Clara hücresi

Tanım ve terminoloji

Kulüp hücresi, memelilerin alt solunum yollarında—özellikle terminal ve respiratuvar bronşiollerde—yerleşik, kirpiksiz, kubbemsi apikal yüzeye sahip bir sekretuvar epitel hücresidir. İngilizce literatürde “club cell” olarak anılır; tarihsel eponim “Clara cell” günümüzde etik nedenlerle terk edilmiştir. Latince karşılığı Exocrinocytus bronchiolaris dizgesel adlandırmayı vurgular ve hücrenin bronşiolar epiteldeki ekzokrin işlevini öne çıkarır.

Tarihçe ve adlandırmanın evrimi

Hücre ilk kez 1937’de Alman anatomist Max Clara tarafından tanımlanmıştır. Clara’nın Nazi Partisi üyeliği ve etik dışı örnek kullanımlarına dair bulgular, modern solunum biyolojisi topluluğunda eponimin sürdürülmesini uygun görmeyen bir konsensüs doğurmuştur. Bu nedenle 21. yüzyılda büyük dergiler ve alan kılavuzları, “Clara hücresi” yerine ideolojik çağrışımı olmayan “kulüp (club) hücresi” terimini benimsemiştir.

Anatomik dağılım ve mikrotopografi

Kulüp hücreleri, trakea ve büyük bronşların değil, intrapulmoner küçük havayollarının belirgin elemanlarıdır. En yoğun olarak:

  • Terminal bronşioller: Hava–sıvı ara yüzeyinin stabil tutulduğu, kirpikli hücrelerin azaldığı bölgeler.
  • Respiratuvar bronşioller ve bronşiyol–alveol geçişi (BADJ): Alveoler dizinin başladığı, doku onarımının dinamik olduğu niş.
    Proksimalden distale doğru kulüp hücresi yoğunluğu artma eğilimindedir; buna paralel olarak goblet hücreleri azalır. Nöroepitelyal cisimciklerin (NEB) yakınında “varyant” kulüp hücreleri adı verilen daha dirençli alt kümeler tanımlanmıştır.

Morfoloji ve ultrastrüktür

Işık mikroskopisinde apikal yüzeyi hafifçe bombeleşmiş, kirpiksiz, sitoplazması eozinofilik bir hücre görünümü verir. Elektron mikroskopisinde:

  • Zengin düz endoplazmik retikulum: Ksenobiyotik metabolizmasında rol alan sitokrom P450 enzimlerinin yerleşimi.
  • Apikal sekretuvar granüller: Düşük molekül ağırlıklı sekretuvar proteinler ve yüzey aktif lipidler.
  • Az sayıda kısa mikrovillus: Lümene bakan yüzeyde sınırlı emilim/dokunma yüzeyi.
    Sıkı bağlantılar ve adezyon kompleksleri ile epitel bariyerine mekanik bütünlük kazandırır.

Moleküler imza ve immünofenotip

Kulüp hücrelerinin ayırt edici belirteci SCGB1A1 (eski adlarla CC10/CC16, uteroglobin) proteinidir; immünohistokimyada güçlü sitoplazmik boyanma verir. Kirpikli hücre belirteci FOXJ1 ifadesi yoktur. Türler arasında değişmekle birlikte, CYP ailesinden izoenzimler (örn. insanlarda CYP2F1/2B6 ailesi; kemirgenlerde CYP2F2) kulüp hücrelerinin ksenobiyotik metabolik kapasitesinin temelini oluşturur. MUC5AC gibi jel-forming müsinler esasen goblet hücrelerine aittir; kulüp hücresinde bazal/iz düzeyde görülür.

Gelişimsel köken ve hücresel soy

Embriyogenezde proksimo-distal hava yolu paternlenmesinin bir parçası olarak, endoderm kökenli hava yolu progenitörlerinden farklılaşırlar. Erişkin akciğerde kulüp hücresi, bronşiolar epitelin uzun ömürlü progenitörü işlevini görür:

  • Fizyolojik koşullarda düşük hızda yenilenir, kirpikli hücrelere sınırlı dönüşüm kapasiteleri vardır.
  • Bronşiyol–alveol kavşağında (BADJ) yerleşik alt popülasyonlar, tip II pnömositlerle birlikte onarım sürecine katkıda bulunur.
  • Fare modellerinde Scgb1a1-Cre soy-izleme, kulüp hücrelerinin hasar sonrası epitel yeniden yapılanmasındaki merkezi rolünü göstermiştir.

Fizyolojik işlevler

1) Sekresyon ve yüzey homeostazı

Kulüp hücreleri, SCGB1A1/CC16 başta olmak üzere anti-inflamatuvar, antiproteaz ve yüzey düzenleyici proteinler salgılar. Alveoler tip II hücreleri surfaktantın ana kaynağı olsa da, kulüp hücreleri bronşiolar lümende fosfolipid ve protein bileşenlerle yüzey gerilimi ve sıvı tabakasının viskoelastik özelliklerine katkıda bulunur.

2) Ksenobiyotik metabolizması ve detoksifikasyon

Gelişkin sitokrom P450 donanımı sayesinde inhalasyonla alınan hidrofobik kimyasalları metabolize eder. Bu çift taraflı bir kılıçtır: Bazı toksinler bizzat kulüp hücresinde biyolojik olarak etkin ara ürünlere dönüştürülerek selektif kulüp hücresi nekrozuna yol açabilir (kemirgenlerde naftalen modeli klasik örnektir).

3) Bariyer bütünlüğü ve doku onarımı

Hücre–hücre bağlantıları ve bazal hücrelerle kurduğu etkileşimler aracılığıyla bronşiolar epitelin geçirgenliğini düzenler; mitotik aktivasyonla hasar sonrası epitel yenilenmesine katılır. Niş faktörleri (ör. Wnt, Notch, Hippo-YAP sinyallemesi) farklılaşma yönünü belirler.

4) İmmünomodülasyon

SCGB1A1/CC16 ve ilgili sekretuvar ürünler, nötrofil elastazı ve fosfolipaz A2 gibi enzimleri inhibe ederek inflamasyonu yatıştırır; epitel–immün hücre arayüzünde sitokin akışını dengeler. Bu özellik, astım ve viral bronşiolit gibi durumlarda klinik yansımalar taşır.

Türler arası farklılıklar

Kemirgenlerde kulüp hücreleri çok bol ve naftalene aşırı duyarlıdır; insanlarda benzeri metabolik yollar mevcuttur ancak izoform dağılımı ve hassasiyet farklıdır. İnsan küçük havayollarında bazal hücreler de anlamlı bir progenitör havuz oluşturur; bu, onarım dinamiklerini türler arasında değişken kılar.

Klinik ve çeviri yansımaları

Biyobelirteç: CC16 (SCGB1A1 ürünü)

Serum ve balgamda ölçülebilen CC16, bronşiolar epitel bütünlüğünün duyarlı bir göstergesi olarak çalışır.

  • Sigara maruziyeti ve KOAH: Düzeyler genellikle düşüktür; kronik epitel hasarını ve kulüp hücresi rezervindeki azalmayı yansıtabilir.
  • Astım ve bronşiolit: Alevlenmelerde ve viral infeksiyonlarda düzey dalgalanmaları görülür; bazı çalışmalarda düşük CC16, daha şiddetli fenotiplerle ilişkilidir.
  • Akut akciğer hasarı/ARDS ve işyeri maruziyetleri: Artan epitelyal geçirgenlik serum CC16’yı yükseltebilir; bu yükseliş bariyer sızıntısını, düşüklük ise hücresel depoların tükenmesini yansıtabilir.

İnhalasyon toksikolojisi

Farelerde naftalen ve belirli klorlu hidrokarbonlar kulüp hücrelerini seçici olarak hedefler. Bu modeller, küçük havayolu onarımını, niş sinyallerini ve progenitör davranışlarını çözümlemede standarttır. İnsanlarda benzer biyokimyasal eksenler olsa da doz–yanıt ve enzim izoform dağılımları farklılık gösterir.

Küçük havayolu patolojileri

  • Bronşiolitis obliterans ve post-transplant bronşiolopatiler: Kulüp hücresi kaybı ve anormal yeniden yapılanma, lümen daralmasıyla ilişkilidir.
  • Kronik sigara içicileri: Goblet hücresi metaplazisi artarken kulüp hücresi havuzu daralır; mukosiliyer temizliğin bozulması ve kronik inflamasyon döngüsü beslenir.
  • Neoplaziler: Tarihsel olarak “Clara cell tumor” gibi adlandırmalar kullanılsa da modern sınıflamada bu eponime dayalı terimler terk edilmiştir; kulüp hücresi benzeri fenotip gösteren bronşiolar lezyonlar bugün farklı başlıklar altında, immünfenotipleme ve genomik profille yeniden tanımlanmaktadır.

Deneysel yaklaşımlar ve metodoloji

  • Soy izleme: Scgb1a1-Cre sürücüleriyle kulüp hücrelerinin onarım ve farklılaşma yolları yüksek doğrulukla takip edilir.
  • Organoid/kültür sistemleri: Hava–sıvı ara yüzeyli (ALI) kültürlerde kulüp fenotipi elde edilerek ilaç taramaları ve toksisite çalışmaları yapılır.
  • Tek hücreli transkriptomik: Kulüp hücreleri içinde proksimo-distal konumla ilişkili alt kümeler (metabolik/sekretuvar/yenileyici) ayrıştırılmaktadır.


Keşif

Kulüp hücresi—latinceleştirilmiş adlandırmasıyla Exocrinocytus bronchiolaris—küçük havayolu epiteline özgü kirpiksiz, kubbemsi, sekretuvar bir epitel hücresidir. Hikâyesi, klasik ışık mikroskobisinin sınırlarıyla başlayan morfolojik bir merakın, elektron mikroskobisi çağında ayırt edici ultrastrüktüre dönüşmesi, daha sonra biyokimya ve toksikoloji ile işlev kazanması ve nihayetinde modern soy-izleme, organoid ve tek-hücreli transkriptomiklerle yeniden yazılmasına uzanır.

İlk izler: Kölliker’in morfolojik sezgisi ve “farklı bir hücre” fikrinin doğuşu

  1. yüzyılın son çeyreğinde akciğer dokusunu katman katman betimleyen anatomist-histolog Albert von Kölliker, bronşioler epitelde klasik kirpikli hücrelerden ayrışan, apikalde hafif bombelik gösteren kirpiksiz elemanları işaret etti. Klasik histoloji diliyle “morfolojik olarak farklı” bu hücresel profil, o dönemin boyama ve çözünürlük sınırları nedeniyle yalnızca dikkatli bir gözlem olarak kaldı; ancak küçük havayolunun kirpikli-goblet ikiliğinin ötesinde bir hücresel çeşitliliğe sahip olabileceği fikrini yerleştirdi.

Eponimin yerleşmesi: Max Clara ve 1937’de “Clara hücresi”

1930’ların sonunda Max Clara, insan ve tavşan bronşiyollerinde kirpiksiz, apikal yüzeyi kubbemsi, sitoplazması granüllü hücreleri sistematik biçimde tanımladı; apikaldeki granüller ve zengin endoplazmik retikulum ağını vurgulayan bu tanımlama hızla benimsenerek yapıtaşa adını verdi. Sonraki on yıllarda, “Clara hücresi” eponimi anatomi ve patoloji atlaslarının standart terminolojisine dönüştü; küçük havayolu epiteli artık kirpikli, goblet ve “Clara” hücresinden oluşan üçlü bir şema üzerinden anlatılıyordu.

Ultrastrüktür çağı: Elektron mikroskobisi ile kimlik kazanımı

İkinci Dünya Savaşı sonrası elektron mikroskobisinin biyolojiye girmesi, kulüp hücresinin “ne gördüğümüzü” netleştirdi: apikalde elektron-yoğun sekretuvar granüller, geniş lamelli düz endoplazmik retikulum, sınırlı mikrovilluslar ve komşu hücrelerle sıkı bağlantı kompleksleri. Bu ultrastrüktürel imza, kulüp hücresini yalnızca “kirpiksiz” olmakla değil, sekresyon ve metabolik işlevlere adanmış bir organel mimarisiyle ayırt etmeyi mümkün kıldı. Aynı dönemde bronşiol-alveol geçiş bölgesinde (BADJ) bu hücrelerin sayıca arttığı ve goblet hücrelerinin tersine proksimo-distal eksende belirginleştiği gösterildi; bu topografya, fonksiyonel rolleri hakkında ilk ipuçlarını verdi.

Biyokimya ve toksikoloji: CC16/SCGB1A1 ve ksenobiyotik metabolizması

1960’lardan itibaren iki paralel hat belirginleşti. İlki, kulüp hücresinin karakteristik sekretuvar ürünlerine odaklandı: bugün SCGB1A1 olarak adlandırılan ve klinikte CC16/CC10 biçiminde ölçülen küçük, anti-inflamatuvar bir protein bu hücrenin ayırt edici imzası oldu. İkincisi, düz endoplazmik retikulumun barındırdığı sitokrom P450 enzim kümelerinin uçucu organik bileşikler ve çevresel toksinlerin biyotransformasyonunda başrol oynadığı anlaşıldı. Bu bilgi, deneysel toksikolojide bir kavşak açtı: bazı hidrokarbonların (örnek model: naftalen) önce kulüp hücresinde reaktif metabolitlere çevrilip selektif nekroz oluşturması, bu hücreyi küçük havayolu hasarı ve onarımının “doğal işaretleyicisi”ne dönüştürdü. Böylece kulüp hücresi, hem detoks yapan “bekçi”, hem de kimi ajanlara karşı “ilk hedef” sıfatlarını birlikte taşıyan bir paradoksun merkezi haline geldi.

Kimlikten soy-kader çizgisine: Gelişim biyolojisi ve soy-izleme

1990’lar ve 2000’lerin başı, akciğer gelişim biyolojisinin moleküler araçlarla hızlandığı dönemdir. SCGB1A1 promotoruna dayalı genetik işaretleme ve Cre/loxP tabanlı soy-izleme yaklaşımları, erişkin bronşioler epitelde kulüp hücrelerinin uzun ömürlü progenitör işlevi gördüğünü ve hasar sonrası kirpikli hücrelere sınırlı dönüşüm kapasitesi taşıdığını gösterdi. Bronşiol-alveol kavşağında, tip II pnömositlerle komşu “niş” alt kümelerinin onarımda göreli olarak daha baskın rol üstlendiği ortaya kondu. Bu bulgular, küçük havayolunu statik bir mozaik değil, yarı-stabil bir doku devri-daim sistemi olarak düşünmeye zorladı.

Niş sinyalleri ve kader kararları: Notch, Wnt ve Hippo eksenleri

Sekretuvar-kirpikli kader ikiliğini belirleyen sinyal yolları giderek netleşti. Notch aktivitesi sekretuvar kimliği (kulüp fenotipini), Notch baskılanması ise kirpikli farklılaşmayı destekleyen bir anahtar gibi davrandı. Wnt/β-katenin ve Hippo-YAP/TAZ eksenleri doku gerilimi, yara onarımı ve hacim koruma süreçlerinde kulüp hücresinin çoğalım/diferansiyasyon kararlarını ayarlayan bağlamsal düğümler olarak öne çıktı. Bu çerçeve, inhalasyon hasarı sonrasında neden bazen sekretuvar havuzun hızla genişlediğini, bazense kirpikli yola akışın arttığını açıklamakta kullanıldı.

Klinik köprü: CC16’ın biyobelirteçleşmesi ve insan küçük havayolu

Kulüp hücresinin sekresyon ürünü CC16, hem serumda hem balgamda ölçülebilirliği sayesinde bronşioler epitel bütünlüğünün bir “uzaktan göstergesi” haline geldi. Sigara dumanı maruziyeti, küçük havayolu daralması ve KOAH spektrumunda düşük CC16 düzeyleri sıklıkla saptandı; akut akciğer hasarında ise bariyer sızıntısına bağlı geçici yükselmeler gözlendi. Bu biyobelirteçlik, işyeri maruziyetlerinden viral bronşiolite kadar geniş bir yelpazede epidemiyolojik ve klinik araştırmalara yakıt sağladı. Aynı zamanda insan akciğerinde bazal hücrelerin de anlamlı bir progenitör havuz oluşturduğu fark edilerek, “insan-kemirgen farkları” başlığı altında kulüp hücresinin göreli payının doku ve tür bağlamına duyarlı olduğu kabul edildi.

“Clara”dan “kulüp”e: Etik yeniden adlandırma

Max Clara’nın biyografisine ilişkin etik sorunlar ve dönemin insan dokusu kullanımına dair bulgular, 21. yüzyılda alanın önde gelen dergi ve derneklerinde eponimin terk edilmesi yönünde güçlü bir norm doğurdu. Böylece ideolojik çağrışımlardan arındırılmış “kulüp (club) hücresi” adı hızla yerleşti; terminoloji, hücrenin şekilsel benzetmesinden (apikal kubbelenme/kulüp başı imgesi) ve sekretuvar doğasından esinlenen, betimleyici ve işlevsel bir anlatıma döndü.

Tek-hücreli çağ ve mekânsal transkriptomik: Alt kümeler, haritalar, nişler

Son on yılda tek-hücreli RNA dizileme ve mekânsal transkriptomik, kulüp hücresini homojen bir popülasyon olmaktan çıkarıp fonksiyonel alt kümelere ayırdı: metabolik olarak yüksek P450 yüklü alt tipler; immün-modülatif imza baskın, SCGB-zengin alt tipler; onarıma meyilli, geçici olarak proliferatif alt tipler. Bronşiol-alveol kavşağı, nöroepitelyal cisimcik komşuluğu ve küçük havayolu dallanma noktaları gibi mikronişler, bu alt tiplerin mekânsal dağılımını belirleyen haritalar olarak çizildi. İnsan dokusunda bazal hücrelerin eşlik eden progenitör rolü ve kronik maruziyetlerde goblet metaplazisi ile kulüp havuzundaki görece azalma, hastalık fenotipleriyle ilişkilendirildi.

Laboratuvardan modellemeye: ALI kültürleri, organoidler ve CRISPR soy-izleme

Hava-sıvı ara yüzeyli (ALI) primer kültürler ve organoid sistemler, insan kökenli kulüp fenotipinin in-vitro yeniden kurulmasına ve ilaç/toksisite taramalarına olanak verdi. CRISPR tabanlı soy-izleme ve reportör sistemleri, hasar-onarım döngülerinde kulüp hücresinin kaderini tek-klon çözünürlüğünde izlemeyi mümkün kıldı. Bu teknikler, örneğin aerosolize tedavilerin küçük havayolu hedeflemesi, mukosiliyer arayüzün viskoelastik ayarı ve epitel-immün etkileşimlerin incelenmesi gibi çeviri sorularına doğrudan hizmet etmeye başladı.

Güncel hatlar: Çevresel maruziyet, yaşlanma ve yeniden yapılanma

Bugün araştırmalar üç ana eksende yoğunlaşıyor.

  1. Çevresel maruziyet ve metabolik yük: İncelenen partikül ve uçucu karışımların (şehir havası, endüstriyel ajanlar, tütün ve ısıtılmış aerosol ürünleri) kulüp alt tiplerinde yarattığı metabolik stres profilleri; P450 izoform mimarisinin kişiden kişiye değişimi.
  2. Yaşlanma ve onarım kapasitesi: Yaşla birlikte kulüp hücresi havuzunun fonksiyonel daralması, sekretuvar imzanın kayması ve onarım sırasında bazal/kulüp işbölümünün yeniden ayarlanması.
  3. Hastalık ve niş bozulması: Astım, KOAH, fibrotik yeniden yapılanma ve bronşiolitis obliterans gibi tabloların, kulüp hücresinin sayısal/işlevsel kaymaları ve komşu niş sinyallerindeki kopmalar üzerinden yeniden çerçevelenmesi.

Kısacası, Kölliker’in ışık mikroskobu altında “farklı” diye işaretlediği hücresel siluet, Clara’nın sistematik tanımıyla isim kazanmış; elektron mikroskobunda ultrastrüktür, toksikolojide reaktivite, biyokimyada CC16 imzası ve gelişim biyolojisinde progenitörlük rolleri ile işlevlenmiş; tek-hücreli ve mekânsal teknolojiler çağında ise alt-tip, niş ve kader haritalarıyla zenginleşmiştir. Bugün “kulüp hücresi” adıyla anılan bu yapıtaşı, küçük havayolunun çevresel maruziyetlere verdiği yanıtın, bariyer bütünlüğünün ve onarım dinamiklerinin merkezindeki aktörlerden biridir.


İleri Okuma
  • Kölliker, A. (1881). Zur Kenntniss des Baues der Lunge des Menschen. Verhandlungen der Physikalisch-Medicinischen Gesellschaft zu Würzburg (N.F.), 16, 1–24.
  • Clara, M. (1937). Zur Histologie des Bronchialepithels. Zeitschrift für mikroskopisch-anatomische Forschung, 41, 321–347.
  • Policard, A., Collet, A., & Giltaire-Ralyte, L. (1955). Observations micro-électroniques sur l’infrastructure des cellules bronchiolaires. Bronches, 5, 187–196.
  • Karrer, H. E. (1956). Electron microscopic study of bronchiolar epithelium of normal mouse lung; preliminary report. Experimental Cell Research, 10(1), 237–241.
  • Basset, F., Poirier, J., Le Crom, M., & Turiaf, J. (1971). Étude ultrastructurale de l’épithélium bronchiolaire humain. Zeitschrift für Zellforschung und Mikroskopische Anatomie, 116, 425–442.
  • Smith, P., Heath, D., & Moosavi, H. (1974). The Clara cell. Thorax, 29(2), 147–163.
  • Kuhn, C. III, Callaway, L. A., & Askin, F. B. (1974). The formation of granules in the bronchiolar Clara cells of the rat. I. Electron microscopy. Journal of Ultrastructure Research, 49(3), 387–400.
  • Kuhn, C. III, & Callaway, L. A. (1975). The formation of granules in the bronchiolar Clara cells of the rat. II. Enzyme cytochemistry. Journal of Ultrastructure Research, 53(1), 66–76.
  • Plopper, C. G., Mariassy, A. T., & Hill, L. H. (1980). Ultrastructure of the nonciliated bronchiolar epithelial (Clara) cell of mammalian lung. I–III. Experimental Lung Research, 1(2), 139–180.
  • O’Brien, K. P., & Singer, A. G. (1989). Molecular cloning of rabbit uteroglobin (Clara cell secretory protein) cDNA. Journal of Biological Chemistry, 264(26), 15975–15981.
  • Buckpitt, A. R., Chang, A. M., Weir, A., Van Winkle, L. S., Duan, X., Philpot, R., & Plopper, C. G. (1995). Relationship of cytochrome P450 activity to Clara cell cytotoxicity. IV. Metabolism of naphthalene and naphthalene oxide in microdissected airways from mice, rats, and hamsters. Molecular Pharmacology, 47(1), 74–81.
  • Van Winkle, L. S., Isaac, J. M., Plopper, C. G., vb. (1995). Cellular response in naphthalene-induced Clara cell injury. American Journal of Physiology – Lung Cellular and Molecular Physiology, 269(6), L800–L818.
  • Shijubo, N., Itoh, Y., Yamaguchi, T., & Abe, S. (1997). Serum and BAL Clara cell 10-kDa protein (CC10) levels in inflammatory lung diseases. European Respiratory Journal, 10(5), 1108–1114.
  • Singh, G., & Katyal, S. L. (1997). Clara Cells and Clara Cell 10-kD Protein (CC10). American Journal of Respiratory Cell and Molecular Biology, 17(2), 141–143.
  • Boers, J. E., Ambergen, A. W., & Thunnissen, F. B. (1999). Number and proliferation of Clara cells in normal human airway epithelium. American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine, 159(5 Pt 1), 1585–1591.
  • Van Winkle, L. S., Johnson, Z. A., Nishio, S. J., Brown, C. D., & Plopper, C. G. (1999). Early events in naphthalene-induced acute Clara cell toxicity. American Journal of Respiratory Cell and Molecular Biology, 21(1), 44–53.
  • Buckpitt, A., Boland, B., Isbell, M., Morin, D., Shultz, M., Baldwin, R., & Plopper, C. (2002). Naphthalene-induced respiratory tract toxicity: metabolic mechanisms of toxicity. Drug Metabolism Reviews, 34(4), 791–820.
  • Reynolds, S. D., & Malkinson, A. M. (2010). Clara cell: progenitor for the bronchiolar epithelium. International Journal of Biochemistry & Cell Biology, 42(1), 1–4.
  • Winkelmann, A., & Noack, T. (2010). The Clara cell: a “Third Reich eponym”? European Respiratory Journal, 36(4), 722–727.
  • Woywodt, A., Lefrak, S., & Matteson, E. (2010). Tainted eponyms in medicine: the “Clara” cell joins the list. European Respiratory Journal, 36(4), 706–708.
  • Irwin, R. S. (2013). The Clara cell and its protein (CC16): a namesake in flux. CHEST, 143(1), 1–4.
  • Rokicki, W., Rokicki, M., Wojtacha, J., & Dżeljijli, A. (2016). The role and importance of club cells (Clara cells) in the pathogenesis of some respiratory diseases. Kardiochirurgia i Torakochirurgia Polska, 13(1), 26–30.
  • Vieira Braga, F. A., Kar, G., Berg, M., vb. (2019). A cellular census of human lungs identifies novel cell states in health and in asthma. Nature Medicine, 25, 1153–1163.
  • Travaglini, K. J., Nabhan, A. N., Penland, L., vb. (2020). A molecular cell atlas of the human lung from single-cell RNA sequencing. Nature, 587(7835), 619–625.
  • Almuntashiri, S., Zhu, Y., Han, Y., & Dheda, K. (2020). Club cell secretory protein (CC16): Potential diagnostic and prognostic biomarker in pulmonary diseases. Journal of Clinical Medicine, 9(12), 4039.
  • Madissoon, E., Oliver, A. J., Kleshchevnikov, V., vb. (2023). A spatially resolved atlas of the human lung characterizes a gland-associated immune niche. Nature Genetics, 55, 66–77.
  • Blackburn, J. B., Schmitz, K. H., & Teske, K. A. (2023). An update in club cell biology and its potential relevance to respiratory disease. American Journal of Physiology – Lung Cellular and Molecular Physiology, 324(2), L137–L156.
  • Martinu, T., & Reynolds, S. D. (2023). Club cells: a critical review of biology and clinical relevance. Annual Review of Medicine, 74, 71–84.

nōmen

Ana Hint-Avrupa’daki *h₁nómn̥ (“ad”)’dan türemiştir. Anlamları:

  1. İsim, adlandırma,
  2. Ünvan,
  3. (Cümlenin öğesi) isim, sıfat.

 

Hal Tekil Çoğul
nominatif nōmen nōmina
genitif nōminis nōminum
datif nōminī nōminibus
akusatif nōmen nōmina
ablatif nōmine nōminibus
vokatif nōmen nōmina

peripheria

Sinonim: Periferi, periphery.

Antik Yunanca’daki  περιφέρω (periphérō, “Çevreye taşırım, götürürüm)’den sırasıyla türeyen περιφερής (peripherḗs, “Etrafta, dairese hareket ediyorum),  περιφέρεια (periphéreia, “Çemberin etrafındaki çizgi, çemberin çevresi, çemberin parçası, çember yayı, dış yüzey)’den türemiştir. Latincedeki anlamları:

  1. Çemberin çevresi,
  2. Dış yüzey.
Hal Tekil Çoğul
nominatif peripherīa peripherīae
genitif peripherīae peripherīārum
datif peripherīae peripherīīs
akusatif peripherīam peripherīās
ablatif peripherīā peripherīīs
vokatif peripherīa peripherīae

Kaynak: http://pad3.whstatic.com/images/thumb/1/1d/Calculate-the-Circumference-of-a-Circle-Step-3-Version-2.jpg/aid381649-v4-728px-Calculate-the-Circumference-of-a-Circle-Step-3-Version-2.jpg

distāns

Sinonim: Dist-.

Latincedeki distō‘nun şimdiki zamandaki ortacıdır. Anlamları:

  • Ayrı duran,
  • Mesafeli olunan,
Sayı Tekil Çoğul
Hal / Cins Mask./Fem. Nötr Mask./Fem. Nötr
nominatif distāns distantēs distantia
genitif distantis distantium
datif distantī distantibus
akusatif distantem distāns distantēs distantia
ablatif distante, distantī1 distantibus
vokatif distāns distantēs distantia
  • Distalis veya distal; Uzağa ait olan veya uzağın anlamlarına gelir. (Bkz; Dist-alis)

    Kaynak: https://dccdn.de/pictures.doccheck.com/images/c74/7ba/c747ba8a1d587766cb5f889c2d94ad1e/96095/l_1483705254.jpg

Proximus

Sinonim: proksimus.

Ana Hint-Avrupa’daki *prokʷe‘den türeyen *prokʷism̥mos‘den türemiştir. Latincedeki bu sıfatın anlamları:

  1. Yakındaki, sıradaki,
  2. Bitişiğindeki,
  3. En son, güncel.
Sayı Tekil Çoğul
Hal / Cins. Mask. Fem. Nötr Mask. Fem. Nötr
nominatif proximus proxima proximum proximī proximae proxima
genitif proximī proximae proximī proximōrum proximārum proximōrum
datif proximō proximō proximīs
akusatif proximum proximam proximum proximōs proximās proxima
ablatif proximō proximā proximō proximīs
vokatif proxime proxima proximum proximī proximae proxima

 


Proksimalis
veya proksimal (Sin; Proximalis, proximal): Yakındakine ait veya yakının anlamlarına gelir.

Kaynak: https://dccdn.de/pictures.doccheck.com/images/c74/7ba/c747ba8a1d587766cb5f889c2d94ad1e/96095/l_1483705254.jpg

Trakeal stenoz

Sinonim: Tracheal stenosis, Trachealstenose.

Kaynak: https://s-media-cache-ak0.pinimg.com/236x/5e/7c/17/5e7c17667c948ff9e96a1523450e960d.jpg

Soluk borusunun tıkanmasıdır. (Bkz; Trakeal) (Bkz; stenoz)

Trakeotomi

Antik Yunancadan: τραχύς (‘trachys’) – kaba, sert; τομή (‘tomé‘) – kes –> Soluk borusunun kesilerek açılmasıdır. (Bkz; Trake-o-tomi)

Trakeotomi, nefes borusuna 2. ila 4. trakeal kıkırdak seviyesinde cerrahi bir erişimi tanımlar ve belirli durumlarda hastanın ventilasyonunu sağlamak için kullanılır. Trakea ile dış hava boşluğu arasında ortaya çıkan bağlantıya trakeostoma denir. Elektif bir prosedür olarak trakeotomi, acil durumlarda belirtilen krikotirotomi ile karıştırılmamalıdır (krikotiroid bağın yayılmasından veya kesilmesinden sonra erişim).

‘Trakeotomi’ terimi sadece nefes borusunun cerrahi olarak açılmasına atıfta bulunurken, ‘trakeostomi’ daha sonra boyun derisine fiksasyonu ile nefes borusunun açılmasını ifade eder. Bununla birlikte, günlük klinik dilinde, her iki terim de sıklıkla eşanlamlı olarak kullanılmaktadır.

Bölgeler

Trakeotominin gerçekleştirildiği yüksekliğe bağlı olarak klinik bir ayrım yapılır:

  • Trakeotomi superior: 2. ve 3. trakeal kıkırdak arasında
  • Trakeotomi media: 3. ve 4. trakeal kıkırdak arasında
  • İnferior traketotomi: 4. ve 5. trakeal kıkırdak arasında

Trakeotomi media genellikle yetişkinlerde yapılır. Tiroid istmusu, mümkünse kraniyal olarak kaydırılır. Durum böyle değilse rezeke edilir ve her iki tiroid lobunun marjı delinir. Bazı ders kitaplarında üstün trakeotomi tercih edilen yaklaşım olarak belirtilmiştir.

Yöntemler

Klasik plastik trakeotomiye (OCT) ek olarak, perkütan dilatasyon trakeotomisinin (PDT) alternatifi yaklaşık 20 yıldır mevcuttur. İşlem, sedasyon altında lokal anestezi altında veya baş uzatılmış olarak total intravenöz anestezi altında yapılır.

Klasik (plastik) trakeotomi

Öncelikle ön trakeal duvar açığa çıkarılmalıdır. Bunu yapmak için önce cutis ve subcutis bölünür. Düz boyun kasları daha sonra platizma ve medyan fasya boyunca kesilir. Subkutan doku ve sternokleidomastoid kasın sinir yollarının ve damarların geçtiği kenarı kesilirken özel dikkat gösterilmelidir. Trakeaya doğru anterior ve lateral olarak uzanan brakiyosefalik gövdeye de dikkat edilmelidir. Trakea daha sonra belirlenir, kesilir ve tüp yerleştirilir. Ortaya çıkan trakeostoma PDT’den daha büyük ve daha stabildir. Tüpü çıkardıktan sonra genellikle birkaç dakika sonra komplikasyon olmadan kapanır.

Trakeostoma uzun süre yatacaksa, sözde epitelize ‘trakeostoma’ olarak oluşturulur. Burada trakeanın bir kısmı pencere kanadı gibi açılır ve boyun derisine sıkıca dikilir. Sonuç, yara yüzeyi olmayan stabil bir solunum kanalıdır. Plastik trakeostom da lokal anestezi altında yapılabilen trakeostomi plastik cerrahi kullanılarak cerrahi olarak kapatılır.

Perkütan dilatasyon trakeotomi

Perkütan dilatasyon trakeotomisinde küçük bir kesi de yapılır, ancak başlangıçta çok küçük olan kesi daha sonra farklı boyutlarda dilatatörler kullanılarak modifiye edilmiş bir Seldinger yöntemi ile genişletilir ve son olarak tüp yerleştirilir.

 

Endikasyon

Bir trakeostoma oluşturulması esas olarak ventilasyon süresi (muhtemelen) 21 günden fazla olacak uzun süreli ventile edilen hastalarda gerçekleştirilir. Trakeostoma oluşturma kararı, endotrakeal ventilasyonun 7. gününde verilmelidir. Trakeostomi, YBÜ’de ventile edilen hastalarda en yaygın müdahalelerden biridir. Diğer endikasyonlar

  • Güvenli endotrakeal ventilasyonu zorlaştıran veya imkansız hale getiren üst solunum yollarında (nazal pasajlar, gırtlak ve farenks) anormallikler veya yaralanmalar
  • Orta yüz kırıkları
  • Kafatası kırıklarının tabanı
  • Uzun süreli koruyucu refleks eksikliği (örneğin, ciddi travmatik beyin hasarından sonra)

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Larenjektomi

Tanım
Larenjektomi (LE), larenksin (ses kutusu) çıkarılmasını içeren cerrahi bir işlemdir. Terim, Yunanca köklerden türemiştir:

  • Laryng- (larenks) + -ektomi (cerrahi çıkarma), “larenks çıkarma”yı oluşturur.

Tarihçe
İlk başarılı larenjektomi, öncü bir Alman cerrah olan Theodor Billroth tarafından 1873’te gerçekleştirilmiştir.


Teknikler

Kısmi Larenjektomi:

    • Larenksin bir kısmı çıkarılır, ses fonksiyonunun bir kısmı korunur ve kalıcı bir trakeostomi (boyun solunum deliği) önlenir.
    • Konuşmayı ve yutkunmayı sürdürmek için lokalize tümörlerde kullanılır.

    Total Larenjektomi:

      • Larenksin tamamen çıkarılması, üst hava yolları ile akciğerler arasındaki bağlantının kesilmesi.
      • Nefes almak için kalıcı bir trakeostomi (boyunda açıklık) gerektirir.

      This content is available to members only. Please login or register to view this area.


      Endikasyonlar
      Öncelikle şunları tedavi etmek için yapılır:

      • Larenks karsinomu (larenks kanseri).
      • Hipofarenks karsinomu (hipofarenkse uzanan kanser).

      Komplikasyonlar
      Uzun vadede görülen önemli bir komplikasyon anosmi‘dir (koku kaybı):

      • Total larenjektomiden sonra hava artık burun boşluğundan geçmez ve koku epitelinin uyarılmasını engeller.
      • Nefes alma, burunu atlayarak ve koku için gereken burun hava akışını/türbülansını ortadan kaldırarak trakeostomi yoluyla gerçekleşir.

      Ek Hususlar

      • Ses Rehabilitasyonu: Total larenjektomili hastalar alternatif iletişim yöntemlerine ihtiyaç duyarlar (örn. özofageal konuşma, elektrolarenks veya trakeoözofageal ponksiyon).
      • Yutma Ayarlamaları: Ameliyat, yutma mekaniğini değiştirebilir ve terapi gerektirebilir.
      • Psikososyal Etki: Larenks olmadan hayata uyum sağlamak önemli duygusal ve sosyal adaptasyon gerektirir.

      Bu prosedür, onkolojik kontrolü yaşam kalitesi hususlarıyla dengeleyen ileri aerodigestif yol kanserleri için kritik bir müdahale olmaya devam etmektedir.


      Keşif
      • 1830’lar – Larenj Cerrahisinin İlk Kavramsallaştırılması Cerrahlar, ilkel olmalarına rağmen boğaz ve gırtlakta ameliyatları keşfetmeye başladılar. Odak noktası apseleri veya tümörleri tedavi etmekti, ancak henüz resmi bir larenjektomi belgelenmemişti. Teknikler, anestezi eksikliği ve enfeksiyon kontrolüne ilişkin yetersiz anlayış nedeniyle sınırlıydı.
      • 1855 – Larengoskopinin Gelişimi İspanyol bir şarkı öğretmeni olan Manuel García, doktorların gırtlağı görselleştirmesine olanak tanıyan laringoskopu icat etti. Daha sonra Ludwig Türck ve Johann Czermak gibi doktorlar tarafından geliştirilen bu yenilik, larenjektomiyi gerektirebilecek larenjel rahatsızlıklarının teşhisi için temel oluşturdu.
      • 1873 – İlk Belgelenmiş Total Larenjektomi Avusturyalı bir cerrah olan Theodor Billroth, 31 Aralık 1873’te Viyana’da kaydedilen ilk total larenjektomiyi gerçekleştirdi. Hastanın larenjel kanseri vardı ve işlem tüm larenksin çıkarılmasını içeriyordu. Hasta yedi ay hayatta kaldı ve bu, cerrahi tarihinde öncü ancak riskli bir adım oldu. Billroth, ameliyattan sonra nefes almayı sürdürmek için trakeostomi tüpü kullandı.
      • 1881 – İşlemin Geliştirilmesi Alman cerrah Bernhard von Langenbeck, daha iyi yara kapanışına odaklanarak ve ameliyat sonrası komplikasyonları azaltarak tekniği geliştirdi. Bu, larenjektominin daha uygulanabilir bir seçenek olarak belirlenmesine yardımcı oldu, ancak enfeksiyon ve kötü hava yolu yönetimi nedeniyle ölüm oranları yüksek kaldı.
      • 1888 – Yapay Gırtlak Kavramlarının Tanıtılması Laringektomilerin ardından Julius Wolff gibi cerrahlar konuşmayı geri kazandırmak için yapay gırtlak cihazlarıyla deneyler yapmaya başladılar. Bu ilk girişimler ilkeldi ancak hastaların ameliyat sonrası yaşam kalitesini iyileştirmeye yönelik ilgiyi gösteriyordu.
      • 1900’ler – Anestezi ve Antisepsi Alanında Gelişmeler Eter ve kloroform anestezisinin yaygın olarak benimsenmesi, Joseph Lister’ın antiseptik teknikleriyle birleştiğinde, laringektomilerde ölüm oranlarını önemli ölçüde azalttı. Cerrahlar daha yüksek hassasiyetle ve daha az enfeksiyon riskiyle ameliyat yapabiliyordu.
      • 1920’ler – Toplam Larenjektominin Standardizasyonu 20. yüzyılın başlarında, prosedür daha standart hale geldi. İngiltere’deki Sir St Clair Thomson ve ABD’deki Hayes Martin gibi cerrahlar, teknikleri geliştirerek sağ kalma oranlarını iyileştirdi ve kanser yayıldığında trakeostomi bakımı ve boyun diseksiyonu için protokoller oluşturdu.
      • 1950’ler – Konuşma Rehabilitasyonu Yenilikleri Elektrolarinks cihazlarının ve özofageal konuşma eğitiminin geliştirilmesi daha yaygın hale geldi ve larenjektomi hastalarına iletişim için daha iyi seçenekler sundu. Bu, hayatta kalmanın yanı sıra işlevsel sonuçları ele almaya doğru bir kaymayı işaret etti.
      • 1970’ler – Kısmi Larenjektomi Teknikleri ABD’de Joseph Ogura gibi cerrahlar, erken evre kanserlerde konuşma ve yutma işlevlerini korumak için larenksin yalnızca bir kısmını çıkararak kısmi larenjektomi prosedürlerini geliştirdiler. Bu, total larenjektomiden önemli bir evrimdi.
      • 1980’ler – Ses Protezi Gelişimi 1980’de Mark Singer ve Eric Blom tarafından trakeoözofageal ponksiyon (TEP) ve ses protezinin tanıtılması, larenjektomi sonrası konuşmayı devrim niteliğinde değiştirdi. Bu, akciğerlerden gelen havanın bir silikon valfi titreştirmesine ve daha doğal bir ses üretmesine olanak sağladı.
      • 2000’ler – Minimal İnvaziv ve Robotik Teknikler Transoral lazer mikrocerrahi (TLM) ve transoral robotik cerrahi (TORS) gibi endoskopik ve robotik cerrahideki gelişmeler, mümkün olduğunca daha fazla doku ve işlevi koruyarak bazı hastalar için geleneksel larenjektomiyi tamamlamaya veya değiştirmeye başladı.
      • Günümüz (2025) Larenjektomi, rejeneratif tıp (örneğin, larinks nakli) ve geliştirilmiş protezler üzerine devam eden araştırmalarla, ileri larenjektomi larenj kanseri için kritik bir tedavi olmaya devam ediyor. Daha iyi görüntüleme, cerrahi hassasiyet ve rehabilitasyon desteği sayesinde sağkalım oranları ve yaşam kalitesi iyileşmeye devam ediyor.


      İleri Okuma
      1. Albers, J. F. H. (1829). Experiments on the Resection of the Larynx in Living Animals.
      2. Sands, H. B. (1863). Case of Laryngeal Tumor: Laryngotomy; Removal; Recovery. The American Medical Times, 7(24), 278-279.
      3. Reutter, S. (Year). Prothetische Stimmrehabilitation nach totaler Kehlkopfentfernung – eine historische Abhandlung seit Billroth (1873). Universität Ulm.
      4. Rosenberg, P. J. (1971). Total Laryngectomy and Cancer of the Larynx: A Historical Review. Archives of Otolaryngology, 93(5), 499-508.
      5. Hilgers, F. J. M., & Schouwenburg, P. F. (1990). A New Low-Resistance, Self-Retaining Prosthesis (Provox) for Voice Rehabilitation After Total Laryngectomy. The Laryngoscope, 100(11), 1202-1207.
      6. Hilgers, F. J. M., & Ackerstaff, A. H. (1999). Comprehensive Rehabilitation After Total Laryngectomy Is More Than Voice Alone. Acta Oto-Laryngologica, 119(2), 245-247.
      7. Hilgers, F. J. M., & Ackerstaff, A. H. (2003). Development and Clinical Evaluation of a Second-Generation Voice Prosthesis (Provox2), Designed for Anterograde and Retrograde Insertion. Acta Oto-Laryngologica, 123(1), 91-99. citeturn0search12
      8. Matev, B., Asenov, A., Stoyanov, G. S., Nikiforova, L. T., & Sapundzhiev, N. R. (2020). Losing One’s Voice to Save One’s Life: A Brief History of Laryngectomy. Cureus, 12(6), e8804.
      9. Folz, B. J. (2021). Themistocles Gluck – The True Father of Laryngectomy. ENT & Audiology News. citeturn0search7
      10. Mayo Clinic News Network. (2024). Mayo Clinic Marks Medical Milestone with World’s First Known Successful Total Larynx Transplant Performed in a Patient with an Active Cancer as Part of a Clinical Trial.
      11. Benedikt, J. F. (2024). One Hundred Fifty Years of Total Laryngectomies. Frontiers in Surgery, 1-7.

      Click here to display content from YouTube.
      Learn more in YouTube’s privacy policy.

      Trakeostomi

      Sinonim: Tracheostomy, tracheostomie.

      Soluk borusuna gırtlak seviyesinde bir delik açılmasıdır. (Bkz; Trake-o-stomi)

      Kaynak: https://clinicalgate.com/wp-content/uploads/2015/04/B9781437708332000029_f002-001-9781437708332.jpg

      Laringeal karsinom

      Sinonim: LarynxcarcinomaLaryngeal cancercancer of the larynxlaryngeal carcinomaKehlkopfkrebs, Larynxkarzinom, Larynxtumor, Kehlkopftumor.

      Gırtlak kanserini ifade eder. (Bkz; Laringeal) (Bkz; karsinom)

      Kaynak: http://www.npscreen.com/wp-content/uploads/2011/10/Stage2.jpg