Dronabinol

Tanım ve kimyasal özellikler

Dronabinol, kenevir bitkisi Cannabis sativa L.’nin başlıca psikoaktif bileşeni olan (-)-trans-Δ⁹-tetrahidrokannabinolün (Δ⁹-THC) farmasötik adıdır (C₂₁H₃₀O₂; Mr ≈ 314.5 g/mol). Oda sıcaklığında açık sarı, reçinemsi ve yapışkan bir yağdır; soğukta sertleşir. Yüksek lipofilitesi nedeniyle suda çözünmez; farmasötik çözeltileri tipik olarak susam yağı veya orta zincirli trigliseritlerde (MCT) hazırlanır; yumuşak jelatin kapsüller susam yağı taşıyıcıyla formüle edilir. Susam yağı oksidasyona duyarlı olduğundan ışık/oksijen koruması ve uygun antioksidan/stabilite önlemleri önemlidir. Alman NRF’de magistra­l formül olarak Özlü Dronabinol Damla %2,5 (NRF 22.8) ve Dronabinol Kapsül 2,5/5/10 mg (NRF 22.7) yer alır; ayrıca inhalasyon amaçlı etanollü 10 mg/mL çözelti (NRF 22.16) tanımlanmıştır.

Etki mekanizması (farmakodinamik)

Δ⁹-THC, endokannabinoid sistemin G-protein eşleşimli reseptörleri olan CB1 (ağırlıkla santral sinir sistemi) ve CB2 (ağırlıkla immün sistem) reseptörlerinde kısmi agonisttir. CB1/CB2, Gi/o üzerinden adenilat siklazı baskılar; voltaj bağımlı Ca²⁺ kanallarını inhibe eder, K⁺ kanallarını aktive eder ve presinaptik nörotransmitter salınımını azaltır. Bu presinaptik inhibisyon, analjezi, antiemetik etki, iştah artışı, kas gevşemesi, anksiyolitik/sedatif etkiler ve psikotropik değişiklikler gibi hem terapötik hem advers sonuçların önemli bir kısmını açıklar.

Farmakokinetik (ADME)

Emilim ve biyoyararlanım

Ağızdan alımda emilim yavaştır ve değişkendir; ilk geçiş metabolizması nedeniyle sistemik biyoyararlanım tipik olarak %10–20 düzeyindedir. Psikoaktif etkiler 30–90 dakika içinde başlar, 2–3 saatte zirveye çıkar ve doza bağlı olarak 4–12 saat sürebilir.

Dağılım

THC yüksek lipofilikliği nedeniyle hızla iyi perfüze dokulara (beyin, kalp, karaciğer) dağılır; ardından yağ dokusunda birikir ve yavaş salınır. Kronik kullanımda yağ dokusundaki birikim, etkilerin ve metabolitlerin saptanabilirliğinin uzamasına katkıda bulunur.

Metabolizma

Karaciğerde başlıca CYP2C9 ve CYP3A4 ile 11-hidroksi-THC (11-OH-THC; aktif) ve 11-karboksi-THC (11-COOH-THC; inaktif) metabolitlerine dönüştürülür. CYP2C9 fonksiyonu azalmış genotiplere sahip bireylerde maruziyet artabilir; dozla ilişkili advers etkiler açısından dikkat gerekir.

Atılım

Metabolitlerin yaklaşık %80–90’ı safra-dışkı yoluyla, %10 kadarı idrarla atılır; terminal yarı ömür çok bölmeli dağılım nedeniyle uzundur. Tek doz sonrası metabolitlerin saptanabilirliği günler ile sınırlıdır; kronik/heavy kullanımda ise haftalarca sürebilir (yağ dokusu depolanması ve yavaş yeniden salınım).

Onaylı endikasyonlar ve kanıt durumu

  • AİDS ile ilişkili kilo kaybında iştah kaybı (anoreksi): Dronabinol kapsül (Marinol®) ve oral solüsyon (Syndros®) yetişkinlerde endikedir.
  • Kemoterapiye bağlı bulantı-kusma (KIBK): Konvansiyonel antiemetiklere yanıt vermeyen yetişkinlerde ikinci basamak seçenektir. 2017 Ulusal Bilimler Akademileri raporu, oral kannabinoidlerin KIBK’da etkili antiemetikler olduğuna dair yüksek düzeyde kanıt bildirmiştir.
  • Kronik/nöropatik ağrı ve spastisite: Çeşitli ülkelerde pratikte kullanılır; etki büyüklüğü orta ve heterojendir, preparat/formülasyona duyarlıdır; ülkelere göre onay durumu değişir.

Regülasyon notu (İsviçre örneği): 1 Ağustos 2022’den itibaren tıbbi amaçlı kenevir yasağı kaldırılmış, olağan narkotik rejimine geçirilmiş; reçete için FOPH istisnai izin zorunluluğu kaldırılmıştır. Benzeri düzenlemeler yargı alanına göre farklılık gösterir.

Preparatlar ve formülasyonlar

  • Kapsül (Marinol®): 2.5 mg, 5 mg, 10 mg yumuşak jelatin kapsüller (taşıyıcı: susam yağı).
  • Oral çözeltı (Syndros®): 5 mg/mL; %50 (a/a) dehidre alkol ve %5.5 propilen glikol içerir; enteral tüplerle kullanılabilir; disülfiram/metronidazol etkileşimi açısından kontrendike durumlar vardır.
  • NRF magistral formüller (Almanya): Yağlı damla %2.5 (25 mg/mL) ve kapsüller 2.5/5/10 mg; ayrıca etanollü inhalasyon solüsyonu 10 mg/mL (NRF 22.16).
  • Oromukozal sprey (nabiksimols, Sativex®): Δ⁹-THC/CBD kombinasyonu; ülkeden ülkeye onay kapsamı değişir (dronabinol değildir). Kanıtlar, oromukozal yolda daha hızlı başlangıç ve daha düşük pik değişkenliği göstermektedir.

Dozlama: etiket temelli şemalar (yetişkin)

AİDS ile ilişkili anoreksi

  • Kapsül (Marinol®): Başlangıç 2.5 mg günde iki kez, öğle yemeği ve akşam yemeğinden 1 saat önce; tolere edilemiyorsa 2.5 mg yalnızca akşam. Gerektikçe kademeli artır; tipik yanıt 2.5 mg BID; maksimum 10 mg BID.
  • Oral solüsyon (Syndros®): Başlangıç 2.1 mg günde iki kez (yemeklerden 1 saat önce); tolere edilemiyorsa 2.1 mg akşam; maksimum 8.4 mg BID.

KİBK (konvansiyonel antiemetiklere yanıtsız)

  • Kapsül (Marinol®): 5 mg/m², kemoterapiden 1–3 saat önce, ardından 2–4 saatte bir, günde 4–6 doz; maksimum 15 mg/m²/doz. İlk doz aç karnına; sonraki dozlar yemekle ilişkili olmaksızın.
  • Oral solüsyon (Syndros®): 4.2 mg/m², kemoterapiden 1–3 saat önce, sonra 2–4 saatte bir, günde 4–6 doz; maksimum 12.6 mg/m²/doz. İlk doz aç karnına ≥30 dk önce; sonraki dozlar yemekle ilişkili olmaksızın.

Doz titrasyonu “low and slow” ilkesiyle yapılmalı; santral sinir sistemi (SSS) advers etkileri izlendiğinde ara veya küçük adımlarla ayarlama önerilir. Yaşlılar için daha düşük başlangıç dozu tercih edilir.

Klinik etkiler ve başlangıç-süre dinamikleri

Ağızdan alımda etkiler genellikle 30–90 dk içinde başlar; psikotrop etkiler 2–3 saatte tepe yapar ve 4–12 saat sürebilir. İştah uyarımı ve bazı somatik etkiler daha uzun sürebilir; bireyler arası değişkenlik büyüktür.

Kontrendikasyonlar ve uyarılar

  • Aşırı duyarlılık: Dronabinol veya formül bileşenlerine (ör. susam yağı; oral solüsyon için alkol/PG) karşı. Syndros: Disülfiram veya metronidazol ile eş zamanlı/son 14 gün içinde kullanım kontrendikedir (disülfiram-benzeri reaksiyon riski).
  • Nöropsikiyatrik etkiler: Anksiyete, disfori/euforia, bilişsel bozulma, psikotik belirtiler tetiklenebilir; psikiyatrik öyküsü olanlarda kaçınılmalı ya da sıkı izlenmelidir. Araç/makine kullanımı etkilenir.
  • Hemodinamik etkiler: Taşikardi, ortostatik hipotansiyon/senkop; kardiyak hastalığı olanlarda dikkat ve vital izlem önerilir. (
  • Nöbet riski: Dronabinol ile nöbet/nöbet-benzeri durumlar bildirilmiştir; risk-yarar değerlendirmesi gerektirir.
  • Gebelik/laktasyon: Fetal zarar potansiyeli nedeniyle kaçınılmalıdır; emzirme önerilmez.
  • Bağımlılık ve yoksunluk: Kontrollü maddedir (ABD’de kapsül CIII, oral solüsyon CII). Kesilince irritabilite, uykusuzluk, iştah değişiklikleri vb. yoksunluk semptomları olabilir.

İlaç etkileşimleri

  • Farmakokinetik: Güçlü CYP2C9/3A4 inhibitörleri (örn. flukonazol, ketokonazol, makrolidler, ritonavir, greyfurt suyu) maruziyeti artırabilir; indükleyiciler (örn. rifampisin) azaltabilir. Genetik CYP2C9 zayıf metabolizörlerde maruziyet artışı görülebilir. Syndros etanollü olduğundan disülfiram/metronidazol ile birlikte verilmez.
  • Farmakodinamik: Alkol, benzodiazepinler, barbitüratlar, opioidler, sedatif antidepresanlar ve diğer SSS baskılayıcılarla aditif sedasyon ve reaksiyon yavaşlaması; antikolinerjiklerle taşikardi artışı olasıdır. Dar terapötik indeksli ve yüksek protein bağlanımlı ilaçlarla (ör. varfarin, siklosporin, amfoterisin B) yer değiştirme ve toksisite riski nedeniyle yakın izlem önerilir.

Advers etkiler (dozla ilişkili ve sıklıkla erken dönemde)

Çok sık/sık: Baş dönmesi, somnolans, öfori/dysfori, “high” hissi, paranoid reaksiyon, düşünme bozukluğu, iştahsızlık veya artışı, abdominal ağrı, bulantı/kusma, ağız kuruluğu, çarpıntı/taşikardi, yüzde kızarma, vazodilatasyon.
Daha seyrek/ciddi: Hipotansiyon/senkop, hipertansiyon, psikotik atak/halüsinasyon, konfüzyon, dezoryantasyon, nöbet, düşme, aşırı duyarlılık reaksiyonları.

Özel popülasyonlar

  • Geriatrik: Nöropsikiyatrik ve postural hipotansif etkilere daha duyarlı; düşük başlangıç dozu ve yavaş titrasyon önerilir.
  • Hepatik yetmezlik: Metabolizma karaciğerde olduğundan dikkat ve doz ayarı gerekebilir (etiket: dikkat uyarıları).
  • Pediatrik: Güvenlilik/etkinlik verileri sınırlıdır; Syndros’ta propilen glikol toksisitesi riski nedeniyle preterm yenidoğanda kaçınılır.

İzlem ve hasta danışmanlığı (pratik)

  • Tedavi başlangıcı ve doz artırımlarında mental durum, kan basıncı/nabız, postüral belirtiler ve düşme riski izlenmelidir.
  • AİDS anoreksisinde vücut ağırlığı ve iştah günlüğü; KİBK’de emesis sayısı ve kusma-karşıtı kurtarma ihtiyacı takip edilmelidir.
  • Alkol ve SSS baskılayıcıları ile eşzamanlı kullanımdan kaçınma; araç/makine kullanmama uyarısı zorunludur.

Toksikoloji ve adli/atletik hususlar

THC-COOH idrar eşiği (WADA) 150 ng/mL’dir; bu değerin üstündeki müsabaka içi numuneler pozitif kabul edilir (Karar Limiti ~180 ng/mL). Sporcularda dopingle mücadele kuralları ve lig/organizasyon politikaları ayrıca değişebilir.

Galenik ve stabilite (eczacılık uygulamaları)

Yağ çözeltileri (MCT veya susam yağı) amber şişelerde, oksidasyona karşı koruyucu koşullarda saklanmalıdır. Susam yağı taşıyıcılı kapsüller oksidasyona duyarlı olabilir; raf ömrü etiket/NRF rehberleriyle belirlenir. Etanollü inhalasyon çözeltileri (NRF 22.16) yalnızca uygun cihaz/şartlarda ve belirtildiği endikasyonlarda kullanılmalıdır.

Uygulamada yer alan ürünler ve erişim

ABD’de Marinol® (kapsül) ve Syndros® (oral solüsyon) mevcuttur (etiketleri ayrıntılı doz talimatı ve uyarıları içerir). Birçok Avrupa ülkesinde eczaneler magistral dronabinol preparatları hazırlayabilir (NRF tarifeleri). Yargı alanlarına göre onay, geri ödeme ve reçeteleme koşulları değişir; İsviçre’de 1 Ağustos 2022 düzenlemeleriyle hekim reçetelemesi idari izin gerektirmeden mümkün hale gelmiştir.


Keşif

Dronabinol’un (−)-trans-Δ⁹-tetrahidrokannabinol olarak kimlik kazanması, 1964’te yayımlanan kısa ama yüksek yoğunluklu bir makaleyle—Gaoni ve Mechoulam’ın haşhaşişten tek bir psikoaktif ilkeyi izole edip, yapısını aydınlatıp ve kısmen sentezleyerek doğruladıkları çalışmayla—bilim tarihine sabitlendi. Bu tarih bir “ilk bulma”dan fazlasıdır: kenevir kimyasının yüzyıl başından beri süren dağınık ipuçlarını bir eksen etrafında toplayan bir dönüm noktasıdır. O ana dek kenevir, oksijenle temas ettikçe koyulaşan, güneşte kıvam değiştiren, çözeltideyken bile kimyagerin elinden sıyrılan bir reçineydi; kimyasal özne değil, karmaşık bir matristi. Dronabinol’ün keşfi, bu matrisi bir molekül ciddiyetine indirgeyerek farmakolojide ölçülebilir doz–yanıt, eczacılıkta ölçeklenebilir formülasyon ve tıpta denetlenebilir endikasyon kapılarını açtı.

Bu kırılmanın arka planında, 20. yüzyılın ilk yarısında atılan ama birbirini tamamlamayan adımlar durur. 1899’da cannabinol (CBN) reçineden ayrıştırıldığında, kenevirin “aktif ruhu” olduğuna inanılan bu bileşiğin aslında oksidatif bir son ürün olduğu yeterince anlaşılamamıştı; yıllar sonra Δ⁹-THC’nin havada, ışık ve ısıyla CBN’ye yönelen kaderi, önceki kuşakların niçin hep “başka bir yere” ulaştığını açıklayacaktı. 1940’ta Adams ve arkadaşlarının cannabidiol’ü (CBD) izole etmesi, “psikoaktif olmayan ikiz”in varlığını kanıtlayarak tabloyu yeni bir eksene oturttu. Fakat asıl düğüm, can alıcı halkaların nasıl bağlandığı, çift bağın nerede durduğu ve stereokimyanın ne olduğuyuydu: Kısacası hangi molekül sorusu, 1963’te CBD’nin yapısı çözüldüğünde nihai hamlesini bekleyen bir satranç konumuna dönüşmüştü.

1964 hamlesinin gücü, üçlü kanıt zincirinde yatar. Birincisi, izolasyon: Polis kaynaklı haşhaşiş numunelerinden (o yıllarda başka türlü erişmek neredeyse imkânsızdı) tek bir etkin prensip—hafif sarı, reçinemsi, son derece lipofilik bir yağ—farmasötik titizlikle ayrıldı. İkincisi, yapısal aydınlatma: O günün imkânlarıyla (UV, IR, kütle spektrumu, dönme açısı; erken dönem NMR) halkalı iskelet, yan zincirin uzunluğu ve çift bağın konumu gösterildi; literatürde o sıralar “Δ¹” diye anılan bağ, günümüz terpene numaralandırmasına çevrildiğinde “Δ⁹” olarak yerini aldı. Üçüncüsü, kısmi sentez: CBD’den yola çıkan kimyasal dönüşümlerle elde edilen ürünün, doğal kaynaklı bileşenden ayrıştırılamaması yapının doğruluğunu mühürledi. Bu “izolasyon + yapı + sentez” üçlemesi, farmasötik kimyanın altın standardıdır; tek başına hiçbirinin ikna ediciliği, üçünün birlikteki ağırlığına ulaşmaz.

Keşfin niçin zor olduğuna dair kimyasal gerekçeler, klasik bir laboratuvar güncesi gibi okunur. Δ⁹-THC aşırı lipofiliktir; suya neredeyse yabancı, yağda ise fazlaca “evinde”dir. Böyle bir molekülü reçine karışımından çekip almak, çok basamaklı kromatografi ve oksidasyona karşı disiplin ister. Ayrıca molekül ısı ve ışığa duyarlıdır; doğru yapılmayan her işlemin ödülü, sizi yine cannabinol’e yaklaştıran bir oksidasyon olur. Bir başka incelik, stereokimya ve nomenklatürdür: Eski kayıtlardaki “Δ¹-THC”, bugün (−)-trans-Δ⁹-THC’dir; bilimsel hafıza, numaralandırma sistemleri arasındaki çeviri işini ciddiye almazsa, tarihi yanlış okuyabilir.

Molekül tanımlanır tanımlanmaz iki şey mümkün oldu: Bir, mekanizma dili doğdu. Daha sonraki yıllarda beynin CB₁ reseptörüne bağlanan kısmi agonist bir ligand olarak tasvir edilecek bu yapı, presinaptik nörotransmitter salınımını baskılayan bir biyolojinin kimyasal simgesi hâline geldi; ağrı, mide bulantısı, iştah ve kas tonusu gibi farklı klinik fenomenler ortak bir endokannabinoid eksende açıklanabilir oldu. İki, formülasyon aklı yerleşti. Lipofilik bir molekülü mağistra yağ damlalarına, yumuşak jelatin kapsüllere, ileride etanollü oral çözeltilere dönüştürmek; başlangıç–zirve–süre dinamiklerini öngörmek; ilk geçiş metabolizmasıyla barışık doz stratejileri geliştirmek artık mümkün hâle geldi. Dronabinol böylece 1980’lerden itibaren kemoterapiye bağlı bulantı-kusma ve AİDS ile ilişkili anoreksi gibi alanlarda kontrollü doz–yanıt eğrileriyle sahneye çıktı; klinik farmakolojide “yavaş başla, yavaş artır” prensibiyle psikotrop ve hemodinamik etkiler yönetilebilir bir çerçeveye oturdu.

Bu biyolojik dilin klinik karşılığı, 1980’lerin ortasından itibaren ete kemiğe büründü. Ağızdan alınan bir molekül olarak dronabinolün en zorlayıcı özelliği—yüksek ilk geçiş metabolizması ve değişken emilim—klinik farmakolojinin ritmini belirledi: Etkilerin 30–90 dakika içinde başlaması, 2–3 saatte tepe yapması, psikotrop titreşimlerin 4–12 saat sürmesi; bunun yanında lipofilik depo alanları nedeniyle etkilerin ve metabolitlerin izinin günlerce sürmesi. Bu kinetik tablo, kemoterapiye bağlı bulantı-kusmanın atak paternine uygun bir dozlama stratejisi (tedavi öncesi yükleme ve 2–4 saatte bir tekrarlama) ile AIDS ilişkili anorekside daha tonik bir iştah uyarımı hedefleyen iki farklı klinik “müzik”e dönüştü. Kapsül formu, susam yağı taşıyıcıda nispeten sabit bir emilim profili sunarken; yıllar sonra gelen oral solüsyon, besin–alkol–yardımcı çözücü etkileşimlerini daha hassas yönetmeyi gerektiren ama doz ayarlamasını incelten bir seçenek sundu. Magistra damlalar (özellikle MCT/susam yağlı preparatlar) ise eczacılık pratiğinde bireyselleştirilmiş titrasyona imkân vererek “low and slow” yaklaşımını güçlendirdi.

Reseptör düzeyi keşiflerin klinik güvenlilikle örüldüğü dönemde, sistemin sınırları da belirginleşti. Dronabinolün CB₁’de kısmi agonist oluşu, onu sentetik “tam agonist” dalgasından (piyasada “Spice/K2” gibi adlarla yayılan, toksisite profili sert bileşikler) ayırdı; yine de psikotrop etkiler—anksiyete ve disforiden öfori ve paranoid epizotlara uzanan ölçek—ve hemodinamik dalgalanmalar (taşikardi, postural hipotansiyon) doz ve bireyler arası değişkenliğe duyarlı kaldı. Bu yüzden klinik kılavuzlar, özellikle yaşlı hastalarda düşük başlangıç dozu, yavaş titrasyon, düşme riski yönetimi ve eş zamanlı SSS baskılayıcılarından kaçınma gibi “ritüelleri” zorunlu kıldı. Farmakogenomik mercekle bakıldığında CYP2C9 varyantlarının maruziyeti artırabildiği anlaşıldı; bu da “kimya defterindeki küçük notların” klinikte gerçek karşılıkları olduğunu gösterdi.

Toplumsal ve düzenleyici sahnede ise hikâye zikzaklı bir seyre sahipti. Bir yanda tıbbi endikasyonlar için kapılar aralanırken, diğer yanda kötüye kullanım ve güvenlik başlıkları farklı ülkelerde farklı hızlarla yönetildi. Spor dünyası örneğinde, eşik değerlerin yıllar içinde revize edilmesi, molekülün rekabetçi alanlardaki konumunu daha gerçekçi bir çerçeveye oturttu. Avrupa’da 2010’lardan itibaren oromukozal THC/CBD kombinasyon spreyinin (dronabinol olmayan ama aynı eksene ait bir hazırlık) çok ülkeli onayları, kanıta dayalı ama ölçülü bir genişleme anlamına geldi; eczanelerin magistra yetkinliği olan ülkelerde (örneğin Alman NRF tarifeleriyle) yağ damlaları ve kapsüller, bireyselleştirilmiş tedavinin araçlarına dönüştü. İsviçre’nin 2022’de tıbbi kullanım için idari izni kaldırıp hekim reçetesini yeterli sayan reformu, “kenevirin tıpta normalleşmesi” başlığının sembollerinden biri oldu.

Formülasyon bilimi bu süreçte sürekli çalıştı: Susam yağının oksidasyona duyarlılığını azaltacak saklama koşulları ve ambalajlar, MCT taşıyıcılarda çözünürlük–stabilite dengeleri, oral çözeltilerde yardımcı çözücülerin hasta eğitimiyle birlikte yönetilmesi; hepsi uzun bir pratik aklın ürünüdür. Klinik düzlemde ise iki sabit nokta hiç değişmedi: Doz–yanıt ilişkisini tekil bir “mükemmel sayı”ya indirgememek ve hastayı—psikiyatrik öykü, kardiyovasküler durum, eşzamanlı ilaçlar—ile birlikte okumak. AİDS ilişkili anoreksi ve kemoterapiye bağlı bulantı-kusmada gelen düzenleyici onayların arkasında, işte bu “kimyadan kliniğe” akışın sayısız küçük düzeltmesi vardır.



İleri Okuma
  1. Wood TB, Spivey WTN, Easterfield TH. (1899). Cannabinol. Part I. Journal of the Chemical Society, Transactions, 75: 20–36.
  2. Adams R, Hunt M, Clark JH. (1940). Isolation of cannabidiol, a constituent of Cannabis sativa L. Journal of the American Chemical Society, 62(1): 196–200.
  3. Mechoulam R, Shvo Y. (1963). Hashish—Part I: The structure of cannabidiol. Tetrahedron, 19(12): 2073–2078.
  4. Gaoni Y, Mechoulam R. (1964). Isolation, structure, and partial synthesis of an active constituent of hashish. Journal of the American Chemical Society, 86(8): 1646–1647.
  5. AbbVie Inc. (güncellemeli ilk onay 1985). MARINOL® (dronabinol) Capsules — Prescribing Information. U.S. FDA Label.
  6. Devane WA, Dysarz FA, Johnson MR, Melvin LS, Howlett AC. (1988). Determination and characterization of a cannabinoid receptor in rat brain. Molecular Pharmacology, 34(5): 605–613.
  7. Matsuda LA, Lolait SJ, Brownstein MJ, Young AC, Bonner TI. (1990). Structure of a cannabinoid receptor and functional expression of the cloned cDNA. Nature, 346(6284): 561–564.
  8. Devane WA, Hanuš L, Breuer A, Pertwee RG, Stevenson LA, Griffin G, et al. (1992). Isolation and structure of a brain constituent that binds to the cannabinoid receptor (anandamide). Science, 258(5090): 1946–1949.
  9. Munro S, Thomas KL, Abu-Shaar M. (1993). Molecular characterization of a peripheral receptor for cannabinoids (CB₂). Nature, 365(6441): 61–65.
  10. Hoffman AF, Lupica CR. (2000). Mechanisms of Cannabinoid Inhibition of GABA_A Synaptic Transmission in the Hippocampus. Journal of Neuroscience, 20(7): 2470–2479.
  11. Grotenhermen F. (2003). Pharmacokinetics and Pharmacodynamics of Cannabinoids. Clinical Pharmacokinetics, 42(4): 327–360.
  12. Huestis MA. (2007). Human Cannabinoid Pharmacokinetics. Chemistry & Biodiversity, 4(8): 1770–1804. (PubMed)
  13. National Academies of Sciences, Engineering, and Medicine. (2017). The Health Effects of Cannabis and Cannabinoids: The Current State of Evidence and Recommendations for Research. The National Academies Press. (NCBI)
  14. AbbVie Inc. (2017). MARINOL® (dronabinol) Capsules — Full Prescribing Information. FDA Label, Rev. 08/2017. (FDA Access Data)
  15. Lucas CJ, Galettis P, Schneider J. (2018). The Pharmacokinetics and the Pharmacodynamics of Cannabinoids. British Journal of Clinical Pharmacology, 84(11): 2477–2482. (PMC)
  16. WADA. (2022). 2023 Prohibited List – Explanatory Notes (Cannabis threshold 150 ng/mL; DL 180 ng/mL). World Anti-Doping Agency. (World Anti Doping Agency)
  17. Swissmedic. (2022). Amendments to Narcotics Ordinances on Cannabis for Medical Purposes (effective 1 Aug 2022). Swissmedic Notice. (Swissmedic)
  18. Benuvia Operations, LLC. (2024). SYNDROS® (dronabinol) Oral Solution — Full Prescribing Information. FDA Label, Rev. 05/2024. (FDA Access Data)
  19. Medizinische/eczacılık uygulama notları (NRF). (2024). Dronabinol-Rezepturen (NRF 22.7, 22.8, 22.16). PTAheute/DAZ pratik rehberleri. (Home, DAZ.online)

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Adet sancılarına karşı kenevir özlü tamponlar üretildi

Adet görüyorsanız mutlaka en az bir kere yaşadığınız bir durumdur adet sancıları. Bazılarımız için sıradan bir sızıdan ibarettir; ama bazılarımız “özel” günlerinde yatağından dışarıya adım bile atamaz.

Kaliforniya merkezli Foria markası tarafından, kenevirin etken maddesi THC kullanılarak üretilen ve tampon şeklinde kullanılan fitiller, tıbbi kenevir kullanımına yeni bir örnek olarak Amerika’da tıbbi esrarın serbest olduğu eyaletlerde piyasaya sürülecek.

Öncelikle bazı komik arkadaşların (biraz daha kaba bir şekilde); “Bunlar da keneviri ne yapacaklarını şaşırdı” dediklerini duyar gibi oluyorum. Nasıl anal kullanılan fitiller var ve bu gayet normal, THC fitilleri de “kullanım şekli” açısından o derece normal.

Adet sancıları çoğunlukla rahim duvarının kasılmaları sonucunda oluşur. Üretilen fitilin rahim içerisinde direk çözünerek THC maddesini alıcılarıyla buluşturacağı ve ağrı veren kasılmaları rahatlatacağı düşünülüyor. Merak edenler için söyleyelim, Foria bu fitillerin kafanızı güzel yapmayacağını; çünkü beyne gitmediğini, yerel ve amaca yönelik işlediğini söylüyor; ama bu konuya döneceğiz.

tampon 2

Foria markası için çalışan ve söz konusu “Foria Relief” ürününün yaratıcısı Mathew Gerson, kenevirin kültürel olarak yıllar boyu adet sancılarında kullanıldığını ve ilhamını buradan aldığını söylüyor. Kapsüllerin içeriğinde ise THC’ye ek olarak organik kakao yağı ve bir diğer cannabinoid* olan cannabidiol bulunuyor.

tampon

İçinde tarım ilacı ve yapay koruyucu bulunmuyor

Markanın kendi sitesinde yer alan bilgilere göre içerik sağlamakta kullanılan bitkiler, tarım ilaçları kullanılmadan üretiliyor. THC’nin kenevirden çıkartılması esnasında da hiçbir çözücü madde kullanılmadığını ekliyorlar. Ayrıca ürüne yapay koruyucular da eklememişler. Ürünün adet sırasında veya öncesinde herhangi bir zamanda kullanılabileceği söyleniyor. Ayrıca bel ve kalça bölgelerinde meydana gelen ve adet kaynaklı olmayan herhangi bir ağrı esnasında Foria Relief’i anal yolla da kullanmanın da mümkün olduğu belirtiliyor.

Foria Relief şimdilik Kaliforniya ve Kolorado’da bulunan dispanserlerde satışa sunuldu. İçerisinde dört adet tampon bulunan kutuların ücreti ise 44 dolar. Ürünü elde edebilmek için tıbbi esrar kullanımı ile ilgili gereken izinlerinizin olması gerekiyor.

tıbbi esrar tampon

15 dakika ile 1 saat arasında etki gösteriyor

Kullanıcılar yorumlarında ağrılarının 20 dakika içerisinde kaybolduğunu belirtmişler; fakat aceleye gerek yok çünkü ürün, henüz Birleşik Devletler Gıda ve İlaç Bakanlığı tarafından değerlendirilmemiş.

Yeni çıkan bu ürünü bilip bilmeden övmenin de anlamı yok, biraz eleştirilere yer verelim. Amerikalı bir jinekolog olan Jen Gunter, Foria Relief için henüz şüpheli davranmanın yerinde olduğunu söylüyor ve gerekçelerini sıralıyor:

Firma bu fitillerin kafanızı güzel yapmayacağını; çünkü sadece vajinadan emildiğini ve beyine gitmediğini söylüyor; fakat kan dolaşımına giren içeriğin eninde sonunda beyne gideceğini bilmek için temel bir fizyoloji bilginizin olması yeterlidir. Ayrıca içerikte bulunan THC’nin, ağız yoluyla alınmasına izin verilen dozdan çok daha yüksek olduğunu da bilmelisiniz. Bu denli yüksek doz sizi acil servise bile gönderebilir. THC hakkında araştırmalar yapılıyor; fakat THC’nin vajina yoluyla alımı üzerine hiç araştırma yapılmadı ve kim bilebilir ne olacağını? Daha düşük dozlarla da ağrıları kesmek mümkünken neden bu kadar yüksek bir doz kullanmış olabilirler, eğer mesele kramplar değilse o zaman başka. Eğer Foria Relief gerçekten 60 mg THC barındırıyorsa ve emilimi de 15 dakika ile bir saat içerisinde gerçekleşecekse kendinizi yatakta felç olmuş ve adet sancılarının daha bile iyi olduğunu düşünürken bulabilirsiniz.

esrar kapsül

Özetle diyebiliriz ki, kenevir fitilleri henüz onayı alınmamış ve üzerinde yeterince araştırma yapılmamış ürünlerdir. Belki fikir olarak parlak olabilir ve yeni bir şey bulunmuş da olabilir; ama henüz yeni çıkmış bu ürünün değerlendirilmesi için biraz daha zamana ihtiyacımız var. Bir de bazen bir bitki “moda” olduğunda (örneğin; ginko biloba, altın çilek ve şimdi de kenevir), firmalar sırf o modanın getirilerinden yararlanabilmek için ortaya mucizevi olduğunu iddia ettikleri ürünler sürerler. Geleneksel yöntemlere, basit ağrı kesicilere ve sıcak su torbalarına şimdilik devam edebiliriz. Bir doktora danışarak kendi etik tercihleriniz ölçüsünde sizin için hangisinin uygun olduğunu öğrenebilirsiniz.

*Cannabinoid; Kenevir/Haşhaş (marihuana) bitkisinin içerdiği bazı aktif kimyasal maddelerin her biri, marihuana ve ondan türetilen şeylerin aktif uyaranı.

Kaynak:

Nabiksimol

Kenevirin, özellikle de en aktif iki bileşeni olan delta-9-tetrahidrokannabinol (THC) ve kannabidiolün (CBD) tedavi edici potansiyeli tıp camiasında giderek daha fazla kabul görmektedir. Bu kannabinoidler, genellikle kemoterapi ve diğer kanser ilaçlarının neden olduğu bulantı, depresyon ve iştah kaybı gibi kanser tedavisiyle ilişkili çeşitli yan etkilerin hafifletilmesinde etkili olduğunu göstermiştir. Daha sonra THC ve CBD, esrarın terapötik etkilerini sigara ile ilişkili sağlık riskleri olmaksızın sağlayan oral spreyler halinde formüle edilmiştir (Huestis, 2007).

Ancak, bu tedavilerin evrensel olarak uygun olmadığını belirtmek önemlidir. Örneğin, kişisel veya ailesel şizofreni öyküsü olan bireylerin, hastalığın semptomlarını şiddetlendirme potansiyeli nedeniyle THC kullanmamaları tavsiye edilmektedir (Radhakrishnan, Wilkinson ve D’Souza, 2014).

Türkiye, esrarın tıbbi kullanımını onaylayarak AB ülkelerinin izinden gitmiş gibi görünmektedir. Eğlence amaçlı esrar kullanımı Türkiye’de yasadışı olmaya devam etse de, doktorun kırmızı reçetesine bağlı olarak tıbbi kullanımı yasal görünmektedir. 2016 yılında Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, ATC kodu ‘N02BG10’, ATC Adı ‘kannabinoidler’, ‘oromukozal sprey’ ve Etken Maddesi ‘Tetrahidrokannabinol ve kannabidiol’ olan yeni bir ilacı listelemiştir. Sativex ismi açıkça belirtilmese de, bu ATC kodu Sativex olarak bilinen ilaca karşılık gelmektedir (Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, 2016). Bu, Türkiye’nin tıbbi esrar kullanımına yaklaşımında sessiz ama önemli bir ilerlemeye işaret etmektedir.

Sativex

Sativex, nabiximols olarak bilinen bir ilacın marka adıdır.

Nabi, Latince “bitki” anlamına gelen naba kelimesinden gelen bir ön ektir.
Bi “iki” anlamına gelir.
Xim, terpen grubu içeren bir kimyasal bileşiği ifade eden bir köktür.
Ols, alkol grubu içeren bir bileşiği ifade eden bir son ektir.

Kenevirin aktif bileşenleri olan delta-9-tetrahidrokannabinol (THC) ve kannabidiol (CBD) içeren bir oral spreydir. Sativex, İngiltere merkezli GW Pharmaceuticals şirketi tarafından geliştirilmiştir ve İngiltere, Kanada ve İspanya da dahil olmak üzere dünya çapında 25’ten fazla ülkede kullanım için onaylanmıştır.

Sativex öncelikle diğer tedavilerin etkili olmadığı durumlarda multipl skleroz (MS) ile ilişkili spastisite (kas sertliği ve spazmlar) tedavisinde kullanılır. Klinik çalışmalarda, Sativex’in diğer anti-spastisite ilaçlarına yeterince yanıt vermeyen MS hastalarında spastisiteyi azalttığı bulunmuştur (Wade ve ark., 2010).

İlaç oromukozal sprey olarak uygulanır, yani ağız içine, yanağın iç kısmına veya dilin altına püskürtülür. Bu uygulama yöntemi, aktif bileşenlerin kan dolaşımına hızlı bir şekilde emilmesini sağlar.

Genellikle iyi tolere edilmesine rağmen, yaygın yan etkiler arasında baş dönmesi, yorgunluk ve mide bulantısı yer alabilir. Daha ciddi yan etkiler arasında kafa karışıklığı, halüsinasyonlar ve ruh hali veya davranış değişiklikleri yer alabilir. Diğer esrar bazlı ürünlerde olduğu gibi, THC’nin bu bozukluğun semptomlarını şiddetlendirme potansiyeli nedeniyle şizofreni öyküsü olan bireyler için önerilmez (Barnes, 2006).

Nabiximols’un geçmişi 1990’ların başına kadar uzanmaktadır. İlk olarak İngiliz GW Pharmaceuticals şirketi tarafından geliştirilmiştir. Nabiximols, kenevirdeki aktif bileşenlerin, yani Δ9-tetrahidrokanabinol (THC) ve kannabidiolün (CBD) sentetik bir formülasyonudur. THC kenevirdeki ana psikoaktif bileşiktir, CBD ise psikoaktif değildir. Nabiximols 1:1 oranında THC ve CBD içerir.

Nabiximols, 2005 yılında Avrupa İlaç Ajansı (EMA) tarafından multipl sklerozun (MS) neden olduğu spastisite tedavisi için onaylanmıştır. Aynı endikasyon için 2018 yılında FDA tarafından onaylanmıştır. Nabiximols ayrıca kemoterapinin neden olduğu kronik ağrı ve bulantı gibi diğer durumların tedavisi için de çalışılmaktadır.

Nabiximols ismi ilk olarak GW Pharmaceuticals ekibi tarafından önerilmiştir. Bu isim, ilacın kimyasal yapısını ve kenevirdeki kökenini yansıtmaktadır. “Nabi” ön eki, ilacın 1970’lerde geliştirilen sentetik bir kannabinoid olan nabilondan türetildiğini göstermektedir. “bi” öneki, ilacın THC ve CBD olmak üzere iki aktif bileşen içerdiğini gösterir. “xim” kökü hem THC hem de CBD’de bulunan terpen grubunu ifade eder. “ols” son eki, ilacın bir alkol grubu içerdiğini gösterir.

Nabiximols nispeten yeni bir ilaçtır, ancak MS’in neden olduğu spastisitenin tedavisinde umut vaat ettiğini göstermiştir. Güvenli ve etkili bir ilaçtır, ancak baş dönmesi, uyuşukluk ve ağız kuruluğu gibi bazı yan etkileri olabilir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Kaynak:

  1. Huestis, M. A. (2007). Human cannabinoid pharmacokinetics. Chemistry & biodiversity, 4(8), 1770-1804.
  2. Radhakrishnan, R., Wilkinson, S. T., & D’Souza, D. C. (2014). Gone to Pot – A Review of the Association between Cannabis and Psychosis. Frontiers in Psychiatry, 5, 54.
  3. Turkish Medicines and Medical Devices Agency (2016). List of Medicines that Can be Brought from Abroad. Ministry of Health.Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu
  4. Barnes, M. P. (2006). Sativex: clinical efficacy and tolerability in the treatment of symptoms of multiple sclerosis and neuropathic pain. Expert opinion on pharmacotherapy, 7(5), 607-615.
  5. Wade, D. T., Makela, P., Robson, P., House, H., & Bateman, C. (2004). Do cannabis-based medicinal extracts have general or specific effects on symptoms in multiple sclerosis? A double-blind, randomized, placebo-controlled study on 160 patients. Multiple Sclerosis Journal, 10(4), 434-441.

Beyin Kötü Hatıralardan Nasıl Temizlenebilir ?

İzole edilmiş bir beyin bağlantısı korkuyu unutmamıza olanak tanıyarak anksiyete hastalıklarının tedavisinde kullanılabilecek bir yöntem sağlıyor.

Beynimiz, muhtemel tehditlere karşı bizi uyarmada ve tehdidin ortadan kalktığını bilmemizi sağlamada adeta bir ustadır. Fakat, bu usta sistemimiz bazen çöker ve tatsız ilişkiler yumağı üzerimize yapışır — post-travmatik stres bozukluğunun (PTSD) kaynağı olduğu düşünülen sorunlu düşünce biçimi.– Yeni araştırmalar; beynin kötü hafızaları temizlemesinden sorumlu bir nöronal bağlantı belirledi. Bu da PTSD’yi de içeren birçok anksiyete hastağının tedavisine dair gelişmeler sunabilir.

Geçmişte yapılan çalışmalar, tutarlı bir biçimde beyinde korku tepkisine yol açan ve bu tepkiyi düzenleyen iki beyin bölgesi olduğunu belirlediler. Amigdala, duygusal tepkilerimizden sorumludur ve korktuğumuzda aktivasyon gösterir. Prefrontal korteks ise; mevcut tehlike zararsız hale geldiğinde bizi sakinleştirmek için göreve başlar. Korku hafızalarında bu iki bölge işin büyük bir kısmından sorumludur, fakat beyindeki diğer birçok bölge ile bağlantılı olmalarından kaynaklı bu iki bölgenin ortak çalışmasının gerçekten de korkunun üstesinden gelip gelmediği tam olarak bilinmiyordu. Yeni bir çalışma; bu iki bölge arasındaki ortaklaşa çalışmanın  korku durumlarını ortadan kaldırmada yeterli olduğunu gösterdi.

Farelerle çalışan araştırmacılar, hayvanları ayaktan verilen bir şok ile bağdaştırılmış bir ses korkusuna dair eğittiler. Sonrasında, eğer farelere ayak şoku verilmeden tekrar tekrar ses çalınırsa, tipik olarak fareler gürültünün zararsız olduğunu öğreneceklerdi ve sesi artık korku ile ilişkilendirmeyecek, yani artık sesten korkmayacaklardı. Bu yeni çalışmada, araştırmacılar; fiber-optik ışıkla belirli nöronları kontrol edebilen optogenetiği kullanrak farelerin amigdala ve prefrontal korteks bağlantılarını bozdular. Ekip, bu önemli bağlantının bozulmasının; farelerin söz konusu zararsız tonun yarattığı negatif ilişkilendirme ile başa çıkabilmelerini engellediği bulgusuna ulaştı –yani fareler, ardından uzun süre boyunca ayak şoku verilmeyen -zararsız- sesten korkmaya devam ettiler. Öte yandan, araştırma ekibi; –amigdala ve prefrontal korteks arasındaki– bağlantının uyarılmasının korkulu hafızalarda hızlı bir yok oluşa sebep olduğunu keşfettiler.

Araştırmacılar; amigdala ve prefrontal korteksin, kompleks ilişkiler ağında iki önemli merkez olduklarını söylüyorlar. PTSD gibi korkunun sürekli olduğu vakalarda ise, merkezlerin kendisinde değil bu iki bölge arasındaki yalnızca bir bağlantıda sorun olduğu görülüyor. Bu nedenle; bu önemli beyin bölgelerinin birinin aktivitesini değiştirerek  PTSD’yi tedavi etmeyi amaçlayan geçmiş deneyler söz konusu sisteme aşırı ve gereksiz yüklenmiş ve böylece de başarısız olmuş olabilir.

Bu yeni bulgu; araştırmacıların bu spesifik korku devresine dair medikal araştırmaları derinleştirmeleri gerektiğini gösteriyor. Ekip; sağlıklı bir şekilde korku sönümlendirmenin; beynin yeni nöronal bağlantılar (nörotransmitter düzenlemesinden sorumlu bileşikler olan beynin yerel kanabinoidlerinden etkilenirler) kurabilmesi yetisi olarak tanımlanan “nöral plastisiteye” dayalı olduğunu düşünüyorlar. THC (marihuanadaki aktif bileşen) gibi kanabinoid sistemi değiştiren ilaçlar geçici olarak korku bağlantılarını daha plastik hale sokabilir, bunun için belki de anksiyeteyi azaltmada maruz bırakma terapisi gibi klinik tekniklere olanak tanınabilir.


Kaynak: Bilimfili,  Stetka, B.  “How the Brain Purges Bad Memories.” Scientific American Mind November/December 2015: 8.