- Sinonim: Androstenone

- erkek ve kadın terinde ve idrarında bulunan bir steroid yapısıdır. Aynı zamanda yaban domuzu salyasında bulunur ve tanımlanan ilk memeli feromonudur. –Androsteron ile karıştırılmamalı.–
Empati Öğrenilebilir mi?

Yabancılara empati ile yaklaşmak ve anlayış göstermek öğrenilebilir bir davranış biçimidir. Başka bir gruptan insanlarla yaşanan pozitif deneyimler ve ilişkiler beyindeki öğrenme etkisini şaşırtıcı biçimde tetikliyor ve bu yolla da empati yeteneğini geliştiriyor. University of Zurich’ten araştırmacıların bulgularına göre, az sayıda pozitif öğrenme tecrübesi bir insanın daha empatik olması için yeterli.
Farklı milletlerden, kültürlerden insanlar arasındaki sürtüşmeler hatta bazen kavga ve savaşlara varan olaylar çoğunlukla yabancıya -öteki’ne- karşı şefkat ve/veya empati eksikliğinden kaynaklanır. Diğer grubun üyelerine ve mensuplarına karşı daha fazla empati gösterebilmek birlikte barışçıl bir varlığı daha mümkün kılar. University of Zurich’te gerçekleştirilen bir araştırmada da diğer gruplara karşı empati sahibi olmanın öğrenilebilir olup olmadığı ve bu gruplarla gerçekleşmiş olumlu tecrübelerin beyinde empatik tepkiler üretilmesine nasıl sebep olduğu incelendi.
Philippe Tobler, Jan Engelmann ve Marius Vollberg ile bir ekip oluşturan psikolog ve sinirbilimci Grit Hein, kendi dahil olduğu gruba mensup olanlarla veya diğer gruplara mensup olanlarla olumlu tecrübeler yaşamış olan katılımcıların beyin aktivitesi ölçümlerini gerçekleştirdi. Test süresince katılımcılar ellerinin üst yüzeylerine acı verici darbeler almayı bekliyorlardı. Ancak bu esnada kendi gruplarından veya diğer gruptan insanların para ödeyerek kendilerinin acı çekmelerine engel olabileceğini öğreniyorlar. Beyin aktivasyonu ölçümleri de, aynı anda acı/ağrı gözlemlenirken her bir ihtimal için hem bu deneyimlerden önce hem de sonra yine her insan için ayrı ayrı kaydedildi.
Çalışmanın başında ‘yabancı’nın (diğer grubun mensubu olan kişi veya kişiler kastediliyor) acısı katılımcının beyninde çok zayıf bir aktivasyonu tetiklerken, katılımcının kendi grubundan birisinin acısı daha güçlü bir aktivasyonu tetikledi. Buna karşılık, diğer grubun bir mensubu ile gerçekleşen yalnızca çok az sayıdaki pozitif deneyim, diğer grubun başka bir üyesine acı verildiği durumda katılımcının beyninde empatik tepkilerin oluşmasını ciddi oranda artırdı. ‘Yabancı’ ile pozitif deneyim güçlendikçe veya arttıkça, sinirsel empati de bir o kadar artış gösterdi.
Diğer grup için artan empatik beyin tepkileri, o grubun mensuplarıyla yani ‘yabancı’yla yaşanan şaşırtıcı nitelikte olumlu deneyimlerin sebep olduğu nöronal öğrenme sinyalleri ile sağlanıyor. Sonuçlar gösteriyor ki, diğer grubun bir üyesi ile yaşanan olumlu deneyim, bütün gruba aktarılarak diğer grubun tüm üyeleri için empati duyusunun oluşturulmasını veya gelişmesini sağlıyor.
Kaynak : Bilimfili, Hein, G., Engelmann, J.B., Vollberg, M., & Tobler, P.N. How learning shapes the empathic brain.Proceedings of the National Academy of the United States of America, December 2015 , DOI : 10.1073/pnas.1514539112
Sinirbilimin “Venüs ve Mars” Klişesini Başından Savmasının Zamanı Geldi!


- The Guardian
- Madhura Ingalhalikara, Alex Smitha, Drew Parkera, Theodore D. Satterthwaiteb, Mark A. Elliottc, Kosha Ruparelb, Hakon Hakonarsond, Raquel E. Gurb, Ruben C. Gurb, and Ragini Vermaa (2013) Sex differences in the structural connectome of the human brain. PNAS. doi: 10.1073/pnas.1316909110
DNA Delilleri Tarih Kitaplarımızdaki Açıkları Doldurabilir mi?

Eğer yeterince geçmişe giderseniz, bütün insanların ortak bir atası olduğunu görürsünüz. Fakat bazı populasyonlar, geçmişte yaşadıkları ve onları daha çok bir araya getiren olaylar sebebiyle birbirleriyle daha benzerdirler. 17 Eylül’de Current Biologyon ‘da yayımlanan bir araştırma; DNA kanıtlarının geçmişteki önemli olayların yeniden yapılandırılmasında kullanılabileceğini ortaya koydu. Bu bulgular; insan genomunun tarihteki açık noktaları ortaya çıkarabileceğini gösteriyor.
Oxford Üniversitesi’nden George Busby; bugün elimizdeki istatistiksel araçlarla Avrupa’daki günümüz insanının mozaik bir yapıya sahip olan genlerini hangi tarihsel olayların ortaya çıkardığını gösterebilecek durumda olduğumuzu söylüyor. Böylece, hem arkeolojik hem de tarihsel açıdan ayrıntılı olarak incelenmiş bir bölgenin yeniden yapılandırılmış genetik geçmişinin ortaya koyulması, tarihsel kayıtları yeterince iyi tutulmamış ve genetiğin belki de tarihi olayları ortaya çıkarmanın tek yolu olduğu bölgelerde, bilinmeyen tarihi olayları ortaya çıkarma konusuna ışık tutabilir.
Araştırma ekibi; kromozomlar arasındaki fiziksel yakınlığa ve bunlar arasındaki ilişkilere dayalı bir yöntemle populasyonlar arasındaki tekil genetik varyantları karşılaştırdılar. Bu bilgi, hem genetik olarak birbirine çok benzeyen populasyonların, hem de bir kıtanın, populasyonlar arasında kolaylıkla ortaya koyulamayan ilişkilerinin anlaşılmasında kullanılabilir.
Bu yeni çalışma, bütün Avrupa populasyonlarının, zaman içerisinde insanların göçleri ve yerleşmeleri ile karışmış olduğunu ortaya koyuyor. Genellikle bu karışım birbirine yakın yaşayan gruplar arasında olmuştur, ancak, zaman zaman, populasyonlar, daha uzak bölgelerden gelen istilacı populasyonların izlerini de taşır.
Makalenin deneyimli yazarlarından Cristian Capelli:
“Tıpkı, farklı kültürlerin birbirlerinin izlerini taşıması gibi, bugün de Avrupa’da yaşayan insanların genomlarında da Avrupa içi ve dışı ataların genlerini görüyoruz” diyor.
Araştırma sonuçları hem insanlık tarihi hem de sıradan insanın anlaşılmasında önemli kavrayışlar sağlıyor.
Busby:
“Tarih genellikle kazananlar ve elitler tarafından yazılır, ve sıradan insanın günlük yaşamı bu tarih yazımında yer almaz. Populasyonların DNA’larını inceleyerek ve farklı insan gruplarının tarihsel anlamda birbirleri ile olan ilişkilerini ortaya koyarak, biz tüm insanlığın hikayesini anlatıyoruz” diyor.
Örneğin, araştırmacılar Moğolların Orta Asya’da yaşayan tüm gruplarla bir etkileşimi olduğuna dair deliller buldular. Üstelik, Moğolların Avrupa’ya iki dalga şeklinde göç etmişlerdir. Bunlardan birisi Cengiz Han dönemindeki yayılmalara, diğeri de MÖ binli yıllardaki Çuvaşlar, Ruslar ve Mordovyalıları içeren Kuzeydoğu Avrupa toplumları zamanındaki yayılmalara denk düşmektedir.
Araştırmacılar ayrıca, Akdeniz Avrupalıları ile Batı ve Kuzey Afrika’dan gelenlerin tarih boyunca birçok kez karıştığına dair deliller elde ettiklerini ortaya koyuyorlar. Bölgenin genetik geçmişindeki önemli olaylardan birisi olarak, araştırmacılar, Slavik yayılmanın Avrupa’nın genetik geçmişinde bıraktığı izleri gösteriyorlar.
Bu bulgular gösteriyor ki, göç ve populasyonların karışımı insanlık tarihi boyunca istisnai bir olay değil olagelen doğal bir süreçtir.
Kaynak: Bilimfili
Araştırma Referansı: Busby et al. The Role of Recent Admixture in Forming the Contemporary West Eurasian Genomic Landscape. Current Biology, September 2015 DOI: 10.1016/j.cub.2015.08.007
Huntington hastalığına sebep olan protein artık ölçülebilecek

Huntington hastalığının başlangıcı ve ilerlemesi sırasında sinir sistemi üzerinde çok zararlı etkileri görülen mutant bir proteinin ölçümünü yapacak yeni bir test geliştirildi. Journal of Clinical Investigation dergisinde yayımlanan çalışmada yeni test ile denenen ilaçların ne kadar işe yarayacağını gösterecek olan huntingtin mutant proteininin seviyesini ölçebileceğini ve ilacın verimliliğini test edebileceğini öne süren araştırma ekibi, yöntem ile Huntington hastalığının gelişimini de önceden sezip gözlemleyebilecek.
Huntigton, nörodejeneratif genetik bir hastalık ve genellikle yetişkinlikte ortaya çıkarak istem dışı anormal davranışlara , psikiyatrik semptomlara ve unutkanlığa sebep oluyor. Mutant gen 1993 yılında tespit edildi ancak bu araştırmaya kadar bu proteinin sinir sistemi içindeki miktarını ölçmek mümkün olmamıştı.
Salgılandığı hücreyi de öldüren huntingtin proteini, beyine hastalık tarafından verilen zarararın da ölçülebilmesini sağlayacak. Ayrıca mutant proteinin seviyesi hastalığın derecesinin de bir göstergesi, CSF içindeki miktarı arttıkça hastalığın ilerlemiş bulunduğu faz da tahmin edilebilecek.
Şu an için Huntington hastalığını engelemek üzre huntingtin proteini seviyesini düşüren bir ilaç ya da kimyasal mevcut değil. 2015 yılı gen susturma ve huntingtin düşürücü ilaçlar için ilk insan deneylerinin yapılacağı yıl olacak ve bu sayede direk beyin hedef alınarak mutant huntingtin üretiminin düşürülmesi sağlanacak. Bu bağlamda bumutant proteinin seviyesini ölçebiliyor olmak son derece büyük bir önem arz ediyor çünkü ilaç sayesinde bir düşüş olup olmadığı bu ölçüm ile belli olacak.
Referans : Bilimfili, Sciencedaily.com, New test measures deadly protein in Huntington’s disease patients’ spinal fluid, www.sciencedaily.com/releases/2015/04/150406165451.htm
- Edward J. Wild, Roberto Boggio, Douglas Langbehn, Nicola Robertson, Salman Haider, James R.C. Miller, Henrik Zetterberg, Blair R. Leavitt, Rainer Kuhn, Sarah J. Tabrizi, Douglas Macdonald, Andreas Weiss.Quantification of mutant huntingtin protein in cerebrospinal fluid from Huntington’s disease patients. Journal of Clinical Investigation, 2015; DOI: 10.1172/JCI80743
Saç Renginin Evrimi

Yalnızca esmerlerin yaşadığı bir dünya hayal edin. İnsan atalarının primatlar olarak ilk ortaya çıktıkları zaman, aslında Dünya tam olarak böyleydi.
İnsansı canlıların ilk ortaya çıktıkları kıtanın Afrika olduğu düşünülüyor. Afrika kıtası ekvator üzerinde olduğu için, bütün yıl boyunca Güneş ışınları görece dik bir açıyla düşer. Işınların görece daha dik bir açıyla düşmesinin, insanların pigmentlerinin olabildiğince koyuya evrilmesi yönünde bir etkide buldunduğu düşünülüyor.
Melanin gibi koyu pigmentler, zararlı ultraviyole ışınlarının saç ve deri üzerinden vücuda nüfuz etmesini engeller. Daha koyu renkte deri ve saç, bireyin Güneş ışınlarına karşı daha korumalı olmasını sağlar.
Primatların Afrika’da ortaya çıkmalarından sonra ise, insan ataları Dünya’nın diğer bölgerine göç etmeyebaşladıkları zaman, koyu deri ve saç rengi üzerindeki seçilim baskısı daha açık renkte derilere ve saç renginedoğru yönlendi. Yani; insan ataları bügün Batı Avrupa ve Nordik ülkeleri olarak bildiğimiz bölgeye ulaştıkları zaman, bireylerin yeterli D vitaminini Güneş ışınlarından alabilmeleri için deri ve saçları çok daha açık renge evrimleşti.
Deri ve saçtaki daha koyu renkte pigmentler, istenmeyen ve zararlı ultraviyole ışınlara karşı koruma sağlıyor. Fakat, koyu pigmentler, aynı zamanda Güneş ışığının hayatta kalmak için gerekli bileşenlerini de engelliyor. Doğrudan Güneş ışınlarına maruz kalınan ekvator ülkelerinde günlük D vitamini ihtiyacının karşılanması, dahakoyu renkli pigmentlere sahip olunsa dahi, mümkün. Fakat, ekvatorun daha kuzeyine (ya da güneyine) doğru uzak mesafelere göç eden insan ataları, yıl boyunca daha farklı açıda Güneş ışınları altında yaşamak zorunlardı. Kış aylarında gerekli öğelerin Güneş’den elde edilebilmesi için, göç eden insan atalarının gün içerisinde yalnızca birkaç saati vardı. Tabii ki, buna ek olarak, dışarı çıkmayı zorlaştıran soğuk havanın da etkisinden bahsetmek gerekiyor.
Yani, insan ataları daha soğuk iklimlere göç ettiği için, deri ve saçtaki pigmentler zayıfladılar ve yeni renk kombinasyonları oluşturdular. Saç rengi poligenik olduğundan, saç renginin nihai fenotipini kontrol eden birçok gen mevcuttur. Bu sebeple, dünyanın birçok yerinde birçok farklı renkte saça sahip insanların da görülmesi mümkün.
Deri rengi ile saç rengi bir şekilde ilişkili olmasına rağmen, aralarında doğrudan bir bağlantı yoktur. Bu sebeple, çok çeşitli kombinasyonlar da mümkün değildir.
Bu yeni renkler Dünya üzerindeki insan atalarının popülasyonlarında görülmeye başlanınca, doğal seçilimin etkisicinsel seçilime göre oldukça az olmuş gibi görünüyor. Bu konuda yapılan araştırmaların bulgularına göre; bazı sanç renkleri karşı cins tarafından daha çekici algılanıyor. Bu durumun da, Nordik bölgelerde maksimum D vitamini emilimini sağlayan az sayıda pigmentli sarı saçın yaygınlaşmasının sebebi olduğu düşünülüyor. Bu bölgede sarı saçlı bireyler görülmeye başlandığında karşı cins, koyu saçlı bireylerden çok sarı saçlıları tercih etti. Nesiller boyunca da sarı saç, daha da yaygın görülüp daha baskın bir hal aldı. Nordik bölgelerden diğer bölgelere göç eden insan ataları da diğer bölgelerden eş bulup çifleşince, saç rengi de harmanlandı.
Neandertaller’i ele alacak olursak, genellikle diğer Homo sapien akrabalarına göre daha açık renkte saça sahip olduklarını söyleyebiliriz. Ayrıca, Avrupa’da iki farklı türün gen akımı ve çiftleşmesi olduğu düşünülüyor. Büyük bir ihtimalle bu durum, daha da fazla çeşit saç renginin ortaya çıkmasına yol açmış olabilir.
Kaynak: Bilimfili, Heather Scoville,”Evolution of Hair Color” About.com Retrieved from http://evolution.about.com/od/humans/a/Evolution-Of-Hair-Color.htm
Labirentler ve Beyin : Önyargı Mantığa Nasıl Üstün Gelir?

Araştırmacılar artık zihinlerimizde yön ve yol bulurken neler olduğunu yeniden modelleyebilecek ve neden yanlışlar yaptığımızı da açıklayabilecek.
Beynimiz çok sayıda bilgiyi sürekli olarak analiz ederek, işleyerek ve rasyonalize ederek yön ve yol tayin eder. Örneğin bu iç GPS benzeri fonksiyon şehrin içinde yönümüzü bulmamızı, belli bir noktaya götüren işaret ve belirteçleri takip etmemizi sağlar.
Araştırmanın yazarlarından Yumi Shikauchi şöyle açıklıyor : ” İnsanlar bir noktadan başka bir noktaya gidecekleri zaman, beyinlerinde bu yolu önceden çizer, izler veya canlandırırlar. Biz de beyindeki bu öncül görüntüleri tekrar kodlamayı istedik, çünkü uzamsal navigasyon için son derece hayati bir önem taşıyor.”
Sanal ve üç boyutlu labirentler ile fonksiyonel manyetik rezonans görüntelemeyi (fMRI) bir araya getiren araştırmacılar, bir insanın öncül tahmin ve canlandırmalarının beyin aktivitesinde bir yansımasının olup olmadığını (gözlemlenebilirliğini) incelediler.
Katılımcılar her labirentten, gördüklerini ezberleyerek ve yönlendirme bilgileri alarak geçti. Daha sonra fMRI ile görüntüleme sırasında ise her gelen sahnede iki seçenekten birini seçerek yollarını bulmaları istendi.
On iki dekoder, sinyalleri çıktı (output) değişkenleri ile ilişkilendirerek fMRI taramalarını okudu ve tanımladı. Bunun sonucunda katılımcıların labirentten geçerken zihinlerinde resmettikleri sahneleri yeniden yapılandırıldı.
Araştırmanın keşiflerinden birisi de, ‘öncül tahminler ve görülerin insanın nesnellik duyusunun üzerine çıktığı’ oldu. Burada öncül tahminlerin yine dışardan verilen ipuçları ve daha önceki bilgilerden kaynaklı önyargıları içerdiği biliniyor.
Beynin parietal bölgelerindeki aktivitelerin katılımcıların (yanlış da olsa) beklentilerini ve önceki bilgilerine göre sahip oldukları yorumları yansıttığını keşfeden araştırmacılar bunun öznel inançların nesnel gerçekliğin üzerine çıkabildiğinin bir göstergesi olduğunu düşünüyor.
Araştırmacılar bu çalışmanın sonucunda direkt olarak beyin aktivitesinden yararlanan yeni iletişim teknolojilerinin geliştirilebileceğini umduklarını açıklıyor.
Sadece kelimeler ve dil ile iletişimi ve etkileşimi kurulmayacak olan birçok şey olduğunu öne süren araştırmacılar, hem doğru hem de yanlış olan sanal beklentileri okuyup, görüntüleyip, tanımlamanın yeni alet ve cihazların geliştirilmesini ve böylelikle linguistik olmayan bilginin de iletilebilmesini sağlayacağını düşünüyor.
Araştırmacılar bir sonraki adımda bu incelemede kullanılan basit labirentlerden daha karmaşık süreç ve işlemleri denemeyi planlıyorlar.
Kaynak :
- Bilimfili,
- Yumi Shikauchi, Shin Ishii. Decoding the view expectation during learned maze navigation from human fronto-parietal network.Scientific Reports, 2015; 5: 17648 DOI: 10.1038/srep17648
2015 yılına damga vuran 20 bilimsel gelişme
1. Bilim insanları ‘pentakuark’ adı verilen yeni bir atom altı parçacığı keşfetti

İsviçre’de bulunan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nın uzmanları, Higgs Bozonu’ndan sonra “pentakuark” adı verilen yeni bir parçacık keşfettiklerini duyurdu. Bilim insanları pentakuark parçacığının varlığını 1960’lı yıllarda tahmin etmişti. Ancak daha önce bulunan Higgs Bozonu parçacığı gibi onun varlığı da ancak onlarca yıl sonra, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı sayesinde kanıtlandı. Haberin detayı
2. Laboratuvarda insan beyni üretildi

Bilim insanları, laboratuvar ortamında, neredeyse insan beyni formunda bir beyni yaratma denemelerinde başarılı oldular. Haberin detayı
3. Elektrikli arabaların seyir halindeyken şarj olabilecekleri yol yapıldı

İngiltere’de uygulaması sene sonu başlatılacak elektrikli arabalar için şarj yolları, elektrikli arabaların yaygınlığını arttırarak fosil yakıtlı araçları tarihin tozlu sayfalarında bırakmayı planlıyor. İngiltere Karayolları tarafından geçen hafta yapılan açıklamaya göre, elektrikli araçlar için şarj şeritleri, 18 aylık çalışmanın ardından ilk fizibilite çalışması ile deneme aşamasına geçecek. Haberin detayı
4. Uzaktan kumandayla beyin kontrolü gerçekleştirildi

St. Louis’deki Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi, Illinois Üniversitesi ve Ulusal Sağlık Enstitüsü araştırmacıları, beynin derinliklerindeki nöronların yapısını ve işleyişini anlamak için ilaçları doğrudan dokuya enjekte etmekte kullanılacak, uzaktan kumandayla kontrol edilebilen bir beyin implantı geliştirdi. Amerikalı bilim insanları, geliştirdikleri bu implant sayesinde farelerin hareketlerini uzaktan kumandayla kontrol edebilmeyi başardı. Haberin detayı
5. İlk titanyum kafatası nakli gerçekleştirildi

Çinli doktorlar, üç yaşındaki bir kız çocuğuna 3D yazıcıda üretilen titanyum kafatası nakletti. Kafatası 3D veri ve bilgisayar tomografisi kullanılarak basıldı. Haberin detayı
6. Kök hücreden atan kalp dokusu elde edildi

ABD’li bilim insanları, kök hücreden büyüyen ve atan kalp dokusu üretti. Elde edilen dokular, doğuştan kalp hastalıklarının tedavisinde bilim insanlarına yardımcı olacak. Haberin detayı
7. Laboratuvarda, yaşayan hücrelerden uzuv üretildi
Araştırmacılar bilimin sınırlarını zorlayarak laboratuvarda, yaşayan hücrelerden bir uzuv yapmayı başardı.
8. Kaybolan hafıza geri getirildi

Amerikalı ve Japon bilim insanları, farelerin kaybolan hafızasını yerine getirmeyi başardı. Haberin detayı
9. Amerika’daki Türk bilim insanı, cilt kanserini 10 saniyede teşhis eden cihaz geliştirdi

ABD’deki MIT Üniversitesi’nden Dr. Dağdeviren, cilt kanserinin teşhisinde 10 saniyeden kısa sürede sonuç veren cihaz geliştirdi. Harvard Üniversitesi’ne “Genç Akademi Üyesi” olarak kabul edilen ilk Türk olan Dr. Canan Dağdeviren, cilt kanserinin teşhisini kolaylaştıracak, dövme gibi vücuda yapıştırılabilen ve 10 saniyeden daha az sürede sonuç veren cihaz geliştirdi. Haberin detayı
10. Görme engelli anne adayına 3D yazıcıyla bebeğin baskısı hazırlandı
Görme yeteneğini yıllar önce kaybeden 30 yaşındaki anne adayı Tatiana Guerra’ya doktoru büyük bir sürpriz hazırlıyor ve karnında taşıdığı bebeğin 3D yazıcı ile baskısını oluşturuyor. Haberin detayı
11. New Horizons 9 yıllık yolculuk sonrası Plüton’a en yakın mesafeye ulaştı
19 Ocak 2006 tarihinde uzaya fırlatılan New Horizons 9 yılda, 3 milyar mil yol kat ederek 14 Temmuz’da Plüton’a en yakın mesafeye ulaştı. Haberin detayı
12. Mars yolculuğu için uzayda sebze yetiştirildi

2030 yılında 56 milyon kilometre yol katederek Mars’ta noktalanması planlanan yolculuk için 3 üç basamaklı bir plan hazırlandı. Planın son basamağı uzayda yetiştirilip tadına bakılan marulla noktalandı. NASA, geçtiğimiz yıl, Mars yüzeyinde astronotlar için 10 yıl boyunca oksijen üretecek ‘MOXIE’ isimli aracın özelliklerini duyurmuştu. Haberin detayı
13. Türkiye CERN’e ortak üye oldu

CERN, Mayıs 2014’te imzalanan anlaşmanın ardından Türkiye’nin yeni ortak üye olduğunu duyurdu. Buna göre Türkiye sanayii, CERN ile ilgili çalışmalara ortak olabilecek ve ileri teknolojilerin geliştirilmesinde yer alabilecek. CERN’de ortak deney ve çalışmalarda yer almak üzere kayıtlı 110 Türk bilim insanı kayıtlı bulunuyor. Haberin detayı
14. Aziz Sancar, Nobel Kimya Ödülü’nü aldı

Türk Profesör Aziz Sancar, İsveç’in başkenti Stockholm’de düzenlenen törenle Nobel Kimya Ödülü’nü İsveç Kralı 16’ıncı Gustaf’ın elinden aldı. Haberin detayı
15. Solar Impulse 2 uçuş rekoru kırdı

Güneş enerjisiyle çalışan ve dünya turuna çıkan Solar Impulse 2 adlı uçak en uzun süreli uçuş rekorunu kırarak Hawaii’ye indi. Haberin detayı
16. NASA, Mars’ta Su Bulunduğunu Açıkladı

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), daha önce buzul bulunan Mars gezegeninde sıcak aylarda tuzlu su aktığına dair güçlü kanıt elde ettiğini açıkladı. Haberin detayı
17. Yeni Bir Dünya Bulundu

Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA), uzay teleskopu Kepler’in Dünya’ya benzer bir gezegen keşfettiğini duyurdu. Haberin detayı
18. Tüyden hafif çelikten güçlü süper madde geliştirildi

Çin Bilimler Akademisi Şanghay Seramik Enstitüsü araştırmacıları, köpüksü yapıya sahip süper maddenin “mucize yapıtaşı” olarak da bilinen grafen tüplerinin elmas kadar kararlı bir hücresel yapıya dönüştürülmesi sırasında ortaya çıkarıldığını açıkladı. Haberin detayı
19. Fizikçiler Laboratuvarda Manyetik Solucan Deliği Oluşturdu

Solucan delikleri sıklıkla bilim kurgu filmlerinde karşımıza çıkar fakat İspanya’dan bir grup fizikçi, manyetik alanı bir yerden başka bir yere nakleden manyetik solucan delikleri oluşturmanın mümkün olduğunu gösterdiler. Haberin detayı
20. 3D yazıcı ile 2 yaşındaki miniğe burun, bacakları olmayan köpeğe ise protez

2 yaşındaki Tessa Evans, oldukça nadir rastlanılan bir hastalıkla dünyaya gelmişti; burnu yoktu ve hiçbir şeyin kokusunu alamıyordu. Ancak 3D yazıcı yöntemiyle Evans’ın bu sorunu çözülecek ve ona ameliyatla bir burun takılabilecek. Haberin detayı
Kaynak: Fizikist
Kahve Tüketimi Tip 2 Diyabetini Önlüyor!

James D. Lane, Mark N. Feinglos, and Richard S. Surwit.
Diabetes Care 31: 221-222.
Published online before print as 10.2337/dc07-1112.
Sizin Bellek Tipiniz Hangisi?
Yalnızca olayların hatırlanmasına karşın epizodik detayları hatırlama eğilimi karmaşık beyin paternleriyle açıklanıyor. Neden bazı insanlarin geçmiş olaylara dair anıları çok ayrıntılıyken (epizodik bellek) diğerleri ayrıntı olmaksızın sadece olayların kendisini hatırlar (semantik bellek)?
Sağlık Bilimleri Rotman Araştırma Enstitüsü’nde (Rotman Research Institute at Baycrest Health Sciences’da Baypcrest ) bir araştırma ekibi ilk kez, geçmişi farklı şekillerde deneyimlemenin bireyde doğuştan gelen ve ömür boyu süren bir “bellek özelliği” olarak kabul edilen belli beyin bağlantı paternleriyle ilişkili olduğunu gösterdi.
Çalışma yakın zamanda Cortex dergisinde çevrimiçi olarak yayınlandı.
McGill Üniversitesi, Psikoloji Bölümü’nde Assis. Prof. Dr. Signy Sheldon “Onlarca yıldır, bellek ve beyin fonksiyonu üzerine yapılan çalışmaların neredeyse hepsi bireyleri belli ortalama içinde kabul ederek insanları aynı şekilde ele aldı,” diye ifade etti.
“Deneyimlerden ve hafızamızın diğerlerininkiyle mukayesesinden anladığımız kadarıyla insanların hafıza özellikleri farklılık gösteriyor. Çalışmamız, tarama testinde insanlardan bellek görevleri gerçekleştirmelerini istemiyorken dahi, bu bellek özelliklerinin beyin fonksiyonunda istikrarlı farklılıklara karşılık geldiğini gösteriyor.”
Çalışmada, 66 genç yetişkin (ortalama yaş 24 olmak üzere) The Survey of Autobiographical Memory (SAM) (Otobiyografik Bellek Araştırması) adında çevrimiçi bir anketi doldurdu. Bu anket katılımcıların olayları ve olguları ne kadar iyi hatırladıklarını belirliyor. Yanıtlar, bellek araştırmacılarının yakın zamandaki açıklamalarına göre, üst düzeyde otobiyografik belleğe sahip olanlar ya da ciddi düzeyde otobiyografik bellek yetersizliği olanlar arasında iki uç dağılım gösterdi. Bu sonuç, araştırmacıların otobiyografik bellekteki normal varyasyonu araştırmalarına imkân verdi.
Çevrimiçi anketi doldurduktan sonra, 66 katılımcı dinlenme hali – manyetik rezonans görüntüleme tekniğiyle beyin tarama testinden geçirildi. Bu teknik beyin bağlantı paternlerini ya da farklı bölgeler arasında beyin aktivitesinin nasıl ilinti kurduğunu haritalandırıyor.
Araştırmacılar, beynin medial temporal lobları ve beynin diğer bölgeleri arasındaki bağlantılara odaklandılar. Medial temporal lobların temel olarak bellek fonksiyonuyla ilintili olduğu iyi bilinir. Ayrıntılı otobiyografik belleğe sahip olduğu anlaşılan kişilerin görmeyle ilgili işlemleri kapsayan beynin arka kısmındaki bölgelerle güçlü medial temporal lob bağlantısallığı vardı. Buna karşın geçmişi sadece olaylar düzeyinde hatırlama eğiliminde olanlar (çeşitli ayrıntıların olmayışı da hesaba katılmalı) oraganizasyon ve akıl yürütmeyi kapsayan beynin ön kısmındaki alanlarla güçlü medial temporal lob bağlantısallığı gösterdi.
Bu bulgular bilişsel alanda çalışan bilim insanları açısından yaşlanma ve beyin sağlığıyla ilgili ilginç soruları akla getiriyor. Daha provokatif sorulardan biri de şu: Belli bellek özellikleri, ileriki yıllarda yaşlanmayla ilgili bilişsel gerilemenin belirtilerini geciktirmekte koruyucu olabilir mi?
Dr. Brian Levine “Yaşlanmayla ve erken bunmayla ilgili ilk farkedilenlerden biri olayların detaylarını anımsamadaki zorluktur,” diye belirtti. Çalışmanın başyazarı Dr. Brian Levine Toronto Üniversitesi, Psikoloji Profesörü ve Baycrest’s Rotman Araştırma Enstitüsü’nde kıdemli bilim adamıdır.
“Henüz bunun bellek özellikleriyle nasıl ilişkili olduğunu kimse incelemedi. Ayrıntılı halde anıları hatırlayanlar yaşlandıkça küçük hafıza değişimlerine çok duyarlı olabiliyorken, yalnızca olayları temel alan bir bellek tipine dayalı olanlar bu tür değişimlere daha dirençli çıkabiliyorlar,” diye ifade etti.
Bir insanın bellek özelliklerinin profili hayatının ileriki yıllarında hafızayla ilgili sorunlarının tedavisinde yol göstermeye yardımcı olabilir mi? The Rotman bulguları daha çok bilimsel araştırma gerektiren heyecan verici olasılıkların kapısını açıyor, diye ifade etti Dr. Levine. Kişilik, depresyon, bilişsel ölçümlerdeki performans gibi psikolojik şartlar ve genetikle bellek özellikleri arasındaki ilişkiye dair takip çalışmaları halen yürütülmektedir.
Bu araştırma sağlıklı insanlardaki beyin yapısı ve fonksiyonu üzerindeki farklılıklara odaklanan yeni bir akımın bir parçasıdır. Bu çalışma, bu tür beyin farklılıklarıyla günlük otobiyografik bellek işleyişi farklılıklarını ilişkilendiren ilk araştırmadır.
Kaynak : GerçekBilim
Araştırma Referansı : Signy Sheldon, Norman Farb, Daniela J. Palombo, Brian Levine.Intrinsic medial temporal lobe connectivity relates to individual differences in episodic autobiographical remembering. Cortex, 2015; DOI: 1016/j.cortex.2015.11.005 Kaynak: http://www.sciencedaily.com/releases/2015/12/151210125637.htm