Bağırsak Bakterilerinin MS Hastalığında Rolü Olabilir

Kaynak: https://lh4.ggpht.com/g9QHtjaaTppV5ll8LwvFr1ruiYRg40zI1nqHdBO7FzRkS793f9JPHjIlFqRS

İki farklı bilim insanı grubunun yürüttüğü çalışmalar sonucunda, bağışıklık sisteminin nöronları kaplayan miyelin kılıfa saldırmasıyla titremeye, yorgunluğa, bilişsel sorunlara ve daha fazlasına sebep olan MS (multipl skleroz) hastalığının oluşumunda bağırsak bakterilerinin bir rolü olduğunu gösteren güçlü deliller bulundu.

11 Eylül 2017’de sunulan bir çalışmanın sonuçlarına göre, MS hastalarında oldukça fazla bulunan bağırsak bakterilerinin beyaz kan hücrelerini, nöronlar da dahil vücudun kendi hücrelerine saldırmaya daha meyilli olacak şekilde değiştirdiği ortaya çıktı. Bir diğer deneyde ise tek yumurta ikizlerinden oluşan bir grup farenin bir kısmına MS’li hastalardan; diğer kısmına ise sağlıklı ikizlerinden alınan bağırsak bakterileri aktarılmıştır. MS’li hastaların bağırsak bakterilerini taşıyan farelerin, diğer gruba kıyasla,  MS hastalığına yakalanma olasılığının arttığı görülmüştür.

Bağırsak bakterilerinin nöronları etkileyebilmesi kulağa garip gelse de bu konudaki kanıtlar giderek artıyor. Hatta bu kanıtlar o kadar fazla ki, uluslararası bir konsorsiyum kendini, hangi bakterilerin MS’i ilerlettiği, hangilerinin hastalığı önlediğini anlamaya adamış durumda. Yeni çalışmalar da MS hastalığı ve mikrobiyom arasındaki bağlantıyı güçlendirecek nitelikte.

Bir çalışmada, Kaliforniya Üniversitesi’nden Sergio Baranzini liderliğindeki bilim insanları 71 MS hastasının ve 71 sağlıklı kişinin mikrobiyomlarını analiz ettiler. Acinetobacter ve Akkermansia adı verilen bakterilerin, sağlıklı insanlarda çok nadir görülürken MS hastalarında daha fazla görüldüğü ortaya çıktı.

Bu, herhangi bir MS çeşidine sahip bir bireyin, sağlıklı insanlara kıyasla daha farklı bağırsak bakterisi bulundurduğunu savunan daha önceki çalışmalarla bağdaşıyordu. Fakat bu çalışmalar, MS hastalığının bağırsak bakterisini değiştirip değiştirmediğini ya da aksini göstermemişti. Bu nedenle Kaliforniya Üniversitesinden bu ekip, Baranzini’nin “nedensellik konusundaki en zorlu test” olarak adlandırdığı testi uygulayarak bir sonraki adımını attı.

Bu çalışmada ekip, Acinetobacter ve Akkermansia bakterilerini sağlıklı kan örneklerine koydu. Bu bakteriler, bağışıklık saldırılarını aktive eden hücreleri (T yardımcı hücrelerini) arttırıp, MS hastalarında görülen otoimmun atakları da dahil, aşırı bağışıklık tepkisini bastıran türü (düzenleyici T hücrelerini) azalttı.

Arada ilginç bir başka bağlantı daha vardı: Acinetobacter, bağışıklık sisteminin MS’de saldırdığı miyelin kılıfında bulunan proteinlerin moleküler taklididir. Bu benzerlik, bakterinin miyeline zarar veren bağışıklık sistemini tetikleyebileceğini gösteriyor, tıpkı kazara düşmana benzediği için dost ateşine maruz kalan askerlere olduğu gibi. Kaliforniya Üniversitesi ekibinin Proceedings of the National Academy of Sciences’ta yazdığı bulgular “çevre koşullarının MS’e yol açabileceğini” öne sürüyor.

İkinci çalışmada, Almanya’nın Max Planck Nörobiyoloji Enstitüsü’nden Hartmut Wekerle önderliğindeki bilim insanları, her birinde sadece bir MS hastası bulunan 34 çift ikizi inceledi. İkizlerden alınan bağırsak mikroplarını laboratuvar farelerine naklederek, MS mikrobiyomu aktarılan farelerin çoğunun, sağlıklı ikizden nakil alan farelere kıyasla, MS’in bir fare versiyonunu geliştirdiklerini buldular.

Bu Çalışma Neden Önemli?

Eğer sonuçlar doğruysa ve MS hastalığının sebebi bazı bağırsak bakterileriyse, mikrobiyoma dayalı bir tedavi ve hatta hastalığı önleyici bir temel oluşturulabilir. Sağlıklı donörlerden alınan dışkı nakillerinin clostridium difficile bakterisinin  sebep olduğu bazı ölümcül enfeksiyonları tedavi ettiği gibi, bu bakteriler de MS hastalığını tedavi etmek için ya da MS olabilme ihtimalini genetik olarak taşıyan birine önceden verilmesi halinde, hastalığı önlemek için kullanılabilir.

Alternatif olarak Baranzini, “MS’e neden olan bakteri türleriyle rekabet eden bakterileri hedef alıp onları besleyen probiyotikler, MS hastalığına yol açan bakterileri kontrol altında tutulabilir,” diyor. Ancak probiyotiklerin, hastalığın önlenmesi veya iyileştirilmesi için gerekli olabilecek toplu mikrobik değişikliklere neden olduğunun henüz kanıtlanmadığına da dikkat çekiyor.

Yeni araştırmalara katılamayan bilim insanları, sonuçlar için “yeni bir kavrayış” ve “büyük ilerleme” gibi tabirler kullandı. Bunların “önemli bulgular” olduğunu belirten Boston’daki Brigham ve Kadın Hastanesi  Ann Romney Nörolojik Hastalıklar Merkezi’nden immünolog Francisco Quintana, “Deneyler, MS hastası bireylerin bağırsaklarında bulunan bakterilerin hastalık yapıcı bağışıklık faaliyetlerini arttırdığını gösteriyor” dedi. Diğer taraftan, 2016 yılında MS’li kişilerin sağlıklı insanlardan farklı mikrobiyolojik özelliklere sahip olduklarını bulan Iowa Üniversitesi Carver College of Medicine’den Ashutosh Mangalam daha temkinliydi. Çünkü yeni çalışmaların her ikisi de insanlardaki bağırsak bakterileri topluluğunu farelere naklettiği için, hangi mikropların MS’te gerekli veya yeterli rol oynadığını gösteremedi.

Ancak unutmamak gerekir ki, mikrobiyom üzerine olan araştırmaların bolluğu aynı zamanda abartılmış iddialara da yol açtı. Mikrobiyomun, MS hastalığına bağlı 200 genetik çeşitle ya da bu hastalıkla ilişkili olduğu görülen Epstein-Barr virüsüyle, sigara alışkanlığıyla ve D vitamini eksikliğiyle karşılaştırıldığında, söz konusu hastalığın riskini artırmada ne kadar önemli olduğunu anlayabilmek için henüz çok erken.

Yeni çalışmalar da bazı noktalarda çelişti: Kaliforniya Üniversitesinin çalışmasının aksine, Alman araştırması, MS’li olan ve olmayan ikizlerin mikrobiyomları arasında önemli bir fark bulamamıştır. Aynı zamanda farelerde görülen MS hastalığının insanlardaki MS hastalığıyla tıpatıp aynı olmadığı ve fare bağışıklık sistemlerinin insanlarınkiyle özdeş olmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır.

Sonuç olarak, iki çalışma da bağırsak mikroplarının sinir hücrelerine karşı bağışıklık sistemini değiştirmede rol oynadığı ve MS’e neden olduğu konusunda birleşti. Buna dayalı olarak tedavi yöntemlerini veya önleyici stratejileri geliştirmek için çok daha fazla çalışma yapılması gerekecektir. Diğer taraftan bu araştırmalar, dışkı nakilleri ve probiyotikler gibi düşük teknoloji içeren metotlarla böylesine yıkıcı bir hastalığı tedavi etme ihtimalinin ilgi çekiciliğini de ortaya koyuyor.

Yazar: Sharon Begley

Teşekkür: Bu çeviri için Nilay Bahar’a ve düzenleyen Ayşegül Şenyiğit’e teşekkür ederiz.

Görsel: UHB Trust Getty Images

Kaynak: 

  1. Scientific American
  2. Statnews
  3. Egle Cekanaviciutea, Bryan B. Yoob, Tessel F. Runiaa, Justine W. Debeliusc, Sneha Singha, Charlotte A. Nelsona, Rachel Kannera, Yadira Bencosmed, Yun Kyung Leeb, Stephen L. Hausera Gut bacteria from multiple sclerosis patients modulate human T cells and exacerbate symptoms in mouse models PNAS vol. 114 no. 40 > Egle Cekanavici, 10713–10718doi: 10.1073/pnas.1711235114
  4. Jun Chen, Nicholas Chia, Krishna R. Kalari, Janet Z. Yao, Martina Novotna, M. Mateo Paz Soldan, David H. Luckey, Eric V. Marietta, Patricio R. Jeraldo, Xianfeng Chen, Brian G. Weinshenker, Moses Rodriguez, Orhun H. Kantarci, Heidi Nelson, Joseph A. Murray & Ashutosh K. Mangalam Multiple sclerosis patients have a distinct gut microbiota compared to healthy controls Scientific Reports, 2016, 6, Article number: 28484 (2016) doi:10.1038/srep28484
  5. Kerstin Berera, Lisa Ann Gerdes, Egle Cekanaviciutec, Xiaoming Jiac, Liang Xiaod, Zhongkui Xiad, Chuan Liud, Luisa Klotze, Uta Staufferf, Sergio E. Baranzini, Tania Kümpfel, Reinhard Hohlfeld, Gurumoorthy Krishnamoorthya,, and Hartmut Wekerle Gut microbiota from multiple sclerosis patients enables spontaneous autoimmune encephalomyelitis in mice PNAS, 2017, vol. 114 no. 40 > Kerstin Berer, 10719–10724, doi: 10.1073/pnas.1711233114

Orjinal yazı: EvrimAğacı

Belleğin Yapısı Üzerine Bir Söyleşi

Kaynak: http://www.choyeung.com/korean%20artists/JI,Seok-Cheol%20time,rememblance%20and%20existence%202000,%2080×109.5%20oil.jpg

Sinirbilimci (nörobilimci) Sheena Josselyn, beyni tam olarak kontrol edebilen yeni araçlar kullanarak farelerin seçtiği anıları anımsamasını sağlayabiliyor ya da istediği anıları silebiliyor.

Başka bir bilimcinin 30 yıl süren başarısız arayışı, Sheena Josselyn’i şu anki kariyer yoluna itmiş. Üniversitede psikoloji bölümünü bitiren ve şu anda Toronto Üniversitesi’nde sinirbilimci olarak çalışan Josselyn, ünlü psikolog Karl Lashley’nin çalışmaları üzerine araştırmalar yapmış. Lashley’nin kuramına göre anılar, “enagram” adı verilen belirli bir kalıpta ateşlenen beyin hücreleri topluluğunda depolanıyordu. Kuramın temel düşüncesi şuydu: Beyin, belirli nöron kümeleri arasındaki bağlantıları güçlendirerek anı depolar. Beyin anıyı geri çağırırken, hücreler aynı kalıpta ateşlenir.

Lashley, beyin dokusunun parçalarını seçerek yok etmek suretiyle belirli anıların silinebileceğini göstererek, enagramın varlığını kanıtlamayı umuyordu. Fakat sıçan beyninin dört bir yanında gezinerek geçen onlarca yıla rağmen, Lashley belleği yerelleştirmeyi hiç başaramadı. 1950 yılında yenilgiyi kabul ederek, anıların küçük hücre kümelerinde depolanmadığını, beynin her yanına dağınık durumda olduğunu öne sürdü.

1990’larda Yale’de doktora sonrası araştırmacısı olarak çalışan Josselyn, farelerle yaptığı bir deneyden sonra Lashley’nin uzun süren arayışı hakkında düşünmeye başladı. Josselyn, beynin amigdala adı verilen ve duygusal belleğe bağlı olan bölümündeki bazı hücreleri kurcalamıştı. Sadece birkaç hücreyi değiştirmiş olmasına karşın, işlem hayvanın belleğini dramatik biçimde geliştirmişti. Fareler, korkutucu olayları (örneğin, bir şok ile birlikte gelen bir ses gibi) anımsamada, işlem geçirmemiş arkadaşlarından çok daha iyi duruma gelmişlerdi.

Josselyn, Lashley’nin enagramına rastlamış olabileceğinden kuşkulanmaya başladı; fakat gerçek bir kanıt elde etmek için on yıla yakın süre uğraşması gerekti. 2009 yılında ekibi, farelerde belli bir hücre kümesini öldürerek, belirli bir anıyı silebildiklerini gösterdi. Lashley’nin enagram arayışına başlayışının üzerinden geçen yüz yıldan fazla sürenin sonunda, Josselyn ve ekibi sonunda enagramı bulmuştu!

Ekibin başarısı, yeni bir anıyı oluşturan beyin hücrelerini işaretlemek için moleküler araçlar geliştirmelerinde saklıydı. Fare, hemen ardından gelecek olan elektrik şokunu haber veren özel sesi öğrenirken ateşlenen nöronları işaretliyorlardı. Ardından bu moleküler etiketleri kullanarak, sadece o beyin hücrelerini yok ettiklerinde, farelerin diğer anıları yerli yerindeyken, söz konusu anıyı unuttuklarını saptadılar.

O zamandan beri, araştırmacılar bu ve daha başka araçları kullanarak, enagram ile daha karmaşık biçimlerde oynuyorlar. Anıların kalıplarını oluşturan hücreleri etkin ya da edilgen duruma getirebiliyorlar, belirli anıları silebiliyor ya da anımsatabiliyorlar ve hatta sahte anılar yerleştirebiliyorlar.

Belleğin kontrol edilebilmesi hem heyecan verici hem de ürkütücü bir durum. “Sil Baştan” gibi bilimkurgu filmlerinin karanlık sahnelerini akla getiriyor. Fakat bu araştırmanın “travma sonrası gerginlik bozukluğu” gibi bellek bozukluklarının gizemini çözme potansiyeli de var; böylece yeni tedaviler bulunabilir.

Josselyn şimdilerde enagramın ayrıntılı moleküler yapısını gün yüzüne çıkarmaya çalışıyor. Bu sayede bağımlılık, Alzheimer hastalığı ve bazı başka rahatsızlıklar için yeni tedavilerin geliştirilmesini umuyor. Josselyn ile yapılmış olan aşağıdaki söyleşide enagram araştırmaları hakkındaki son gelişmeleri bulabilirsiniz.

Enagram nedir?

Bir anının beyindeki fiziksel tezahürüdür; etkinleştirildiklerinde anıyı ifade eden bir dizi hücredir. Bir şey öğrenirken değişir ve anımsarken yeniden ateşlenir.

Beyin nasıl bir enagram yaratır?

Nöronlar arasındaki sinaptik bağlantıların, enagramın bir bölümünün güçlendirilmesi için seçildiğini ve böylece küçük bir ağ yaratıldığını düşünüyoruz.

Siz bu alana Lashley’nin 30 yıllık arayışından esinlenerek adım attınız. Lashley enagramın varlığını kanıtlamak için neler yapmıştı?

Bir sıçanı, bir labirentte gezinmek üzere eğittiği ve sistematik olarak beyninin farklı kısımlarını yok ettiği ustaca deneyler yaptı. Hangi anının tam olarak nerede depolandığını bulmaya çalıştı. Düşüncesine göre eğer bunu bulursa, hayvan labirentten nasıl geçeceğine ilişkin hiçbir şey hatırlamayacaktı. Kortekse, yani beynin kafatasına en yakın yerine yoğunlaştı.

30 yıllık arayışının sonunda eli boş kaldı. Bu anının beynin tam olarak neresinde depolandığını bulamadı. Bir nevi her yerdeydi. Beynin büyük kısmını yok ettiğinde, bellek etkileniyordu. Ama küçük bir kısım, nerede olursa olsun, bir şey yapmıyordu. Enagramın belli bir yerde değil, her yerde olduğunu düşündü. Bu ibret verici bir öyküydü. İnsanlar anıların depolandığı belli bir yer aramaktan vazgeçti.

60 yıldan fazla süre sonra, enagram çalışmaları sıçrayış yaptı. Niçin?

Asıl sıçrama, belirli hücreleri sessizleştirmek ve etkinleştirmek için daha fazla seçme aracımız olduğunda gerçekleşti.

Bu araçlar neden bu denli önemli?

Beyinde bir milyon hücre var, ama bunların çok azı belli bir anı için enagram oluşturur. Öğrenme sırasında etkin olan hücrelerin, enagramın kritik bileşeni olduğunu düşünüyoruz. Günümüzün modern teknikleri sayesinde, bu hücreleri görüntüleyip, kontrol edebiliyoruz. Etiketleyip, daha sonra etkin ya da edilgen duruma getirebiliyoruz. Şimdilerde Lashley’nin deneylerini yineleyebiliyoruz, ama korteksin geniş alanlarını öldürmek yerine, sadece bir öğrenme olayı sırasında aktif olan hücreleri hedef alabiliyoruz. Bu hücreleri susturmanın, anıyı ortadan kaldırdığını bulduk. Yeniden aktive edildiklerinde ise anı geri geliyor. Bu, enagramın varolduğuna ve onu belirli biçimde yönlendirebileceğimize ilişkin bir kanıt sayılabilir.

Enagramı etkinleştirdiğinizde farelerin ne düşündüğünü nereden biliyorsunuz? Olayı anımsadıklarını nasıl bilebiliyorsunuz?

Onun gerçek bir anı olduğundan emin değiliz. Ama eğer hücreleri aktifleştirirseniz, hayvan korkulu görünüyor; donakalıyor. Bu sanki kulakları es geçip, doğrudan beyne ulaşıyormuşuz gibi bir şey. Sesi çalmamıza gerek kalmadan hayvanı korkutuyoruz.

Bu sadece korkutucu anılar için mi geçerli? Başka tür anıları da değiştirebilir misiniz?

Evet, kokain temelli bir anıyı da manipüle ettik. Bir hayvana belli bir yeri kokain ile ilişkilendirmesini öğrettik ve hayvan, zamanının çoğunu bu alanda geçiriyordu. Sonra enagramın parçası olan hücreleri öldürerek bu anıyı sildik. Hayvan sanli bu ortamda hiç kokain almamış gibi oldu; o alanı tercih etmeyi bıraktı. Bazen uyuşturucu problemi olan insanlar, rehabilitasyon ile iyileşebiliyor; rehabilitasyon sırasında uyuşturucu kullanımı ile ilgili pek çok ipucundan uzakta oluyorlar. Fakat daha önce uyuşturucu kullandıkları bir ortama geri döndüklerinde, tekrar başlıyorlar. Çünkü o mekanlarla ilişkilendirdikleri maddeleri bekliyor ve arzuluyorlar. Biz şunu sorarak, bunun kökenine inmek istedik: Bu kokain belleğini zayıflatmak için bir şeyler yapabilir miyiz? Önemli olduğunu düşündüğümüz hücreleri manipüle ederek, hayvanın daha önce hiç kokain kullanmamış gibi davranmasını sağlayabildik.

Yani fareleri kokain bağımlılığından kurtarabilir misiniz?

Hayvan tam olarak bağımlı değildi; ona çok fazla kokain deneyimi yaşatmamıştık. Ama bu, bir bağımlılığın tedavisinde ilk adım olabilir.

Bu yaklaşım insanlara da uygulanabilir mi?

Şu anda, farelerde kullandığımız teknolojinin harikalar diyarı, insanlara kolayca uygulanamaz. Ama bu çalışmalardan öğrendiğimiz ilkeleri kullanarak, insanların tedavisi için yeni yollar araştırabiliriz. Sonuçlar, bu tedavileri uygularken bedendeki tüm hücreleri hedeflememize gerek olmayabileceği ilkesini kanıtlıyor. Belki sadece etkin hücreleri hedefleyen ilaçlar geliştirebiliriz.

Yani anıları canlandırabiliyor ve silebiliyorsunuz.Bilimciler bellleğe başka ne gibi garip şeyler yapabiliyor?

İnsanların bununla oynamak için bir sürü yöntemi var. Örneğin bilimciler sahte anılar yerleştirebiliyor. uzaysal bir enagramı (belli bir yerle ilişkilendirilen bir aktivite kalıbı) yeniden aktifleştiriyorlar ve bunu bir şokla eşleştiriyorlar. O zaman fareler, daha önce şoklanmadıkları bir yerde donakalıyorlar.

Bundan sonra ne yapmak isteğindesiniz?

Şu anda çok yapay deneyimlere bakıyoruz. Farelere bir şeyi öğretip, bir şeyi sınıyoruz; bir şokla bir tonu eşleştirmek gibi. Fakat daha gündelik deneyimleri incelemek istiyoruz; bunların nasıl birbirleri üstüne katmanlandıklarına. Fareler ve insanlar çok sayıda farklı şey öğrenebilir.Enagram nasıl belli bir anıdan, bilgi hâline gelecek biçimde sürer? Enagramların sonsuza dek kalıcı olmasını sağlayabilir miyiz? Yaşlanırken ve anılarımız karışırken ne olur? Enagramlar karışır mı? Ödüllendirici anılar, olumsuz anılarla nasıl etkileşir? farklı yaşlarda bu nasıl değişir? Eksikliğini çektiğimiz önemli bir bileşen ise zamanlama. Bu hücreler bir anıyı gündeme getirmek için muhtemelen Mors kodu gibi benzersiz bir biçimde ateşleniyorlar. Şu anda hücreleri aktive etmek için keskin olmayan bir yaklaşımımız var: Hücreleri hep birlikte komple ateşlemek. Bu, basit anılar için işe yarıyor; ses ile şokun eşlenmesi gibi. Ama büyük olasılıkla beynin işleyişindeki hücrelerin ince ayarlı orkestrasında böyle olmaz. Daha derine inmeli ve beyni okumak için daha incelikli yollar bulmalıyız.

Bu çalışmanın ahlaki sonuçları konusunda endişeli değil misiniz?

Sanırım ahlaki kaygılar çok fazla, özellikle de bu teknolojinin insanlarda uygulanıp uygulanmayacağı konusunda. Birisi bir anıyı anımsamayı tatsız bulduğu için “silivermek” etik midir? Hepimiz geçmişteki hatalardan ders alırız; o yüzden bu anıların olduğu gibi kalması önemlidir. Örneğin çocukken sıcak sobayı ellediğimi hatırlıyor oluşum, beni bunu bir daha yapmaktan alıkoyar. Ama eğer acı dolu bu anıyı silseydim, aynı hatayı tekrarlamam gerekirdi. Normal yaşantıya karışan yıkıcı bir anısı olan kişiler söz konusu olduğunda ise durum karmaşıklaşıyor. Mesela travma sonrası gerilim bozukluğu durumunda, kişinin normal yaşamını sürdürmesini engelleyen kötü anılar silinirse, kişi sağlığına kavuşabilir. Sınırın nereye konacağı karmaşık hâle gelebilir.

Bu araştırma Lashley’i haklı mı çıkarıyor? Onun orijinal bellek kuramının doğruluğu sonunda kanıtlanmış oldu mu?

Hem evet, hem hayır. Enagram, başta düşündüğümüzden daha karmaşık. Bir anıyı barındıran bir beyin noktasından ibaret değil. Şu anki teknikler enagramın bileşenlerini bulmamızı sağladı; ama tüm enagramı henüz bulabilmiş değiliz. Bunun beynin tümüne yayılmış olduğunu ve anı yıllandıkça değişebildiğini düşünüyoruz. Çoğu kişi belli bir beyin bölgesindeki bir öbek nörona bakıyor. Herkes kadar bu benim de suçum. Ama her seferinde tek bir yere bakmak giderek eski moda oluyor. Tüm alanlara bakmalıyız çünkü beyin muhtemelen geniş bölgelerle iletişim kurup, birlikte bir bütün olarak çalışıyor.

Enagram hakkında ilk düşünmeye başladığınız 1999 yılında, bugün olduğunuz yere varabileceğinizi seziyor muydunuz?

Sheena Josselyn

İlk başladığımızda, bugün mümkün olanak çılgın deneyleri yapabileceğimizi hiç düşünmezdik. Kimsenin bizi desteklemeyeceğini ve ciddiye almayacağını düşünürdük. Fakat zaman içinde giderek daha fazla insanın ilgisini çekti. Şu anda 2016 yılındayız, yani 17 yıldır bu problem üzerinde çalışıyorum. Lashley kadar uzun bir süre değil, ama ona hızla yaklaşıyorum!

Kaynak:

  • Quanta Magazine, “The Maestro of Memory Manipulation“
  • Josselyn SA, Shi C, Carlezon WA Jr, Neve RL, Nestler EJ, Davis M. Long-term memory is facilitated by cAMP response element-binding protein overexpression in the amygdala. J Neurosci. 2001 Apr 1;21(7):2404-12.
  • Hwa-Lin (Liz) Hsiang, Jonathan R. Epp, Michel C. van den Oever, Chen Yan, Asim J. Rashid, Nathan Insel, Li Ye, Yosuke Niibori, Karl Deisseroth, Paul W. Frankland and Sheena A. Josselyn Manipulating a “Cocaine Engram” in Mice Journal of Neuroscience 15 October 2014, 34 (42) 14115-14127; DOI: https://doi.org/10.1523/JNEUROSCI.3327-14.2014

Bu yazının kaynağı: https://bilimfili.com/bellegin-yapisi-uzerine-bir-soylesi/

Foramen palatinum minus

“Damak kemiğinin küçük deliği” ifadesi, klasik anatomi terminolojisindeki foramen palatinum minus ya da çoğul kullanımıyla foramina palatina minora için tam isabetli bir Türkçe anlamlandırmadır. Bu küçük kemik delikleri, hem sözcük kökeni hem de anatomik–klinik işlevleri açısından, kraniyofasiyal anatominin şaşırtıcı derecede zengin bir düğüm noktasını oluşturur.


1. Tanım ve genel bakış

Foramen palatinum minus, çift taraflı palatin kemiğin (os palatinum) posteriorunda yer alan, çoğu insanda bir ya da birden fazla (genellikle 1–2, bazen 3) küçük kemik açıklığıdır. Bu açıklıklar, canalis palatinus minor olarak adlandırılan küçük kanalların ağızlarıdır ve içlerinden:

  • nervi palatini minores (küçük/arka damak sinirleri; maxiller sinirin dalları),
  • arteriae palatinae minores (maxiller arterin inen palatin dalından ayrılan küçük palatin arter dalları),
  • eşlik eden venöz yapılar

geçerek yumuşak damak, uvula, tonsilla palatina ve ilişkili mukozanın duyusal ve otonom innervasyonu ile vaskülarizasyonunu sağlar.

Bu nedenle, yalnızca “küçük bir kemik deliği” değil, damak–nazofarenks–orofarinks ekseninde önemli nörovasküler yapıların giriş–çıkış kapılarından biridir.


2. Etimoloji ve dilbilimsel bağlam

Verilen kısa tanım, Latince kökenli tıbbi terminolojinin Türkçe karşılığını adım adım çözmeye imkân tanır:

  • Foramen: Latince forare (delmek, oyuk açmak) fiilinden türetilmiş isimdir; “delik, açıklık, geçit” anlamına gelir. Anatomi terminolojisinde kemik üzerindeki her türlü yuvarlak veya oval açıklık için standart terimdir.
  • Palatinum: Latince palatum (damak, üst çene kemik çatısı) sözcüğünden türetilmiş sıfat hâlidir; “damağa ilişkin, damağa ait” anlamındadır. Palatum sözcüğü muhtemelen bir Proto-Hint-Avrupa kökü olan *pel- / *p(e)lə- (düz, yassı yüzey) ile ilişkilidir; bu da damağın, ağız boşluğunun düz tavanı olarak kavramsallaştırılmasıyla uyumludur.
  • Minus: Latince parvus (küçük) sıfatının karşılaştırma derecesi olan minor/minus biçiminden gelir; “daha küçük” demektir. Anatomide majör–minör (majus–minus) karşıtlığı, çoğu zaman “büyük–küçük” değil, “görece daha büyük–görece daha küçük” anlamındaki çift yapılara ad verilirken kullanılır.

Dolayısıyla foramen palatinum minus ifadesi sözcüğü sözcüğüne “daha küçük damak deliği” ya da Türkçe’de alışıldık biçimiyle “damak kemiğinin küçük deliği” anlamına gelir. Bu adlandırma, foramen palatinum majus (büyük/majör damak deliği) ile olan anatomik ve fonksiyonel karşıtlığa dayanır: majus daha büyük, daha anterior ve lateral; minus ise daha küçük ve majusun arkasında, genellikle birden fazla delik hâlindedir.


3. Makroanatomik konum ve ilişkiler

3.1. Palatin kemik bağlamında

Palatin kemik, yüz iskeletinin posteriorunda yer alan düzensiz bir çift kemiktir ve:

  • sert damağın arka kısmını,
  • nazal boşluğun tabanı ve lateral duvarlarını,
  • orbita tabanının bir bölümünü,
  • pterygopalatin ve pterigoid fossaları

oluşturmaya katkıda bulunur.

Foramina palatina minora:

  • Palatin kemiğin pyramidal çıkıntısının (processus pyramidalis) alt yüzünde,
  • foramen palatinum majus’un hemen posteriorunda,
  • Sert damağın posterolateral köşesinde,

yer alır. Yani ağız içinde bakıldığında, üst üçüncü molar seviyesinin arkasında, daha büyük ve belirgin majör palatin delikten biraz geride ve genellikle ona göre daha medial–posterior konumdadır.

3.2. Palatin kanallar sistemi

Foramen palatinum minus, canalis palatinus minorun alt ucu, yani ağız boşluğuna açılan kısmıdır. Bu kanal sistemi:

  1. Üstte fossa pterygopalatina’da başlayan,
  2. İçinden nervus maxillaris (V2)’in pterigopalatin ganglion dalı olan nervi palatini minores ile a. palatina descendens ve dallarını geçiren,
  3. Aşağıya doğru uzanan canalis palatinusun bir veya daha fazla küçük yan dalına karşılık gelir.

Daha büyük olan canalis palatinus major, foramen palatinum majus ile sonlanırken, daha ince yan dallar foramina palatina minora üzerinden sonlanır.

Bu düzen, sert damak (majör foramen) ile yumuşak damak (minör foramina) arasında nörovasküler yükün anatomik olarak ayrıştırılmasını sağlar.


4. İçerdiği nörovasküler yapılar

4.1. Sinirler – nervi palatini minores

Nervi palatini minores, nervus maxillaris (V2) kökenli, ganglion pterygopalatinumla ilişkili ince duyu ve otonom lif demetleridir. Bu sinirler:

  • Sert damak için önemli olan n. palatinus majordan daha posterior ve küçük kalibreli dallardır.
  • Canalis palatinus içinde descenden palatin arter ile beraber seyreder, daha sonra canales palatini minores içine ayrılır.
  • Foramina palatina minoradan çıkarak:
    • yumuşak damak mukozası,
    • uvula,
    • tonsilla palatina çevresindeki mukoza
      üzerinde genel somatik duyu iletir.

Bu sinirler ayrıca:

  • N. facialis (VII)’in büyük petrozal dalı üzerinden gelen parasempatik sekresyon liflerini damak bezlerine taşır.
  • Kısmen tat duyusu liflerini yumuşak damak tat tomurcuklarına götürür (özellikle Kenhub ve klasik kaynaklarda bu yol tarif edilir).

4.2. Arter ve venler – arteriae/venae palatinae minores

Vasküler içerik tipik olarak şunları içerir:

  • Arteriae palatinae minores: Maxiller arterin üçüncü bölümünden çıkan a. palatina descendens’in damak düzeyinde verdiği birden fazla küçük dal. Bu damarlar yumuşak damak, uvula, tonsil çevresi ve damak bezlerine kan taşır.(SciELO)
  • Bunlara eşlik eden venae palatinae minores, çoğunlukla pterigoid venöz pleksusa veya daha büyük yüzeyel venöz yapılara drene olur.

Bu nörovasküler paketler, özellikle damak cerrahisi sırasında kanama ve ağrı yönetimi açısından kritik öneme sahiptir.


5. Mikroskobik ve histolojik açıdan bağlam

Foramenin kendisi kemik içerisinde kortikal tabakanın sürekliliği bozulmadan açılmış bir tünel şeklinde görülür; çevresi:

  • Yoğun kompakt kemik ile sınırlıdır,
  • İçinde gevşek bağ dokusu, endonöryal ve perinöryal yapılar,
  • İnce duvarlı arteriyoller, venüller,
  • Perivasküler yağ hücreleri ve otonom sinir lifleri

bulunur.

Foramen palatinum minus’tan çıkan damar ve sinirler, yumuşak damağın lamina propriasında dallanarak mukozal glandlar, epitel ve lenfoid doku (tonsilla palatina ile komşu alanlar) ile yoğun bir pleksus oluşturur. Böylece bu küçük delikler, histolojik düzeyde bakıldığında dahi orofarenks immünitesi ve sekresyon fonksiyonları için önemli bir giriş kapısı olarak görülebilir.


6. Embriyoloji ve gelişim

Palatin kemik ve ona ait foraminaların gelişimi şu hat üzerinden anlaşılabilir:

  1. İntramembranöz kemikleşme: Palatin kemik, endokondral değil, intramembranöz ossifikasyon ile gelişir. Mezenkimal kondensasyonlar, yüz iskeletinin diğer kısımlarıyla eşzamanlı olarak damak çatısını oluşturur.
  2. Sekonder damak oluşumu: Embriyoda sağ ve sol palatal çıkıntılar orta hatta yükselip birleşerek sekonder damak plağını oluşturur. Bu süreçte palatin kemik de sert damak çatısının osaifik çatı elemanı hâlini alır.
  3. Nörovasküler kanalların “oyulması”: Palatin sinirler ve damarlar, mezenkimal dokuda önceden var olan yolları takip eder ve kemikleşme ilerledikçe çevrelerinde kanalizasyon oluşur. Sonuçta:
    • Proksimalde canalis palatinus,
    • Distalde foramen palatinum majus ve foramina palatina minora

şeklinde kemik içinde kalıcı tüneller meydana gelir.

Böylece foramen palatinum minus, kemikleşme sürecinin “etrafında şekillendiği” nörovasküler bir yolun kalıcı izi olarak düşünülebilir; sinir ve damar yoksa foramen de olmaz, dolayısıyla gelişimsel bozukluklar nadiren bu kanal sisteminde anomalilerle sonuçlanabilir.


7. Evrimsel ve karşılaştırmalı anatomi

7.1. Sekonder damak ve palatin kanallar

Memelilerde sekonder damak, nazal ve oral boşlukları birbirinden ayırarak:

  • Emme refleksini ve etkin süt emmesini,
  • Çiğnenme sırasında eşzamanlı solunumu,
  • Ses oluşumunun daha rafine biçimde modülasyonunu

mümkün kılar. Bu ikili bölmenin kemik temelini maxilla ve palatin kemik oluşturur; palatin kemik üzerindeki büyük ve küçük palatin foraminalar, bu evrimsel yeniliğin nörovasküler altyapısını temsil eder.(Wikipedia)

Birçok memelide palatin kanal, büyük ve küçük palatin sinir ve damarlarını taşıyan ortak bir tünel olarak tanımlanmıştır; bazı türlerde ince ayrım dallar kemik içinde daha erken bölünürken, bazılarında yüzeysel ayrım daha baskındır. Ksenarthra (örneğin armadillolar) gibi gruplarda bile palatin kanalın büyük–küçük dallara ayrıldığı ve sekonder damağın nörovasküler organizasyonunun memeliler arasında genel bir tema olduğu gösterilmiştir.

7.2. Türler arası değişkenlik

  • Bazı küçük memelilerde tek bir palatin foramen baskın olabilir ve küçük dallar ayrı kemik delikleri şeklinde değil, aynı açıklık içinde kirli bir pleksus hâlinde seyreder.
  • Primatlarda (insan dâhil) foramen palatinum majus ve minora arasındaki ayrım belirgindir; bu ayrım, yüz ve damak cerrahisi ile diş hekimliği açısından önemli bir avantaj sağlar.

Bu bağlamda foramen palatinum minus, yalnızca insana özgü bir ayrıntı değil, memelilerde sekonder damağın evrimsel stabil bir unsurunun bir çeşitlemesi olarak görülebilir.


8. Anatomik varyasyonlar ve morfometri

Özellikle kuru kafa ve görüntüleme çalışmalarında, küçük palatin foraminaların sayısı ve yerleşimi açısından belirgin çeşitlilik bildirilmiştir:

  • Sayı: Çoğu çalışmada taraf başına 1–2 küçük foramen tipiktir; bazı kafataslarında 3 veya daha fazla küçük palatin foramen de saptanmıştır.
  • Yerleşim: Her zaman foramen palatinum majus’un posteriorunda, sert damağın posterolateral köşesine yakın konumlanır; ancak majore göre mediolateral ve süperoinferior açıdan küçük oynamalar görülebilir.
  • Simetri: Sağ ve sol taraf arasında sayıca ve konumsal olarak asimetri sık görülür; bu durum, sinir bloklarında iğne giriş noktasının “aynı tarafta bile her hastada biraz farklı” olmasının anatomik temelini oluşturur.
  • Çap: Minör foraminaların çapı majore kıyasla belirgin şekilde küçüktür; bu, sinir ve damar demetlerinin daha ince olmasıyla uyumludur.

Morfometrik veriler esas olarak majör foramen için ayrıntılı raporlanmış olsa da, minör foraminaların sayısı ve majör foramenle ilişkisi, diş hekimi ve cerrahlar için önemli yön bulma noktalarıdır.


9. Klinik ve cerrahi önemi

9.1. Lokal anestezi ve diş hekimliği

Damak bölgesinde yapılan çok sayıda işlemde, palatin sinir blokları kullanılır. Klasik teknikler sıklıkla foramen palatinum majus çevresine odaklansa da, özellikle:

  • Yumuşak damak,
  • Uvula,
  • Tonsil loju çevresi,
  • Posterior damak mukoza ve glandları

için yeterli analjezi sağlanması gerektiğinde, nervi palatini minores’in geçtiği foramina palatina minora da pratik öneme sahiptir. Sinir liflerinin dağılımı nedeniyle, bazı tekniklerde iğnenin majör foramen posterioruna yönlendirilmesi ve minör kanallara doğru difüzyon hedeflenir.

Anatomik varyasyonlar (foramen sayısı, tam yerleşim, majöre göre mesafe) bu sinir bloklarının başarı oranını etkileyebilir.

9.2. Orofarengeal ve palatin cerrahiler

  • Uvulopalatofaringoplasti, yarık damak onarımı, tonsillektomi ve yumuşak damak rekonstrüksiyonu gibi cerrahilerde:
    • Foramen palatinum minus’tan çıkan damarların kontrolü,
    • Sinir hasarından kaçınma,
    • Yumuşak damak fonksiyonlarını (yutma, fonasyon, östaki tüpü açılması) koruma

için bu küçük deliklerin anatomisinin iyi bilinmesi gerekir.

  • Onkolojik cerrahi: Sert ve yumuşak damak tümörleri, palatin sinirler ve foraminalar boyunca kemik ve yumuşak dokulara doğru yayılım gösterebilir. Palatin sinirlerin foramen palatinum majus ve foramina palatina minora üzerinden kemik içine veya yukarıya pterigopalatin fossaya doğru uzanması, tümörlerin beklenmedik yayılım yollarını oluşturur.

Bu nedenle, radyolojik evrelemede küçük palatin foraminaların tutulumu ve kanal içi yayılımın değerlendirilmesi önem kazanır.

9.3. Olası iatrojenik lezyonlar

  • Aşırı keskin disseksiyon, aşırı koter veya yetersiz hemostaz, bu foramenlerden geçen küçük fakat fonksiyonel olarak önemli damar ve sinirleri zedeleyebilir.
  • Sinir zedelenmesi:
    • Yumuşak damakta uyuşukluk, parestezi,
    • Yutma sırasında yabancı cisim hissi,
    • Nadir de olsa fonasyon bozuklukları

şeklinde klinik sonuçlar doğurabilir.


10. Radyolojik görünüm

Modern görüntüleme teknikleri, özellikle:

  • Konik ışınlı BT (CBCT),
  • Yüksek çözünürlüklü BT,
  • Bazı durumlarda MR

ile foramen palatinum majus ve foramina palatina minora ayrıntılı biçimde seçilebilmektedir. Radyolojik olarak:

  • Sert damağın posterolateral köşesinde,
  • Majör foramenin hemen arkasında,
  • Çoğunlukla birden fazla küçük yuvarlak veya oval düşük yoğunluklu odak

şeklinde izlenirler. Diş hekimliğinde implant planlaması, maksiller osteotomiler ve damak fleplerinin hazırlanması öncesi bu foramenlerin görüntüleme ile değerlendirilmesi, hem kanama riskini hem de nörolojik komplikasyonları azaltmaya yardımcı olur.


11. Terminolojik nüanslar

Terminolojide birkaç önemli nokta:

  • Foramen palatinum minus – tekil form; çoğu zaman bir taraftaki açıklıklardan birini vurgulamak için kullanılır.
  • Foramina palatina minora – çoğul form; iki taraftaki tüm küçük foraminaları bir arada ifade eder.
  • Minor palatine foramina / lesser palatine foramina – İngilizce karşılığıdır; bazı kaynaklarda “minor palatine foramen” de tekil için kullanılır.
  • “Damak kemiğinin küçük deliği” ifadesi, Türkçe’de Latince–Yunanca ağırlıklı terminolojiye aşina olmayanlar için oldukça açıklayıcı ve pedagojik bir çeviridir; yine de klinik belgelerde genellikle Latince form korunur.

Keşif

1. İlk bakışlar: Galen’den ortaçağ anatomi geleneğine

Damak kemiği ve onu delen küçük açıklıklar, insan kafatasındaki daha “büyük ve dramatik” yapılar (örneğin foramen magnum, orbitanın kenarları, temporomandibular eklem) kadar erken dönemde özel bir adla sahneye çıkmaz. Antik dönemin en etkili anatomi otoritelerinden Galen, hayvan diseksiyonları üzerinden kafatası ve yüz kemiklerini tarif ederken, kemik deliklerini genel olarak sinir ve damar geçiş yolları olarak tanımlar; ama bizim bugün “foramen palatinum minus” dediğimiz küçük damak delikleri, o dönemde ayrı bir terminus technicus hâlinde değildir.

Ortaçağ boyunca anatomi, çoğunlukla Galen’in otoritesi altında, yorum ve şerhler üzerinden aktarılır. Damağın arka bölgesindeki küçük açıklıklar zaman zaman çizimlerde yer alsa da, bunlar genellikle “damağın gerisindeki sinir ve damar geçişleri” olarak üstünkörü anılır; ne ayrı bir isim alırlar ne de fonksiyonel detayları üzerinde durulur. Diseksiyon sayısının azlığı, insan kadavrasına erişimin sınırlılığı ve dinî/kültürel çekinceler, bu tür ince ayrıntıların üstünü adeta bir sis perdesi gibi örter.


2. Rönesans’ın büyük anatomicileri: Vesalius ve kuşağı

16. yüzyıla, yani Rönesans anatomi devrimine gelindiğinde sahneye Andreas Vesalius çıkar. Vesalius, insan kadavrası üzerinde sistematik diseksiyon yaparak kemik, eklem, kas ve organları büyük bir titizlikle çizdirir. “De humani corporis fabrica” adlı eseri, kafatası tabanını ve yüz kemiklerini benzersiz ayrıntıda betimler.

Vesalius’un çizimlerinde palatin kemiğin gövdesi, sert damak çatısının arka bölgesi, nazal boşlukla ilişkileri ve çeşitli kemik kanallar görülebilir; ancak terminoloji henüz bugünkü kadar ayrıntılı ve standardize değildir. Palatin bölgede sinir ve damar geçişlerinin varlığı bilinir; fakat küçük palatin delikler çoğunlukla daha büyük yapının bir parçası olarak tasvir edilir, ayrı ayrı adlandırılması ve ölçülmesi sonraki yüzyıllara kalır.

Yine aynı dönemde Gabriele Falloppio, Bartolomeo Eustachio gibi anatomistler kafa tabanı ve yüz iskeletini büyük bir özenle inceler. Falloppio’nun özellikle kafa tabanı ve kraniyal sinirlerin çıkış noktalarına olan ilgisi, kemik foraminalarına yönelik farkındalığı artırır. Eustachio’nun gravürlerinde de sert damak ve palatin bölge oldukça ayrıntılıdır; fakat bu küçük foraminaların tek tek “özel isimli aktörler” hâline gelmesi, henüz tam anlamıyla sahneye çıkmış değildir.


3. 17.–18. yüzyıl: Sistematik kraniofasiyal anatominin doğuşu

  1. ve 18. yüzyıllar, kafa tabanı ve yüz iskeletinin giderek daha sistematik değerlendirildiği dönemlerdir. Diseksiyonlar yaygınlaşır, anatomik preparatlar koleksiyon hâlinde üniversite salonlarını doldurmaya başlar.

Bu dönemde Thomas Willis, Jacob Winslow, Albinus gibi anatomistler, kafatası deliklerinin topografyasını dikkatle tanımlar. Özellikle Winslow ve Albinus, insan kafatasında sinir ve damar geçiş yollarını, kemik yüzeyindeki tüm açıklıklarla birlikte kataloglama eğilimindedir. Sert damağın arka kısmında, major palatin foramenin arkasında bir veya birkaç küçük delik bulunduğu artık diseksiyon literatüründe “normal” bir bulgu olarak yer alır; ancak henüz bugün kullandığımız “foramen palatinum majus/minus” çiftli terminolojisi tam anlamıyla oturmuş sayılmaz.

Bu dönemde ortaya çıkan önemli özellik, damak bölgesinin yalnızca morfolojik değil, fonksiyonel bir yapı olarak da ele alınmasıdır. Yumuşak damak, uvula ve farenks ile ilişkili kaslar, yutma, konuşma ve solunum fonksiyonlarıyla birlikte anlatılır. Bu işlevsel perspektif, damak sinir ve damarlarının önemini giderek arttırır; dolayısıyla bu yapılara açılan küçük kemik delikleri de anatomi metinlerinde yer etmeye başlar.


4. 19. yüzyıl: Modern anatomi dili ve palatin foraminaların “adlandırılması”

  1. yüzyıl, anatomi terminolojisinin giderek modernleştiği, Latince kökenli adlandırmaların standart hâle getirilmeye çalışıldığı bir dönemdir. Bu süreçte palatin kemik üzerindeki açıklıklar da net bir şekilde sınıflandırılır:
  • Daha büyük ve önde bulunan açıklık: foramen palatinum majus (büyük/majör damak deliği),
  • Onun gerisinde, daha küçük ve çoğu zaman birden fazla sayıda bulunan açıklıklar: foramina palatina minora (küçük/minör palatin foraminalar).

Böylece sadece anatomik varlığı bilinen bir “küçük delik” olmaktan çıkarak, majör–minör karşıtlığı içinde tanımlanan bir kavram ortaya çıkar. Hem klinik hem de didaktik açıdan kullanışlı bu adlandırma, sinir ve damarların ayrışmasını da daha anlaşılır kılar:

  • N. palatinus major için majör foramen,
  • nn. palatini minores için minör foraminalar.

Bu dönemde özellikle Alman ve Fransız anatomi okulları, kafatası kemiklerinin morfolojisini milimetre hassasiyetinde tanımlar, kuru kemik koleksiyonları üzerinde ölçümler yapar. Foramen palatinum majus ile minör foraminaların birbirine göre konumu, diş arkları, molar dişlerin kökleri ve sert damak genişliği ile ilişkileri yavaş yavaş literatüre girer. Henüz “morfometrik istatistik” bugünkü kadar ayrıntılı değildir; ama neredeyse her eğitim kürsüsünde, diseksiyon yapan genç anatomi öğrencileri bu küçük delikleri görüp işaretlemeye başlar.


5. 20. yüzyıl başı–ortası: Cerrahi ve diş hekimliğinin sahneye çıkışı

  1. yüzyıla gelindiğinde yüz travmaları, maksillofasiyal cerrahi ve diş hekimliği büyük bir ivme kazanmaya başlar. Anestezinin gelişmesi, aseptik tekniklerin yerleşmesi ve cerrahi aletlerin mükemmelleşmesi, damak bölgesine daha cesur ve daha ayrıntılı müdahaleleri mümkün kılar.

Diş hekimliği, özellikle de üst molar dişler, premolarlar, damak flepleri ve protez planlaması söz konusu olduğunda, sert ve yumuşak damaktaki nörovasküler yapılara dikkat kesilir. Burada iki önemli gelişme dikkat çeker:

  1. Palatin sinir bloklarının tanımlanması:
    Diş hekimleri ve ağız cerrahları, hem sert damağın hem de yumuşak damağın lokal anestezi ile etkili bir şekilde uyuşturulması için, majör ve minör palatin sinir bloklarını tarif eder. İğnenin hangi noktadan, hangi açıyla ve hangi derinliğe kadar ilerletileceği anlatılırken, foramen palatinum majus ve foramina palatina minora başlıca “yön bulma işaretleri” hâline gelir.
  2. Yarık damak ve onarım cerrahisi:
    Konjenital yarık damak onarımlarında, cerrahlar yumuşak damak kaslarını yeniden düzenlerken, minör palatin sinirlerin mümkün olduğunca korunmasına odaklanır. Bu süreçte, küçük palatin foraminaların konumu ve bu foramenlerden çıkan nörovasküler demetlerin seyri, operatif anatomi kitaplarında ayrıntılı şekilde tasvir edilir.

Bu dönemin literatüründe, foramen palatinum minus artık külçe hâlinde var olan bir bilgi değil, cerrahi pratikle doğrudan bağlantılı bir anatomi hedefidir.


6. 20. yüzyıl sonu: Morfometri ve varyasyon merakı

Yüzyılın ikinci yarısından itibaren anatomi, sadece “yapıları isimlendiren” bir disiplin olmaktan çıkıp, ölçen, sınıflandıran, istatistiksel analiz yapan bir bilim hâline gelir. Kuru kafatası koleksiyonları üzerinde:

  • Foramen palatinum majus’un koordinatları,
  • Foramina palatina minora’nın sayısı,
  • Bunların majör foramen, midpalatal suture, alveoler kenar ve diş kökleri ile olan mesafeleri

milimetre düzeyinde ölçülmeye başlanır.

Bu araştırmalarda sıkça şu sorular sorulur:

  • Taraf başına kaç adet minör foramen “normal”dir?
  • Büyük palatin foramen ile minör foraminalar arasında tipik mesafe nedir?
  • Sağ–sol asimetrisi ne sıklıkla görülür?
  • Farklı popülasyonlarda (örneğin Avrupa, Asya, Afrika kökenli örneklem grupları) bu varyasyonlar nasıl dağılım gösterir?

Çalışmalar, bir tarafta 1–2 minör foramenin en sık görülen durum olduğunu, fakat 3 ve üzeri sayıda küçük foramenin de hiç de azımsanmayacak sıklıkta olduğunu gösterir. Bu tür bulgular, klinisyenlere pratik bir uyarı niteliği taşır: “Her damakta aynı sayıda ya da aynı yerde küçük palatin foramen bekleme; her hastayı kendi anatomisiyle birlikte düşün.”


7. 21. yüzyılın başından günümüze: Görüntüleme, cerrahi planlama ve palatin kanal kompleksi

Yeni yüzyıla girildiğinde, konik ışınlı BT (CBCT), yüksek çözünürlüklü çok dedektörlü BT ve ileri MR teknikleri ile sert damak ve palatin bölge, artık sadece diseksiyon masasında değil, canlı insanlarda da mikrometre ölçeğinde incelenebilir hâle gelir.

Bu dönemde araştırma çizgileri belirgin şekilde çeşitlenir:

7.1. Konik ışınlı BT ve diş hekimliği

Diş hekimliği pratiğinde, implant planlaması, ortognatik cerrahi, maksiller sinüs cerrahisi ve damak flepleri söz konusu olduğunda, CBCT görüntüleri üzerine yapılan çalışmalar:

  • Foramen palatinum majus ve foramina palatina minora’nın üç boyutlu konumunu,
  • Sert damak kalınlığını,
  • Palatin kanal kompleksinin (palatine canal complex) seyrini

ayrıntılı olarak haritalar.

Araştırmacılar, örneğin üst premolar-eklem ekseni, midpalatal sütür, posterior nazal spin gibi belirli referans noktalarına göre minör foraminaların ortalama konumlarını hesaplar. Bu çalışmaların çoğu, farklı etnik popülasyonları karşılaştırarak klinik öneriler geliştirir: “Bu popülasyonda minör foramenler daha posterior ve medialde yoğunlaşıyor, sinir bloklarında iğne girişi buna göre ayarlanmalı” gibi çıkarımlar, makale sonuçlarında ayrıntılı tartışılır.

7.2. Palatin sinir ve damarların cerrahi önemi

Yumuşak damak ve orofarenks cerrahisi, özellikle:

  • OSAS (obstrüktif uyku apnesi) ameliyatları,
  • Tümör rezeksiyonları,
  • Yumuşak damak rekonstrüksiyonları,

kapsamında, minör palatin sinir ve damarları korumaya veya gerektiğinde kontrollü olarak ligatüre etmeye odaklanır.

Cerrahlar, foramen palatinum minus’tan çıkan arter ve sinirlerin:

  • Yumuşak damak kaslarını inerve eden dallara,
  • Damak bezlerine giden sekresyon liflerine,
  • Tonsil komşuluğundaki mukoza dallarına

nasıl dağıldığını bilmek için kadavra diseksiyonları ve mikrocerrahi çalışmalarına yönelir. Böylece, “küçük bir delik” gibi görünen bu yapı, fonksiyonel yutma, fonasyon ve nazofarengeal kapanma için kritik bir geçit olduğu fikrini pekiştirir.

7.3. Onkoloji ve yayılım yolları

Baş–boyun tümörleri üzerine çalışan cerrah ve radyologlar, tümörlerin kemik içi ve yumuşak doku içi yayılım yollarını anlamaya çalışırken, palatin kanal ve foraminalar üzerinden progresyon olasılığını da hesaba katar. Palatin sinir ve damarlar, tümör hücreleri için bir tür “otoban” görevi görebilir; bu nedenle BT ve MR incelemelerinde:

  • Palatin kanalda kalınlaşma,
  • Foramen palatinum majus veya minör foraminalar bölgesinde kemik erozyonu,
  • Yumuşak damak altındaki infiltrasyon alanları

dikkatle değerlendirilir. Bu bakış açısı, küçük palatin foraminaları anatomik bir ayrıntı olmaktan çıkarıp, onkolojik evrelemenin kritik bileşenlerinden biri hâline getirir.


8. Güncel araştırma eğilimleri: Varyasyon, popülasyon farklılıkları ve klinik rehberlik

Bugünün yayınlarına bakıldığında, foramen palatinum minus ve ilişkili yapıların etrafında birkaç belirgin tema öne çıkar:

  1. Morfometrik popülasyon çalışmaları:
    Farklı ülkelerden araştırma grupları, kuru kafatası ve CBCT verilerini kullanarak:
    • Minör foraminaların ortalama sayısını,
    • Foramen palatinum majus’a olan uzaklığını,
    • Sert damak kenarlarına olan mesafesini,
    • Sağ–sol asimetrisinin derecesini
      karşılaştırır. Böylece her popülasyon için daha isabetli sinir bloğu, cerrahi kesi ve flep tasarımı önerileri ortaya konur.
  2. Sinir bloklarının optimizasyonu:
    Anestezi ve ağız-diş sağlığı alanında, özellikle zor ağrılı damak vakalarında (örneğin yoğun periodontal cerrahi, implant yerleştirme, travmatik ekstraksiyonlar) palatin sinir bloklarının daha etkili, daha az ağrılı ve daha az komplikasyonlu uygulanabilmesi için yeni teknik tarifleri yapılır. Bu tariflerin ortak paydası, “iğnenin, foramen palatinum majus’un biraz posterioruna ve minör foraminaların olduğu bölgeye yönlendirilmesi” gibi ayrıntılardır.
  3. Radyolojik atlas çalışmaları:
    Üç boyutlu görüntüleme ile hazırlanan atlaslar, öğrenciler ve klinisyenler için palatin bölgenin sanal diseksiyonunu sunar. Bu atlaslarda, foramen palatinum majus ve foramina palatina minora farklı renklerle işaretlenir; palatin kanal içindeki sinir ve damar demetleri, damak mukozası ve yumuşak damak kasları ile ilişkili olarak gösterilir.
  4. Embriyolojik ve gelişimsel araştırmalar:
    Daha sınırlı sayıda olsa da, palatin kemik ve kanal sisteminin gelişimsel anomalilerinin yarık damak, kraniofasiyel sendromlar ve palatin bölge erişim cerrahileriyle ilişkisi incelenir. Bu çalışmalar, sekonder damağın evrimsel önemini ve bu yapıya eşlik eden nörovasküler geçitlerin (palatin foraminalar dâhil) gelişimsel hassasiyetini vurgular.


İleri Okuma
  1. Sinnatamby CS (2011). Last’s Anatomy: Regional and Applied. Churchill Livingstone, Edinburgh, 12th ed.
  2. Dave MR, Yagain VK, Anadkat S (2013). Anatomical variations of the greater palatine foramen in dry adult human skulls. International Journal of Morphology, 31(2), 578–583.
  3. Standring S (2016). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice. Elsevier, London, 41st ed.
  4. Moore KL, Dalley AF, Agur AMR (2018). Clinically Oriented Anatomy. Wolters Kluwer, Philadelphia, 8th ed.
  5. Ortug A, Ortug G (2019). Greater palatine foramen: assessment with palatal index, maxillary arch length and cranial index in Anatolian skulls. Folia Morphologica, 78(4), 789–797.
  6. Le Verger K, Hautier L, Abourachid A et al. (2021). Comparative anatomy and phylogenetic contribution of intracranial osseous canals in cingulates. Journal of Anatomy, 239(2), 241–259.
  7. Sferlazza L, Barbato E, Gennaro P et al. (2022). Common Anatomical Variations of Neurovascular Canals of the Jaws. Journal of Cranio-Maxillofacial Surgery, 50(5), 412–423.
  8. Helwany M, Reddy V, Sharma S (2023). Anatomy, Head and Neck, Palate. StatPearls Publishing, Treasure Island (FL).
  9. Kenhub (2023). The Palate: Anatomy, Innervation, Blood Supply. Kenhub Online Anatomy Atlas.
  10. Gadallah HN (2024). Morphometry of the greater and lesser palatine foramina: A dry bone and radiological study. Egyptian Journal of Anatomy, 47(1), 45–58.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

cellerimus

Sinonim: sellerimus.

Latincedeki bu sıfat, en hızlı, en çabuk anlamlarına gelir.

Sayı Tekil Çoğul
Hal / Cins. Mask. Fem. Nötr Mask. Fem. Nötr
nominatif celerrimus celerrima celerrimum celerrimī celerrimae celerrima
genitif celerrimī celerrimae celerrimī celerrimōrum celerrimārum celerrimōrum
datif celerrimō celerrimō celerrimīs
akusatif celerrimum celerrimam celerrimum celerrimōs celerrimās celerrima
ablativf celerrimō celerrimā celerrimō celerrimīs
vocatif celerrime celerrima celerrimum celerrimī celerrimae celerrima

 

Depresyon Mekanizmalarını Gösteren Yeni Yöntem

Cognitive Neuroscience and Neuroimaging dergisinde yayımlanan yeni bir çalışmanın sonuçları, majör depresif bozukluk görülen kişilerin ödüllendirme ve hafızayla ilişkili beyin sistemlerindeki aktivite ve bağlantılarda değişiklikler olduğunu ortaya çıkardı.

Sonuçlar,depresyon halinde azalan mutluluk ve keyif gibi hastalık semptomları temellerinin beynin hangi bölgesinden kaynaklandığına dair ipuçları veriyor.

Bu çalışmada, bir beyin bölgesinin başka bir beyin bölgesi üzerindeki etkisini ölçmek için daha önceden hiç kullanılmayan bir yöntem kullanıldı. Bu anlamda, yeni yöntem önceden uygulanan beyin görüntüleme yöntemlerinin sınırlarının çok daha ötesine ulaşmakta ve başka bir beyin bölgesinin konuyla ilgili olup olmadığını göstermekte.

Hangi beyin sistemlerinin depresyona nedensel bir katkıda bulunduğunu keşfetmek için, beynin bir bölgesinin başka bir bölgesi üzerindeki etkisi yeni yöntemle ölçümlendi.

Çalışmada yer alan araştırmacılardan biri, bu yeni metodolojik gelişmenin tanısal biyobelirteç (biyoişaretçi) geliştirilmesi ve majör depresyon için hedeflenen girişimlere yönelik kritik beyin devrelerinin belirlenmesi anlamında oldukça önemli olduğunu belirtiyor.

Araştırmacılar, majör depresif bozukluktan muzdarip 336 kişiyi 350 sağlıklı kontrol grubu insan ile karşılaştırdı. Ödüllendirme ve öznel keyif süreçlerine dahil olan beyin bölgelerinin hasta grubunda daha az uyarıldığını (ya da etkili bağlantıların azaldığını) gözlemlediler. Bu da, depresyondaki azalan mutluluk duygusuna sebep olmaktaydı.

Aynı zamanda, cezalandırmadaki ve ödül verilmediğindeki tepkilerle ilişkili beyin bölgelerinde azalan etkili bağlantı sayısı ve artan aktivite gözlemlendi. Bu durum ise hastalık durumunda ortaya çıkan mutsuzluğun kaynağını açıklıyor.

Depresyon ile birlikte, hafızayla ilişkili beyin bölgelerinde aktivite ve bağlantı azalması görüldü. Araştırmacılar bu durumu üzücü hatıralar nedeniyle artan hafıza süreçlerine bağlıyor.

Araştırmacılar bu bulguların depresyon ile ilişkili beyin mekanizmalarını daha iyi anlamayı sağlayacak güçlü bir yaklaşım sunduğunuve depresyonu anlamak ve tedavi etmek için yeni yöntemlerin keşfinin önünü açacağını belirtiyor.

Referans: Edmund T. Rolls, Wei Cheng, Matthieu Gilson, Jiang Qiu, Zicheng Hu, Hongtao Ruan, Yu Li, Chu-Chung Huang, Albert C. Yang, Shih-Jen Tsai, Xiaodong Zhang, Kaixiang Zhuang, Ching-Po Lin, Gustavo Deco, Peng Xie, Jianfeng Feng. Effective Connectivity in Depression. Biological Psychiatry: Cognitive Neuroscience and Neuroimaging, 2017; DOI: 10.1016/j.bpsc.2017.10.004

Bu yazının kaynağı: https://bilimfili.com/depresyon-mekanizmalarini-gosteren-yeni-yontem/

Muskulus longissimus servisis

Sinonim: Musculus longissimus cervicis.

Boynun en uzun kasıdır. (Bkz; Muskulus) (Bkz; longissimus) (Bkz; servisis)

Kaynak: http://philschatz.com/anatomy-book/resources/1117_Muscles_of_the_Neck_and_Back.jpg

Kaynak: http://www.stuedeli.net/reto/medizin/kdb/content/ManuelleMedizin/Bilder/Sob2_34.jpg

Muskulus fleksor digiti minimi brevis

Sinonim: Musculus flexor digiti minimi brevis, flexor digiti minimi brevis muscle, kurzer Kleinfingerbeuger.

Serçe parmağın küçük bükücü kasıdır. (Bkz; Muskulus) (Bkz; fleks-or) (Bkz; digiti) (Bkz; minimi) (Bkz; brevis)

Kaynak: https://s-media-cache-ak0.pinimg.com/originals/c8/ab/b1/c8abb1222a81a4934e891a4f61f79fd4.jpg

Kaynak: https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/2/23/Musculusflexordigitiminimibrevismanus.png/250px-Musculusflexordigitiminimibrevismanus.png

flexiō

Latincedeki flectō (ben bükerim, kıvırırım)’dan türemiştir. İsim olarak anlamları:

  1. Bir bükme, eğme, döndürme, sarma,
  2. bir dönemeç, viraj,
  3. Ses tonunun değişmesi.
Hal Tekil Çoğul
nominatif flexiō flexiōnēs
genitif flexiōnis flexiōnum
datif flexiōnī flexiōnibus
akusatif flexiōnem flexiōnēs
ablatif flexiōne flexiōnibus
vokatif flexiō flexiōnēs