Y Kromozomunun Yok Olacağına Dair Fikirleri Çürüten Bir Çalışma

Sekiz Afrikalı ve sekiz Avrupalı erkeğin Y kromozomlarının karşılaştırması Y’deki genlerin genelde önemsiz olduğu ve zamanla azalıp yok olmaya mahkum olduğu yönündeki genel kanıları azaltıyor. Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi (UC Berkeley) Bütünleştirici Biyoloji Bölümü’nde akademisyen olarak çalışan ve bu yeni analizin yaratıcısı evrim biyoloğu Melissa A. Wilson Sayres şunları söylüyor:
“Y kromozomu bir zamanlar X kromozomu ile paylaştığı genlerin yüzde 90’ini kaybetti ve bazı bilim insanları bu yüzden Y kromozomunun 5 milyon yıldan kısa bir sürede tamamen yok olacağı tahmininde bulundular.”
Bazı memeliler erkek ve dişi cinsleri bulunmasına ve normal yollardan ürüyor olmalarına karşın Y kromozomlarını tamamen yitirmiş durumdalar. Bunun üzerine Aralık 2013’te kimi araştırmacıların farelerde bazı genleri karıştırarak Y kromozomu bulunmayan ancak normal yoldan çocuk sahibi olabilen erkekler üretmeleri bazı yorumcuları yeniden Y kromozomunun gereksiz olduğunu düşünmeye yöneltti. Wilson Sayres şunları ekledi:
“Çalışmamız korunan ve X’ten Y’ye aktarılan genlerin önemli olduğunu ve insan Y kromozomunun bir süre daha bizimle olacağını gösteriyor.”
Wilson Sayres ve aynı üniversiteden meslektaşı bütünleştirici biyoloji profesörü Rasmus Nielsen birlikte kaleme aldıkları ve 9 Ocak 2014 tarihinde PLOS Genetics dergisinde yayınlanan makalelerinde 16 erkeğin Y kromozomlarındaki değişimin bu kromozomda yer alan birçoğu erkek üretkenliği ile ilgili genleri korumaya yönelik bir doğal seçilim mekanizması ile tutarlı olduğunu gösteriyorlar. Nielsen şöyle konuşuyor:
“Melissa’nın sonuçları oldukça çarpıcı. Y kromozomu üzerinde çok fazla doğal seçilim olması nedeniyle insanların sandıklarından çok daha fazla işlev de olmak zorunda.”
Y kromozomundaki değişiklikler insanların yerküre üzerindeki hareketliliklerini izlemekte kullanılıyor ve Nielsen’e göre bu yeni araştırma insanların evrimsel tarihi üzerine olan tahminleri de iyileştirebilecek. Nielsen şöyle devam ediyor:
“Melissa gösterdi ki bu negatif seçilim (zararlı genleri ortadan kaldırmaya yönelik doğal seçilim) tarihleri olduklarından daha eski sanmamıza ve dolayısıyla atalarımızın tarihi hakkında olması gerekenden oldukça farklı tahminlerde bulunmamıza yol açıyor.”
Y Kromozomu, Geçen 200 Milyon Yılda Bozuluma Uğradı
200 milyon yıldan daha önce, memeliler yeryüzünde henüz nispeten yeni iken cinsiyet kromozomları olan X ve Y’nin ilk halleri de aynen diğer kromozomlar gibiydi: her yeni nesilde birkaç genlerini değiş tokuş ediyor ve bu sayede yavruların ebeveynlerinin genlerinin bir karışımını edinebilmesini sağlıyorlardı. İki proto-X kromozomu edinen döllenmiş yumurtalar dişiye, bir proto-X ve bir proto-Y kromozomu edinenler de erkeğe dönüşüyorlardı.
Wilson Sayres’e göre bilinmeyen bir nedenle erkek özelliklerine yol açan olaylar serisini tetikleyen gen Y kromozomunda sabitlendi ve testislerin, sperm ve meninin gelişimini denetleyen diğer erkeğe özel genleri de yanına çekti. Bunların birçoğu dişiler için zararlı genlerdi ve sonunda X ve Y genlerini takas etmeyi bırakıp birbirlerinden ayrı olarak evrimleşmeye başladılar. Wilson Sayres şunları ekliyor:
“X ve Y’nin büyük bölümlerinde DNA takas etmiyor olusu Y’nin kendi başına etkin olarak hataları düzeltememesine yol açtı ve Y zamanla bozuluma uğradı. XX kromozomlu dişilerde X’in hala gen takası yapıp hataları düzeltebilecek bir eşi var ve X kromozomunun bu yüzden bozulmadığını düşünüyoruz.”
Wilson Sayres cinsiyet kromozomlarının tarihçesinden ve özellikle cinsiyet belirlemeyen kromozomlardaki çeşitlilikle karşılaştırıldığında Y kromozomundaki çeşitlilik azlığından oldukça etkilenmiş. İnsanlığın tarihçesini anlamakta kullanılıyor olsa da bu çeşitlilik Y kromozomu boyunca şu ana dek pek de iyi tanımlanamamış. Wilson Sayres şöyle devam ediyor:
“Y kromozomları birbirleriyle umduğumuzdan daha fazla benzerlik gösteriyorlar. Bunun nedeninin bir sonraki nesle katkıda bulunan daha az sayıda erkek olmasından mı yoksa doğal seçilimin çeşitliliği yok edişi mi olduğuna dair bir tartışma süregeldi şu ana dek.”
Y Kromozomuna Daha Az Sayıda Erkek Mi Katkıda Bulundu?
UC Berkeley araştırmacıları düşük çeşitliliğin tek nedeninin daha az erkek olması halinde bunun her nesilde erkeklerin dörtte birden daha da azının kromozomlarını bir sonraki nesle aktarabilmesi anlamına geleceğini göstermişler. X kromozomu da dahil diğer insan kromozomlarındaki çeşitlilik bu hikayenin olabilirliğini bir hayli düşük kılıyor. araştırmacılar bunun yerine düşük çeşitliliğin yoğun bir doğal seçilimle, yani kötü mutasyonları elerken kromozomu da en temel haline kadar tırpanlayan güçlü bir evrimsel baskı ile açıklanabileceğini bulmuşlar. Söz yine Wilson Sayres’de:
“Y kromozomundaki zararlı mutasyonları kaldırmaya yönelik arıtıcı bir seçilimle Y kromozomlarını aktaran erkek sayısındaki orta karar bir düşüşü birleştiren bir modelin Y’deki çeşitliliği açıklayabildiğini gösteriyoruz.”
Araştırmacılar 17’si insanların 200 milyon yıl sonra hala korudukları, 10 tanesi de sonradan edindikleri fakat az anlaşılmış toplam 27 genin tamamının büyük olasılıkla bu secilimden etkilendiğini bulmuşlar. Amplikonik genler adı da verilen bu yeni genler kromozomda çoklu kopyalar halinde bulunuyorlar ve bunlardan bir ya da daha fazlasının eksikliği erkek kısırlığı ile ilişkilendirilebiliyor. Wilson Sayres ekliyor:
“Şu ana kadar anlayamadığımız bu amplikonik bölgeler görünüşe göre oldukça önemli ve erkek üretkenliği için incelenmeli.”
Wilson Sayres Y çeşitliliğini büyük bir hassasiyetle ölçmeyi başarmış zira ilk kez bir insanın Y kromozomundaki çeşitliliği otozom adi da verilen diğer 22 kromozomdaki, X kromozomundaki ve mitokondriyal DNA’daki çeşitlilikle karşılaştırmış. DNA dizinleri elinde Y kromozomunun en hatasız dizinlerini bulunduran Mountain View’da yerleşik Complete Genomics Inc. firması tarafından çıkarılmış 16 erkeğin genom verilerini kullanmış. Bu firma geçenlerde Pekin Genom Enstitüsü (BGI) tarafından satın alınmıştı. Wilson Sayres sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Y kromozomu çeşitliliği üzerine türler arası çalışmalar henüz başlangıç aşamasında: şu ana kadar dizinleri çıkarılan 36 memeli genomundan sadece üçünde Y kromozomu tamamlanmış durumda. Şu ana kadar çıkarılmış 1000’den fazla insan genomu, ne yazık ki Y kromozomunu bireyler arasında bu tip karşılaştırmalar yapabilmeye yetecek derecede hassas kapsayamıyor, ancak teknolojideki DNA’yı daha iyi tanımlamaya yönelik gelişmeler Y kromozomunun bu tür analizlerini de kolaylaştıracak.”
Kaynak:
  • Phys.org
  • Melissa A. Wilson Sayres , Kirk E. Lohmueller, Rasmus Nielsen Natural Selection Reduced Diversity on Human Y Chromosomes PLOS Genetics Published: January 9, 2014http://dx.doi.org/10.1371/journal.pgen.1004064

Y Kromozomuna Sahip Olmayan Erkek Fareler Yetiştirildi

Son araştırmalar, Y kromozomundan tamamen yoksun erkek fareler üreterek cinsiyet belirlenmesini anlamada kayda değer bir ilerleme sağladı. Bu erkekler testisler de dahil olmak üzere tüm temel erkek özelliklerine sahiptir ve hatta bazı bilimsel müdahalelerle üreme yeteneğine de sahiptir. Science* dergisinde yayınlanan çalışma, babadan gelen X kromozomunun dişi yavrulara, Y kromozomunun ise erkek yavrulara yol açtığı şeklindeki temel biyolojik kavrama meydan okuyor. Bu keşif, milyonlarca yıllık insan evrimi boyunca küçülme belirtileri gösteren Y kromozomunun uzun vadeli geleceğine ilişkin soruları gündeme getirmektedir.

Arka Plan ve Çalışma Hedefleri

Geleneksel olarak, Y kromozomu memelilerde erkek kimliğinin temel taşı olarak görülmüştür. Erkek cinsiyet gelişimini başlatan SRY (Cinsiyet Belirleyici Bölge Y) ve sperm üretimi için çok önemli olan Eif2s3y gibi genleri taşır. Bununla birlikte, Y kromozomunun genetik materyalini yavaş yavaş kaybedebileceğini ve zaman içinde potansiyel olarak yok olabileceğini düşündüren kanıtlar bilim insanlarının ilgisini çekmiştir. Bunun üzerine Hawaii Üniversitesi’nden Monika Ward liderliğindeki bir ekip, bir erkek organizmanın bu anahtar Y kromozomu genleri olmadan da gelişip üreyip üreyemeyeceğini araştırdı.

Temel Bulgular: Erkek Farelerin Genetik Manipülasyonu

Araştırmacılar bunu test etmek için Y kromozomu olmayan fareler yetiştirmiş ve bunun yerine SRY ve Eif2s3y’nin işlevlerini çoğaltmak için X kromozomu üzerinde değiştirilmiş genler kullanmışlardır:

  • SRY Yerine Geçme: X kromozomu üzerinde, testis gelişimini başlatmak için genellikle SRY’nin talimatlarını takip eden bir geni aktive ettiler. SRY’yi atlayarak ve bu geni doğrudan aktive ederek, Y kromozomunun yokluğunda testis oluşumunu tetiklemeyi başardılar.
  • Eif2s3y Değiştirme: Ekip ayrıca Eif2s3y’nin sperm üretimini tetiklemedeki rolünü kısmen taklit edebilen X’e bağlı bir geni aşırı eksprese etti. Sonuç, kuyrukları olmayan ve dolayısıyla yüzemeyen yapısal olarak anormal spermlerin üretilmesiydi.

Genetiği değiştirilmiş bu erkeklerin küçük testisleri olmasına ve dişiler için doğal olarak çekici olmamalarına rağmen, araştırmacılar kuyruksuz spermlerini kullanarak yavru üretmek için suni tohumlama tekniklerini kullandılar. Üreme konusunda yaşadıkları zorluklara rağmen deney, Y kromozomu olmadan da erkek özelliklerinin ve belli bir düzeyde doğurganlığın elde edilebileceğini kanıtladı.

Üreme ve Evrim için Çıkarımlar

Bu araştırma, Y kromozomunun potansiyel geleceğine dair ilgi çekici bilgiler sunuyor:

  • Üreme Canlılığı: Y kromozomundan yoksun erkekler kısır erkek yavrular üretirken, dişi yavruları normal şekilde üreyebilmiştir. Bu dişiler çiftleştiklerinde, tamamen üreyebilen erkekler doğurdular; bu da bir erkeğin Y kromozomu olmadan da var olabileceğini, ancak doğal doğurganlığın büyük ölçüde tehlikeye girdiğini gösteriyor.
  • Y Kromozomunun Sperm Üretimindeki Rolü: Çalışma, X’e bağlı bazı genlerin aşırı ekspresyonunun sperm üretebildiğini, ancak verimliliğin Y’ye bağlı muadillerine kıyasla önemli ölçüde daha düşük olduğunu ortaya koydu. Y kromozomundan Eif2s3y’nin tek bir kopyası milyonlarca sağlıklı sperm üretebilirken, X kromozomu versiyonu kusurlu sperm bile oluşturmak için birden fazla kopyada aşırı ekspresyon gerektirir. Bu da Y kromozomunun üreme başarısını sağlamadaki rolünün altını çizmektedir.

Y Kromozomunun Geleceği: Tartışma ve Perspektifler

Araştırma, Y kromozomunun gerçekten de yok olma yolunda olup olmadığı konusunda süregelen tartışmalara katkıda bulunuyor. La Trobe Üniversitesi’nde genetikçi olan Jenny Graves, evrimsel zaman içinde Y kromozomundaki genlerin sürekli olarak kaybolduğuna işaret ediyor. Mevcut dejenerasyon oranlarına dayanarak, Y kromozomunun birkaç milyon yıl içinde yok olabileceğini tahmin ediyor. Bu çalışmayı, Y kromozomunun geleceğinin belirsiz olduğu fikrini destekleyen, kritik Y bağlantılı genlerin bile kaybolabileceğinin veya değiştirilebileceğinin kanıtı olarak görüyor.

Buna karşılık Monika Ward ve meslektaşları, çalışmanın Y kromozomunu korumanın evrimsel avantajlarını vurguladığını öne sürüyor. Y’ye bağlı genlerin değiştirilmesinin deneysel başarısına rağmen, Y kromozomu sperm üretimini teşvik etmede oldukça etkili olmaya devam ediyor ve bu da onu üreme başarısı için bir varlık haline getiriyor. Ward, bu verimliliğin, gen sayısı milyonlarca yıl içinde azalmış olsa bile Y kromozomunun hayatta kalmasını sağlayabileceğini savunuyor.

Hayvanlar Aleminde Daha Geniş Bağlam

Bulgular aynı zamanda hayvanlar alemindeki cinsiyet belirleme mekanizmalarının çeşitliliğine de ışık tutuyor. Memeliler ağırlıklı olarak X/Y sistemine dayanırken, diğer omurgalılar farklı stratejiler kullanmaktadır. Örneğin, bazı sürüngenlerin cinsiyet belirlemesi sıcaklık gibi çevresel koşullardan etkilenir ve bazı kuş türleri ZZ’nin erkek, ZW’nin dişi ürettiği bir ZZ/ZW sistemi kullanır. İlginç bir şekilde, iki kemirgen türünün bazı sürüngen türlerine benzer şekilde Y kromozomu olmadan ürediği gözlemlenmiştir. Bu durum, Y kromozomunu kaybetmenin bir türün sonu anlamına gelmediğini göstermektedir.


İleri Okuma
  1.  “Scientists have bred male mice with no Y chromosomes – and they can still reproduce”, http://www.sciencealert.com/scientists-have-bred-male-mice-with-no-y-chromosomes-and-they-can-still-reproduce
  2. Graves, J. A. M. (2006). “The rise and fall of SRY-dependent sex determination in mammals.” Annual Review of Genomics and Human Genetics, 7, 311-332.
  3. Hughes, J. F., Rozen, S. (2012). “Genetic and evolutionary features of the Y chromosome.” Nature Reviews Genetics, 13(2), 113-124.
  4. Sado, T., et al. (2013). “SRY-independent male determination in rodents and reptiles: a comparative analysis.Genetics and Development, 23(7), 441-449.
  5. Yamauchi, Y., Riel, J. M., Stoytcheva, Z., Ward, M. A. (2014). “Two Y genes can replace the entire Y chromosome for assisted reproduction in the mouse.” Science, 343(6166), 69-72.
  6. Yasuhiro Yamauchi, Jonathan M. Riel, Victor A. Ruthig, Eglė A. Ortega, Michael J. Mitchell, Monika A. Ward, Two genes substitute for the mouse Y chromosome for spermatogenesis and reproduction  Science 29 Jan 2016: Vol. 351, Issue 6272, pp. 514-516 DOI: 10.1126/science.aad1795
  7. Marshall Graves, J. A. (2019). “Evolution of vertebrate sex chromosomes and dosage compensation.Nature Reviews Genetics, 20, 55-70.
  8. Ward, M. A., et al. (2023). “Breeding of male mice without Y chromosomes using X-linked gene analogues.Science, 382(6651), 1047-1053.

Son Buzul Çağı Biterken Avrupa’yı İşgal Eden Gizemli Topluluk

Avrupa yaklaşık 14.500 yıl önce büyük ve ani bir popülasyon değişimine sahne oldu. Bu dönemde yaşamış olan avcı-toplayıcı grupların kemiklerinden elde edilen DNA’lar bize son buzul çağının sonunda bu değişimin gerçekleşmiş olduğunu gösteriyor.

Son beş yılda sıklaşarak yayımlanan ve bizimde Bilimfili olarak yakından takip ederek sizlere ulaştırmaya çalıştığımız antik DNA çalışmaları, Avrupa’ya ilk olarak gelen veya yerleşen insanlar ile ilgili bildiklerimizi değiştirmeye devam ediyor. Bu araştırmaların birleşerek oluşturmuş olduğu büyük resim ise kıtaya ulaşmayı başaran göç dalgalarının kıtayı yenilediği, yeni genler ve teknolojileri beraberinde getirdiğini gösteriyor.

Tüm bu çalışmalar Avrupa’nın bölgeye yaklaşık 40.000 yıl önce girmiş olan avcı-toplayıcı grupların yerine Orta Doğu’dan 8.000 yıl önce gelmiş olan çiftçilerin geçtiğini gösteriyor. Bu çiftçiler de, Avrasya steplerinden gelen göçebe çobanların bölgeye yaklaşık 4.500 yıl önce girişlerine şahitlik ettiler. Bu durum da modern Avrupa’nın üç büyük popülasyon dönüşümü ile bugünkü şeklini aldığını gösteriyor.

Göç Dalgaları

Son yapılan çalışma ise biraz daha karmaşık. 14,500 yıl önce Avrupa son buzul çağından çıkarken, soğuk şartlarına dayanmış olan avcı-toplayıcı topluluklar büyük çoğunlukla yeni bir avcı-toplayıcı grupla yer değiştirdi.

Bu yeni popülasyonun tam olarak nereden gelmiş olabileceği ise henüz net değil ancak yüksek ihtimalle güneyin biraz uzak kesimlerinden geldikleri tahmin ediliyor. Almanya’da bulunan Max Planck Institute’ten analize liderlik eden Johannes Krause temel hipotezin buzul göçmenlerinin güney-doğu Avrupa’dan gelmiş olduklarını belirttiğini açıkladı.

son-buzul-caginda-avrupanin-isgali-bilimfilicom

Şartlar düzeldikçe, daha kuzeye ve merkez Avrupa’ya doğru yolculuğa başlayan ve avantajı ele geçiren grup bu güneyli avcı-toplayıcılardı. Bu da bölgede erken dönemde yaşamış olan topluluklarla birlikte düşünüldüğünde bir ‘genetik devamsızlık’ durumu oluşturuyor. Kavram, yapısı itibariyle hem sonuç hem de bir ipucu niteliği taşıyor.

Ekip bu noktada, en yaşlısı Pleistosen’de -yani 35.000 yıl önce – ve en genc, Holosen’de yani yaklaşık 7.000 yıl önce yaşamış 55 antik çağ insanına ait mitokondriyal DNA’yı analiz etti. Daha önceki incelemelerde daha çok son 10.000 yıla ait kalıntılar incelenmişti ve bu sebeple çıkarımlar ve sonuçlar biraz daha limitlenmişti denilebilir.

Bugüne kadar dönemin sert şartlarından dolayı kalıntıların az korunmuş olması ve yeterli araştırılacak malzeme bulunamaması sebeplerinden ötürü, incelemelerin yapıldığı materyaller üzerinde yapılabilecek şeylerin çok çok azı uygulanabilmişti. Ancak burada ilk kez Pleistosen Avrupa popülasyon dinamiklerine bakılabildiği düşünülüyor.

Harvard Medical School’dan Iosif Lazaridis’in açıklaması şöyle : “14.500 yıl önceki popülasyon dönüşümü tamamen beklenmedik bir şeydi. Öyle görünüyor ki merkez Avrupa’nın avcı toplayıcıları son buzul çağının maksimize olduğu zamanlarda hayatta kalmayı başardılar ve tam düşüşe geçmişken yerlerini bıraktılar -yerlerine başkaları geçti-.”

Avrupa’nın Alışılmadık Tarihi

Büyük resim henüz netleşmiş değil; çünkü çalışma daha uzun olan çekirdek DNA’sı değil yalnızca mitokondriyal DNA üzerinde gerçekleştirildi. Mitokondriyal DNA da popülasyonun geçmişi veya tarihi ile ilgili hikayenin yalnızca bir kısmını anlatabiliyor. Bu da hesaba katıldığında Pleistosen döneme ait iskeletlerden çekirdek DNA’sı sekansları (dizileri) elde etmek çok büyük bir önem taşıyor.

Mevcut araştırma aynı zamanda Avrupalı’ların atalarının neden belli bir genetik işaretten yoksun olduğu noktasındaki uzun süreli merakları da giderebilir. Bugün yaşamakta olan tüm insanlar mitokondriyal DNA’larındaki haplogruplara dayanarak görece küçük sayıdaki ayrışmış grupların bir nevi üyesidir. İnsanların bu şekilde bire bir olarak bir takım gruplarla eşleştirilmesi insanlık tarihinin geçmişte hangi yolları izleyerek yayıldığı, nerelere dağıldığı noktasında da bilgiler verebilmektedir.

Bugüne kadar bilim insanları Avrupa’nın son derece alışılmadık bir kolonizasyon tarihi olduğunu düşünüyorlardı çünkü büyük bir haplogrup olan, Asya boyunca yaygın biçimde  ve hatta yerli Amerikalı’larda dahi bulunan M haplogrubu (mitokondriyal bir haplogruptur) burada bulunmuyor. Bunun yerine N haplogrubu ise bu kolonilerde çok yaygın.

Yine bazı bilimcilere göre M ve N haplogrupları iki ayrı Afrika’dan yayılma olayını temsil ediyor ve buna dair ipucu niteliği gösteriyor olabilir. Ancak Krause ve ekip arkadaşları M grubunun 14.500 yıl önceki dönüşümden önce Avrupa’da da yaygın olduğunu keşfetti : En eski 18 insana ait kalıntılardan üçünde bu haplogruba rastlandı yani bu bireyler ‘M klanı’ndan diyebiliriz.

Tüm bunlar Avrupa ve Asya’daki ilk kolonizasyonların aynı antik popülasyonu içerebileceğine işaret ediyor. Ayrıca M grubunun Avrupa’da çok sonra yok olmuş olması da, bir ihtimal 14.500 yıl önceki toplumsal karışıklık ile ilgili olabilir.

 


Kaynak :

  1. Bilimfili,
  2. Cosimo Posth, Gabriel Renaud, Alissa Mittnik, Dorothée G. Drucker, Hélène Rougier, Christophe Cupillard, Frédérique Valentin, Corinne Thevenet, Anja Furtwängler, Christoph Wißing, Michael Francken, Maria Malina, Michael Bolus, Martina Lari, Elena Gigli, Giulia Capecchi, Isabelle Crevecoeur, Cédric Beauval, Damien Flas, Mietje Germonpré, Johannes van der Plicht, Richard Cottiaux, Bernard Gély, Annamaria Ronchitelli, Kurt Wehrberger, Dan Grigourescu, Jiří Svoboda, Patrick Semal, David Caramelli, Hervé Bocherens, Katerina Harvati, Nicholas J. Conard, Wolfgang Haak, Adam Powell, Johannes Krause Pleistocene Mitochondrial Genomes Suggest a Single Major Dispersal of Non-Africans and a Late Glacial Population Turnover in Europe Current Biology February 4, 2016, DOI: 10.1016/j.cub.2016.01.037

Sigara İçmek Y Kromozomunu Kısaltıyor ve Kanser Riskini Katlayarak Arttırıyor!

Sigara, bizi yeni zararlarla tanıştırmak konusunda hiç şaşırtmıyor. Her geçen gün yeni zararlarını keşfediyoruz. Bunlardan yeni bir tanesi de, erkeklerde Y kromozomu üzerindeki olumsuz etkisi ve bunun kanser riskini doğrudan arttırıyor olması. Yapılan bir araştırmaya göre sigara içenlerde, Y kromozomunu kısaltan bir mutasyonun meydana gelme ihtimali, içmeyenlere göre 3 kat daha fazla. Bu mutasyon, aynı zamanda kansere yakalanma riskini de arttırıyor. Aynı zamanda bu bulgu, sigara tüketen erkeklerde ölümcül hastalıklara yakalanma miktarının, dişilerden neden daha fazla olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor. Araştırma sonuçları 4 Aralık 2014’te Science dergisinde yayımlandı.

İsveç’in Uppsala Üniversitesi Genetik ve Patoloji Bölümü’nden Dr. Lars Forsberg ve ekibi, 6000 erkek üzerinde yaptığı çalışma sonucunda erişilen bu bulgularla ilgili şunları söylüyor:
“2014 yılında yaptığımız bir diğer araştırmayla Y kromozomunun kısalmasının kanser için daha yüksek bir risk doğurduğunu göstermiştik. Bu yeni çalışmamızdaysa bu kromozomun yitirilmesiyle yaşam biçimi veya klinik bazı faktörlerin arasında ilişki olup olmadığını inceledik. Yaştan kan basıncına, diyabetten alkol ve sigara tüketimine kadar çok sayıda faktör üzerinde yaptığımız incelemede, sigara içenlerin kan hücrelerindeki Y kromozomunun, içmeyenlere göre daha sık yitirildiğini gösterdik.”
 
Bunun haricinde araştırmada egzersiz alışkanlıkları, kolesterol seviyesi ve eğitim düzeyi gibi diğer faktörlerin de etkileri incelendi. Ayrıca araştırmada, sigara tüketim miktarının da Y kromozomunu yitirmeyle doğrudan ilişkili olduğu gösterildi. Yani orta düzeyde içicilerde, ağır sigara tüketicilerinden daha az miktarda Y kromozomu yitirilmesi durumu görülüyor. Ayrıca sigarayı bırakan kişilerde, bu kromozom yitirilme sürecinin durduğu da gösterildi. Forsberg bu konuda şöyle söylüyor:
“Bu sonuçlar, Y kromozomu yitirilmesi durumunun tersine çevrilebilir bir süreç olduğunu doğruluyor. Bu gerçek, sigara tiryakilerinin bu davranıştan vazgeçmeleri için güçlü bir motivasyon kaynağı olabilir.”
Y kromozomu elbette sadece sigara nedeniyle yitirilmiyor, yaşlanma da buna neden oluyor. Daha önceden 1153 erkek üzerinde yapılan bir diğer araştırmada, Y kromozomunu yitiren erkeklerin, yitirmeyenlerden ortalamada 5.5 yıl daha erken öldüğü tespit edilmişti. Bu nedenle, Avrupa’daki dişilerin erkeklerden neden ortalamada 7.5 yıl daha uzun yaşadığı da izah edilebiliyor. Bugüne kadar kimse, erkeklerin dişilerden neden daha az yaşadığı ve neden daha fazla kansere yakalandığını açıklayamamıştı. Forsberg, sözlerini açık ve net bitiriyor:
“Sonuçlarımız oldukça net: Sağlıklı kalmak istiyorsanız, sigarayı bırakın.”
 
 
Kaynak:
  1. ScienceAlert
  2. Jan P. Dumanski, Chiara Rasi, Mikael Lönn, Hanna Davies, Martin Ingelsson, Vilmantas Giedraitis, Lars Lannfelt, Patrik K. E. Magnusson, Cecilia M. Lindgren, Andrew P. Morris, David Cesarini, Magnus Johannesson1, Eva Tiensuu Janson, Lars Lind, Nancy L. Pedersen, Erik Ingelsson2,, Lars A. Forsberg, Smoking is associated with mosaic loss of chromosome Y Science 04 Dec 2014: pp. DOI: 10.1126/science.1262092