları gibi bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda geçerlidir.

Teşhis

Sialadenit tanısı tipik olarak klinik muayene ve hasta öyküsüne dayanarak konur. Ultrason veya BT taraması gibi görüntüleme çalışmaları, etkilenen bezi görselleştirmek ve enfeksiyonun şiddetini belirlemek için kullanılabilir. Bazı durumlarda, sorumlu organizmayı tanımlamak için tükürük kültürü yapılabilir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Tedavi

Sialadenit tedavisi tipik olarak semptomların yönetilmesini ve enfeksiyonun çözülmesini içerir. Bakteriyel enfeksiyonlar için genellikle antibiyotik reçete edilir. Yeterli hidrasyon ve iyi ağız hijyeni de iyileşmeye yardımcı olabilir.

Tarih

Sialadenit teriminin kayıtlara geçen ilk kullanımı 17. yüzyılda İngiliz doktor Thomas Willis tarafından olmuştur. Bu durum 19. yüzyılda Fransız hekim Jean Cruveilhier tarafından da incelenmiştir.

Kaynak:

  1. Mandel, L., & Surattanont, F. (2002). Bilateral parotitis as the initial presentation of childhood sarcoidosis. American Journal of Otolaryngology, 23(2), 107-113.
  2. Lustmann, J., Regev, E., & Melamed, Y. (1990). Sialolithiasis. A survey on 245 patients and a review of the literature. International Journal of Oral and Maxillofacial Surgery, 19(3), 135-138.

En Garip Antibiyotik Kaynakları

En Garip Antibiyotik Kaynakları

Antibiyotikler sayesinde insan hayatı eskiye göre artık daha uzun. Bilim insanları, insanların hastalıklara yakalanmalarını ve ölmelerini engellemek için çoğu kişinin aklına bile gelmeyecek çoğunlukla kirli ve pislik içindeki yerlerde bakterileri öldürecek ilaçları arıyorlar.

Günümüzde kullanılan birçok ilaç acayip diyebileceğimiz yerlerde keşfedildi. Bu gelenek, Alexander Fleming’in 1928’de ilk antibiyotik olan penisilini keşfetmesine dayanır. Fleming yanlışlıkla bir petri kabının kapağını açık bırakınca bakterileri öldüren bir çeşit küfün bu ortamda geliştiğini fark etmişti. Bir başka önemli antibiyotik olan vankomisin 1952’de Borneo’dan gönderilen bir çamur örneğinin içinde bulundu. Çok kullanılan bir başka antibakteriyel ilaç olan sefalosporinler 1948’de Sardinya’daki lağımlarında bulundu.

Biz de bilim insanlarının beyaz önlükler içinde, pırıl pırıl laboratuvarlarda çalıştıklarını sanıyorduk.

Uzun zamandır kullanılan antibiyotiklere dirençli bakterilerin hızla yayılması, yeni antibiyotiklerin bulunmasını önemli hale getirdi. Araştırmacıların büyük çaba sarf ederek kimsenin aklına gelmeyecek yerlerde antibiyotikleri aramasının asıl sebebi de bu. Araştırmaların pis yerlerde yaşayan hayvanlara veya bakterilere yoğunlaşması, bu canlıların o ortamlarda yaşamaları için bazı özelliklere sahip olması gerektiği fikrinden kaynaklanıyor. Bu özelliklere doğuştan sahip olabilirler ya da bazı antibiyotik canlılarla birlikte yaşıyor olabilirler. Örneğin kedi balığının yaşadığı ortamlarda yediği yiyeceklerden bakteri kapmaması için antibakteriyel özelliği olan mukus (sümük) sıvısına ihtiyacı vardır. Kedi balığının bu tür ortamlarda hayatta kalabilmesi doğal olarak araştırmacıların dikkatini çekmiş ve sonucun bazı antibiyotikler keşfedilmiş.

Hamam böceği beyni

antibiyotikler-nerede-bulunur-hamam-bocegi-bilimfilicom
Hamam böceklerini seven var mıdır? Sevmeseniz de sizi bazı tehlikeli hastalıklardan koruyabilirler. 2010’da yapılan bir araştırmaya göre , İngiltere’deki Nottingham Üniversitesi’ndeki araştırmacılar ezilmiş hamam böceği beyninden çıkan bir salgının bazı tehlikeli bakterileri öldürdüğünü açıkladı. Beyin zarı iltihabına yol açan ve metisiline karşı dirençli Staphylococcus aureus (MRSA)’a sebep olan Escherichia coli (E. Coli) de bu bakterilere dahil. Bu salgının MRSA’ya olan etkisi iyi haber, çünkü ‘”süper mikrop” olarak bilinen bakteri çoğu antibiyotiğe karşı dirençli.

Araştırmanın yazarlarından Naveed Khan’a göre arkadaşlarıyla böcekler üzerine çalışma fikrini geliştirmeleri Ortadoğu’dan dönen askerlerde görülen sıra dışı enfeksiyonların aynı bölgede yaşayan çekirgelerde görülmediğini fark etmelerine dayanıyor. Khan hamam böceklerinin yaşadıkları pislik dolu kanalizasyonlarda bakterilerle ve parazitlerle nasıl başa çıktıklarını hayretler içinde izlediklerini söylüyor.

Hamam böceği deyip geçmeyin. Hayatınızı kurtaran ilacın kaynağı olabilirler.

Yayın Balığı Sümüğü

antibiyotikler-nerede-bulunur-yayin-baligi-bilimfilicom
Bir dip balığı olan yayın balığı sürekli olarak hastalığa sebep olan mikroorganizmalara maruz kalır. Pis çamurun içinde mikroplardan etkilenmemesi bilim insanlarının dikkatini çekmiş. Sonunda, derisinden salgıladığı sümüğün yaşadığı çevrede bulunan gizemli mikroplara karşı yayın balığını koruduğunu keşfetmişler.

World Applied Sciences Journal’da 2011’de yayınlanan bir çalışmada, Hintli araştırmacılar ülkenin Parangipettai kıyı bölgesinde yaşayan yayın balıklarının derilerindeki mukus sıvısını (sümüğü yani) toplamışlar ve 10 farklı tipteki hastalık bulaştırıcı bakteri ve10 farklı mantar türü üstündeki etkisini denemişler. Yayın balığı sümüğünün, E. Coli ve akciğerlere zarar veren Klebsiella pneumoniae bakterileri de dahil olmak üzere, çeşitli bakterilerin insanlara olan zararlarını azaltmakta çok etkili olduğu sonucuna varmışlar.

Timsah Kanı

antibiyotikler-nerede-bulunur-timsah-bilimfilicom
Timsahlardan korkar mısınız? Peki, timsahların bağışıklık sistemlerinin çok güçlü olduğunu biliyor muydunuz? Timsahlar bölgelerini korumak için diğer timsahlarla sürekli savaşır ve yaralanır. Bu yaralanmaların enfeksiyona neden olması gerekir, ama hiç bir şey olmaz. Bu yaraların bu kadar hızlı iyileşmesi bilim insanlarının dikkatini çekmiş. Timsahları deri çanta ya da kemer olarak değil, şeker hastalığı yaralarının, ileri derece yanıkların, hatta süper mikropların neden olduğu enfeksiyonlarla savaşmak için kullanılabilecek güçlü yeni antibiyotiklerin değerli kaynağı olarak görmeye başlamışlar.

2008’de McNeese State Üniversitesi ve Louisiana State Üniversitesi araştırmacılarının gerçekleştirdiği bir çalışmada timsahlarınakyuvarları incelenmiş. Timsah akyuvarından alından proteinlerin, bilinen ilaçlara son derece dirençli olan MRSA’nın da aralarında bulunduğu insanları tehdit eden birçok bakteriyi öldürebildiğini ortaya çıkarmışlar. Şimdi ise, mikropların yüzeyine cırt cırt gibi yapışıp, mikropların dış çeperinde delik açarak onları öldürdüğü söylenen özel bir timsah kanı proteinini çoğaltmaya çalışıyorlar.

Okyanus Çökeltisi

antibiyotikler-nerede-bulunur-Anthracimycin-bilimfilicom
Şarbon mikrobu kurbanının akciğerlerinde ölümcül bir sıvı birikmesine neden olur, korkunçtur. Amerika Birleşik Devletleri’nde 2001’de kötü niyetli bir şahıs tarafından gönderilen bir dizi şarbon mikrobu bulunan mektup 11 kişinin hastanelik olmasına ve nihayetinde beşinin ölmesine neden olmuştu.

Her ne kadar şarbon enfeksiyonları siprofloksasin gibi antibiyotikler tarafından tedavi edilebilse de, dirençli şarbon türlerinin ortaya çıkması mümkün. İşte bu nedenle San Diego’da bulunan Trius Thesapeutics ile birlikte çalışan Scripps Deniz Biyoteknoloji ve Biyotıp merkezindeki araştırmacılar şarbonu öldürebilecek anthracimycin adlı bileşeni keşfettikleri için çok heyecanlılar.Anthracimycin yapılan ilk testlerde hem şarbona hem de MRSA’ya karşı epey etkili olduğu ortaya çıkmış. Anthracimycin’in Santa Barbara, Kaliformiya açıklarındaki okyanus çökeltilerinin içinde gizlenmiş bir mikroorganizma tarafından üretildiği keşfedilmiş.

Hiç beklenmedik bir yerden gelmesinden olacak ki, anthracimycin’in kimyasal yapısı varolan diğer antibiyotiklerinkinden çok farklı. Bu özelliği muhtemelen mikropların direnç göstermesini daha zor hale getiriyor.

Kurbağa Derisi

antibiyotikler-nerede-bulunur-kurbaga-derisi-bilimfilicom
Büyük patlak gözleri ve uzun dilleri komik gelebilir ama görünüşü sizi aldatmasın. Yaklaşık 300 milyon yıldır ortalarda olan ve kirli atıklı su kanallarında bile gelişebilen kurbağalar, şaşırtıcı derecede dirençli hayvanlardır. (Gerçi bazen küf mantarı salgınından dolayı topluca ölebilirler.) Bu nedenle araştırmacılar, insanları hastalıklara karşı koruyan yeni bir antibiyotiğin potansiyel kaynağı olarak kurbağa derilerini daha doğrusu üzerindeki kimyasalları araştırmaya başlamışlar.

2010’da American Chemical Society’nin bir toplantısında Birleşik Arap Emirlikleri Üniversitesi araştırmacıları 6000 farklı kurbağa türünü inceledikten sonra bakteri öldürme potansiyeline sahip hatta ilaç bile yapılabilecek 100’den fazla madde bulduklarını açıkladılar. Kurbağa derisinin üzerindeki kimyasallardan antibiyotik geliştirmek ince bir ustalık gerektiriyor. Çünkü bu kimyasallardan bazıları insan hücrelerini bakterileri zehirlediği gibi zehirleyebilir. Araştırmacılar bu kimyasalların molekül yapılarını değiştirerek bakteri öldürme özelliklerini koruyup insanlar için daha az tehlikeli yapmaya çalışıyorlar.

Panda

antibiyotikler-nerede-bulunur-panda-bilimfilicom
Büyük ve tombul vücutlarıyla, siyah beyaz yüzleriyle sürekli bir gülümseme halinde olan pandalar, sevimlilik ve tatlılığın somut bir örneği. Ama sevimli olmalarının ötesinde antibiyotik kaynağı da olabilirler. Çin Nanjing Tarım Üniversitesi’nde soyları tehlikede olan hayvanların DNA’larını araştırılmış ve kanlarında Cathelicidin-AM adında bakteri ve mantarlara karşı savaşan güçlü bir antibiyotik tespit edilmiş.

Bu kimyasal o kadar güçlü ki bakterileri bir saatten kısa bir süre içinde yok ediyor. Günümüzde kullanılan diğer antibiyotiklerden altı kat daha hızlı yani. Araştırmacılar şimdi bu kimyasalın insanlarda nasıl kullanılabileceği üzerinde çalışıyorlar. Vahşi ortamdaki sayıları tahminen 1600 civarı olan pandalardan kan örneği almak pek uygun değil, bu yönden şanslılar. Ama araştırmacıların da aslında gerçek panda kanına ihtiyaçları yok, çünkü yapay olarak laboratuvarda üretilebiliyor.

Yaprak Kesen Karıncalar

antibiyotikler-nerede-bulunur-yaprak-kesen-karinca-bilimfilicom
Güney Amerika’daki yağmur ormanlarında yaşayan yaprak kesen karıncaların ünü kendi vücutlarının iki katı büyüklüğündeki yapraklar parçalarını taşıyabilmelerinden gelir. Ama ilaç araştırmacılarının ilgisini çekmelerinin nedeni karıncaların aynı zamanda mikroplara karşı oldukça dirençli olmasıdır. Nasıl oluyor da mikroplara bu kadar dirençli olabiliyorlar? Bu sorunun yanıtı karıncaların yer altına taşıdıkları yaprakların çürüyüp mantar bahçesine dönüşmesinde ve bunun besin kaynağı olarak kullanılmasında saklı.

Karıncaların bedenlerinde yiyeceklerini istenmeyen mikroplardan ve parazitlerden koruyan antibiyotik üreten İngiliz araştırmacılar, doktorların enfeksiyon riski taşıyan hastalara uyguladığı çoklu antibiyotik tedavisine benzer biçimde karıncaların bir çok antibiyotiği ürettiklerini ve kullandıklarını keşfetmişler.
Karıncaların ürettiği kimyasallardan biri antifungal olarak modern tıpta kullanılan ilaçlara benziyor. Araştırmacılar insan hastalıklarına karşı savaşan tamamen farklı yeni bir bileşik bulmayı umuyorlar.


Kaynak:

  • Bilimfili,
  • HowStuffWorks. “10 Weirdest Sources for Antibiotics“. <http://science.howstuffworks.com/life/cellular-microscopic/10-weirdest-sources-antibiotics.htm#page=0>
  • Ramasamy Anbuchezhian. C. Gobinath and S. Ravichandran Antimicrobial Peptide from the Epidermal Mucus of Some Estuarine Cat Fishes World Applied Sciences Journal 12 (3): 256-260, 2011 ISSN 1818-4952 © IDOSI Publications, 2011
  • Barke J, Seipke RF, Gruschow S, Heavens D, Drou N, Bibb MJ, Goss RJM, Yu DW, Hutchings MI. A mixed community of actinomycetes produce multiple antibiotics for the fungus farming ant Acromyrmex octospinosus. BMC Biology, 2010, 8:109 DOI:10.1186/1741-7007-8-109
  • Donald P. Levine Vancomycin: A History of Medicine, 4201 St. Antoine, Ste. 5C, Detroit, MI 48201 (dlevine@med .wayne.edu). Clinical Infectious Diseases 2006; 42:S5–12 2005 by the Infectious Diseases Society of America. All rights reserved. 1058-4838/2006/4201S1-0003$15.00

Yeni antibiyotik burunda bulundu

burnuna mendil tutan kadınImage copyrightTHINKSTOCK

Bilim insanları, burundaki bakterileri inceleyerek yeni bir antibiyotik türü buldu.

Nature dergisinde yayınlanan makaleye göre lugdunin adı verilen yeni ilaç, diğer antibiyotik türlerine karşı dirençli hale gelen MRSA gibi süper bakterilerin tedavisinde kullanılabilir.

Bundan önceki son antibiyotik keşfi 1980’lerde yapılmıştı.

Antibiyotikler bugüne dek genelde toprakta bulunan bakteriler kullanılarak üretildi.

Almanya’daki Tübingen Üniversitesi’nde yapılan son keşif ise insan vücudundaki bakterilere dayanıyor.

Çalışmaya katılan bilim insanları, insan vücudunun daha pekçok antibiyotik üretilebilecek, bakir bir kaynak olduğunu söylüyor.

Çünkü insan vücusunda rakip bakteri türleri arasında sürekli bir “alan ve gıda savaşı” sürüyor.

Bu mücadelede antibiyotiklerin de kullanıldığından uzun süredir şüpheleniliyordu.

Alman ekip de burundaki “bakteri savaşlarını”, özellikle de insanlardan %30’unun burnunda bulunan Staphylococcus aureus mikrobunu inceledi.

Acaba aralarında hastanelerin korkulu rüyası MRSA bakterisinin de bulunduğu bu grup, neden herkesin burnuna yerleşemiyor?

MRSAImage copyright BILIM FOTOGRAF ARSIVI
Image caption İnsanlardan %30’unun burnunda Staphylococcus aureus bakterisi var

Bu soruya yanıt arayan ekip, burnunda Staphylococcus lugdunensis mikrobu taşıyanların, diğer grubu da bulundurma riskinin düşük olduğunu saptadı.

Alman ekip daha sonra bu mikrobun genetik yapısı üzerinde oynayarak, “burundaki savaşı” kazanmasını sağlayan geni keşfetti ve bu genden antibiyotik üretti.

İlacın henüz yalnızca fareler üzerindeki testleri yapıldı; insanlara ulaşmasının ise yıllarca sürebileceği belirtiliyor.

Tabii insanlar üzerinde aynı başarının tekrarlanıp tekrarlanmayacağı da ayrı bir konu.

Ama ne olursa olsun araştırmacılar, antibiyotikler için yeni bir “maden” bulmuşa benziyor: İnsan vücudu.

Kaynak:

  • BBC
  • Alexander Zipperer, Martin C. Konnerth, Claudia Laux, Anne Berscheid, Daniela Janek, Christopher Weidenmaier, Marc Burian, Nadine A. Schilling, Christoph Slavetinsky, Matthias Marschal, Matthias Willmann, Hubert Kalbacher, Birgit Schittek, Heike Brötz-Oesterhelt, Stephanie Grond, Andreas Peschel & Bernhard Krismer Human commensals producing a novel antibiotic impair pathogen colonization Nature 535, 511–516 (28 July 2016) doi:10.1038/nature18634 Received 12 November 2015 Accepted 09 June 2016 Published online 27 July 2016

 

Antibiyotik Dirençli Bakterilerle Savaşa Yeni Bir Antimikrobiyal Madde Katıldı

Yeni bulunan bakteri E.coli’yi sadece 30 saniyede öldürebiliyor. Gün geçtikçe antibiyotik direncin artmasıyla süper bakterilerden kaynaklı endişe büyüyor. Bu nedenle antibiyotiklere direnç kazanan güçlenmesi nedeniyle , başa gelebilecek en kötü senaryoyu engellemek için daha fazla araştırma yaparak yeni ilaçların geliştirilmesi gerekiyor. Neyse ki, Singapur’dan bilim insanlarının katkılarıyla geçtiğimi yıllarda umut vadeden gelişimler yaşanıyor. Yeni geliştirilen madde sadece mikropları çabucak öldürmekle kalmıyor, aynı zamanda antibiyotik  dirençli bakteri üremesini engelliyor.

İmidazolyum oligomerleri olarak adlandırılan madde, Singapur Fen Teknoloji ve Araştırma Ajansı’nın bir kolu olan Biyomühendislik ve Nanoteknoloji Enstitüsü’nden bilim insanları tarafından geliştirildi.

Zincirimsi moleküler yapısı sayesinde mikropları hızla öldürmüyor , onları sepetlemekte de oldukça etkili. İmidazolyum oligomerleri bakterinin hücre membranını engelleyerek , yeni antibiyotik dirençli suşların türemesini engelliyor. Diğer antibiyotik mikropları öldürebilse de , onları temizlemeyi ihmal ediyor.

Staphylococcus aureus, Pseudomonas aeruginosa ve Candida albicans gibi antibiyotik dirençli bakterilerin % 99,9’unu 2 dakikanın altında öldürebiliyor.

“Eşsiz maddemiz bakteriyi hızla öldürebilir ve antibiyotik dirençli bakteri gelişimini inhibe edebilir. Bilgisayar destekli kimya çalışmalarının desteklediği zincir benzeri bileşik hücre membranına saldırıyor. Ayrıca bu maddenin kullanımı güvenli çünkü, pozitif yük taşıdığından, kırmızı kan hücrelerine hasar vermeden daha fazla negatif yüklü bakteriyi hedefliyor,” diyor IBN Grup Lideri Dr Yugen Zhang. Ekibin geliştirdiği bu madde sabun ve diş macunu gibi hijyen ürünlerinde kullanılan triklosan antibiyotik direnci geliştirdiğinden,onun yerine kullanılabilir.

Ekibin geliştirdiği bu beyaz tozumsu madde, suda çözünerek evlerin ve hastanelerin sterilizasyonundan kullanılan alkollü spreylerde kullanılabilir.

Bu yeni madde sayesinde antibiyotik dirençli bakterilerin yayılması engellenebilir.

Ekibin araştırması Small dergisinde yayınlandı. Sağlıklı E.coli İmidazolyum oligomerine maruz kalan bakterileri zarları parçalanıyor.

Kaynak:

  • GerçekBilim
  • Siti Nurhanna Riduan, Yuan Yuan, Feng Zhou, Jiayu Leong, Haibin Su, Yugen Zhang, Ultrafast Killing and Self-Gelling Antimicrobial Imidazolium Oligomers First published: 17 February 2016 DOI: 10.1002/smll.201600006

Koagülaz

Koagülaz, Staphylococcus aureus’un diğer stafilokok türlerinden tanımlanması ve ayırt edilmesi için bir belirteç görevi gören önemli bir enzimdir. Fibrinojenin fibrine dönüşümünü katalize ederek kan pıhtısı oluşumuna yol açan, termostabil trombin benzeri bir maddedir. İki tür koagülaz vardır: serbest koagülaz ve topaklanma faktörü olarak da bilinen bağlı koagülaz.

Serbest Koagülaz

Serbest koagülaz, bakteri hücresi tarafından çevresine salınan hücre dışı bir enzimdir. Bir plazma pıhtılaşma faktörü ile etkileşime girerek fibrinojenin fibrine dönüşmesine yol açarak kan plazmasının pıhtılaşmasına neden olur. Bu özellik, koagülaz reaksiyonunun bakteri ile aşılanmış plazma içeren bir cam tüpte görünür fibrin pıhtıları oluşturduğu laboratuvar testlerinde kullanılır. Bu test, koagülaz pozitif Staphylococcus aureus ile diğer koagülaz negatif Staphylococcus türleri arasında ayrım yapmak için çok önemlidir.

Bağlı Koagülaz (Topaklanma Faktörü)

Bağlı koagülaz veya topaklanma faktörü, S. aureus’un bakteriyel hücre duvarında bulunur. Plazmadaki fibrinojene doğrudan bağlanarak bakteri hücrelerinin topaklaşmasına veya bir araya toplanmasına neden olur. Bu reaksiyon, bağlı koagülazın varlığının bakterilerin gözle görülür aglütinasyonuna yol açtığı bir slayt testinde gözlemlenir. Slayt testi basitliği ve hızı nedeniyle yaygın olarak kullanılsa da belirli S. aureus suşları için negatif sonuçlar verebilir ve tüp testleri aracılığıyla daha fazla doğrulama yapılmasını gerektirir.

Klinik Uygulamalar ve Tanısal Testler

bir cam içinde koagülaz reaksiyondan oluşmuş fibrin pıhtılaşmaları.

Klinik mikrobiyoloji laboratuvarlarında koagülaz testi, S. aureus’un neden olduğu enfeksiyonların teşhisinde standart bir yöntemdir. Slayt testi hızlı uygulanması nedeniyle yaygın olarak tercih edilmektedir. Bununla birlikte, farklı suşlar arasında topaklanma faktörünün ekspresyonundaki farklılıklar ve kapsül polisakaritleri tarafından olası maskeleme, yanlış negatiflere yol açabilir. Bu nedenle slayt testi negatifse doğrulama için tüp testi yapılması önerilir. Bu zorluklara rağmen koagülaz testleri, S. aureus’u tanımlamadaki doğrulukları ve basitlikleri nedeniyle oldukça kabul görmektedir.

Koagülaz Negatif Stafilokoklar (CoNS)

Tüm stafilokoklar koagülaz üretmez. Koagülaz negatif stafilokoklar (CoNS) olarak adlandırılmayanlar. Bunlar şunları içerir:

  • Stafilokok epidermidis
  • Stafilokok haemolyticus
  • Stafilokok capitis
  • Stafilokok simulanları
  • Stafilokok hominis
  • Stafilokok warneri
  • Stafilokok xylosus
  • Stafilokok lugdunensis
  • Stafilokok saprophyticus

Çoğunlukla S. aureus’tan daha az patojen olmasına rağmen, KNS klinik ortamlarda, özellikle de nozokomiyal enfeksiyonların nedenleri olarak ve implante edilmiş tıbbi cihaz bulunan hastalarda önemlidir.

Tarih

“Pıhtılaşma” terimi, “kıvrılmak” veya “koyulaşmak” anlamına gelen Latince “coagulatio” kelimesinden türetilmiştir. İlk kez 19. yüzyılda bakteriler tarafından üretilen ve kanın pıhtılaşmasına neden olabilecek bir maddeyi tanımlamak için kullanıldı.

Erken Tanıma ve Kavram Yanılgıları

Koagülaz kavramı, eski zamanlara dayanan ilk gözlemler ve açıklamalarla yüzyıllardır bilinmektedir. Hipokrat M.Ö. 5. yüzyılda bazı hayvanların kanının diğer hayvanların kanıyla karıştığında pıhtılaşacağını kaydetmişti. Ancak koagülazın kesin doğası 19. yüzyıla kadar anlaşılamamıştır.

1880’lerde Alman bakteriyolog Robert Koch, Staphylococcus aureus bakterisi üzerinde çalışıyordu. Bakterilerin kanın pıhtılaşmasına neden olabilecek bir madde ürettiğini gözlemledi. Koch bu maddeye “koagülaz” adını verdi ve Staphylococcus aureus’un neden olduğu apse ve diğer enfeksiyonların oluşumundan sorumlu olduğunu gösterdi.

20. Yüzyıl ve Koagülaz Üretiminin Keşfi

20. yüzyılda koagülaz ve bunun bakteriyel enfeksiyonlardaki rolüne yönelik araştırmalarda bir artış görüldü. 1930’larda Amerikalı mikrobiyolog Rebecca Lancefield, Staphylococcus aureus türlerini koagülaz üretme yeteneklerine göre sınıflandırmak için bir yöntem geliştirdi. Bu yöntem günümüzde Staphylococcus aureus enfeksiyonlarını teşhis etmek için hala kullanılmaktadır.

1970’lerde Alman mikrobiyolog Klaus Kalk, koagülazı kodlayan geni izole etmek için genetik mühendisliğini kullandı. Bu keşif, koagülaz üretimine yönelik yeni testlerin geliştirilmesine ve Staphylococcus aureus enfeksiyonlarına karşı aşı üretimine yol açtı.

Modern Bakış Açıları ve Tedavi Yaklaşımları

Günümüzde koagülaz, Staphylococcus aureus tarafından üretilen ve bakterilerin patojenitesine ve istilacı doğasına katkıda bulunan bir virülans faktörü olarak kabul edilmektedir. Staphylococcus aureus enfeksiyonları cilt enfeksiyonları, zatürre, menenjit ve septisemi gibi çeşitli hastalıklara neden olabilir.

Staphylococcus aureus enfeksiyonlarının tedavisi tipik olarak bakterileri öldüren antibiyotikleri içerir. Bazı durumlarda enfekte dokuyu çıkarmak için ameliyat gerekli olabilir. Şiddetli enfeksiyonlarda, Staphylococcus aureus toksinlerinin etkilerini nötralize etmek amacıyla intravenöz immünoglobulin (IVIG) uygulanabilir.

Kaynak

  • Becker, K., Heilmann, C., & Peters, G. (2014). Coagulase-Negative Staphylococci. Clinical Microbiology Reviews, 27(4), 870-926.
  • Chambers, H. F. (1997). The changing epidemiology of Staphylococcus aureus? Emerging Infectious Diseases, 3(1), 9-17.
  • Peacock, S. J., & Paterson, G. K. (2015). Mechanisms of Methicillin Resistance in Staphylococcus aureus. Annual Review of Biochemistry, 84, 577-601.


Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.