Antik Yunancadaki ἐπί̄σῐον (epí̄sion);
- Kasık bölgesi, kasık höyüğü
- apış arası; cinsiyet organı ile anüs arası.

Tıp terimleri sözlüğü
Antik Yunancadaki ἐπί̄σῐον (epí̄sion);

latincede(f); kadın.
Sinonim: γυνή (gynḗ), βανά (baná), γυνά (gyná), jine-, jinek-, jineko-.
Ana Hint-Avrupa dilindeki gʷḗn (“kadın”) kelimesinden türemiştir. Eski İngilizcedeki cwēn (İngilizcedeki queen)’de aynı kelimeden türemiştir.
Antik Yunancadaki(f) anlamları:
yunancada(f); kadın.
Sinonim: oon, oón, ὤοεν (ṓoen), ὤιον (ṓion), ὤβεον (ṓbeon), o-, oo-.
Ana Hint-Avrupa dilindeki h₂ōwyóm (“yumurta”) kelimesinden türeyen Ana-Helenik dilindeki ōyyón kelimesinden türemiştir. Aynı kökeni paylaşan diğer kelimeler ise;
Antik Yunancada anlamları:
Ovaryum (Yeni Latince ovarium; Ortaçağ Latince ovaria “kuş yumurtalığı”; Latince ovum “yumurta” sözcüğünden türetilmiştir) terimi, kökeninde “yumurta taşıyan yapı” anlamını barındırır. Zamanla hem zooloji hem de botanik alanlarında “dişi üreme organı” karşılığı olarak yerleşmiş, ayrıca bu yapıya ait nitelikleri tanımlamak üzere sıfatlaşarak “ovaryal” biçimini almıştır.
| Hal | Tekil | Çoğul |
|---|---|---|
| Nom. | ovarium | ovaria |
| Gen. | ovarii | ovariorum |
| Dat. | ovario | ovariis |
| Aku. | ovarium | ovaria |
| Vok. | ovarium | ovaria |
| Abl. | ovario | ovariis |
“Ovaryal” Sıfatı
Tanım: Ovaryal (Latince ovariālis), yumurtalıklara ait veya onları etkileyen her türlü olguyu tanımlar.
Ovaryumun bilimsel ve kavramsal keşfi, hem antik tıbbın anatomik spekülasyonlarına hem de Rönesans’tan itibaren gelişen sistematik disseksiyonlara dayalı modern anatominin ilerleyişine paralel bir süreç içinde gelişmiştir. Bu organın hem yapısal olarak tanımlanması hem de işlevsel olarak dişi üreme sistemindeki rolünün anlaşılması, birkaç yüzyıla yayılan karmaşık ve disiplinlerarası bir tarihsel gelişim göstermektedir.
Sinonim: μαζός (mazós), μασδός (masdós), μασθός (masthós), mast-.
Ana Hint-Avrupadaki *meh₂d- (“ıslak, parlak, yağ, besili”)’dan türeyen Antik Yunancadaki μαδάω (madáō, “nemli olmak”)’den türemiştir. Anlamları(m):
Pandendoskopi, üst solunum yolu ile üst sindirim kanalının başlangıç bölümünü oluşturan özofagusun tek bir işlem sırasında kapsamlı ve neredeyse eksiksiz biçimde görüntülenmesini sağlayan entegre bir endoskopik inceleme yöntemidir. Bu yöntem, nazal kaviteden başlayarak nazofarenks, orofarenks, hipofarenks, larenks, proksimal trakea ve servikal özofagusa kadar uzanan geniş bir anatomik hattın bütüncül değerlendirilmesini mümkün kılar.
Modern tıpta özellikle baş-boyun tümörlerinin erken tanısı, senkron tümörlerin taranması, primer odağı bilinmeyen boyun metastazlarının aydınlatılması ve mukozal displazi alanlarının karakterizasyonu kapsamında temel tanısal yöntemlerden biri haline gelmiştir.
“Pandendoskopi” terimi üç eski Yunanca kök içerir:
Bu birleşim, kavramın özünü oluşturan bütüncül inceleme niteliğini yansıtır. 20. yüzyılda KBB pratiğinde endoskopik tekniklerin çeşitlenmesiyle birlikte, farklı bölgelerin ayrı ayrı değerlendirilmesi yerine tek seferde eksiksiz bir inceleme yapma yaklaşımı “pan-” öneki ile tanımlanmış ve zamanla tıbbi literatürde yerleşmiştir.
Pandendoskopi, anatomik yapılar arasındaki doğal doğrusal dizilim izlenerek gerçekleştirilir. Bu sistematik sıra, hem görüntülemenin etkinliğini artırır hem de herhangi bir patolojik odağın gözden kaçmasını engeller.
İlk değerlendirme alanı, havanın giriş kapısı niteliğindeki nazal kavitedir. Burada mukozal bütünlük, kitle oluşumları, kronik inflamasyon bulguları ve nazofarengeal alanın lenfoid yapıları incelenir. Adenoid kalıntıları, nazofarengeal kitleler ve epitel değişiklikleri özellikle taranır.
Dil kökü, tonsiller fossalar, lateral farinks duvarları ve valleküller değerlendirilir. HPV ile ilişkili orofarengeal kanser insidansındaki artış nedeniyle, bu bölgenin detaylı incelenmesi modern pandendoskopinin kritik bir bileşenidir.
Piriform sinüsler, postkrikoid alan ve ariepiglottik plikalar, baş-boyun bölgesinin en sık tümör geliştiren alanlarındandır. Larenkste vokal kıvrımların görünümü, mukozal dalga hareketi ve yüzey düzensizlikleri dikkatle değerlendirilir.
Subglottik bölge ve trakeanın üst segmenti, özellikle stenoz, inflamasyon ve infiltratif süreçler açısından incelenir.
Son aşamada özofagus giriş alanı ve servikal özofagus değerlendirilir. Barrett metaplazisine bağlı değişiklikler, striktürler, divertiküller ve infiltratif tümörler bu alanda araştırılır.
Pandendoskopinin bugünkü halini alması, endoskopik teknolojilerin yaklaşık bir buçuk yüzyıllık evrimiyle mümkün olmuştur:
Basit metal tüpler ve zayıf ışık kaynakları detaylı değerlendirmeyi zorlaştırıyordu; buna rağmen yöntem, içi görülebilir bir anatomi fikrinin temelini attı.
Optik görüntü kalitesini çarpıcı biçimde artırarak modern endoskopinin önünü açtı. Daha parlak ve geniş alanlı görüntüler elde edildi.
Esnek bir optik sistemin devreye girmesi, daha az travmatik girişimlere olanak tanıdı. Farinks, larenks ve özofagusun dar açıyla ulaşılması güç alanları görünür hale geldi.
Yüksek çözünürlüklü görüntüler, mikrovasküler yapıları ve epiteldeki erken displazik değişiklikleri daha iyi seçilebilir kıldı. Bu, pandendoskopiyi erken tanı için son derece güçlü bir araç haline getirdi.
Pandendoskopi özellikle aşağıdaki durumlarda uygulanır:
Pandendoskopi sırasında görülen patolojiler genellikle şu başlıklar altında sınıflandırılır:
Her bulgu, rengi, yüzey özellikleri, sınırlarının düzenliliği, damarlanma paternleri ve sertlik derecesiyle birlikte değerlendirilir; gerektiğinde hedef biyopsi yapılır.
Üst aerodigestif kanal, farklı embriyolojik kökenlere ait, karmaşık bir epitel sisteminden oluşur. Bu nedenle hastalıkların bir bölgede başlayıp diğerine sıçraması nispeten sık görülür. Pandendoskopi, bu anatomik bütünlüğü tek bir tanısal mercek altında bir araya getirerek, erken dönem kanserlerin ve prekanseröz alanların gözden kaçma riskini belirgin şekilde azaltır.
Baş-boyun onkolojisinde sağkalımın en güçlü belirleyicilerinden biri erken tanıdır. Pandendoskopi bu tanısal üstünlüğü, hem geniş alan taraması hem de yüksek çözünürlüklü modern endoskopik görüntüleme teknolojilerinin birleşimi sayesinde sağlar.
Bu dönemin ilk öncülerinden Johann Czermak, laringoskopiyi pratik bir tıbbi yöntem haline getiren kişiydi. Kendinden önceki basit aynalı teknikleri geliştirerek üst solunum yolunun ilk güvenilir görsel değerlendirmesini mümkün kılmıştı. Czermak’ın başarısı, tıbbın iç yapıları görme konusundaki merakını adeta ateşledi. Ancak o yıllarda kimse, bir gün tüm üst aerodigestif kanalın tek bir entegre işlemle görüntülenebileceğini düşünmüyordu.
Czermak’ın ardından sahneye çıkan Maximilian Nitze, 1870’lerde geliştirdiği ilk gerçek endoskopik görüntüleme aygıtıyla tıp tarihinde bir dönüm noktası yarattı. Nitze’nin cihazı henüz kırılgan, kaba ve ısıyla ilgili pek çok güvenlik sorunu barındırıyor olsa da, iç organların doğrudan izlenebileceğini kanıtlamıştı. Bu icat, sonrasında kaçınılmaz biçimde üst solunum yolunun daha geniş ve sistematik bir incelemesinin kapısını araladı.
1930 ve 1940’larda Avrupa’da çalışan birkaç KBB cerrahı —özellikle Almanya ve Fransa’dakiler— Jackson’ın yöntemlerini genişleterek farinks, larenks ve özofagusun ardışık görüntülenmesini standartlaştırmaya başladı. Ancak o yıllarda işlemin adı hâlâ yoktu; “kompozit endoskopi”, “çoklu tüp incelemesi” gibi belirsiz ifadeler kullanılıyordu. “Pandendoskopi” kelimesi, 20. yüzyılın ortalarında, tüm üst aerodigestif sistemin eksiksiz incelenmesini tek bir kavramsal şemsiye altına alma ihtiyacından doğdu. Grekçe “pan” önekinin seçilmesi, yöntemin kapsamını kusursuz biçimde ifade ediyordu.
Asıl büyük bilimsel sıçrama ise 1950’lerde Harold Hopkins tarafından geliştirilen çubuk lens sisteminin ortaya çıkmasıyla yaşandı. Hopkins’in optik devrimi, görüntüyü olağanüstü berraklaştırarak daha önce yalnızca gölgeler hâlinde seçilebilen yüzey özelliklerini detaylı şekilde görünür kıldı. Bu gelişme, pandendoskopinin klinik doğruluk ve güvenilirlik açısından yeni bir çağın kapısını araladı. Artık hekimler, farinks mukozasındaki incelikli renk değişimlerini, larenksteki erken displazik alanları veya özofagustaki hafif yüzey düzensizliklerini net biçimde ayırt edebiliyordu.
1960’larda fiberoptik teknolojinin tıbba girmesi, dönemin tüm paradigmalarını yeniden şekillendirdi. Basil Hirschowitz ve çalışma arkadaşlarının endoskopide fiber demetlerini kullanması, esnek endoskopların doğmasına yol açtı. Böylece pandendoskopi daha az travmatik, daha erişilebilir ve daha ince ayrıntıları yakalayabilen bir işlem hâline geldi. Esnek fiberoptik sistemler sayesinde artık hipofarenksin derin girintileri, larenksin alt bölgeleri ve servikal özofagusun zorlu açıları daha güvenli biçimde araştırılabiliyordu.
1990’lardan itibaren videoendoskopinin hızlı gelişimi, dijital sensörlerin yüksek çözünürlüklü görüntülerle buluşması ve dar bant görüntüleme gibi kontrast artırıcı tekniklerin ortaya çıkması, pandendoskopiyi yalnızca bir görüntüleme aracı olmaktan çıkarıp mikrovasküler anatomiyi ve erken neoplastik dönüşümleri ayırt edebilen rafine bir tanısal yöntem hâline getirdi. Artık küçük papillomlar, minimal submukozal infiltrasyonlar ve renk tonundaki milimetrik değişimler dahi klinik olarak anlamlı veri oluşturabiliyordu.
Günümüzde araştırmalar, pandendoskopiyi daha da ileri taşıma çabasındadır. Optik biyopsi olarak anılan konfokal lazer endomikroskopi, mukozanın hücresel düzeyde gerçek zamanlı incelenmesini vaat etmektedir. Yapay zekâ destekli görüntü analiz sistemleri, displazi alanlarını otomatik olarak işaretlemeye ve hatta kanserleşme eğilimini tahmin etmeye başlamıştır. Bazı merkezler, üst aerodigestif kanalın üç boyutlu sanal rekonstrüksiyonunu oluşturarak doktorlara anatomik bir harita sunmayı hedeflemektedir. Tüm bu çabalar, pandendoskopinin yalnızca geçmişin bir keşfi değil, geleceğin de sürekli gelişen bir teknolojisi olduğunu göstermektedir.
Bugün pandendoskopi, Czermak’ın basit bir ayna ile larenksi görmeye çalıştığı günlerden çok uzaktadır. Nitze’nin kırılgan endoskopu, Jackson’ın rijit tüpleri, Hopkins’in optik devrimi ve fiberoptik çağın esnekliği birleşerek modern klinik pratiğin vazgeçilmez bir tanısal aracını yaratmıştır. Bu uzun yolculuk, insan bedeninin karanlık iç boşluklarını aydınlatma arzusunun kesintisiz bir hikâyesidir. Her yeni teknolojik adım, hekimlerin yalnızca daha iyi görmesini değil, hastalıkları daha erken, daha doğru ve daha insancıl şekilde tanımasını sağlamıştır.
latincede(f); hamilelik.
latincede(n )lac (“süt”) + –ose (Glikoz kısaltması); Fransız kimyager Marcelin Berthelot tarafından betimlenen lactose; Süt ve süt ürünlerinin disakkarit şekeri, C12H22O11, gıda olarak ve tıbbi bileşiklerde kullanılan bir glikoz ve galaktoz ürünü.,
Laktoz, eczanelerde ve eczanelerde saf madde olarak bulunur. Memeli sütünün (lac) doğal bir bileşenidir ve birçok gıdada bulunur. Laktoz peynir altı suyundan elde edilir.

