Hapşırmanın Gerçekleri: Kalp Durur mu?

  • Efsaneleri Çürütmek: Kalp ve diğer organlar hapşırma sırasında durmaz. Kalbin “atışının durması” hissi (göğüs basıncındaki değişiklikler nedeniyle) ve hapşırmanın kuvvetli doğası muhtemelen bu efsaneleri körüklemiştir.
  • Kültürel Tepkiler: “Çok yaşa” gibi ifadeler, Rönesans inancında hapşırmanın kötü ruhları kovduğu veya hastalığa işaret ettiği gibi batıl inançlardan kaynaklanır, fizyolojik gerçeklerden değil.

Hapşırma Mekanizması:

  • Süreç: Burun sinirlerinin uyarılmasıyla tetiklenen beyin, derin nefes alma, basınç artışı ve kuvvetli nefes verme içeren bir refleks başlatır. Gözler istemsizce kapanır, muhtemelen dışarı atılan parçacıklara karşı korunmak için veya kas kasılmaları nedeniyle. – Karşı Konulamaz Refleks: Hapşırma bir kez başlatıldığında, otonomik bir tepki olduğu için bilinçli olarak durdurulamaz.

Fotik Hapşırma Refleksi:

  • Genetik Özellik: İnsanların %18-35’i parlak ışığa maruz kaldığında hapşırmaya neden olan genlere sahiptir (ACHOO sendromu). Beyindeki bu çapraz bağlantı görsel ve burun uyaranlarını birbirine bağlar.

Sağlık Etkileri:

  • Hapşırmayı Engelleme: Riskler arasında kulak hasarı (örn. kulak zarı yırtılması) ve tahriş edici maddelerin tutulması yer alır. Beyin damarı yırtılması nadir görülen bir endişedir.
  • Uyku: Hapşırma, refleks sinirlerinin inaktif olması nedeniyle uyku sırasında imkansızdır, ancak yarı bilinçli durumlar buna izin verebilir.

Rekor Kıran Vaka:

  • Donna Griffiths: 978 gün boyunca hapşırmak beyin anormalliğiyle ilişkilendirildi ve sinirsel çeşitliliği ve uygun refleks düzenlemesinin rolünü vurguladı.

Hız ve İşlev:

  • Hız: Hapşırıklar 120–160 km/s hızla hareket ederek tahriş edici maddeleri etkili bir şekilde dışarı atar.
  • Amaç: Burun kanallarını yabancı parçacıklardan temizleyerek koruyucu rolünü vurgular.

Keşif

Antik Gözlemler (Tarih Öncesi – MÖ 3000)

  • Hapşırma, muhtemelen insanların var olduğu zamandan beri gözlemlenen, burun kanallarındaki tahriş edici maddeleri temizlemeye bağlı bir reflekstir. İlk insanlar bunu ruhlar veya tanrılar gibi doğaüstü nedenlere bağlamış olabilir. Yazılı kayıtlar yoktur, ancak halk hikayeleri hapşırmanın önemli görüldüğünü öne sürmektedir – bu nedenle kötülüğü uzaklaştırmak için “seni korusun” gibi ifadeler kullanılmıştır.

Erken Kültürel Yorumlar (MÖ 3000 – MS 500)

  • Antik Mısır (~MÖ 3000): Hapşırma, Ebers Papirüsü gibi tıbbi metinlerde bazen sağlık ve canlılıkla ilişkilendirilmiştir, ancak sistematik olarak incelenmemiştir.
  • Antik Yunan (~MÖ 400): “Tıbbın babası” Hipokrat, hapşırmanın tahrişe veya hastalığa karşı bedensel bir tepki olduğunu ve bunun zararlı maddeleri dışarı atabileceğini (mizaç teorisinin bir parçası) belirtmiştir.
  • Roma Dönemi (~MS 100): Yaşlı Plinius, Naturalis Historia adlı eserinde hapşırık hakkında yazmış ve soğuk algınlığı ve alerjilerdeki sıklığını gözlemlemiştir, ancak açıklamalar ilkel kalmıştır.

Orta Çağ (MS 500 – MS 1500)

  • Hapşırık batıl inançlar nedeniyle ağırlık kazanmıştır. Kara Ölüm (1347-1351) sırasında hapşırık, veba belirtisi olarak korkulmuştur ve bu da “Tanrı seni korusun” geleneğini güçlendirmiştir; bu muhtemelen Papa I. Gregory’nin pandemiye verdiği yanıtla bağlantılıdır. Bilimsel olarak çok az ilerleme kaydedilmiştir; hala ilahi irade veya bedensel mizaçların dengesizliği merceğinden bakılmaktaydı.

Bilimsel Devrim (1600’ler – 1700’ler)

  • 1660’lar: Robert Boyle ve diğer erken dönem bilim insanları hava basıncı ve solunumu incelemeye başlayarak hapşırma gibi refleksleri anlamak için temel oluşturdular.
  • 1700’lerin sonu: William Cullen gibi doktorlar hapşırmayı sinir sisteminin burun tahrişine verdiği bir tepki olarak sınıflandırdılar ve tamamen humoral açıklamalardan uzaklaştılar.

19. Yüzyıl: Tıbbi Gelişmeler

  • 1830’lar-1840’lar: Refleks yayı kavramı ortaya çıktı ve hapşırma, üçüz sinir (tahriş için) tarafından tetiklenen ve beyin sapı tarafından koordine edilen istemsiz bir eylem olarak tanımlandı.
  • 1860’lar: Louis Pasteur’ün mikrop teorisi hapşırmayı soğuk algınlığı gibi bulaşıcı hastalıkların yayılmasıyla ilişkilendirdi ve halk sağlığı perspektiflerini değiştirdi.

20. Yüzyıl: Modern Fizyoloji

  • 1930’lar-1950’ler: Otonom sinir sisteminin detaylı çalışmaları hapşırmanın mekaniğini doğruladı; burun tahrişi beyne sinyal göndererek kuvvetli bir hava çıkışına (100 mil/saate kadar!) neden oldu.
  • 1960’lar: Alerjiler daha iyi anlaşıldı ve histamin polen veya toza yanıt olarak hapşırmanın temel tetikleyicisi olarak tanımlandı.

21. Yüzyıl: Viroloji ve Ötesi

  • 2000’ler-Günümüz: Virolojideki (örneğin, rinovirüslerin incelenmesi) ve görüntüleme teknolojisindeki (MRI gibi) gelişmeler, hapşırmanın patojenlerin yayılmasındaki rolünü, özellikle COVID-19 gibi pandemiler sırasında haritaladı. Hapşırmanın damlacık dinamikleri halk sağlığının odak noktası haline geldi.


İleri Okuma
  1. Hippocrates. (ca. 400 v. Chr.). Aphorisms. In: Littré, É. (Hrsg.), Œuvres complètes d’Hippocrate, Paris: J.-B. Baillière, Bd. 4.
  2. Galen. (2. Jh. n. Chr.). De symptomatum causis. In: Kühn, C. G. (Hrsg.), Claudii Galeni opera omnia, Vol. VII. Leipzig: Cnobloch.
  3. Willis, T. (1672). De anima brutorum. London: Martyn and Allestry.
  4. Flourens, P. (1824). Recherches expérimentales sur les propriétés et les fonctions du système nerveux. Paris: Béchet.
  5. Kratschmer, F. (1870). Ueber die Wirkung der Reizung sensibler Nerven in der Nase auf Athmung und Circulation. Sitzungsberichte der kaiserlichen Akademie der Wissenschaften Wien, 61, S. 147–170.
  6. Gowers, W. R. (1888). A Manual of Diseases of the Nervous System. London: Churchill.
  7. Sherrington, C. S. (1906). The Integrative Action of the Nervous System. New Haven: Yale University Press.
  8. Forbes, H. S., & Cobb, S. (1921). The reflex responses evoked by stimulation of the nasal mucosa. Archives of Neurology and Psychiatry, 5(1), S. 64–72. DOI: 10.1001/archneurpsyc.1921.02190010071006
  9. Aring, C. D. (1942). Neurological aspects of the sneeze reflex. Archives of Neurology and Psychiatry, 48(6), S. 541–554. DOI: 10.1001/archneurpsyc.1942.02290180010003
  10. Shapiro, R. E., & Robins, H. I. (1994). AchOO syndrome: Sneezing induced by bright light as a common occurrence. Neurology, 44(4), S. 632. DOI: 10.1212/WNL.44.4.632
  11. Ishikawa, S., et al. (2004). Neuronal mechanisms of the sneeze reflex: An fMRI study. Autonomic Neuroscience, 110(1), S. 115–120. DOI: 10.1016/j.autneu.2003.10.009
  12. Baraniuk, J. N. (2011). Pathogenesis of sneeze and rhinorrhea. Current Allergy and Asthma Reports, 11(2), S. 104–111. DOI: 10.1007/s11882-011-0168-4

Çokdilli Çevre Çocukları İyi İletişimci Yapıyor

Şikago Üniversitesi psikologlarınca yapılmış bir çalışmada birden fazla dilin konuşulduğubir evde büyüyen çocukların, sadece anadilin konuşulduğu bir ortamda büyüyen çocuklara kıyasla daha iyi iletişim becerileri geliştirdikleri gözlemlendi. Çokdilli çevrelerden gelen çocuklar, o dillere ilişkin değişik sosyal yapıları da gözlemleyerek farklı bakış açılarından bakabilmeyi öğrendikleri için söylenilenleri yorumlamada daha becerikliler.
 
Kaynak:
  1. ScienceDaily
  2. S. P. Fan, Z. Liberman, B. Keysar, K. D. Kinzler. The Exposure Advantage: Early Exposure to a Multilingual Environment Promotes Effective Communication. Psychological Science, 2015; DOI:10.1177/0956797615574699

Elektronik Burun Elma ve Armudun Kokularını Ayırt Edebiliyor!

İspanyol ve İsveçli mühendisler, meyvelerin kokularını insanlardan daha etkili biçimde algılayan elektronik burun icat ettiler. Bu alet şimdilik sadece elma ve armudun kokusunu ayırt edebiliyor.
Valencia Politeknik Üniversitesi’nden ve Gävle Üniversitesi’nden bir araya gelen mühendisler 32 sensörü bulunan elektronik burun oluşturdular. Bu burun kıyılmış vaziyette olan elma ve armut parçalarını kokuları yardımıyla ayrıt edebiliyor. Valencia Üniversitesi’nden José Pelegrí Sebastiá şöyle diyor:
“İlk başta meyve parçaları, kokuları algılayabilmeye yarayan ve metal oksitten oluşan sensörlerin bulunduğu en uç noktaya bu parçaların kokusunun gitmesine yardımcı olan bir ön odaya yerleştiriliyor.”
Daha sonra, yazılım, gerçek zamanlı veri toplamak için kullanılan ve bilgileri sınıflandırmaya yarayan algoritmalarla işleniyor. Ve işlenen bu veriler sonucun elma mı armut mu olduğunu gösteren 3D grafiklerle görüntüleniyor. Uçucu maddelerin kompleks karışımlarını ayırt etmeye yarayan çok sensörlü yapılar geliştirmeyi hedefleyen grup için bu proje bir başlangıç noktası olmuş oldu. Pelegri şöyle diyor:
“Bir örnek vermek gerekirse şarap yapma sektöründe kullanımı için verebiliriz. Bu alet kullanılarak şarap yapımında seçilecek olan üzümlerin hangisinin şarap yapımına daha uygun olduğunu belirleyebiliriz. Bu, o sektör için çok kullanımlı olur.”
Ama daha önemlisi araştırmanın bir diğer odak noktası olan biyomedikal sektörüdür. Çünkü bazı araştırmalar, köpeklerin insanların nefeslerini koklayarak akciğer kanseri olanları algılayabildiğini göstermiştir. Eğer bu doğruysa, bu elektronik burun hayvanların algılayabildiği maddeleri algılayabilir ve daha önemlisi tıbbi uygulamalarda erken teşhis için kullanılabilir.
 
Kaynak:
  1. ScienceDaily
  2. A. del Cueto Belchi, N. Rothpfeffer, J. Pelegrí-Sebastia, J. Chilo, D. Garcia Rodriguez, T. Sogorb. Sensor characterization for multisensor odor-discrimination system. Sensors and Actuators A: Physical, 2013; 191: 68 DOI: 10.1016/j.sna.2012.11.039

Orta Çağ’a Ait En İyi 10 Tıbbi Gelişme!

Orta Çağ tıbbı genellikle hekimlerin cahil olduğu ve sağlık hizmetinin batıl inançlarla ve hurafelerle yapıldığı zamanlar şeklinde tasvir edilmiştir. Ancak, daha yakından bakıldığında Orta Çağ boyunca tıbbi bilgi ve hizmet konusunda birçok gelişmenin olduğu ortaya çıkmaktadır. İşte en iyi 10 tıbbi gelişme:
1. Hastaneler
4. yy.a kadar hastane kavramı -hastaların özel ekipmanlara erişimi olan doktorlar tarafından tedavi edildiği yer- Roma İmparatorluğu’nun bazı bölgelerinde görülüyordu. Hastanelerin kökeni yoksullara ve yolculara konaklama ve bakım sağlayan Hristiyan din kurumlarıydı. Hastaneler Bizans ve Batı Avrupa’da genellikle manastırlar tarafından işletiliyordu ve Orta Çağ boyunca giderek daha büyük ve birkaç binadan oluşan yapılar haline geldi. Arap dünyasındaki hastaneler ise 8. yy.da ve daha seküler kurumlar olarak ortaya çıktılar; büyük şehirlerdekiler onlarca doktor istihdam edebiliyor, farklı hastalıklar için farklı koğuşlar ve hatta salonlarında çalan müzisyenler gibi güzel olanaklar sağlıyorlardı.
2. Eczaneler
İlk eczane 754 yılında Bağdat’ta kuruldu. Orta Çağlı Arap bir hekimin söylediği gibi bu eczaneler ”basit tıbbi malzemelerin çeşitli türlerini, tip ve şekillerini bilme sanatının yerleridir. Eczacı, hekim tarafından düzenlenen reçeteye göre bu malzemelerden bileşik ilaçlar hazırlar.” Eczaneler halk tarafından çok rağbet gördüler ve kısa süre içinde Arap dünyasında birçok ilaç deposu açıldı. 12. yy.a gelmeden Avrupa’da da eczanelere rastlanabiliyordu. Eczanelerin varlığı ilaçların nasıl yapıldığı ile ilgili bilgi gelişimini büyük ölçüde desteklemiştir.
3. Gözlükler
Doğru görmeye yardımcı olan gözlüklerin kimin tarafından icat edildiği konusunda emin değiliz, ancak 13. yy. sonlarına doğru İtalya’da iyi bilinen bir ürün olduğu görülüyor. Giordano da Pisa isimli Dominikli keşiş 1305 yılında verdiği bir vaazında şunları söylemiştir: ” İyi görmeye yarayan gözlük yapma sanatı bulunalı henüz 20 yıl olmadı… Ve kısa bir süre önce, eskiden hiç var olmamış bu yeni sanat keşfedildi… Bunu keşfeden ve uygulayan ilk kişiyi gördüm ve onunla konuştum.” Gözlük takan bir kişinin ilk kez resmedilişi 1352 yılında, Tommaso da Modena tarafından bir kilisedeki fresk parçasına yapılmış Kardinal ”Hugh of Provence” resmi ile olmuştur. Freskte kardinalin masasında yazı yazarken gözlüklerini kullanmakta olduğu görülüyor.
4. Anatomi ve Diseksiyon
Birçok tarihçi Orta Çağ boyunca anatominin yerinde saydığına inanmıştır. Ancak Orta Çağ hekimlerinin insan vücudu üzerinde deneyler ve araştırmalar yaptığına dair çok önemli deliller mevcuttur. 1315 yılında İtalyan hekim Mondino de Luzzi öğrencileri ve seyirciler için halka açık bir diseksiyon -bir dokunun kesi ile açılması ve sergilenmesi- bile gerçekleştirmişti. Akabindeki yıl ilk modern diseksiyon kılavuzu örneği ve ilk gerçek anatomik metin olarak kabul edilen “Anathomia corporis humani” adlı eserini yazdı.
5. Üniversitelerde Tıp Eğitimi
Avrupa’da üniversitelerin yükselişi tıp uygulamalarında yavaş yavaş da olsa önemli değişiklikler meydana getirecekti. Çoğu Orta Çağ üniversitesi, hekimlerin eğitim aldığı ve tıbbi bilginin paylaşıldığı merkezler haline gelecekti. Thomas Benedek “The Shift of Medical Education into the Universities (Tıbbi Eğitimin Üniversitelere Geçişi)” adlı makalesinde şöyle açıklıyor: “Zamanının çok ilerisinde olan II. Frederick, 1231 yılında, tıbbi eğitim standartları ve lisansıyla ilgili bir dizi yasa yayınladı. Bu yasaların tıp eğitimi ve uygulamaları üzerinde kısa zamanda bir etkisi olmasa da tıp öncesi eğitimin öneminin yasalaştırılması, doktorluğun bir meslek haline gelmesinde adeta bir mihenk taşı olmasını ve gelişmeye açık bir eğitim metodu oluşturup bunun kalıcı hale gelmesini sağladı.”
6. Oftalmoloji ve Optik
Antik düşünürler insanların cisimleri gözlerden yayılan görünmez ışık hüzmeleri sayesinde görebildiğine inanıyordu. 11. Yy. bilim insanı İbn-i Heysem, optik ve göz anatomisi araştırmaları sayesinde görme olayına yeni açıklamalar getirdi. Kitab-ül Menazır (Görüntüler Kitabı) isimli eseri yüzlerce yıl boyunca bu alandaki en önemli araştırmalardan birisi olarak kabul edildi. Ayrıca Orta Çağ Arap hekimleri kataraktı gözden çıkarmak için kullanılan ilk şırınganın icadının da dahil olduğu oftalmoloji alanındaki ilerlemeleriyle de tanınıyorlardı.
7. Yaraların temizlenmesi
Antik tıp yazarları yaranın iyileşmesine yardım edeceğini düşünerek bir miktar iltihabın yaranın içinde bırakılması gerektiğine inanıyorlardı. Bu düşünce, iyileşmenin hızlandırılması için cerrah Theodoric Borgognoni’nin yaraların temizlenmesi ve dikiş atılmasını öneren antiseptik metodunun ortaya çıktığı 13. yy.a kadar genel görüş olarak kalmıştı. Borgognoni dezenfekte şekli olarak şarap ile önceden ıslatılmış bandajlar bile kullanıyordu. İtalyan cerrah ayrıca ameliyatta anestezi kullanımının öncülerinden birisi olarak biliniyor. Borgognoni afyon, adamkökü, baldıran otu ve başka maddelerle ıslatılmış süngeri burunlarının altına tutarak hastalarını bayıltıyordu.
8. Sezaryen Ameliyatı
Sezaryen ameliyatlarının uygulandığı Orta Çağ boyunca, bu uygulamanın nedeni annenin ya ölmüş olması ya da yaşama şansının bulunmamasıydı -bazı vakalarda bebek de ölüydü. Fakat 1500’lü yıllarda hem annenin hem de bebeğin hayatta kaldığı ilk sezaryen ameliyatı yazılı kayıtlara geçti. İsviçreli bir çiftçi olan Jacob Nufer operasyonu eşine uyguladı. Eşi birkaç gündür doğum sancısı çekmekteydi ve kendisine 13 ebenin eşlik etmesine rağmen doğum gerçekleşemiyordu. Operasyon başarılı geçmişti, sonrasında anne 2 tanesi ikiz olmak üzere 5 çocuk daha doğurdu. Bebek 77 yaşına kadar yaşadı.
9. Karantina
Karantina kavramı -hastalığın yayılmasını engellemek için bir grup insanı diğerlerinden ayırma- Kara Ölüm sonrasında başladı. 1337 yılında günümüzde Dubrovnik olarak bilinen Ragusa şehri vebaya karşı bir savaş ilan etti ve şehre gelen tüm gemileri 30 gün limanda bekletti, böylece yetkililer kimseye hastalığın bulaşmadığından emin olabiliyordu. Bu süre kara yolcuları için 40 güne kadar çıkmaktaydı (quaranta, İtalyancada 40 demektir). Önlemlerin başarısı Orta Çağ sonlarına doğru karantinanın İtalya’nın diğer bölgelerinde ve Avrupa’da da uygulanmasına yol açtı.
10. Diş Amalgamları
 
Orta Çağ dönemindeki Çin’in tıbba en önemli katkılarından birisi, dişçilikte kullanılmak üzere amalgamın icadıydı. 659 yılından bir metin, ilk kez diş dolgusu için gümüş ve kalaydan yapılmış bir maddenin kullanımını ayrıntılı olarak anlatmaktadır. İşlemin Avrupa’da kullanılması ancak 16. yy.da gerçekleşmiştir.
Düzenleyen: Şule Ölez (Evrim Ağacı)
Görsel: Gözün Anatomisi, 1200’lü yıllardan.
Kaynak: Medievalists

Şizofreninin genetik sebepleri çözüldü

Beyin hücreleri arasında sinyal geçişini engelleyen genetik değişimlerin, şizofreni’nin temel sebebi olması çok güçlü bir ihtimal. Şizofreni her 100 insandan birini etkileyen ciddi bir hastalık olarak literatürde yerini alıyor.

Bilimciler, beyindeki nöronlar arası sinapslarda gerçekleşen kimyasal uyarının iletimini uyaran ve engelleyen genler ile şizofreni arasında çok güçlü bir ilişki tespit edildi.

Araştırmanın bulguları, bireysel çevresel şartlarla da ortaya çıkabilen ama çoğunlukla kalıtımsal genetik sebepleri ile şizofreni’yi anlamamızı sağlıyor. Bu anlamda araştırmanın dört önemli noktası bulunuyor.

  • GABAerjik* sinyal mekanizmasının zarar görmesinin şizofreniye etkisi ilk kez tespit edildi.
  • Merkezi Sinir Sistemi (CNS) dışında gen kopya sayısı’* bozulmalarının bir etkisi görülmedi.
  • Şizofreniye NMDAR ve ARC komplekslerinin dahil olduğu, bulgularla desteklendi.
  • Buna ek olarak, glutamaterjik* sinyallerinin bozulmasının hastalığa etkisi tespit edildi.

Sonunda neredeyse en yanlış anlaşılan hastalıklardan biri olan şizofreni’de neyin yanlış gittiğini anlamaya başlıyoruz. Neuron dergisinde yayımlanan bu öncü araştırma ile, hastalık daha geçerli bir şekilde modellenerek gelecek dönem tedavileri için bir yön gösterici bilgiler toplamı derlenmiş oldu.

Araştırma dahilinde 11.355 şizofreni hastası ile sağlıklı insanların DNA’ları karşılaştırdı. Hastalarda, sinaps uyarısı ve uyarının engellenmesi ile ilgili görevlerde olan genlerde, gen kopya sayısı (copy number variations) olarak adlandırılan çok sayıda mutasyon gözlendi.

Hastalık sonrasında oluşmuş olma ihtimaline karşı, bu kadar çok sayıda mutasyon hastalığın temel nedeni olarak görülüyor.

Şizofreni’nin nörogelişimsel bir hastalık olduğu fikrini destekleyen araştırma, bilim dünyasında tamamen genetik temellere odaklanıyor olmasından dolayı büyük bir heyecan yarattı.

Şizofreni tedavileri mevcut durumda, dopamin nörotransmiterleri üzerine odaklanmış halde ancak son dönemdeki çalışmalar ile glutamat* ve GABA* nörotransmiterleri üzerinden yeni yaklaşımlar geliştirilebileceği düşünülüyor.

Dopamin sentezini kontrol eden, glutamat ve GABA sistemleri arasındaki dengeyi kuracak ilaç tasarımlarında, bu çalışma temel alınabilecek bir niteliğe sahip. Geçen yıl içinde, bilim insanları 100’den fazla genin şizofreni üzerinde minör etkileri olduğunu tespit etti. Bu etkiler ergenliğin son dönemleri ve erken dönem yetişkinlik süresindehalisünasyon görme, yanılsamalar ve olmayan sesler duyma durumlarının sıklaşması olarak kendini gösteriyor. Diğer benzer çalışmalarda şizofreninin yaklaşık yüzde 60 ila 80 oranla genetik temelli olduğunu ortaya koyuyor.

Kanıtlar hem çevresel hem genetik etkenlerin hastalıkta rol oynadığını net bir şekilde gösterirken, bilimciler de hastalığın biyolojik temellerini anlamak üzere gen çalışmalarına odaklandı.

Genetik yıkımların, beynin kimyasal dengesini bozabileceği ve aynı şekilde de şizofreniye ve benzeri hastalıklara sebep olabileceği, bu araştırma ile tekrar ortaya çıkarılmış oldu.

Gelecekte bu ve benzeri çalışmalar temel alınarak, bireylerde şizofreninin gelişme ihtimali ve doğru mekanizmaların hedeflendiği tedavi yöntemlerinin, kişisel genetik durumlara göre tespit edilebileceği düşünülüyor.

 


Referans :

  1. Bilimfili
  2. Andrew J. Pocklington, Elliott Rees, James T.R. Walters, Jun Han, David H. Kavanagh, Kimberly D. Chambert, Peter Holmans, Jennifer L. Moran, Steven A. McCarroll, George Kirov, Michael C. O’Donovan, Michael J. Owen
    Novel Findings from CNVs Implicate Inhibitory and Excitatory Signaling Complexes in Schizophrenia Neuron Volume 86, Issue 5, p1203–1214, 3 June 2015 DOI: http://dx.doi.org/10.1016/j.neuron.2015.04.022

ARC

Sinonim: activity-regulated cytoskeleton-associated protein ( Arg3.1)

NMDA reseptörlerinin bulunduğu bölgelerde mRNA’sı bulunan, ve uyarılması ile protein olarak sentezlenen (activity-regulated cytoskeleton-associated protein) beyin plastisitesi düzenleyicisi.

Gen kopya sayısı (CNV)

Sinonim: kopya sayısı varyantları(CNV), kopya sayısı polimorfizmleri(CNP),  Copy number variation (kurz CNV, deutsch Kopienzahlvariation),  Erbguts (kurz SV, englisch structural variation)

Genlerin tamamen silinmesi veya tam tersi genin bir biri ardına eklenerek sayısının artması ile genin fazlaca protein sentezler ya da hiç sentezlemez hale gelmesi durumunu anlatan terim.

Glutamaterjik

Sinonim: Glutamatergic, glutamatergic agent (or drug)

Glutamik asit moleküllerini tanıyan reseptörleri ve glutamik asit’in dahil olduğu mekanizmaları anlatan genel terim

GABAerjik

Sinonim: GABAergic

GABA moleküllerini tanıyabilen reseptörleri (GABA reseptörleri) tanımlamak için kullanılan terim

GABA

Sinonim: Gamma-aminobütirik asit, Gamma-Aminobutyric acid(γ-Aminobutyric acid) γ-Aminobuttersäure 

beyinde sinapsları kapatıcı ve iletimi engelleyici bir etkisi olan nörotransmiter kimyasal