Sinonim: subficiō.
latincede;
- Altına veya arasına koydum.
- Daldırdım, batırdım, renklendirdim, boyadım.
- Ben yeterliyim.
Genellikle cümleye yeterlilik anlamı katar. (Bkz; su–fficio)
Tıp terimleri sözlüğü
latincede; olumsuz bildiren ön ektir.
-içerisi.
Oskültasyon (Türkçede yaygın telaffuzla “öskültasyon”), kökenini Latincedeki auscultāre fiilinden alır: “dinlemek, kulak vermek, işiterek anlamak; mecazen itaat etmek/uyum göstermek.” Bu fiilden türeyen auscultātiō ise “dinleme eylemi” anlamına gelir. Latincedeki aus- ön eki, etimolojik olarak “kulak” anlamındaki auris ile aynı kavramsal alana bağlanır; yani kelimenin çekirdeğinde, sesin kulak aracılığıyla bilgiyi taşıyan bir klinik işaret olarak değerlendirilmesi vardır. Türkçede “oskültasyon” biçimi, kelimenin telaffuz-temelli uyarlamasıdır; halk arasında “öskültasyon” denmesi, ses uyumları ve söyleyiş ekonomisiyle ilişkilidir.
Klinik anlamda oskültasyon, vücut içi akustik fenomenlerin (kalp sesleri, akciğer sesleri, vasküler üfürümler, barsak sesleri vb.) işitsel analiz yoluyla yorumlanmasıdır. Modern pratikte bu analiz çoğunlukla stetoskop ile yapılır. Stetoskop, ses dalgalarının doku-hava ara yüzlerinde kaybını azaltıp belirli frekansları klinisyenin kulağına daha verimli ileterek, “çıplak kulakla dinleme”nin sınırlarını genişletir.
Oskültasyonun klinik değerinin “evrimsel” gelişimi iki düzlemde okunabilir:
Kalp oskültasyonunun amacı, kalbin mekanik olaylarının (kapak kapanmaları, kanın hızlanması-yavaşlaması, türbülans, miyokard/ventrikül duvarının gerilimi) oluşturduğu sesleri analiz ederek:
Akustik açıdan iki temel ses üretim mekanizması vurgulanır:
Kalp kapakları anatomik olarak sternumun arkasında yer alsa da sesler, kan akımının yönü ve göğüs duvarı iletim özellikleri nedeniyle belirli odaklarda daha iyi duyulur. Klasik odaklar:
Kritik prensip: “Kapak nerede?” sorusu ile “Ses nerede en iyi duyuluyor?” sorusu aynı değildir; oskültasyon, ikinci soruya dayanır.
1) Ortam ve hasta pozisyonu
2) Stetoskop başlığı seçimi (diyafram/bell)
3) Sıra
S2 iki komponentten oluşur: A2 ve P2. Aralarındaki farkın solunumla değişimi, sağ kalp dolumu ve ejeksiyon süresindeki fizyolojik değişikliklerle ilişkilidir.
Üfürümler, türbülanslı akımın oluşturduğu “sürekli ses enerjisi”dir. Klinik analiz, tek bir sıfata indirgenmez; çok boyutlu tarif esastır:
S1–S2 arasında duyulur.
S2–S1 arasında duyulur ve çoğu zaman daha “patoloji-odaklı” kabul edilir.
Sistol ve diyastol boyunca sürer; klasik örnekler arasında patent duktus arteriozus gibi sürekli akım lezyonları yer alır.
Perikarditte perikard yapraklarının birbirine sürtünmesiyle oluşan ses, çoğu zaman:
bir fenomendir. Üfürümden farklı olarak “akım türbülansı” değil, “yüzey sürtünmesi” kaynaklıdır; bu ayrım, klinik akıl yürütmenin merkezindedir.
Kalp oskültasyonu, güçlü bir yönlendirici olsa da tek başına tanı koydurucu olmak zorunda değildir; klinik değerini şu entegrasyon belirler:
Bu nedenle oskültasyon, klinik düşünmede bir “ses haritası” çıkarır: kapakların mekanik davranışı, akımın yönü, kalp boşluklarının kompliansı ve perikardiyal yüzeylerin durumu hakkında hipotez üretir; hipotez, geri kalan klinik verilerle sınanır.
Auscultāre (kulağıyla anlamak) fikrinin özü de burada görünür: dinlemek, yalnızca işitmek değil, işitileni sistemli bir sınıflandırma ve bağlamsal akıl yürütme ile “anlam”a dönüştürmektir.
Oskültasyonun hikâyesi, insan bedeninin sessiz gibi görünen ama aslında sürekli konuşan bir sistem olduğunun yavaş yavaş fark edilmesiyle başlar.
Antik Yunan ve Roma hekimliğinde oskültasyon, bugünkü anlamıyla sistematik bir teknik olarak tanımlanmış değildir; ancak dinleme eylemi hekimlik pratiğinin örtük bir parçasıdır. Hipokrat geleneğinde, göğüs duvarına kulak dayayarak solunum seslerinin veya barsak hareketlerinin kaba biçimde değerlendirilmesine dair dolaylı anlatımlar bulunur. Bu dönemde dinleme, daha çok gözlem ve dokunmanın tamamlayıcısıdır; ses, henüz ayrı bir tanısal dil haline gelmemiştir. Galen’in anatomi ve fizyolojiye dair ayrıntılı açıklamaları da, sesin bağımsız bir tanı aracı olarak ele alınmasından ziyade, bedenin mekanik işleyişine dair teorik çerçeveler sunar.
Bu erken evrede oskültasyon, bilimsel bir metodolojiye değil, ustanın deneyimine dayanır. Sesler sınıflandırılmaz; kaydedilmez; yalnızca “normal” ve “garip” gibi sezgisel kategorilerle değerlendirilir.
Orta Çağ Avrupa’sında tıp, büyük ölçüde metin merkezlidir. Bedeni dinlemekten çok, otorite metinlerini okumak ön plandadır. Oskültasyon bu dönemde belirgin bir ilerleme kaydetmez. Bununla birlikte, İslam tıbbında klinik gözleme verilen önem, dolaylı olarak bedensel seslerin fark edilmesini canlı tutar. Yine de ses, hâlâ sistematik bir bilgi nesnesi değildir.
Rönesans ile birlikte anatominin yeniden keşfi, bedenin iç yapısına görsel bir hâkimiyet kazandırır; ancak ironik biçimde bu görsel devrim, işitsel duyunun klinik değerini bir süre gölgede bırakır. Kalp ve akciğer, açıldıkça “görülür”; dinlenmeye daha az ihtiyaç duyulur gibi algılanır.
Tam da bu sınırlılıkların biriktiği noktada, oskültasyonun kaderini değiştirecek kırılma yaşanır.
Oskültasyon tarihinin merkezinde René Laennec yer alır. Paris’te çalışan genç hekim, göğüs duvarına doğrudan kulak dayamanın pratik ve etik sorunlarıyla karşılaştığında, silindir biçiminde bir kâğıt rulo kullanarak kalp seslerini dinler. Bu basit araç, sesin iletimini paradoksal biçimde güçlendirir. Böylece aracılı oskültasyon doğar.
Laennec’in asıl devrimci katkısı yalnızca stetoskopu icat etmesi değildir. O, duyulan sesleri klinik ve patolojik bulgularla sistematik biçimde ilişkilendirir. Akciğerlerde raller, ronşlar; kalpte üfürümler; bunların her biri belirli anatomik lezyonlarla eşleştirilir. Ses, ilk kez nesnel bir tanı dili kazanır.
Bu noktadan itibaren oskültasyon, ustanın sezgisine dayanan bir sanat olmaktan çıkar; öğrenilebilir, öğretilebilir ve tekrarlanabilir bir yöntem haline gelir.
Laennec sonrası dönemde oskültasyon, hızla genişleyen bir terminolojiye kavuşur. Kalp sesleri ayrıştırılır; birinci ve ikinci kalp sesi kavramları yerleşir. Üfürümlerin sistolik ve diyastolik olarak sınıflandırılması, kapak hastalıklarının klinik korelasyonlarını mümkün kılar.
Bu yüzyılda oskültasyon, fizyolojiyle de sıkı bağlar kurar. Kalp seslerinin yalnızca “kapak çarpması” değil, kan sütunlarının ivmelenmesi, yavaşlaması ve titreşimi ile ilişkili olduğu anlaşılır. Böylece oskültasyon, salt kulakla yapılan bir işlem olmaktan çıkıp, akustik ve hemodinamik düşüncenin klinik uzantısı haline gelir.
Bu dönemde oskültasyon, erken tanının anahtarıdır; çünkü alternatifler sınırlıdır. Görüntüleme yok denecek kadar azdır; ses, kalbin içini “duymanın” tek yoludur.
Elektrokardiyografi, ekokardiyografi ve ileri görüntüleme tekniklerinin gelişmesiyle oskültasyonun konumu sarsılır. Kalbin yapısı artık doğrudan görülebilmektedir. Buna rağmen oskültasyon kaybolmaz; rol değiştirir. Hızlı, yatak başı, invazif olmayan bir ilk tarama ve yönlendirme aracı olarak yeniden tanımlanır.
Bu dönemde oskültasyonun sınırlılıkları da daha açık biçimde tartışılır. İnter-observer farklılıklar, eğitim eksiklikleri ve öznel yorumlar eleştirilir. Ancak aynı zamanda, iyi bir oskültasyonun gereksiz testleri azaltabileceği ve klinik sezgiyi güçlendirdiği de kabul edilir.
Günümüzde oskültasyon, yeni bir evrimsel aşamaya girmiştir. Elektronik stetoskoplar, sesleri sayısallaştırır, filtreler ve kaydeder. Kalp sesleri artık yalnızca duyulmaz; spektral analizlere, zaman-frekans haritalarına dönüştürülür. Bu, oskültasyonu yeniden nesnelleştiren bir adımdır.
Makine öğrenmesi ve yapay zekâ algoritmaları, büyük ses veri kümeleri üzerinde eğitilerek üfürüm tiplerini, kapak hastalıklarını ve hatta bazı ritim bozukluklarını otomatik olarak sınıflandırmaya başlar. Böylece oskültasyon, bireysel kulaktan kısmen bağımsız hale gelir; ancak tamamen değil. Klinik bağlamı kuran hâlâ insandır.
Tele-tıp uygulamalarında kalp seslerinin uzaktan kaydedilip analiz edilmesi, oskültasyonu mekândan bağımsızlaştırır. Bu, Laennec’in kâğıt rulosuyla başlattığı “aracılı dinleme” fikrinin dijital çağdaki karşılığıdır.
Tüm bu tarihsel dönüşümlere rağmen oskültasyonun özü değişmemiştir: bedenin sesle anlattığını anlamaya çalışma. Antik hekimden modern algoritmaya uzanan çizgide ortak nokta, titreşimi bilgiye dönüştürme çabasıdır. Oskültasyon, bu yönüyle yalnızca bir teknik değil, tıbbın duyusal ve bilişsel tarihinin canlı bir tanığıdır.
en fazla anlamına gelir.
Latincede pungō (“dikmek, delmek”) → (Geçmiş zamandaki fiilimsi) pūnctus →İsmin nötr hali pūnctum; nokta anlamına gelir.

| Hal | Tekil | Tekil |
|---|---|---|
| Nominatif | pūnctum | pūncta |
| Genitif | pūnctī | pūnctōrum |
| Datif | pūnctō | pūnctīs |
| Akusatif | pūnctum | pūncta |
| Ablatif | pūnctō | pūnctīs |
| Vokatif | pūnctum | pūncta |

pūnctātus ise sıfat halidir. Noktalanmış, işaretlendi anlamlarına gelir.
| Sayı | Tekil | Çoğul | |||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Hal / Cins. | Mask. | Feminin | Nötr | Mask. | Feminin | Nötr | |
| Nominatif | pūnctātus | pūnctāta | pūnctātum | pūnctātī | pūnctātae | pūnctāta | |
| Genitif | pūnctātī | pūnctātae | pūnctātī | pūnctātōrum | pūnctātārum | pūnctātōrum | |
| Datif | pūnctātō | pūnctātō | pūnctātīs | ||||
| Akusatif | pūnctātum | pūnctātam | pūnctātum | pūnctātōs | pūnctātās | pūnctāta | |
| Ablatif | pūnctātō | pūnctātā | pūnctātō | pūnctātīs | |||
| Vokatif | pūnctāte | pūnctāta | pūnctātum | pūnctātī | pūnctātae | pūnctāta |
1800’lerin son çeyreği, nörolojinin henüz yeni bir disiplin olarak şekillendiği bir dönemdi. Mikroskobik patoloji hızla ilerliyor, klinik semptomlarla beyindeki lezyonların topografik olarak eşleştirilebileceği düşüncesi güç kazanıyordu.
Bu ortamda, bazı akut nörolojik tabloların hem ani hem de ölümcül olabileceği, hem de beyin lezyonlarının simetrik ve özgül bölgeleri tutabileceği dikkat çekiyordu.
Carl Wernicke (1848–1905), dönemin genç ama keskin gözlem yeteneğiyle tanınan bir Alman nörologdu. Aslında daha önce de 1874’te Wernicke afazisini tanımlayarak adını duyurmuştu.
1880’lerin başında, Breslau’da (bugünkü Wrocław, Polonya) nörolojik vakaları hem klinik hem de patolojik olarak inceleyen bir sistem kurmuştu.
1881’de yayımladığı raporda üç ayrı hastayı tanımladı. Hepsinde göz hareketlerinde felç, yürüme ataksisi ve zihinsel bulanıklık birlikteydi.
Wernicke, ölüm sonrası beyinleri dikkatle inceledi.
Wernicke, bu üç vakanın ortak semptomlarını bir sendrom olarak tanımladı. Fakat o dönemde tiamin eksikliği kavramı bilinmediği için, nedenini “merkezi sinir sisteminde spesifik inflamasyon” olarak yorumladı.
Sergei Sergeievich Korsakoff (1854–1900), Moskova’da çalışan bir Rus psikiyatristti. Özellikle alkolizme bağlı ruhsal ve nörolojik bozukluklar üzerinde çalışıyordu.
1887–1891 arasında yayımladığı makalelerde, alkolik hastalarda gözlenen belirgin hafıza kaybı ve sıklıkla eşlik eden periferik nörit arasındaki ilişkiye dikkat çekti.
İlginç şekilde, ne Wernicke ne de Korsakoff iki tablonun tek bir hastalık sürecinin farklı evreleri olduğunu fark etmedi.
Ancak patolojik düzeyde bu birliktelik çok daha sonra netleşti; özellikle 20. yüzyıl ortalarında, otopsi serilerinde hem ventrikül çevresi hem de medial talamus lezyonlarının aynı hastada görüldüğü kanıtlandı.
Wernicke ve Korsakoff, kendi adlarını taşıyan sendromun farklı uçlarını tanımlamış ama ortak patofizyolojik zinciri görememişti.
Bu durum, 19. yüzyılın bilim ortamında klinik gözlemlerin patofizyolojik yorumdan daha hızlı ilerlediğini gösterir.
Klinik olarak gözlemlenen “göz felci + ataksi + konfüzyon” ile “şiddetli amnezi” tablosu, ancak yıllar sonra tek bir beslenme faktörünün eksikliği ile açıklanabildi.
normal kalp kasılma sırasında 4 ton ses çıkarır. bunlardan sadece 2 si duyulabilir.
-ilk ton;düşük frekanslı(25 – 45 hz), yaklaşık 0,15 saniye sürer.
+daha koyu bir sesdir.
+punktum maximum:kalp dış tarafı
+av kapakların kapanmasından meydana gelir.
-ikinci ton;yüksek frekanslı (50 hz) ve daha kısa sürer, yaklaşık 0,12 saniye.
+daha ince bir sestir.
+punktum maximum: kalbin iç kısmı
+aort ve akciğer kapaklarından meydana gelir.
-üçüncü ton:erken diastolik fazda ventrikellerin pasif dolumundan kaynaklanır.
-dördüncü ton: atriumların kasılmasından meydana gelir.
-3. ve 4. ton duyulabilir.
-kısaca rsa dır, fizyolojide solunum sayesinde çalışan hakp frekansını gösterir. (bkz: respiration) (bkz: arrhythmie )
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.