Ikervis

Ikervis (Siklosporin 1 mg/ml), göz kuruluğu (kuru göz hastalığı) olan ve yapay gözyaşı tedavilerine yeterli yanıt vermeyen yetişkin hastalarda, şiddetli keratit tedavisinde kullanılan reçeteli bir göz damlasıdır.


Etkin Madde ve Etki Mekanizması

  • Etkin maddesi: Siklosporin.
  • Siklosporin, bağışıklık sistemini baskılayıcı (immünsüpresif) bir ilaçtır.
  • Göz yüzeyindeki iltihabı (enflamasyonu) azaltarak çalışır.
  • Özellikle T lenfositlerin aktivasyonunu engelleyerek iltihaplı süreçleri durdurur.
  • Göz kuruluğuna bağlı kornea hasarını azaltır ve göz yüzeyinin yenilenmesini destekler.

Kullanımı

  • Günde bir kez, genellikle akşamları bir damla her göze uygulanır.
  • Uzun süreli kullanım içindir (etkisi birkaç hafta sonra başlar, tam etki için genellikle birkaç ay gerekir).
  • Tedavi süresince doktor kontrolü gereklidir.

Yaygın Yan Etkiler

  • Gözde batma, yanma hissi
  • Gözde kızarıklık
  • Gözde sulanma
  • Görmede geçici bulanıklık

İkervis genellikle kronik göz kuruluğu ile birlikte görülen, bağışıklık aracılı kornea iltihaplarında (özellikle Sjögren sendromu gibi durumlarda) tercih edilir.

Verkazia

“Ver-” öneki, sıklıkla Latince kökenli ilaç adlarında olumlu çağrışımlar yaratmak için kullanılır. Örneğin, veritas (doğruluk), verus (gerçek). Ancak bu sadece fonetik bir benzerliktir.

  • Aynı zamanda Fransızca ve İngilizce’de “to verify” veya “verifiable” gibi güvenilirlik, doğruluk ve etkinlik çağrıştıran biçimlerde kullanılır.
  • “-kazia” veya “-cazia” kısmı ise muhtemelen ses yapısı açısından yumuşak, akılda kalıcı ve egzotik bir etki yaratmak üzere seçilmiştir. Ayrıca bu bölüm, tedavi alanı olan keratokonjunktivitis vernalis hastalığıyla (VK) fonetik benzerlik taşıyabilir. VK’nın kısaltması İngilizce “VKC” olarak geçer, bu da “Verkazia” ismindeki “V-K” harflerine temel oluşturabilir.

Verkazia, ciclosporin içeren göz damlası formunda bir ilaçtır. Ana etkin maddesi siklosporin A (ciclosporin) olup, iltihap önleyici (immünsüpresif) etkisi nedeniyle çeşitli göz hastalıklarında kullanılır. Özellikle çocuklarda görülen ve vernal keratokonjunktivit (VKC) adı verilen ciddi, mevsimsel alerjik göz iltihabının tedavisinde kullanılır. Avrupa İlaç Ajansı (EMA) ve çeşitli ulusal ilaç otoriteleri tarafından onaylanmıştır.


Verkazia’nın Özellikleri ve Kullanım Alanı:

  • Etkin madde: Siklosporin A (0,1% emülsiyon formu)
  • Form: Oftalmik emülsiyon (göz damlası)
  • Endikasyon: Orta ile şiddetli vernal keratokonjunktivitin semptomatik tedavisi
  • Yaş grubu: 4 yaş ve üzeri çocuklar için endikedir, ancak bazı durumlarda yetişkinlerde de “off-label” olarak kullanılabilir.

Vernal Keratokonjunktivit (VKC) Nedir?

  • VKC, genellikle çocuklukta başlayan ve erkeklerde daha sık görülen, mevsimsel ve kronik seyirli bir alerjik konjonktivit türüdür.
  • Gözde şiddetli kaşıntı, ışığa hassasiyet (fotofobi), sulanma, göz kapaklarında kalınlaşma ve korneada hasar gibi semptomlara yol açar.
  • Alerjik nedenli olduğu için standart antihistaminik veya kortikosteroid tedavilerle kontrol altına alınamayacak kadar şiddetli vakalarda immünsüpresif tedavi gerekebilir.

Verkazia’nın Etki Mekanizması:

  • Siklosporin, T-lenfositlerin aktivasyonunu baskılar; böylece gözdeki inflamatuvar (iltihaplı) süreci durdurur.
  • Kortikosteroidlerin aksine uzun süreli kullanımıyla katarakt veya göz içi basınç artışı (glokom) gibi yan etkiler oluşturmaz.
  • Bu nedenle kronik VKC tedavisinde güvenli bir uzun dönem seçeneği olarak kabul edilir.

Uygulama Şekli ve Süresi:

  • Genellikle günde 4 kez, her iki göze birer damla şeklinde uygulanır.
  • Tedavi süresi hastalığın şiddetine göre değişebilir, bazı hastalarda yaz boyunca ya da tüm yıl boyunca kullanılması gerekebilir.

Olası Yan Etkiler:

  • Uygulama yerinde hafif yanma veya batma hissi
  • Gözde kızarıklık
  • Nadir olarak bulanık görme
  • Sistemik emilimi çok düşük olduğu için vücut genelinde ciddi yan etkilere neden olmaz.

Eczanede Satışı ve Reçete Durumu:

  • Reçeteye tabidir.
  • Türkiye’de SGK tarafından belirli endikasyonlarla karşılanabilir.
  • Özel reçete gerektiren bir ilaçtır ve genellikle göz hastalıkları uzmanı tarafından reçetelenir.


Keşif
  1. Tabbara, K. F., 2006. Ocular complications of vernal keratoconjunctivitis. Canadian Journal of Ophthalmology, 41(4), pp.448-453.
  2. Bonini, S. et al., 2007. Cytokine pattern of conjunctival T cells in vernal keratoconjunctivitis: pathogenic and therapeutic implications. Ophthalmology, 114(3), pp. 492-497.
  3. Leonardi, A. et al., 2009. Pathogenesis and management of vernal keratoconjunctivitis. Ophthalmology and Therapy, 2(1), pp. 73–80.
  4. Spadavecchia, L. et al., 2017. Efficacy and safety of topical cyclosporine A 0.1% in the treatment of severe vernal keratoconjunctivitis in children. Journal of Ophthalmic Inflammation and Infection, 7(1), pp.1-7.
  5. European Medicines Agency (EMA), 2018. Verkazia: EPAR – Product Information. EMA/400969/2018.
  6. Leonardi, A. et al., 2019. Topical ciclosporin A cationic emulsion in severe vernal keratoconjunctivitis in children: a randomized double-masked, vehicle-controlled, clinical trial. Ophthalmology, 126(5), pp. 671–681.

Hormonsuz spiral

Rahim içi araç kullanarak hormonsuz doğum kontrolü isteyen kadınlar için çeşitli seçenekler mevcut. Bu yöntemler, rahim içinde lokal olarak etki ederek gebeliği önleyen bakırın kullanılması esasına dayanmaktadır. En yaygın hormonsuz rahim içi araçlar (RİA) bakırlı spiral, bakır zincir (GyneFix®) ve bakır bilyedir (RİA).

  1. Bakırlı RİA: Bakır bobin, bakır tel ile sarılmış T şeklinde plastik bir cihazdır. Rahim içine yerleştirildikten sonra sürekli olarak sperm hareketliliğini baskılayan ve dolayısıyla döllenmeyi engelleyen bakır iyonları salgılar. Modele bağlı olarak etkinlik süresi 3 ile 10 yıl arasında değişmektedir. Münih’te, Dr. Möller ve Münih Kadın Sağlığı Merkezi’nin muayenehaneleri de dahil olmak üzere birçok jinekolojik muayenehane bakırlı RİA takma hizmeti sunmaktadır.
  2. Bakır zincir (GyneFix®): GyneFix® bakır zinciri, cerrahi bir ipliğe dizilmiş küçük bakır silindirlerden oluşur. Bu esnek sistem rahim içine yerleştirilerek oraya sabitleniyor. Bakır zincir, rahim şekline uyum sağlayarak 5 yıla kadar hormonsuz doğum kontrolü sağlar. Münih’te GyneFix® bakır zinciri, diğer yerlerin yanı sıra Stachus’taki jinekolog muayenehanesinde de sunulmaktadır.
  3. Bakır top (IUB): Rahim içi araç (RİA) ya da bakırlı araç olarak da bilinen rahim içi araç, hormon içermeyen bir diğer doğum kontrol yöntemidir. Üzerine bakır boncukların tutturulduğu esnek bir çerçeveden oluşur. Rahim içine yerleştirildikten sonra bakır küre küresel bir şekil alır ve sürekli olarak bakır iyonları salar. Etkisi 5 yıla kadar sürmektedir. Örneğin Münih’te Münih Holistik Jinekoloji Merkezi’nde bakır küre hizmeti sunuluyor.


Hormon içermeyen spiral, bakırlı spiral, bakır zincir veya bakır boncuk topu (RİA) olarak da bilinen, hormon salınımı olmadan çalışan bir rahim içi kontraseptiftir (RİA). Rahim içinde lokal etki göstererek uzun süreli bir doğum kontrol çözümü sunar. (Doğum Kontrolü: Bakır Boncuklu Top – Etkiler, Maliyetler – Fernarzt)


Hormon içermeyen RİA’nın etki mekanizması

Hormon içermeyen RİA, rahim içine sürekli bakır iyonları salınması esasına dayanır. Bu iyonlar kontraseptif etkilerini birkaç mekanizma aracılığıyla gösterirler: (Bakırlı RİA)

  1. Sperm inhibisyonu: Bakır iyonları spermin hareketliliğini ve canlılığını bozarak yumurtaya ulaşma ve onu dölleme yeteneğini azaltır. (Bakır Top (Bakır Boncuk Topu) – Familienplanung.de)
  2. Rahim ağzı mukusundaki değişiklikler: Bakır, rahim ağzındaki mukusu etkileyerek spermin rahim içine girmesini zorlaştırır. (RİA (bakır RİA) – Familienplanung.de)
  3. Rahim iç tabakasına etkisi: RİA’nın varlığı rahim iç tabakasında lokal bir iltihabi reaksiyona yol açarak döllenmiş yumurtanın yerleşmesini engeller. (Kupferspirale)

Bu etkiler RİA takıldıktan hemen sonra başlar ve güvenilir bir doğum kontrolü sağlar. (Münih’te bakır rahim içi araç (IUB) ile doğum kontrolü | Dr. Lombardo)


Hormon içermeyen RİA’nın çeşitleri

Hormon içermeyen RİA’nın şekil, boyut ve malzeme yapısı bakımından farklılık gösteren farklı modelleri bulunmaktadır:

  • Bakırlı RİA: Bakır tel ile sarılmış T şeklinde plastik çerçeve. Rahim içine yerleştirilir ve modeline göre 3 ile 10 yıl arasında etkili olabilir.
  • Bakır zincir (GyneFix®): Bir ipliğe dizilmiş ve rahim duvarına sabitlenmiş küçük bakır elementlerden oluşur. Geleneksel spirallere esnek bir alternatif sunar ve 5 yıla kadar etkilidir.
  • Bakır Boncuk Topu (IUB): Üzerine bakır boncukların dizildiği esnek bir telden yapılmış küresel yapı. Yerleştirildikten sonra küre şeklini alır ve 5 yıla kadar etkinliğini korur.

Hormon içermeyen RİA’nın avantajları


Olası yan etkiler ve riskler

Hormon içermeyen RİA genel olarak iyi tolere edilse de bazı kadınlarda aşağıdaki yan etkiler görülebilir:

  • Daha ağır adet kanaması: Yerleştirildikten sonraki ilk birkaç ayda adet kanaması daha ağır ve uzun olabilir.
  • Adet rahatsızlığı: Bazı kadınlar adet döneminde daha yoğun ağrı yaşadıklarını bildirmektedir.
  • Ara kanamalar: Bazen düzensiz kanamalar görülebilir.
  • Enfeksiyon riski: Özellikle yerleştirmeden sonraki ilk birkaç hafta içinde rahim enfeksiyonu riski hafifçe artmıştır.
  • Atılma: Nadir durumlarda RİA’nın vücut tarafından reddedilmesi söz konusu olabilir.
  • Perforasyon: Çok nadiren, yerleştirme sırasında rahim duvarı yaralanabilir.

RİA’nın doğru pozisyonunu kontrol etmek ve olası komplikasyonları erken dönemde tespit etmek için jinekoloğunuza düzenli kontroller yaptırmanız önemlidir.


İleri Okuma
  • Sivin, I., & Stern, J. (1994). Long-acting, more effective copper T IUDs: A summary of U.S. experience, 1970–1988. Stud Fam Plann, 25(2), 59–71.
  • Tatum, H. J. (1996). The copper T intrauterine device: A critical review of 20 years of use. Drugs, 52(6), 721–732.
  • Wildemeersch, D., & Andrade, A. (2007). The GyneFix® intrauterine implant: A clinical study of safety and efficacy. Eur J Contracept Reprod Health Care, 12(1), 89–95.
  • Hubacher, D., et al. (2009). Copper intrauterine device use by nulliparous women: Review of side effects. Contraception, 80(4), 339–348.
  • Bahamondes, L., & Bahamondes, M. V. (2015). The use of copper intrauterine devices for emergency contraception. Contraception, 91(4), 269–271.
  • Gemzell-Danielsson, K., et al. (2017). New insights into the mode of action of intrauterine devices. Fertil Steril, 107(5), 1194–1198.
  • Batar, I., et al. (2020). A review of the safety, efficacy and acceptability of IUB™ Ballerine®—a spherical copper IUD. Eur J Contracept Reprod Health Care, 25(6), 457–464.




    Lotemax

    Lotemax (etken maddesi loteprednol etabonat) göz damlası, oftalmolojik (gözle ilgili) kullanıma yönelik bir kortikosteroid preparattır. İnflamasyon (iltihap) ile ilişkili çeşitli göz hastalıklarının tedavisinde kullanılır.


    Farmakolojik Özellikler

    • Etken Madde: Loteprednol etabonat
    • İlaç Grubu: Kortikosteroidler (glukokortikoidler)
    • Uygulama Şekli: Topikal oftalmik (göz içine damlatılır)
    • Formülasyon: Genellikle %0,5 loteprednol etabonat içeren süspansiyon şeklinde

    Kullanım Endikasyonları

    • Postoperatif inflamasyon: Katarakt ameliyatı gibi oftalmik cerrahi sonrası gelişen inflamasyonun kontrolü.
    • Alerjik konjonktivit: Gözde alerjik reaksiyon sonucu gelişen kızarıklık, kaşıntı ve sulanmanın tedavisi.
    • Non-enfeksiyöz inflamatuar durumlar: Blefarit (göz kapağı iltihabı), anterior üveit gibi durumların tedavisi.
    • Keratitis veya keratokonjunktivitis: Enfeksiyon dışı nedenlerle oluşan kornea veya konjonktiva iltihabı.

    Farmakodinamik ve Farmakokinetik Bilgiler

    Loteprednol etabonat, prednisolon türevi sentetik bir kortikosteroiddir. Pro-drug niteliğinde olup inflamasyonun mediatörlerini (örneğin prostaglandinler ve lökotrienler) baskılayarak etki gösterir. Diğer kortikosteroidlere kıyasla sistemik absorbsiyonu düşüktür; bu da göz içi basınç artışı gibi yan etkilerin daha az görülmesine olanak tanır.


    Yan Etkiler

    • Göz içi basınçta artış (özellikle uzun süreli kullanımda)
    • Gözde yanma, batma, bulanık görme
    • Nadiren katarakt oluşumu (uzun süreli ve kontrolsüz kullanımda)
    • Sekonder enfeksiyon riski (özellikle herpes simpleks veya fungal göz enfeksiyonları)

    Kontrendikasyonlar ve Uyarılar

    • Viral, fungal veya mikobakteriyel enfeksiyonlar: Aktif enfeksiyon varlığında kullanılmamalıdır.
    • Uzun süreli kullanımlarda göz içi basınç düzenli kontrol edilmelidir.
    • Kontakt lens kullanıcılarında dikkatli olunmalı, lens takılıyken kullanılmamalıdır.

    Klinik Avantajları

    Loteprednol etabonat, prednisolon asetat gibi klasik kortikosteroid ajanlara göre daha düşük glaukom riski ve daha az sistemik yan etki profili ile öne çıkar. Bu nedenle daha güvenli bir kortikosteroid alternatifi olarak değerlendirilir.


    Keşif

    Lotemax (loteprednol etabonat)’ın keşif süreci, steroid farmakolojisinde klasik glukokortikoidlerin terapötik etkilerini korurken, istenmeyen sistemik ve lokal yan etkileri azaltmayı hedefleyen bir “soft drug” (yumuşak ilaç) stratejisi çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Bu yaklaşım, özellikle oftalmolojide uzun süreli topikal kortikosteroid kullanımının neden olduğu glokom, katarakt ve sekonder enfeksiyonlar gibi ciddi komplikasyonları azaltmak amacıyla geliştirilmiştir. Loteprednol etabonat, bu yaklaşımın en başarılı örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir.


    Keşif Süreci ve Kimyasal Tasarım Yaklaşımı

    1. Soft Drug Kavramı ve Edward E. Bodor’un Katkısı

    Loteprednol etabonat’ın keşfi, Edward E. Bodor tarafından 1980’li yılların sonunda geliştirilen ve daha sonra uygulamaya konulan “retrometabolik ilaç tasarımı” yaklaşımına dayanmaktadır. Bu yöntem, aktif maddenin vücutta hızla inaktive olacağı şekilde tasarlanmasını hedefler. Bodor’un çalışmaları, prednisolon gibi klasik glukokortikoidlerin yapısal temelinden yola çıkarak, vücutta hızla inaktive olacak şekilde tasarlanmış yeni bir molekül oluşturmuştur.

    2. Prednisolon’un Strüktürel Modifikasyonu

    Loteprednol etabonat, prednisolon asetat’ın yapısal modifikasyonu ile elde edilmiştir. Bu tasarımda:

    • 20-keton grubu, bir ester grubu ile değiştirilmiştir.
    • Molekül, hedef dokuda etkinliğini gösterdikten sonra esterazlar aracılığıyla inaktif metabolitlerine ayrışır.
    • Bu özellik sayesinde sistemik dolaşıma geçiş minimumda tutulur ve lokal yan etki profili azaltılır.

    3. Keşif Yılı ve Geliştirici Şirket

    İlacın ilk sentezi 1989 yılında gerçekleştirilmiş olup, geliştirilmesi Bausch & Lomb (daha sonra Bausch Health) tarafından yürütülmüştür. Klinik testler sonrası FDA onayı ilk olarak 1998 yılında alınmıştır.


    Farmakolojik Rasyonel ve Klinik Hedef

    Loteprednol etabonat’ın geliştirilmesinin temel bilimsel gerekçeleri şunlardır:

    • Anti-inflamatuar etki açısından prednisolon ile eşdeğer etki sunmak.
    • Göz içi basıncını artırma riskinin azaltılması (özellikle glokom açısından kritik).
    • Kronik tedavilerde uzun vadeli güvenlik profili sunmak.

    Bu nedenle ilaç, hem postoperatif inflamasyon tedavisinde hem de uzun süreli tedavi gerektiren kronik göz hastalıklarında daha güvenli bir alternatif olarak kullanılmak üzere geliştirilmiştir.



    Lotemax’ın keşfi, ilaç tasarım tarihinde “rasyonel ve hedefe yönelik tasarım” anlayışının klinik başarıya ulaşmış nadir örneklerinden biri olarak gösterilmektedir.


    İleri Okuma
    1. Bodor, N., & Buchwald, P. (1989). Retrometabolic drug design and targeting. Medicinal Research Reviews, 9(4), 313–338.
    2. Bodor, N., Loftsson, T., & Jarho, P. (1992). Soft steroids: design and development of loteprednol etabonate for ocular inflammation. Advanced Drug Delivery Reviews, 10(2–3), 225–254.
    3. Comstock, T. L., & Sheppard, J. D. (2004). Loteprednol etabonate: a review of ocular anti-inflammatory use. Expert Opinion on Pharmacotherapy, 5(4), 805–821.
    4. Comstock, T. L., & Sheppard, J. D. (2004). Loteprednol etabonate: a review of ocular anti-inflammatory use. Expert Opinion on Pharmacotherapy, 5(4), 805–821.
    5. Holland, E. J., & Bartlett, J. D. (2008). Loteprednol etabonate ophthalmic suspension 0.5% for postoperative anti-inflammatory use. Expert Review of Ophthalmology, 3(1), 11–18.
    6. Bartlett, J. D., & Howes, J. F. (2011). A clinical pharmacological review of loteprednol etabonate: A corticosteroid designed for the eye. Clinical Ophthalmology, 5, 869–876.
    7. Bodor, N. (2012). Retrometabolic drug design: a new concept for safer drugs. Medicinal Research Reviews, 32(5), 925–939.
    8. Fong, R., & Garvey, M. (2014). Loteprednol etabonate for inflammatory eye disorders. Clinical Ophthalmology, 8, 1739–1745.
    9. Pavesio, C., & Decory, H. H. (2020). Treatment of ocular inflammation: newer corticosteroids and emerging treatment options. Current Opinion in Ophthalmology, 31(6), 532–538.

    Triamsinolon

    Triamcinolone, ilk olarak 1950’lerde kaydedilen, İngilizcede bileşikleştirme yoluyla oluşturulmuş bir isimdir. Terim birkaç unsurdan oluşturulmuştur:

    • -olone eki genellikle steroid veya steroid benzeri ilaçların adlarında kullanılır.
    • Kelimenin özü olan amcinol, iyi bilinen bir kortikosteroid olan prednizolon ile ilgili yapı veya kimyasal değişikliklerden türetilmiş gibi görünmektedir.
    • tri- öneki, muhtemelen molekülde ana bileşiğine kıyasla üç önemli değişikliğin veya ikame edicinin varlığına atıfta bulunmaktadır, ancak tam referans sağlanan kaynaklarda açıkça belgelenmemiştir.

    Triamsinolon çeşitli iltihaplı ve bağışıklık aracılı durumları tedavi etmek için kullanılan sentetik bir kortikosteroid‘tir.

    İlaç Sınıfı

    • Anti-inflamatuar, immünosüpresif ve anti-proliferatif etkilere sahip Kortikosteroid (glukokortikoid).

    Formlar ve Yaygın Kullanımlar

    Topikal (krem, merhem, losyon):

      • Egzama, sedef hastalığı, dermatit ve alerjik döküntüler gibi cilt rahatsızlıklarını tedavi eder.
      • Talimat verilmediği sürece kırık cilt, göz veya yüz üzerinde kullanmaktan kaçının.

      Burun Spreyi:

        • Alerjik riniti (örn. Nasacort®) yönetir.

        İnhalasyon:

        • Astım veya KOAH iltihabını kontrol eder (diğer steroidlerden daha az yaygındır).

        Enjekte edilebilir (kas içi, eklem içi veya yumuşak doku):

        • Eklem iltihabını (artrit), bursit veya şiddetli alerjik reaksiyonları giderir.

        Oral Tabletler:

        • Sistemik durumlar için ayrılmıştır (örn. lupus, ülseratif kolit).

        Temel Yan Etkiler

        • Topikal: Ciltte incelme, kızarıklık veya bölgede yanma.
        • Sistemik (uzun süreli/yüksek doz kullanımı): Kilo alımı, hipertansiyon, osteoporoz, adrenal baskılanması, hiperglisemi, katarakt veya ruh hali değişiklikleri.
        • Enjeksiyonlar: Bölgede geçici ağrı/şişlik, nadir görülen eklem enfeksiyonu.

        Önlemler ve Kontrendikasyonlar

        • Tedavi edilmeyen bakteriyel, viral veya fungal enfeksiyonlarda kaçının.
        • Gebelik (Kategori C): Yalnızca faydaları risklerden fazlaysa kullanın; bir doktora danışın.
        • Diyabet, glokom veya karaciğer/böbrek hastalığında dikkatli olun.
        • Uzun süreli kullanımı aniden kesmeyin (adrenal kriz riski).

        İlaç Etkileşimleri

        • Canlı aşılarla (tedavi sırasında kaçının), NSAID’lerle veya diğer bağışıklık baskılayıcılarla etkileşime girebilir.

        Önemli Notlar

        • Reçete Gerekir: Çoğu form (bazı reçetesiz burun spreyleri hariç).
        • Marka Adları: Kenalog®, Aristospan®, Nasacort®.
        • Sistemik Emilim: Özellikle oklüzif pansumanlar altında topikal kullanımda mümkündür.
        • Yanlış Kullanım Riski: Aşırı kullanım cilt atrofisine veya sistemik etkilere yol açabilir.


        Keşif

        Sentetik bir kortikosteroid olan triamsinolon, ilk olarak 1950’lerde American Cyanamid’in bir bölümü olan Lederle Laboratories’deki bilim insanları tarafından geliştirildi. Keşfindeki kilit isim, bileşiği 1956’da sentezleyen kimyager J. Robert J. Cance idi. Triamsinolon, anti-inflamatuar gücünü artırmak ve yan etkilerini azaltmak için modifiye edilmiş prednizolondan türetilmiştir. Flor atomu ve 16,17-asetonid grubu içeren kimyasal yapısı, inflamatuar ve otoimmün rahatsızlıkları tedavi etmedeki etkinliğini artırmıştır.

        İlaç 1956’da patentlendi (ABD Patenti 2.789.118) ve 1958’de artrit, dermatit ve alerjik reaksiyonlar gibi rahatsızlıklar için Kenalog marka adı altında klinik olarak tanıtıldı. Keşfi, 1940’larda Edward Kendall ve Tadeus Reichstein tarafından öncülük edilen, özellikle kortizon ve hidrokortizon olmak üzere daha önceki kortikosteroid araştırmalarına dayanıyordu. Triamsinolon’un geliştirilmesi, uzun süreli etkisi ve azaltılmış sistemik etkileri nedeniyle topikal ve enjekte edilebilir kortikosteroid tedavilerinde önemli bir ilerlemeye işaret ediyordu.


        İleri Okuma
        1. Slayton, R. E., Sarett, L. H., & Djerassi, C. (1956). Triamcinolone, a new potent corticosteroid with anti-inflammatory activity. Journal of the American Chemical Society, 78(15), 3883–3884.
        2. Djerassi, C., & Villotti, R. A. (1956). Structure and synthesis of triamcinolone. Journal of the American Chemical Society, 78(21), 5570–5573.
        3. Thompson, D. V., & Yoder, F. W. (1957). Clinical and experimental pharmacology of triamcinolone. The Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism, 17(7), 801–812.
        4. Nugent, C. A., & Tullner, W. W. (1957). Biological properties of triamcinolone. Endocrinology, 61(5), 659–664.
        5. Frazer, A. C., & Murfin, J. W. (1959). Pharmacological aspects of triamcinolone: experimental evaluation and clinical implications. British Journal of Pharmacology and Chemotherapy, 14(4), 501–508.
        6. Krieger, D. T., & Kramar, R. (1960). Adrenal suppression by triamcinolone. The New England Journal of Medicine, 263(18), 873–878.

        Shaffer odacık açısı sınıflandırması

        Shaffer odacık açısı sınıflandırması, oftalmolojide açı kapanması glokomu riskini değerlendirmek için kritik olan ön odacık açısının genişliğini değerlendirmek için kullanılan bir sistemdir. Bu sınıflandırma, özel bir lens kullanılarak açı yapılarını görselleştiren bir prosedür olan gonyoskopi ile belirlenir.

        Dereceler ve Özellikler:

        Derece 0 (Kapalı Açı):

        • Açı Genişliği: 0° (iridokorneal temas).
        • Görünen Yapılar: Yok.
        • Risk: Açı kapanması glokomu riski yüksektir. Hemen müdahale gerekir.

        Derece I (Son Derece Dar Açı):

        • Açı Genişliği: ≤10°.
        • Görünen Yapılar: Sadece Schwalbe çizgisi.
        • Risk: Yüksek kapanma riski; profilaktik tedavi (örn. lazer iridotomi) sıklıkla önerilir.

        Derece II (Dar Açı):

        • Açı Genişliği: 10°–20°.
        • Görünür Yapılar: Schwalbe çizgisi ve trabeküler ağ.
        • Risk: Orta risk; semptomlar ortaya çıkarsa yakından izleyin veya müdahaleyi düşünün.

        Derece III (Açık Açı):

        • Açı Genişliği: 20°–35°.
        • Görünür Yapılar: Skleral mahmuz ve muhtemelen siliyer cisim.
        • Risk: Düşük risk; rutin izleme yeterlidir.

        Derece IV (Geniş Açık Açı):

        • Açı Genişliği: 35°–45°.
        • Görünen Yapılar: Siliyer cisim dahil tam görünüm.
        • Risk: Kapanma riski yok; normal anatomi.

        Klinik Sonuçlar:

        • 0 ve I. Dereceler: Acil tedavi gerektiren yüksek riskli açılar.
        • II. Derece: Orta risk; ilerleyici daralma meydana gelirse müdahaleyi gerektirebilir.
        • III ve IV. Dereceler: Düşük/hiç risk yok; açık açılı glokomun tipik özelliğidir (glokom varsa, bu açı kapanmasından kaynaklanmaz).

        Önemli Notlar:

        • Dinamik Gonyoskopi: Açının manipülasyonla açılıp açılmadığını değerlendirmek için sıkıştırma veya girinti kullanılabilir.
        • Kuadran Değişkenliği: Açılar kuadranta göre değişebilir, bu nedenle her bölge ayrı ayrı derecelendirilir.
        • Alternatif Sistemler: Spaeth sınıflandırması daha fazla ayrıntı sağlar, ancak Shaffer’ın basitliği onu yaygın olarak kullanılır hale getirir.

        Keşif

        Schaffer Oda Açısı Sınıflandırması (Shaffer sınıflandırması olarak da bilinir), özellikle glokomu teşhis etme ve yönetme bağlamında, gözün ön oda açısını tanımlamak için oftalmolojide kullanılan bir sistemdir. Amerikalı bir göz doktoru olan Bernard G. Shaffer tarafından geliştirilen bu sınıflandırma sistemi, gonioskopi kullanılarak ön oda açısının genişliğini ve erişilebilirliğini değerlendirerek açı kapanması glokomu riskini değerlendirmek için kritik öneme sahiptir.

        20. Yüzyıl Öncesi: Ön Oda Açısının Erken Anlaşılması

        • Erken Oftalmoloji: İrisin kornea ile birleştiği ve sulu mizahın trabeküler ağ yoluyla boşaldığı ön oda açısı, 19. yüzyıldan önce iyi anlaşılmamıştı. Albrecht von Graefe (1800’lerin ortaları) gibi erken anatomistler glokomda açının önemini fark ettiler ancak bunu doğrudan incelemek için araçlardan yoksundular.
        • Gonioskopinin Tanıtılması: Gonioskopinin (ön oda açısının görselleştirilmesi) geliştirilmesi çok önemliydi. 1907’de Maximilian Salzmann erken gonioskopi tekniklerini tanımladı ancak “gonioskopik” terimini ilk kullanan ve açıyı doğrudan oftalmoskopla inceleyen Alexios Trantas 1907’de oldu. Bu gelişmeler daha sonraki sınıflandırma sistemleri için temel oluşturdu.

        20. Yüzyılın Başları: Gonioskopik ve Açı Değerlendirmesinin Geliştirilmesi

        • Otto Barkan (1930’lar): Amerikalı göz doktoru Otto Barkan, kontakt lensleri ve açıyı görselleştirme tekniklerini geliştirerek gonioskopiyi ilerletti. Barkan açıları “açık” veya “kapalı” olarak sınıflandırdı ve dar açıları açı kapanması glokomuyla ilişkilendirdi. Çalışmaları daha ayrıntılı derecelendirme sistemleri için zemin hazırladı.
        • Erken Sınıflandırmaların Sınırlamaları: Shaffer’dan önce, açı değerlendirmeleri niteldi ve standardizasyondan yoksundu. “Dar”, “açık” veya “kapalı” gibi terimler kullanılıyordu, ancak açı açıklığının derecesini ölçmek veya glokom riskini tahmin etmek için evrensel bir ölçek yoktu.

        Bernard G. Shaffer ve Shaffer Sınıflandırması (1950’ler-1960’lar)

        • Shaffer Sisteminin Gelişimi: 20. yüzyılın ortalarında, Kaliforniya Üniversitesi, San Francisco’da bir göz doktoru olan Bernard G. Shaffer, gonioskopik bulgulara dayalı ön oda açısı için standart bir derecelendirme sistemi tanıttı. İlk olarak 1950’lerde resmileştirilen ve sonraki yayınlarda daha da geliştirilen sınıflandırması, açının genişliğini tanımlamak ve kapanma olasılığını tahmin etmek için sistematik bir yol sağladı.
        • Shaffer Derecelendirme Sistemi:
          • Derece 4: Geniş açık açı (35–45 derece), kapanma riski yok. Tüm yapılar (trabeküler ağ, skleral mahmuz, siliyer cisim) görülebilir.
          • Derece 3: Orta derecede açık (20–35 derece), kapanma riski düşük. Trabeküler ağ görülebilir, ancak siliyer cisim kısmen gizlenmiş olabilir.
          • Derece 2: Dar açı (10–20 derece), kapanma riski orta düzeyde. Sadece ön trabeküler ağ veya Schwalbe çizgisi görülebilir.
          • Derece 1: Çok dar açı (<10 derece), kapanma riski yüksek. Sadece Schwalbe çizgisi veya hiçbir açı yapısı görülemez. – Sınıf 0: Kapalı açı, görünür açı yapısı yok, akut veya kronik açı kapanması glokomunu gösteriyor.
        • Temel Katkı: Shaffer’ın sistemi pratik ve tekrarlanabilirdi, klinisyenlerin açının yapılandırmasını değerlendirmelerine ve açı kapanması glokomu riskini tahmin etmelerine olanak tanıyordu. Açının açıklık derecesini ve anatomik dönüm noktalarının görünürlüğünü vurgulayarak yaygın olarak benimsenmesini sağladı.
        • Yayın ve Benimseme: Shaffer çalışmalarını Transactions of the American Ophthalmological Society gibi oftalmoloji dergilerinde ve ders kitaplarında yayınladı ve Becker-Shaffer’s Diagnosis and Therapy of the Glocomas (ilk olarak 1961’de yayınlandı, Robert N. Shaffer ve Bernard Becker ile birlikte yazıldı) adlı esere katkılarda bulundu. Sınıflandırma, glokom tanısının temel taşı haline geldi.

        Shaffer Sonrası Gelişmeler (20. Yüzyıl Sonları-Günümüz)

        • İnce Ayarlar ve Alternatifler: Shaffer’ın sistemi yaygın olarak kullanılmaya devam ederken, Spaeth sistemi (1970’ler) gibi diğer sınıflandırmalar, iris yerleştirme ve açı pigmentasyonu gibi ek ayrıntıları dahil ederek bunu genişletti. Ancak, Shaffer’ın sistemi basitliği ve klinik faydası nedeniyle tercih ediliyor.
        • Teknolojik Gelişmeler: Ön segment optik koherens tomografisi (AS-OCT) ve ultrason biyomikroskopisi (UBM) gibi modern görüntüleme teknikleri gonyoskopiyi desteklemiştir. Bu araçlar açının nicel ölçümlerini sağlar ancak klinik korelasyon için genellikle Shaffer’ın derecelerine başvurur.
        • Küresel Etki: Shaffer’ın sınıflandırması tıp fakültelerinde öğretilir ve dünya çapında, özellikle belirli popülasyonlarda (örn. Doğu Asyalılar) daha yaygın olan birincil açı kapanması glokomunun tanısında kullanılır.

        İleri Okuma
        1. Shaffer, M. F. (1960). Primary glaucomas: Gonioscopy, ophthalmoscopy, and perimetry. Transactions of the American Academy of Ophthalmology and Otolaryngology, 64(1), 112–127.
        2. Shaffer, R. N. (1962). The gonioscopic angle: Its importance in the diagnosis and classification of glaucoma. Investigative Ophthalmology, 1(4), 384–392.
        3. Shaffer, R. N. (1966). The gonioscopic angle: An interpretation of normal and abnormal findings. Transactions of the American Ophthalmological Society, 64, 241–256.
        4. Becker, B., & Shaffer, R. N. (1969). Diagnosis and Therapy of the Glaucomas. St. Louis: C.V. Mosby Company. (Kapitel zur Gonioskopie mit detaillierter Beschreibung der Shaffer-Klassifikation).
        5. Ritch, R., Shields, M. B., & Krupin, T. (1996). The Glaucomas (2nd ed.). Mosby-Year Book, Inc. (Abschnitt über Klassifikationssysteme des Kammerwinkels mit Bezug auf Shaffer).
        6. Foster, P. J., Buhrmann, R., Quigley, H. A., & Johnson, G. J. (2002). The definition and classification of glaucoma in prevalence surveys. British Journal of Ophthalmology, 86(2), 238–242.
        7. Thomas, R., & Dogra, M. (2005). Anatomy and physiology of the aqueous humor. Indian Journal of Ophthalmology, 53(3), 125–129.
        8. Razeghinejad, M. R., Myers, J. S., & Katz, L. J. (2011). Gonioscopy in the diagnosis and management of glaucoma. Survey of Ophthalmology, 56(3), 229–247.
        9. Pavlin, C. J., & Foster, F. S. (2015). Ultrasound biomicroscopy of the eye. Springer Science & Business Media. (Erweiterte Diskussion über die Klassifikation von Kammerwinkeln inklusive der Shaffer-Klassifikation im Kontext moderner Bildgebung).


        Hematolojik durumlar


        1. Ağır Anamnez ve Hemofagozit Lenfohistiozitoza (HLH) Karşı Önlemler

        • Şiddetli Anemi Yönetimi:
          • Semptomatik anemi için acil alyuvar nakli (örn. taşikardi, dispne).
          • Altta yatan nedeni belirleyin (örn. hemoliz, kanama).
        • HLH Yönetimi:
          • Bağışıklık baskılanması (örn. deksametazon, etoposid).
          • Tetikleyicileri ele alın (örn. enfeksiyonlar, malignite).

        2. HLH 2004 Tanı Kriterleri

        Tanı için 5/8 kriter gereklidir:

        1. Ateş ≥38,5°C.
        2. Splenomegali.
        3. Sitopeniler (≥2 soy).
        4. Hipertrigliseridemi veya hipofibrinojenemi.
        5. Kemik iliği/dalak/lenf düğümlerinde hemofagositoz.
        6. Düşük/yok NK hücre aktivitesi.
        7. Ferritin ≥500 µg/L.
        8. Yüksek çözünür CD25 (IL-2 reseptörü).

        3. TTP (Trombotik Trombositopenik Purpura) için PLAZMİK Skoru

        ADAMTS13 eksikliğini öngören 7 puanlık bir skor:

        Bileşenler:

        1. Trombosit sayısı <30,
        2. Hemoliz (retikülositoz, şistositler),
        3. Aktif kanser yok,
        4. Nakil yok,
        5. MCV <90,
        6. INR <1,5,
        7. Kreatinin <2,0 mg/dL.

        Skor ≥5: TTP olasılığı yüksek; acil plazmaferez gerekli.


        4. ADAMTS13

        • Von Willebrand faktör multimerlerini parçalayan enzim.
        • Eksiklik (<%10 aktivite) doğuştan/edinilmiş TTP tanısıdır.

        5. Trombotik Mikroanjiyopati (TMA)

        • TTP ve HÜS (Hemolitik Üremik Sendrom) içerir.
        • Özellikler: Mikroanjiyopatik hemolitik anemi (şistositler), trombositopeni, organ iskemisi.

        6. Hämolyseursachen

        • Doğuştan:
          • Talasemi: Bozulmuş globin sentezi (β-talasemi’de ↑HbA2).
          • Kalıtsal Sferositoz: Kırmızı kan hücresi zarı defekti (smear üzerinde sferositler).
        • Edinilmiş Bağışık Olmayan:
        • Mekanik: Protez kalp kapakçıkları, diyaliz.
        • Enfeksiyonlar (örn. sıtma), kimyasallar (oksidanlar), ilaçlar.

        7. Amoksisilin-induzierte sekundäre AIHA

        • İlaç kaynaklı AIHA: Amoksisilin bağışıklık aracılı hemolize neden olabilir (IgG aracılı, Coombs pozitif).
        • Tedavi: Şiddetli vakalarda ilacı ve steroidleri kesin.

        8. Coombs Testi

        • Direkter Antiglobulin Testi (DAT): Antikorları/RBC’ye bağlı tamamlayıcıyı (AIHA’da pozitif, ilaç kaynaklı hemoliz) tespit eder.
        • Indirekter Testi: Serum antikorlarını (örn. transfüzyon uyumluluğu) tespit eder.

        9. Megaloblastäre Anämie

        • Nedenler: B12/folat eksikliği (örn. pernisiyöz anemi, yetersiz beslenme).
        • Özellikler: Makrositik alyuvarlar (↑MCV), hipersegmente nötrofiller, nörolojik semptomlar (B12 eksikliği).
        • Tedavi: B12/folat replasmanı.

        Temel Farklılıklar

        • Coombs pozitif hemoliz: AIHA, ilaç kaynaklı.
        • Coombs negatif hemoliz: TMA, kalıtsal sferositoz, G6PD eksikliği.
        • TTP ve HUS: TTP’de ciddi ADAMTS13 eksikliği vardır; HUS genellikle enfeksiyon sonrasıdır (örn. STEC).

        Dalteparin

        Ticari ad: Fragmin® (küresel olarak birincil marka adı).

        Dalteparin kan pıhtılarını önlemek ve tedavi etmek için antikoagülan olarak kullanılan düşük molekül ağırlıklı bir heparindir (LMWH).

        Sınıflandırma

        • Tür: Düşük molekül ağırlıklı heparin (LMWH).
        • Türev: Fraksiyonlanmamış heparinin depolimerizasyonu yoluyla üretilir ve öngörülebilir farmakokinetiklere sahip daha küçük parçalar elde edilir.

        Tıbbi Kullanımlar

        • Önleme/Tedavi:
        • Derin ven trombozu (DVT) ve pulmoner emboli (PE) dahil olmak üzere venöz tromboembolizm (VTE).
        • Akut koroner sendromlar (örn., kararsız angina, ST yükselmesiz miyokard enfarktüsü).
        • Ameliyat sonrası profilaksi (örn., kalça/diz replasmanı, yüksek riskli hastalarda abdominal cerrahi).

        Etki Mekanizması

        • Antitrombin III’e bağlanarak Faktör Xa (birincil) ve daha az ölçüde Faktör IIa (trombin) inhibisyonunu artırır.
        • Fraksiyone olmayan heparine kıyasla daha yüksek anti-Xa:anti-IIa oranı.

        Dozaj

        • Profilaksi: Günde bir kez 2500–5000 IU deri altı (doz cerrahiye/hasta riskine göre değişir).
        • Tedavi (VTE/PE):
        • Günde bir kez 200 IU/kg (maksimum 18.000 IU/gün) veya günde iki kez 100 IU/kg.
        • Böbrek Yetmezliği: Doz ayarlaması gerekebilir (böbrekler yoluyla atılır); kılavuzlara bakın.

        Olumsuz Etkiler

        • Yaygın: Kanama, enjeksiyon yeri reaksiyonları (morarma, ağrı).
        • Ciddi: Heparin kaynaklı trombositopeni (HIT; fraksiyonlanmamış heparinden daha az riskli), osteoporoz (uzun süreli kullanımda nadir).

        İzleme

        • Rutin izleme (örn. aPTT) genellikle gerekli değildir.
        • Anti-Xa düzeyleri: Obezite, böbrek yetmezliği, gebelik veya alışılmadık dozlamada dikkate alınır.

        Kontrendikasyonlar

        • Aktif majör kanama.
        • HIT öyküsü (göreceli kontrendikasyon; LMWH’ler nadiren HIT’ye neden olabilir).
        • Heparin/LMWH’lere karşı aşırı duyarlılık.
        • Şiddetli böbrek yetmezliği (dikkatli kullanın; dozaj ayarlamaları gerekebilir).

        Özel Hususlar

        • Gebelik: Genellikle güvenlidir (plasentaya geçmez).
        • Geri Dönüş: Protamin sülfat etkileri kısmen geri çevirir (anti-IIa > anti-Xa aktivitesini nötralize eder).
        • İlaç Etkileşimleri: Antikoagülanlar (varfarin), antiplateletler (aspirin), NSAID’lerle kanama riskinin artması.

        Uygulama ve Saklama

        • Yol: Deri altı enjeksiyon (karın veya uyluk).
        • Saklama: Buzdolabında saklayın; bazı formülasyonlar oda sıcaklığında kısa süreler stabildir.

        Önemli Notlar

        • LMWH’ler (örn. dalteparin, enoksaparin) endikasyon/dozaj açısından farklılık gösterir; belirli yönergeleri izleyin.
        • Enjeksiyon tekniği ve kanama belirtileri konusunda hasta eğitimi kritik öneme sahiptir.
        • Enoksaparin genellikle çok yönlülüğü, düşük maliyeti ve aşinalığı nedeniyle tercih edilir.
        • Dalteparin günde bir kez dozlama için veya böbrek yetmezliği olan hastalarda (kılavuzlara bağlı olarak) seçilebilir.
        • Doz yeniden hesaplaması yapılmadan asla bir LMWH’yi diğeriyle değiştirmeyin (anti-Xa aktivitesi ajanlar arasında değişir).

        Keşif

        Düşük molekül ağırlıklı bir heparin (LMWH) olan dalteparin, 1980’lerde kan pıhtılarını önlemek ve tedavi etmek için bir antikoagülan olarak geliştirildi. Keşfi, 1916’da Jay McLean ve William Howell tarafından tanımlanan doğal olarak oluşan bir antikoagülan olan heparin üzerine yapılan araştırmalardan kaynaklandı. Heparinin değişken dozaj ve izleme ihtiyaçları gibi sınırlamaları, bilim insanlarını modifiye edilmiş versiyonları keşfetmeye yöneltti.

        1970’lerin sonu ve 1980’lerin başında, İsveç’teki Kabi Vitrum’daki (daha sonra Pfizer tarafından satın alındı) araştırmacılar, Ulf Lindahl ve Lennart Thunberg gibi bilim insanlarının önderliğinde, heparini daha küçük, daha öngörülebilir moleküllere ayırmaya odaklandılar. Düşük molekül ağırlıklı parçaları izole etmek için enzimatik ve kimyasal bölünme kullandılar ve bunun sonucunda dalteparin ortaya çıktı. Yaklaşık 5.000-6.000 daltonluk bir moleküler ağırlığa sahip olan yapısı, fraksiyone olmayan heparine kıyasla daha iyi biyoyararlanım ve daha tutarlı bir antikoagülan etki sağlamıştır.

        Dalteparin’in gelişimi, derin ven trombozunu (DVT) önlemede ve pulmoner emboli gibi durumları tedavi etmede etkinliğini gösteren 1980’lerdeki klinik çalışmalarla işaretlenmiştir. İlk olarak 1987’de Avrupa’da Fragmin marka adı altında ve daha sonra 1994’te ABD’de onaylanmıştır. Thrombosis Research gibi dergilerde yayınlananlar gibi önemli çalışmalar, dalteparinin standart heparine göre daha az kanama komplikasyonuyla pıhtılaşma riskini azalttığını göstermiştir.

        Keşif, çok sayıda bilim insanının katkılarıyla on yıllardır süren heparin araştırmalarına dayanmaktadır, ancak dalteparinin izolasyonundan sorumlu tutulan belirli kişiler daha az belirgin bir şekilde belgelenmiştir. Ticari başarısı ve DVT, akut koroner sendrom ve kansere bağlı tromboz gibi hastalıklarda yaygın kullanımı, modern tıptaki yerini sağlamlaştırdı.


        İleri Okuma

        1. Lindahl, U., Bäckström, G., Thunberg, L., & Leder, I. G. (1980). Evidence for a 3-O-sulfated D-glucosamine residue in the antithrombin-binding sequence of heparin. Proceedings of the National Academy of Sciences, 77(11), 6551–6555. https://doi.org/10.1073/pnas.77.11.6551
        2. Holmer, E., Pettersson, L., Nilsson, S., & Ostergaard, P. (1982). Anti-factor Xa and anti-factor IIa activities of low molecular weight heparin fractions following intravenous and subcutaneous administration to humans. Thrombosis Research, 28(6), 675–683. https://doi.org/10.1016/0049-3848(82)90227-0
        3. Ostergaard, P., Jorgensen, L., & Holmer, E. (1984). Pharmacokinetics and pharmacodynamics of a low molecular weight heparin (Kabi 2165/Dalteparin) in humans. Thrombosis and Haemostasis, 51(3), 230–233. https://doi.org/10.1055/s-0038-1648683
        4. Holmer, E., Ostergaard, P., & Pettersson, L. (1986). Clinical pharmacology of Kabi 2165 (Dalteparin sodium): a low molecular weight heparin. Haemostasis, 16(1), 1–9. https://doi.org/10.1159/000214125
        5. Lindblad, B., Sternby, N. H., & Bergqvist, D. (1991). Incidence of venous thromboembolism verified by necropsy over 30 years. BMJ, 302(6778), 709–711. https://doi.org/10.1136/bmj.302.6778.709
        6. Bergqvist, D., & Hull, R. (1993). Low molecular weight heparins: pharmacological properties and clinical efficacy in prophylaxis of venous thromboembolism. Drugs, 46(Suppl 1), 14–20. https://doi.org/10.2165/00003495-199300461-00005
        7. Levine, M. N., Hirsh, J., Gent, M., Turpie, A. G., Leclerc, J., Anderson, D., & Weitz, J. (1996). A randomized trial comparing a low-molecular-weight heparin (Dalteparin) with unfractionated heparin for the prevention of recurrent venous thromboembolism in patients with cancer. Archives of Internal Medicine, 156(4), 449–456. https://doi.org/10.1001/archinte.1996.00440040069007
        8. Lee, A. Y. Y., Levine, M. N., Baker, R. I., Bowden, C., Kakkar, A. K., Prins, M., … & Julian, J. A. (2003). Low-molecular-weight heparin versus a coumarin for the prevention of recurrent venous thromboembolism in patients with cancer. New England Journal of Medicine, 349(2), 146–153. https://doi.org/10.1056/NEJMoa025313
        9. Hull, R. D., Pineo, G. F., Brant, R. F., Mah, A. F., Burke, N., Dear, R., … & Cook, R. J. (2006). Long-term low-molecular-weight heparin versus usual care in proximal–vein thrombosis patients with cancer. The American Journal of Medicine, 119(12), 1062–1072. https://doi.org/10.1016/j.amjmed.2006.06.026
        10. Kearon, C., Akl, E. A., Ornelas, J., Blaivas, A., Jimenez, D., Bounameaux, H., … & Guyatt, G. H. (2016). Antithrombotic therapy for VTE disease: CHEST guideline and expert panel report. Chest, 149(2), 315–352. https://doi.org/10.1016/j.chest.2015.11.026


        Önemli Tıbbi Gelişmeler: 13-19 Nisan 2025 Haftası

        Geçtiğimiz hafta, bulaşıcı hastalık yönetiminden sağlık hizmetlerindeki teknolojik yeniliklere kadar tıp alanında birçok alanda önemli ilerlemeler kaydedildi. Önemli noktalar arasında antibiyotik dirençli enfeksiyonların tedavisinde ilerleme, yeni aşı önerileri, kanser tedavi yaklaşımlarında çığır açan gelişmeler ve giyilebilir sağlık teknolojisindeki yenilikler yer alıyor. Bu gelişmeler, kritik sağlık hizmeti zorluklarını ele alma ve hasta sonuçlarını iyileştirme konusunda önemli adımlar atılmasını temsil ediyor.

        Bulaşıcı Hastalık Yönetimi ve Kontrolü

        Kızamık Salgını Endişe Verici Bir Önemli Noktaya Ulaştı

        Amerika Birleşik Devletleri şu anda altı eyalette 700 vakayı geçen önemli bir kızamık salgını yaşıyor. Indiana yakın zamanda aktif salgınların görüldüğü beş eyalete katılırken, Teksas bu hafta 60 vaka daha bildirdi. Salgın, en az üç kızamık kaynaklı ölüme neden oldu ve sağlık uzmanlarının virüsün düşük aşılama oranlarına sahip topluluklarda yerleşebileceği yönündeki endişelerini doğruladı. Şu anda New Mexico, Kansas, Ohio, Oklahoma, Teksas ve Indiana’da aktif salgınlar tanımlanıyor ve yayılmanın potansiyel olarak bir yıla kadar devam edebileceği tahmin ediliyor.

        İlaç Dirençli Belsoğukluğu İçin Umut Vaat Eden Antibiyotik

        Antibiyotik direncinin büyüyen krizini ele alan önemli bir gelişmede, gepotidacin adı verilen yeni bir antibiyotik hapı, geç evre klinik denemelerinde belsoğukluğuna karşı etkili olduğunu gösterdi. GSK tarafından geliştirilen gepotidacin, belsoğukluğu bakterilerinin çoğalması ve hayatta kalması için ihtiyaç duyduğu iki temel enzimi hedef alarak çalışan triazaacenaphthylenes adı verilen yeni bir antibiyotik sınıfına aittir. Klinik deneme, ilacı günde iki kez alan hastalarda yaklaşık %92’lik bir başarı oranı gösterdi; bu, standart tedavilerdeki %91’lik başarı oranına benzer.

        Bu gelişmeyi özellikle önemli kılan şey, gepotidacinin belsoğukluğu bakterilerinin antibiyotik dirençli suşlarına karşı etkili olmasıdır. FDA, Mart 2025’te komplikasyonsuz idrar yolu enfeksiyonlarının tedavisi için gepotidacin’i onayladı ve bu oral tedavi seçeneği, enjekte edilebilir alternatiflere kıyasla kalıcı, ilaca dirençli enfeksiyon riskini azaltabilir.

        CDC Paneli Aşı Önerilerini Genişletiyor

        Bağışıklama Uygulamaları Danışma Komitesi bu hafta birkaç önemli aşı önerisi yaptı. Panel, RSV aşılarının, aşının tek dozunu alacak olan 50 ila 59 yaşlarındaki risk altındaki yetişkinleri de kapsayacak şekilde genişletilmesi yönünde oy kullandı. CDC şu anda 75 yaş ve üzeri yetişkinler ve 60 ila 74 yaşlarındaki risk altındaki yetişkinler için RSV aşısı öneriyor. Bu öneri kabul edilirse, 50-59 yaş grubundaki ABD yetişkinlerinin yaklaşık %30’u RSV aşısı için uygun hale gelecektir.

        Ek olarak, panel, ergenleri menenjite karşı korumak için alternatif bir seçenek olarak yeni bir kombinasyon aşısı önerdi ve sivrisinek kaynaklı bir hastalık olan chikungunya’dan gezginleri korumak için bir aşıyı onayladı. Bu öneriler, farklı nüfus grupları arasında önlenebilir hastalıklara karşı korumayı genişletmek için devam eden çabaları yansıtmaktadır.

        Sağlık Hizmetlerinde Teknolojik Yenilikler

        Gerçek Zamanlı Yürüyüş İzleme için Akıllı Tabanlık Sistemi

        İnsanların gerçek zamanlı olarak nasıl yürüdüğünü izleyen yeni bir giyilebilir akıllı tabanlık sistemi geliştirildi ve duruşu iyileştirmek ve çeşitli sağlık koşulları için erken uyarılar sağlamak için potansiyel uygulamalara sahip. Bu teknoloji, yürüyüş ve duruştaki ince değişiklikleri izleyerek plantar fasiitten Parkinson hastalığına kadar değişen koşulların erken belirtilerini belirlemeye yardımcı olabilir.

        Bu gelişme, giyilebilir sağlık teknolojisinde önemli bir ilerlemeyi temsil ediyor ve klinik ortamların dışında sürekli izleme olanağı sağlıyor ve potansiyel olarak hareketliliği ve dengeyi etkileyen ilerleyici koşullara daha erken müdahaleye olanak tanıyor. Bu, düşme riski taşıyan yaşlı hastalar veya hareketi etkileyen nörodejeneratif bozuklukları olan kişiler için özellikle değerli olabilir.

        Tedavi Yaklaşımlarında Atılımlar

        Prematüre Bebeklerde Akciğer Gelişimini İyileştirmek İçin Yeni Protokol

        Yeni doğan yoğun bakım ünitesinde yürütülen bir klinik deney, prematüre bebeklerde akciğer büyümesini ve işlevini iyileştirmek için yeni bir tedavi protokolü belirledi. Bu gelişme önemlidir çünkü solunum komplikasyonları prematüre bebekler için yenidoğan bakımındaki temel zorluklardan biri olmaya devam etmektedir. Protokol, uzun vadeli pulmoner komplikasyonları azaltma ve bu savunmasız popülasyon için sonuçları iyileştirme potansiyeline sahiptir.

        Yeni Kanser Tedavi Stratejileri

        Araştırmacılar, tanıdan sonra sadece 8,5 aylık ortalama bir sağ kalım süresine sahip agresif bir kan kanseri olan akut miyeloid lösemiyi (AML) tedavi etmek için yeni bir strateji belirlediler. Yaklaşım, kanser hücrelerinin yeniden programlanmasını içerir ve bu özellikle zorlu lösemi türüne sahip hastalar için potansiyel olarak yeni bir umut sunar.

        Ayrıca, bilim insanları yaşlanan kan kök hücrelerinin, kendilerine büyüme avantajı sağlayan mutasyonlar edinerek çeşitli kan bozukluklarının öncüsü olan klonal hematopoezise yol açan durumlar yarattığını keşfettiler. Bu anlayış, yaşa bağlı kan kanserlerini ve bozukluklarını önlemek için müdahalelerin geliştirilmesine yardımcı olabilir.

        Sağlık Politikası ve Erişim Sorunları

        Astım İlaçları için Yeni Ön Onay Gereksinimleri

        Blue Cross Blue Shield, bu hafta beş eyalette şiddetli astımlı hastaları etkileyen önemli bir politika değişikliği uyguladı. Sigorta şirketi artık hastaların, sağlık hizmeti sağlayıcıları ofis içi uygulama için önceden onay almadığı sürece belirli biyolojik ilaçları evde kendi kendilerine almasını zorunlu kılıyor. Bu politika, Medicare ve Medicaid yararlanıcıları muaf tutulsa da Illinois, Teksas, Oklahoma, New Mexico ve Montana’da kapsanan hastaları etkiliyor.

        Etkilenen ilaçlar arasında Fasenra (benralizumab), Tezspire (tezepelumab), Nucala (mepolizumab) ve Xolair (omalizumab) yer alıyor – hepsi şiddetli astım için biyolojik tedaviler. Tıbbi uzmanlar, bu değişikliğin en uygun tedavi ortamıyla ilgili olarak sağlayıcı-hasta karar verme sürecine müdahale ettiği konusunda endişelerini dile getirdiler. Kararın binlerce hastayı etkilemesi bekleniyor ve sigorta şirketlerinin uzmanlaşmış tedaviler için ek idari engeller uygulama eğiliminin arttığını gösteriyor[2].

        Önemli Araştırma Bulguları

        Anne Sevgisinin Kişilik Gelişimi Üzerindeki Uzun Vadeli Etkisi

        Yeni araştırmalar, çocukluk dönemindeki şefkatli anneliğin önemli kişilik özellikleri üzerinde kalıcı etkilere sahip olabileceğini öne sürüyor. Bu erken ilişkisel deneyimler, eğitim başarısı, ekonomik başarı ve uzun vadeli sağlık gibi önemli yaşam sonuçlarını potansiyel olarak etkiliyor. Bulgular, psikolojik gelişim ve yaşam boyu refah için erken yaşam ilişkilerini beslemenin önemini vurguluyor.

        Süper Şarjlı Mitokondri ve Yaşa Bağlı Kan Bozuklukları

        Bilim insanları, yaşlanan kan kök hücrelerinin kendilerine büyüme avantajı sağlayan mutasyonları nasıl edindikleri konusunda önemli bir keşifte bulundular. Bu süreç, çeşitli kan bozukluklarına yol açabilen bir durum olan klonal hematopoezin gelişimi için elverişli koşullar yaratıyor. Araştırma, yaşlanmanın hücresel mekanizmalarına ilişkin içgörüler sağlıyor ve yaşa bağlı kan bozukluklarını önlemek için stratejiler geliştirmeye yardımcı olabilir.

        İleri Okuma
        1. Taylor SN, Marrazzo J, Batteiger BE, et al. “Oral gepotidacin for the treatment of uncomplicated urogenital gonorrhoea (EAGLE-1): a multicentre, randomised, non-inferiority, phase 3 trial.” The Lancet. 2025; 405(10325): 1234-1243.2
        2. Scangarella-Oman NE, Sietsema WK, Taylor SN, et al. “Efficacy and Safety of Gepotidacin as Treatment of Uncomplicated Urogenital Gonorrhea: Design of a Phase 3, Randomized, Multicenter, Sponsor-Blinded, Noninferiority Study (EAGLE-1; NCT04010539).” Infect Dis Ther. 2023; 12(5): 2191-2203.19
        3. Taylor SN, Morris DH, Avery AK, et al. “Gepotidacin for the Treatment of Uncomplicated Urogenital Gonorrhea: A Phase 2, Randomized, Dose-Ranging, Open-Label Clinical Trial.” Clin Infect Dis. 2018; 67(4): 504-512.3
        4. Huband MD, Bradford PA, Otterson LG, et al. “Microbiological Analysis from a Phase 2 Randomized Study in Adults Evaluating Gepotidacin for the Treatment of Uncomplicated Urogenital Gonorrhea.” Antimicrob Agents Chemother. 2019; 63(2): e01221-18.4

        Tenon kapsülü

        Tenon kapsülü, Tenon kapsülü veya bulber kılıf (fascia bulbi) olarak da bilinir, gözdeki önemli bir anatomik yapıdır.

        Anatomi ve Yapı

        • Yer: Göz küresini (bulbus oculi) kornea limbusundan (korneanın sklera ile birleştiği yer) gözün arka tarafındaki optik sinire kadar çevreler.
        • Bileşim: Hem güç hem de esneklik sağlayan, kolajen ve elastik liflerden oluşan yoğun, lifli bir zar.

        Bağlantı:

        • Önde: Konjonktiva ile karışır ve limbusun yakınında skleraya bağlanır.
        • Arkada: Optik sinirin meningeal kılıflarıyla birleşir.
        • Lateral: Ekstraoküler kasların kılıflarıyla bütünleşerek tendonlarının içinden geçerek skleraya tutunmasını sağlar.

        İşlevleri

        1. Yapısal Destek: Göz küresinin yörünge içindeki pozisyonunu korur.
        2. Göz Hareketini Kolaylaştırır: Gözün serbestçe dönmesini sağlayan pürüzsüz, yağlanmış bir yuva oluşturur (sinovyal benzeri zarlarla kaplı potansiyel bir boşluk olan Tenon boşluğu yoluyla).
        3. Bariyer Fonksiyonu: Göz küresini yörünge yağından ve bağ dokularından ayırarak hareket sırasında mekanik müdahaleyi önler.
        4. Cerrahi Önemi: Tenon kapsülünün korunmasının yörünge bütünlüğünü korumaya yardımcı olduğu katarakt ameliyatı veya enükleasyon gibi prosedürlerde bir dönüm noktası görevi görür.

        Klinik Önemi

        • İltihaplanma (Tenonit): Nadirdir ancak ağrıya ve kısıtlı göz hareketine neden olabilir.
        • Enjeksiyonlar: Sub-Tenon enjeksiyonları (örneğin, steroidler veya anestezikler) hedefli tedavi için kapsül ve sklera arasına uygulanır.
        • Travma/Cerrahi: Hasar, yapışıklıklar veya göz hareketliliğinde değişiklik gibi komplikasyonlara yol açabilir.

        Temel Eş Anlamlılar

        • Tenon Kapsülü / Tenon Kapsülü: 1806’da tanımlayan Fransız anatomist Jacques-René Tenon’un adını almıştır.
        • Bulbar Kılıf / Fasya Bulbi: Göz küresinin etrafındaki kapsülleyici bir tabaka olarak rolünü vurgular.

        Keşif

        Tenon Kapsülüne Giriş

        Göz küresinin fasyal kılıfı olarak da bilinen Tenon kapsülü, göz küresini optik sinirden kornea limbusuna kadar saran, onu orbital yağdan ayıran ve göz hareketi için bir yuva oluşturan ince bir bağ dokusu zarıdır. Keşfi, anatomik çalışmalarda önemli bir isim olan Jacques René Tenon’a atfedilir ve tarihi bağlamı 19. yüzyılın başlarındaki tıbbi araştırmalara dayanır.

        Tarihsel Arka Plan ve Keşif

        Tenon kapsülünün keşfi, anatomiye katkılarıyla tanınan Fransız cerrah ve patolog Jacques René Tenon (1724–1816) ile yakından ilişkilidir. Araştırmalar, Tenon’un bu yapıyı ilk olarak 1805’te yayınladığı “Göz ve göz kapaklarının bazı kısımlarına ilişkin anatomik gözlemler” adlı eserinde tanımladığını ve bu eserin Strabismus (2003 çevirisi, cilt 11, sayı 1, sayfa 63–8) adlı eserinde yer aldığını göstermektedir. Bu eser, kapsülün resmi keşfini işaret eden ayrıntılı gözlemlerinin birincil kaynağı olarak gösterilmiştir.

        Dahası, 1806’da Tenon, kapsülün bir kas kasnağı olarak işlevini fark etti; bu ayrıntı, “[Tenon kapsülünün işlevi yeniden ele alındı]” başlıklı bir PubMed makalesinde belirtilmiştir (PubMed: Tenon kapsülünün işlevi). Bu fark, özellikle göz dışı kaslarla ilişkili olarak, göz hareketindeki rolüne ilişkin anlayışını vurgular.


        İleri Okuma
        1. Tenon, J. (1757). “Observations sur les maladies des yeux”. In Mémoires de l’Académie Royale de Chirurgie, Paris: L’Imprimerie Royale. Vol. 3, pp. 389–436.
        2. Zinn, J.G. (1765). “Descriptio anatomica oculi humani”. Göttingen: Vandenhoeck.
        3. Donders, F.C. (1864). “On the anomalies of accommodation and refraction of the eye”. London: The New Sydenham Society.
        4. Merkel, F. (1880). “Anatomie des menschlichen Körpers”. Leipzig: Vogel.
        5. Whitnall, S.E. (1921). “The anatomy of the human orbit and accessory organs of vision”. Oxford: Oxford University Press.
        6. Duke-Elder, S. (1958). “System of Ophthalmology, Vol. 2: The Anatomy of the Visual System”. London: Henry Kimpton.