Uyku Esnasında Öğrenme Mümkün mü?

Uyudunuz ve Fransızca konuşabilir bir halde uyandınız, harika olmaz mıydı? Tamam, belki Fransızca olmayabilir, fakat daha yaygın bir dil ya da bir beceri seti ya da daha önce sahip olunmayan bazı entelektüel bir birikime sahip halde uyansanız nasıl olur? Aslında bir nevi bu mümkün.

Hipnopedi olarak bilinen uyku öğrenmesi kavramı; beynin uyku esnasında uyaranlara tepki vermesi ve bilgiyi işlemesi durumudur.

Uyku öğrenmesinin ilk örneği 1920’lerin sonlarında Alois Benjamin Saliger öncülüğüyle gerçekleştirilmiştir.“Psycho Phone” isimli bir cihaz icadıyla denekleri uyku esnasında sübliminal olarak etkilemeyi başardı. Saliger; doğal uykunun hipnotik uyku ile benzer olduğunu ve doğal uyku sırasında bilinçaltının önerilere en açık halde olduğunu söylüyor.

Peki Saliger haklı mıydı? Bilimin bugün geldiği noktada, Saliger’ın belli noktalarda haklı olabileceği söyleniyor.

Uyku sırasında beynimiz şaşırtıcı bir şekilde aktif durumdadır ve yeni bilgiyi öğrenme kapasitesine sahiptir, hatta yeni hafızalar bile oluşturabilir. İşte uyku esnasında öğrenebilidiğimize dair araştırmalar tarafından gösterilen üç yol:

Yabancı Diller

Uyku sırasında beyin aktif ve bilgiyi alır haldedir. Fakat, bazı şeyler diğerlerine kıyasla daha fazla kafamıza girer. Örneğin; uyku anında dinlediğiniz bir dilin tamamını öğrenemezsiniz, fakat tek tek bazı kelimelere aşina olabilirsiniz.

Yeni bir deneyde, bilim insanları, ana dili Almanca olan deneklere, temel kelime hazinesiyle Flemenkçe (Hollanda dili) öğrettiler. Araştırmacılar; deneklerin bazıları uykudayken onlara belli etmeden bazı kelimelerin seslerini dinlettiler. Deney sonucunda; sübliminal olarak etkilenmeyen deneklere kıyasla, manipüle edilmiş seslere maruz kalan deneklerin uyandıklarında belirli kelimeleri daha iyi çevirdikleri ve tanımlayabildikleri görüldü.

Ayrıca uykunun önemini vurgulamak için, bilim insanları test grubuna yürüdükleri anda kelimeleri dinlettiler. Sonuçta ise; deneklerin yürür halde iken dinletilen kelimeleri hatırlamada, uyur haldeki deneklere kıyasla daha başarısız oldukları görüldü. Böylece, esas itibariyle, birazcık aşina olduğunuz yabancı dilin kelimelerinin yer aldığı ses kayıtlarını dinlerseniz, uyandığınızda bu kelimeleri daha kolay hatırlayabilirsiniz.

Müziksel Yetenek

Evet, uyku sırasında Les Paul gibi bir tıngırdatma yetisine sahip olabilirsiniz. Nature Neuroscience ‘da Haziran 2012 ‘de yayımlanan bir çalışmada, araştırmacılar; katılımcılara iki basit gitar melodisinin nasıl çalınacağını öğrettiler. Sonrasında denekler kısa bir kestirme aşamasına geçtiler. Uyudukları sırada deneklere, melodilerden birisi defalarca dinletilirken diğer melodiler dinletilmedi.

Denekler uyandığında, büyük ihtimalle beyinleri uykunun yavaş dalgalı anında pekiştirdiği için, uyku esnasında dinledikleri melodiyi çalmada farkedilir bir gelişme sergilediler. Uykunun teorize edilen görevlerinden birisi öğrenilen gerçekleri güçlendirmek olduğundan, çalmaya çalıştığınız bir şarkıyı uyku esnasında dinlemek onu daha da kökleştirir.

Hafızalar

Hayır, Inception filmindeki gibi bir hafıza naklinden bahsetmiyoruz. Fakat uyku ve sesin kombinasyonu belirli hafızaları güçlendirebilir. Araştırmacılar; insanların belirli bir hafıza (anı, yaşan bir durum) ile ilişkili bir ses dinlediğinde bu hafızayı (anıyı) hatırlamada daha iyi oldukları bulgusuna ulaştılar. Deney şu şekilde yapıldı: İlk olarak, çalışmaya katılanlar bilgisayar ekranı üzerinde belirli yerlere nesneler (ikonlar) yerleştirdiler. Her nesne yerleştirildiğinde, bilgisayar bir ses (örneğin; kedi resmi için “miyav”, zil için “ding” sesi çalacaktı, vs.) çalacaktı. Sonrasında, denekler uyurken, onların haberi olmadan seslerin bazıları tekrarlandı.

Denekler uyandığında, sesleri duyanlar, nesnelerin hepsini hatırlamada daha iyi bir performans sergilediler. Bu da bir sesin birden fazla hafızayı tetiklediğini gösteriyor. 2007 yılında yapılan benzer bir çalışmada da, sesler yerine koku kullanılarak koklama ve bellek arasındaki bağ doğrulandı.

Peki bu durum neden işliyor? Araştırmalar; uykunun beynin dinlenmesine müsaade ederken aynı zamanda da uzun süreli hafızaları güçlendirmeye yardımcı olduğunu ortaya koyuyor. REM uykusu örtülü bellek — hakkında düşünmeden yapabildiğimiz görevler– ile ilişkilidir ve yavaş dalga uyku ise açık bellek –bilinçli olarak hatırladığımız gerçekler– ile ilişkilidir. Ve her ikisinin de bizi sübliminal olarak etkileyebileceği kanıtlanmıştır. Yani bir dahaki sefere, bir toplantı sırasında uykuya dalmış vaziyette yakalanırsanız, beyninizin uyanıkken bilgiyi almakta güçlük çektiğini söyleyebilirsiniz çünkü artık bilimsel bir dayanağınız var, hatta işten atılırsanız tazminat bile alabilirsiniz. –ülke bu halde iken son kısımdan emin değilim–

Kaynak:

  1. Bilimfili,
  2. Van Winkle’s, “Three Things That You Can Learn in Your Sleep Tonight”,
  3. Thomas Schreiner and Björn Rasch Boosting Vocabulary Learning by Verbal Cueing During Sleep Cereb. Cortex (2014) doi: 10.1093/cercor/bhu139
  4. Delphine Oudiette, James W. Antony, Jessica D. Creery, and Ken A. Paller The Role of Memory Reactivation during Wakefulness and Sleep in Determining Which Memories Endure The Journal of Neuroscience, April 10, 2013 • 33(15):6672– 6678 DOI:10.1523/JNEUROSCI.5497-12.2013

Beyin Dalgaları Elektrik Alanla Mı Yayılıyor?

Case Western Reserve University’den bilim insanları beyin içerisinde iletişim (nöronlar veya beyin bölgeleri arası etkileşim kastediliyor) sağlayan yeni bir yolu keşfetmiş olabilir.

Araştırmacıların keşfi, beyin dalgalarını incelerken hafıza ve epilepsi ile ilintili olası yeni hedeflerin tanımlanmasını ve sağlıklı beyin koşullarının daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir.

Yapılan araştırmada, nöral uyarının beyinde izlediği yolun bilindiği bir takım mekanizmalarda, sinir uyarıları çok yavaş bir hızda kaydedildi. Araştırmacılar, bu dalganın yayılımının tek açıklamasının; tespit edilebilecek zayıf bir elektrik alan tarafından yayılıyor olacağını belirtti. Laboratuvar çalışmaları ve bilgisayar modelleri de bu savı destekliyor.

Bugüne kadar bu fenomen üzerine çalışılıyor olsa da, bu araştırmadaki bağıntı daha önce kurulamamış, net bir kanıt da bulunamamıştı. Burada yapılan bağıntının da sonucunda bu yönü belirlenebilir elektrik alanla; çeşitli beyin süreçlerinin kontrolü ve geliştirilmesi için kognitif ritime müdahale edilebileceği veya bir takım hastalık koşularının modülasyonu yapılabileceği çıkarımı kolaylıkla yapılabilir.

Araştırmacılar bulgularını ve araştırmanın detaylarını The Journal of Neuroscience’da yayımladılar.

Araştırmacılar bugüne kadar beyin içindeki elektrik dalgalarının, dalga geçişini sağlamak için (dalga ile bilgi aktarımı) fazla zayıf olduğunu düşünüyorlardı. Ancak öyle görünüyor ki; beyin belki de sinaptik transmisyon (nöronlar arası uyarının direkt iletilmesi), difüzyon veya açıklık bağlantıları (teknik olarak ‘gap junctions’ terimi kullanılır) olmadan elektrik dalgaları ile iletişimini sağlıyor olabilir.

Alanlar Nasıl Çalışıyor 

Bilgisayar modelleri ve fare hipokampusları (beynin uzamsal navigasyon ve hafıza ile ilgili olan bölgesi) üzerinde yapılan testler; alanın, bir hücrede veya bir grup hücrede başlıyor olabileceğini gösteriyor.

Elektrik alan düşük genlikte de olsa, bu alan hemen yakınlardaki hücre veya hücreleri uyararak aktive edebiliyor, ki bunun sonucunda da bu hücrelerin yakınlarında olan diğerleri uyarılıyor ve saniyede 10 santimetre gibi bir oranla beyin boyunca uzanabilecek bir iletişim başlamış oluyor.

Araştırmacılar, farelerin hipokampuslarında, beyin içinde üretilen doğal elektrik alanı blokladıklarında ve hem laboratuvar kaplarındaki sinirler üzerindeki incelemelerde hem de bilgisayar modelinde benzer etkiyi yaratmak için hücreler arasındaki mesafeyi artırdıklarında dalganın hızının yavaşladığını gözlemlediler.

Araştırmacılara göre bu sonuçlar aktivite süresince yayılma mekanizmasının, elektrik alanla tutarlılık gösterdiğini ve de yavaşlama miktarının bu aradaki fark kadar olduğunu açığa çıkarıyor.

Uyku dalgaları ve uyku süresince hafıza oluşumunun bir anlamda devam etmesini sağlayan teta dalgaları ve epilepsi nöbeti dalgaları saniyede bir metre ilerleyebiliyorlar. Bu bize frekansları hakkında direkt bir bilgi veriyor ve araştırmacılar şimdi de elektrik alanın hem fizyoloji (normal durumlar) hem de patoloji (epilepsi ve diğer benzer hastalık koşulları) için olası etkilerini araştırmaya devam edecekler.

Eğer bir ilgisi varsa bir sonraki aşama da elektrik alanın bu anlamda normal durumlar veya patolojilerle ilgili nasıl bilgiler taşıdığını öğrenmek ve bunun üzerine epilepsi veya başka bilişsel hastalıklar / anomalilerin tedavisinde yeni adımlar atmak üzerine olacaktır.


Kaynak : Bilimfili, C. Qiu, R. S. Shivacharan, M. Zhang, D. M. Durand. Can Neural Activity Propagate by Endogenous Electrical Field? Journal of Neuroscience, 2015; 35 (48): 15800 DOI: 10.1523/JNEUROSCI.1045-15.2015

En Sağlıklı Uyuma Pozisyonları: Uyku Pozisyonları ile İlgili Doğrular ve Yanlışlar

Uyku, bildiğimiz birçok tür için vazgeçilmez bir davranış kalıbıdır. Özellikle de türümüz için… Son derece iri bir beyne sahip olduğumuz ve oldukça farklı yetilere sahip karmaşık bir tür olduğumuz için günlük uyku düzenimiz büyük önem arz etmektedir. Ancak birçok insan uyku pozisyonları konusunda eksik bilgilere sahiptir. Bu da uyku kalitesini olumsuz etkilemektedir. Bu görselimizde, en sağlıklı uyuma pozisyonlarına yer vermeye çalıştık. Umuyoruz ki belki de farkında olmadan, sadece uyku pozisyonunuz dolayısıyla sahip olduğunuz bazı sorunlarınızı çözmenize katkı sağlayacaktır.

Çeviren: Şule Ölez (Evrim Ağacı)
 
Görsel Düzenleme: Umut Yıldırım (Evrim Ağacı)
 
Kaynak: ScienceDump

Uykusuz Bir Gece, Altı Aylık Yüksek Yağlı Beslenme ile Eşdeğer Zararlara Sahip!

Yeni yapılan bir araştırma, uykusuz veya sağlıksız bir uyku ile geçirilen bir gece ile 6 ay boyunca yüksek yağ içeren gıdalarla beslenmenin  insülin duyarlılığına eşdeğer düzeyde zarar verdiğini açığa çıkardı. Araştırma aynı zamanda , günlük  sağlıklı uyku düzenimizin vücudumuz için ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Araştırmanın merkezinde ise,  doktora derecesine sahip olan Josiane Broussard ve Josiane’nin  Los Angeles’da bulunan  Cedars Sinai Medical Centre’den meslektaşları bulunuyor. Araştırmada denek olarak köpeklerin kullanıldığını belirtmekte fayda var.

Çoğumuzun bildiği gibi vücut  insüline daha az duyarlı bir hale geldiğinde (insülin direnci) kan şekerini sabit bir düzeyde tutabilmek için daha fazla insülin salgılanır. Bu durum zamanla, vücudumuzun insüline karşılık verme mekanizmasının uygun bir biçimde çalışmadığı ve kandaki şeker miktarının oldukça yüksek olduğu  Tip 2 Diyabet Şeker Hastalığına sebep olabilir. Şeker hastalıkları  genel olarak, kalp rahatsızlıklarını da içeren, birtakım ciddi karmaşa/zorluk ile ilişkilendirilirler. Obezite veya aşırı kilo problemi  yaşayan bireylerde şeker hastalığının akabininde insülin direncinin daha çok gelişme ihtimali oldukça yüksektir.

Araştırma ile ilgili olarak Dr. Broussard: ‘’Araştırma, uyku eksikliği ve yüksek yağ içeren besinlerle beslenmenin  insülin hassasiyetinin bozulmasına yol açtığını gösteriyor. Fakat durumun, insülin direncini daha fazla ve daha şiddetli bir hale getirdiği önceden bilinmiyordu. Çalışmamızın sonuçları , bir gecelik total uyku yoksunluğunun insülin hassasiyetine verdiği zararın, 6 ay boyunca yüksek yağ muhteviyatı içeren besinlerle beslenmenin verdiği zarar kadar etkili olabileceğini gösteriyor. Bu çalışma ayrıca,  yeterli bir uyku seviyesinin; kan  şekerininin belirli bir düzeyde tutulmasını sağlama  ve  obezite, şeker hastalıkları gibi metabolik rahatsızlıklara yakalanma  riskini azaltma konusunda  ne kadar önemli olduğuna vurgu yapıyor.’’ diyor.
uykusuz-bir-gece-alti-aylik-yuksek-yagli-beslenme-ile-esdeger-zararlara-sahipÇalışmayı yürütmek için, araştırmacılar obeziteye  göre uyarlanmış  bir beslenme biçiminin öncesi ve sonrasında, 8 erkek köpeğin insülin duyarlılıklarını ölçtüler. Yüksek yağ içeren beslenme biçiminden önce, araştırmacılar  bir gece boyunca uykusuz bıraktıkları köpeklerdeki insülin hassasiyetini ölçmek ve  bu hayvanlardan edinecekleri bulguları sağlıklı bir biçimde uykusunu almış köpeklerle karşılaştırmak için oral glukoz tolerans testini* kullandılar. Ölçümlerin akabininde,  köpeklere 6 aylık bir periyod boyunca sağlıksız olarak sınıflandırabileceğimiz  yüksek yağ içeren bir diyet uygulandı. Ve bu işlemin ardından köpekler yeniden test edildi. Yüksek yağ diyeti uygulanmadan önce, bir gece uykusuz bırakılan köpeklerin insülin hassasiyetlerinde  %33 dolaylarında bir azalma meydana gelmişti. Testlerden sonra, uykusuzluktan kaynaklanan bu azalmanın, 6 aylık yüksek yağ içeren diyet sonucunda meydana gelen  %21’lik azalma ile benzer olduğu saptandı. Yani araştırmaya göre,  6 ay boyunca uygulanan sağlıksız, yüksek yağ içerikli diyet tipi tek başına  insülin hassasiyetini  %21 oranında azaltıyorken, tek bir gece uykusuz kalmak  aynı hassasiyete %33 oranında daha fazla zarar veriyordu.Köpekler bir kere yüksek yağlı diyet sebebiyle bozulmuş insülin duyarlılığına maruz kaldıkları için, bir gecelik uyku yoksunluğu insülin duyarlılığına daha ileri derecede zarar vermemiştir.

Dr. Broussard: ‘’Köpeklerde, bir gecelik uyku yoksunluğu ile  6 ay boyunca  yüksek yağ içeren besinlerle yapılan diyet faktörleri, benzer derecelerde insülin duyarlılığını azalttı. Bu durum insülin direncine neden olan yetersiz uyku ve yüksek yağ içeren diyet durumlarının benzer bir mekanizmaya sahip olduğuna dair bir  izlenim uyandırabilir. Bu durum aynı zamanda , yüksek yağ içeren  beslenme biçiminden sonra insülin duyarlılığının, uykusuzluk ile daha fazla azaltılamayacağı anlamına da gelebilir.’’ şeklinde bir açıklama daha yapıyor.

Bozulmuş insülin duyarlılığına ek olarak, uykusuzluk tükettiğimiz besin miktarının ve metabolik rahatsızlıklara yakalanma riskinin artmasına yol açabilir. The Obesity Society’in sözcüsü Caroline M. Apovian, hekimlerin hastalarına sağlıklı bir uyku sürecinin önemini belirtmelerinin oldukça ciddi bir iş olduğunu vurgulayarak devam ediyor, ‘’Pek çok hasta dengeli bir beslenme biçiminin önemini biliyor. Fakat, çoğunun sağlıklı bir uyku halinin vücuttaki dengeyi korumaya yönelik ne kadar önemli ve hassas bir mekanizmaya sahip olduğuna dair net fikirleri yok.’’

Dr. Broussard’a göre, araştırma ile  ilgili yeni çalışmalar uyku, beslenme ve bu faktörlerin insülin hassasiyeti ile bağlantılı ilişkilerine açıklık getirebilen yolları irdelemelidir. Ayrıca klinik çalışmalarda yeni yeni mercek altına alınan  kurtarma uykusundan sonra, insülin direncinin gelişip gelişmediğini belirlemek önemli olacaktır.

Bu tip temel bilimsel çalışmalar ve köpeklerle ilgili modeller,  obezitenin nedenleri  ve zorluklarını anlamak  ve  hastalığın engellenmesine olanak tanıyan  mekanizmaları tanımlamak açısından  kritik bir öneme sahiptir.

 


Kaynak: Bilimfili, Obesity Society. (2015, November 4). Insulin sensitivity: One night of poor sleep could equal six months on a high-fat diet, study in dogs suggests. ScienceDaily. Retrieved November 6, 2015 from www.sciencedaily.com/releases/2015/11/151104134039.htm

Fareler Uykudayken Beyinlerine Yeni Hafızalar Nakledildi !

Inception ya da Total Recall filmlerini hatırlıyor musunuz?

Hafıza nakli (implantasyonu) bilim kurgu filmlerinde bilinen senaryolardan birisidir. Fakat bu kez kurgular bilim sayesinde gerçeğe dönüştü. İlk defa olarak, farelerin beyinlerine uyku esnasında bilinçli bellek aktarımı sağlandı.

Paris’teki Industrial Physics and Chemistry Higher Educational Institution ‘dan bilimciler farelerin beyinlerine yeni bir hafızayı naklettiler.Çalışmada; düşünmeyi başlatan ya da spesifik bir yerdeki nöronlar hedeflendi ve “geri çağırma süreci” çıkarıldı. Çalışmanın başarısı aynı tekniğin günün birinde insanlarda sık sık akla gelen travmatikolaylar gibi bazı kötü hafızaları değiştirmede kullanılabilir olacağı ümidini artırıyor.

İnsanlar ya da hayvanlar uyku sırasında genellikle o günün aktivitelerini hatırlarlar, düşünürler, geri çağırırlar. Bu geri çağırma yeni bir aktivitenin öğrenilmesine ve pekiştirilmesine katkı sunar.

Uzmanlar; kemirgenlerin beynindeki bu geri çağırma işlemi bozulduğunda, bir önceki gün öğrendiklerini hatırlama yetilerinin de bozulduğu sonucuna ulaştılar. Örneğin; fare bugün yeni bir ambar keşfetti ve nerede olduğunu öğrendi, beynindeki geri çağırma işlemi bozulduğunda ertesi gün fare bu yeni ambarla ilgili bir şey hatırlayamıyor.

Araştırmacılar; fareler uykudayken beyinlerinde yeni hafızalar oluşturmak için beyindeki bu geri çağırma işlemini kullandılar. Karim Benchenane öncülüğündeki araştırma ekibi; beyindeki düşünmeyi başlatan ya da spesifik bir yerdeki nöronları hedefledi.

hafiza-implantasyonu-bilimfilicomFare uyuyorken, araştırma ekibi canlının beyin aktivitelerinigözlemledi ve spesifik bölge hücreleri “canlandığında”, ödülle ilişkili beyin bölgeleri bir elektrotla uyarıldı.

Fareler uyandığında, hızlıca ödül hissiyle ilişkilendirilen bölgeye doğru koşuşturdukları görüldü. Bu durum da; bu yeni ödülle ilişkili hafızanın bilimciler tarafından oluşturulduğunu gösteriyor.

Bu durum; uyku sırasında gerçekleşen ilk bilinçli bellek aktarımı olurken, daha öncesinde de bilimciler uyku sırasında insanların beyinlerinde bilinçaltı ilişkiler oluşturmayı başarmıştı. Örneğin, sigara kullanan insanlar için yapılan bir çalışma neticesinde, sigara kullananlar sigarayı çürük yumurta kokusu ile ilişkilendirmişti.

Farenin ödülle ilişkilendirilen bölgeye doğru hedef odaklı bir davranış geliştirdiğini söyleyen Dr. Benchenane:

“Bu da, bu davranışın otomatik bir davranış olmadığını kanıtlıyor. Oluşturduğumuz şey; farenin ödülle ilişkilendirilen bölgeye bilinçli bir şekilde erişim sağlamasıdır” diyor.

Araştırma ekibi, tekniğin; yetenek gibi daha farklı türde hafızaların aktarımını yapabilecek duruma gelmesinin yıllar alacağını düşünüyorlar, ancak tekniğin insanlarda travmatik olaylarla ilgili hafızaları değiştirme noktasında geliştirilebileceğini ümit ediyorlar.

Eğer insan beynindeki korku-ilişkili tecrübelerin tekrar aktive olduğu yer tam olarak saptanabilirse, burada pozitif bir ilişki geliştirilebilir. Böylelikle travmatik olayların etkisiyle sürekli kabuslar gören insanlarda kötü hafızalar pozitif düşünceler ile eşleştirilebilir.


Araştırmanın Makalesi İçin: Naure Neuroscience, http://www.nature.com/doifinder/10.1038/nn.3970
Kaynaklar: Bilimfili, Jessica Hamzelou, “New memories implanted in mice while they sleep”, http://www.newscientist.com/article/dn27115-new-memories-implanted-in-mice-while-they-sleep.html#.VSLzQfmsUYO

Neden Rüya Görürüz?

Rüyanızda her şey olabilir.  Uçabilirsiniz, okyanusları dolaşan küçük bir kara balık olabilirsiniz, ya da bir süper kahraman olabilirsiniz, inanılmaz yeteneklere sahip olabilir bu yetenekleri kolaylıkla kullanabilirsiniz, aşklarınızla uyanıkken yaşayamadığınız mutlu anlar yaşayabilir, kaybettiklerinizle yeniden buluşma fırsatı yakalayabilirsiniz, vesaire…

rüya1Rüyalar, bilimin bütün alanlarındaki araştırmacılar için şaşırtıcı bir konu başlığıdır. Biyolojik alandaki araştırmacılar uyku anında beyinde nasıl bir psikolojik süreçlerin ortaya çıktığı ve insanlar rüya görürken beyindeki nörolojik dalgalanmaları gözlemleme üzerine çalışırlar. Psikoloji bilimi alanındaki bilim insanları ise rüya içeriklerinin uyanık yaşama dair çıkarımları üzerinde çalışırlar. Bu bilim insanlarının odaklandığı kısımlar dışında, genel olarak bilim insanları rüyalar konusunda hala keşfedilmeyi bekleyen bilinmezliklerin var olduğu konusunda hemfikirler.

Bilim insanları yıllardır “Neden uyumaya ihtiyacımız var?” sorusuyla “boğuşuyorlar”. Yıllardır yapılan çalışmalar neticesinde “ne kadar uyumaya ihtiyacımız olduğu” ve “uykusuzluğun neden zararlı olduğu” gibi soruların cevaplarına ulaşmış durumdayız ancak gelinen noktada “neden uyuduğumuz” sorusunun hala tam olarak bir nedeni keşfedilebilmiş değil. Yapabildiğimiz en iyi şey, uyurken tam olarak neler olduğunu anlamaya çalışmak oldu. Biliyorsunuz ki, uykudan uyandığınız anda aracınızı bir nehirde ya da şarampole yuvarlanan bir halde bulabilirsiniz.

Uyku Anı

Kısa bir süreliğine uykuya dalma sürecinde bile uykumuz aslında 5 farklı evreden oluşur. İlk evre kolayca uyanabileceğimiz (sıkıcı bir ders sırasında ya da bir toplantı esnasında daldığımız kısa uykular gibi) hafif uyku  evresidir. İkinci evre biraz daha derindir (bir koltuğa yaslanıp 20 dakikalığına kısa bir kestirme durumlarındaki gibi). Üçüncü ve dördüncü evreler ise derin uyku evreleridir.

Bu dört evrede beynimizdeki dalgalanmalar daha uzun ve yavaştırlar. Birinci evrede dalgalar alfa dalgaları şeklindedir, sonrasında beta, sonrasında teta ve son olarak da dördüncü evrede delta dalgaları şeklindedir. Dört evreden sonra ise, REM uykusu olarak bilinen final evresine geçeriz. REM “rapid eye movement” yani “hızlı göz hareketi”‘nin kısaltılmış halidir ve yeterince gariptir. REM uykusu bütün günümüzün en aktif fizyolojik kısımlarından birisidir.

stages-of-sleepREM uykusu sırasında; nefes alış-verişlerimiz hızlanır, kalp atışlarımız hızlanır, kan basıncımız artar ve beyin aktivitemiz uyanık olduğumuz anlardaki alfa dalgaları seviyesiyle aynı seviyeye (hatta daha yüksek) ulaşır.

Bütün bu süreçte vücudumuzun diğer bütün kısımları adeta felçli bir haldedir. Eğer bir gece yarısı aniden uyanırsanız hareket etmekte kısa bir güçlük yaşadığınızı farkedersiniz. Bunun sebebi, REM uykunuzun ortasında uyanmanızdır -korkulacak bir durum yoktur-.

Bu durum biraz ürkütücü gelebilir ancak aslında vücudunuzun uyku sırasında sizi güvende tutma davranışıdır. Rüyalarımızın çoğu REM uykusu sırasında meydana gelir, bu yüzden eğer bu aşamada fiziksel bir felç halinde değilsek, REM uykusu davranış bozukluğuna sahip olabiliriz. Yani, eğer rüyanızda bir ninja olduğunuzu görüyorsanız,  uykunuzdan hayali bir ninja tekmesi atma davranışıyla uyanabilirsiniz hatta yatağınızı bir başkasıyla paylaşıyorsanız ona zarar vermeniz ve canını yakmanız da muhtemel bir sonuç olabilir.

Neden Rüya Görüyoruz?

Bu durum bizi rüyaların tam olarak amacının ne olduğu sorusuna götürüyor. Hiç kimse bu duruma dair nokta atışı yapan bir açıklama getirmiş değil ancak konuya dair çeşitli teoriler mevcut. Bazı teoriler olayın yalnızca fizyolojik açısına odaklanır ve rüyaların uykumuz sırasında yalnızca beyin aktivitelerimizin ortaya çıkışı olduğuna inanırlar. Onlar için daha fazla bir anlamı yoktur, yani rüyalarımızın gerçek bir amacı yoktur.

Diğer teoriler ise rüyaların daha psikolojik açılarına odaklanırlar. Sigmund Freud‘a göre rüyalar insanların uyanıkken yapamadığı şeyleri yapabilmesine yardımcı olur. Yani Freud rüyalarımızın içimizde saklı tuttuğumuz tutkularımızı ortaya çıkarabilmemize yardımcı olduğunu söyler. Carl Jung ise, rüyalarımızın uyanıkken sahip olduğumuz düşüncelerle aynı olduğuna inanır.

freudFreud ve Jung bu teorilerini Viktorya Çağı’nda ortaya atmışlardır. Fakat bugün, birçok psikolog rüyalara dair psikolojik ve nörolojik açılar arasında kurulan bir köprü teorisini benimsiyorlar. 1973 yılında, Allan Hobson veRobert McCarley; “rüyalar, beynin rastgele elektriksel uyarımlarının bir sonucudur” hipotezi üzerine yoğunlaştılar. Hobson ve McCarley rüyaların hafızamızda depolanan tecrübelerimizin görüntüleri olduğunu ileri sürdüler. Ancak bu gelişigüzel elektrik uyarımları bütün hikayelerle uyumlu değillerdir fakat parça görüntülerden oluşan bir seridirler. Bir kimse uyanıkken, beyin bu parça görüntüleri alır ve onlardan anlamlı bütün bir hikaye oluşturur.

 

 

Sonuç itibariyle, rüyalara ve uykuya dair hala çözülememiş gizemler mevcut, en azından şuana kadar her şey tam olarak anlaşılabilmiş değil. Çünkü bilinenlerin hepsi hala birer teori olarak duruma dair açıklamalar geliştiriyor. Belki gelecekte rüyalarımıza dair yeterli bilgiye ulaşabilecek ve onları kontrol edebileceğiz. Mümkün mü? Elbette ki mümkün, çünkü bilimin sınırı yok.


Yararlanılan Kaynaklar: BilimfiliHow Dreams WorkAbout.Comen.wikipediaLearningMind
Görsel KaynaklarıNewAge.WonderHowToWorldOfLucidDreaming

Derin Nefes Almak Uyumanıza Yardımcı Olabilir

Geceleri sizi uyumaktan alıkoyan şey nedir? Derin düşüncelere dalmak, ya da ertesi günün stresini yaşamak beynin rahatlamasına engel olur. Uykusuz kaldığınızda, kendinizi düşüncelerden almakta zorluk çekersiniz ve işte tam bu noktada da nefes alış-veriş biçiminiz uyumanız noktasında size yardımcı olabilir. Nefes alış verişinin stresi azalttığını gösteren çalışmalar mevcuttur.

Kontrollü olarak derin nefes alıp-vermek uzun süre boyunca geleneksel Doğu tedavi yöntemlerinin birisi olmuştur. Yöntem; 70’lerde Dr. Herbert Benson tarafından en çok satan kitabı The Relaxation Response ile Batı’ya yönelmiş ve bilimsel olarak da kimyasal içermeyen çeşitli yollarla stresi azalttığı gösterilmiştir.

Kontrollü derin nefes ile neyi başarabilirsiniz?

Kontrollü derin nefes, kandaki pH seviyesini değiştirebilir ve kalp atış hızınızı azaltmasının ve kaslarınızırahatlatmasının yanısıra kan basıncınızı düşürür, bu durum da beyninize daha fazla oksijenin gitmesine yol açar. Bununla birlikte, rahatlama tepkisini kontrol eden parasempatik sinir sisteminin önemli bir parçası olan vagus sinirini uyararak vücudun stres tepkisini azaltabilir. Bu sinir, bizi rahatlatan ve endişeden uzaklaşmamızı sağlayan beyin-vücut kanalıdır.

Yüksek bir uyarım seviyesinde olmayan beyin, düşüncelere kapılmak yerine onlarla daha az zaman harcar. Nefes alış-verişinize odaklanmak, sizi, uykuya dalmanızı kolaylaştıracak derin bir rahatlama hissine teşvik eder.

Nasıl Yapacağız?

Derin nefes alma egzersizine başlamadan önce, yatakta rahat bir pozisyon yakalayın. Pozisyonunuzu yakaladıktan sonra, vücudunuza odaklanarak kaslarınızı gevşetmeye ve rahatlamaya başlayın. Eğer beyniniz bu odaklanmadan kaçıyorsa, dikkatinizi tekrar vücudunuza yöneltin. Odaklanma sorunu yaşıyorsanız cesaretiniz kırılmasın, çünkü dikkat dağınıklığı tamamen normaldir ve düşüncelere dalmayı nasıl engelleyebileceğinizi öğrenmeniz zaman alır ve pratik gerektirir.

Nefes alış-verişlerinizin farkına varmaya başlayın ve vücudunuzda hissedin -karnınızdan, göğsünüzden ve burnunuzdan. Soluk alışınızdan soluk verişinize kadar her nefesinize odaklanın. Sonra, derin bir nefes alın, birkaç saniye tutun ve nefes verin. Dikkatinizi her soluk alışınıza ve verişinize odaklayarak bu düzeni birkaç dakika boyunca sürdürün. Eğer dikkatiniz kaçıyorsa, sakince tekrar nefesinize odaklanın.

Nefes alıp-verirken vücudunuzda herhangi bir gerilmenin olup olmadığını, başınızdan ayak parmaklarınıza kadar tarayarak arayın. Eğer bir gerginlik hissediyorsanız, nefesinizi vücudunuzun bu bölgesine “gönderebilirsiniz.” Sonra tekrar nefes alış-verişlerinize geri dönün. Her nefes alışınızda ve verişinizde daha da rahatladığınızı hissedin. Umuyoruz ki, her şey yolunda giderse uykuya dalacaksınız.


Kaynak:

  1. Bilimfili,
  2. Harvard Medical School
  3. The Healing Power of the Breath: Simple Techniques to Reduce Stress and Anxiety, Enhance Concentration, and Balance Your Emotions Paperback – June 12, 2012 by Richard P. Brown (Author), Patricia L. Gerbarg (Author)
  4. Van Wickle’s, “How Deep Breathing Can Help You Sleep,” http://vanwinkles.com/how-deep-breathing-can-help-you-sleep

Uykuda Ölüm: Karbonmonoksit Zehirlenmesi

anne-bebek

Kış aylarında en sık gördüğümüz haberlerin başında soba zehirlenmesine bağlı ölümler geliyor. Medyada soba zehirlenmesi olarak geçse de, bilimsel olarak bunlar CO (Karbonmonoksit) solunmasına bağlı ölümlerdir. Karbonmonoksit zehirlenmesi, Dünya’da ve ülkemizde en sık görülen kimyasal zehirlenmelerin başında gelir.

CO zehirlenmesi nedir ve CO soluduğumuz zaman vücudumuzda ne olur?

CO renksiz, kokusuz ve toksik özellik gösteren bir gazdır. Odun, kömür, gaz gibi yapısında karbon atomu taşıyan yakıtların ortamda bulunan yetersiz oksijen sebebiyle tam olarak yanmaması sonucu açığa çıkar. Bunun dışında otomobil, jeneratör vs gibi egsoz çıkışı olan cihazlar da önemli CO kaynaklarıdır.

Kanımızda O2 (Oksijen) taşımaktan sorumlu olan molekül bir proteindir. Normalde proteinlerdeki hiçbir amino asit zinciri oksijeni tersinir bağlayacak şekilde uygun değildir. Yani oksijeni hem tutup hem de dokulara bırakabilecek kapasitede olmadıkları için, bu özel transport proteinleri yapılarında demir bulunan, O2 bağlama yeteneğine sahip “hem grupları” taşırlar. Bu sebeple bu proteinler “hemoglobin” adını alırlar. Hemoglobinler, eritrosit dediğimiz; dokulara oksijen taşınmasında aracı olan kırmızı kan hücrelerinde (alyuvar) bulunurlar.

Uyku sırasında karbonmonoksit zehirlenmesine maruz kalırsanız, %99.9 ihtimalle ölürsünüz. Medyada gördüğünüz "bütün aile soba zehirlenmesinden öldü" haberlerinin nedeni budur.

Uyku sırasında karbonmonoksit zehirlenmesine maruz kalırsanız, %99.9 ihtimalle ölürsünüz. Medyada gördüğünüz “bütün aile soba zehirlenmesinden öldü” haberlerinin nedeni budur. O nedenle, eğer ısıtma sisteminiz (doğal gaz veya soba) evinizin içinde yer alıyorsa, bir karbonmonoksit alarm sistemi taktırmanız şarttır.

Şimdi gelelim CO’nun nasıl toksik etki gösterdiğine. Ne oluyor da bu molekül bizi öldürecek etkiler yaratabiliyor?

CO ve O2’nin bir arada bulunduğu ortamda ikisi de, hemoglobine bağlanmak için yarışırlar. CO, hemoglobin için O2’den 250-300 kat daha fazla ilgiye sahiptir, yani hemoglobine bağlanma isteği O2’den hayli fazladır. Bu sebeple hemoglobine sıkıca bağlanır ve bağlandığında da kolay ayrılmaz. Bağlanma sonucu oluşan bu molekül “karboksihemoglobin“dir ve COHb olarak gösterilir. Sağlıklı bir bireyde, toplam hemoglobinin %1 yada daha azı bir oranda COHb olarak bulunur. Bunun dışında bu kompleks, sigara içenlerde %3-8 oranında bulunur . Bu miktardayken bile vücudu olumsuz etkiler. O2 yerine CO bağlandığı için dokulara giden O2 miktarında azalma görülmesi en önemli problemlerden biridir. Seviye arttıkça daha da ciddi sorunlar ortaya çıkar. Ölümler genelde COHb seviyesinin %60’ı geçtiği durumlarda gerçekleşir.

CO bağlanması aynı zamanda hemoglobinin yapısını oluşturan hemoglobin alt birimlerini de etkiler. Hemoglobinin bir kısmına bağlanan CO, diğer kısımlarında O2’ye olan ilginin artmasına sebep olur. Hemoglobinin bu O2’ye istekli olan kısmı akciğerlerdeki O2’yi tutsa dahi, dokulara bunun çok az bir kısmını bırakabilir. Bu da dokuda oksijen kaybına sebep olur.

Bu gibi durumlarda kişiye 3 atmosferlik basınçta %100 oksijen verilerek CO’nun hemoglobinden uzaklaştırılması sağlanır. Böylelikle CO zehirlenmesi tedavi edilebilir.

Karbonmonoksitten zehirlendiğiniz nasıl anlarsınız?

Karbonmonoksit zehirlenmesini anlamak güçtür. Eğer uyuduğunuz sırada bu gaza maruz kalırsanız, çok büyük bir ihtimalle hiçbir zaman uyanamadan hayatınızı kaybedersiniz. Çünkü karbonmonoksit kokusuzdur ve solunduğunda kişiyi rahatsız etmez.

co-zehirlenmesi

Ancak, eğer uyanıksanız, bazı belirtilerini görürsünüz. Örneğin, hafif bir baş ağrısı hissedersiniz. Bunun yanında yine hafif bir mide bulantısı ve halsizlik de eklenebilir. Yorgun olmamanıza rağmen kalbiniz çok hızlı atmaya başlar ve kusma isteğiniz gelebilir. Bu belirtilerden bazılarını yaşamaya başladıysanız, bulunduğunuz yerde yürümeye çalışın. Eğer dengenizi korumakta güçlük çektiğinizi, yürümekte zorlandığınızı farkederseniz, bilin ki karbonmonoksit zehirlenmesine maruz kalıyorsunuz.

Bu safhadan sonra vaktinizin oldukça az olduğunu unutmayın. Bir yolunu bulup hemen bulunduğunuz ortamdan, açık havaya veya temiz bir ortama çıkmaya çalışın. Yapabilirseniz, çevrenizden yardım isteyin ve en kısa sürede hastaneye gidin.

Sakın unutmayın! Karbonmonoksit zehirlenmesine maruz kaldığınızda açık havaya çıkıp temiz hava solumaya başlamanız sizin hayatınızı kurtarmaz. Sadece kaçınılmaz sonu biraz ötelemeye yardımcı olur. Hayatta kalabilmenizin tek yolu, acilen hastaneye kaldırılıp tedavi edilmenizdir.

Acilen tedavi edilmezseniz ne olur? 

Halsizlik, mide bulantısı, baş dönmesi ve denge kaybının yanında zihin bulanıklığı yaşamaya başlarsınız. Kendinizi saçma sapan şeyler düşünüp, çevrenizden soyutlanmış biçimde bulursunuz ve uyku isteğiniz ağır basmaya başlar. Bilinciniz yerinde olmadığı için, yere uzanıp uyumaya çalışırsınız ve bir süre sonra bilinciniz kapanır. Bilinciniz kapalı halde bir süre daha hayatta kalırsınız ve bu süre içinde kurtarılmazsanız bir daha asla uyanamaz, ölürsünüz.

Ve tüm bunlar, yani zehirlenmenin başlaması ile bilincinizi yitirmeniz; 5-10 dk içinde olup biter… O yüzden çoğu insan banyoya girip şofbenden sızan karbonmonoksite maruz kaldığında, hepi topu 10 dk içinde hayatını kaybeder. Karbonmonoksit ile şaka olmaz, ciddiye alın.

Hazırlayan: Devrim Yağmur Durur(KozmikAnafor)
Geliştiren:
Zafer Emecan(KozmikAnafor)

Kaynaklar
David L. Nelson, Michael M. Cox, Lehninger Biyokimyanın İlkeleri, 5.Baskı