Trichomoniasis

Cinsel yolla bulaşan, Trichomonas vaginalis adlı kamçılı hayvanın sebep olduğu bir hastalıktır. Kadınlarda vajinanın, erkeklerde idrar yollarının iltihaplanmasıyla kendini gösterir. 5-6 gün içinde Metronidazol maddesiyle tedavi edilebilir.

Kantitatif Araştırma Yöntemi

Sinonim: Semiquantitative Analysis

Nicellik ölçer. Bir maddenin içindekilerin ne olduğunu değil, bu maddenin içinde bulunanların ne kadar olduğunun ölçülmesidir. Örnek:  İdrar ölçümleri için kullanılan Stix’ler.

Kan üre azotu

Blood urea nitrogen (BUN)

“Üre” terimi Latince idrar anlamına gelen “urina” kelimesinden gelmektedir. CO(NH2)2 kimyasal formülüne sahip bir bileşik olan üre, memelilerin idrarındaki ana azot içeren maddedir. Suda yüksek oranda çözünür ve karaciğerdeki üre döngüsü tarafından amonyak ve karbondioksitten üretilir.

Klinik bir tanı aracı olarak kan üre nitrojeni (BUN) ölçümü, bileşiğin ilk keşfinden bu yana önemli ölçüde gelişmiştir. Üre döngüsü ilk olarak 1932 yılında Hans Krebs ve Kurt Henseleit tarafından tanımlanmış ve amonyağın karaciğerde üreye dönüştürüldüğü biyokimyasal yol aydınlatılmıştır. Bu keşif, nitrojen metabolizması ve böbrek fonksiyonu arasındaki ilişkinin anlaşılmasında temel oluşturmuştur.

Önemli Kişiler ve Keşifler

  • Friedrich Wöhler (1828): Wöhler, amonyum siyanattan üre sentezleyerek inorganik maddelerden ilk kez organik bir bileşik sentezlemiştir. Bu keşif, organik kimyanın gelişiminde ve metabolik süreçlerin incelenmesinde çok önemli bir rol oynamıştır.
  • Carl G. Lehmann (1856): Lehmann, kandaki üre konsantrasyonunun böbrek fonksiyonunu değerlendirmek için kullanılabileceğini öne süren ilk kişiler arasındaydı.
  • Hans Krebs ve Kurt Henseleit (1932): Amonyağın detoksifikasyonu için çok önemli olan karaciğerdeki üre üretiminin fizyolojik sürecini açıklayan üre döngüsünü tanımladılar.

Kan Üre Azotunu (BUN) Anlamak

Kan Üre Azotu (BUN) Seviyeleri: BUN, kandaki bir atık ürün olan üre nitrojen miktarının bir ölçüsüdür. Üre, üre döngüsü yoluyla karaciğerde oluşur ve protein metabolizmasının önemli bir son ürünüdür. Böbrekler tarafından atılır.

Normal BUN Seviyeleri:

  • Yetişkinler: 7-20 mg/dL
  • Çocuklar: Yaşa göre değişmekle birlikte genellikle yetişkinlerden daha düşük
  • Yaşlılar için: Yaşlanmayla birlikte azalan böbrek fonksiyonu nedeniyle seviyeler biraz daha yüksek olabilir

BUN Düzeylerinin Klinik Etkileri

Normal İşlev: Böbreklerin kandaki atıkları etkili bir şekilde filtrelediğini gösterir.

Yüksek BUN Seviyeleri: Aşağıdakilere bağlı olabilecek bozulmuş böbrek fonksiyonuna işaret eder:

  • Dehidrasyon: Sıvı alımının azalması kanın yoğunlaşmasına ve BUN seviyelerinin yükselmesine neden olabilir.
  • Böbrek Fonksiyon Bozukluğu: Kronik böbrek hastalığı veya akut böbrek hasarı BUN’un yükselmesine yol açabilir.
  • İdrar Yolu Tıkanıklığı: İdrar yolundaki tıkanıklık üre atılımını engelleyebilir.

Düşük BUN Seviyeleri: Şunlarla ilişkili olabilir:

  • Karaciğer Hastalığı: Karaciğer üre üretiminden sorumlu olduğu için, karaciğer fonksiyon bozukluğu üre sentezinin azalmasına yol açabilir.
  • Yetersiz beslenme: Düşük protein alımı üre üretiminin azalmasına neden olur.

BUN’un Yorumlanması ve Önemi

Yüksek BUN: 20 mg/dL’den yüksek olması böbrek yetmezliğine işaret edebilir ancak dehidrasyon, kalp yetmezliği veya idrar yolu tıkanıklığından da kaynaklanabilir. Kalıcı yüksek BUN, altta yatan nedeni belirlemek için daha fazla araştırma gerektirir.
BUN ve Kreatinin Oranı: Böbrek fonksiyonunu değerlendirmek için genellikle birlikte kullanılır. Normal bir oran yaklaşık 10:1 ila 20:1’dir. Artmış bir oran dehidrasyon veya gastrointestinal kanama gibi durumlara işaret edebilirken, azalmış bir oran karaciğer hastalığına işaret edebilir.

Yüksek BUN’un Etkileri

  • Erken Böbrek Hastalığı: Genellikle asemptomatik olan yüksek BUN, böbrek fonksiyon bozukluğunun erken bir belirteci olabilir. BUN testi yoluyla erken teşhis, zamanında müdahaleye olanak tanır.
  • Ciddi Böbrek Hastalığı: Kalıcı yüksek BUN seviyeleri, diyaliz veya transplantasyon gibi müdahaleler gerektiren önemli böbrek bozukluğunun göstergesidir.
  • Üremi: Aşırı yüksek BUN seviyeleri, kanda atık ürünlerin birikmesiyle karakterize edilen ve yorgunluk, mide bulantısı ve kafa karışıklığı gibi semptomlara neden olan üremiye yol açabilir. Tedavi edilmeyen üremi ölümcül olabilir.

BUN, böbrek fonksiyonunu ve genel metabolik sağlığı değerlendirmek için kritik bir belirteçtir. BUN seviyelerinin düzenli olarak izlenmesi, böbrek sağlığı hakkında değerli bilgiler sağlayarak potansiyel sorunların erken tespitine ve yönetimine olanak tanır.

İleri Okuma

  • Wöhler, F. (1828). “Ueber künstliche Bildung des Harnstoffs.” Annalen der Physik und Chemie, 88(2), 253-256.
  • Lehmann, C. G. (1856). “The Chemical Constitution of the Blood in Disease.” Journal of Physiology, 1(3), 117-123.
  • Krebs, H. A., & Henseleit, K. (1932). “Untersuchungen über die Harnstoffbildung im tierkörper.” Zeitschrift für Physiologische Chemie, 210(1-2), 33-66.
  • Guyton, A. C., & Hall, J. E. (2016). Textbook of Medical Physiology (13th ed.). Elsevier, pp. 307-310.
  • Brenner, B. M., & Rector, F. C. (2019). The Kidney (10th ed.). Saunders, pp. 345-352.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Alkaptonuri

Sinonim: Alkaptonurie

Otozomal rezesiv bir Tyrosin metabolizması bozukluğu hastalığıdır. Bu hastalıkta Homogentisat- Dioxygenase enzimi bozukluğu ya da eksikliği, Homogentisat parçalanma ürünü miktarının urinde ve vücutta artmasına sebep olur. Vücutta miktarı artan bu madde, kıkırdak dokunun, eklemlerin, gözün bağ dokusunun renginin değişmesine, koyulaşmasına neden olur. Aynı zamanda böbrek taşlarına ve kalp kapakçıklarının kireçlenmesine de sebebiyet verir.

Kuluçka evresi

Latincede in– “üstünde” + cubare “yatmak” —>incubare “yumurtadan çıkmak, kelimenin tam anlamıyla ‘üzerine yatmak, dinlenmek” —geçmiş zamandaki zarfı —>incubationem (nominatif incubatio) “yumurtlama” —>inkübasyon

Hastalık yapıcı organizma, vücuda girdiği zaman üremeye başlar. Üreyerek hastalık belirtilerini ortaya çıkaracak sayıya gelmesi belli zaman alır. Mikrobun vücuda girdikten hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasına kadar geçen zamana kuluçka süresi denir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

İnkübasyonun amacı nedir?

İnkübasyon, yumurtaların veya laboratuvar koşullarında belirli deney organizmalarının, özellikle bakterilerin gelişimini sağlamak için tek tip sıcaklık ve nem koşullarının sürdürülmesidir.

Kuluçkaya örnek olarak ne verilebilir?

Kuluçka dönemi, bir kişinin bir virüse yakalanması ile semptomların görülmeye başlaması arasında geçen süredir. Örneğin, su çiçeğinin kuluçka süresi 14-16 gündür. Koronavirüs için kuluçka süresi, maruz kalma anından itibaren 2 ila 14 gün arasındadır.

Kuluçka süreci nedir?

Yumurta kuluçkası, ovipar (yumurtlayan) hayvanların yumurtasının, yumurta oluşumu ve yumurtlama salınımından sonra yumurta içinde bir embriyo geliştirdiği süreçtir.

Kuluçka türleri nelerdir?

Kuluçka yöntemi, kuluçka makinesi tipleri ve mevsimsel kuluçka

İki ana inkübasyon türü vardır:

  1. Doğal inkübasyon
  2. Yapay inkübasyon.

Bir yumurta için yumurtlamadan çatlamaya kadar geçen tam kuluçka süresi 20 ila 21 gündür.

Kuluçka hemşireliği nedir?

Kuluçka dönemi, enfeksiyon veya etkenle temas ile enfeksiyon semptomlarının veya belirtilerinin başlaması arasında geçen süredir.

Kuluçka döneminin 4 aşaması nelerdir?

Bir problemin tanımlanmasını ve bilinçli olarak çözülmeye çalışılmasını içeren hazırlık; bir çözüm ortaya çıkmadığında bilinçli çalışmanın durduğu, ancak bilinçsiz olarak devam ettiği kuluçka; içgörü anını kapsayan aydınlatma; çözümün rafine edildiği ve onaylandığı doğrulama.

Kuluçka aşamasının belirti ve semptomları nelerdir?

Enfeksiyonun beş aşaması vardır: kuluçka. prodromal.

Genel olarak, aktif bir enfeksiyonu olan kişiler şunları yaşayabilir:

  1. ateş.
  2. yorgunluk.
  3. baş ağrısı.
  4. kas ağrıları.
  5. şişmiş lenf düğümleri.

Enfeksiyonun ilk aşaması nedir?

Kuluçka dönemi, patojenin konağa (hastaya) ilk girişinden sonra akut bir hastalıkta ortaya çıkar. Bu süre zarfında patojen konakçıda çoğalmaya başlar. Ancak, hastalık belirti ve semptomlarına neden olmak için yeterli sayıda patojen partikülü (hücre veya virüs) mevcut değildir.

İnkübasyon için gerekenler nelerdir?

İyi kalitede verimli yumurtaların inkübasyonunun dört ana şartı şunlardır: Bir termometre veya termokupl ile kontrol edilen doğru ve eşit sıcaklık. Havalandırma oranı ve su uygulaması ile kontrol edilen doğru nem. Havalandırma ile kontrol edilen doğru oksijen ve karbondioksit konsantrasyonları.

Ön inkübasyon ve inkübasyon nedir?

Ön kuluçka, genellikle teknoloji odaklı bir iş fikrini veya projeyi içeren, tek başına veya bir ekiple çalışmaya başlamış ancak bu fikri gerçeğe dönüştürmek için şirketleşmemiş startup’ların yer aldığı süreçtir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Riboflavin

Sinonim: B2 Vitamini, Laktoflavin, Lactoflavin

Diğer adıyla B2 vitamini ya da ilk kez sütten elde edildiği için Latincede süt anlamına gelen lacto kelimesinden türeyen laktoflavindir. Hayvanlarda sentezlenmeyen bu vitamin,

  • yer fıstığı,
  • süt ve süt ürünleri,
  • domates,
  • baklagiller,
  • balık,
  • yeşil yapraklı bitkiler,
  • yumurtada bulunur.

Göz yorgunluğu ve katarakt önlenmesi için kullanılır. Karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasına yardımcı olur. Deri, tırnak ve saçların oksijen kullanımına destek verir, kepek oluşumuna engel olur.

Influenza A virüsü

Sinonim: Influenza A virus

  • Kuşlarda, domuzlarda, atlarda, deniz memelilerinde ve insalarda gribe sebep olan, Orthomyxoviridae ailesine ait Influenzavirus A cinsine ait türdür.
  • Genomu tek, düz RNA’dır. 8 parçadan oluşur.
  • Diğer türlere göre mutasyon frekansı yüksektir. Oluşan yeni alt türler özellikle belirli konakları ve belirli hücre tiplerini etkiler.
Hayat döngüsü
  1. Virüsün yüzeyindeki Hemaglutinin, hücre reseptörüne(N-Asetil/ nöramin asidi/ sialik asit) bağlanır. Bu bağlanma insanda ve kuş hücrelerinde neredeyse aynıdır.
  2. Reseptörün hücreyi uyarması ile virüs endositoz ile hücreye alınır. Virüs genomunun hücrenin içine salınması ile, hücre çekirdeğinde RNA’nın her parçası çoğaltılır.
  3. Ardından sitoplazmada virüsün kendi proteinleri oluşturularak, yeni virüsler sentezlenir.
  4. Virüsün gelişimini tamamlaması, virüsün nöraminidaz sayesinde konak hücreden ayrılması ile biter.

İnfluenza A virüsünün doğal reserveleri

 Alt tipleri;
  • İnsanda patolojik olan alt tipleri şunlardır;
    1. H1 (1918 ve 2009)
      1. H1N1 virüsünün oluşumu;influenza 1

        influenza 1
    2. H2 (1957)
    3. H3 (1968)
  • Kuş gribine sebep olan alt tipler;
    1. H5,
    2. H7,
    3. H9,
    4. H10
  • RNA segmentlerinin yeniden düzenlemesi sonucu antijen değişimi(Antigen-
    Shift) olur.
  • İnfluenza A ve B tipi virüslerde RNA replikasyonu esnasında oluşan nokta mutasyonları sonucu antijen kayması (Antigen-Drift) oluşur.
İnfluenza pandemileri:
  1. İspanyol gribi –> 1918/19
  2. Asya gribi –> 1957
  3. Hong-Kong gribi –>1968
  4. İspanyol gribinin bir benzeri –> 1977
  5. Domuz gribi –>2009; farklı influenza virüs tiplerinden insan için yeni bir influenza virüs tipi oluşmuştur. Bu virüs tipi ilk defa meksiksa ve amerikada ilkbaharda keşfedilmiştir. İspanyol gribine neden olan virüs ile Hemaglutinin ve nöraminidazları benzerdir. Dünyaya hızlıca yayılmış, pandemiye sebep olmuştur.

    Pandemi ve sezon gribinden ölenlerin sayısı
İmmünprofilaksi
  • Aktif immün profilaksi
    1. Canlı aşılar; çoğalma yeteneği olan fakat patojen olmayan  virüs türevlerinde oluşur. Bu aşı tipi enfeksiyona sebep olur.
    2. Ölü aşılar; çoğalma yeteneği yoktur.Virüs inaktif bütün halinde, parçalanmış veya sadece belirli antijenleri aşıda mevcut olabilir.
    3. Virüslerin antijen drift’ine meyilli olduğu için, aşıların korumaları kısa süreli olacaktır. Çünkü aşıların içerdiği antijenler, mutasyonlar sonucu değişmiş yeni antijenlerden korumak için immün cevap oluşturmayacaktır. Bundan dolayı grip aşısı, senelik olarak grip sezonundan önce yapılmalıdır. Günümüzde sıkça karşılaşılan virüs türevlerini(Influenza A H1N1; Influenza A H3N2; Influenza B) içeren aşı WHO’nun dünya çapında denetim sistemi ile uygulanmaktadır.
    4. immün sistemin aktifleştirieştirir.
    5. uzun süreli koruma sağlar.
  • Pasif immün profilaksi
    1. İmmün globin
    2. immün sistemi aktifleştirmez.
    3. Kısa süreli koruma sağlar.

Nöraminidaz inhibitörü, tedavi için olan seçeneklerden biridir.

Antihelmintik

Sinonim: Anthelminthika, Anthelmintic

Bağırsak solucanlarını düşürücü, öldürücü ilaç.

Papilla vateri

Tanım ve terminoloji

Vater memeciği (papilla duodeni major; Papilla Vateri), ortak safra kanalının (ductus choledochus) duodenuma açılmadan hemen önce ana pankreas kanalıyla (ductus pancreaticus, Wirsung kanalı) birleşmesiyle oluşan hepatopankreatik ampullanın (ampulla hepatopancreatica, “Vater ampullası”) duodenal lümene yansıyan mukozal kabartısıdır. Bu kabartının tepesindeki ağız, safra ve pankreatik sekresyonların duodenuma kontrollü salınımını sağlar. Terminolojik olarak “ampulla” lümen içindeki genişlemeyi, “papilla” ise duodenal mukozaya bakan çıkıntıyı ifade eder; günlük klinik dilde iki kavram sıklıkla birbirinin yerine kullanılsa da anatomik olarak ayrıdır. Papillayı çevreleyen düz kas yapısı “Oddi sfinkteri” olarak adlandırılır.

Tarihçe ve eponimler

Yapı, 18. yüzyıl başlarında Abraham Vater tarafından tasvir edilmiş; 19. yüzyıl sonlarında Ruggero Oddi, bölgedeki düz kas tabakasının sfinkterik özelliklerini tanımlamıştır. Bu nedenle “Vater papillası/ampullası” ve “Oddi sfinkteri” eponimleri birlikte kullanılagelmiştir.

Embriyolojik gelişim

Embriyogenezde hepatik divertikül, intra- ve ekstrahepatik safra yollarını oluşturur. Pankreas, dorsal ve ventral iki tomurcuktan gelişir; duodenumun rotasyonu ve ventral tomurcuğun dorsale katılımıyla ana pankreas kanalı, koledokla birleşerek majör papilla düzeyinde sonlanır. Dorsal kökenli aksesuar kanal (ductus pancreaticus accessorius, Santorini), çoğunlukla minor papilla ile ilişkilidir. Pankreas divisumda ana drenaj aksı minör papilla üzerinden seyreder; bu varyasyon, pankreatik akış dinamiklerini ve klinik yaklaşımı etkileyebilir.

Makroanatomi ve topografi

Majör duodenal papilla, duodenumun inen parçasının (pars descendens) posteromedial duvarında, plicae circularis arasında yer alır. Çoğu bireyde minör papilla, majör papillanın proksimalinde ve hafifçe anterior-superiorunda küçük bir mukozal kabarıklık olarak izlenir. Papilla düzeyinde koledok ile ana pankreas kanalının oluşturduğu kısa ortak segment (ortak kanal) kişiden kişiye değişen uzunlukta olabilir; ayrıca kanalların ayrı ayrı duodenuma açıldığı varyasyonlar da mevcuttur. Yakın komşulukta pankreatikoduodenal damar demeti, pankreas başı, distal koledok ve duodenal duvarın kas ve submukozal katmanları yer alır.

Mikroskopik anatomi

Papillanın yüzeyi, duodenumun villöz yapılı, tek sıralı prizmatik epitel ile döşelidir; duktal girişe yaklaştıkça safra ve pankreatik duktus epiteline geçiş gösterir. Lamina propria, mukozal bezler, ince kas demetleri ve elastik lifler içerir. Oddi sfinkteri üç ana bileşene ayrılarak betimlenir: koledok çevresindeki sfinkterik lifler (sphincter choledochi), pankreatik kanal çevresindeki lifler (sphincter pancreatici) ve ampulla etrafındaki ortak lifler (sphincter ampullae). Bu kompleks, lümen çapını ve akım yönünü ayarlayan halka ve oblik liflerden oluşur.

Vaskülarizasyon, lenfatik drenaj ve innervasyon

Arteriyel beslenme, başlıca süperior ve inferior pankreatikoduodenal arterlerin (gastroduodenal arter ve süperior mezenterik arter dalları) duodenal ve pankreatik dallarıyla sağlanır. Venöz dönüş, eşlenik pankreatikoduodenal venler aracılığıyla portal sisteme olur. Lenfatik drenaj pankreatikoduodenal, hepatik ve çölyak düğümlere yönelir. Otonom innervasyon, çölyak ve süperior mezenterik pleksuslar üzerinden sempatik, n. vagus aracılığıyla parasempatik liflerle sağlanır; enterik sinir ağı (Auerbach–Meissner) bölgesel motiliteyi koordine eder.

Fizyoloji ve düzenlenme

Papilla düzeyindeki akım, Oddi sfinkterinin bazal tonusu ve fazik kasılmalarıyla düzenlenir. Safra, postprandiyal dönemde kolesistokinin (CCK) etkisiyle keseden dışarı atılırken sfinkter gevşer ve koledok basıncı düşer; vagovagal refleksler ve nitrerjik inhibitör nöronlar bu gevşemeyi destekler. Sekretin, pankreatik bikarbonat sekresyonunu artırır; gastrik ve duodenal hormonlar ile yerel parakrin aracılar (ör. VIP, NO) ince ayar yapar. Duodenal basınç, duktal basınç ve sfinkter tonusu arasındaki denge, safranın ve pankreatik özsuyun retrograd kaçışını önleyecek şekilde kurgulanmıştır.

Anatomik varyasyonlar

  • Ortak kanal uzunluğu: Kısa, tipik veya uzamış ortak kanal varyantları bildirilmiştir; uzamış ortak kanal, reflü ve taş impaksiyonu riskini etkileyebilir.
  • Ayrı açılım: Koledok ve pankreatik kanalın duodenuma ayrı ostiumlarla açılması.
  • Pankreas divisum: Ana drenajın minör papilla üzerinden olması; ERCP kanülasyon stratejisini değiştirir.
  • Periampuller divertikül: Papilla çevresinde duodenal divertikül varlığı, taş stazı ve kanülasyon güçlüğü ile ilişkili olabilir.
  • Papilla morfolojisi: Düşük, sarkık, yüzük biçimli gibi endoskopik alt tipler; girişim planını etkileyebilir.

Klinik belirti ve bulgular

Papilla ve ampulla düzeyindeki patolojiler çoğunlukla obstrüktif kolestaz ve/veya pankreatik kanal tıkanıklığı ile seyreder. Ağrısız sarılık, koyu idrar, akolik dışkı, pruritus, sağ üst kadran veya epigastrik ağrı, pankreatit atakları ve intermittan kolanjit tabloları görülebilir. Fizik muayenede ikter, kaşıntı izleri, bazen palpabl safra kesesi saptanabilir. Laboratuvarda kolestatik patern (ALP, GGT yüksekliği) ve pankreatitte amilaz/lipaz artışı ön plandadır.

Görüntüleme ve endoskopik tanı

  • USG: Safra yolları dilatasyonu, taş, kitle şüphesi için ilk basamak.
  • MRCP: Duktal anatomi ve striktürleri non-invazif gösterir; ortak kanal uzunluğunu ve varyasyonları tanımlar.
  • BT (triphasic): Periampuller kitle, pankreas başı patolojileri ve komşuluk ilişkileri.
  • Endoskopik ultrason (EUS): Papilla ve ampullanın katmanlarını, intraduktal uzanımı ve küçük lezyonları yüksek duyarlılıkla ortaya koyar; ampuller neoplazilerde evreleme için değerlidir.
  • ERCP: Tanısal değer taşımakla birlikte günümüzde daha çok terapötiktir; kanülasyon, sfinkterotomi, taş ekstraksiyonu, stent yerleştirme ve biyopsi/brush sitoloji yapılabilir. Post-ERCP pankreatiti azaltmak amacıyla risk değerlendirmesi ve profilaksi protokolleri önemlidir.

Başlıca patolojiler

Koledokolitiazis ve papiller taş impaksiyonu

Majör papilla düzeyinde taş sıkışması akut kolanjit veya pankreatite yol açabilir. Endoskopik sfinkterotomi ve balon/basket ile ekstraksiyon standart tedavidir; geniş taşlarda mekanik litotripsi veya büyük balonla sfinkteroplasti seçenekleri kullanılır. İntraduktal stentleme, drenaj ve basamaklı tedaviler ileri taş yükünde uygundur.

Oddi sfinkter disfonksiyonu (OSD) ve papiller stenoz

Biliyer veya pankreatik tipte, sfinkterik basıncın uygunsuz artışı ve/veya yapısal darlık ile karakterizedir. Klinik olarak bilyer kolik benzeri ağrı, enzim dalgalanmaları ve duktal genişleme görülebilir. Tanıda EUS ve MRCP ile organik nedenlerin dışlanması; seçilmiş olgularda (güncel eğilimler doğrultusunda sınırlı olmak üzere) manometri düşünülebilir. Tedavi, dikkatle seçilmiş hastalarda endoskopik sfinkterotomi veya botulinum toksin enjeksiyonu gibi yaklaşımları içerebilir.

Akut pankreatit (papiller düzeyde nedenler)

Papilla ve Oddi sfinkteri düzeyinde taş, ödem veya fonksiyon bozukluğu, pankreatik akımın engellenmesine bağlı akut pankreatiti tetikleyebilir. ERCP, eşlik eden kolanjit veya radyo-grafik koledok obstrüksiyonu olan ağır olgularda erken dönemde endikedir.

Benign papiller lezyonlar

  • Ampuller adenoma: Sporadik veya FAP ile ilişkili olabilir. Displazi derecesi ve intraduktal uzanım EUS ile değerlendirilir. Endoskopik papillektomi (ampullektomi), uygun seçilmiş sınırlı intramukozal lezyonlarda organ koruyucu tedavi imkânı sağlar.
  • Papiller granülasyon/darlık: Kronik inflamasyon sonrası fibrotik stenoz; balon dilatasyon ve/veya sfinkterotomi gerekebilir.

Maligniteler: Ampulla Vateri karsinomu

Ampuller karsinomlar “intestinal tip” ve “pankreatikobiliyer tip” olarak histolojik ve immünohistokimyasal alt tiplere ayrılır; bu alt tipler prognoz ve tedavi yanıtı üzerinde etkilidir. Klinik olarak ağrısız sarılık, kilo kaybı ve kolestatik enzim yüksekliği dikkat çeker. Tanı, EUS eşliğinde biyopsi ve ERCP sitolojisiyle desteklenir. Cerrahi rezeksiyon standardı pankreatikoduodenektomidir; seçilmiş erken evre lezyonlarda sınırlı cerrahi veya genişletilmiş endoskopik rezeksiyon tartışılabilir. Adjuvan tedavi kararları, histopatolojik risk faktörlerine göre verilir.

Endoskopik ve cerrahi girişimler

ERCP ve terapötik yaklaşımlar

  • Kanülasyon teknikleri: Kılavuz telle selektif biliyer/pankreatik kanülasyon; güçlük halinde pre-cut (needle-knife) stratejileri.
  • Sfinkterotomi ve sfinkteroplasti: Taş çıkarmada ve darlık tedavisinde temel; kanama, perforasyon ve post-ERCP pankreatiti başlıca komplikasyonlardır.
  • Papillektomi (ampullektomi): Lezyon boyutu, taban genişliği ve intraduktal uzanım değerlendirilerek snare ile tek parça veya parçalı çıkarım; profilaktik pankreatik stent ve rektal NSAİİ ile komplikasyon azaltma yaklaşımları önemlidir.
  • Stentleme: Plastik veya metal stentlerle biliyer/pankreatik drenaj; malign striktürlerde kendiliğinden genişleyen metal stentler tercih edilebilir.

Cerrahi

  • Transduodenal ampullektomi: Sınırlı, iyi farklılaşmış, intraduktal uzanımı minimal lezyonlarda seçilmiş olgularda.
  • Pankreatikoduodenektomi (Whipple): Ampuller karsinom, rezektabl periampuller tümörler ve kompleks lezyonlarda küratif yaklaşımdır.
  • Bypass ve palyasyon: İleri evre veya rezeksiyona uygun olmayan olgularda biliyer bypass ya da endoskopik stentleme ile palyasyon.

Komplikasyonlar ve korunma

Papilla düzeyindeki girişimlerin en önemli komplikasyonu post-ERCP pankreatittir; risk faktörleri arasında zor kanülasyon, genç kadın cinsiyet, normal bilirubin, sfinkter disfonksiyonu ve papillektomi yer alır. Profilakside uygun hasta seçimi, minimal travmatik teknikler, rektal NSAİİ, agresif intravenöz hidrasyon ve gerekirse geçici pankreatik stent kullanımı etkili stratejilerdir. Kanama, perforasyon, kolanjit ve papiller stenoz diğer komplikasyonlardır; erken tanı ve hedefe yönelik yönetim, morbiditeyi belirgin azaltır.

Pediatrik ve yaşlı popülasyonda özellikler

Pediatrik hastalarda duktal çaplar ve papilla boyutu daha küçüktür; konjenital anomaliler (ör. koledok kisti, biliyer atreziler) periampuller bölgenin değerlendirilmesini önemli kılar. Yaşlılarda periampuller divertikül ve koledokolitiazis sıklığı artar; antikoagülan/antiagregan kullanımına bağlı girişim stratejileri dikkatle planlanmalıdır.

Ölçümler ve uygulama açısından pratik notlar

Endoskopide papilla, duodenal plicae arasında değişken yükseklikte bir mamilla olarak görülür; ostium yönelimi, papillektomi ve sfinkterotomi hattını belirler. Intraduktal uzanım şüphesinde EUS, lokal evreleme ve tedavi seçiminde belirleyicidir. Patoloji raporlarında histolojik alt tip, diferansiyasyon derecesi, lenfovasküler/perinöral invazyon ve intraduktal yayılımın uzunluğu mutlaka belirtilmelidir.



Keşif

İnsanın maddeyle kurduğu ilişkinin en eski sahnelerinden biri, berrak bir sıvının bir anda bulanıp dibe beyaz bir kar gibi çöken tanelere dönüşmesini hayretle izlediği andır. “Precipitasyon” dediğimiz bu dönüşüm—çözelti içinden yeni bir katı fazın doğuşu—yalnızca kimyagerin cam tüpünde değil; gökyüzünde yağış, laboratuvarda antijen–antikor halkası, metalin içinde sertleştirici tanecik ve yeraltı suyunda mineral birikimi olarak da karşımıza çıkar. Aşağıda, bu çokyüzlü olgunun keşif tarihini, onu anlamak için kafa yoran “kaşifleri” ve bugün ulaştığı araştırma ufkunu, disiplinler arası bir hikâye örgüsü içinde, akıcı ama ayrıntıdan ödün vermeden izliyoruz.


I. İlk İzler: Simyadan Erken Kimyaya

Simyacılar, metalleri “arındırırken” ve boyaları, camı, ilaçları hazırlarken çökelmeye çoktan güvenmeye başlamışlardı. Ortaçağ İslam ve Avrupa simya metinlerinde, metal iyonlarının çökerterek ayrılması, “ruhların” tuzlara bağlanması gibi imgelerle anlatıldı; bu metinlerde tarif edilen bazı reçeteler, günümüz gravitmetrik ve ayırma kimyasının erken nüveleriydi. Rönesans madencisi Georgius Agricola’nın cevher zenginleştirme betimleri, Johann Rudolph Glauber’in “Glauber tuzu” olarak anılan sodyum sülfatı kristal halinde elde etmesi ve camda altın kolloidiyle mor renk veren Andreas Cassius’un ünlü “Cassius moru” gibi örnekler, çökelmenin gözle görülür mucizesini teknik bir beceriye dönüştürdü. Robert Boyle’un deneyci yaklaşımı, kimyasal dönüşümlerin “gözlenir belirtileri” arasında çökelmeyi merkezi bir yere koyarken, 18. yüzyılda Torbern Olof Bergman’ın “seçici bağlanma” (affinite) tabloları, hangi iyon çiftlerinin birbirini çözeltiden “düşüreceğini” öngörmeye çalışan ilk sistematik dil oldu. Lavoisier’nin yeni kimyası, Proust’un sabit oranlar yasası ve Berzelius’un analitik disiplinine giden çizgi, çökelmeyi nicel kimyanın çalışkan atı haline getirdi.


II. Kuramın İnşası: Denge, Çözünürlük ve İyonik Dünya

  1. yüzyıl, çökelmeyi sezgiden yasaya taşıdı. Guldberg ve Waage’nin kütle etkisi yasası, denge düşüncesini matematikleştirdi; van ’t Hoff ve Arrhenius, elektrolitlerin çözeltide iyonlara ayrıştığını kavramsallaştırınca, “çözünürlük” artık sırf gözleme değil, denge sabitlerine yaslanan bir büyüklüğe dönüştü. “Çözünürlük çarpımı” fikri, bir tuzun doygun çözeltisinde iyon derişimlerinin sabit bir çarpıma (etkinliklerle düzeltilmiş) yaklaştığı sezgisini yerleştirdi; Ostwald’ın seyrelticilik yasası ve devamında Debye–Hückel kuramı, iyonların birbirlerinin “etkin” derişimlerini nasıl gölgelediğini açıklayarak çökelmenin neden kimi zaman erken, kimi zaman geç doğduğunu aydınlattı. Böylece bir kimyager için, çökelme artık yalnız bir “belirti” değil, denklemlerle yönetilebilir bir sonuçtu.

III. Tekniklerin İncelmesi: Gravimetri, Argantometri ve Gösterge Sanatı

  1. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başı, çökelmenin ölçüye dönüştüğü bir altın çağdır. Karl Friedrich Mohr’un gümüş nitratla klorür tayini, Volhard’ın geri titrasyon yöntemi ve Kazimierz Fajans’ın adsorpsiyon indikatörleri, “çökelti sınırında renk dönüşümü” gibi zarif fikirlerle analitiği hassaslaştırdı. Fresenius’un sistematik analizi, çöktürme–süzme–kurutma–kızdırma zincirini bir laboratuvar ritüeli haline getirirken, çökelti morfolojisini (kolloidal mi, kristalin mi), yıkanmasını ve ortak çökelme (coprecipitation) riskini, yöntemin ayrılmaz bir parçası kıldı.

IV. Kristalin Doğumun Dinamikleri: Çekirdeklenme, Büyüme ve Ostwald Olgunlaşması

Bir çökelti tanesi, önce mikroskobik bir çekirdek olarak doğar; kritik boyutun üzerinde yaşar, altında kaybolur. Wilhelm Ostwald’ın olgunlaşma ilkesi, küçük kristallerin çözünüp büyüklerin büyüdüğü “enerji cimrisi” evrimi anlattı. 20. yüzyıl ortasında LaMer–Dinegar yaklaşımı, “ani çekirdeklenme” ardından difüzyonla büyüme şemasını, kolloidal tekdüze tanecik sentezlerinin temel reçetesine dönüştürdü. Lifshitz–Slyozov–Wagner teorisi, bu olgunlaşmaya nicel omurga kazandırdı. Bugün in-situ SAXS/WAXS, elektron mikroskobu ve senkrotron ışınlarıyla, bir çökelti tanesinin saniyeler içinde doğuşunu ve şekil değiştirişini izlemek gündelik bir deney pratiği.


V. Yağış Olarak Precipitasyon: Gökyüzünü Okumanın Bilimi

“Precipitation”, gökyüzünde yağış olarak da insanın gündelik kaderini belirledi. 15. yüzyılda Joseon Kore’sinin standart yağmur ölçeri Cheugugi, yağışı sayıya döken ilk devlet ölçeğindeki girişimlerden biriydi. Luke Howard’ın bulut sınıflaması, atmosferin tipografyasını çizdi; 20. yüzyılda radar meteorolojisinin öncüleri, yağış hücrelerini ekrana taşıdı. Marshall–Palmer damlacık boyut dağılımı, yağmurun mikrofiziğini, yer radarları ve uydular ise (TRMM ve onu izleyen küresel yağış misyonları) tropiklerden kutuplara yağışı haritalamayı mümkün kıldı. Yağış artık yalnız “yağdı–yağmadı” değil; damlacığın doğuşundan birleşmesine, buz kristalinden eriyişine kadar bir mikrofizik senaryosu olarak çözümleniyor.


VI. Canlı Sistemlerde Çökelme: Prepititin Halkasından İmmünopresipitasyona

İmmünolojide çökelme, bir buluşun birden fazla bilimi nasıl dönüştürebileceğinin dersidir. 1890’ların sonunda Rudolf Kraus’un tanımladığı “prepititin reaksiyonu”, çözünür antijenlerin özgül antikorlarla görünür bir çökelti oluşturabildiğini gösterdi. Jules Bordet’nin bağışıklık tepkilerini çözümleyen çalışmaları, antijen–antikor komplekslerinin ölçülebilir bir kimyaya sahip olduğunu pekiştirdi. 1930’larda Michael Heidelberger ve çalışma arkadaşlarının nicel prepititin analizleri, antikorların protein doğasını ikna edici biçimde ortaya koydu; immunokimya, “preparatif” bir bilim olmaktan “ölçen” bir bilime dönüştü. 1940’lar ve 50’lerde Oudin’in tek yönlü, Örjan Ouchterlony’nin çift difüzyon teknikleri, Grabar ve Williams’ın immünoelektroforezi; 1960’larda Mancini–Carbonara–Heremans’ın radyal immünodifüzyonu ve Laurell’in “roket” immünoelektroforezi, çökelti çizgilerini tanıya ve miktar tayinine dönüştürdü. Moleküler biyoloji çağında immünopresipitasyon ve kromatin immünopresipitasyonu (ChIP), protein ve DNA-protein komplekslerini hedef seçici şekilde çekip almanın, ardından dizileme ve proteomikle evrene açılmanın kapısı oldu.


VII. Metalin İçinde Gizli Kar: Yaşlandırma ve Çökelmeyle Sertleşme

Bir metalin içinde doğan çökeltiler, makro dünyaya dayanım olarak yansır. 1906’da Alfred Wilm, Al-Cu alaşımlarında “yaşlandırma” ile bekledikçe artan sertliği—çökelmeyle sertleşmeyi—gözledi; 1930’larda André Guinier ve George Dawson Preston’ın adını taşıyan GP bölgeleri, atom ölçeğinde kümelenmenin nasıl başladığını gösterdi. Nikel esaslı süperalaşımlardaki düzenli γ′ fazı, modern türbin kanatlarının sıcaklığa meydan okuyan omurgasıdır. Bugün çok ölçekli modelleme, CALPHAD tabanlı denge hesapları ve faz-alan yöntemleriyle, çökelti morfolojisi (küre, iğne, plaka), arayüz gerilimi ve elastik uyum gerilmeleri birlikte ele alınarak milimetrelik bir kanadın içinde nanometrelik bir çökelti tasarlanıyor. Katmanlı imalatın (eklemeli üretim) hızlı soğuma mikroyapıları, sonradan uygulanan ısıl işlemlerle hedef çökelti popülasyonlarına “işleniyor”.


VIII. Yer ve Su: Doğal Çökelmeler, Çevre ve Endüstri

Yeraltı suları, kireçtaşı mağaralarında sarkıt-dikit olarak kalsit çökelirken; jeokimyasal denge, karstik manzaraları yavaşça oyup biçer. Endüstride Bayer prosesi, boksitten alüminayı önce çözdürüp sonra kontrollü çöktürerek kazanır. Su arıtımında alüm ve demir tuzlarıyla flokülasyon-çökelme, bulanıklığı ve fosforu alır; arıtma çamuru teknolojileri, ağır metal ve organikleri ko-çöktürme ve kristalizasyonla immobilize eder. Atık sudan strüvit (MgNH₄PO₄·6H₂O) geri kazanımı, döngüsel ekonominin kristal bir sembolüne dönüşmüştür. İlaç mühendisliğinde anti-çözücüyle nano-kristal çöktürme, düşük çözünürlükteki etkin maddeleri biyoyararlanıma hazır granüller haline getirir.


IX. Günümüzde Araştırma Ufku: Çok Fazlı, Çok Ölçekli, Çok Disiplinli

  • Molekülerden makroya köprü: İleri atomistik simülasyonlar ve makroskopik denge/kinetik modelleri aynı çerçevede birleştirilerek, çekirdeklenmenin serbest enerji manzarası ile endüstriyel kristalizasyon reaktörlerinin hidrodinamiği arasında sayısal bir köprü kuruluyor.
  • Gerçek zamanlı gözlem: Senkrotron temelli hızlı saçılma, 4D elektron mikroskopisi ve mikroakışkan platformlar, çekirdeklenme–büyüme–olgunlaşma üçlüsünü in-situ izlemeyi rutine çeviriyor; veri-yoğun deneyleri makine öğrenmesi ile anında yorumlayan “kapan-döngü” deneyler yaygınlaşıyor.
  • Alaşımlarda tersine tasarım: Hedeflenen servis koşulları için, çökelti hacim kesri, şekli ve aralığı optimizasyonu; çok ilkeli (HEA) alaşımlarda metastabil çökelti peyzajının keşfi; eklemeli imalatta çökelti kinetiğini lazer tarama parametreleriyle eşleyen süreç-yapı-özellik iklimleri.
  • Biyomoleküler yoğunlaşma ve faz ayrımı: İmmünopresipitasyonun klasik dünyası, hücre içi membransız organellerdeki sıvı–sıvı faz ayrımı araştırmalarıyla kesişiyor; hedef seçici çökelmenin yanına “kontrollü yoğunlaşma” kavramları ekleniyor.
  • Su ve çevrede akıllı çökelme: Besin geri kazanımında seçici kristalizasyon (ör. strüvit-apatit ayrımı), ağır metaller için düşük enerji tüketimli ko-çöktürme reaktifleri, atıkların mineralizasyonu ve karbon yakalama süreçlerinde kalsiyum karbonatın biyomimetik çökeltilmesi.
  • Atmosferde yağışın geleceği: Radar-uydu birleşik veri kümeleri ve derin öğrenme temelli şimdi-tahmin, ani sağanaklar gibi kısa ölçekli olayların öngörüsünü keskinleştiriyor; aerosol-bulut-yağış etkileşimlerini çözerek, ısınan iklimde yağışın “daha az sıklıkta ama daha şiddetli” rejimlere kayışının yerel imzaları haritalanıyor.
  • Nanotanecik sentezinde tekdüzelik arayışı: Çekirdeklenme patlamasının zamanlaması ve besleme stratejileri, parti-içi dağılımı daraltmak üzere mikroakışkan çökelme reaktörleri ve otokatalitik büyüme modelleriyle yeniden düşünülüyor.



İleri Okuma
  • Vater A. (1711). De ductu chylifero et aliis novis observationibus anatomicis. Acta Eruditorum.
  • Oddi R. (1887). Di una speciale disposizione a sfintere dell’orifizio del coledoco. Archivio per le Scienze Mediche.
  • Standring S. (Ed.). (2015). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice (41st ed.). Elsevier.
  • WHO Classification of Tumours Editorial Board. (2019). Digestive System Tumours (5th ed.). International Agency for Research on Cancer (IARC).
  • Tse F., Yuan Y., Moayyedi P., et al. (2020). Guidelines on the management of post-ERCP pancreatitis. American College of Gastroenterology.
  • Cotton P. B., Eisen G. M., Aabakken L., et al. (2021). ERCP practice and complications: updated consensus. Gastrointestinal Endoscopy.
  • Pawa R., Njei B., Adler D. G. (2023). Endoscopic papillectomy: indications, technique, and outcomes. Current Gastroenterology Reports.
  • ASGE Standards of Practice Committee. (2023). Role of endoscopy in the evaluation and management of choledocholithiasis. Gastrointestinal Endoscopy.
  • European Society of Gastrointestinal Endoscopy (ESGE). (2024). Guideline: Endoscopic management of ampullary lesions.

ergotamin

Çavdar mahmuzundan elde edilen ana alkaloittir ve ilaç olarak migren ve baş ağrıları tedavisinde kullanılır.