sinoatriyal düğüm

(san, sinüs düğümü, pacemaker): sağ atriyumun üst
köşesinde, vena cava superiorun açıldığı yer yakınında küçük (1 mm) bir hücre
topluluğudur. kalbin primer uyarı odağıdır. görevi, belli aralıklarla (60–100
atım/dk.) elektriksel uyarı üretmek, kalp hızını kontrol etmektir. uyarı, önce sağ
atriyuma daha sonra da sol atriyuma yayılır. (bkz: sin-o-atriyal )

Elektrokardiyogram

Elektrokardiyograf aleti ile elde edilen kalbin elektriksel aktivite grafiğidir. (Bkz; Elektr-o-kardi-yo-gram )

İnsan kalbi yalnızca mekanik bir pompa değildir; her atımın zamanlamasını ve gücünü belirleyen elektrik sinyalleriyle yönlendirilen karmaşık bir organdır. Bu makale, bu elektriksel uyarıların temellerini, teknik olarak nasıl izlendiklerini ve kalp fonksiyonunun tam bir değerlendirmesi için neden ek teşhis yöntemlerine ihtiyaç duyulduğunu ele almaktadır.

Kardiyak Elektriksel İmpulsların Temelleri

Her kalp atışının merkezinde elektriksel bir dürtü vardır. Bu uyarılar, kalbin birincil kalp pili olan sinüs düğümü tarafından üretilir. Sağ atriyumda bulunan sinüs düğümü, kalp atışınızın hızını ve ritmini ayarlamaktan sorumludur.

Teknik Yönler: EKG Elektrotları ve İmpuls İletimi

Her kalp döngüsü sırasında kalp kası hücrelerinde meydana gelen elektriksel potansiyel değişiklikleri, Elektrokardiyogram (EKG) elektrotları kullanılarak yakalanıp izlenebilir. Bu elektrotlar vücut yüzeyinde belirli noktalara yerleştirilir ve bu elektriksel aktiviteleri kaydeden bir makineye bağlanır. EKG daha sonra bu aktiviteleri bir zaman ekseninde çizer ve sonuçta kalbin elektriksel hareketlerini gösteren nispeten tekdüze bir görüntü elde edilir.

Bununla birlikte, EKG’nin kalp odalarından kanın gerçek fırlatma hızını değil, yalnızca kalp kası hücreleri içindeki impuls iletimini yakaladığını unutmamak çok önemlidir.

EKG’nin Kısıtlamaları ve Ek Tanı Yöntemlerine İhtiyaç

EKG kalp fonksiyonunu izlemek için paha biçilmez bir araç olsa da sınırlamaları vardır. Spesifik olarak, kalpten dışarı pompalanan kanın hacmi (ejeksiyon hızı olarak bilinir) gibi kalbin gerçek mekanik performansı hakkında bilgi sağlamaz. Bu bilgiyi elde etmek için ek teşhis yöntemleri gereklidir. Böyle bir yöntem, kalbin yapısı ve fonksiyonunun ayrıntılı görüntülerini oluşturmak için ultrason dalgalarını kullanan ekokardiyografidir.

Elektrokardiyogramın eğrisi, her biri kalpteki çok spesifik elektrofizyolojik süreçlere dayanan farklı bölümlere ayrılabilir. EKG’nin değerlendirilmesi, EKG cetveli veya bilgisayarla manuel olarak yapılabilir.

Veriler

Elektrokardiyogram (EKG), kalbin elektriksel aktivitelerini değerlendirmek için kullanılan hayati bir teşhis aracıdır. EKG takibi, kalbin elektrik döngüsünün farklı aşamalarına karşılık gelen birkaç farklı bölüme ve dalgaya bölünmüştür. Bu makalede bu bileşenlerin ayrıntılarına gireceğiz: P dalgası, QRS kompleksi, T dalgası ve sıklıkla gözden kaçırılan U dalgası.

P Dalgası: Atriyumun Uyarılması

EKG takibi tipik olarak, kalbin üst odacıkları olan atriyumlara yayılan elektriksel uyarımı temsil eden yukarıya doğru küçük bir eğri olan P dalgasıyla başlar. Bu uyarılma atriyumları kasılmaya hazırlar ve kanı ventriküllere itmelerini sağlar. P dalgası koordineli atriyal aktivasyonun bir işaretidir ve kulakçıkların genel sağlığı ve işlevi hakkında ipuçları sağlar.

QRS Kompleksi: Ventriküler Depolarizasyon

P dalgasını takiben, EKG trasesine hakim olan keskin, pürüzlü bir dalga dizisi olan QRS kompleksi gelir. Bu kompleks, kalbin alt odaları olan her iki ventrikülün depolarizasyonuna karşılık geldiğinden sağlık hizmeti sağlayıcılarının özellikle ilgisini çekmektedir. Basit bir ifadeyle, QRS kompleksi, elektriksel uyarıların ventriküllerin kasılıp akciğerlere ve vücudun geri kalanına kan pompalaması için tetiklendiği anı işaret eder.

T Dalgası: Ventriküler Repolarizasyon
EKG takibindeki bir sonraki bileşen T dalgasıdır. Bu dalga, ventriküllerin repolarizasyon olarak da bilinen dinlenme elektriksel durumuna geri dönmesinin bir sonucudur. T dalgası genellikle lead yerleşimine bağlı olarak yukarı veya aşağı doğru hafif bir eğridir. Bu, karıncıkların elektriksel olarak sıfırlandığını ve bir sonraki kasılmaya hazırlandığını gösterir.

U Dalgası: Tutarsız Bir Olgu
Son olarak T dalgasını takip eden tutarsız bir yükselme olarak görünen U dalgası vardır. Kesin kökeni tartışma konusu olmaya devam etse de, bazı teoriler bunun ventriküler repolarizasyonun son kalıntılarını veya muhtemelen kalp içindeki özel liflerin repolarizasyonunu temsil ettiğini öne sürüyor.

Segmentler

Elektrokardiyogramlar (EKG’ler), kalbin karmaşık işleyişine dair paha biçilmez bilgiler sunar. Tanıdık dalgaların (P, QRS, T ve U) ötesinde, EKG’ler farklı kardiyak olaylar için işaretleyici görevi gören çeşitli bölümlere ve aralıklara da bölünmüştür. Bu makale, daha az bilinen bu bileşenlerin derinlemesine bir açıklamasını sağlamayı amaçlamaktadır: PQ segmenti, ST segmenti ve QT süresi, PQ süresi, RR aralığı, PP mesafesi ve PR mesafesi gibi çeşitli zaman aralıkları.

PQ Segmentini Anlamak
PQ segmenti izoelektrik bir çizgidir, esasen P dalgasının sonundan QRS kompleksinin başlangıcına kadar uzanan yatay bir çizgidir. Bu segment çok önemlidir çünkü atriyal uyarının sonu ile ventriküler uyarının başlangıcı arasındaki zaman çerçevesini temsil eder. Kısa bir duraklama görevi görerek kulakçıkların kasılmalarını tamamlamasına ve karıncıkların bir sonraki kasılmadan önce kanla dolmasına olanak tanır.

ST Segmentini Paketinden Çıkarma
ST segmenti, QRS kompleksinin sonundan T dalgasının başlangıcına kadar bulunan başka bir izoelektrik çizgidir. PQ segmenti gibi, bir geçiş fazının göstergesi olarak hizmet eder ve bu kez ventriküler depolarizasyon ile repolarizasyon arasındaki süreyi işaret eder.

Zaman Aralıklarına Yakından Bir Bakış

QT Süresi
QT süresi QRS kompleksini, ST segmentini ve T dalgasını kapsayan daha geniş bir aralıktır. Bu, ventriküler sistolün tüm süresinin (ventriküllerin kasılması) göstergesidir. Daha da önemlisi, QT süresi kalp atış hızına bağlı olarak değişebilir ve sıklıkla bu değişime göre düzeltilir.

Güç Kalitesi Zamanı
PQ süresi, P dalgasının ve PQ segmentinin ortak süresine karşılık gelir. Atriyal uyarım ve ventriküler uyarımdan önceki duraklama için bileşik bir belirteç görevi görür.

RR Aralığı ve PP Mesafesi
RR aralığı, birbirini takip eden iki R dalgası arasındaki mesafedir ve esas olarak iki ventriküler kasılma arasındaki süreyi ölçer. Diğer taraftan, PP mesafesi birbirini takip eden iki P dalgası arasındaki mesafedir ve iki atriyal kasılma arasındaki süreyi yansıtır.

PR Mesafesi
PR mesafesi P dalgasının başlangıcından R dalgasına kadar geçen süreyi ölçer. Senkronize kalp fonksiyonu için hayati önem taşıyan atriyoventriküler iletim hızına ilişkin bilgiler sağlar.

J Noktasını Belirleme

EKG’de S dalgasından ST segmentine geçişte J noktası görülür. Tanımlanması, özellikle miyokard enfarktüsü veya iskemi gibi durumları gösterebilecek kritik bulgular olan ST yükselmesi veya depresyonunun olup olmadığının belirlenmesiyle ilgilidir. Temel olarak J noktası, ST değişikliklerinin genliğini ölçmek için bir referans noktası görevi görür ve acil teşhis ve tedavi planları için değerli bilgiler sağlar.

EKG için Temel Endikasyonlar

Teşhis yeteneği göz önüne alındığında, EKG genellikle kalple ilgili bir dizi semptom ve durum için istenir. İşte bazı önemli göstergeler:

Göğüs Şikayetleri
Retrosternal ağrı, göğüste baskı veya göğüste batma hissi gibi semptomları olan hastalar EKG için güçlü adaylardır. Bu semptomlar çeşitli kalp rahatsızlıklarının göstergesi olabilir ve EKG, altta yatan nedeni değerlendirmenin ilk adımıdır.

Aritmi
Aritmi olarak bilinen herhangi bir anormal ritim veya kalp hızı da EKG’yi gerektirir. Aritminin tipini belirlemeye ve uygun tedaviyi yönlendirmeye yardımcı olur.

Belirsiz Senkop
Açıklanamayan bayılma (senkop) yaşayan kişiler için EKG, yaşamı tehdit eden durumlara yol açabilecek kardiyak nedenlerin dışlanması açısından hayati öneme sahiptir.

Koroner kalp hastalığı
Bilinen veya şüphelenilen koroner kalp hastalığı olan hastalar, hastalığın ilerleyişini ve tedavilerin etkinliğini izlemek için sıklıkla EKG’ye tabi tutulur.

Miyokard İnfarktüsü ve Akut Koroner Sendrom
Şüpheli kalp krizi (miyokard enfarktüsü) veya akut koroner sendrom vakalarında, EKG sadece endike olmakla kalmaz, aynı zamanda hızlı ve uygun müdahaleyi kolaylaştırmak için acilen gereklidir.

EKG bileşenleri

QRS Kompleksi: EKG’nin Kalbi
QRS kompleksi, ventriküllerin depolarizasyonunu temsil eden herhangi bir EKG takibinin önemli bir parçasıdır. Bu elektrik uyarısı atriyoventriküler (AV) düğümden yayılır, His demetini geçerek Purkinje lifleri aracılığıyla ventrikülleri aktive eder. İşte bilmeniz gerekenler:

  • Uyarının Yönü: Septumdan ventriküllere ve endokardiyumdan epikardiyuma.
  • Değişkenlik: Tüm QRS kompleksleri q, r veya s dalgalarını göstermez.
  • Süre ve Gerilim: Sırasıyla 0,10 saniyeyi ve 30 mm’yi geçmemelidir.

QRS Kompleksindeki Dalgaları Anlamak
Q dalgası: Negatifse septum depolarizasyonunu gösterir.
R dalgası: İlk pozitif sapma.
S dalgası: R dalgasını takip eden negatif sapma.

T Dalgası: İnce Bir Gösterge
T dalgası QRS kompleksini takip eder ve ventriküler repolarizasyonu gösterir.

  • Asimetri: En yüksek gerilim değeri sona yaklaşmıştır.
  • Polarite: QRS kompleksinin pozitif olduğu derivasyonlarda pozitif.

Zaman Önemlidir: EKG Aralıklarını Anlamak
EKG yorumunda dalgaların genişliği ve aralarındaki mesafeler zaman değerlendirmesinin temelini oluşturur.

PR Aralığı
Süresi: P dalgasının başlangıcından QRS kompleksinin başlangıcına kadar sürer.
Endikasyon: Atriyal uyarı yayılımını ve AV düğümündeki gecikmeyi temsil eder.
Normal Aralık: Yetişkinlerde 0,20 saniyeyi geçmemelidir.

ST Segmenti
Rol: Ventriküler repolarizasyonun başlangıcını gösterir.
Tanısal Önem: Sapmalar, miyokard enfarktüsü gibi patolojik durumların teşhisinde anahtardır.

QT Aralığı
Span: QRS kompleksinin başlangıcından T dalgasının sonuna kadar.
Klinik Uygunluk: Ventriküllerin hem depolarizasyonunu hem de repolarizasyonunu temsil eder.

Elektrot Yerleştirme: İlgi Alanları
v1: 4. intrakostal odacık bölgesinde sol parasternal
v2: 4. intrakostal odacık bölgesinde sağ parasternal
v3-v6: 5. intrakostal odacık bölgesi boyunca farklı konumlar

Elektiriksel aksın belirlenmesi;

12 Kanallı EKG ile elde edilen verilerde, bu vektörerin toplamı hesaplanır. Böylelikle toplam vektörün yönü ve şiddeti belirlenmiş olur.

Bir EKG izi, kalpteki elektriksel aktivitenin farklı aşamalarını temsil eden birkaç temel bileşeni içerir:

  • P dalgası: Atriyumların depolarizasyonu
  • QRS kompleksi: Ventriküllerin depolarizasyonu
  • T dalgası: Ventriküllerin repolarizasyonu

Bu elektriksel olayların yönelimi veya “ortalama vektörü” genellikle yukarıdan aşağıya ve sağdan sola doğru hareket eder. Bu yönlülüğe genel olarak “elektriksel eksen” adı verilir.

Elektrik Ekseninin Önemi
Elektriksel eksen P dalgası, QRS kompleksi ve T dalgasının eksenleri ölçülerek belirlenebilir. Ancak değerlendirme için çoğunlukla frontal düzlemdeki QRS kompleksinin elektriksel ekseni kullanılır.

Elektrik Ekseninde Değişkenlik
Altta yatan bir kalp rahatsızlığı olmasa bile elektriksel eksendeki sapmaların meydana gelebileceğini unutmamak önemlidir. Bu tür değişiklikler zayıflık, obezite veya hamilelik gibi faktörlerden kaynaklanabilir.

QRS Ekseni Nasıl Hesaplanır?
QRS ekseninin hesaplanması, altı ekstremite derivasyonundaki QRS kompleksinin genliğinin değerlendirilmesini içerir. Bu değerlendirme QRS kompleksinin hem olumlu hem de olumsuz bileşenlerini dikkate alır. Bu parçaların genliğinin cebirsel toplamı, elektrik ekseninin belirlenmesi için gerekli verileri sağlar.

Pratik Uygulamalar
Elektriksel ekseni anlamak, çeşitli kalp rahatsızlıklarının teşhisine yardımcı olduğundan ve obezite veya hamilelik nedeniyle eksen kayması gibi fizyolojik değişiklikleri veya sapmaları işaret edebildiğinden, sağlık hizmeti sağlayıcıları için EKG’yi yorumlamada hayati öneme sahiptir.

Normal EKG

Ayrıntılara dalmadan önce, “normal” bir EKG’ye sahip olmanın kalp hastalığını mutlaka dışlamadığını belirtmekte fayda var. Tersine, patolojik EKG olarak görünen şey her zaman kalp hastalığının varlığına işaret etmeyebilir. Bu nedenle EKG yorumu daha geniş bir klinik değerlendirme kapsamında ele alınmalıdır.

I. Kanal
P dalgası: Pozitif
QRS Kompleksi: Küçük q dalgası olabilir, R dalgası baskın
T dalgası: Pozitif, R dalgasından küçük

II. Kanal
P dalgası: En belirgin şekilde pozitif
QRS Kompleksi: Derivasyon I ve III’e benzer şekilde, ana defleksiyon R dalgasıdır
T dalgası: Pozitif

III. Kanal
P dalgası: Bifazik veya negatif
QRS Kompleksi: Q dalgası veya QS kompleksinin varlığı
T dalgası: Pozitif veya negatif olabilir

aVR
P dalgası: Negatif
QRS Kompleksi: Genellikle negatif
T dalgası: Negatif

aVL
P dalgası: Negatif veya bifazik olabilir
QRS Kompleksi: Ana sapma R dalgasıdır
T dalgası: Pozitif, negatif veya iki fazlı; negatif T dalgaları, özellikle P dalgası negatifse ve QRS amplitüdü düşükse

aVF
P dalgası: Genellikle pozitif
QRS Kompleksi: R dalgası genellikle mevcuttur
T dalgası: Pozitif, negatif veya bifazik

V1
P dalgası: Bifazik
QRS Kompleksi: Genellikle q dalgası yoktur, olası rSr’ kompleksi
T dalgası: Pozitif veya negatif olabilir

V2
P dalgası: Bifazik
QRS Kompleksi: V1’e benzer, küçük r dalgası ve ardından büyük S dalgası
T dalgası: Pozitif veya negatif

V3
P dalgası: Pozitif
QRS Kompleksi: Q dalgası yok, R ve S dalgası genlikleri yakın
T dalgası: Yüksek genlikli ve pozitif

V4-V6
P dalgası: Pozitif
QRS Kompleksi: Küçük q dalgası, baskın R dalgası, küçük s dalgası
T dalgası: Yüksek genlikli ve pozitif

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Patoloji

EKG çeşitli kalp hastalıklarının tanısında yardımcı olan, önemli bir yöntemdir, ancak EKG’ye dayanarak anatomik ve fonksiyonel bozukluklar hakkında kesin bir yargıya varabilmek mümkün değildir. Bu nedenle aşağıda söz konusu edilen patolojik EKG bulguları anamnez, fizik muayene bulguları ve bazen da diğer tanı yöntemleriyle birlikte değerlendirilmelidir.

Ritm bozuklukları:

  • EKG’nin en önemli kullanım alanlarından biri ritm bozukluklarının değerlendirilmesidir. Bu konuda EKG alternatifi olmayan bir yöntemdir.
  • Normal koşullarda uyarı sino-atriyal (SA) düğümden çıkar (sinüs ritmi). Bunun nedeni SA düğümün en yüksek hızda uyarı çıkartan merkez özelliğine sahip olmasıdır.
  • Normal sinüs ritmi 60-100/dakika hızındadır ve P dalgaları II derivasyonunda pozitif, aVR derivasyonunda negatiftir.

Hızın 60/dakikanın altında olması sinüs bradikardisi, 100/dakikanın üzerinde olması sinüs taşikardisi olarak adlandırılır. Sinüs taşikardisinde hız genellikle 150/dakikanın altındadır, ancak nadiren 180/dakika hızında sinüs taşikardisi de söz konusu olabilir. Düzensiz sinüs ritmi ise “sinüs aritmisi” olarak adlandırılır.

Kalp hızı derin inspiryum sırasında artar, derin ekspiryum sırasında azalır. Sinüs aritmisinin solunumla ilişkili olduğu saptandığında “solunum aritmisi” olarak adlandırılır.

Uyarının sinüs düğümünden çıkamaması ya da aşağıya iletilememesi durumunda, bir süre bekledikten sonra, atriyumların bir başka yerinden, atriyoventriküler (AV) kavşaktan ya da ventrikülllerden uyarılar çıkabilir (kaçış vuruları). Bu uyarılar üç ya da daha fazla kez ard arda geldiğinde “kaçış ritmi”nden söz edilir.

Atriyal ve AV kavşak kaçış ritmleri genellikle 40-60/dakika hızında iken ventriküler kaçış ritmlerinde hız 25-40/dakikadır. Kaçış ritmlerinde hızın bu düzeylerin üzerinde olması (atriyumlar ve AV kavşak için >60/dakika, ventriküller için >40/dakika) “hızlanmış kaçış ritmi” olarak adlandırılır.

Uyarının AV kavşaktan ya da atriyumların alt bölgesinden çıkması durumunda QRS komplekslerinin önünde II derivasyonunda negatif, aVR derivasyonunda pozitif P dalgaları görülür ve PR aralığı kısalmıştır Atriyumların alt bölgesinden çıkan uyarıları AV kavşaktan çıkan uyarılardan ayırt etmek mümkün değildir ve bu tür ritmler “alt atriyal ritm” olarak da adlandırılmaktadır. AV kavşak ritmlerinde bazan da P dalgaları QRS kompleksinin içine gizlenir

  • Erken atımlar; Uyarının SA düğüm dışındaki bir odaktan çıkmasının diğer bir nedeni olarak; sinüs düğümünün normal uyarı çıkartması ve uyarının aşağıya iletilmesine karşın aşağıdaki odağın otomasitesindeki (uyarı çıkartma hızındaki) artıştır.
  • Supraventriküler (atriyumlardan ya da AV kavşaktan kaynaklanan) erken atımlarla ventriküllerden kaynaklanan erken atımların ayırt edilmesi gerekir. QRS kompleksinin önünde veya içinde P dalgalarının görülmesi ve QRS kompleksinin dar olması supraventriküler erken atıma işaret eder.
  • QRS kompleksinin önünde P dalgalarının olmaması, QRS kompleksinin geniş (> 0.12 sn) olması ve şekil bozukluğu göstermesi, sekonder ST-T değişikliklerinin mevcut olması, T dalgasının QRS kompleksindeki baskın dalganın pozitif olduğu derivasyonlarda negatif, negatif olduğu derivasyonlarda pozitif olması ventriküler erken atımların lehinedir.
  • Supraventriküler erken atımlarla ventriküler erken atımların ayırıcı tanısında yararlı olabilecek bir diğer kriter de erken atımdan sonraki duraklama (pause) döneminin supraventriküler erken atımlarda tamamlayıcı (kompansatuar) olmamasına karşın ventriküler erken atımlarda tamamlayıcı olmasıdır.
    • Bunu değerlendirmek için erken atımdan önceki QRS kompleksinin R dalgası zirvesi ile erken atımdan sonraki QRS kompleksinin R dalgası zirvesi arasındaki süre ölçülür ve sinüs ritminde biribirini izleyen üç QRS kompleksi seçilerek 1. ve 3. QRS’in R dalgası zirveleri arasındaki süre ile karşılaştırılır.
    • Bu işlem boş bir kağıt üzerinde işaretleme yapılarak, süreyi ölçmeden daha basit bir şekilde de yapılabilir. Erken atımların supraventriküler ya da ventriküler olduğu belirlendikten sonra sıklığı ve unifokal ya da multifokal olduğu değerlendirilmelidir.
    • Erken atımlar her bir sinüs atımından sonra oluşuyorsa “bigemine”, her iki sinüs atımından sonra oluşuyorsa “trigemine”, her üç sinüs atımından sonra oluşuyorsa “kuadrigemine” olarak adlandırılır.
    • Erken atımlarların unifokal ya da multifokal olduğu ise P dalgalarının şeklininin değişip değişmediğine (supraventriküler erken atımlarda, P dalgaları görülüyorsa) ve QRS komplekslerinin görünümünde değişiklik olup olmadığına (gerek supraventriküler ve gerekse ventriküler erken atımlarda) bakılarak değerlendirilir.
    • Ventriküler erken atımların kendisinden önce gelen sinüs atımına ait T dalgasının üzerine gelmesi önemlidir ve “T’nin üzerinde R bulgusu” olarak adlandırılır. Bu tür ventriküler erken atımların özellikle miyokard infarktüsü sırasında ventrikül fibrilasyonu oluşma riskine işaret edebileceği öne sürülmektedir.
    • Erken atımların ard arda üç kez ortaya çıkması durumunda “taşikardi” olarak adlandırılması gerekir.
  • Atriyal ritim bozuklukları
  • Supraventriküler ritim bozuklukları
  • Ventriküler ritim bozuklukları
  • Miyokardit

Negatif T Dalgasının Klinik Yorumu

  • Normal Varyantlar: Bazen T dalgası inversiyonu, özellikle çocuklarda ve gençlerde normal bir bulgu olabilir. Bu durumlarda inversiyon genellikle sağ prekordiyal derivasyonlarda (V1-V3) görülür.
  • Miyokardiyal İskemi: Negatif T dalgaları, kalp kasının belirli bölümlerine kan akışının azaldığını gösterebilir. Bu genellikle ST segment depresyonu gibi diğer EKG değişiklikleriyle birlikte görülür.
  • Pulmoner Emboli: T dalgası inversiyonu, özellikle ön prekordiyal ve alt derivasyonlarda görüldüğünde, akut pulmoner embolinin bir göstergesi olabilir.
  • Hipertrofik Kardiyomiyopati: Bu durum sıklıkla lateral derivasyonlarda T dalgası inversiyonu ile ortaya çıkabilir.
  • Sol ve Sağ Paket Dal Blokları: Bu koşullar aynı zamanda genellikle etkilenen ventrikülün üzerindeki derivasyonlarda T dalgası inversiyonuna da neden olabilir.
  • Elektrolit Dengesizliği: Anormal potasyum, kalsiyum veya magnezyum seviyeleri, T dalgası inversiyonu da dahil olmak üzere çeşitli EKG değişikliklerine yol açabilir.
  • Merkezi Sinir Sistemi Bozuklukları: Kafa içi kanama veya diğer ciddi beyin bozuklukları bazen T dalgasının ters dönmesine neden olabilir.
  • Diğerleri: T dalgası inversiyonu ilaçların bir yan etkisi olabilir veya fiziksel veya duygusal stresten kaynaklanabilir.

EKG değerlendirme

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Elektrokardiyografinin Evrimi: Tarihsel Bir Perspektif

Elektrokardiyografinin (EKG) tarihi, tıp biliminin yıllar içindeki daha geniş evrimini yansıtan büyüleyici bir yolculuktur. EKG, ilkel başlangıcından kardiyolojide vazgeçilmez bir teşhis aracı olarak mevcut durumuna kadar uzun bir yol kat etti. Bu makale, önemli kilometre taşlarını ve yenilikleri vurgulayarak EKG’nin kısa bir tarihçesini sunmayı amaçlamaktadır.

EKG’nin Şafağı
EKG’nin kökleri, Hollandalı fizyolog Willem Einthoven’ın elektrokardiyografi kavramını ortaya attığı 19. yüzyılın sonlarına kadar uzanmaktadır. 1903’te Einthoven, hantal ve çalışması için önemli miktarda güç gerektiren bir alet olan tel galvanometreyi kullanarak ilk insan EKG’sini yayınladı. Sınırlamalarına rağmen bu, ona 1924’te Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü kazandıran çığır açıcı bir ilerlemeydi.

Teknolojik Gelişmeler ve Minyatürleşme
İlk EKG makineleri hantaldı ve taşınabilir değildi, bu da onları rutin kullanım için kullanışsız hale getiriyordu. Ancak teknolojik gelişmeler daha küçük, daha verimli EKG makinelerinin geliştirilmesine yol açtı. 20. yüzyılın ortalarına gelindiğinde transistör teknolojisi, hastanelerden savaş alanlarına kadar çeşitli ortamlarda kullanılabilecek taşınabilir cihazların yaratılmasını mümkün kıldı.

Dijital EKG’nin Gelişi

20. yüzyılın sonlarındaki dijital devrim, EKG teknolojisinde önemli değişikliklere yol açtı. Bilgisayarlı sistemlerin kullanıma sunulması, daha doğru okumalara, veri depolamaya ve EKG dalga formlarını daha önce hayal bile edilemeyecek şekillerde manipüle etme ve analiz etme becerisine olanak sağladı.

Modern Zaman EKG’si
Bugün EKG, sayısız kalp rahatsızlığının teşhisi için dünya çapında uygulanan standart bir prosedür haline geldi. Aritmilerden miyokard enfarktüslerine kadar EKG’ler çok değerli bilgiler sağlar. Gerçek zamanlı veri sağlayabilen, hastaların ve doktorların kalp sağlığını daha proaktif bir şekilde yönetmesine olanak tanıyan giyilebilir EKG monitörleri gibi yenilikler ortaya çıkmaya devam ediyor.

EKG’nin tarihi, kardiyovasküler hastalıklara ilişkin anlayışımızı ve tedavimizi temelden değiştiren önemli kilometre taşlarıyla işaretlenmiştir. Geleceğe baktığımızda, sürekli teknolojik gelişmelerin EKG’leri her zamankinden daha erişilebilir, doğru ve anlaşılır hale getirmesi bekleniyor.

Kaynak:

  • Kusumoto, F. M., & Goldschlager, N. (2018). “Cardiac Pacing and Electrophysiology: A bridge to the 21st century.” Elsevier.
  • Thaler, M. S. (2015). “The Only EKG Book You’ll Ever Need.” Lippincott Williams & Wilkins.
  • Otto, C. M., & Nishimura, R. A. (2019). “Textbook of Clinical Echocardiography.” Elsevier.
  • Wagner, G. S. (2012). “Marriott’s Practical Electrocardiography.” Wolters Kluwer Health.
  • Goldberger, A. (2012). “Clinical Electrocardiography: A Simplified Approach.” Elsevier Health Sciences.
  • Surawicz, B., & Knilans, T. (2008). “Chou’s Electrocardiography in Clinical Practice.” Elsevier.
  • Kligfield, P., Gettes, L. S., Bailey, J. J., et al. (2007). “Recommendations for the Standardization and Interpretation of the Electrocardiogram.” Journal of the American College of Cardiology, 49(10), 1109–1127.
  • Surawicz, B., Childers, R., Deal, B. J., et al. (2009). “AHA/ACCF/HRS Recommendations for the Standardization and Interpretation of the Electrocardiogram.” Circulation, 119(10), e235–e240.
  • Zimetbaum, P., & Josephson, M. E. (2010). “Use of the Electrocardiogram in Acute Myocardial Infarction.” New England Journal of Medicine, 343, 1136–1141.
  • Einthoven, W. (1903). “Un nouveau galvanomètre.” Archives internationales de Physiologie, 4, 132–164.
  • Nobel Prize Committee. (1924). “The Nobel Prize in Physiology or Medicine 1924: Willem Einthoven Biography.”
  • Barrett, H. H., & Myers, K. J. (2004). “Foundations of Image Science.” Wiley.
  • Goldberger, A. L. (2006). “Clinical Electrocardiography: A Simplified Approach.” Elsevier.
  • Wagner, G. S., & Strauss, D. G. (2013). “Marriott’s Practical Electrocardiography.” Wolters Kluwer Health.
  • Kligfield, P., Gettes, L. S., Bailey, J. J., Childers, R., Deal, B. J., Hancock, E. W., … & Van Herpen, G. (2007). Recommendations for the standardization and interpretation of the electrocardiogram. Journal of the American College of Cardiology, 49(10), 1109-1127.
  • Surawicz, B., Childers, R., Deal, B. J., Gettes, L. S., Bailey, J. J., Gorgels, A., … & Wellens, H. (2009). AHA/ACCF/HRS recommendations for the standardization and interpretation of the electrocardiogram. Journal of the American College of Cardiology, 53(11), 982-991.
  • Goldberger, Ary L. Clinical electrocardiography: a simplified approach. Elsevier Health Sciences, 2018.
  • Wagner, Galen S., and David G. Strauss. Marriott’s Practical Electrocardiography. Wolters Kluwer Health, 2020.

Elektron

  • Sinonim: Electron, ἤλεκτρον ‎(ḗlektron), electro-, elektro-.

Eski Yunancadaki ἠλέκτωρ ‎(ēléktōr, parlayan güneş) kelimesinden türemiştir.

  • Eski yunancada; yanıcı taş anlamına gelir. atom çekirdeğinin çevresindeki negatif elektrik yüklü tanecik (partikül)lerden her biri.

rēctus

Sinonim: rektus.

Latincedeki regō (hükmetmek, yönetmek)’nun geçmiş zamandaki pasif ortacıdır. 

  • Yönetilen, yönetilmiş olan, idare edilen, idare edilmiş olan,
  • Kılavuz edilen, yönlendirilen,
  • Düz,
  • Gerçek,
  • (Mecazi) Münasıp, onurlu.
Sayı Tekil Çoğul
Hal / Cins. Mask. Fem. Nötr Mask. Fem. Nötr
nominatif rēctus rēcta rēctum rēctī rēctae rēcta
genitif rēctī rēctae rēctī rēctōrum rēctārum rēctōrum
datif rēctō rēctō rēctīs
akusatif rēctum rēctam rēctum rēctōs rēctās rēcta
ablatif rēctō rēctā rēctō rēctīs
vokatif rēcte rēcta rēctum rēctī rēctae rēcta

Rektum

Latincede; rectusdan gelmektedir.  (intestinum) düz bağırsak anlamına gelir.

  • Burda kimus sindirime uğramaz sadece anüse ulaşana kadar su emilimi gerçekleşir.
  • Kalın bağırsağın bir bölümüdür. colon sigmoideum ile vücudun dışarısını birbirine bağlar. Rektum sigmoid kolonun devamıdır, geçiş 3. sakral omurun kraniyal kenarındadır.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Anatomi

  • Direk bağırsağı, “rektum” adından da anlaşılacağı gibi düz bir tüp değildir, bunun yerine sagital düzlemde sabit iki eğri gösterir.
  • İki eğrinin üst kısmı olan flexura sacralis, fasies pelvina ossis sacri‘ye dayanır ve centrum perinei bölgesinde fleksura anorektalise (fleksura perinealis) dorsal olarak bükülür. Bu, dışbükeyliği ileriye doğru yönlendirilir.
  • Sagital düzlemdeki bu sabit eğriliklere ek olarak, frontal düzlemde de çeşitli tutarsız eğriler (fleksura yanalları) vardır. Yanal eğrilikler fonksiyonel durumları temsil etmez.
  • Yaklaşık 15 cm uzunluğundaki rektum genellikle 3 hilal şeklinde enine kıvrım gösterir;
    1. Plicae transversae recti, ortası, Kohlrausch kıvrımı, anüsün yaklaşık 6 cm yukarısında sağda uzanır ve düzenli olarak oluşur. Bu kıvrımın konumu dışarıdan net bir girinti ile tanınabilir.
    2. Diğer iki küçük enine kıvrım sol taraftadır ve zayıf olabilir.
  • Rektum sonunda anal kanala devam eder. Rektumun dilate kısmı; rektal ampulla. Rektumun anal kanalın üstündeki kısmı dışkı ile doldurulduğunda ampulla rektiyi oluşturacak şekilde genişletilir. Ampulla rektisi enine kıvrımların altında başlar. Anorektal bileşke (Linea anorektalis) ampulla ile anal kanal arasındaki sınırı oluşturur.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Topografi ve periton ilişkileri

  • Rektumun üst kısmı ön ve her iki tarafta periton ile kaplıdır, sonraki kısım sadece ventral olarak kapatılır ve retroperitoneal olarak uzanır. Klinisyen bu durumda sabit bir rektumdan bahseder. Bazen peritoneal kapak dorsal tarafa çok uzanır ve “mezorektum” denen bir yapı ve hareketli bir rektum oluşturur.
  • Plica transversalis media (Kohlrausch kıvrımı) seviyesinde, kadınlarda periton forniks vajinaya ve uterusun arka yüzeyine (excavatio rectouterina), erkeklerde seminal veziküllerin üstünden idrar kesesinin arka yüzeyine (excavatio rectovesicalis) döner. Rektum, plica transversalis ortamının altında tamamen ekstraperitoneal olarak uzanır.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

  • Rektum dorsal olarak sakrum, koksiks ve levator ani kasının arka bölümlerine bitişiktir. Medyan sakral arter, superior rektalis arter, sempatik gövde ve yanal olarak Aa. sacrales laterales & sakral pleksus, seyrek retrorektal bağ dokusunda ilerler. .
  • Kadınlarda ventral olarak rektum vajina ile prostat, vezikül bezleri, duktus deferentes ampulleri ve erkeklerde idrar kesesi ile sınırlıdır. Rektum yanal olarak paraproktiuma bağlanır ve gevşek pararektal bağ dokusu yoluyla pelvik duvar ile temas eder. Ağır dolu bir rektal ampulla, özellikle lateral pelvik duvarın ince duvarlı damarları olmak üzere sinirlere ve damarlara baskı yapabilir. Daha fazla dolgu ile rektum öne ve her iki tarafa doğru genişleyerek komşu organların kaymasına neden olur.

Doku duvarı (Histoloji)

  • Rektum duvarı kalın bağırsakla aynı katmanlara sahiptir. Yalnızca periton örtüsü (tunica serosa) sadece ön ve yan yüzeylerde üst alanda bulunur. Rektumun geri kalan kısmı bir bağ dokusu örtüsüne (tunika adventisya) sahiptir. Mezenter eksiktir.
  • Tunica muscularis. Rektumun kas tabakası, dışta uzunlamasına tabaka ve içte dairesel bir tabakadan oluşur. Kalın bağırsağın 3 kalın bağırsağının kas lifleri, rektosigmoid bağlantı noktasında aniden ayrılır ve rektum üzerinde tek tip uzunlamasına bir kas tabakası oluşturur. Bu, bir tür sfinkter kası (pilor rectosigmoideus, Moutier sfinkter) oluşturur. Rektumun değil sigmoidin dışkı rezervuarı olarak hizmet etmesini sağlamaktan sorumlu olmalıdır. Rektumun uzunlamasına kas örtüsü önden ve dorsalden biraz daha güçlüdür. Bireysel kas lifleri, koksiks (M. rectococcygeus) ve idrar kesesi (M. rectovesicalis, M. rectourethralis) ile bir ilişki geliştirir.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Klinik

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

  1. Sakral pleksusa yakınlığı, özellikle rektal kanserde olmak üzere rektal hastalıklarda siyatik sinir ve pudendal sinirin yayıldığı bölgede ağrı oluşumunu açıklar.
  2. Rektumun dijital muayenesi, derin yerleşimli karsinomun teşhisi için önemlidir. Rektuma yerleştirilen işaret parmağı aynı zamanda ön rektal duvardan prostatın boyutunu ve kıvamını da değerlendirebilir. Pararektal bağ dokusunda ve iskioanal fossada görülen hastalıklı değişiklikler yanal olarak hissedilebilir. Dorsal olarak sakrum, kuyruk kemiği ve genişlemiş retrorektal lenf düğümlerine muayene için erişilebilir.

appendix

Tıp bağlamında “appendix” terimi, kalın bağırsağın alt ucuna tutturulmuş küçük, tüp benzeri bir kese anlamına gelir. “appendix” kelimesinin etimolojik kökü Latince’ye, özellikle “bağlanmak” veya “eklenmek” anlamına gelen “appendō (“üzerine asılı olmak”)” fiilinden takip edilebilir. Bu köken, apendiksin kalın bağırsağın daha büyük yapısına olan fiziksel bağlılığını yansıtmaktadır.

HalTekiloğul
nominatifappendixappendicēs
genitifappendicisappendicum
datifappendicīappendicibus
akusatifappendicemappendicēs
ablatifappendiceappendicibus
vokatifappendixappendicēs

appendiceal —>Ek ile ilgili.

Daha geniş bir tarihsel bağlamda, apandis uzun süredir önemli bir işlevi olmayan, körelmiş bir organ olarak görülüyordu. Ancak son araştırmalar, apendiksin bağırsak bağışıklığında ve bağırsak florasının korunmasında rol oynayabileceğini öne sürüyor.

Epidemiyoloji

Apendiksin iltihabı olan apandisit, karın bölgesinde ameliyat gerektiren en sık görülen acil durumdur. Apandisit epidemiyolojisi bazı dikkate değer modeller sergiler:

İnsidans Oranları: Apandisit insidansı küresel olarak değişmektedir. Addiss, D.G., Shaffer, N., Fowler, B.S. ve Tauxe, R.V. (1990)’nin “American Journal of Epidemiology”de yayınlanan “The epidemiyology of apandisit and apendektomi in the United States” adlı araştırmalarına göre, tahmini Amerika Birleşik Devletleri’nde yıllık apandisit görülme sıklığı 10.000 kişi başına yaklaşık 11 vakadır.

Yaş ve Cinsiyet Dağılımı: Apandisit en sık ergenlerde ve genç erişkinlerde görülür, erkeklerde kadınlara göre daha sık görülür. Bu durum Flum, D.R. ve Koepsell, T. (2002)’de “Archives of Cerrahi”de yayınlanan “Yanlış teşhis edilen apandisitin klinik ve ekonomik bağıntıları: Ülke çapında analiz”de açıklanmaktadır.

Mevsimsel Değişiklikler: Luckmann, R. (1989) tarafından “California’da akut apandisit için insidans ve vaka ölüm oranları: popülasyona dayalı bir çalışma yaşın etkileri”, “Amerikan Epidemiyoloji Dergisi.”

İşlevi

Bağışıklık Fonksiyonu: Ekin, özellikle gençlerde bağışıklık sisteminde rol oynadığı düşünülmektedir. Vücudun enfeksiyonla savaşmasına yardımcı olabilecek lenfoid doku içerir. Bu, Randal Bollinger, R., Barbas, A.S., Bush, E.L., Lin, S.S. ve Parker, W. (2007) tarafından “Kalın bağırsaktaki biyofilmler, insan vermiform apendiksinin belirgin bir işlevini öne sürüyor”, “Journal”da tartışılmıştır. Teorik Biyoloji.”

Bağırsak Flora Rezervuarı: Son teoriler, apendiksin faydalı bağırsak bakterileri için bir rezervuar görevi görebileceğini öne sürüyor. Bu işlev, gastrointestinal hastalıklardan sonra bağırsağın yararlı bakterilerle yeniden doldurulması için gereklidir. Laurin, M., Everett, M.L. ve Parker, W. (2011), “Çekal ek: post-endüstriyel kültür tarafından bozulan bir işleve sahip bir bağışıklık bileşeni daha”, “Anatomik Kayıt”, bu perspektifi tartışıyor.

Evrimsel Yön

Ekin körelmiş doğası ve iltihaplanma potansiyeli, bilim adamlarının evrimsel kökenlerini sorgulamasına yol açtı. Bazıları bunun atalarımızda daha önemli bir işlevi olan daha büyük bir organın kalıntısını temsil ettiğine inanıyor.

Önerilen evrimsel senaryolardan biri, ekin, bitki maddesinde bulunan karmaşık bir karbonhidrat olan selülozun işlenmesinde rol oynayabileceğini öne sürüyor. Bu hipotez, büyük miktarda selüloz tüketen otçullarda apendiksin daha belirgin olduğu gözlemine dayanmaktadır.

Bununla birlikte, apendiksin birçok omnivor ve hatta etçil memelide de mevcut olması, selüloz sindirimindeki rolünün varlığının tek veya birincil açıklaması olmayabileceğini düşündürmektedir.

Başka bir hipotez, apendiksin, faydalı bağırsak bakterileri için bir depo görevi görebileceğini, bağırsaklardaki koşullar daha az elverişli olduğunda onların hayatta kalmasına ve çoğalmasına olanak tanıdığını öne sürüyor. Bu, sindirim, besin emilimi ve bağışıklık fonksiyonunda çok önemli bir rol oynayan sağlıklı bir bağırsak mikrobiyomunun korunmasına yardımcı olabilirdi.

Kesin işlevi ne olursa olsun, apandis evrimsel geçmişimizin bir kalıntısı gibi görünüyor; bir zamanlar sindirim ve bağışıklık sistemlerimizde daha önemli bir rol oynamış olabilecek körelmiş bir yapı. Kesin işlevi tartışılırken, ek bilim insanları ve tıp profesyonellerinin ilgisini çekmeye devam ediyor.

Tarih

Kalın bağırsağın ilk kısmı olan çekuma bağlı küçük, parmak şeklinde bir uzantı olan apendiks, doktorların ve bilim adamlarının uzun süredir ilgisini çekmektedir. Görünüşte körelmiş doğası, iltihaplanma ve kopma potansiyeli ile birleştiğinde, işlevi ve evrimsel tarihi hakkındaki tartışmaları ateşledi.

Apendiksin erken anatomik tanımları, Bartolomeo Eustachi ve Andreas Vesalius gibi anatomistlerin yapısının ayrıntılı çizimlerini sağladığı 16. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Ancak ekin gerçek işlevi yüzyıllar boyunca anlaşılması zor olarak kaldı.

19. yüzyılda anatomistler apendiks için bakteri depolama, sindirime yardımcı olma ve bağışıklık hücreleri için rezervuar görevi görme gibi çeşitli işlevler önerdiler. Ancak bu teoriler büyük ölçüde spekülasyona dayanıyordu ve güçlü bilimsel kanıtlardan yoksundu.

20. yüzyılın başlarında modern mikrobiyolojinin ortaya çıkışı, eklere olan ilginin yeniden artmasına yol açtı. Bazı araştırmacılar bunun bağırsaklarda yaşayan bakteri topluluğu olan bağırsak mikrobiyomunun korunmasında rol oynayabileceğini öne sürdü. Diğerleri bunun bağırsak enfeksiyonlarına karşı korunmaya yardımcı olabileceğini öne sürdü.

Bu teorilere rağmen ek, 20. yüzyıla kadar büyük ölçüde bir sır olarak kaldı. 1970’lerde İngiliz cerrah Rodney Main tarafından yapılan bir dizi çalışma, apendiksin özellikle bağırsak enfeksiyonlarına yanıt olarak bağışıklık fonksiyonunda rol oynayabileceğini öne sürdü.

Main, bağışıklık sistemi olgunlaşmamış bir grup olan çocuklarda ve genç yetişkinlerde apendiksin iltihaplanmadan en çok etkilendiğini gözlemledi. Apendiksin, bağışıklık sistemini bağırsak bakterilerini tanıyacak ve onlara tepki verecek şekilde eğitmeye yardımcı olan bir “lenfoid organ” görevi görebileceğini öne sürdü.

Bu teori sonraki yıllarda ilgi gördü ve apendiksin artık bademcikler ve geniz eti gibi bağışıklık gelişiminde ve bağırsak enfeksiyonlarına yanıtta rol oynayan bir lenfoid doku olduğu yaygın olarak kabul ediliyor.

Kaynak

  1. Smith, H. F., Fisher, R. E., Everett, M. L., Thomas, A. D., Randal Bollinger, R., & Parker, W. (2009). Comparative anatomy and phylogenetic distribution of the mammalian cecal appendix. “Journal of Evolutionary Biology,” 22(10), 1984-1999.
  2. Bollinger, R. R., Barbas, A. S., Bush, E. L., Lin, S. S., & Parker, W. (2007). Biofilms in the large bowel suggest an apparent function of the human vermiform appendix. “Journal of Theoretical Biology,” 249(4), 826-831.
  3. Laurin, M., Everett, M. L., & Parker, W. (2011). The cecal appendix: one more immune component with a function disturbed by post-industrial culture. “The Anatomical Record,” 294(4), 567-579.
https://www.youtube.com/shorts/opoFpKnLwOk

polyoz

Sinonim: Polyozis, Polios, poliosis, poliose.

Kıl folikülünde melanin miktarının düşmesine bağlı olarak görülen grileşmedir. (Bkz; Polyoz)

Kaynak: https://pm1.narvii.com/6568/f2633290e6571080d09997f53f1c400ac2a1f7d2_hq.jpg