Salı Günleri “Zaman Neden Yavaşlar”?

Birçoğumuzun Pazartesi Sendromu vardır, ancak kimse de çıkıp demiyor ki: “Bu Salı ne ayak yahu?” Tipik çalışma rutininin ikinci günü, birçoğumuz için gizemli bir biçimde zamanın neredeyse en yavaş aktığı gün… Bir önceki hafta sonu sanki asırlar önceymiş, bir sonraki haftasonuna ise sanki asırlar varmış gibi. Peki nasıl ve neden haftanın bu ikinci gününde zamanın neredeyse kaplumbağa hızında akıyor olduğu algısına kapılıyoruz?

Zaman algısı üzerine yapılan çalışmalar beynin; almış olabileceğiniz uyuşturucular, içerisinde bulunduğunuz duygular ve hatta zamana gösterdiğiniz dikkat miktarına bağlı olarak tuhaf bir biçimde zamanı esnetebildiğini ortaya koyuyor. Örneğin şizofreni gibi bazı nörolojik vakalarda, bilim insanları zaman algısının gerçekliği çarpıtır bir biçimde yolunu şaşırabildiğini ve hatta olayların mantıksal ilişkilerini kaybetmeye yol açabildiğini gösterdiler. Öte yandan geçtiğimiz yıl yapılan bir meta-analiz çalışması; depresyon hastalarının zamanı sağlıklı bireylere göre daha farklı algıladıklarını ortaya koymuştu.

Bu durumun sağlıklı beyinlerdeki en dramatik örneklerinden birisi de insanlar ölümle ya da ölüm ihtimaliyle burun buruna geldiğinde –örneğin; trafik kazası, paraşüt atlamaları ya da fiziksel çarpmalarda– ortaya çıkar. Elbette ki, bu ölüm-eşiği zaman bükülmesi özneldir ve dolayısıyla da ölçülebilmesi oldukça zordur. Fakat bilim insanları, denekleri korkutucu yeni durumlar içerisine sokarak bu vakaların gizemine ışık tutmaya çalışıyor. Örneğin, yapılan bir deneyde, ilk kez paraşütle atlama deneyimi yaşayan katılımcıların atlayış sürelerinin ne kadar sürdüğünü olduğundan fazla gösterme eğiliminde oldukları görüldü. Atlama öncesi ve atlama sırasındaki korku insanlara atlayışın daha uzun sürdüğü hissini veriyor.

Bu teori belki de haklı olabilir, hayatı-tehdit eden durumlarda, coşan duyularımız bizde yüksek bir ayrımsama duyarlılığı yaratır. Bu kavram alarm halinde olduğumuza işaret eder, dolayısıyla normal bir anda olduğundan daha fazla bilgiyi absorbe edebiliriz, dolayısıyla dünyayı slow-motion bir akışta (yavaş çekimde) görüyor gibi oluruz. Fakat sinirbilimci David Eagleman ve beraberindeki ekip arkadaşları ve onların Dallas’taki 31 metrelik bir binadan atlayan (bir ağ üzerine güvenle atladılar) cesur öğrencileri durumun böyle olmadığını ortaya koydu. Gönüllü atlayıcılar atlayışın “sonsuza kadar” sürdüğünü hissettiler ancak düşerken kol saatlerindeki bilgiyi okumada hiç de iyi bir beceri gösteremediler. Bir başka deyişle, gönüllülerin zaman çarpıtmaları retrospektif (geçmişle ilgili) bir ölçümden yani bir hafızadan daha fazlasıydı.

Fakat elinden geldiğince kötü olabilen Salı günleri yüksek bir yerden atlamak gibi değildir. Salı günleri yeterince sıkıcı ve duygusuzdur, dolayısıyla Salı günü için farklı bir hipoteze ihtiyacımız var.

Belki de bu fenomen için iş günleri ve hafta sonları arasındaki dengeye bakmamız gerekiyor. O halde beynimiz olaylara dair zaman damgalarını belirlemek için bağlamsal işaretleri nasıl kullanıyor? Delliler; benzer ya da aynı bağlam içerisinde gerçekleşen olaylara dair hafızaların zamanla birbirine yaklaştığını gösteriyor. Örneğin, bir partide gerçekleşen şeyler hafızanızda bir arada tutulurlar ve sonrasında bir takside gerçekleşmiş şeylerden ayrı olarak dururlar.

2014 yılında, New York University’den sinirbilimci Lila Davachi bu etkiyi laboratuvarda tekrarladı ve mental zaman tünelinde gruplanan olayları eşleştiren hipokampuste (beynin hafıza merkezi) gerçekleşen aktivite örgülerini belirledi. Bahar Gholipour isimli bir popüler bilim yazarı; benzer mekanizmanın “Salı Sendromunun” arkasında da var olup olamayacağını Davachi’ye sordu. Yani Pazartesi gününün programındaki ani bir değişiklik; zaman algımızı bozarak, Pazar gününe dair hafızalarımızı mental zaman tünelimizde daha da geriye itip bizde aradaki zamana ilişkin bir boşluk hissi mi bırakıyor?

Davachi’nin cevabı ise biraz belirsiz bir evet oldu. Şans eseri, Davachi de tam da bu durumu –olayların dizilimindeki bir değişimin zaman algımızı bozup bozmadığı ve hipokampusteki beyin aktivitesinin bu durumu nasıl takip ettiğini– araştıran bir deney yürütüyordu. Davachi’ye göre; hipokampal nöral aktivitede zamanla daha fazla değişim meydana geldiğinde, bu olayları daha uzun hissediyoruz. Dolayısıyla, Salı gününe dair sezgimiz bu verilere göre sürünceme şeklinde oluyor, en azından şimdilik. Fakat veriler başlangıç düzeyinde ve daha fazlasına ihtiyacımız var.

Öte yandan, Fransa’daki CEA/INSERM Cognitive Neuroimaging Unit’den sinirbilimci Virginie van Wassenhove;hafızaların zenginliği, yani hatırladığımız detay miktarı; Salı günlerinin yavaş aktığı algısı üzerinde role sahip bir başka etken olabileceğini söylüyor. Pazar günleri, genellikle dinlenme, sosyalleşme ve televizyon izleme gibi aktivitelerle geçer. Öte yandan iş günleri ise, toplantılar, e-mailler, yetiştirilmesi gereken işler gibi beynin işlemesi ve hafızada tutması gereken oldukça fazla bilginin bir tsunamisi şeklinde geçer. İş günlerinde meşgul olduğunuz şeylerin miktarı göz önüne alındığında, bu günlere dair anımsalarınız hafızada çok fazla yer kaplayan deyim yerindeyse fazla tanecikli olarak kodlanır. Bu da bir nevi, paraşütlü bir atlayışta olanın benzeridir ve günler ölçeğinde zaman algısına etki edebilir ve Pazartesileri ve Salıları beynimizde daha uzun günler haline getirebilir.

Salı günlerine dair şikayetimizin oldukça mantıklı olduğunu görmek rahatlatıcı. Fakat hayati fonksiyonlarımızın merkezi olan beynimizin mili-saniyelerine kadar zamanı takip etmesi gibi inanılmaz bir iş çıkardığını göz ardı edemeyiz. Yani beyninizi bir zaman makinesi gibi düşünebilirsiniz. Fonksiyonlarının temel yapısı oldukça dinamik olan beynin ihlal edemediğiniz spesifik zaman sabitleri vardır. Evet bugün Salı, şimdi saate bakın, ne kadar kaldı?


Kaynaklar:

Bilimfili

-Atakan, Zerrin, Paul Morrison, Matthijs G Bossong, Rocio Martin-Santos, and Jose A Crippa. “The effect of cannabis on perception of time: a critical review.” Current pharmaceutical design 18, no. 32 (2012): 4915-4922.
-Yamada, Yuki, and Takahiro Kawabe. “Emotion colors time perception unconsciously.” Consciousness and cognition 20, no. 4 (2011): 1835-1841.
-Block, Richard A., and Ronald P. Gruber. “Time perception, attention, and memory: a selective review.” Acta psychologica 149 (2014): 129-133.
-Campbell, Leah A., and Richard A. Bryant. “How time flies: a study of novice skydivers.” Behaviour research and therapy 45, no. 6 (2007): 1389-1392.
-Stetson, Chess, Matthew P. Fiesta, and David M. Eagleman. “Does time really slow down during a frightening event?.PLoS One 2, no. 12 (2007): e1295. http://dx.doi.org/10.1371/journal.pone.0001295
-Gholipour, B. “Why Does Time Seem to Slow Down on Tuesdays?ScienceofUs. http://nymag.com/scienceofus/2016/03/why-does-time-seem-to-slow-down-on-tuesdays.html
-Ezzyat, Youssef, and Lila Davachi. “Similarity breeds proximity: pattern similarity within and across contexts is related to later mnemonic judgments of temporal proximity.” Neuron 81, no. 5 (2014): 1179-1189. DOI: http://dx.doi.org/10.1016/j.neuron.2014.01.042

Zamanın Geçtiğini Nasıl Anlıyoruz?

Bu sabah işe zamanında gidebildiniz mi? Eğer başardıysanız, bravo! Ancak işe yetiştiğiniz için “trafikten sorumlu tanrılara” şükretmek yerine, bunda büyük katkısı olan beyninize teşekkür etmelisiniz. Beynin etkileyici biçimde doğruluk saptaması olan doğal saati bize birçok günlük aktivite için oldukça önemli bir yetenek olan zamanın geçişini saptama olanağı sunar. Geçen süreyi takip etmemizi sağlayan bu yetiden yoksunluk, sabah duşumuzun belirsiz bir zamana kadar devam etmesine sebep olabilir. Yani kafamızın içindeki bu “dırdırcı” ses olmasaydı, yapmamız gereken günlük şeylere kolaylıkla geç kalabilirdik.

Peki ama, beynimiz oldukça iyi ayarlanmış bu mental saati nasıl oluşturuyor? Sinir bilimcilere göre; farklı zaman tiplerini işlemek için ayrı sinirsel sistemlere sahibizdir. Örneğin; sirkadyen ritimlerini korumak, vücut hareketlerinin zamanlamasını kontrol etmek ve zamanın geçişinin farkında olmak. Şimdiye kadar, birçok sinirbilimci; zamansal işlemenin bu son tipinin –örneğin kahvaltıda çok fazla oyalandığınıza dair sizi uyaran türdeki gibi– tek bir beyin sistemi tarafından desteklendiğini düşünüyordu. Ancak, yeni yapılan çalışmalar, tek bir sinirsel saatin olduğu modelinin oldukça basit bir izah olduğunu ileri sürüyor. Geçtiğimiz yıl Journal of Neuroscience ‘da yayımlanan bir çalışmada, University of California’dan sinirbilimciler; beynin, zamanın geçişini hissetmesine dairikinci bir yöntemi olabileceğini ortaya koydu. Dahası, araştırmacılar bu ikinci iç saatin bizim birincil nöral saatimizle yalnızca paralel çalışmadığını aynı zamanda da birbirini tamamlıyor olabileceğini ileri sürüyor.

Geçmişte yapılan çalışmalar, merkezi iç saatimizin kalbinde yatan striyatum isimli bir beyin bölgesinin zamansal bilgiyi tamamlamak için beyni çevreleyen korteks ile beraber çalıştığını ileri sürüyordu. Örneğin, insanlar ne kadar zamanın geçtiğine dikkat ettiklerinde striyatum aktif hale geçer ve striyatuma veri girişini kesintiye uğratan bir nörodejeneratif bozukluk olan Parkinson Hastalığına sahip bireyler zamanı ifade etme sorunları yaşarlar.

Fakat zamanın geçişine dair bilinçli farkındalık, beynin yalnızca zamanı ölçmesini gerektirmez, aynı zamanda da ne kadar zamanın geçtiğinine dair işler bir bellek de gerektirir. Bilim insanları, hipokampus isimli beyin bölgesinin geçmiş deneyimleri hatırlamada kritik bir öneme sahip olduğunu biliyorlardı. Ancak, artık hipokampusun zamanın geçişini hatırlamada da rol alabileceğini düşünüyorlar. Hayvanlardaki elektriksel beyin aktivitesini kaydeden çalışmalar, hipokampusteki nöronların zamandaki belirli anlara dair sinyal verdiğini ortaya koyuyor. Fakat zamanın takibinde yalnızca hipokampus yeterli değildir. Dikkat çekici bir biçimde, hipokampusu hasar görmüş insanlar kısa zaman periyotlarını doğru bir biçimde hatırlayabiliyorlar, fakat bu insanlar uzun zaman aralıklarını hatırlayamıyorlar. Bütün bu bulgular, hipokampusun bazı (fakat tamamını değil) zamansal bilgilere dair sinyal vermede önemli olduğuna dair ipuçları veriyor. Ancak durum böyleyse, bu zaman kodu tam olarak ne için kullanılıyor ve neden bu denli özeldir?

Yapılan çalışmada, araştırmacılar bu gizemi ortaya çıkarabilmek için farklı zaman aralıkları arasında ayrım yapabilmeleri için fareleri eğittiler. Sonrasında, farelere sunulduğunda farklı kokular arasında seçim yapmaları beklenerek -böylelikle ne kadar zamanın geçtiğini gösterebileceklerdi– davranışı gösteren fareleri ödüllendirdiler. Denemelerin bazılarının öncesinde, araştırmacılar, hipokampusu geçici olarak inaktif hale getiren bir kimyasalı farelere enjekte ettiler. Bu durum; farklı zaman aralıkları arasında ayrım yapabilmek için işlevsel bir hipokampusun gerekip gerekmediğini test etmeye olanak sunuyordu.

İnaktif bir hipokampusu olan fareler; çok geniş bir zaman aralığının (örneğin; 3’e karşı 12 dakika) arasındaki farkı bildirebildiler, fakat aynı başarıyı aynı periyotlardaki zaman aralıkları (örneğin; 8’e karşı 12 dakika) arasındaki farkı saptamada gösteremediler. Bu da bize; aynı zaman aralıkları arasında ayrım yapabilmede hipokampusun önemli bir rolünün olduğunu, fakat aralıklar çok farklı olduğunda hipokampuse gerek duyulmadığını gösteriyor. Fakat tuhaf olan şu ki; bu örgü uzun zaman periyotlarında görülüyor; işlevsel olmayan bir hipokampuse sahip fareler kısa ölçekteki aynı zaman aralıkları (1 e karşı 1,5 dakika) arasında ayrım yapabilmede de normal değiller, fakat uzun zaman aralıklarına kıyasla daha iyi bir performans sergiliyorlar.

Dolayısıyla, hipokampus geçen zamana dair sinyal verirken oldukça özel bir rol üstleniyor. Uzun zaman ölçeklerindeki (yaklaşık birkaç dakika) aynı zaman aralıkları arasında ayrım yapıyor. Yani, 15 dakika yerine 10 dakikadır duş aldığınızı söyleyebiliyorsanız, bunun için hipokampusünüze teşekkür etmelisiniz.  Fakat, 1 dakika ile 1,5 dakika ya da 20 dakika ile 1 saat arasındaki farkı ayırt edebilmenizde, iç saatiniz kadar diğer beyin bölgeleriniz de bundan sorumlu.

Hipokampusun böylesi bir özel görevi gerçekleştiriyor olması biraz garip gözükse de, bu durum hipokampusün diğer alanlarda yaptıklarıyla tamamen tutarlıdır. Biliyorsunuz ki; hipokampus, bitişik nesneler ya da deneyimler arasında ayrım yapabilme yetisiyle (biçim ayrımı olarak bilinir) meşhurdur. Bu çalışma, hipokampusün; farklı nesneler, mekânlar ve zaman aralıkları arasındaki kolayca göze çarpmayan farkları saptama gibi; bir deneyimin birçok özelliği arasında ayrım yapabildiğini gösteriyor.

Hipokampus; saniye saniye meydana gelen bir olayda dikkatsiz kalabilir, ancak bu anların hızlı bir geçişini hipokampusümüz sayesinde takip edebiliriz. Striyatumun saniyeler düzeyindeki zamanı takip ettiğidüşünüldüğünde, araştırmacılar, hipokampus ve striyatumun aslında birbirini tamamladığını ileri sürüyor. Yani hipokampus sessizliğe büründüğünde, striyatum olduğundan daha aktif bir biçimde görevi üstleniyor. Böyle bir şey yaşamanızı istemeyiz ancak, eğer hipokampusünüz hasar görürse (çok daha ağır problemler yaşarsınız), kısa zaman periyotlarının geçişini takip etme yetiniz teorik olarak güçlenir.

Fakat, bu inhibitör ilişkinin tek yönlü mü, çift yönlü mü olduğu henüz belirsiz. Eğer hipokampus ve striyatum gerçekten de ayrı ayrı çalışan karşıt iki saat gibiyse, striyatum hipokampusu baskılıyor ya da hipokampus striyatumu engelliyor olabilir mi? Bilim insanları striyatumun hasar görmesinin zamanı işlemede birçok probleme sebep olacağını biliyorlar. Fakat, bu durum hipokampusün yetisini artırarak uzun zaman aralıklarındaki farka dair ayrım yapabilmeyi olanaklı kılan, belirli bir zamanı ifade etme gibi bir “süpergüç” sağlar mı? Bunu anlamanın yolu ise bu konuya dair daha fazla bilimsel araştırmanın yapılması. .

Sonuç olarak, Pazartesi günü işe tam zamanında yetişirseniz; teşekkürü yalnızca tek bir iç saatinize değil; birden fazlasına etmelisiniz. Rahat olun çünkü sağlıklı bir hipokampusünüz var.


Kaynak:

  • Bilimfili,
  • Your Brain Has 2 Clocks. ScientificAmerican MIND. (2013, November 16)
  • Coull JT, Vidal F, Nazarian B, Macar F. Functional anatomy of the attentional modulation of time estimation. Science. 2004 Mar 5;303(5663):1506-8.
  • Chara Malapani Separating Storage from Retrieval Dysfunction of Temporal Memory in Parkinson’s Disease Journal of Cognitive Neuroscience February 15, 2002, Vol. 14, No. 2, Pages 311-322 Posted Online March 13, 2006 (doi:10.1162/089892902317236920)
  • MacDonald CJ, Lepage KQ, Eden UT, Eichenbaum H. Hippocampal “time cells” bridge the gap in memory for discontiguous events. Neuron. 2011 Aug 25;71(4):737-49. doi: 10.1016/j.neuron.2011.07.012.
  • Whitman Richards Time reproductions by H.M. Acta Psychologica Volume 37, Issue 4, August 1973, Pages 279–282
  • Yassa MA, Stark CE. Pattern separation in the hippocampus. Trends Neurosci. 2011 Oct;34(10):515-25. doi: 10.1016/j.tins.2011.06.006. Epub 2011 Jul 23.
  • Meck WH Neuropsychology of timing and time perception. Brain Cogn. 2005 Jun;58(1):1-8. Epub 2004 Nov 18.

Teknoloji Kullanımı Zaman Algısını Değiştiriyor

Kavramsal Çerçeve: “Zaman”ı Hissetmek Ne Demektir?

Zaman algısı, fiziksel zamanın sinir sistemi tarafından örneklenmesi, kodlanması ve yorumlanmasıyla ortaya çıkan öznel bir deneyimdir. İnsanlar saniyelerden dakikalara uzanan “kısa aralıkları” sürekli olarak değerlendirir; oysa bu değerlendirme kronometre gibi çalışmaz. Bilişsel psikolojide iki temel ayrım yerleşiktir: prospektif yargılar, süre geçerken “ne kadar oldu?” diye dikkatini zamana ayıran bireyin tahminini; retrospektif yargılar ise süre geçtikten sonra, bellekte kalan içerik ve yoğunluk üzerinden “ne kadar sürdü?” kararını ifade eder. Günlük yaşantıda her iki mekanizma iç içedir: bildirimlerle bölünen bir çevrimiçi toplantıda süreyi prospektif olarak uzun; akış hâline girdiğimiz bir yazı yazma seansını ise retrospektif olarak kısa hissedebiliriz.

Zaman algısını açıklamak için geliştirilen modeller arasında üçü öne çıkar. İç saat/pasör-birikimci (pacemaker–accumulator) yaklaşımı, sinirsel “tık”ların bir kapıdan geçerek birikmesi ile sürenin kodlandığını; dikkat kapısı uzantısı, bu kapının dikkat tarafından açılıp kapandığını; ölçeklenir beklenti kuramı ise bireyin bellek ve karar bileşenlerini ekleyerek, süre tahminlerindeki orantısal (Weber benzeri) hataları açıklar. Bu çerçevelerin ortak paydası şudur: uyarılılık (arousal) ve dikkat paylaşımı, geçen süreyi olduğundan uzun ya da kısa hissettirebilir.

Nörobiyolojik Temeller: Zamanın Sinirsel İzi

Nörogörüntüleme ve hesaplamalı nörobilim çalışmaları, kısa süreli zamanlamanın bazal ganglionlar, serebellum, ön singulat, insula ve dorsolateral prefrontal korteks arasında dağıtık bir ağ tarafından taşındığını göstermiştir. Striatal vuru frekansı yaklaşımı, kortikal osilatörlerin oluşturduğu ritimlerin striatumda “zaman damgası”na dönüştüğünü öne sürer. Dopamin düzeyleri bu düzenekte kalibrasyon görevi görür: uyarılma artışı ve dopaminerjik tonus yükseldiğinde kısa aralıklar göreli olarak uzun tahmin edilir; sedatif etkilerde ise kısa. Bu nöromodülatör denge, teknolojik uyaranların –bildirim sesi, görsel hareket, sosyal ödül beklentisi– tetiklediği mikro-arousal dalgalanmalarıyla kolayca etkilenebilir.

Teknoloji ve Zaman Algısı: Dikkat, Arousal ve Bellek Üçgeni

Sürekli bağlantılı (always-on) dijital çevre, zaman algısını üç ana kanaldan yeniden ayarlar:

  1. Dikkat Dağılımı ve “Dikkat Kapısı”
    Ekran çoklu pencere, anlık mesaj, bildirim ve akış algoritmalarıyla dikkati sürekli yeniden paylaştırır. Dikkat “zaman kanalı”na daha az kaynak ayırdığında, özellikle retrospektif yargılarda, epizodik izler seyrekleşir ve süre kısa hatırlanabilir. Buna karşılık prospektif bağlamda, yüksek uyarılılık altında iç saat daha hızlı “tıklar” ve geçen süre uzun tahmin edilir. Bu ikili etki, aynı günü hem “bitmek bilmedi” hem de “göz açıp kapayıncaya kadar geçti” şeklinde çelişik hissetmemizin nörobilişsel zemini olabilir.
  2. Aşırı Uyarılma ve Zamanın Hızlanması Hissi
    Sosyal geri bildirim (beğeni, yanıt) beklentisi ve bildirimlerin öngörülemezliği, dopaminerjik devrelerde ödül-tahmin hatasını canlı tutar. Bu durum, özellikle saniye–dakika bandında, süreyi olduğundan uzun tahmin etmeye meylederken günün bütününe ilişkin retrospektif izlenimi kısaltabilir. Sonuç, gündelik dilde “gün akıp gitti, ama toplantı hiç bitmedi” şeklinde dile getirilen paradokstur.
  3. Bellek Yoğunluğu ve Yenilik–Rutinin Dengesi
    Retrospektif zaman yargısı, geçen süre boyunca kodlanan anlamlı olayların “yoğunluğuna” duyarlıdır. Akış algoritmalarının parça parça, çok benzer uyarıcılar sunması, bellek izlerini tekdüzeleştirebilir. Az “anı ayırt edici ipucu” içeren günler, geriye dönük olarak kısa hissedilir; yüksek çeşitlilik ve yenilik içeren günler ise uzun.

Bu çerçevede, teknolojiyle yoğun etkileşimi olan bireylerin kısa aralıklarda süreyi biraz uzun tahmin etmeleri; buna karşın gün sonu değerlendirmesinde “zaman uçtu” hissini daha sık yaşamaları kuramsal olarak uyumludur. Çeşitli küçük-orta ölçekli laboratuvar çalışmalarında bu yönde bulgular rapor edilmiş; ekran temelli okumanın basılı metne kıyasla, uyarılma ve dikkat talebi farkları nedeniyle sübjektif süre akışını farklılaştırabildiği gösterilmiştir. Teknoloji merkezli yaşamın zaman baskısı algısını artırdığına dair ön bulgular, özellikle dikkat çoklu göreve zorlandığında daha belirgindir.

Yaşam Boyu Gelişim ve Orantı İlkesi

Yaş ilerledikçe zamanın “hızlandığı” hissi sadece sinirsel işlemleme hızının değişimiyle açıklanamaz. Orantı ilkesine göre, bir yılın öznel ağırlığı, toplam yaşamın daha küçük bir dilimi hâline geldikçe azalır. Buna rutinleşme ve yenilik azalması eklendiğinde, bellekteki ayırt edici ipuçlarının seyrelmesi retrospektif kısalma doğurur. Dolayısıyla “yıllar su gibi akıyor” deneyimi, yalnızca yaşlanma değil; dijital çağın homojenleştirici dikkat çekimiyle de pekişen, çok etmenli bir fenomendir.

Toplumsal Hızlanma: Tarihsel Bağlam

Zamanın “hızlandığı” yakınması yeni değildir. Sanayi Devrimi’yle birlikte zaman-disiplininin yaygınlaşması, demiryolu ile standart zamanın tesis edilmesi, Taylorist üretim ve modern bürokrasinin ölçülebilirlik ideali, gündelik ritimleri yeniden biçimlendirdi. Yirminci yüzyılın sonlarında kent sosyolojisi ve kültürel kuram, toplumsal hızlanma kavramını geliştirdi: teknolojik iletim hızları arttıkça, iş akışları ve beklentiler ölçeklenerek sıkışır. Dijital dönüşüm bu çizgiyi daha da ileri taşıdı; e-posta yerini anlık mesajlaşmaya bıraktı, iş–özel hayat sınırları geçirgenleşti ve “yanıt süresi” normları milisaniyelere indi.

Yöntembilim: Zamanı Nasıl Ölçüyoruz?

Laboratuvar araştırmaları genellikle şu paradigmalara dayanır:

  • Süre üretimi: Katılımdan belirli bir süreyi “üretmesi” istenir (ör. 60 saniyeyi saymadan bekle).
  • Süre yeniden üretimi: Sunulan bir aralığı hemen ardından yeniden oluşturur.
  • Sözel kestirim: “Ne kadar sürdü?” sorusuna sayısal yanıt verir.
  • Çift-görev düzenekleri: Zaman tahmini, eşzamanlı bilişsel yük altında yapılır.
  • Prospektif vs retrospektif tasarımlar: Katılımcının zaman izlemeye odaklanıp odaklanmadığı manipüle edilir.

Teknoloji etkilerini test etmek için, ekran/basılı okuma, bildirim var/yok, çoklu görev/tek görev gibi faktörler kıyaslanır. En kritik karıştırcılar şunlardır: uyarılılık düzeyi, görev zorluğu, motivasyon, alışıklık ve duygulanım. Doğal ortamda ölçüm için, akıllı telefon telemetrisi ile deneyim örneklemesi (EMA) birleştirilerek, laboratuvar dışı geçerlilik artırılabilir.

Günlük Yaşama Yansımalar: Zaman Baskısı, Verimlilik ve Esenlik

Sürekli bağlantılılık, prospektif düzeyde uzunluk hissini ve zaman baskısını artırabilir; bu da öznel iş yükü ve tükenmişlik riskini besleyebilir. Öte yandan, akışa sokan iyi tasarlanmış dijital deneyimler retrospektif kısalmayı tetikleyerek “zaman uçtu” duygusunu güçlendirir. İş yerinde “daha hızlı çalışıyormuş” izlenimi, ölçülebilir çıktılarla karıştırıldığında verimlilik yanılsaması doğabilir. Eğitimde ekran temelli okuma, dikkat paylaşımı ve uyarılma düzenekleri nedeniyle süre değerlendirmesini ve öz-düzenlemeyi etkileyebilir.

Uygulama İlkeleri: Zaman Algısını Kalibre Etmek

  • Tek görev pencereleri: Bildirimleri toplu teslim eden “odak” zaman blokları, dikkat kapısını istikrarlı tutar.
  • Ritim tasarımı: 25–50 dakikalık derin çalışma aralıkları ile kısa molaların ritmik tekrarı, prospektif–retrospektif dengesini düzenler.
  • Somutlaştırma: Takvim ve görsel zaman haritaları, günün epizodik yoğunluğunu artırarak retrospektif kısalmayı dengeler.
  • Yenilik–çeşitlilik: Güne küçük ama ayırt edici etkinlikler serpiştirmek, bellek yoğunluğunu artırır.
  • Ekran–basılı denge: Derin okuma ve kavramsal bütünlük gerektiren metinlerde basılı ortamın payını artırmak, dikkat paylaşımını azaltır.
  • Duygulanım regülasyonu: Nefes, kısa egzersiz ve ışık/ergonomi düzenlemeleri uyarılma düzeyini kalibre eder; süre tahminlerini istikrara kavuşturur.

Açık Sorular ve Gelecek Araştırmalar

  • Nedensellik ve genelleme: Laboratuvar bulgularının çoklu cihaz, çoklu bağlam gerçeğine taşınması için uzunlamasına, kültürlerarası çalışmalar gereklidir.
  • Bireysel farklılıklar: Dikkat stili, duyusal hassasiyet, ödül duyarlılığı ve psikopatoloji (anksiyete, DEHB) profilleriyle zaman algısı etkileşimi ayrıntılandırılmalıdır.
  • Görev ekolojisi: İş ve öğrenme ortamlarında, gerçek görevlerin zaman algısı üzerindeki etkisi, kurumsal ritimler ve dijital araç tasarımı ile birlikte modellenmelidir.
  • Nöromodülasyon: Dopamin ve noradrenalin ekseninde farmakolojik/uyarımsal müdahalelerin teknoloji koşullarındaki zaman yargılarına etkisi, titiz protokollerle sınanmalıdır.

İleri Okuma
  1. Treisman, M. (1963). Temporal discrimination and the indifference interval: Implications for a model of the “internal clock.” Psychological Monographs: General and Applied, 77(13), 1–31.
  2. Thompson, E. P. (1967). Time, Work-Discipline, and Industrial Capitalism. Past & Present, 38, 56–97.
  3. Gibbon, J. (1977). Scalar expectancy theory and Weber’s law in animal timing. Psychological Review, 84(3), 279–325.
  4. Gibbon, J., Church, R. M., & Meck, W. H. (1984). Scalar timing in memory. Annals of the New York Academy of Sciences, 423, 52–77.
  5. Zakay, D., & Block, R. A. (1995). An attentional-gate model of prospective time estimation. In Time and the Dynamic Control of Behavior (pp. 167–178).
  6. Levine, R. (1997). A Geography of Time. New York: Basic Books.
  7. Matell, M. S., & Meck, W. H. (2004). Cortico-striatal circuits and interval timing: coincidence detection of oscillatory processes. Cognitive Brain Research, 21(2), 139–170.
  8. Buhusi, C. V., & Meck, W. H. (2005). What makes us tick? A functional and computational analysis of interval timing. Nature Reviews Neuroscience, 6(10), 755–765.
  9. Rosa, H. (2005). Beschleunigung: Die Veränderung der Zeitstrukturen in der Moderne. Frankfurt: Suhrkamp.
  10. Droit-Volet, S., & Meck, W. H. (2007). How emotions colour our perception of time. Trends in Cognitive Sciences, 11(12), 504–513.
  11. McLoughlin, A. (2012). The Time of Our Lives: An investigation into the effects of technological advances on temporal experience. (Thesis). http://hdl.handle.net/10395/1515
  12. Rosa, H. (2013). Social Acceleration: A New Theory of Modernity. New York: Columbia University Press.
  13. Baron, N. (2015). Words Onscreen: The Fate of Reading in a Digital World. Oxford: Oxford University Press.
  14. James Cook University. (2015, November 19). Wired society speeds up brains … and time. News release. Retrieved December 6, 2015, from https://www.jcu.edu.au/news/releases/wired-society-speeds-up-brains-and-time
  15. Wearden, J. (2016). The Psychology of Time Perception. Basingstoke: Palgrave Macmillan.
  16. Wittmann, M. (2016). Modulations of the experience of time by affect and body signals. Philosophical Transactions of the Royal Society B, 371(1709), 20140106.
  17. Taruffi, L., Pehrs, C., Skouras, S., & Koelsch, S. (2018). Effects of affective arousal on time perception and its neural correlates. NeuroImage, 183, 334–345.
  18. Sohn, H., et al. (2020). Dopamine and cortical dynamics in time estimation. Nature Neuroscience, 23, 466–475.
  19. Block, R. A., Hancock, P. A., & Zakay, D. (2021). How cognitive load affects duration judgments: A meta-analytic review. Acta Psychologica, 220, 103417.
  20. König, C. J., & Waller, M. J. (2022). Time in the digital age: How technology shapes temporal experience. Annual Review of Organizational Psychology and Organizational Behavior, 9, 91–116.

Neden Hep Geç Kalırız?

Herkes bazen geç kalabilir ama, her zaman en az beş dakika geç kalan biri olmak sanattır. Hayal kırıklığı ve rahatsızlık yaratan bir sanat.. Ya da araştırmacıların bulgularına göre; kişiliğinizin bir yan etkisi olabilir.

Peki o halde, insanların sürekli otobüsleri, trenleri kaçırmasının, arkadaşlarını sinirlendirmesinin, düğüne gelinden sonra gitmesinin altında yatan sebep nedir ve bu durumu düzeltmek neden bu kadar zordur?

Geç kalmanın bir çok olumsuz etkisi, caydırıcısı ve hatta bazı durumlarda cezası vardır. Buradaki paradoks ise tüm ceza ve sonuçlarına rağmen geç kalabilmemizdir..  İnsanların sıklıkla geç kalmalarının en açık ve genel sebebi, bir işin ya da olayın ne kadar sürede gerçekleşeceğini tam olarak kestirememeleridir. Buna da ‘Planlama Hatası’ diyoruz. Mevcut araştırma, ortalama bir insanın, bir işi tamamlamanın ne kadar süreceği ile ilgili tahminlerinin gerçek süreden %40 daha az olduğunu gösteriyor.

Bir diğer özellikte ise – ki birinci sebep ile yakından ilişkilidir – aynı anda birden çok iş yapan kişilerin hep geciken insanlar olduğunu ortaya koyuyor.  Daha önce 181 metro makinisti üzerinde yapılan bir araştırmada, aynı anda birden çok iş yapanların daha sıklıkla işe geç kaldıkları tespit edilmişti. (Conte, Jeff – 2003)

Bunun sebebi ise aynı anda bir çok iş yapmanın üstbiliş ve o anda yapılan işin bilincinde olmayı zorlaştırmasıdır. Conte, 2001’de yaptığı bir diğer araştırmada ise, her zaman geç kalmaya eğilimli olan bir kişilik tipolojisinin de varlığından bahsetmektedir. Aşırı düzenli ve başarı odaklı (araştırmada A tipi olarak bahsedilen grup) kişilerin, araştırmadaki diğer grubu oluşturan B tipi insanlara göre daha dakik olduğu ortaya koyulmuştu.

Aslında, A ve B tipi insanlar zamanın akışını daha farklı algılamakta. Geçmiş üç çalışmada Conte, A tipi insanların bir dakikayı 58 saniye olarak, B tipi insanların ise 77 saniye olarak algıladıklarını kaydetmişti.

Bu, her dakika için 18 saniyelik fark, uzun süreler söz konusu olduğunda üst üste eklenerek ciddi vakit kaybına ve gecikmeye neden olmaktadır. Elbette bunları bilmemiz sorunu çözebilmiş olduğumuz anlamına gelmiyor.

Ancak araştırmacılar dakik’liğimizi artıracak stratejiler geliştirmeye çalışmaktalar. Görevlerin ve işlerin süresini yanlış tahmin eden insanlar için, aktiviteleri detaylı aşamalara bölerek değerlendirmek zaman algısının daha doğru işlemesini sağlayacaktır. 2012 yılında yapılan bir çalışmada, insanların bir işi yapmadan önce akıllarında yaptıklarını hayal etmeleri istenmiş ve böylelikle zamanlama konusunda daha doğru tahminler ürettikleri kaydedilmişti.

Geç kalan insanlar ayrıca aynı anda iki yerde olamayacaklarını farketmeli ve buna göre daha az işi planlamaya girişmeliler. Tabii bazı insanlar geç kalmayı hiç de önemsemiyor olabilir.

İş kişilik tipolojinize geldiğinde ise neredeyse yapacak hiç bir şey yok. Ancak o zaman da zamanı yanlış hesapladığınızı kabul edip üzerine bir kaç dakika eklemek bir çözüm olabilir.

Her şeyden önce bu da değişimin ilk aşamasıdır, değil mi?

 


Referans :

  1. Bilimfili,
  2. Sciencealert.com, Scientists have found out why you’re chronically late,
  3. Jeffrey M. Conte & Rick R. Jacobs pages 107-129 Validity Evidence Linking Polychronicity and Big Five Personality Dimensions to Absence, Lateness, and Supervisory Performance Ratings DOI:10.1207/S15327043HUP1602_1
  4. David M. Sanbonmatsu, David L. Strayer, Nathan Medeiros-Ward, Jason M. Watson. Who Multi-Tasks and Why? Multi-Tasking Ability, Perceived Multi-Tasking Ability, Impulsivity, and Sensation Seeking. PLoS ONE, 2013; 8 (1): e54402 DOI:10.1371/journal.pone.0054402