(bkz: azinus hücreleri)
azinus hücreleri
-böğürtlen, üzüm anlamına gelir.
-pankreastaki üzüm şeklindeki, salgı salgılayan bezlere denir.
musculi brevis
musculus brevis in aitlik belirten hali.
Glycocalyx
calyx
latincede; calyx , antik yunancada; káluks(“tomurcuk, kabuk”).
Anatomide; Memelilerin böbreğinde bulunan bir çift yapı,
musculus brevis
kısa kas. (bkz: musculus) (bkz: brevis)
Glukoz
Fransızcadan dilimize geçmiş bu kelime Eski Yunancadaki
γλεῦκος (gleûkos, “tatlı şarap”) kelimesi ile akraba olan γλυκύς (glukús, “tatlı”) kelimesinden türemiştir. Kelimenin sonundaki -oz eki karbonhidrat olduğunu belirtir.
- monosakkarit bir karbonhidrattır.
- Canlı hücreler enerji kaynağı olarak kullanabilirken, metabolik reaksiyonlarda bir ara ürün veya fotosentez sonucunda ürün olarak görülebilir.

Kimyasal
yapı
- Glikozun moleküler yapısı 6 karbon atomuna sahiptir ve bu nedenle aldoheksoz olarak da karakterize edilir – aldoz ve heksoz terimlerinin bir daralması.
- Kimyasal olarak glikoz, C1 atomundaki OH grubunun bir aldehit fonksiyonuna oksitlendiği bir altı değerlikli polialkoldür.
- C1 aldehit grubu, C5 atomunun OH grubuyla yoğunlaşır.
- Sulu çözelti içinde glikoz, molekül içi hemiasetal oluşumla (piranoz) altılı bir halka oluşturabilir.
- Aynı ampirik formülle, hidroksil gruplarının glikozun karbon yapısı etrafındaki uzamsal düzenlemesi önemli ölçüde değişebilir.
- C2 ila C5 karbon atomları, kiralite merkezleridir.
- Aldehit C1 atomundan en uzaktaki (Fischer projeksiyonunda ‘sağ’ veya ‘sol’) kiral hidroksil grubunun konumuna bağlı olarak aşağıdakiler ayırt edilir:
- D-glikoz (dekstroz)
- L-glikoz
- Glikoz bir hemiasetal forumundaysa, C1 atomunda yeni bir kiral merkez oluşturulur ve α ve β formu, iki anomer arasında bir ayrım yapılır. Oda sıcaklığında, D-glikoz, yalnızca α-D-glikopiranoz olarak bulunan kristalli bir katıdır. Suda çözülürse α- (% 36) ve β-formu (% 64) arasında denge kurulur. İki anomerin açık zincir aldehit formu aracılığıyla bu karşılıklı dönüşümü, mutarotasyon olarak bilinir.
- D-glikoz, sadece metabolizmada kullanılabildiğinden, insanlar için fizyolojik olarak uygun bir formdur. D-glikoz, biyolojik organizmalarda nişasta (bitkiler) veya glikojen (hayvanlar) şeklinde bir polimer olarak depolanır.
Beslenme
- 2015 yılında vatandaş günde ortalama 90 gr glikoz tüketiyordu.
- Dünya Sağlık Örgütü (WHO), yetersiz beslenmenin neden olduğu ikincil hastalıklardan kaçınmak için 2014 yılından beri günlük maksimum 25 g glikoz alımını önermektedir.
- Glikoz toleransı, aralıklı oruç tutularak veya gıda alımını günün ilk yarısıyla sınırlandırılarak iyileştirilebilir.

Arteriae gastricae breves
Kısa Gastrik Damarlar
1. Tanım ve Köken
- Arteriae gastricae breves, arteria splenica’nın (dalak arteri) terminal kısmından çıkan 5 ila 7 adet küçük kalibreli arteriyel daldır.
- Bu damarlar, midenin üst bölgesine ve fundusuna kan sağlar.
- Genellikle arteria splenica’nın hilus lienalis’e (dalak hilumu) yakın kısmından doğarlar.
2. Anatomik Konum ve Seyir
- Bu damarlar, ligamentum gastrolienale (dalak ile mide arasındaki periton yapısı) içinde soldan sağa doğru uzanır.
- Ligamentum gastrolienale içinde, pankreas kuyruğu ve dalak arasında seyrederler.
- Mideye ulaşmak için ligamentumun içinden geçerek fundus ventriculi (mide fundusu) ile curvatura gastrica major‘un (büyük kurvatura) üst-kraniyal kısmına dağılırlar.
3. Dağılım Alanı
- Arteriae gastricae breves, esas olarak midenin fundus ve kraniyal büyük kurvatura bölgelerine kan temin eder.
- Mide fundusunun subseröz ve submukozal tabakalarında kapiler ağlar oluştururlar.
4. Anastomozlar
- Arteriae gastricae breves, mide çevresindeki diğer arterlerle fonksiyonel anastomotik bağlantılar kurar:
- Arteria gastrica sinistra (truncus coeliacus’tan çıkar, küçük kurvatura boyunca seyreder)
- Arteria gastroepiploica sinistra (arteria splenica’dan çıkar, büyük kurvatura boyunca seyreder)
Bu anastomozlar, mide duvarında kan dolaşımının sürekliliğini sağlar ve özellikle splenik veya gastrik dolaşımda tıkanıklık durumlarında önemli kollateral dolaşım yolları oluşturur.
5. Klinik Önemi
- Splenektomi sırasında ligamentum gastrolienale’nin kesilmesi arteriae gastricae breves’in de kesilmesine neden olabilir. Bu durum, mide fundusunda iskemi ve nekroza yol açabilir.
- Bu arterlerin korunması, cerrahi sırasında mide dokusunun kanlanmasının devamı açısından önemlidir.
Keşif
Arteriae gastricae breves’in hikâyesi, yalnızca birkaç “küçük yan dal”ın öyküsü değildir; insan bedeninin damar haritasını yeniden çizen bir dizi entelektüel ve teknolojik devrimin içinden geçen, oldukça uzun bir araştırma zinciridir. Dalak ile mide fundusu arasındaki bu kısa damarlar, bir yandan klasik anatominin şekillenmesine, diğer yandan modern cerrahi ve radyolojinin incelikli sorularına sürekli malzeme sağlamıştır.
1. Galen’den Rönesans’a: “Dalak–mide hattı”nın gölgede kalmış damarları
Antikçağ ve Ortaçağ anatomisi, dalak ve mide arasındaki ilişkiyi daha çok humoral teori bağlamında, yani “siyah safra”, “melankoli” ve dalak fonksiyonları ekseninde tartışıyordu. Galen ve onu izleyen skolastik anatomistlerde dalak-mide bağlantısının damar temelli tasvirleri oldukça kaba ve şematikti; bu bölgedeki ince damar dallarının ayrı ayrı tarif edilmesinden çok, dalak ve mideye giden “genel damar yollarından” söz ediliyordu. Küçük fundik dallar, makroskopik anatominin o dönemki sınırlı disseksiyon pratiği nedeniyle, adeta bir arka plan ayrıntısı olarak kalıyordu.
Rönesans’ta kadavra disseksiyonunun üniversiteye girmesiyle birlikte durum radikal biçimde değişti. Floransa, Padova, Paris ve Leuven gibi merkezlerde insan bedeni, otorite metinlerinden bağımsız olarak yeniden “okunmaya” başladı. Bu yeni okuma, özellikle dalak, pankreas ve mide çevresindeki ince damarların da giderek daha dikkatli izlenmesine yol açtı.
2. Charles Estienne ve Vesalius: Vas breve’den “kısa damarlar”a
- yüzyıl ortasına gelindiğinde, dalak ile mide fundusu arasındaki kısa damar bağlantıları artık disseksiyon masasında gözden kaçmayacak kadar belirgin hale gelmişti. Parisli hekim ve anatomi yazarı Charles Estienne (Carolus Stephanus), dalak üzerine tartışmaların sürdüğü bir dönemde, dalak ile mide arasında uzanan kısa bir damardan, “vas breve”den söz eder. Bu damar, bugün “kısa gastrik damarlar” dediğimiz yapıların tarihsel öncüllerinden biri olarak kabul edilebilir: Estienne, dalak ile mide arasında doğrudan damarsal bir bağlantı olduğunu belirterek, klasik humoral açıklamalarla yeni disseksiyon bulgularını birleştirmeye çalışıyordu.
Andreas Vesalius’un 1543’te yayımlanan ünlü De humani corporis fabrica’sı ise, insan bedeninin sistematik disseksiyonuna dayanan ilk büyük bütünlüklü anatomi atlası olarak, dalak ve mide çevresindeki damar ağını çok daha ayrıntılı biçimde resmeder. Vesalius, dalak hilusundan çıkan ve mideye yönelen dalları tarif eder; fundus bölgesine uzanan kısa dallar metin ve gravürlerde seçilebilir durumdadır. Ancak Vesalius’un terminolojisi henüz bugünkü anlamda “arteriae gastricae breves” gibi sabitleşmiş Latince adlar kullanmaz; daha çok, “dalak damarının mideye giden küçük dalları” türünden betimleyici ifadeler ön plandadır. Yine de bu dönem, kısa gastrik damarların anatomik gerçeklik olarak açıkça tanındığı ilk büyük evreyi temsil eder.
3. 17–18. yüzyıllarda dolaşım kuramı ve damar sınıflandırmaları
William Harvey’in 1628’de dolaşım kuramını ortaya koymasıyla, dalak ve mideye giden damarlar artık yalnızca “sıvı taşıyan kanallar” değil, kapalı bir dolaşım devresinin parçaları olarak yeniden yorumlanmaya başlandı. Bu bakış açısı, 17. ve 18. yüzyılda damar sisteminin hiyerarşik bir biçimde “gövde” ve “dallar” şeklinde sınıflandırılmasının da önünü açtı.
Johann Friedrich Haller ve çağdaşları, özellikle karın içi damarların topografik anatomisini sistematik hale getirdiler: çölyak trunkusu, splenik arter, gastrik dallar ve bunların birbirleriyle anastomozları giderek daha ayrıntılı tarif edildi. Splenik arterin tortüöz seyrinin, pankreas boyunca uzanıp dalak hilusunda çok sayıda dal vermesinin tanımlandığı bu dönem literatürü, bugün “arteriae gastricae breves” diye adlandırdığımız damarların morfolojik zeminini oluşturdu; ancak terminoloji hâlâ yeknesak değildi, aynı damar grubu farklı yazarlarca farklı adlarla anılabiliyordu.
4. 19. yüzyıl: Arteriae gastricae breves’in adının ve konumunun kristalleşmesi
- yüzyıla gelindiğinde, hem makroskopik disseksiyon teknikleri gelişmiş hem de anatomi eğitimi Avrupa üniversitelerinde kurumsallaşmıştı. Bu dönemde Fransız ve Alman anatomistler, mide ve dalak damarlarını ayrı monografilerin konusu haline getirdiler. Çölyak trunkusundan çıkan üç ana dalın (a. gastrica sinistra, a. hepatica communis, a. splenica) klasik şeması yerleşirken, splenik arterin fundus bölgesine giden kısa dalları da, giderek “gastrik damar sistemi”nin özel bir alt grubu olarak ayırt edilmeye başlandı.
Latince “arteriae gastricae breves” teriminin 18.–19. yüzyıl anatomi literatüründe giderek daha sık görünür hale gelmesi, birkaç paralel sürecin sonucudur: bir yanda Nomina Anatomica’ya giden yolda yürütülen isim standardizasyonu çabaları, diğer yanda ise mide ve dalak cerrahisinin yavaş yavaş gelişmeye başlaması. Mide fundusunun kanlanmasını tarif etmek isteyen cerrahlar için bu “kısa ama kritik” damarların ayrı adlandırılması, pratik bir zorunluluk halini aldı.
Henry Gray’in 1858’de yayımlanan Gray’s Anatomy’si, arteriae gastricae breves’i splenik arterin küçük terminal dalları olarak, fundusa ve büyük kurvaturun üst kısmına giden kısa arterler şeklinde tanımlayarak, modern terminolojiyi geniş hekim kitlesine taşıdı. Bu kitap, arteriae gastricae breves’in hem splenik arterle ilişkisini, hem de fundus beslenmesindeki özgül rolünü, standart anatomi şemalarının ayrılmaz bir parçası haline getirdi.
5. 20. yüzyıl başı–ortası: Cerrahi anatominin yükselişi
- yüzyılın ilk yarısında, gastrektomi, fundoplikasyon, peptik ülser cerrahisi, portal hipertansiyon tedavisi ve splenektomi tekniklerinin hızlı gelişimi, arteriae gastricae breves’i anatomi kitaplarının arka sayfalarından ameliyathanenin merkezine taşıdı. Mide fundusunun rezeksiyonunda ya da dalak mobilizasyonunda bu kısa damarların bağlanması, kanama kontrolü ve fonksiyonel sonuçlar açısından kritik hale geldi.
Bu dönemde, klasik disseksiyonlar yalnızca “var mı, yok mu?” sorusuyla yetinmeyip, arteriae gastricae breves’in sayısını, çapını, çıkış düzeylerini ve dağılım modellerini de kataloglamaya başladı. Dalak hilusunda splenik arterin dallanma tiplerini inceleyen anatomik çalışmalar, kısa gastrik arterlerin bazen doğrudan gövdeden, bazen terminal dallardan, bazen de üst polar arterden çıktığını ve sayılarının bireyler arasında dikkate değer değişkenlik gösterdiğini gösterdi.
Böylece arteriae gastricae breves, yalnızca “birkaç küçük dal” olmaktan çıkarak, dalak hilusu ve mide fundusu arasındaki kritik bir mikro-dolaşım bölgesinin ana aktörleri olarak ele alınmaya başlandı. Bu, kısa süre sonra karın cerrahisinin hemen her alanına yansıyacaktı.
6. Anjiyografi ve morfolojik incelemeler: Damar ağının “canlı” görülmesi
- yüzyılın ikinci yarısında konvansiyonel selektif anjiyografi tekniklerinin gelişmesi, arteriae gastricae breves’in ilk kez canlı insanlarda dinamik olarak görüntülenebilmesini sağladı. Splenik arterin kateterizasyonu ile elde edilen anjiyogramlarda, dalak hilusuna yaklaşırken ayrılan ince fundik dallar, fundus bölgesini boyayan kontrast dolumu sayesinde belirgin hale geldi. Bu görüntüler, disseksiyonların öngördüğü anatomiyi büyük ölçüde doğrulamakla kalmadı; bireysel varyasyonun beklenenden çok daha fazla olduğunu da ortaya koydu.
1980’lerde dalak hilusundaki arterlerin sistematizasyonunu amaçlayan ayrıntılı anatomik incelemeler, arteriae gastricae breves’in sayısının bireyden bireye 2–10 arasında değişebildiğini, bazı olgularda dalların fundus ötesinde özofagusa kadar uzandığını, bazılarında ise fundusun belirli bölümlerinin ağırlıklı olarak bu dallarla beslendiğini gösterdi. Bu çalışmalar, “hilusun segmentasyonu” kavramını güçlendirerek, dalak ve fundus rezeksiyonlarının daha hedeflenmiş bir şekilde planlanmasına katkı sundu.
7. Bilgisayarlı tomografi anjiyografisi ve üç boyutlu rekonstrüksiyonlar
1990’lardan itibaren çok dedektörlü bilgisayarlı tomografi (MDCT) ve daha sonra çok kesitli BT anjiyografi ile birlikte, arteriae gastricae breves’in değerlendirilmesi yeni bir evreye girdi. Artık hem çölyak trunkusu hem splenik arter hem de bu arterin küçük gastrik dalları, ince kesitler ve hacimsel rekonstrüksiyonlarla üç boyutlu olarak izlenebiliyordu. Bu teknoloji, iki önemli kazanım sağladı:
- Varyasyonların daha güvenilir haritalanması: Çölyak trunkusu ve dallarındaki (özellikle splenik arter ve gastrik dallar) varyasyonların sıklığı, MDCT serilerinde çok daha büyük hasta gruplarında kantitatif olarak değerlendirildi. Böylece arteriae gastricae breves’in hangi tip çölyak/splenik arter varyasyonlarında daha belirgin ya da daha zayıf olduğu hakkında veriler birikmeye başladı.
- Preoperatif planlama: Mide, pankreas ve dalak cerrahisi öncesinde yapılan BT anjiyografi, fundus ve dalak hilusunun damarlandığını bireysel olarak göstererek, cerrahların kısa gastrik arterlere yaklaşımını ameliyat öncesinde planlamasına imkân verdi. Özellikle obez hastalarda küçük gastrik damarların değerlendirilmesinin zor olduğuna dikkat çeken yeni çalışmalar, buna rağmen BT anjiyografinin fundik damar anatomisini ortaya koymada giderek daha önemli bir araç haline geldiğini vurgulamaktadır.
Üç boyutlu rekonstrüksiyonlar ve sanal gerçeklik tabanlı anatomi uygulamaları, bugün kısa gastrik arterlerin seyrini, dalak hilusu ve gastrosplenik ligaman ile olan ilişkisini cerrah ve radyologlara sezgisel bir şekilde gösteren görselleştirmeler üretmektedir.
8. Peritoneal bağlar, ligamanlar ve “risk zonu” olarak gastrosplenik ligaman
Modern anatomi ve cerrahi literatür, arteriae gastricae breves’i yalnızca damar isimleri olarak değil, aynı zamanda belirli bir peritoneal “bölge”nin işaretleri olarak da ele alır. Gastrosplenik ligaman, dalak hilusunu mide fundusunun büyük kurvaturuyla birleştirir ve içinden kısa gastrik damarlar geçer. Bu ligaman, laparoskopik ya da açık cerrahi sırasında dalak mobilizasyonu, fundus rezeksiyonu, bariatrik prosedürler veya özofagogastrik bileşke cerrahisi yapılırken, kanama açısından kritik bir “risk zonu”dur.
Bu bağlamda güncel anatomi-öğretim kaynakları, arteriae gastricae breves’in yalnızca fundus kanlanmasını değil, aynı zamanda splenik arter ligasyonu, dalak rezeksiyonu veya gastrektomi sonrası dalak infarktüsü riskini belirleyen temel faktörlerden biri olduğunu vurgular. Kısa gastrik arterlerin anastomoz gücünün diğer gastrik damar gruplarına göre sınırlı olması, splenik arter tıkandığında fundusta iskeminin daha kolay gelişebilmesine yol açabilir; modern kaynaklarda bu durum özel olarak işaret edilmektedir.
9. Güncel cerrahi literatürde arteriae gastricae breves: Dalak koruyucu panreatektomiler ve bariatrik cerrahi
- yüzyılın cerrahi literatüründe arteriae gastricae breves’in adı, özellikle iki büyük bağlamda sıkça geçer:
Dalak koruyucu distal pankreatektomi:
Pankreas gövde ve kuyruk lezyonlarında dalak korunmak istendiğinde, splenik arter ve venin tamamen çıkarıldığı (Warshaw tekniği) ya da yeniden yapılandırıldığı teknikler gündeme gelir. Bu durumda dalak kanlanmasının tamamen kısa gastrik arterler ve sol gastroepiploik arter aracılığıyla sağlanıp sağlanamayacağı, uzun süre tartışmalı bir soru olmuştur. Klinik serilerden elde edilen bulgular, splenik arter ve sol gastroepiploik arter de klemplendiğinde, kısa gastrik arterlerin tek başına dalağı yeterince besleyemediğini, dolayısıyla bu damarlara “yedek dolaşım” rolü atfetmenin anatomik olarak çekici ama fizyolojik olarak abartılı olabileceğini göstermiştir. Splenik hilus akımının, kısa gastrik arterler klemplense dahi, esasen sol gastroepiploik arter üzerinden sürdüğü vakalar dikkat çekicidir.
Bariatrik ve fundik cerrahi:
Sleeve gastrektomi, fundoplikasyon ve reflü cerrahisi gibi girişimlerde fundusun kaldırılması ve büyük kurvatur boyunca diseksiyon yapılırken arteriae gastricae breves genellikle bağlanır. Güncel çalışmalar, fonksiyonel sonuçlar (örneğin fundik rezervuar hacmi, reflü parametreleri) ile fundus kanlanması arasındaki ilişkiyi inceleyerek, hangi cerrahi tekniklerin fundik damar ağına daha “saygılı” davrandığını araştırmaktadır. Preoperatif CTA ve intraoperatif floresan anjiografi (ICG) gibi yöntemlerin, fundik perfuzyonu doğrudan görselleştirerek kısa gastrik arterlerin ne ölçüde korunması veya bağlanması gerektiğine dair daha nesnel kararlar verilmesine yardımcı olduğu bildirilmektedir.
Bu literatürde arteriae gastricae breves, çoğu zaman “sessiz aktörler”dir: isimleri makalede yalnızca birkaç kez geçer, fakat cerrahi başarı veya komplikasyon riskinin arkasındaki temel anatomik parametrelerden biri olarak iş görürler.
10. Varyasyon, sayısal dağılım ve geleceğe dönük araştırma eksenleri
Bugün elimizdeki disseksiyon, anjiyografi, BT anjiyografi ve üç boyutlu modelleme verileri, arteriae gastricae breves hakkında birkaç temel noktayı oldukça netleştirmiş durumdadır:
- Sayıları kişiden kişiye değişir; 2–10 arasında dal bildiren seriler vardır.
- Çoğu olguda splenik arterin distal gövdesinden ve terminal dallarından çıkarlar; daha nadiren sol gastroepiploik arter veya üstün polar dal ile ilişkili varyantlar görülür.
- Fundusun arteriyel beslenmesinde baskın rol oynasalar da, fundik dallar kavramsal olarak daha geniş bir grup oluşturur; posterior gastrik arter ve diğer küçük dallar da bu ağın parçasıdır.
Güncel anatomi ve radyoloji kaynakları, özellikle fundik dalların sınıflandırılması ve segmental fundus anatomisinin tanımlanması üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu sınıflandırmalar, onkolojik gastrektomilerde lenf nodu diseksiyonu (özellikle fundik ve splenik hilus nodları), endoskopik submukozal disseksiyonlar ve minimal invaziv cerrahi tekniklerin planlanması için giderek daha önemli hale gelmektedir. Aynı zamanda, celiac trunk ve splenik arter varyasyonlarını derleyen modern derlemeler, kısa gastrik arterlerin varlığının ve dağılımının, çölyak varyasyon spektrumunun farklı uçlarında nasıl değiştiğini göstermeye başlamıştır.
Görüntüleme teknolojilerinin yüksek çözünürlüklü, fonksiyonel ve dinamik hale gelmesiyle birlikte, gelecekte arteriae gastricae breves’in yalnızca “nereden çıktığı” değil, hangi koşullarda ne ölçüde akım taşıdığı, splenik ve gastrik perfuzyona katkısının fizyolojik olarak nasıl değiştiği de daha ayrıntılı olarak ortaya konacaktır. Böyle bakıldığında, 16. yüzyılda Estienne’in “vas breve” diye işaret ettiği yapı ile günümüz BT anjiyografi konsollarında üç boyutlu rekonstrüksiyonu izlenen arteriae gastricae breves, aynı anatomik gerçekliğin, beş yüzyılı aşan ortak bir araştırma serüvenindeki iki uç noktasını temsil eder.
İleri Okuma
- Vesalius, A. (1543). De humani corporis fabrica libri septem. Basel: Johannes Oporinus.
- Bichat, X. (1801). Anatomie générale appliquée à la physiologie et à la médecine. Paris: Brosson, Gabon.
- Gray, H. (1858). Anatomy: Descriptive and Surgical. London: John W. Parker and Son.
- Testut, L., & Latarjet, A. (1904). Traité d’anatomie humaine. Paris: Doin.
- Rio Branco, P. (1912). Anatomie et médecine opératoire du tronc coeliaque en particulier de l’artère hépatique. Paris: G. Steinheil.
- Lipshutz, B. (1917). A composite study of the coeliac axis artery. Annals of Surgery, 65(2), 159–169. doi:10.1097/00000658-191702000-00006.
- Gray, H. (1918). Anatomy of the human body. Philadelphia: Lea & Febiger.
- Michels, N. A. (1955). Blood supply and anatomy of the upper abdominal organs with a descriptive atlas. Philadelphia: J. B. Lippincott.
- Levasseur, J. C., & Couinaud, C. (1968). Étude de la distribution des artères gastriques. Incidences chirurgicales. Journal de Chirurgie (Paris), 95, 57–78.
- Hollinshead, W. H. (1971). Anatomy for surgeons. Volume 2: The thorax, abdomen and pelvis. New York: Harper & Row.
- DiDio, L. J. A., & Potenza, B. M. (1980). Posterior gastric artery and its significance as seen in 120 angiographies. Angiology, 31(3), 185–196.
- Vandamme, J. P. J., & Bonte, J. (1988). The blood supply of the stomach. Acta Anatomica, 131(2), 89–96. doi:10.1159/000146493.
- Guadagni, S., Gola, P., Marsili, L., & ark. (1995). Arterial vasculature of the stomach and oncologic gastrectomies. Surgical and Radiologic Anatomy, 17(4), 269–276.
- Pandey, S. K., Bhattacharya, S., Mishra, R. N., & Shukla, V. K. (2004). Anatomical variations of the splenic artery and its clinical implications. Clinical Anatomy, 17(6), 497–502. doi:10.1002/ca.10220.
- Skandalakis, J. E., Skandalakis, L. J., & Skandalakis, P. N. (2004). Surgical anatomy and technique: A pocket manual (2nd ed.). New York: Springer.
- Gregorczyk, M., Dąbkowska, A. Z., Tarka, S. A., & ark. (2008). The anatomy of the fundic branches of the stomach: Preliminary results. Folia Morphologica, 67(2), 120–125.
- Moore, K. L., Dalley, A. F., & Agur, A. M. R. (2013). Clinically oriented anatomy (7th ed.). Philadelphia: Lippincott Williams & Wilkins.
- Standring, S. (Ed.). (2016). Gray’s anatomy: The anatomical basis of clinical practice (41st ed.). London: Elsevier.
- Wacker, F. K., Lippert, H., & Pabst, R. (2018). Atlas der arteriellen Variationen: Klassifikation und Häufigkeit. Stuttgart: Thieme.
- Wacker, F., Lippert, H., & Pabst, R. (Eds.). (2018). Arterial variations in humans: Key reference for radiologists and surgeons. Classification and frequency. Stuttgart: Thieme. Print ISBN 9783132004719.
- O’Malley, J., & Al-Hakim, R. (2019). Anatomy, abdomen and pelvis, stomach gastroepiploic arteries. In StatPearls [Internet]. Treasure Island (FL): StatPearls Publishing.
- Brinkman, D. J., Troquay, S., de Jonge, W. J., Irwin, E. D., Vervoordeldonk, M. J., Luyer, M. D. P., & Nederend, J. (2021). Morphometric analysis of the splenic artery using contrast-enhanced computed tomography (CT). Surgical and Radiologic Anatomy, 43(3), 377–384. doi:10.1007/s00276-020-02598-1.
- Moraes, D. M. V., de Freitas, A. C. T., dos Santos, A. C. R., & ark. (2022). Anatomy of the splenic artery. Revista do Colégio Brasileiro de Cirurgiões, 49, e20223294. doi:10.1590/0100-6991e-20223294-en.
- Netter, F. H. (2022). Atlas of human anatomy (8th ed.). Philadelphia: Elsevier.
- Covantsev, S., Alieva, F., Mulaeva, K., Mazuruc, N., & Belic, O. (2023). Morphological evaluation of the splenic artery, its anatomical variations and irrigation territory. Life, 13(1), 195. doi:10.3390/life13010195.
- Nikov, A., Lazaridis, N., Troupis, T., & ark. (2023). The posterior gastric artery: A meta-analysis and review of anatomical and surgical considerations. Clinical Anatomy, 36(7), 1065–1080. doi:10.1002/ca.24051.
- Wilk, J., & ark. (2025). The splenic artery: Origin, morphometry, topography of the vessel and clinical significance. Surgical and Radiologic Anatomy, 47(2), 221–233.
arteria brevis
kısa atardamar. (bkz: arteria) (bkz: brevis)
Çoğulu; arteriae breves
crura brevia
crus brevenin çoğulu.