1. 19. yüzyılın ikinci yarısında nöroloji atmosferi
1800’lerin son çeyreği, nörolojinin henüz yeni bir disiplin olarak şekillendiği bir dönemdi. Mikroskobik patoloji hızla ilerliyor, klinik semptomlarla beyindeki lezyonların topografik olarak eşleştirilebileceği düşüncesi güç kazanıyordu.
- Mikroskop teknolojisi gelişmişti ama halen sınırlıydı.
- Beyin anatomisinin detaylı haritalanması, Charcot ve ekolünün Paris’te, Meynert’in Viyana’da, Hughlings Jackson’ın Londra’da sürdürdüğü klinik-gözlem odaklı yaklaşımlarla ilerliyordu.
- Beslenme bozuklukları ise çoğunlukla yoksulluk, alkolizm ve kronik hastalıklarla ilişkiliydi; vitaminlerin kimyasal yapısı henüz tanımlanmamıştı (tiaminin tanımlanması 1926’ya kadar gecikecekti).
Bu ortamda, bazı akut nörolojik tabloların hem ani hem de ölümcül olabileceği, hem de beyin lezyonlarının simetrik ve özgül bölgeleri tutabileceği dikkat çekiyordu.
2. Carl Wernicke’nin gözlemleri (1881)
Kimdi?
Carl Wernicke (1848–1905), dönemin genç ama keskin gözlem yeteneğiyle tanınan bir Alman nörologdu. Aslında daha önce de 1874’te Wernicke afazisini tanımlayarak adını duyurmuştu.
1880’lerin başında, Breslau’da (bugünkü Wrocław, Polonya) nörolojik vakaları hem klinik hem de patolojik olarak inceleyen bir sistem kurmuştu.
İlk üç vaka
1881’de yayımladığı raporda üç ayrı hastayı tanımladı. Hepsinde göz hareketlerinde felç, yürüme ataksisi ve zihinsel bulanıklık birlikteydi.
- Vaka 1: Kronik alkol bağımlılığı ve yetersiz beslenme öyküsü olan bir erkek.
- Ani gelişen göz kası felçleri, yürüme güçlüğü ve zihinsel bulanıklık.
- Kısa süre içinde derin uyuşukluk, ardından koma ve ölüm.
- Vaka 2: Yine alkolizm ve malnütrisyon hikâyesi olan başka bir erkek.
- Benzer nörolojik tablo, ilerleyici kötüleşme, ölüm.
- Vaka 3: Farklı bir öykü – genç bir kadın, sülfürik asit yutma sonrası gelişen ağır kusma.
- Alkol öyküsü yoktu, ama uzun süreli kusma nedeniyle ciddi beslenme bozukluğu gelişmişti.
- Aynı göz hareketi bozuklukları, ataksi, mental durum değişiklikleri görüldü; ölümle sonuçlandı.
Otopsi bulguları
Wernicke, ölüm sonrası beyinleri dikkatle inceledi.
- Lezyonlar: Üçüncü ve dördüncü ventriküller ile Sylvius su kemeri çevresindeki gri maddede, noktasal hemorajiler (peteşiyal kanamalar).
- Lezyonlar simetrikti, gri cevherle sınırlıydı.
- İnflamatuvar özellikler gösteriyordu.
- Wernicke bu tabloya “polioencephalitis hemorrhagica superioris” adını verdi.
Önemli farkındalık
Wernicke, bu üç vakanın ortak semptomlarını bir sendrom olarak tanımladı. Fakat o dönemde tiamin eksikliği kavramı bilinmediği için, nedenini “merkezi sinir sisteminde spesifik inflamasyon” olarak yorumladı.
3. S.S. Korsakoff’un çalışmaları (1887–1891)
Kimdi?
Sergei Sergeievich Korsakoff (1854–1900), Moskova’da çalışan bir Rus psikiyatristti. Özellikle alkolizme bağlı ruhsal ve nörolojik bozukluklar üzerinde çalışıyordu.
“Psikoz polyneuritica” kavramı
1887–1891 arasında yayımladığı makalelerde, alkolik hastalarda gözlenen belirgin hafıza kaybı ve sıklıkla eşlik eden periferik nörit arasındaki ilişkiye dikkat çekti.
- Hastalar uyanık ve etkileşime açık olmasına rağmen yeni bilgileri öğrenemiyor, yakın geçmişi hatırlamıyorlardı.
- Bazılarında uzak anılar da siliniyordu.
- O dönemde bu tabloya “psikoz polyneuritica” adını verdi.
Korsakoff’un gözlemleri
- Amnezik sendrom alkollü ve alkolsüz hastalarda da görülebiliyordu.
- Periferik nörit sendromun zorunlu parçası değildi.
- Temel özellik, hafıza bozukluğunun diğer bilişsel işlevlere göre orantısız derecede bozulmuş olmasıydı.
4. Wernicke ile Korsakoff tabloları arasındaki köprü
İlginç şekilde, ne Wernicke ne de Korsakoff iki tablonun tek bir hastalık sürecinin farklı evreleri olduğunu fark etmedi.
- Bu bağlantı ilk kez 1897’de Murawieff tarafından klinik olarak öne sürüldü.
- 1904’te Bonhoeffer, Wernicke hastalığı vakalarının tümünde nörit ve amnestik psikoz bulduğunu bildirerek bu ilişkiyi daha güçlü şekilde savundu.
Ancak patolojik düzeyde bu birliktelik çok daha sonra netleşti; özellikle 20. yüzyıl ortalarında, otopsi serilerinde hem ventrikül çevresi hem de medial talamus lezyonlarının aynı hastada görüldüğü kanıtlandı.
5. Neden “tiamin eksikliği” olduğunu anlamak onlarca yıl sürdü
- 1880’lerde vitamin kavramı yoktu; “beri-beri” gibi hastalıklar biliniyordu ama biyokimyasal mekanizma anlaşılamamıştı.
- Tiamin 1926’da izole edildi, 1930’larda kimyasal yapısı tanımlandı.
- WE-KS’nin tiamin eksikliğine bağlı olduğu ancak 20. yüzyıl ortalarında net şekilde ortaya kondu.
- Bu geç keşif, 19. yüzyıl sonu–20. yüzyıl başındaki pek çok ölümcül WE vakasının yanlış veya eksik tanı almasına neden oldu.
6. Tıbbi atmosferin ironisi
Wernicke ve Korsakoff, kendi adlarını taşıyan sendromun farklı uçlarını tanımlamış ama ortak patofizyolojik zinciri görememişti.
Bu durum, 19. yüzyılın bilim ortamında klinik gözlemlerin patofizyolojik yorumdan daha hızlı ilerlediğini gösterir.
Klinik olarak gözlemlenen “göz felci + ataksi + konfüzyon” ile “şiddetli amnezi” tablosu, ancak yıllar sonra tek bir beslenme faktörünün eksikliği ile açıklanabildi.