Empagliflozin

Etimoloji

Empagliflozin için ticari isim olan “Jardiance”, olumlu çağrışımlar uyandırmayı amaçlayan ilaç markalaşmasının bir parçası olarak yaratılmıştır. Geliştiricileri tarafından resmi bir etimoloji sağlanmasa da, isim aşağıdaki şekilde analiz edilebilir:

  • “Jard-“: Bu, büyümeyi, sağlığı ve doğal dengeyi simgeleyen Latince “jard-“ veya “jardin” (Fransızcada “bahçe” anlamına gelir) kökünden türetilmiş olabilir; bu kavramlar diyabet yönetiminde sağlık sonuçlarını iyileştirmekle uyumludur.
  • “-iance”: Bu ek genellikle eylem veya durumla ilişkilendirilir ve etkililik ve güvenilirlik önerir.

“Jardiance” birlikte, muhtemelen dengeyi yeniden sağlama ve sağlıklılığı teşvik etme fikrini, vücutta sağlıklı bir “bahçe” yetiştirmeye benzer şekilde aktarmayı amaçlamaktadır.


Sodyum-glikoz kotransporter 2 (SGLT2) inhibitörü olan empagliflozin, glisemik kontrolü artırmak ve kardiyovasküler riski azaltmak için tip 2 diabetes mellitus (T2DM) tedavisinde kullanılır. Terapötik etkinliğine kontrendikasyonlar ve olası ilaç etkileşimleri ile ilgili hususlar eşlik eder.

Kimyasal

Empagliflozin’in Etimolojisi

Genel isim olan “empagliflozin”, SGLT2 inhibitörleri için uluslararası farmasötik adlandırma kurallarını takip eder. Ayrıntılandırmak gerekirse:

  1. “Empa-“: Yunanca ἐμβάλλω (empállō) kelimesinden türetilmiştir ve “içine koymak” veya “eklemek” anlamına gelir. Bu, metaforik olarak ilacın fazla glikozu ortadan kaldırmak için bir mekanizma ekleme eylemini ifade edebilir.
  2. “Gli-“: Anti-diyabetik ilaçlarda yaygın bir önek olan glikozu ifade eder.
  3. “Flo-“: “Akış” kelimesinin kısaltmasıdır ve SGLT2’yi inhibe ederek idrar yoluyla glikoz atılımını ve vücuttan glikoz “akışını” teşvik etmeyi belirtir.
  4. “-zin”: SGLT2 inhibitörleri için kullanılan ve ilacın sınıfını belirten bir ektir.

Empagliflozinin Kimyasal Özellikleri

  • IUPAC Adı:
    N-[(1R,2S)-3-(3-metilbut-2-en-1-il)-1-(siklohekzilmetil)-4-(2,4-diflorofenoksi)-piridin-2-il]-N-metil-2-[(2R,3R)-3-hidroksipropan-2-il]propanamid.
  • Moleküler Formül:
    C23H27ClO7.
  • Moleküler Ağırlık:
    450,5 g/mol.
  • Yapı:
    Empagliflozin şunlarla karakterize edilir:
  • Bir piran halkası.
  • İki flor atomu (2,4-diflorofenoksi grubu) içeren ikame edilmiş aromatik halka.
  • Piridin yapısına bağlı bir metil grubu.
  • Fiziksel Özellikler:
  • Görünüm: Beyaz ila kirli beyaz kristal toz.
  • Çözünürlük: Suda az çözünür, ancak etanol gibi organik çözücülerde çözünür.
  • LogP: ~3,5, orta düzeyde lipofilisite gösterir.

Farmakodinamik

  • Etki Mekanizması:
    Empagliflozin, filtrelenmiş glikozun yeniden emiliminden sorumlu proksimal renal tübüllerde ifade edilen bir protein olan sodyum-glikoz kotransporter 2’nin (SGLT2) seçici ve geri dönüşümlü bir inhibitörüdür. SGLT2’yi inhibe ederek:
  • Glikozüri: İdrar glikoz atılımını (UGE) artırır ve böylece plazma glikoz seviyelerini düşürür.
  • Kalori Kaybı: Günde yaklaşık 60-80 g glikoz atılımı nedeniyle hafif kilo kaybına yol açar. –
  • Kan Basıncında Azalma: Empagliflozin, natriürez ve ozmotik diürezi indükleyerek sistolik ve diyastolik kan basıncını düşürür.
  • Kardiyovasküler ve Böbrek Faydaları:
  • Kardiyovasküler mortalite ve kalp yetmezliği nedeniyle hastaneye yatış riskini azaltır.
  • Hiperfiltrasyonu ve intraglomerüler basıncı azaltarak böbrek fonksiyonunu korur.
  • Birincil Etkiler:
  • HbA1c’de azalma (monoterapi olarak ~%0,6–%0,8).
  • Açlık ve tokluk kan şekeri seviyelerinde azalma.
Farmakokinetik

Emilim:

  • Biyoyararlanım: Oral uygulamadan sonra ~%78.
  • Tepe Konsantrasyona Ulaşma Süresi (Tmax): Dozdan 1,5 saat sonra.
  • Yiyecekler emilimi önemli ölçüde etkilemez.

Dağılım:

  • Dağılım Hacmi (Vd): 73,8 L, orta düzeyde doku dağılımını gösterir.
  • Plazma Protein Bağlanması: >%86, öncelikle albümine.

Metabolizma:

  • Faz II konjugasyon reaksiyonları (glukuronidasyon) ile yaygın olarak metabolize edilir.
  • Sitokrom P450 enzimlerinin küçük katılımı, ilaç-ilaç etkileşim potansiyelini azaltır.
  • Empagliflozinin glukuronidleri (etkisiz metabolitler) dolaşımdaki ana varlıklardır.

Atılım:

  • Böbrek Klirensi: İlacın ~%54’ü idrarla değişmeden atılır.
  • Dışkı Atılımı: ~%41, öncelikle metabolitler olarak.
  • Yarı ömür (T1/2): ~12,4 saat, günde bir kez dozlamaya izin verir.

Kararlı Durum Konsantrasyonu:

  • Günde bir kez uygulamadan sonraki 5 gün içinde elde edilir.


Temel Farmakokinetik Parametreler

ParametreDeğer
Biyoyararlanım~%78
Protein Bağlanması~%86
MetabolizmaGlukuronidasyon
Yarı ömür~12,4 saat
Atılım (Böbrek)İdrarda ~%54 değişmemiş
Tmaks~1,5 saat
Dağılım Hacmi~73,8 L

Klinik Sonuçlar

  • Dozaj: Empagliflozin, genellikle günde bir kez 10 mg veya 25 mg tablet olarak oral yoldan uygulanır.
  • Böbrek Hususları: Şiddetli böbrek yetmezliği olan hastalarda (eGFR <30 mL/dak/1,73 m²) etkinlik azalır.
  • İlaç Etkileşimleri: CYP450 enzimlerinin düşük katılımı nedeniyle minimum düzeydedir; ancak diüretikler ve hipoglisemik ajanlarla dikkatli olunmalıdır.

Empagliflozinin kimyasal özellikleri, farmakodinamiği ve farmakokinetiği hakkındaki bu kapsamlı anlayış, klinik uygulamada etkili ve güvenli kullanımına rehberlik eder.

Kontrendikasyonlar

Empagliflozin aşağıdaki durumlarda kontrendikedir:

  • Şiddetli Böbrek Yetmezliği: Tahmini glomerüler filtrasyon hızı (eGFR) 30 mL/dak/1,73 m²’nin altında olan veya diyalize giren hastalar, etkinliğinin azalması ve yan etki riskinin artması nedeniyle empagliflozin kullanmamalıdır.
  • Aşırı duyarlılık: Empagliflozin veya herhangi bir yardımcı maddesine karşı bilinen aşırı duyarlılığı olan ve anjiyoödem gibi reaksiyonlar şeklinde görülen kişilere kullanımı önerilmez.
  • Tip 1 Diyabet Mellitus ve Diyabetik Ketoasidoz: Empagliflozin, tip 1 diyabetli veya diyabetik ketoasidoz yaşayan hastalar için önerilmez, çünkü bu durumları daha da kötüleştirebilir.

İlaç Etkileşimleri

Empagliflozinin farmakokinetik profili, önemli ilaç-ilaç etkileşimleri için düşük bir potansiyel olduğunu göstermektedir; ancak, belirli kombinasyonlar dikkatli olunmasını gerektirir:

  • İnsülin ve İnsülin Sekretogogları: İnsülin veya insülin sekretagogları (örn. sülfonilüreler) ile eş zamanlı kullanım hipoglisemi riskini artırabilir. Bu riski azaltmak için bu ajanların doz ayarlamaları gerekebilir.
  • Diüretikler: Diüretiklerle birlikte uygulanması diüretik etkiyi artırabilir ve potansiyel olarak hacim azalmasına ve hipotansiyona yol açabilir. Bu tür senaryolarda hacim durumunun ve kan basıncının izlenmesi önerilir.
  • Rifampin: UGT enzimlerinin bir indükleyicisi olan rifampin, empagliflozinin plazma konsantrasyonunu düşürebilir ve potansiyel olarak etkinliğini azaltabilir. Empagliflozin ile birlikte kullanıldığında klinik izleme ve olası doz ayarlamaları düşünülmelidir.
  • Diğer SGLT2 İnhibitörleri: Empagliflozinin diğer SGLT2 inhibitörleri ile birlikte kullanımı, ek terapötik fayda olmaksızın ek yan etki potansiyeli nedeniyle önerilmemektedir.

Klinik uygulamada, empagliflozin tedavisinin güvenliğini ve etkinliğini optimize etmek için böbrek fonksiyonu ve eş zamanlı ilaçlar dahil olmak üzere hastaya özgü faktörleri değerlendirmek zorunludur. Kullanımıyla ilişkili olası riskleri azaltmak için düzenli izleme ve uygun doz ayarlamaları esastır.

Keşif

1) Kavramın tohumları: şekerin sodyumla dansı

  1. yüzyılda elma ağacı kabuğundan izole edilen florizin’in deney hayvanlarında belirgin glikozüriye yol açması, “glikozu kana değil idrara yönelten” bir biyolojik kapının varlığını düşündürdü. 1960’ta R. K. Crane bağırsakta sodyum-glikoz kotransportu fikrini ortaya koydu; 1980’lerin sonunda M. Hediger ve E. M. Wright ekolleri SGLT1’i klonlayarak konsepti moleküler düzleme indirdi. 1990’ların başında böbreğin proksimal tübülüne özgü SGLT2 (SLC5A2) tanımlanınca, “şekeri kandan uzaklaştırıp idrara veren” terapötik hedef berraklaştı: SGLT2’yi seçici inhibe etmek.

2) Kimyasal sıçrama: O-glikozidden C-glikozide

Florizin güçlü bir proof-of-concept sağlasa da ağızdan verildiğinde β-glikozidazlarla hızla hidrolize olur ve SGLT1’i de inhibe ederek diyare gibi istenmeyen etkiler doğururdu. 2000’lerde ilaç kimyası, glikoz halkasını C-glikozid bağla stabilize eden, yüksek SGLT2/SGLT1 seçiciliği ve oral biyoyararlanımı olan yeni bir sınıf geliştirdi. Bu dalgada farklı şirketler kendi adaylarını ilerletti; empagliflozin, Boehringer IngelheimEli Lilly ortaklığının seçilmiş molekülü oldu.

3) Preklinik doğrulama: böbreğin “glikoz musluğu”

Kemirgen ve köpek çalışmalarında empagliflozin, SGLT2’yi seçici engelleyerek eşiğe bağımlı glikozüri, kan glikozunda düşüş, osmotic diürez/ hafif natriürez ve vücut ağırlığında azalma üretti; hedef dışı etkilerin minimal olduğu gösterildi. Bu tablo, diyabet tedavisinde insülinden bağımsız bir ekseni klinik denemelere taşımak için yeterliydi.

4) İlk insan adımı: farmakokinetik, güvenlik ve tolere edilebilirlik (2008–2010)

Faz 1 programında tek-çoklu doz çalışmalar, hızlı emilim, ~12 saatlik etkili yarı ömür ve doz-yanıtlı glikozüriyi doğruladı; hipoglisemi riski insülinden bağımsız mekanizma nedeniyle düşüktü. Klinik tolerabilite açısından öne çıkan sinyal, genitoüriner enfeksiyonlarda artış oldu; doz seçimi ve hasta eğitimi bu yan etkiyi yönetmek üzere optimize edildi.

5) Dozu bulmak: glisemik uç noktalarla Faz 2 (2010–2012)

Faz 2 çalışmalarında değişik doz kademeleri, HbA1c, açlık plazma glikozu ve postprandiyal glikoz üzerinde anlamlı iyileşmeler sağladı; vücut ağırlığı ve sistolik kan basıncında da istikrarlı düşüşler izlendi. Kombinasyon kolları (metformin, DPP-4 inhibitörleri, bazal insülin) farmakodinamik tamamlayıcılığı destekledi.

6) Büyük resim: Faz 3 ve “gliseminin ötesi” (2012–2014)

Geniş Faz 3 paketinde empagliflozin, tek başına ve kombinasyonlarda HbA1c düşüşünü, kilo ve kan basıncı avantajını doğruladı. Bu verilerle Ağustos 2014’te FDA, tip 2 diyabet (T2DM) tedavisi için Jardiance adını verdiği empagliflozini onayladı; eş zamanlı olarak Synjardy (metformin kombinasyonu) ve Glyxambi (linagliptin kombinasyonu) gibi formülasyonlar da pazara girdi.

7) Paradigma kırılması: EMPA-REG OUTCOME (2015)

Bernard Zinman, Christoph Wanner ve ekiplerinin yürüttüğü EMPA-REG OUTCOME denemesi, T2DM ve yerleşik KVH olan >7000 hastada sürpriz bir kapı açtı: primer MACE’de anlamlı azalma, KV mortalitede ~%38, kalp yetersizliği nedeniyle hastaneye yatışta ~%35 azalma. Bu, SGLT2 inhibitörlerini “sadece glisemik” olmaktan çıkarıp kardiyometabolik ilaç konumuna taşıdı. Aynı veri kümesinde böbrek uç noktaları da (nefropati ilerlemesinde azalma) umut vericiydi.

8) Mekanizma arayışı: hemodinamikten metabolik yeniden programlamaya

Klinik sinyallerin ardından laboratuvar sahası yeniden ısındı. Hipotezler tübüloglomerüler geribildirim ve proksimal tübül sodyum yükünün azaltılması, osmotic/ natriüretik dekonjesyon, eritropoietin-hematokrit artışı, keton kullanımının artmasıyla kardiyak verimlilik, epikardiyal yağ ve inflamasyonun azalması gibi çok katmanlı açıklamalar etrafında birleşti. Tek bir “büyük mekanizma” yerine birikimli küçük etkilerin toplam faydayı oluşturduğu görüşü güçlendi.

9) Kalp yetersizliği sahnesi: EMPEROR programı ve etiket genişlemeleri (2020–2022)

Milton Packer ve Stefan D. Anker liderliğindeki EMPEROR-Reduced (HFrEF) ve EMPEROR-Preserved (HFpEF) denemeleri, diyabetten bağımsız bir faydayı gösterdi: KV ölüm veya KY hastaneye yatış birleşik sonlanımında anlamlı azalma. Bunun üzerine 2021’den başlayarak düzenleyiciler azaltılmış EF’li KY için, 2022’de ise tüm EF aralığında KY risk azaltımı için etiketleri genişletti.

10) Nefrolojide dönemeç: EMPA-KIDNEY ve ötesi (2019–2023)

Daha geniş eGFR yelpazesi ve albuminüri düzeylerini içeren EMPA-KIDNEY, diyabetli ve diyabetsiz hastalarda böbrek fonksiyon kaybı veya KV ölüm riskinde anlamlı azalma gösterdi. 2023’te birçok düzenleyici otorite kronik böbrek hastalığı için endikasyonu genişletti; empagliflozin artık nefrolojide bir “temel taş” halini aldı.

11) Devam eden sınırlar: 2024–…

Güncel araştırmalar HFpEF alt fenotipleri, ileri evre KBH (düşük eGFR’de doz ve güvenlik), akut kalp yetmezliği/kardiyojenik şok bağlamı, GLP-1RA + SGLT2i kombinasyonlarının uzun dönem kardiyo-renal sonuçları ve post-MI popülasyonları gibi alanlarda sürüyor. Giderek artan veri, kardiyo-renal-metabolik ekseni tek bir patofizyolojik çatı altında birleştiriyor; empagliflozin bu eksende “glisemik ajan”dan sistemik sonuç iyileştiricisine evriliyor.

12) Kaşifler ve yol gösterenler (seçilmiş)

  • Temel fizyoloji/molekül keşfi: R. K. Crane (SGLT kavramı); M. Hediger & E. M. Wright (SGLT1 klonlama); 1990’lar SGLT2/SLC5A2 tanımları.
  • İlaç keşfi/kimya: Boehringer Ingelheim–Eli Lilly kimya ekipleri (C-glikozid, yüksek seçicilik tasarımı).
  • Klinik öncü ekipler: Bernard Zinman ve Christoph Wanner (EMPA-REG OUTCOME); Milton Packer, Stefan D. Anker (EMPEROR programı); William Herrington, Richard Haynes ve ortakları (EMPA-KIDNEY).
  • Regülasyon ve çeviri tıbbı: 2014 FDA T2DM onayı; 2016 KV mortalite risk azaltımı eki; 2021–2022 KY; 2023 KBH genişlemesi.

İleri Okuma
  • Starling, E. H. (1896). On the absorption of fluids from the connective tissue spaces. Journal of Physiology, 19(4), 312–326.
  • Aukland, K., & Reed, R. K. (1993). Interstitial-lymphatic mechanisms in the control of extracellular fluid volume. Physiological Reviews, 73(1), 1–78.
  • Hynes, R. O. (2009). The extracellular matrix: not just pretty fibrils. Science, 326(5957), 1216–1219.
  • Levick, J. R., & Michel, C. C. (2010). Microvascular fluid exchange and the revised Starling principle. Cardiovascular Research, 87(2), 198–210.
  • Iliff, J. J., et al. (2012). A paravascular pathway facilitates CSF flow through the brain parenchyma. Science Translational Medicine, 4(147), 147ra111.
  • Mescher, A. L. (2013). Junqueira’s Basic Histology. 13th ed. McGraw-Hill.
  • Woodcock, T. E., & Michel, C. C. (2014). A revised Starling principle: a new role for the endothelial glycocalyx in capillary fluid exchange. British Journal of Anaesthesia, 113(2), 191–203.
  • Ross, M. H., & Pawlina, W. (2015). Histology: A Text and Atlas. 7th ed. Wolters Kluwer.
  • Zinman, B., Wanner, C., Lachin, J. M., et al. (2015). Empagliflozin, Cardiovascular Outcomes, and Mortality in Type 2 Diabetes. New England Journal of Medicine, 373(22), 2117–2128. doi:10.1056/NEJMoa1504720.
  • Humphreys, B. D. (2018). Mechanisms of renal fibrosis. Annual Review of Physiology, 80, 309–326.
  • Packer, M., Anker, S. D., et al. (2020–2021). EMPEROR-Reduced / EMPEROR-Preserved trials. New England Journal of Medicine (çeşitli makaleler).
  • Guyton, A. C., & Hall, J. E. (2021). Textbook of Medical Physiology. 14th ed. Elsevier.
  • American Diabetes Association. (2021). Pharmacologic Approaches to Glycemic Treatment: Standards of Medical Care in Diabetes—2021. Diabetes Care, 44(Supplement 1), S111–S124. doi:10.2337/dc21-S009.
  • Herrington, W. G., Haynes, R., et al. (2022). EMPA-KIDNEY. New England Journal of Medicine.
  • U.S. Food and Drug Administration. (2022). Jardiance (empagliflozin) prescribing information. Retrieved from FDA Access Data.
  • Medscape. (n.d.). Jardiance (empagliflozin) dosing, indications, interactions, adverse effects, and more. Retrieved from Medscape.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

İnsanlar, Kan Şekeri Seviyelerini Bilinç Dışı Kontrol Edebiliyor

Düşünce, duygusal hal bazen çok güçlü ilaçların görevini görebilir. Basitçe bu durumu açıklayacak olursak; bir kişi belli bir tedavinin veya ilacın olumlu sonuçlar vereceğine ikna edildiğinde; tedavi tamamen uydurma (genelde yararı olmadığı gibi zararı da olmayan plasebo kullanılmaktadır) da olsa işe yaradığı ve hastalarda iyileşmeler gözlemlenen çalışmalar mevcuttur. Bu tip mental manevraların veya teknik ismi ile plasebo etkisinin bazen hatırı sayılır derecede önemli etkileri görülebiliyor; bir pilotun görüş yeteneğinin gelişmesi, insanların kilo vermesi ve hatta belli bir ölçüye kadar IQ’nun gelişmesi bunlardan bazılarıdır. Şimdi ise yeni bir çalışma, bu etkinin bazı hastaların kronik hastalıklarını yönetmelerine yardımcı olabildiğini ortaya koyuyor.

Yapılan deneylerden birinde, katılımcıları ne kadar zaman geçtiği konusunda yanıltan araştırmacılar, katılımcıların kan şekeri seviyelerinin gerçek geçen zaman yerine geçtiğini zannettikleri zamana göre belirlendiğini gözlemledi. Bu da katılımcıların daha gerçekte geçenden daha fazla zaman geçtiğini sandıkları zaman kan şekerlerinin daha hızlı biçimde düştüğünü veya başka bir deyişle geçtiği sanılan zamana kadar düşeceği miktara yakın seviyelerde bir düşüş gerçekleştiğini gösteriyor. Proceedings of the National Academy ofSciences’da yayımlanan çalışma, psikolojik süreçlerin ve algı/zihniyet ilişkilerinin – bu araştırma örneğinde gerçek zaman aralıkları ve algısının değişmesi- vücut üzerinde önemli sonuçlar doğurabilecek etkilerinin olabileceğini gösteriyor.

Dahası, bu araştırma kanda ani ve periyodik şeker konsantrasyonu yükselmesi anlamına gelen tip 2 diyabet gibi kronik bir takım rahatsızlıklara karşı zihinden faydalanılabileceği fikrini ön plana çıkartıyor. Diyabet için geçerli olan resmi tedavi yollarının hiç biri sübjektif biliş etkisini hesaba katmazken, söz konusu araştırma bu durumun tam tersinin daha iyi sonuçlar üretebileceğine işaret ediyor. Araştırmacılar, ileri incelemeler ile öğretilmiş bilişsel strateji ve geliştirilmiş farkındalık sayesinde kan şekeri seviyelerine karşı mücadele edilebileceğini öne sürüyor.

Araştırma için bir araya getirilen tamamı tip 2 diyabet hastası olan 47 katılımcı geceden tok karnına uyuyarak sabah 9’da Harvard’daki psikoloji laboratuvarına gitti. Burada 3 gruba ayrılan katılımcılar, her grup için farklı düzenlenmiş saatler bulunan odalarda 90 dakika boyunca video oyun oynadı. 3 gruptan birincisi 45 dakika geçmiş gibi gösteren, ikincisi 180 dakika geçtiğini gösteren ve sonuncu grup ise gerçek zamanlı yani 90 dakika geçtiğini gösteren saatlerin bulunduğu odalara alındı.

Araştırmacılar da bu 90 dakikalık periyottan önce ve sonra katılımcıların kan şekeri seviyelerini ölçtü. Bununla birlikte haftalık glikoz alımı ve glikoz dalgalanmaları ölçülen bireylerin ortalama kan şekeri seviyeleri tespit edildi. Ayrıca her katılımcıya, oyun oynarken ne kadar zaman geçtiğini düşündükleri soruldu ve odalarında bulunan saatle tutarlı cevaplar verdikleri görüldü.

Yapılan deneyde tüm katılımcıların geçen sürede kan şekerlerinin düştüğü ölçülürken, düşüş miktarının katılımcının geçtiğini düşündüğü zamana bağlı olarak değiştiği tespit edildi. Düşüş miktarı yavaş saat olan odadaki grupta en az, hızlı saat olan odadaki grupta ise en çoktu.

Araştırmacılar sonuçları daha önceki çalışmalar ile birleştirerek açlık hormonlarının, beklenen öğün zamanlarının zamana bağlı kan şekeri değişimlerini etkileyebildiğini belirtti.

Konu ile ilgili olarak daha kesin bilgilere ulaşmak ve tip 1 diyabet gibi hastalıkları da dahil ederek farklı terapi rutinlerini geliştirmek için ileri araştırmaların yapılması gerektiği belirtiliyor.


Kaynak :
  • Bilimfili,
  • Beth Mole, 8 Temmuz 2016, In time warping study, people unconsciously controlled blood sugar levels, arstechnica.com/science/2016/07/in-time-warping-study-people-unconsciously-controlled-blood-sugar-levels/

Makale Referans :Chanmo Parka, Francesco Pagnini, Andrew Reece, Deborah Phillips, and Ellen Langer Blood sugar level follows perceived time rather than actual time in people with type 2 diabetes PNAS Chanmo Park, doi: 10.1073/pnas.1603444113

Tip 2 Diyabet, Ergenlerin Beyinlerindeki Gri Madde Hacmini Değiştiriyor Olabilir

Tip 2 diyabeti olan ergenlik çağındaki bireylerin beyinlerindeki toplam gri madde hacmi ve duyma, hafıza, duygular, konuşma, karar verme ve kendini kontrol etmede gri maddenin dahil olduğu bölgelerde ciddi değişimler meydana geliyor olabilir.

Cincinnati Children’s Hospital Medical Center’dan araştırmacıların keşfine göre; tip 2 diyabetli ergenlik çağındaki bireylerin beyinlerindeki 6 bölgede daha az miktarda ve 3 bölgede de kayda değer miktarda fazla gri madde bulunuyor. Ayrıca araştırmacılara göre; beyindeki daha az gri madde hacmi ile alışılmadık kelimelerin telaffuzundaki problemler arasında bağlantı var.

Araştırmacılardan Amy Sanghavi Shah:

‘’Daha önceki araştırmalarda; tip 2 diyabetli gençlerin beyin yapılarında değişiklikler olduğu ve yaşıtlarına göre daha az bilişsel fonksiyon skorları elde edebildikleri öne sürülüyordu. Fakat şimdiye kadar toplam ve bölümsel beyin hacmi, geniş kapsamlı değerlendirilmemişti. Ayrıca bu çalışmada elde ettiğimiz bulgularla, daha önceki çalışmalarda öne sürülen daha düşük bilişsel skorlara bir açıklama getirilmesi için araştırma yürütüyoruz.’’

Bilim insanları yaptıkları bu araştırma kapsamında aynı yaştan, cinsiyetten ve ırktan 20 adet tip 2 diyabetli ergenlik çağındaki birey ile 20 adet tip 2 diyabeti olmayan ergenlik çağındaki birey üzerinde çalışmalar yürüttüler. Araştırmacılar bütün katılımcıların beyinlerinin yüksek çözünürlüklü MRI’larını incelediler. Ayrıca hiçbir katılımcının nörolojik,psikolojik rahatsızlığı ya da daha önceden alınmış ve anormallik gözlemlenen MRI’ları bulunmuyordu.

Araştırmacılardan Dr. Jacob Redel’e göre; bulgular, neden sonuç ilişkisi ortaya koymak amacı taşımıyor. Çünkü araştırmada gözlemlenen değişimlerin, doğrudan diyabetin sonucu olduğunu henüz bilmiyoruz ama uzun süredir tip 2 diyabeti olan yetişkinlerin beyin hacimlerindeki farklılıklarını, beyin damarlarındaki değişimleri ve bilişsel yeteneklerindeki azalmayı gösteren araştırmalar da mevcut. Fakat bu araştırmanın bulguları, gelecekteki muhtemel problemlerden kaçınmak için ergenlik çağında tip 2 diyabet önleme çalışmalarının başlamasının önemine vurgu yapıyor.


Kaynak:

  • Bilimfili,
  • Cincinnati Children’s Hospital Medical Center. (2016, June 14). Scientists detect gray matter changes in brains of teenagers with type 2 diabetes. ScienceDaily. Retrieved June 19, 2016 from www.sciencedaily.com/releases/2016/06/160614121233.htm
  • ADA 2016 14 june 

Neden Yaşlanırız?

Bilim insanları, Werner Sendromu adı verilen prematüre yaşlanma hastalığı üzerinde çalışarak normal insan yaşlanmasına sebep olan temel faktörleri de ortaya çıkardı: Gevşek ve düzensiz DNA demetleri. Makale daha bu hafta Science dergisinde yayınlandı.

Werner Sendromlu insanlar hayatlarının erken evresinde katarakt, saç beyazlaması, kemik erimesi (osteoporoz), tip 2 diyabet, kanser gibi yaşlılığa bağlı hastalıklara yakalanmaya başlarlar. Bu hastaların çoğu 40lı ya da 50li yaşlarının başında ölürler.Bu hastalık, WRN genindeki mutasyondan  ve WRN proteinindeki eksiklikten kaynaklanır. Daha önceki çalışmalar DNA’yı kendi yapısında ve sağlam bir şekilde tutan proteinleri ortaya çıkarmış olsa da bu proteinin mutasyona uğramasının DNA yapısını ve hücresel yapıyı nasıl bozulmaya uğrattığı bilinmemekte.

Görsel : Salk Institute , This image shows normal human cells (left) and genetically modified cells developed by the Salk scientists to simulate Werner syndrome (right), which showed signs of aging, including their larger size
Görsel : Salk Institute ,  Solda normal insan hücreleri gösteriliyor. Sağ tarafta ise bilimcier tarafından genetiği değiştirilerek Werner Sendromu yaratılmış hücreler gösteriliyor. Burada, daha büyük boyutlarda bölünmemiş ve yaşlanmış hücreler bulunuyor.

Werner sendromunun hücresel modelini yaratmak üzere Çin Bilimler Aakdemisi üyeleri, insan embriyosunda bulunan kök hücrelerdeki WRN geninin bir kısmını etkisiz hale getirdi. Hücreler olgunlaştığında, Werner Sendromu hastalarında görülen mutasyona benzer bir hücre yapısının oluştuğu gözlendi. Bu da erken yaşlanmanın bir belirtisi olarak kaydedildi. Bu belirtiler, hücrelerin bölünme yeteneğini yitirmesi ve telomerlerinkısalması olarak kendini gösterdi. Önemli olarak, hücre çekirdeklerinde sıkıca paketli halde bulunan DNA olan heterokromatinleri düzensiz bir hale geçmişti. Normalde yaşlandığımızda hücrelerimizde olan tam da bu…

 

WRN  proteininin heterokromatinlerin stabilizasyonunu sağlayan bir koruyucu olduğu bu çalışma ile gösterilmiş oldu. Bu önemli DNA demeti, genlerin aktivitesini ve moleküler bileşenlerini kontrol eden bir nevi açma kapama düğmesi olarak görev almaktaydı. Bir diğer yandan, WRN geninin silinmesi hücrenin heterokromatin yapısını değiştirerek yaşlanmasını hızlandırmaktaydı.

Tüm bu değişimler doğal insan yaşlanmasının itici gücü olabilir ve paket halindeki DNA’nın nasıl bozulduğu anlaşıldığında ise Werner sendromu ve diğer yaşlanmaya bağlı rahatsızlıkları engelleyecek ve tedavi edecek yöntemler geliştirilebilecek. Yapılan bu yeni çalışma, Werner Sendromu ve heterokromatin düzeninin bozulması arasındaki bağıntıyı kurmakta ve böylelikle bir genetik mutasyonun hücresel süreçlerin genel bozulumuna nasıl sebep olduğuna dair moleküler mekanizmayı ortaya koymakta.


Kaynak :

  1. Bilimfili
  2. IFLscience
  3. Weiqi Zhang1,*, Jingyi Li2,*, Keiichiro Suzuki3,*, Jing Qu4,*, Ping Wang1, Junzhi Zhou1, Xiaomeng Liu2, Ruotong Ren1, Xiuling Xu1, Alejandro Ocampo3, Tingting Yuan1, A Werner syndrome stem cell model unveils heterochromatin alterations as a driver of human aging Published Online April 30 2015 Science 5 June 2015: Vol. 348 no. 6239 pp. 1160-1163 DOI: 10.1126/science.aaa1356

Kahve Tüketimi Tip 2 Diyabetini Önlüyor!

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Harvard Kamu Sağlığı Okulu’nca yapılmış bir araştırmaya göre, kahve içmek sanılanın aksine şeker hastalığını tetiklemiyor; tam tersine şeker hastalığını önleyici etkiye sahip! Kahve tüketimi ile Tip 2 şeker hastalığı riski arasındaki ilişkiyi inceleyen ve dünyanın farklı yerlerinde yapılmış 28 adet çalışmanın sonuçlarını değerlendiren uzmanlar, farklı miktarlarda kahve tüketen kişilerin hiç kahve içmeyenlere göre şeker hastalığına yakalanma riskinin %33 daha düşük olduğunu ortaya koydu.
Buna göre, araştırmaya dahil edilen 1.109.272 deneğin sadece yüzde 4’ü uzun vadede Tip 2 şeker hastalığına yakalanmış. Araştırmaya göre, kafeinli ya da kafeinsiz içilen günde altı fincan kahve, tip 2 şeker hastalığına yakalanma oranını yüzde 33 azaltıyor. Ancak, uzmanlar, kahve tüketiminin şeker hastalığını önlemede tek başına yardımcı olamayacağını, bunun yanısıra, sağlıklı yeme alışkanlığı ve düzenli egzersizin de önemli rol oynadığını belirtiyorlar.
Araştırma Referansı: “Caffeine Increases Ambulatory Glucose and Postprandial Responses in Coffee Drinkers With Type 2 Diabetes.”
James D. Lane, Mark N. Feinglos, and Richard S. Surwit.
Diabetes Care 31: 221-222.
Published online before print as 10.2337/dc07-1112.

Düzenli Kahve Tüketimi, Belirli Hastalıklardan Ölüm Riskini Azaltıyor Olabilir

Yoğun bir gün içerisinde içtiğiniz ikinci ya da üçüncü bardak kahveniz, gün içinde uykunuzu açmaktan çok da fazlasını sağlıyor olabilir. Gün içerisinde doğru miktarlarda tüketilen kahve, kalp rahatsızlıklarından ve diğer hastalıklardan ölme riskini azaltıyor olabilir.

American Heart Association dergisi Circulation’da yayımlanan yeni bir çalışmaya göre; hergün düzeli olarak belirli miktarlarda kahve içen -günde 5 bardaktan az-  insanların nörolojik hastalıklar, kardiyovasküler rahatsızlıklar ve tip 2 diyabetten ölme riskleri daha az. 

Verilere göre, tüketilen kahvenin kafeinli ya da kafeinsiz olması da farketmiyor. Araştırmadaki önermelere göre, kahvenin hastalıklardan ölme riskini azaltmasında tek etken kafein değil. Ayrıca, kahve çekirdeklerinin içerisinde doğal olarak bulunan kimyasal bileşikler de bu risklerin azaltılmasına yardımcı oluyor.

Araştırmanın baş yazarı Ming Ding:

‘’Kahve içerisindeki biyoaktif bileşikler insülin direncini ve sistematik inflamasyonu azaltıyor. Bu biyoaktif bileşikler kahve tüketimi ve ölüm oranı arasındaki ters orantıdan sorumlu olabilir. Fakat, bu etkileri meydana getiren biyolojik mekanizmaların çözümlenmesi için yeni araştırmalara ihtiyaç var.’’ 

Araştırmanın bulguları devam etmekte olan üç büyük araştırmanın verilerine dayanıyor; Nurses’ Health Study’den74,890 kadın, Nurses’ Health Study 2’den 93,054 kadın ve Health Professionals Follow-up Study’den 49,557 erkek. Yani toplamda araştırmada kullanılan veriler, 217,501 insanın dahil olduğu çalışmalardan elde edilmiş.

30 yıla kadar takip edilen katılımcıların onaylanmış gıda anketlerini kullanan araştırmacılar, dört yıllık süreçler içerisindeki kahve tüketimlerini değerlendirdiler. Bu süreç içerisinde 19,524 kadın ve 12,432 erkek geniş bir eksende sebeplerden ötürü (hastalık ve intihar gibi) hayatlarını kaybettiler.

Genellikle, sıklıkla kahve tüketen insanlar sigara ve alkol de tüketiyorlar. Sigara ve kahvenin etkilerinin ayrılabilmesi için araştırmacılar çalışmalarını, hiç sigara içmeyen katılımcılar üzerinde de tekrarladılar. Bulgulara göre, kahvenin ölüm riskini azaltması üzerine faydaları, sigara tüketmeyenlerde çok daha belirgin şekilde görülebiliyor.

Araştırmacılardan Frank Hu, kahvenin faydalarına dikkat çekerken bazı durumlarda zararlı olabileceğine dair de uyarıyor:

‘’ Düzenli kahve tüketimi, sağlıklı ve dengeli beslenmesin bir parçası haline getirilebilir. Fakat; özellikle hamile kadınlar ve çocuklar için de, kahve ve diğer içeceklerden alınan kafeinin risk oluşturma ihtimaline karşı da dikkatli olunmalı.’’ 

Araştırma kahve tüketimi ve hastalıklardan ölmenin arasındaki neden sonuç ilişkisinin gösterilmesi için dizayn edilmedi. Bundan dolayı, araştırmanın sonuçlarının dikkatle incelenmesi gerekiyor.

Daha önce yapılan çalışmalarda, kahve tüketimi ve toplam ve etkene bağlı ölüm riski arasında tutarlı olmayan ilişkiler bulunmuştu. Yapılan bu çalışma da, literatüre, düzenli kahve tüketiminin sağlık açısından faydaları olabileceğini ekliyor. Fakat, kahvenin vücut üzerinde nasıl bir etkisi olduğunun ve değişik kahve türlerinin bu rolü yerine getirip getirmediğinin belirlenmesi için yeni araştırmalara ihtiyaç duyuluyor.


İlgili Makale: Bilimfili, Ming Ding et al. Association of Coffee Consumption with Total and Cause-Specific Mortality in Three Large Prospective CohortsCirculation, 2015 DOI: 10.1161/CIRCULATIONAHA.115.017341

Gebeliğe bağlı şeker hastalığı otizme sebep oluyor

Fetüslerin anne karnında yüksek kan şekerine (hiperglisemi) maruz kalması, organ gelişimi ve fonksiyonlarında uzun vadede kalıcı sonuçlara yol açabiliyor. Daha önce hamilelik öncesi şeker hastalığı olan veya hamilelik sırasında hiperglisemi tespit edilen kadınların bebeklerinde  obezitenin ve buna bağlı metabolik rahatsızlıkların ortaya çıktığı defalarca gözlemlenmişti. ( gestational diabet mellitus [GDM] – gebeliğe bağlı şeker hastalığı- ) Yüksek şekere maruz kalmanın fetal beyin gelişimine zarar verip vermeyeceği veya nörodavranış gelişimi rahatsızlıklarına yakalanmaya sebep olup olmayacağı konusu çok net değildi.

Kaliforniya’lı araştırma ekibi tek bir sağlık sisteminden elde ettikleri data ile hamilelik öncesinde veya sırasında tespit edilen diyabet ile yavruda otizm spektrum bozukluğu (ASD – autism spectrum disorder) oluşma riskini bağdaştırmaya çalıştı. Kaiser Permanente Southern California (KPSC) hastanelerinde 1995-2009 yılları arasında doğmuş 322,323 çocuk bu şekilde araştırmaya dahil edilmiş oldu. Çocuklar doğumdan klinik olarak ASD ‘nin tespit edildiği ilk güne, KPSC hastanelerindeki üyeliklerinin son gününe veya herhangi bir sebepten ölüm günlerine kadar takip edildi. (Bu ihtimallerin hepsinin dışında çocukların takibi 31 Aralık 2012’de bırakıldı)

Çalışmaya dahil edilen çocukların 6,496’sı (%2.0) doğum öncesi tip 2 diyabete maruz kalmıştı, 25,035’i (%7.8) gebeliğe bağlı şeker hastalığına maruz kalmıştı ve 290,792’si (%90.2 ) herhangi bir rahatsızlığa maruz kalmamıştı. Doğum sonrasında (ortalama 5.5 yıl içinde) 3.388 çocuğa otizm spektrum bozukluğu teşhisi koyuldu. Bu çocuklardan 115’i tip 2 diyabete, 130’u gebeliğe bağlı şeker hastalığına 26 hafta veya daha az, 180’i GBŞH’ya 2 haftadan fazla maruz kalmışken 2,963’ü bu rahatsızlıklara maruz kalmamıştı. Anne yaşı, evin geliri, ırk-etnisite, bebeğin cinsiyeti gibi faktörler de hesaba katılarak yapılan analizler sonucunda 26 hafta gebeliğe bağlı şeker hastalığına maruz kalmanın ASD riski açısından önemli bir etkisi ortaya çıktı. Annede doğum öncesi  var olan ‘tip 2 diyabet’ için böyle bir etki tespit edilmedi.

Otizm spektrum bozukluğunun, annenin sigara içmesinden, gebelik öncesi vücut kütle endeksinden, gebelikte alınan kilolardan bağımsız olduğu da çıkan sonuçlar arasında yer aldı.  Antidiyabetik ilaç kullanımı veya tedavinin çocukta otizm spektrum bozukluğu ile bağımsız olmadan ilişkili olduğu kaydedildi.

Hiperglisemi ile ASD arasındaki bağ; hipoksiya (kanda normalden az oksijen bulunması), doku ve plasental dokuda oksijen yetmezliği, kronik ateşlenme ve epigenetik gibi bir çok biyolojik mekanizma ile ilişkilendirildi.

 


Referans : Bilimfili, Sciencedaily.com, Intrauterine exposure to maternal gestational diabetes linked with risk of autism
Anny H. Xiang, Xinhui Wang, Mayra P. Martinez, Johanna C. Walthall, Edward S. Curry, Kathleen Page, Thomas A. Buchanan, Karen J. Coleman, Darios Getahun. Association of Maternal Diabetes With Autism in Offspring. JAMA, 2015; 313 (14): 1425 DOI: 10.1001/jama.2015.2707

Diabetes mellitus

Diabetes mellitus terimi, hastalığın eski anlayışını yansıtır. Yunanca διαβαίνω (diabaínō) kelimesinden gelen diyabet, “geçmek” anlamına gelir ve bu durumun aşırı idrara çıkma özelliğine atıfta bulunur. Latince “bal-tatlı” anlamına gelen Mellitus, etkilenen bireylerde gözlemlenen glikoz yüklü idrarı tanımlar. Bu etimoloji, hastalığın tanımlayıcı özelliğini vurgular: kronik hiperglisemi (yüksek kan şekeri seviyeleri).

Diabetes mellitus, aşağıdakilerle karakterize edilen kronik bir metabolik bozukluktur:

  • İnsülin Direnci: İnsüline karşı azalmış hücresel yanıt.
  • İnsülin Eksikliği: Pankreas beta hücreleri tarafından insülin üretiminin olmaması.
  • Her ikisi de zamanla vücut için toksik olan yüksek kan şekeri seviyelerine yol açar. Diyabet şu şekilde sınıflandırılır:
    • Tip 1 Diyabet: Beta hücrelerinin otoimmün yıkımı, mutlak insülin eksikliğine yol açar.
    • Tip 2 Diyabet: İnsülin direnci ve insülin üretiminde ilerleyici düşüşün birleşimidir.
    • Gestasyonel Diyabet: Gebelik sırasında geçici hiperglisemi.
  • Prediyabet, kan şekeri seviyelerinin yüksek olduğu ancak diyabet tanısı için yeterince yüksek olmadığı bir öncü aşama olarak işlev görür. Bu aşamada erken müdahale, diyabetin ilerlemesini önleyebilir veya geciktirebilir.

Kaynak:
https://ars.els-cdn.com/content/image/1-s2.0-S2213858714702190-gr1.jpg
Diyabetin Sınıflandırılması

Diyabet mellitus, kan şekeri seviyelerini düzenleyen insülin hormonunun eksikliği veya etkinliğinin azalması sonucu ortaya çıkan kronik bir metabolik hastalıktır. Uluslararası sınıflandırmalar diyabetin farklı türlerini belirlemiş ve bu türler etiyoloji, klinik özellikler ve tedavi yaklaşımlarına göre ayrılmıştır. Aşağıda diyabetin ana sınıflandırma türleri detaylı bir şekilde açıklanmıştır.


1. Tip 1 Diyabet (T1DM)

  • Tanım: İnsülin üretiminin otoimmün bir süreç sonucu tamamen durduğu bir diyabet türüdür. Genelde çocukluk veya ergenlik döneminde ortaya çıkar.
  • Mekanizma: Pankreasın beta hücrelerinin otoimmün yıkımı sonucu mutlak insülin eksikliği meydana gelir.
  • Klinik Özellikler:
  • Ani başlangıç
  • Polidipsi (aşırı susama), poliüri (sık idrara çıkma) ve polifaji (aşırı yemek yeme) gibi klasik semptomlar
  • Ketoasidoz riski yüksek
  • Tedavi: Yaşam boyu insülin tedavisi zorunludur.

2. Tip 2 Diyabet (T2DM)

  • Tanım: İnsülin direnci ile karakterize edilen ve ilerleyen süreçte insülin üretiminde azalma görülen bir diyabet türüdür. Genellikle yetişkinlerde görülür, ancak çocuklarda da rastlanabilir.
  • Mekanizma:
  • İnsülinin etkisine karşı periferik dokularda direnç.
  • İlerleyen beta hücre yetersizliği.
  • Klinik Özellikler:
  • Genellikle yavaş başlangıç
  • Aşırı kilo/obezite ile ilişkilidir.
  • Komplikasyonlar: Kardiyovasküler hastalıklar, nefropati, retinopati.
  • Tedavi: Diyet, egzersiz, oral antidiyabetik ilaçlar (metformin, SGLT2 inhibitörleri vb.) ve ileri evrede insülin.

3. Latent Autoimmune Diabetes in Adults (LADA)

  • Tanım: Genç yaşta görülen tip 1 diyabete benzer şekilde otoimmün kökenli ancak daha geç yaşlarda (genellikle >30 yaş) başlayan bir diyabet türüdür.
  • Klinik Özellikler:
  • Başlangıçta tip 2 diyabeti andırır; oral antidiyabetik ilaçlarla kontrol edilebilir.
  • Zamanla insülin bağımlılığı gelişir.
  • Tedavi: İnsülin tedavisi genellikle gereklidir.

4. Gestasyonel Diyabet (GDM)

  • Tanım: Gebelik sırasında gelişen glukoz intoleransı ile karakterizedir.
  • Mekanizma:
  • Hamilelikte hormonal değişiklikler sonucu insülin direncinde artış.
  • Klinik Özellikler:
  • Çoğunlukla gebeliğin 24-28. haftalarında teşhis edilir.
  • Anne ve bebek için komplikasyon riski artar (makrozomi, preeklampsi, sezaryen).
  • Tedavi: Diyet, egzersiz ve gerekirse insülin veya oral ilaçlar.

5. Diğer Diyabet Türleri

Maturity-Onset Diabetes of the Young (MODY)

  • Tanım: Genetik mutasyonlara bağlı gelişen, genç yaşta ortaya çıkan, insülin sekresyonundaki bozukluklarla karakterize diyabet türü.
  • Tedavi: Genetik tipe göre oral ilaçlar veya insülin.

Pankreopriv Diyabet

  • Tanım: Pankreasın cerrahi olarak çıkarılması veya pankreatit sonucu oluşan diyabet.
  • Tedavi: İnsülin ve sindirim enzim replasman tedavisi.

Steroide Bağlı Diyabet

  • Tanım: Uzun süreli steroid kullanımı sonucu insülin direncinin artmasıyla gelişen diyabet.
  • Tedavi: Steroidlerin azaltılması, oral antidiyabetikler veya insülin.

Yenidoğan Diyabeti

  • Tanım: Doğumdan itibaren ilk 6 ay içinde ortaya çıkan, genetik kökenli diyabet türü.
  • Tedavi: İnsülin veya genetik nedenlere yönelik tedavi.

Wolfram Sendromu

  • Tanım: Diyabet, optik atrofi ve işitme kaybı gibi çoklu organ tutulumuyla seyreden nadir genetik hastalık.
  • Tedavi: Destekleyici tedavi.

Alström Sendromu

  • Tanım: Diyabet, kardiyomyopati, sağırlık ve görme kaybıyla seyreden genetik bir sendrom.
  • Tedavi: Semptomatik tedavi.

Diyabet Mellitus’un Epidemiyolojisi

Diyabet mellitus (DM), son yıllarda yaygınlığı önemli ölçüde artan önemli bir küresel halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Nüfus artışı, yaşlanma, kentleşme, obezite ve hareketsiz yaşam tarzları gibi faktörler bu artışa katkıda bulunmuştur. Diyabet yükü, özellikle düşük ve orta gelirli ülkeler olmak üzere belirli bölgelerde orantısız bir şekilde daha yüksektir.


Küresel Eğilimler

Zaman İçinde Yaygınlık:

    • Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre, dünya çapında diyabetle yaşayan insan sayısı 1980’de 108 milyondan 2014’te 422 milyona çıkmıştır.
    • 2013’te 382 milyon diyabet hastası vardı ve bu sayının 2035’e kadar %55 artarak 592 milyona ulaşması bekleniyor.

    Bölgesel Farklılıklar:

      • Avrupa: Diyabetli yetişkin sayısı 1980’de 33 milyondan 2014’te 64 milyona yükseldi.
      • Orta Doğu ve Kuzey Afrika: Bu bölgeler, hızlı kentleşme ve değişen yaşam tarzları nedeniyle diyabet yaygınlığında en yüksek büyüme oranlarından bazılarını yaşıyor.

      Tip Dağılımı:

        • Tip 2 diyabet, dünya çapındaki tüm diyabet vakalarının yaklaşık %90-95’ini oluştururken, Tip 1 diyabet vakaların yaklaşık %5-10’unu temsil ediyor.
        • Yaygınlıktaki artış, ağırlıklı olarak Tip 2 diyabetteki artışa bağlanıyor.

        Demografik ve Yaşam Tarzı Faktörleri:

          • Yaşlanan nüfus, küresel diyabet yüküne önemli ölçüde katkıda bulunuyor.
          • Kentleşme, kalorisi yoğun diyetlerin tüketiminin artmasına, fiziksel aktivitenin azalmasına ve Tip 2 diyabet için temel risk faktörleri olan daha yüksek obezite oranlarına yol açtı.

          Türkiye’de Diyabet Epidemiyolojisi

          Türkiye, küresel eğilimleri yansıtan diyabet yaygınlığında hızlı bir artış yaşayan ülkeler arasındadır.

          TURDEP-I Çalışması (1997-1998):

            • Tip 2 diyabet yaygınlığı: %7,2.
            • Bozulmuş glikoz toleransı (IGT) yaygınlığı: %6,7.

            TURDEP-II Çalışması (2010):

              • 20 yaş ve üzeri 26.499 kişi üzerinde yürütülmüştür.
              • Tip 2 diyabet yaygınlığı TURDEP-I’den bu yana neredeyse iki katına çıkarak %13,7‘ye yükselmiştir.
              • Bu belirgin artış, yaşam tarzı ve demografik faktörlerdeki önemli değişiklikleri vurgulamaktadır.

              Güncel Tahminler:

                • Türkiye Diyabet Derneği‘ne göre:
                • 2020 itibarıyla 20-79 yaş aralığında yaklaşık 7 milyon kişi diyabet hastasıydı.
                • Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun (IDF) projeksiyonlarına göre bu sayının 2035 yılına kadar 12 milyona ulaşması bekleniyor.
                • Prof. Dr. Temel Yılmaz, Türkiye’de diyabet prevalansının küresel ortalamanın iki katı ve Avrupa ortalamasının üç katı olduğunu tahmin ediyor.
                • Güncel prevalans: Türkiye nüfusunun yaklaşık %14’ü (yaklaşık 11 milyon kişi) diyabet hastası.

                Türkiye’deki Tip Dağılımı:

                  • Tip 2 diyabet vakaların %90-95’ini oluşturmaktadır.
                  • Tip 1 diyabet daha az yaygındır ve vakaların %5-10’unu temsil eder.

                  Küresel ve Ulusal Etkiler

                  Sağlık Sistemi Yükü:

                    • Diyabet, kardiyovasküler hastalık, böbrek yetmezliği ve körlük gibi komplikasyonları nedeniyle önemli sağlık hizmeti maliyetleriyle ilişkilidir.
                    • Türkiye’de diyabet, Tip 2 diyabetin artan yaygınlığıyla daha da kötüleşen sağlık hizmeti kaynakları üzerinde büyüyen bir yüktür.

                    Halk Sağlığı Zorluğu:

                      • Hem küresel olarak hem de Türkiye’de diyabet artık önemli bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmektedir. Etkili önleme stratejileri olmadan hastalık ciddi sosyal ve ekonomik yükler getirmeye devam edecektir.

                      Önleme ve Yönetim:

                        • Tip 2 diyabetin artan yaygınlığı, yaşam tarzıyla ilgili risk faktörlerini ele almanın önemini vurgulamaktadır:
                        • Fiziksel aktiviteyi teşvik etmek.
                        • Sağlıklı beslenme alışkanlıklarını teşvik etmek.
                        • Halk sağlığı müdahaleleri yoluyla obeziteyi önlemek.
                        • Prediyabet ve diyabetin erken taranması ve teşhisi, komplikasyon riskini azaltabilir.

                        Patofizyolojisi ve Etiyoloji

                        Diyabet Mellitus (DM), insülin salgılanmasındaki, insülin etkisindeki veya her ikisindeki kusurlardan kaynaklanan kronik bir metabolik bozukluktur. Bu durum, yaygın sistemik etkilere sahip olan sürekli hiperglisemiye yol açar. Patofizyolojik mekanizmalar ve etyolojik faktörler, Tip 1 diyabet (T1DM) ve Tip 2 diyabet (T2DM) arasında farklılık gösterir, ancak örtüşen özellikler mevcuttur.


                        Diyabet Mellitus’un Patofizyolojisi

                        Hiperglisemi Kaynaklı Glikasyon:

                          • Kalıcı hiperglisemi, kan plazma proteinlerinin enzimatik olmayan glikasyonuna neden olur.
                          • Glikasyon, protein fonksiyonunu bozan ve dokularda birikerek vasküler komplikasyonlara ve doku hasarına katkıda bulunan ileri glikasyon son ürünlerinin (AGE’ler) oluşumuna yol açar.

                          Dokuya Özgü Hasar:

                            • İnsüline Bağımlı Olmayan Dokular: Lens, böbrekler ve sinirler gibi dokulardaki yüksek glikoz konsantrasyonları ozmotik hasara neden olur:
                            • Lens: Ozmotik dengesizlik katarakt oluşumuna yol açar.
                            • Böbrekler: Böbrek dokularında glikoz birikmesi nefropatiye katkıda bulunur.
                            • Periferik Sinirler: Hiperglisemi sinir fonksiyonunu bozarak nöropatiye yol açar.

                            Amadori Ürünleri:

                              • Glikasyondan kaynaklanan Amadori yeniden düzenlemeleri (örn. hemoglobin A1c oluşumu) hücresel fonksiyonu bozar ve vasküler endotelyumda inflamatuar süreçleri teşvik ederek mikro ve makro vasküler komplikasyonları şiddetlendirir.

                              Tip 1 Diyabette Beta Hücre Yıkımı:

                                • Pankreas beta hücrelerinin otoimmün aracılı yıkımı mutlak bir insülin eksikliğine yol açar. – İnsülin, glutamik asit dekarboksilaz (GAD65) ve IA-2’yi hedefleyenler gibi otoantikorlar otoimmün süreçte rol oynar.
                                • Klinik semptomlar ortaya çıktığında, beta hücrelerinin %80-90’ı yok olur.

                                Tip 2 Diyabette İnsülin Direnci:

                                  • Kas, karaciğer ve yağ dokusu gibi periferik dokular insüline etkili bir şekilde yanıt veremez.
                                  • Zamanla pankreas beta hücreleri işlevsiz hale gelir ve insülin salgılanmasının azalmasına neden olur.
                                  • Kronik hiperglisemi ve lipid toksisitesi beta hücresi yetmezliğini şiddetlendirir.

                                  Diyabet Mellitus’un Etiyoloji

                                  Tip 1 Diyabet Mellitus (T1DM)

                                  • Genetik Faktörler:
                                  • HLA sınıf II genleri, özellikle HLA-DR3 ve HLA-DR4 ve ilişkili alelleri (HLA-DQ2 ve HLA-DQ8), T1DM ile güçlü bir şekilde bağlantılıdır.
                                  • Hem HLA-DR3-DQ2 hem de HLA-DR4-DQ8‘e sahip bireylerde T1DM geliştirme riski 200 kat artmıştır.
                                  • Koruyucu Genler:
                                  • HLA-DR2-DQ6 genotipi koruyucudur ve T1DM riskini %90 oranında azaltır.
                                  • Akrabalardaki Risk Olasılıkları:
                                    • Özdeş İkiz: %30-50.
                                    • Baba: %5-7.
                                    • Anne: %2-4.
                                    • Her İki Ebeveyn: %20-40.
                                    • Kardeş: %5-7.
                                  • Otoimmünite:
                                  • Tip 1 diyabet, aşağıdakileri içeren poliglandüler otoimmün sendromu gibi otoimmün durumlarla ilişkilidir:
                                  • Addison hastalığı.
                                  • Otoimmün tiroid hastalığı.
                                  • Çevresel Tetikleyiciler:
                                  • Viral Enfeksiyonlar:
                                  • Coxsackie B, kabakulak, sitomegalovirüs ve kızamıkçık virüsleri otoimmün beta hücresi yıkımını tetiklemekle suçlanmaktadır.
                                  • Moleküler Taklit: Viral proteinler beta hücresi antijenlerini taklit ederek çapraz reaktif bir bağışıklık tepkisini tetikler.
                                  • İnek sütüne erken maruz kalmanın olası bir çevresel tetikleyici olduğu öne sürülmüştür.
                                  • İltihaplanma Mekanizmaları:
                                  • T hücresi aracılı sitotoksisite beta hücrelerini hedef alır ve diğer pankreas hücrelerini (örn. alfa, delta hücreleri) korur.

                                  2. Tip 2 Diyabet Mellitus (T2DM)

                                  • Genetik Yatkınlık:
                                    • T2DM, poligenik kalıtımla güçlü bir kalıtımsal bileşene sahiptir.
                                    • Özdeş ikiz uyum oranları %60-90 olup T1DM’den çok daha yüksektir.
                                    • Beta hücre fonksiyonunu ve insülin duyarlılığını etkileyen belirli genetik varyantlar tanımlanmıştır.
                                  • Yaşam Tarzı ve Çevresel Faktörler:
                                  • Obezite: Merkezi adipozite, lipotoksisiteye ve insülin direncine yol açan artan serbest yağ asidi (FFA) salınımıyla önemli bir risk faktörüdür.
                                  • Fiziksel Hareketsizlik: İnsülin duyarlılığını azaltır ve metabolik işlev bozukluğuna katkıda bulunur.
                                  • Diyet: Yüksek kalorili alım ve rafine karbonhidrat tüketimi insülin direncini şiddetlendirir.
                                  • Patofizyolojik Mekanizmalar:
                                  • İnsülin Direnci:
                                  • Periferik dokulardaki hatalı insülin sinyallemesi, glikoz alımının azalmasına yol açar. – Beta Hücre Disfonksiyonu:
                                  • Glukotoksisite ve lipotoksisite nedeniyle beta hücre fonksiyonunun ilerleyici kaybı.
                                  • Metabolik Sendrom:
                                  • T2DM genellikle metabolik sendromun diğer bileşenleriyle birlikte görülür:
                                  • Hipertansiyon.
                                  • Dislipidemi (yüksek trigliseritler, düşük HDL kolesterol).
                                  • Santral obezite.

                                  3. Gestasyonel Diyabet Mellitus (GDM)

                                  • Hormonal Faktörler:
                                    • Plasental hormonlar (örneğin, insan plasental laktojeni) özellikle üçüncü trimesterde insülin direncine neden olur.
                                    • Yatkın kadınlarda beta hücre kompanzasyonu yetersizdir ve bu da hiperglisemiye yol açar.
                                  Klinik Özellikleri

                                  Diyabet Mellitus (DM) erken evrelerinde genellikle asemptomatiktir, özellikle de yıllarca teşhis edilemeyen Tip 2 Diyabet’te (T2DM). Klinik semptomlar, kan şekeri seviyeleri böbrek eşiğini (~180 mg/dL) aştığında veya kronik hiperglisemi komplikasyonlara yol açtığında ortaya çıkar. Diyabetin klinik belirtileri akut semptomlar, kronik komplikasyonlar ve ilişkili eşlik eden hastalıklar olarak kategorize edilebilir.


                                  Diyabet Mellitus’un Semptomları

                                  Genel Semptomlar

                                  • Yorgunluk: Hücresel glikoz eksikliğinden kaynaklanan kalıcı yorgunluk.
                                  • Motivasyon Eksikliği ve Zayıflık: Etkisiz glikoz kullanımından kaynaklanan enerji açığının bir sonucu. – Kilo Kaybı: Yağ ve kasın glikozun enerji kaynağı olarak kullanılamaması nedeniyle katabolizması nedeniyle Tip 1 Diyabet’te (T1DM) istemsiz kilo kaybı yaygındır.

                                  Polidipsi ve Poliüri

                                  • Susuzluk (Polidipsi): Artan idrar çıkışından kaynaklanan ozmotik diürez ve dehidratasyon tarafından tetiklenir.
                                  • Artan İdrar Çıkışı (Poliüri): Böbrek eşiğinin üzerindeki kan şekeri seviyeleri, ozmotik diüreze ve artan idrar sıklığına neden olan glikozüriye yol açar.

                                  Glikozüri

                                  • Kan şekeri ~180 mg/dL’yi aştığında, böbrekler fazlalığı yeniden ememediği için glikoz idrara karışır.
                                  • Bu, poliüriye ve dehidratasyona katkıda bulunarak susuzluğu daha da kötüleştirir.

                                  Sisteme Özgü Semptomlar

                                  Böbrekler ve İdrar Yolu

                                  • Glukozüri: İdrarda glikoz bulunması, kontrolsüz hipergliseminin belirtisidir.
                                  • İdrar Yolu Enfeksiyonları (İYE): İdrarda artan glikoz, tekrarlayan enfeksiyonlara yol açan bakteri üremesini teşvik eder.

                                  Gözler

                                  • Görme Bozuklukları: Hiperglisemi, lenste ozmotik değişikliklere neden olarak bulanık görmeye yol açar.
                                  • Kronik hiperglisemi, retinopati ve maküla ödemi riskini artırır.

                                  Deri

                                  • Dermatit ve Gecikmiş Yara İyileşmesi: Hiperglisemi, kan akışını ve bağışıklık fonksiyonunu bozarak doku onarımını geciktirir.
                                  • Necrobiosis Lipoidica Diabeticorum: Genellikle kaval kemiğinde bulunan, sarımsı merkezli nadir ancak karakteristik plaklar. – Kandidiyazis: Özellikle nemli bölgelerde, bağışıklık baskılanması ve artan glikoz mevcudiyeti nedeniyle oluşan mantar enfeksiyonları.

                                  Bağışıklık Sistemi

                                  • Azalmış Bağışıklık Durumu: Kronik hiperglisemi, bağışıklık hücrelerinin etkinliğini azaltarak şunlara karşı duyarlılığı artırır:
                                  • Genel enfeksiyonlar (örn. solunum yolu enfeksiyonları).
                                  • Sık ve tekrarlayan İYE’ler.
                                  • Kandidiyazis gibi mantar enfeksiyonları.

                                  Sinir Sistemi

                                  • Diyabetik Nöropati:
                                  • En sık polinöropati: Ekstremitelerde karıncalanma, uyuşma veya yanma hissi.
                                  • Ayrıca otonomik nöropati olarak da ortaya çıkabilir ve gastroparezi, ortostatik hipotansiyon veya mesane disfonksiyonuna yol açabilir.
                                  • Kas Fasikülasyonları: Bazen sinir veya kas tutulumu nedeniyle görülür.

                                  Diyabetle İlgili Eşlik Eden Hastalıklar

                                  Nekrobiyoz Lipoidika:

                                    • Diyabette mikrovasküler hasarla bağlantılı kronik granülomatöz cilt rahatsızlığı.
                                    • Mumsu, atrofik bir merkeze sahip, iyi tanımlanmış, kırmızımsı kahverengi plaklar şeklinde görülür.

                                    Malum Perforans:

                                      • Diyabetik nöropatisi olan hastaların ayaklarında sıklıkla görülen kronik, ağrısız ülserler.

                                      Kandidiyazis:

                                        • Mukoza yüzeylerini, deri kıvrımlarını ve tırnakları etkileyen mantar enfeksiyonları.

                                        Eşik Bağımlı Semptomlar

                                        • Böbrek Eşiği (~180 mg/dL):
                                        • Kan şekeri bu seviyeyi aştığında:
                                        • Glikozüri, glikozun idrara dökülmesiyle oluşur. – Ozmotik etkiler poliüri ve dehidratasyona yol açarak polidipsiye neden olur.

                                        Kronik Komplikasyonlar

                                        Kronik hiperglisemi şunlara yol açar:

                                        Mikrovasküler Komplikasyonlar:

                                          • Retinopati (retina kan damarlarında hasar).
                                          • Nefropati (proteinüriye ve kronik böbrek hastalığına yol açan böbrek hasarı).
                                          • Nöropati (periferik ve otonom sinirlerde hasar).

                                          Makrovasküler Komplikasyonlar:

                                            • Kardiyovasküler hastalıklar (örn. miyokard enfarktüsü, felç).
                                            • Periferik arter hastalığı (topallamaya ve ampütasyona yol açar).

                                            Enfeksiyonlar:

                                              • Bağışıklık sisteminin zayıflaması nedeniyle bakteriyel ve fungal enfeksiyonlara karşı artan duyarlılık.

                                              Teşhis

                                              Diyabet Mellitus Tanısı

                                              Diyabet mellitus (DM) tanısı klinik semptomlara ve belirli laboratuvar kriterlerine dayanır. Bu yöntemler kalıcı hiperglisemiyi tespit etmeyi, glikoz toleransını değerlendirmeyi ve hastalıkla ilişkili belirli belirteçleri tanımlamayı amaçlar.


                                              Tanı Kriterleri

                                              Açlık Plazma Glikoz (FPG) Testi:

                                                • En az 8 saatlik açlıktan sonra bir kan örneği alınır.
                                                • Tanı eşikleri:
                                                • Normal: <100 mg/dL.
                                                • Prediyabet: 100–125 mg/dL.
                                                • Diyabet: ≥126 mg/dL (ayrı bir günde onay gerektirir).

                                                Oral Glikoz Tolerans Testi (OGTT):

                                                  • Açlıktan sonra, 75 g oral glikoz solüsyonu tüketilir ve plazma glikoz seviyeleri 2. saatte ölçülür.
                                                  • Tanı eşikleri:
                                                  • Normal: <140 mg/dL.
                                                  • Prediyabet: 140–199 mg/dL.
                                                  • Diyabet: ≥200 mg/dL.

                                                  Rastgele Plazma Glikoz Testi:

                                                    • Plazma glikozu açlık durumuna bakılmaksızın ölçülür.
                                                    • Diyabet semptomları (örn. polidipsi, poliüri, açıklanamayan kilo kaybı) ile birlikte ≥200 mg/dL seviyesi tanı koydurucudur.

                                                    HbA1c (Glikozlanmış Hemoglobin):

                                                      • 2–3 aylık ortalama kan glikoz seviyelerini yansıtır. – Tanı eşikleri:
                                                      • Normal: <%5,7.
                                                      • Prediyabet: %5,7–6,4.
                                                      • Diyabet: ≥%6,5 (ayrı bir günde onay gerektirir).

                                                      Plazma Keton Cisimleri ve Venöz Kan Gazı Analizi:

                                                        • Tip 1 diyabetin bir komplikasyonu olan şüpheli diyabetik ketoasidoz (DKA) vakalarında değerlendirilir.
                                                        • Yüksek plazma ketonları ve metabolik asidoz (düşük kan pH’ı) DKA’yı doğrular.

                                                        C-Peptid ve Otoantikor Testi:

                                                          • Tip 1‘i Tip 2 diyabet‘ten ayırır:
                                                          • C-Peptid: Tip 1 diyabette düşük veya yok, Tip 2 diyabette normal veya yüksek. – Otoantikorlar:
                                                          • Adacık Hücre Antikorları (ICA): T1DM vakalarının %80-90’ında mevcuttur.
                                                          • Glutamat Dekarboksilaz (GAD65): %70-80’inde mevcuttur.
                                                          • Tirozin Fosfataz (IA-2/IA-2B): %50-70’inde bulunur.

                                                          İdrar Glikozu:

                                                            • İdrarda glikoz (glukozüri) böbrek eşiğini (~180 mg/dL) aşan hiperglisemiyi gösterir.

                                                            Ek Hususlar

                                                            Klinik Geçmiş ve Semptomlar:

                                                              • Sorulması gereken semptomlar:
                                                              • Polidipsi, poliüri, açıklanamayan kilo kaybı, yorgunluk, bulanık görme.
                                                              • Ailede diyabet öyküsü.
                                                              • Semptomların başlangıcında hastanın yaşı ve kilosu.

                                                              Sınıflandırma için ICD-10 Kodları:

                                                                • E10: Tip 1 diabetes mellitus (insüline bağımlı).
                                                                • E11: Tip 2 diabetes mellitus (insüline bağımlı olmayan).

                                                                Gestasyonel Diyabet:

                                                                  • Kan şekeri hedefleri gebelik sırasında daha katıdır:
                                                                  • Açlık glikozu: <95 mg/dL.
                                                                  • 1 saatlik postprandiyal: <140 mg/dL.
                                                                  • 2 saatlik postprandiyal: <120 mg/dL.
                                                                  • OGTT, gebelik diyabeti için standart tanı aracıdır.

                                                                  Sürekli Glikoz İzleme (CGM) ve GMI:

                                                                    • CGM, glikoz seviyelerini yönetmek için gerçek zamanlı veri sağlar. – Glikoz Yönetim Göstergesi (GMI) HbA1c düzeyleriyle ilişkilidir ve kişiselleştirilmiş hedeflere (örneğin çoğu hasta için <%7) ulaşılmasına yardımcı olur.

                                                                    Tanı Protokolü Özeti

                                                                    TestNormal AralıkPrediyabetDiyabet
                                                                    Açlık Plazma Glikozu<100 mg/dL100–125 mg/dL≥126 mg/dL
                                                                    OGTT (2 saat)<140 mg/dL140–199 mg/dL≥200 mg/dL
                                                                    Rastgele Plazma Glikozu≥200 mg/dL semptomlarla
                                                                    HbA1c<%5,7%5,7–6,4%≥6,5

                                                                    Tedavi

                                                                    Normal kilodaki sağlıklı bireylerin ürettikleri insülin günde 40-50 IB’dir. Bunun yarısı 24 saat boyunca saat bir birim olmak üzere bazal insülin olarak salgılanır. Diğer yarısı iise öğünlerden sonra salgılanır. Tip 1 diyabet hastalarında kullanılan insülin tedavisi ise bu süreci taklit etmeye çalışır. Tedavinin amaçları;

                                                                    1. Kandaki glukoz seviyesini 100-120 mg/dl’ e düşürmek,
                                                                    2. Yemekten 1 saat sonrası kan şekerini 160 mg/dl, 2 saat sonrasını ise 140 mg /dl’den aşağı çekebilmek.
                                                                    3. Günlük yapılan en 4 ölçümün ortalamasının 135 mg/dl olması,
                                                                    4. Hemoglobin A1c <6,5 olması.

                                                                    Tip 2 Diyabetes Mellitus’un (T2DM) yönetimi, yaşam tarzı müdahaleleri ve bireysel hasta ihtiyaçlarına göre uyarlanmış farmakoterapinin bir kombinasyonunu içerir. Metformin ile ilk tedaviden sonra, optimum glisemik kontrolü sağlamak ve kardiyovasküler ve böbrek sağlığı gibi komorbid durumları ele almak için genellikle ek ilaçlar gerekir. Bu vaka çalışması, GLP-1 reseptör agonistleri (GLP-1 RA’lar), SGLT2 inhibitörleri ve insülin tedavisini içeren bir hasta yönetimi senaryosunu incelemektedir.

                                                                    Terapötik Seçenekler ve Dikkat Edilmesi Gerekenler:

                                                                    GLP-1 Reseptör Agonistleri (GLP-1 RA’lar):

                                                                    GLP-1 RA’lar, özellikle aşırı kilolu veya obez hastalarda, kilo kaybını teşvik etme yetenekleri nedeniyle genellikle metforminden sonra eklenir. Exendin-4 peptidine dayalı bir yapıya sahip bir GLP-1 RA olan Exenatide, HbA1c’yi azaltmada etkilidir ve düşünülebilir. Bununla birlikte, Avusturya’da GLP-1 RA’larda bir kıtlık olduğu bildirilmiştir ve bu durum bulunabilirliği etkileyebilir.

                                                                    Not: Exenatide gibi GLP-1 RA’lar tipik olarak haftada bir kez enjeksiyon şeklinde uygulanır. Hastanın ilaçlara erişimi, bunları üç ayda bir alması, bu rejimle uyumludur, ancak tedarik sorunlarının ele alınması gerekir.

                                                                    SGLT2 İnhibitörleri:

                                                                    Empagliflozin gibi bu ajanlar, idrarda glikoz atılımını teşvik ederek kan glikozunu düşürmekle kalmaz, aynı zamanda kardiyoprotektif ve renal koruyucu faydalar sunar, özellikle komorbid kardiyovasküler hastalığı olan veya kalp yetmezliği riski taşıyan hastalarda yararlıdır. Hastanın normal kalp ve böbrek sağlığına sahip olduğu göz önüne alındığında, SGLT2 inhibitörleri rejime değerli bir katkı olabilir.

                                                                    Kardiyoproteksiyon: SGLT2 inhibitörlerinin kalp yetmezliği nedeniyle hastaneye yatış ve böbrek hastalığının ilerlemesi riskini azalttığı gösterilmiştir, bu da onları diyabetin uzun vadeli yönetiminde önemli bir husus haline getirmektedir.

                                                                    İnsülin Tedavisi:

                                                                    Ağızdan alınan ilaçlara ve insülin içermeyen enjektabl ilaçlara rağmen HbA1c yüksek kaldığında insülin tedavisine başlanır. Bazal insülinin (örneğin Lantus gibi uzun etkili insülin) 10 IU/gün gibi düşük bir dozla başlanması yaygındır. Hasta, insülin dozlarını titre etmek için referans değer olarak kullanılan açlık kan şekeri seviyelerini izleyebilir.

                                                                    İnsülin Tedavisi Türleri:

                                                                    • Sadece Bazal Tedavi (BOT): Açlık glukozunu kontrol etmek için uzun etkili insülin içerir.
                                                                    • Karma İnsülin Tedavisi: Hem yemek zamanı hem de bazal ihtiyaçları karşılayan kısa ve uzun etkili insülini birleştirir.
                                                                    • Yoğun İnsülin Tedavisi: Daha sıkı glikoz kontrolünü amaçlayan çoklu günlük enjeksiyonları (MDI) veya insülin pompası tedavisini içerir.
                                                                    • Kısa Etkili İnsülin: Novorapid, Humalog veya Apidra gibi seçenekler yemeklerden önce kullanılır ve karbonhidrat alımına göre ayarlamalar yapılır (örneğin, 10-12 g karbonhidrat 1 ekmek ünitesine eşittir).

                                                                    İzleme ve Ayarlamalar:

                                                                    Kan glukoz seviyelerinin ve HbA1c’nin düzenli olarak izlenmesi esastır. Hastaya bu amaçla üç ayda bir 100 test çubuğu verilir ve insülin dozu ayarlamalarına rehberlik etmek için sık sık test yapılmasına izin verilir. Amaç, hipoglisemiden kaçınırken HbA1c’yi düşürmektir.

                                                                    Hipotansiyon ve İnsülin Tedavisi: İnsülin, özellikle komorbid rahatsızlıkları olan veya antihipertansif ilaçlar kullanan hastalarda zaman zaman hipotansiyona neden olabilir. Kan basıncının izlenmesi ve gerektiğinde insülin veya diğer ilaçların ayarlanması kritik önem taşır.

                                                                    Renal ve Kardiyovasküler Hususlar:

                                                                    SGLT2 inhibitörleri ve GLP-1 RA’lar renal ve kardiyovasküler faydalar sağlarken, pioglitazon gibi bazı ilaçlar sıvı retansiyonu ve kalp yetmezliği semptomlarının alevlenmesi riski nedeniyle kalp yetmezliği olan hastalarda kontrendikedir.

                                                                    İnsülin Rejimi ve Dozajlama Araçları:

                                                                    Hasta, hızlı bir kalem, beş kartuş ve 8 mg’lık iğneler için reçete ile önceden doldurulmuş bir kalem cihazı kullanır. Bu araçlar kullanım kolaylığını ve insülin rejimine uyumu destekler.

                                                                    İnsülin Pompası ve CGM Değerlendirmesi:

                                                                    İnsüline ihtiyaç duyan hastalar için insülin pompası kullanımı, kan glikoz seviyeleri üzerinde hassas kontrol sağlayarak gerçek zamanlı ihtiyaçlara göre kendi kendini düzenleyen dozajlamaya olanak tanır. Bu teknoloji özellikle hipoglisemi ile mücadele eden veya diyabeti yoğun bir şekilde yönetmesi gereken kişiler için faydalıdır. Sürekli glikoz izleme (CGM) sistemleri, insülin dozlarını ve diyet alımını ayarlamak için kullanılabilecek sürekli, gerçek zamanlı glikoz okumaları ve eğilimleri sağlayarak bunu daha da geliştirir.

                                                                    İYE’li Yaşlı Hastalarda Metformin Kullanımı:

                                                                    Tip 2 Diabetes Mellitus’lu (T2DM) yaşlı hastalarda, özellikle idrar yolu enfeksiyonları (İYE) gibi durumlar da eklendiğinde, kan şekeri seviyelerinin yönetimi giderek daha karmaşık hale gelmektedir. Bu senaryo, farmakoterapinin, kan şekeri takibi için açlık protokollerinin ve insülin pompaları ve sürekli glikoz izleme (CGM) sistemleri gibi gelişmiş teknolojilerin kullanımının dikkatli bir şekilde değerlendirilmesini gerektirir.

                                                                    Metformin, yaşlı popülasyonlar da dahil olmak üzere T2DM için ilk basamak tedavi olmaya devam etmektedir. Bununla birlikte, İYE’li hastalarda, özellikle de böbrek fonksiyonları bozuk olanlarda, nadir ancak ciddi bir yan etki olan laktik asidoz riski nedeniyle metformin kullanımı yakından izlenmelidir. Metforminin güvenli bir seçenek olarak kalmasını sağlamak için düzenli böbrek fonksiyon testleri yapılması önerilir. Böbrek fonksiyonu önemli ölçüde azalırsa, alternatif ilaçların düşünülmesi gerekebilir.

                                                                    Click here to display content from YouTube.
                                                                    Learn more in YouTube’s privacy policy.

                                                                    Komplikasyon

                                                                    • Tedavi edilmezse hiperglisemi diyabetik komaya neden olabilir.
                                                                    • Uzun süredir devam eden diyabet durumunda, özellikle metabolik durum uzun süredir zayıf bir şekilde kontrol edildiğinde, tipik komplikasyonlar gelişebilir.
                                                                    • En sık görülen komplikasyon, diyabetik katarakt ile birlikte görülebilen diyabetik retinopatidir.
                                                                    • Diğer istenmeyen sekeller, diyabetik nefropati ve diyabetik ayak sendromudur. Bunlar çoğunlukla diyabetik anjiyopati ve polinöropatiden kaynaklanır.

                                                                    Bakım

                                                                    Diabetes mellitusta bakıma duyulan ihtiyaç, öncelikle halihazırda meydana gelen komplikasyonlara bağlıdır. Şeker hastalarında sık görülen yara iyileşme bozuklukları nedeniyle önemli olabilir. Ayak bakımı özel ilgiyi hak ediyor. Ayak tırnakları, yaralanma riskinin minimum olması için ayak hastalıkları uzmanı tarafından kısaltılmalıdır.

                                                                    İlk aşamada, öncelikle hastaya tavsiyede bulunmaya odaklanır (diyet, egzersiz, ilaç alma, insülin verme vb.).

                                                                    İleri Okuma

                                                                    1. Anadolu Ajansı. “Dünya ve Türkiye’de diyabetli sayısı, hızla artıyor”​​.
                                                                    2. NTV. “Türkiye’de diyabet hastası sayısı dünyanın 2 katı”​​.
                                                                    3. Yurt Gazetesi. “Türkiye’deki diyabet hastalarının sayısı belli oldu”​​.