agalactia

İngilizcede; doğumdan sonra annenin yavrusunu besleyecek kadar yeterli süt üretememesi.(Bkz; a-galactia)

Penisilin

Sinonim: Penicillin (PCN veya pen), Penicilline 

  • Penicillium notatumdan üretilir.
  • Bir antibiyotiktir.
  • (bkz: ospen)

 

Keşfi

1928 yılında, Londra’da St. Mary hastanesinde çalışan İskoçyalı bakteriyolog,  yaz tatili öncesi petri kabındaki agara stafilokok aşılamış. 28 Eylül 1928’te tatilden döndüğünde, besiyerinde Penicillium notatumun çoğaldığını ve bakterilen ise çoğalmadığını keşfetmiş. Mantarların üretmiş olduğu, bakterilerin ölmesini sağlayan bu maddeye Penisilin(Penicillin) adını vermiş.1929’da “British Journal of Experimental Pathology” adlı dergide ilk defa penisilin yayınlanmıştır.penisilin

Penicillium notatum

 

  • Penicillium cinsine ait bir türdür.
  • Alexander Fleming tarafından 1928’te penisilin ürettikleri keşfedilmiştir.

Agar

Sinonim:  agar-agar

  • Su yosunları(Algler)’den elde edilen jelimsi maddedir.
  • Japonyada 1650’lerin sonu 1660’ların başında  Mino Tarōzaemon tarafından keşfedilmiştir.O sıralarda japonyada kanten denilirmiş.
  • Kelime olarak Malayca “jel” anlamına gelen “agar-agar” kelimesinden gelmektedir.

    Kan agarı, bakteri kültürü ve teşhis için kullanılır.

Makrolid

Sinonim: Macrolides, Makrolide, Makrolaktone

  • intra molekül ester grubu içeren, organik-kimyasal halka şeklinde moleküllerdir.
  • Penisilin alerjisi olanlar için kullanılır.makrolid

Defibrilatörler: 60’a Ayarla, Şarj Oluyor, Açılın, Bızzt!

Filmlerin vazgeçilmezlerinden biri dramatik defibrilasyon sahneleridir. Daha yaygın tabiriyle, duran bir kalbe elektrik şoku verme sahneleri. Hepsi aynı şekilde gelişir: beklenmedik bir anda, baş rol oyuncusunun veya o karakterle doğrudan ilişkili birinin ambulansta veya hastanede kalbi durur. Bunu nasıl anlarız? Tabii ki meşhur “düz çizgi” ve uzun “biiip” sesiyle. Yakışıklı veya güzel bir doktor hemen olaya müdahale eder, hemşireye ya da görevli birine bir voltaj değeri söyler, iki defibrilatör pedalını birbirine sürter, sonra hastanın üzerine koyar, etraftakilere “Açılın!” der ve pedal üzerindeki tuşlara basar: Bızzt! Hastanın göğsü hızla yattığı yerden kalkar, kasları gerilir, şöyle bir sarsılır, vücudu bir yay çizer ve sonra geri iner. Hemen gözler çizginin değişimindedir. Şok verildiğinde şöyle bir dalga tepeciği oluşur, eğer işe yaramadıysa, o tekrar düz çizgiye döner. Tekrar ve daha şiddetli bir şok verilir. Tekrar, tekrar ve tekrar. Çoğu filmde ne yazık ki dönüş olmaz, dramatik bir müzik girer, birileri ağlar. Bazılarındaysa o şoka bağlı atımdan sonra zayıf bir sinyal alınır ve hastanın kalbi normale döner. Doktor, muzaffer bir edayla gözlerini ufka diker, hasta yakınları sevinç gözyaşlarına boğulur, falan ve filan… Gerçek hayattaysa, bunların yarısı yanlıştır, diğer yarısı ise asla yaşanmaz. Çünkü defibrilatör, tam olarak böyle bir alet değildir, etkileri filmde gösterildiği gibi olmaz ve hiçbir zaman filmlerde gösterildiği zamanlarda kullanılmaz!

Defibrilatör, hayatı tehlikeye atabilecek kardiyak (kalple ilgili) ritim bozukluklarında, ventriküler (kalp karıncıklarındaki) fibrilasyonda (V-fib) ve kalp atımı alınamayan ventriküler taşikardi (V-tach) durumunda kullanılır. Bu sayılan durumların kalp durmasına (kardiyak arest) neden olmadan önce önlenebilmesi için kullanılır. Kalp durduktan sonra (buna asistol denir) defibrilatör işe yaramaz, sadece ilaçlar ve CPR (Kardiyopulmoner Resüsitasyon veya “yapay solunum”) işe yarar. Filmlerde görülen düz çizgi, neredeyse her zaman kalp durmasına işaret etmektedir; dolayısıyla defibrilatör bu durumlarda neredeyse hiç kullanılmaz, işin dramatize edilmesinden ibarettir. Bu, birinci hata veya abartmadır.
Defibrilatörler, yaklaşık 3000 voltluk bir potansiyel fark uygularlar. Bu, kulağa muazzam gelse de, bu elektrik potansiyeli 1 saniyenin 1000’de birinden daha kısa süre için uygulanır. Buna rağmen bu sürede geçen akım, 100 Wattlık bir ampulü 23 saniye boyunca yakabilir. Yine de bu tür bir uygulama, neredeyse hiçbir zaman hastayı yay gibi gerip, göğsünü havaya fırlatırcasına hoplatmaz. Eğer ki pedallar yerleştirilmesi gereken noktalara yerleştirilirse, kaslar bu şoktan oldukça az etkilenirler ve bu nedenle pek kasılmazlar. Kaslar kasılmadığında, göğüs yukarı doğru fırlayamaz. Sadece kötü veya isabetsiz yerleştirildiğinde ve bazı özel durumlarda kaslar da şiddetle uyarılır. Bu zamanlarda bile, sadece sert bir titreme görülür, hasta yay şeklini almaz, göğüs yukarı fırlamaz. Bu da, ikinci hata veya abartmadır.
Bir diğer hata, bu şokun amacıyla ilgilidir. Sanki elektrik şoku vermek, düzensiz bir ritmi düzene sokuyor ve kalbi tekrar çalıştırıyor gibi anlatılmaktadır. Halbuki olan, tam tersidir: bu devasa elektrik şoku, kalbi ani bir şekilde asistole (kalp durması haline) sokar. Ancak beyin ve kalbin kendi sinir ağı, tekrar elektrik atımları ürettiği için, bu anlık kalp durmasından sonra tekrar eski ritminde, normal şekilde çalışır (şok işe yararsa tabii). Yani şokun temel amacı, kalbi normal ritmine sokmak değil, kalbi anlık olarak durdurmaktır. Kalbi normal ritmine sokan, zaten kalbin kendi elektriksel atım mekanizmasıdır.
Son bir hata da, bu şokun uygulanma biçimiyle ilgilidir. Filmlerde neredeyse her zaman anterior-apeks şemasında defibrilasyon uygulanmaktadır. Bu şemada, pedallardan biri sağ omzun biraz altına, diğeri sol koltuk altının alt kısmına, kalbin biraz alt-yanına yerleştirilir. Kısaca, filmlerde gördüğümüz gibi ikisi de kabaca göğüs üzerine konur. Bu, doğru bir uygulama olsa da, tercih edilen uygulama değildir. Çünkü elektrik potansiyeli, birbiriyle aynı hizada olan iki noktaya uygulanır ve şoktan istenen verim elde edilemez. Daha doğru ve sıklıkla tercih edilen uygulama, anterior-posterior şemasıdır. Burada, pedallardan biri kalbin üzerine, göğse konur. Diğeri ise hastanın sırtına, kalp hizasına yerleştirilir. Böylece iki pedal arasından akan yük, doğrudan kalp üzerinden geçer ve en çok onu uyarır. Bu şema, daha ziyade uzun dönem elektrotlar için kullanılsa da, mümkün olduğunda metal pedallı defibrilatörler için de yaygın olarak kullanılmaktadır. Buna bir hata demek belki doğru olmaz; ancak filmlerde daha sık tercih edilen şemanın gösterilmemesi, sanırız göze daha çirkin gelmesindendir. Zira hastanın yan çevrilmesi gerekebilir, daha zahmetlidir, vs.
 
Kaynaklar ve İleri Okuma:

Beyin Yiyici Amip… 

Normalde çok nadiren rastlanıyor olsa da, bazı insanlar “beyin yiyici amip” olarak da bilinen Naegleria fowleri türü amipler nedeniyle çok ani bir şekilde ölmektedirler. Burada, bu tür bir canlının elektron mikroskobu fotoğrafı görülmektedir.

8-15 mikron boyutlara sahip olan bu canlı bölünerek çoğalır ve eğer ki vücut şartları uygun değilse inaktif hale gelerek kistlere dönüşebilirler. Ne zaman şartlar uygun hale gelirse, bu kistler de trofozoit adı verilen, beslenebilir/aktif amip formuna dönüşür.
Canlı son derece dayanıklıdır ve 45 dereceye kadar kolaylıkla hayatta kalabilir. Bu nedenle vücudun ateş gibi savunma mekanizmalarının bu amibi alt etmesi çok zordur. Sadece tatlı sularda bulunurlar ve eğer ki bakımı yapılmamış, filtrelenmemiş, temizlenmemiş sulardan içilirse (veya içinde bulunulursa) insanlara geçer. Genellikle burundan giriş yapan amip, sinirlerimizin birbiriyle iletişim kurmak için kullandığı nörotransmiterlere doğru yönelerek beyne doğru hareket eder.
Bu amip bir insana bulaştıktan sonraki 2-15 gün içerisinde baş ağrısı, ateş, boyun tutulması, iştah kaybı, kusma, duygu ve davranışlarda değişim, nöbetler ve hatta koma gibi belirtiler görülür. Ne yazık ki çok belirgin bir semptomu olmadığı ve çok nadir görüldüğü için teşhisi zordur. Dahası, semptomların ortaya çıkmasından ortalama 5.3 gün sonra birey ölür. Ne yazık ki güvenilir bir tedavisi henüz bulunmamaktadır ve bugüne kadar vakaların sadece birkaç tanesi, çeşitli ilaç kombinasyonları denenerek hayatta tutulabilmiştir.
Kaynak: WebMD

 

Farenjit

Sinonim: Pharyngitis

Yutağın (farenks) iltihaplanmasıdır.(Bkz; Pharyngitis)

Viral

Faranjitlerin % 50-80’i viral kökenlidir.

Bakteriyel

Test
  • Streptokok‘ların sebep olduğu faranjit antijen testi ile belirlenebilir.
  • Lateks Aglütinasyonu ve elisa testleri kullanılabilir.
  • Testin spesifikliği %95’ten büyüktür.(Sadece S. anginosus’da çapraz reaksiyonlar gerçekleşir.)
  • Testin hassaslığı 70-90% oranındadır. Bu oran, ortamdaki mikrobiyel yoğunluğa bağlıdır.
  • C ve G Streptokok‘ları tespit edilemiyor.

ELISA

Sinonim: Enzymimmunoassay(EIA)

Enzyme-Linked ImmunoSorbent Assay testinin İngilizce kısaltmasıdır

  • Bağlanmış antijen-antikor ikilisinden herhangi birine bağlanmış bir enzimin aktivitesini gözlemleme temeline dayanan kantitatif ölçüm yöntemidir.
  • Test iki farklı yolla uygulanabilir;
    1. Direk yol: Mikrotitre tüplerine konulmuş antikorlara bağlanan antijenlere, enzimlerin bağlanması ile antijen miktarının tespitidir.
    2. Dolaylı yol: Mikrotitre tüplerine konulmuş antijenlere bağlanan antikorlara, enzimlerin bağlanması ile serumdaki antikor miktarının tespitidir.
  • Antikor-antijen ikilisine bağlanan enzimler, test sonunda görüntüleme yapılabilmesi renklendirme sağlarlar ve bu sayede ölçüm yapılır.
  • Test animasyonu için buraya tıklayınız.
  • Elisa okuyucusu
    Mikrotitre plakası

     

 

  • Enfeksiyon hastalıklarında antikor tespiti için dolaylı elisa metodu sıkça kullanılır. Method şöyle uygulanılır:
    1. Plastik miktotitre plakasındaki tüpe, özel antijen tipinin şekilde dip kısmına tutunması sağlanır. Böylelikle antijen tabakası oluşur, fazla olup tutunamayan antijenler yıkanarak tüpten uzaklaştırılır.
    2. İncelenen serum örneği tüpe ilave edilerek, içinde bulunan antikorların dipte hareketsiz bulunan antijenlere tutunması sağlanır. Antijenlere tutunamayan antikorlar yıkanarak tüpten uzaklaştırılır.
    3. Enzim işaretleyici anti-insan immünoglobinleri (anti-lgM veya anti-IgG) tüpe eklenerek antikorlara bağlanırlar. Bu işlem sonunda da tüp tekrar yıkanır.
    4. Kullanılan enzime bağlanıp, işaretlemesi için özel bir çözelti eklenerek, tüpün fotometrik olarak analiz edilmesi sağlanır. Bu işlem için Elisa okyucusu kullanılır.
  • Kullanılma yeri; Kene kaynaklı ensafaliti, Kızamık, Kabakulak, Kızamıkçık, Parvo Virüs B19, Herpes simpleks, Varisella zoster virüsü (VZV),
    Sitomegalovirüs karşı IgG ve IgM tespiti; influenza, parainfluenza, Hepatitis B virüsü, RSV’ye karşı direk metod kullanılır.

Lateks Aglütinasyonu

Sinonim:  latex agglutination, Latex-
Agglutination, Latex fixation test

  • Bu test de, hem antikorları veya hem de antijenleri belirlemede kullanılabilir.
  • Lateks partikülleri (0,80 mm çapında, polistern) immunojenik moleküllerle kaplandığında, kandaki antikorları saptamada veya eğer lateks partikülleri spesifik antikorlarla kaplanırsa virusları (antijenleri) belirlemede kullanılır.
  • Her ikisinde de pozitif olgularda aglütinasyon meydana gelir ve lateks partikülleri kümeleşirler (lateks aglütinasyonu).
  • Antijenin, homolog antiserumla birleşemediği durumlarda, aglütinasyon meydana gelmez.