Torus tubarius

Torus tubarius, burnun arkasında yer alan boğazın üst kısmı olan nazofarenkste önemli bir anatomik yapıdır. Orta kulağı nazofarenkse bağlayan ve kulak zarının her iki tarafındaki basıncın eşitlenmesine yardımcı olan östaki borusunun işleyişinde önemli bir rol oynar.

“Torus tubarius” terimi Latince’den gelir; burada “torus” yuvarlak bir çıkıntı veya şişlik anlamına gelir ve “tubarius” östaki borusu (tuba auditiva) ile ilişkisini ifade eder. Bu yapı ilk kez modern kulak burun boğaz biliminin temelini atan Rönesans dönemi anatomik çalışmaları sırasında ayrıntılı olarak tanımlanmıştır.

Anatomik Detaylar

Konum ve Yapı

Konum: Torus tubarius, nazofarenksin lateral duvarında, östaki borusu açıklığının posteriorunda yer alır.
Yapısı: Östaki borusunun kıkırdak kısmı tarafından oluşturulan yuvarlak bir yükselti veya sırt olarak görülür. Bu çıkıntı tüpün farengeal açıklığını işaret eder.

İşlevi

Östaki Tüpü için Destek: Torus tubarius, östaki borusunun açılmasını destekleyerek orta kulağın havalandırılması ve basınç dengesinin korunmasındaki rolünü kolaylaştırır.
Koruma: Östaki tüpü açıklığının yabancı partiküllerden ve patojenlerden korunmasına yardımcı olarak üst solunum yollarının savunma mekanizmalarına katkıda bulunur.

Klinik Önemi

Bozukluklar ve Koşullar

  • Östaki Tüpü Disfonksiyonu: Östaki borusunun tıkanması veya işlev bozukluğu orta kulak iltihabı (orta kulak enfeksiyonu), işitme kaybı ve rahatsızlık gibi durumlara yol açabilir. Torus tubarius, anatomik yakınlığı nedeniyle bu patolojilere dahil olabilir.
  • Nazofarengeal Koşullar: Farenjit veya sinüzit gibi nazofarenks iltihabı veya enfeksiyonu, torus tubariusu etkileyebilir ve ardından östaki borusu işlevini etkileyebilir.

Tanısal ve Terapötik Yaklaşımlar

  • Endoskopi: Nazofarengeal endoskopi, torus tubariusu görüntülemek ve östaki tüpü açıklığının durumunu değerlendirmek için kullanılabilir.
  • Cerrahi Müdahaleler: Balon dilatasyonu veya ventilasyon tüplerinin yerleştirilmesi gibi östaki borusu disfonksiyonunu ele alan prosedürler, torus tubarius yapısının değerlendirilmesini içerebilir.

Önemli Keşifler ve Çalışmaların Zaman Çizelgesi

Rönesans Dönemi (14.-17. yüzyıllar)

İlk Tanımlamalar: Andreas Vesalius gibi Rönesans dönemi anatomistleri, östaki borusu ve torus tubarius da dahil olmak üzere nazofarengeal anatominin ayrıntılı tanımlanmasına katkıda bulunmuşlardır.

19. Yüzyılda detaylı Anatomik Çalışmalar: Mikroskopi ve anatomik diseksiyon tekniklerindeki gelişmeler, torus tubarius ve çevresindeki yapılarla ilişkisinin daha kesin tanımlanmasına olanak sağlamıştır.

    20. Yüzyılda klinik Araştırma: Kulak burun boğazda östaki borusu ve torus tubarius’un klinik öneminin daha iyi anlaşılması. Nazofarengeal koşulların orta kulak sağlığı üzerindeki etkisine odaklanan çalışmalar.

    21. Yüzyılda modern Teknikler: Torus tubarius ve östaki borusunu ilgilendiren bozuklukların teşhis ve tedavisinde ileri görüntüleme ve endoskopik tekniklerin kullanılması.

      İleri Okuma

      Academic References

      • Standring, S. (2016). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice. 41st Edition. Elsevier Health Sciences.
      • McGrath, P. (2015). “The Eustachian Tube: Structure, Function, and Role in Middle-Ear Disease.” Otolaryngologic Clinics of North America, 48(5), 883-894.
      • Swarts, J. D., et al. (2014). “Eustachian Tube Function Testing in the Assessment of Middle Ear Disease.Ear and Hearing, 35(3), 342-360.

      Spatium praevertebrale

      Prevertebral boşluk olarak da bilinen Spatium praevertebrale, derin servikal bölgede yer alan anatomik bir bölmedir. Prevertebral fasyanın anteriorunda (vertebral kolonu ve bununla ilişkili kas sistemini saran) ve boynun visseral kompartmanlarının arkasında yer alır. Bu alan boynun anatomik ve fonksiyonel bağlamında kritik bir rol oynar, nörovasküler yapılar için bir yol sağlar ve enfeksiyonların veya diğer patolojilerin yayılması için potansiyel bir alan görevi görür.

      “Tehlikeli Alan” tanımı klinik önemini yansıtmaktadır çünkü bu bölgedeki enfeksiyonlar hızla yayılabilir ve kişi için ciddi riskler oluşturabilir. Bu alan, mediastinit gibi yaşamı tehdit eden durumlara yol açabilen enfeksiyonların vücudun derinliklerine yayılmasını kolaylaştırma tehlikesi nedeniyle bu şekilde etiketlendi.

      Anatomi ve Önemi

      Spatium praevertebrale, kafatasının tabanından kuyruk sokumuna kadar uzanır ve vertebral kolonun uzunluğunu yansıtır. Omur gövdelerini, prevertebral kasları (longus colli ve longus capitis gibi), servikal pleksusun bir kısmını, vertebral arteri ve sempatik gövdeyi içerir. Bu alanı tanımlayan fasya, yapısal destek sağlamak, nörovasküler demetlerin geçişine izin vermek ve enfeksiyonların veya malignitelerin yayılmasını sınırlamak için çok önemlidir.

      Prevertebral boşluk medialde vertebral kolon ve lateralde karotis kılıfları ile sınırlanmıştır. Önde prevertebral fasyanın devamı olan alar fasya ile sınırlıdır. Bu fasyal katman, enfeksiyonların yayılmasında kritik bir dönüm noktası görevi görüyor; Alarm fasyası enfeksiyonların yayılmasını ön taraftan sınırlarken, enfeksiyonlar potansiyel olarak alanın uzunluğu boyunca ilerleyerek önemli riskler oluşturabilir.

      Klinik Önem

      Spatium praevertebrale’nin anatomisini anlamak, çeşitli durumların tanı ve tedavisi için hayati öneme sahiptir. Özellikle bu boşluk boyunca yayılarak retrofaringeal apse gibi durumlara yol açabilen derin boyun enfeksiyonlarının patofizyolojisinde rol oynar. Ayrıca bu alan, servikal omurgada veya bitişik yapılarda yaralanmaların ortaya çıkabileceği travma açısından özellikle ilgi çekicidir. Cerrahi ve radyoloji bağlamında bu alanın doğru bilgisi, görüntüleme çalışmalarının yorumlanmasını kolaylaştırır ve özellikle servikal bölgede yapılacak cerrahi müdahalelere yol gösterir.

      İleri Okuma

      1. Grodinsky, M., & Holyoke, E.A. (1938). The fasciae and fascial spaces of the head, neck, and adjacent regions. American Journal of Anatomy, 63(3), 367-408.
      2. Standring, S. (2016). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice (41st ed.). Elsevier Health Sciences.
      3. Parhiscar, A., & Har-El, G. (2001). Deep neck abscess: A retrospective review of 210 cases. American Journal of Otolaryngology, 22(6), 393-398.
      4. Huang, T.T., Liu, T.C., Chen, P.R., Tseng, F.Y., Yeh, T.H., & Chen, Y.S. (2004). Deep neck infection: Analysis of 185 cases. Head & Neck, 26(10), 854-860.
      5. Tubbs, R.S., Loukas, M., Shoja, M.M., Ardalan, M.R., Oakes, W.J. (2007). Anatomy and potential clinical significance of the vasto-adductor membrane. Surgical and Radiologic Anatomy, 29(8), 569-573.
      6. Standring, S. (2016). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice (41st ed.). Elsevier Health Sciences.
      7. Harnsberger, H.R., Osborn, A.G., Ross, J.S., Macdonald, A. (2006). Diagnostic and Surgical Imaging Anatomy: Brain, Head and Neck, Spine. Amirsys.
      8. Parhiscar, A., Har-El, G. (2001). Deep neck abscess: A retrospective review of 210 cases. American Journal of Otolaryngology, 22(6), 393-398.

      Musculus levator ani

      Musculus levator ani, pelvik tabanın çok önemli bir bileşenidir ve idrar tutamamanın sürdürülmesinde, pelvik organların desteklenmesinde ve doğum gibi fonksiyonların kolaylaştırılmasında önemli bir rol oynar. Pelvisin iç yüzeyinden merkezi olarak desteklediği yapılara kadar uzanan geniş, ince bir kas tabakasından oluşur. Bu kas grubu pelvik bölgenin yapısal ve fonksiyonel bütünlüğünde anahtar rol oynar.

      • Cerrahi Tekniklerde Yenilik: Levator ani kasının anlaşılması, pelvik taban bozukluklarının tedavisini amaçlayan cerrahi teknikleri etkilemiştir. Pelvik organ prolapsusu onarımı ameliyatları gibi prosedürler artık sıklıkla levator ani kasının bütünlüğünü korumaya veya onarmaya yönelik stratejiler içermektedir.
      • Kültürlerarası Tanınma: Pelvik taban sağlığının ve levator ani kasını güçlendirmeye yönelik egzersizlerin önemi, yoga ve diğer geleneksel egzersiz biçimleriyle ilgili tarihi metinlerde bulunan Kegel egzersizlerine benzer uygulamalarla çeşitli kültürlerde kabul edilmiştir.
      • Cinsiyet Farklılıkları: Araştırmalar, levator ani kasının anatomisi ve biyomekaniğinde cinsiyetler arasında önemli farklılıklar olduğunu ve bu durumun erkeklerde ve kadınlarda pelvik taban bozukluklarının prevalansını ve ortaya çıkışını etkilediğini göstermiştir.

      Köken ve Ekleme

      Kökeni: Levator ani kasları, küçük pelvisin yan tarafının iç yüzeyinden kaynaklanır. Spesifik olarak, pubis’ten (pubik simfizin yakınında), levator ani’nin arkus tendineusundan (obturator internus kasının üzerinde yer alan kalınlaşmış bir fasya bandı) ve iskiyal omurgadan kaynaklanırlar.
      Ekleme: Kas lifleri vücudun orta hattına doğru birleşerek kuyruk sokumu, anokoksigeal bağ ve perineal gövdeye yerleşerek pelvik iç organlara destek sağlar.

      Arterler ve Sinirler

      Arterler: Levator ani kasları, iç iliak arterin dallarından, özellikle kadınlarda alt gluteal arter, iç pudendal arter ve vajinal arterlerden veya her iki cinsiyette alt rektal arterden kan alır.
      Sinirler: İnnervasyon esas olarak somatik lifleri taşıyan pudental sinir yoluyla sağlanır. Ek olarak, sakral pleksustan (S3 ve S4) gelen sinir lifleri doğrudan kası innerve ederek pelvik taban üzerinde istemli kontrolü kolaylaştırır.

      İşlev

      Levator ani kasları çeşitli işlevlere hizmet eder:

      • Destekleyici Pelvik Organlar: Pelvik organların (kadınlarda mesane, bağırsak, rahim) yerçekimi kuvvetine karşı pozisyonunu korumaya yardımcı olurlar.
      • Kontinansın Sürdürülmesi: Bu kaslar anorektal ve ürogenital açıklıkların kontrolüne katkıda bulunarak idrar kaçırmada kritik bir rol oynar.
      • Doğumun Kolaylaştırılması: Vajinal doğum sırasında levator ani kaslarının gevşemesi ve gerilmesi çok önemlidir.
      • Cinsel Fonksiyon: Vajinanın sıkılaşmasına ve ereksiyon mekanizmalarına katkıda bulunarak cinsel fonksiyona katılırlar.

      Klinik özellikler

      Levator ani kaslarının fonksiyon bozukluğu veya yaralanması çeşitli klinik durumlara yol açabilir:

      • Pelvik Organ Sarkması: Zayıflık veya hasar, pelvik organların vajinal kanala veya kanala inmesine neden olabilir.
      • İnkontinans: Disfonksiyon idrar ve dışkı inkontinansına katkıda bulunabilir.
      • Kronik Pelvik Ağrı: Levator ani aşırı aktivitesi veya spazmı, vajinismus ve kronik pelvik ağrı sendromları gibi durumlara katkıda bulunabilir.
      • Doğumla İlgili Travma: Doğum sırasında kaslar gerilebilir, yırtılabilir veya başka şekilde hasar görebilir, bu da uzun süreli pelvik taban bozukluklarına yol açabilir.

      Tarih

      Erken Anatomik Çalışmalar: Levator ani de dahil olmak üzere pelvik taban kasları üzerine yapılan çalışmaların kökeni eski anatomistlere kadar uzanabilir. Bununla birlikte, ayrıntılı anlayış ve doğru tanımlamalar, Andreas Vesalius (1514-1564) gibi anatomistlerin kendi zamanlarının anatomik bilgisine meydan okumaya ve iyileştirmeye başladıkları Rönesans’ın gelişiyle birlikte daha yaygın hale geldi. Genellikle modern anatominin babası olarak kabul edilen Vesalius, insan vücudunun en eski doğru tanımlarından bazılarını sağlayarak pelvik tabanla ilgili gelecekteki çalışmalara zemin hazırladı.

      Ondokuzuncu Yüzyıldaki Gelişmeler: 19. yüzyılda, diseksiyon tekniklerindeki gelişmeler ve pelvik taban bozukluklarının patofizyolojisine artan ilgi sayesinde pelvik anatomi çalışmalarında önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Anatomistler ve doktorlar, levator ani kasının yapısını ve fonksiyonunu daha büyük bir hassasiyetle detaylandırmaya başladılar; bu kasın pelvik organları destekleme ve idrar tutmayı sürdürmedeki rolünü fark ettiler.

      Jinekolojinin Rolü: Jinekolojinin 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında tıbbi bir uzmanlık alanı olarak gelişmesi, özellikle doğum ve pelvik organ prolapsusu bağlamında levator ani kasının önemini daha da ortaya çıkardı. 20. yüzyılın ortalarında Arnold Kegel gibi jinekologlar, özellikle doğum sonrası dönemde pelvik sağlığı iyileştirmek için pelvik taban kas egzersizlerinin (şu anda Kegel egzersizleri olarak biliniyor) önemini vurgulamaya başladılar.

      Modern Tıp Anlayışı: Günümüzde levator ani kası yalnızca yapısal destek rolüyle değil, aynı zamanda pelvik organ prolapsusu, idrar kaçırma ve kronik pelvik ağrı gibi bir dizi klinik durumdaki rolüyle de tanınmaktadır. MRI ve ultrason gibi görüntüleme tekniklerindeki ilerlemeler, hem sağlıklı bireylerde hem de pelvik taban bozukluğu olan kişilerde levator ani kasının daha ayrıntılı incelenmesine olanak sağlamıştır.

      İleri Okuma

      • Shafik, A. (1975). A new concept of the anatomy of the anal sphincter mechanism and the physiology of defecation. Investigative Urology, 12(5), 412-419.
      • DeLancey, J. O. L. (1994). Anatomy and biomechanics of genital prolapse. Clinical Obstetrics and Gynecology, 37(4), 897-909.
      • Ashton-Miller, J. A., & DeLancey, J. O. L. (2007). Functional anatomy of the female pelvic floor. Annals of the New York Academy of Sciences, 1101(1), 266-296.
      • Wallner, C., Maas, C., Dabhoiwala, N. F., Lamers, W. H., & Deruiter, M. C. (2006). Evidence for the involvement of the puborectalis muscle in the aetiology of pelvic organ prolapse. European Journal of Obstetrics & Gynecology and Reproductive Biology, 126(2), 216-220.
      • O’Dell, K. K., Morse, A. N., Crawford, S. L., & Howard, A. (2007). Vaginal pressure during lifting, floor exercises, jogging, and use of hydraulic exercise machines. International Urogynecology Journal and Pelvic Floor Dysfunction, 18(12), 1481-1489.
      • DeLancey, J. O. L. (1994). Anatomy and biomechanics of genital prolapse. Clinical Obstetrics and Gynecology, 37(4), 897-909.
      • Ashton-Miller, J. A., & DeLancey, J. O. L. (2007). Functional anatomy of the female pelvic floor. Annals of the New York Academy of Sciences, 1101(1), 266-296.

      Click here to display content from YouTube.
      Learn more in YouTube’s privacy policy.

      Tentoryum

      “Tentoryum” terimi genellikle beyindeki bir yapı olan tentorium cerebelli’ye atıfta bulunur.

      Tentoryum kelimesi, “çadır” anlamına gelen Latince tendo kelimesinden gelmektedir. Serebellumu serebrumdan ayıran, meninkslerin en dış tabakası olan dura mater kıvrımıdır. Tentoryum, tepesi başın arkasına doğru bakan ve tabanı şakak kemiğinin petröz kısmına dayanan bir çadır şeklindedir.

      Anatomi ve Yapı

      Tentoryum serebelli, serebellumu oksipital lobların alt kısmından ayıran dura mater kıvrımıdır. Çadır şeklindedir ve serebellumun üstünü kaplar.

      Bileşenler

      • Serbest Kenar: Bu, orta beynin çıkıntı yaptığı tentorial çentiği veya incisurayı içerir.
      • Ekli Kenar: Bu, kafatasının iç yüzeyine, özellikle enine sinüs boyunca tutturulmuştur.
      • Tentorial Yüzey: Üst yüzey serebrumun oksipital loblarını desteklerken, alt yüzey serebellumu kaplar.

      Click here to display content from YouTube.
      Learn more in YouTube’s privacy policy.

      İşlev

      Tentoryum serebelli’nin birincil işlevi beyne destek ve koruma sağlamaktır. Beyincik ve oksipital lobları fiziksel olarak ayrı tutarak kranial boşluğu supratentorial ve infratentorial bölmelere ayırır.

      Klinik Önem

      Tentorial Herniasyon

      Kafa içi basıncın artması durumunda, beynin bir kısmı tentoryal çentikten fıtıklaşarak beyin sapının sıkışmasına neden olabilir. Bu, acil müdahale gerektiren hayatı tehdit eden bir durumdur.

      Geçici Gözyaşları

      Yaralanmalar veya ameliyatlar tentoryumda yırtıklara neden olarak potansiyel beyin omurilik sıvısı sızıntısına veya diğer komplikasyonlara yol açabilir.

      İlişkili Patolojiler

      Tentoryal menenjiyomlar gibi bazı tümörler veya kistler tentoryumun yakınında gelişebilir veya tentoryumu tutabilir.

      Cerrahi Hususlar

      Tentoryumun karmaşık anatomisi, posterior fossayı içeren beyin cerrahisi prosedürleri sırasında sıklıkla dikkate alınır.

      Tarih

      Tentoryum ilk olarak MS 2. yüzyılda Yunan hekim Galen tarafından tanımlandı. Buna “beynin çadırı” adını verdi. Galen tentoryumun serebellumu serebrumdan koruduğuna inanıyordu.

      16. yüzyılda İtalyan anatomist Andreas Vesalius tentoryumun daha ayrıntılı bir tanımını yaptı. Ayrıca tentoryumun, serebrumun iki yarımküresini ayıran başka bir dura mater kıvrımı olan falx cerebri’ye bağlı olduğunu da gösterdi.

      17. yüzyılda İngiliz doktor Thomas Willis tentoryuma modern adını verdi. Ayrıca tentoryumun beynin konumunu korumak ve beynin kafatasının tabanındaki açıklık olan foramen magnumdan fıtıklaşmasını önlemek için önemli olduğunu gösterdi.

      18. yüzyılda Fransız anatomist Antoine Portal tentoryumun beyin omurilik sıvısını beyinden boşaltmak için de önemli olduğunu gösterdi.

      20. yüzyılda tentoryum anlayışımızda daha fazla ilerleme oldu. Artık tentoryumun hidrosefali, menenjit ve beyin tümörleri dahil olmak üzere bir dizi nörolojik hastalıkta rol oynayabileceğini biliyoruz. Ayrıca tentoryumun ameliyat veya travma sırasında zarar görebileceğini de biliyoruz.

      Tentoryum, beynin korunması ve desteklenmesinde bir takım roller üstlenen önemli bir yapıdır. Nispeten iyi anlaşılan bir yapıdır, ancak hakkında öğrenilecek daha çok şey vardır.

      Referanslar:

      • Nieuwenhuys, R., Voogd, J., & Huijzen, C. (2008). The Human Central Nervous System. Springer.
      • Rhoton, A. L. (2000). The Tentorial Incisura. Neurosurgery, 47(1), S131-S153.
      • Hernesniemi, J., Romani, R., Albayrak, B. S., Lehto, H., Niemelä, M., Karatas, A., … & Dashti, R. (2008). Microsurgical treatment of tentorial meningiomas. Surgical neurology, 69(4), 350-366.

      Vena umbilicalis


      Etimoloji ve Tarihçe

      “Vena umbilicalis” terimi, Latince kökenli iki bileşenden oluşur: “vena” (damar) ve “umbilicalis” (göbekle ilgili). Bu terim ilk kez 1615 yılında İngilizcede belgelenmiş olup, fetal dolaşım sistemi içinde yer alan temel vasküler yapılardan biridir.

      Anatomik ve Embriyolojik Özellikler

      Vena umbilicalis, gelişmekte olan embriyo ve fetüste plasentadan oksijen ve besin açısından zengin kanı taşıyan ana damardır. Umbilikal kord (göbek kordonu) içerisinde, genellikle iki adet arteria umbilicalis (oksijen açısından fakir kanı taşıyan) ve bir adet vena umbilicalis bulunur. Bu damar yapısı, plasental dolaşım ile fetal dolaşım arasındaki temel köprüyü oluşturur.

      Zamanında doğmuş bir fetüste vena umbilicalis yaklaşık 20 cm uzunluğundadır ve tekil bir yapı olarak mevcuttur. Bu yönüyle, “eşleştirilmiş” (paired) değil, tekil (unpaired) bir damar olduğunu belirtmek önemlidir. Damarın bir ucu plasentaya, diğer ucu ise fetüsün karaciğerine bağlanır.

      Göbek deliğinden fetüsün vücuduna giren vena umbilicalis, karaciğerin anterior yüzeyi boyunca ilerler. Bu noktada kan akışının büyük bir kısmı, karaciğeri atlayan özel bir vasküler şant olan ductus venosus yoluyla vena cava inferior’a (alt ana toplardamar) yönlendirilir. Bu şant sistemi sayesinde fetal dolaşımda oksijenli kanın büyük kısmı doğrudan kalbe ulaşır ve beyin gibi hayati öneme sahip organlara iletilir.

      Doğumdan Sonra Değişim: Fizyolojik Kapanma

      Doğumun hemen ardından, plasental dolaşım sona erer ve buna bağlı olarak vena umbilicalis ile ductus venosus fonksiyonlarını yitirir. Bu damarlar, doğumu takiben birkaç dakika içinde vazokonstriksiyon ile pasif olarak kapanır ve kan akışı durur. Takip eden haftalar içinde bu yapılar fibrozise uğrayarak ligamentum teres hepatis (karaciğerin yuvarlak bağı) ve ligamentum venosum gibi fibröz yapılara dönüşür. Özellikle ligamentum teres hepatis, erişkin karaciğerinde fissura ligamentosa boyunca yer alır ve kapanmış vena umbilicalisin anatomik izidir.

      Klinik Önemi ve Uygulama Alanları

      Modern neonatolojide ve pediatrik yoğun bakım tıbbında vena umbilicalis, doğum sonrası erken dönemde çeşitli acil müdahaleler için kritik bir giriş yoludur. Bu damar aracılığıyla:

      • İntravenöz sıvı tedavisi
      • İlaç uygulamaları
      • Kan transfüzyonları
      • Total parenteral beslenme (TPN)

      gibi işlemler gerçekleştirilebilir. Umbilikal ven kateterizasyonu (UVC), özellikle yenidoğanın venöz sisteme hızlı ve güvenli erişim gerektiren durumlarında sıkça kullanılan bir yöntemdir.

      Ayrıca, portal hipertansiyon, konjenital portosistemik şantlar ve karaciğer transplantasyonu gibi bazı durumlarda umbilikal venin anatomik kalıntıları (örneğin ligamentum teres) cerrahi ya da radyolojik girişimlerde yeniden kanalize edilerek portosistemik şant oluşturulmasında kullanılabilmektedir.




      Keşif


      Antik Dönem Gözlemleri: Galen ve Hipokrat Geleneği

      İlk dönemlerde insan anatomisi üzerine yapılan çalışmalar çoğunlukla hayvan diseksiyonlarına dayanmaktaydı. M.S. 2. yüzyılda yaşamış olan Galen, fetal dolaşım üzerine çeşitli yorumlar yapmış ve umbilikal damarlardan bahsetmiştir. Ancak Galen’in görüşleri deneysel diseksiyondan çok filozofik ve teorikti. Galen’e göre karaciğer, kanın üretildiği ve dağıtıldığı merkezdi; umbilikal damarlar da bu kuramsal modelin bir parçası olarak değerlendirilmiştir. Gerçek yapısal ve fonksiyonel ilişkilerin ortaya konulmasında sınırlı kalınmıştır.


      Rönesans ve Diseksiyonun Yükselişi: Vesalius’un Katkısı

      16. yüzyılda Andreas Vesalius’un “De humani corporis fabrica” (1543) adlı eseriyle birlikte modern diseksiyon temelli anatomi doğmuştur. Vesalius, Galen’in otoritesini sorgulayarak doğrudan gözleme dayanan anatomik bilgiyi öne çıkarmış ve umbilikal damarları insan ceninlerinde tanımlamıştır. Vena umbilicalis’in plasentadan oksijenlenmiş kanı taşıdığı bilgisi bu dönemde henüz tam olarak anlaşılamasa da, damarların anatomik olarak haritalanması Vesalius sayesinde büyük ilerleme kaydetmiştir.


        17. Yüzyılda Fetal Dolaşımın Fonksiyonel Keşfi: Harvey ve Rakipleri

        William Harvey, 1628’de yayımladığı “Exercitatio Anatomica de Motu Cordis et Sanguinis in Animalibus” (Kalbin ve Kanın Hareketi Üzerine) adlı eseriyle dolaşım sistemini tanımlayan ilk bilim insanı olmuştur. Harvey, fetal dolaşımın yetişkin dolaşımından farklı işlediğini fark etmiş, ancak umbilikal damarların spesifik fonksiyonunu tam olarak ortaya koymamıştır. Onun ardından gelen anatomistler —özellikle Hollandalı Regnier de Graaf ve İngiliz Francis Glisson— umbilikal venin karaciğerle olan ilişkisini daha net şekilde ortaya koymuşlardır.


        18. Yüzyıl ve Sonrası: Mikroskopi ve Embriyolojik Gelişim Anlayışı

        18. yüzyıldan itibaren mikroskopinin yaygınlaşmasıyla birlikte damarların daha ince yapıları anlaşılmış, umbilikal venin plasenta-fetus arasında oksijen taşıyan tek damar olduğu bilgisi netleşmiştir. 19. yüzyılda embriyolojinin gelişmesiyle birlikte bu damarların geçici yapılar olduğu (doğumdan sonra obliterasyona uğradığı) ve ligamentum teres hepatis’e dönüştüğü açıklanmıştır. Özellikle Carl von Baer ve Wilhelm His Sr. gibi embriyologlar bu gelişimi detaylandırmışlardır.


          Modern Anatomi ve Fizyoloji: Klinik Anlamı

          Günümüzde vena umbilicalis, prenatal ve perinatal tıpta önemli bir uygulama alanına sahiptir. Yenidoğanlarda acil venöz girişim için umbilikal ven kullanılır. Ayrıca fetal tıpta yapılan Doppler ultrasonografilerde vena umbilicalis akımı fetüsün oksijenlenmesi hakkında doğrudan bilgi vermektedir.






          İleri Okuma
          1. Galen (2. yy). De Usu Partium Corporis Humani.
          2. Vesalius, A. (1543). De humani corporis fabrica libri septem. Basel: Johannes Oporinus.
          3. Harvey, W. (1628). Exercitatio Anatomica de Motu Cordis et Sanguinis in Animalibus. Frankfurt: William Fitzer.
          4. Glisson, F. (1654). Anatomia hepatis. London: Du-Gardianis.
          5. Baer, K. E. von (1827). Über Entwicklungsgeschichte der Tiere. Königsberg: Bornträger.
          6. His, W. (1880). Anatomie menschlicher Embryonen. Leipzig: Vogel.
          7. Gray, H. (1918). Anatomy of the Human Body. Philadelphia: Lea & Febiger.
          8. Arey, L.B. (1954). Developmental Anatomy: A Textbook and Laboratory Manual of Embryology (6th ed.). W.B. Saunders.
          9. Moore, K.L., & Persaud, T.V.N. (2003). The Developing Human: Clinically Oriented Embryology. 7th ed. Philadelphia: Saunders.
          10. Sadler, T.W. (2012). Langman’s Medical Embryology. 12th ed. Philadelphia: Lippincott Williams & Wilkins.
          11. Sadler, T. W. (2018). Langman’s Medical Embryology. 14th ed. Philadelphia: Wolters Kluwer.
          12. MacDonald, M.G., Ramasethu, J., & Mullett, M.D. (2016). Atlas of Procedures in Neonatology (5th ed.). Wolters Kluwer.
          13. Schoenwolf, G.C., Bleyl, S.B., Brauer, P.R., & Francis-West, P.H. (2015). Larsen’s Human Embryology (5th ed.). Churchill Livingstone.
          14. Moore KL, Persaud TVN, Torchia MG. The Developing Human: Clinically Oriented Embryology. 10th edition. Philadelphia, PA: Elsevier; 2016.
          15. Sacks L, Schiller M. The Umbilical Vein: The Largely Ignored Counterpart to the Umbilical Arteries. NeoReviews. 2019;20(8):e464-e471.
          16. Stringer, M.D. (2019). The umbilicus: anatomy, pathology and management. Surgical Clinics of North America, 99(5), 1049–1060. https://doi.org/10.1016/j.suc.2019.06.004

          Click here to display content from YouTube.
          Learn more in YouTube’s privacy policy.


          Vena basilica

          Latince vena kelimesi “damar” anlamına gelirken, basilica kelimesi Yunanca basilikḗ (βασιλική) “kraliyet” ya da “krallık” anlamına gelir ve bu da “kral” ya da “şef” anlamına gelen basileús (βασιλεύς) kelimesinden türemiştir.

          Damar, muhtemelen vücuttaki önemini veya belirginliğini vurgulamak için mecazi olarak “kraliyet” olarak adlandırılmıştır. Bu etimoloji damarın Latince adı olan ve “kraliyet damarı” anlamına gelen vēna basilica ile tutarlıdır.


          This content is available to members only. Please login or register to view this area.

          Bazilik ven, hem anatomik hem de klinik açıdan önemli olan üst ekstremitenin önemli bir yüzeysel venidir.

          Anatomik Genel Bakış

          Köken ve Seyir:

          • Elin dorsal venöz ağında (arka) başlar.
          • Arka ön kol boyunca yükselir, kübital fossada (dirseğin önü) öne doğru kıvrılır.
          • Kol boyunca medial (iç taraf) ilerler, orta kolun yakınındaki brakiyal fasyayı delerek derin bir vene dönüşür.
          • Brakiyal vene katılarak aksiller veni oluşturur ve en sonunda subklavyen vene boşalır.

          Temel Özellikler:

          • Ön kol ve kübital bölgede yüzeysel, üst kolda derin hale gelir.
          • Kolun medial (ulnar) tarafında yer alır ve sefalik ven (lateral/radyal taraf) ile tezat oluşturur.

          Klinik Önemi

          Tıbbi Prosedürler:

          • Venipunktur/IV Erişimi: Medial pozisyonu nedeniyle median kübital venden daha az sıklıkla kullanılır, ancak kübital fossa veya ön kolda erişilebilir.
          • Arteriovenöz (AV) Fistüller: Hemodiyaliz için bir atardamara (örn. brakial) cerrahi olarak bağlanır. Bazilik ven, derinde yer alıyorsa yüzeysel bir pozisyona transpozisyonu gerekebilir.

          Patoloji:

          • Tromboflebit: Boyutu ve hareketliliği nedeniyle nadirdir, ancak travma veya uzun süreli IV kullanımı nedeniyle mümkündür.
          • Anatomik Değişkenlik: Seyir ve dallanma desenleri değişir ve cerrahi planlama için ameliyat öncesi görüntüleme gerektirir.

          This content is available to members only. Please login or register to view this area.


          Karşılaştırmalı Anatomi

          • Sefalik Ven: Lateral karşılığı; yüzeysel kalır, aksiller vene boşalır.
          • Medyan Kübital Ven: Dirsekte bazilik ve sefalik venleri birbirine bağlar; venipunktur için birincil bölgedir.

          Cerrahi Hususlar

          • AV Fistül Oluşturma: Büyük kalibresi nedeniyle bazilik ven idealdir. Derin ise, transpozisyon prosedürü diyalizde iğne erişimini kolaylaştırmak için onu yüzeysel olarak hareket ettirir. – Varyasyonlar: Anatomik farklılıklar (örn. çatallanma, atipik yollar) prosedürel yaklaşımları etkiler.


          Keşif
          1. MS 2. Yüzyıl – Galen’in İlk Tanımı: Yunan hekim Galen (MS 129-216), günümüzde bazillik damar olarak tanımladığımız venöz sistemi belgeleyen ilk kişilerden biriydi. Vücudun Bölümlerinin Faydası Üzerine gibi eserlerinde Galen, kolun medial (iç) tarafı boyunca belirgin bir damarı tanımladı. Gözlemleri hayvanların diseksiyonlarına ve sınırlı insan çalışmalarına dayanıyordu ve vücudun venöz ağı bağlamında buna atıfta bulundu, ancak modern adı olan “basilik” ile değil.
          2. 16. Yüzyıl – Vesalius’un İnceliği: Modern anatomide önemli bir figür olan Andreas Vesalius (1514–1564), çığır açan eseri De Humani Corporis Fabrica‘da (1543) bazilika damarının daha kesin bir tanımını yapmıştır. Vesalius, Galen’in birçok hatasını insan diseksiyonlarına dayanarak düzeltmiştir. Önemini yansıtan, Yunanca “basilikos”tan (yani “kraliyet” veya “şef” anlamına gelir) türetilen “vena basilica” (Latince bazilika damarı) terimini kullanmıştır. Ayrıntılı çizimleri ve açıklamaları, damarın seyri ve yapısını anlamada önemli bir sıçramaya işaret etmiştir.
          3. 17. Yüzyıl – Görselleştirmedeki Gelişmeler: X-ışınları 19. yüzyılın sonlarına kadar geliştirilmemiş olsa da (Wilhelm Röntgen, 1895), 17. yüzyılda William Harvey’in 1628’de kan dolaşımını keşfetmesinin ardından anatomi ve dolaşıma olan ilgi arttı (De Motu Cordis). Thomas Bartholin gibi anatomistler, bazilik damar zaten biliniyor olmasına rağmen damarları daha sistematik bir şekilde haritalamaya başladılar. Diseksiyon ve damarlara madde (örneğin, mum veya cıva) enjeksiyonu gibi teknikler, görselleştirmeyi iyileştirerek, damarın yolunun ve bağlantılarının daha net anlaşılmasına katkıda bulundu.
          4. 18. Yüzyıl – Klinik Uygulamalar: 18. yüzyıl tıpta pratik gelişmeler getirdi, ancak William Stewart Halsted (1852–1922) 18. yüzyıla değil, 19. yüzyılın sonlarına ve 20. yüzyılın başlarına aittir. Daha önceki doktorlar, 1700’lerdekiler gibi, kan alma ve ilkel transfüzyonlar gibi prosedürler için damarları keşfetmeye başladılar. Bazilika damarının yüzeysel konumu onu bu müdahaleler için bir aday yaptı, ancak transfüzyonlardaki modern kullanımı daha sonra Halsted ve diğerleriyle ortaya çıktı. Amerikalı bir cerrah olan Halsted, vasküler cerrahi tekniklerine ve anesteziye öncülük etti ve dolaylı olarak bazilika gibi damarların tıbbi erişim için kullanımını ilerletti.
          5. Modern Dönem – Standart Kullanım: 20. yüzyılda, daha iyi anatomik bilgi, görüntüleme (örneğin, röntgen, ultrason) ve steril tekniklerin ortaya çıkmasıyla, bazilika damarı venipunktur, intravenöz tedavi ve kan alma için standart bir yer haline geldi. Büyük boyutu ve medial ön kol ve üst kolda erişilebilirliği klinik önemini sağlamlaştırdı.

          İleri Okuma
          1. Galenos von Pergamon (ca. 129–216 n. Chr.). De usu partium corporis humani. In: Opera Omnia. Basler Ausgabe, 1538.
          2. Vesalius, A. (1543). De humani corporis fabrica libri septem. Basel: Johannes Oporinus.
          3. Fallopius, G. (1561). Observationes anatomicae. Venetiis: apud Marcum Antonium Ulmum.
          4. Fabricius ab Aquapendente (1603). De venarum ostiolis. Padua: Lorenzo Pasquati.
          5. Harvey, W. (1628). Exercitatio anatomica de motu cordis et sanguinis in animalibus. Frankfurt: William Fitzer.
          6. Hyrtl, J. (1861). Handbuch der topographischen Anatomie, Band 2. Wien: Wilhelm Braumüller.
          7. Testut, L. (1895). Traité d’anatomie humaine. Paris: Gaston Doin.
          8. Gray, H. (1918). Gray’s Anatomy of the Human Body, 20th ed. Philadelphia: Lea & Febiger.
          9. Standring S. (2016). Gray’s anatomy : the anatomical basis of clinical practice (41st ed.). Elsevier Limited.
          10. Khaleghi M, et al. (2017). Upper extremity venous ultrasound. Vascular Medicine.
          11. Standring, S. (Hrsg.) (2020). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice, 42nd ed. London: Elsevier.

            Click here to display content from YouTube.
            Learn more in YouTube’s privacy policy.

            Tentoryum serebelli

            • Tentorium” kelimesi Latince “çadır” veya “örtü” anlamına gelen “tentorium” kelimesinden türetilmiştir. Bu isim, yapının beyinciği örten çadır benzeri bir örtü veya kanopiye benzemesi nedeniyle seçilmiştir.
            • Cerebelli” terimi, “küçük beyin” anlamına gelen “cerebrum “un Latince küçültülmüş şekli olan “cerebellum “dan gelmektedir. Beyincik, beynin tentorium cerebelli’nin altında bulunan ve istemli hareketleri, duruşu ve dengeyi koordine etmekten sorumlu olan kısmıdır.

            Bu nedenle, “tentorium cerebelli” adı kelimenin tam anlamıyla “küçük beynin çadırı” olarak çevrilebilir; bu da beyinciği örten ve koruyan, onu serebrumun üstteki oksipital loblarından ayıran çadır benzeri bir yapı olarak işlevini doğru bir şekilde tanımlar.


            1. Tanımı ve Genel Özellikleri

            • Tentorium cerebelli, meninkslerin en dış ve en sağlam katmanı olan dura mater‘in bir uzantısıdır.
            • “Tentorium” (Latince: çadır) terimi, bu yapının serebellum üzerinde gerilmiş bir çadır gibi durmasından kaynaklanır.
            • Serebellum ile serebrumun oksipital lobları arasında fiziksel bir bariyer oluşturur.

            2. Konumu ve Anatomik Bağlantıları

            • Yerleşim: Posterior kraniyal fossada, beyin sapının arkasında ve serebellumun üstünde bulunur.
            • Ön bağlantı: Sfenoid kemiğin anterior klinoid çıkıntılarına.
            • Yan bağlantılar: Temporal kemiğin petröz kısmına.
            • Arka bağlantı: Oksipital kemiğin iç yüzeyine, özellikle iç oksipital çıkıntıya.
            • Orta açıklık (Tentorial incisura): Mezensefalonun geçişine izin veren açıklık.

            3. Makroskobik Yapısı

            • Yatay yerleşimli, hilal şeklinde bir yapıdadır.
            • Konveks kenarları boyunca transvers sinüs ve superior petrosal sinüs gibi venöz sinüslerle ilişkidedir.
            • Ortasında yer alan tentorial çentik (incisura tentorii), beynin üst ve alt bölümleri (supratentoryal ve infratentoryal) arasında geçiş noktasıdır.

            4. İşlevleri

            • Yapısal Destek: Serebellumu yukarıdan gelen serebrum baskısından korur.
            • Koruyucu Rol: Kafa içindeki hareketlere karşı beyin yapılarının stabilitesini artırır.
            • Bölmelendirme: Kranial boşluğu fonksiyonel olarak supratentoryal (büyük beyin) ve infratentoryal (serebellum ve beyin sapı) olarak ikiye ayırır.
            • Venöz Drenaj: Üzerinden geçen sinüslerle beyin venöz dolaşımının önemli bir bileşenidir.

            5. Klinik Önemi

            • Transtentoryal Herniasyon: Beyin dokusunun tentorial çentikten aşağı doğru itilmesidir.
              • Genellikle artmış kafa içi basınçla ilişkilidir.
            • Uncal Herniasyon: Temporal lobun iç kısmındaki uncus’un tentoryumun kenarından beyin sapına doğru itilmesidir.
              • İlk belirtiler arasında ipsilateral pupilla dilatasyonu ve ışık refleksinde kayıp bulunur.
              • Üçüncü kraniyal sinir (n. oculomotorius) bu süreçte sıkışabilir.
              • Beyin sapının sıkışması solunum, kardiyovasküler düzenleme ve bilinç durumunu hızla etkiler.

            6. Nöroşirürjikal Önemi

            • Tentorium cerebelli’yi çevreleyen yapılar (örn. temporal lob, beyin sapı, sinüsler) cerrahi planlama açısından kritiktir.
            • Supratentoryal ve infratentoryal tümörlerde yaklaşım yollarını belirlemede anatomik bilgisi gereklidir.
            • Beyin herniasyonları sırasında tentoryumun pozisyonu görüntüleme ile değerlendirilerek tedavi yönlendirilir.



            Keşif


            1. Bergamalı Galen (MS 129–216)

            • Antik Roma döneminin en etkili hekimlerinden biri olan Galen, hayvan diseksiyonları yoluyla insan anatomisi hakkında ilk sistematik bilgileri derlemiştir.
            • Dura mater’i tanımlayarak meninks katmanlarına dair ilk ayırt edici açıklamaları sunmuştur.
            • Galen, beynin farklı bölümleri arasındaki ayrımı açıklarken “zar katmanları”na atıf yapar. Tentorium cerebelli’nin birebir adı geçmese de, onun duraya dair tanımlamaları bu yapının dolaylı biçimde algılandığını gösterir.
            • Galen’in eserleri İslam dünyası ve Orta Çağ Avrupa’sında yüzyıllar boyunca temel tıp kaynağı olarak kullanılmıştır.

            2. Andreas Vesalius (1514–1564)

            • Belçikalı anatomi öncüsü Vesalius, De Humani Corporis Fabrica Libri Septem (1543) adlı eseriyle Rönesans tıbbında çığır açmıştır.
            • Bu eser, insan kadavrası üzerinde yapılan sistematik diseksiyonlara dayalı ilk kapsamlı anatomi kitabıdır.
            • Tentorium cerebelli, Vesalius’un ayrıntılı kraniyal boşluk çizimlerinde ilk kez anatomik bir yapı olarak görsel ve kavramsal biçimde tanımlanmıştır.
            • Vesalius, Galen’in hatalarını düzeltmiş ve dura mater’in katmanlarını, beyin zarları arasındaki ayrımları ve bu yapıların konumlarını doğru şekilde sunmuştur.

            3. Thomas Willis (1621–1675)

            • Willis, Cerebri Anatome (1664) adlı çalışmasında merkezi sinir sistemi üzerine derinlemesine açıklamalar yapmıştır.
            • Özellikle meninkslerin venöz yapılarla ilişkileri, Willis’in katkısıyla daha iyi anlaşılmıştır.
            • Tentorium cerebelli terimi metinlerinde açıkça yer almasa da, yapının fonksiyonu ve komşuluk ilişkileri hakkında verdiği bilgiler, bu bölgenin daha iyi kavranmasına katkıda bulunmuştur.
            • Willis’in çalışmaları, beynin vasküler ve fonksiyonel bölümlenmesine ışık tutmuştur (örneğin: Willis Poligonu).

            4. 18. ve 19. Yüzyılda Modernleşme

            • Diseksiyon teknikleri, fiksasyon yöntemleri ve optik araçlardaki gelişmelerle birlikte beyin zarlarının üç boyutlu organizasyonu net biçimde belirlenmiştir.
            • Tentorium cerebelli’nin sınırları, tentorial çentik (incisura), venöz sinüslerle ilişkisi gibi karmaşık yapılar tıbbi literatüre açık biçimde dahil edilmiştir.
            • Nöroanatomik atlaslar (örn. Jean-Baptiste Marc Bourgery’nin anatomi çalışmaları) bu dönemde tentorium’u standart anatomi eğitimine kazandırmıştır.

            5. 20. Yüzyıl ve Mikroanatomik Tanım (Albert Rhoton)

            • Amerikalı beyin cerrahı ve nöroanatomist Albert Rhoton, tentorium cerebelli’nin mikroskopik anatomisini tanımlamış ve cerrahi haritalar oluşturmuştur.
            • Tentorium’un cerrahiye etkisi, herniasyon yolları, sinir geçişleri ve mikrovasküler ilişkileri bu dönemde netleşmiştir.
            • Rhoton’un çalışmaları, tentorium cerebelli’nin sadece pasif bir zar değil, aynı zamanda cerrahi yön bulma ve nörovasküler yapılarla etkileşim açısından da kritik bir rehber olduğunu ortaya koymuştur.



            İleri Okuma
            1. Galen. (2. yüzyıl). On the Usefulness of the Parts of the Body. Trans. M. T. May. Cornell University Press.
            2. Vesalius, A. (1543). De Humani Corporis Fabrica Libri Septem. Basel: Johannes Oporinus.
            3. Willis, T. (1664). Cerebri Anatome: Cui Accessit Nervorum Descriptio et Usus. London: Martyn & Allestry.
            4. Bourgery, J. M., & Jacob, N. H. (1831–1854). Traité complet de l’anatomie de l’homme. Paris.
            5. Williams, P. L., Warwick, R., Dyson, M., & Bannister, L. H. (1989). Gray’s Anatomy. Churchill Livingstone, 37. baskı.
            6. Wilson, J. R., & Williams, P. L. (1995). Neuroanatomy: A Text and Atlas. McGraw-Hill.
            7. Kendall, J. L., & Heller, M. B. (2006). Emergency Neurological Life Support: Transtentorial Herniation Management. Neurocritical Care.
            8. Standring, S. (2008). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice. Elsevier Churchill Livingstone, 40(1), 380–385.
            9. Youmans, J. R., & Winn, H. R. (2017). Youmans and Winn Neurological Surgery. Elsevier, 7. Baskı, Cilt 1, s. 401–408.
            10. Haines, D. E. (2013). Neuroanatomy: An Atlas of Structures, Sections, and Systems. Lippincott Williams & Wilkins.
            11. Moore KL, Dalley AF, Agur AMR. Clinically Oriented Anatomy. 7th ed. Philadelphia, PA: Lippincott Williams & Wilkins; 2014.
            12. Standring, S. (2016). Gray’s Anatomy (41st ed.). Elsevier.
            13. Ropper, A. H., & Samuels, M. A. (2019). Adams and Victor’s Principles of Neurology (11th ed.). McGraw-Hill Education.
            14. Rhoton, A. L. (2000). Cranial anatomy and surgical approaches. Neurosurgery, 47(3 Suppl), S7–S27.
            15. Standring, S. (2020). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice (42nd ed.). Elsevier.

            Click here to display content from YouTube.
            Learn more in YouTube’s privacy policy.

            Torakoakromiyalis

            Thoracoacromialis terimi üç Yunanca kelimenin birleşiminden oluşur:

            thorax, “göğüs” anlamına gelir
            akromiyon, “omuzun en yüksek noktası” anlamına gelir
            a-malia, “anormallik” anlamına gelir

            Torakoakromiyalis kası, göğüs kemiğinin (sternum) dış yüzeyinden ve üst kaburgalardan kaynaklanan küçük bir kastır. Kürek kemiğinin (skapula) üst kısmındaki kemikli bir süreç olan akromiyona eklenir. Torakoakromiyalis kası omuz eklemini stabilize etmeye ve kolu kaldırmaya yardımcı olur.

            Daha önce thoracoacromialis olarak bilinen thoracoacromial arter, vücudun üst kısmında bulunan küçük ama önemli bir arterdir. Aksiller arterin ikinci kısmından, klavikula veya köprücük kemiğinin hemen altından çıkar. Genellikle ters çevrilmiş bir piramidi andıran kısa, kalın bir damardır.

            Bu arter önemlidir çünkü klavikula, deltoid, pektoral bölge ve subskapularis dahil olmak üzere vücudun çeşitli bölgelerine hizmet eder. Bu bölgelere kan tedariki sağlamak için dallanır.

            Torakoakromiyal arterin dört ana dalı vardır:

            1. Klaviküler dal: Subklavius ve sternoklaviküler eklemi beslemek için medialde seyreder.
            2. Akromiyal dal: Akromiyonu, akromiyoklaviküler eklemi ve deltoid kasını beslemek için yükselir.
            3. Deltoid dal: Sefalik ven ile birlikte lateralde, pektoralis major ve deltoid kasları arasında seyreder.
            4. Pektoral dal: Göğüs kaslarını ve meme bezlerini beslemek için aşağı iner.

            Torakoakromiyal arterin dallanma modelindeki varyasyonların yaygın olduğunu belirtmek gerekir.

            Tarih

            “Thoracoacromialis” teriminin kaydedilen ilk kullanımı 18. yüzyılda İskoç anatomist William Hunter tarafından olmuştur. Kas, 19. yüzyılda Fransız anatomist Jean Cruveilhier tarafından daha fazla incelenmiştir.

            Thoracoacromialis kası nispeten küçük bir kastır, ancak omuz ekleminin stabilizasyonunda önemli bir rol oynar. Kas, tekrarlayan baş üstü aktiviteler gibi aşırı kullanım nedeniyle yaralanabilir. Torakoakromiyalis kasının yaralanması omuzda ağrı ve güçsüzlüğe neden olabilir.

            Torakoakromiyalis kasının etimolojisi ilginçtir çünkü Yunan dilinin yüzyıllar boyunca insan vücudunun anatomisini tanımlamak için nasıl kullanıldığını gösterir. Kas, göğüs ve omuzdaki konumu ve omuz eklemini stabilize etme işlevi nedeniyle adlandırılmıştır. “Thoracoacromialis” terimi bugün hala bu kası tanımlamak için kullanılmaktadır.

            Kaynak:

            1. Standring, S. (2016). Gray’s anatomy: the anatomical basis of clinical practice. Elsevier Health Sciences.
            2. Moore, K. L., Dalley, A. F., & Agur, A. M. (2013). Clinically oriented anatomy. Lippincott Williams & Wilkins.

            Gyrus cerebri

            Gyrus cerebri terimi “beynin kıvrımı” anlamına gelen Latince bir ifadedir. “Gyrus” kelimesi Yunanca “daire” veya “sarmal” anlamına gelen “gyros” kelimesinden gelir ve “cerebri” kelimesi “beynin” anlamına gelir. “Gyrus cerebri” teriminin kayıtlı ilk kullanımı 16. yüzyılda İtalyan anatomist Andrea Vesalius tarafından yapılmıştır.

            Girus, beynin dış tabakası olan serebral korteks üzerindeki bir çıkıntıdır. Serebral korteks, yüzey alanını artırmak için bir dizi girus ve sulkus (oluk) şeklinde katlanmıştır. Bu, beynin bilgiyi işleyen hücreler olan daha fazla nörona sahip olmasını sağlar.

            Serebral korteksteki girusların sayısı ve boyutu kişiden kişiye değişir. Bazı insanlarda diğerlerinden daha fazla girus bulunur ve bazı giruslar diğerlerinden daha büyüktür. Girusların boyutu ve sayısı yaştan da etkilenir, yaşlandıkça beyin daha kıvrımlı hale gelir.

            Giruslar beyin üzerindeki konumlarına göre adlandırılır. Örneğin, beynin ön lobunda merkezi sulkusun önünde yer alan ve precentral girus adı verilen bir girus bulunur. Beynin temporal lobunda, sylvian fissürün üzerinde bulunan superior temporal girus adı verilen bir girus bulunur.

            Girus (çoğulu girus) nöroanatomide beyin yüzeyinde görülen yuvarlak, yüksek, kıvrımlı yapıları veya çıkıntıları tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Bunlar beynin kortikal yüzeyinde görülebilen “tümseklerdir”. Giruslar, sulkus (tekil sulkus) olarak bilinen çöküntüler ve fissür olarak bilinen daha büyük oluklarla bölünmüştür.

            Kıvrımlar (giruslar) ve oluklar (sulkuslar) beynin yüzey alanını artırarak bilişsel ve nörolojik işlevlerin artmasını sağlar. Bir anlamda giruslar, beynin sınırlı bir alana (kafatasına) daha fazla nöron sığdırmasının bir yoludur.

            Farklı giruslara isimler verilmiş ve farklı işlevlerle ilişkilendirilmiştir. Öne çıkanlardan bazıları şunlardır:

            • Precentral girus: Frontal lobda bulunan bu girus motor kontrol ile ilgilidir ve genellikle birincil motor korteks olarak adlandırılır.
            • Postcentral girus: Parietal lobda bulunan bu girus, dokunsal duyusal bilgileri işleyen birincil somatosensoriyel korteksin yeridir.
            • Singulat girus: Korpus kallozumun hemen üzerinde yer alan limbik sistemin bir parçasıdır ve duygu oluşumu ve işlenmesi, öğrenme ve hafızada rol oynar.
            • Superior temporal girus: Temporal lobda yer alır ve birincil işitsel korteksin bulunduğu yer olduğu için işitsel işlemede rol oynar.
            • Fusiform girus: Beynin ventral tarafında bulunan bu girus, üst düzey görsel işlemede çok önemli bir rol oynar ve özellikle yüz tanımada rol oynar.

            Giruslar önemlidir çünkü serebral korteksin daha geniş bir yüzey alanına sahip olmasını sağlarlar. Bu önemlidir çünkü serebral korteks, aşağıdakiler de dahil olmak üzere beynin birçok işlevinden sorumludur:

            • Düşünme
            • Öğrenme
            • Hatırlamak
            • Algılamak
            • Taşınmak

            Giruslar da beynin korunmasına yardımcı olur. Serebral korteksteki kıvrımlar beyni yaralanmalardan korumaya yardımcı olur.

            Girusların incelenmesine jiroskopi denir. Jiroskopi, serebral korteksin yapısı ve işlevine odaklanan bir sinirbilim alanıdır. Jiroskopi, beynin gelişimini, yaşlanmanın beyin üzerindeki etkilerini ve beyin bozukluklarının nedenlerini ve tedavilerini incelemek için kullanılır.

            Kaynak:

            1. Bear, M. F., Connors, B. W., & Paradiso, M. A. (2016). Neuroscience: Exploring the Brain. Wolters Kluwer Health.
            2. Nolte, J., & Angevine, J. B. (2000). The human brain: in photographs and diagrams. Mosby.

            Click here to display content from YouTube.
            Learn more in YouTube’s privacy policy.

            Pallidotalamik yol

            “Pallidothalamic tract” terimi Latince “pallidum” (soluk) ve “thalamus” (oda) kelimelerinden gelmektedir. İlk olarak 19. yüzyılın başlarında globus pallidusu (bazal gangliyonların bir parçası) talamusa (beynin bir parçası) bağlayan bir grup sinir lifini tanımlamak için kullanılmıştır.

            Pallidotalamik yollar, beyinde istemli hareketin düzenlenmesinde rol oynayan bir yapı olan globus pallidusu talamusa bağlayan sinirsel yollardır. Bu yollar beynin motor sisteminin kritik bileşenleridir ve hareketin düzenlenmesinde önemli bir rol oynarlar.

            İki ana pallidotalamik yol vardır: doğrudan (veya “ön”) ve dolaylı (veya “arka”). Her iki yol da globus pallidus internus’ta (GPi) başlar, ancak farklı rotaları ve talamik hedefleri vardır.

            Doğrudan (Anterior) Pallidotalamik Yol (veya Ansa lenticularis): Bu yol başlangıçta aşağı doğru hareket eder ve iç kapsülün medial yönünü sararak bir “sap” şekli oluşturur (Latince’de “sap” anlamına gelen “ansa” adı buradan gelir). Daha sonra talamusun ventral kısmından geçerek ventral anterior (VA) ve ventral lateral (VL) çekirdeklerde sinaps yapar.

            Dolaylı (Posterior) Pallidotalamik Yol (veya Fasciculus Lenticularis veya Thalamic fasciculus): Bu yol GPi’den doğrudan posterior ve yukarı doğru hareket eder, subtalamik bölgeden geçerek talamusa ulaşır ve çoğunlukla VL çekirdeğinde sinaps yapar.

            Bu yollar, istemli hareketleri düzenleyen geri bildirim döngüsünün önemli bir parçası olan inhibitör sinyallerin globus pallidustan talamusa taşınmasında kritik bir rol oynar. Pallidotalamik yolların işlev bozukluğu Parkinson hastalığı gibi hareket bozukluklarına neden olabilir.

            Tarih

            Palidotalamik yollar motor kontrol için önemlidir. Kasların hareketini düzenlemeye ve hareketi görme ve işitme gibi diğer beyin işlevleriyle koordine etmeye yardımcı olurlar.

            Pallidotalamik yolların tarihi, bazal gangliyonların tarihiyle yakından bağlantılıdır. Bazal gangliyonlar ilk olarak 17. yüzyılda tanımlanmıştır, ancak işlevleri 20. yüzyıla kadar tam olarak anlaşılamamıştır.

            20. yüzyılın başlarında araştırmacılar bazal gangliyonlar ile beynin diğer bölümleri arasındaki bağlantıları incelemeye başladılar. Pallidotalamik yolların, bazal gangliyonları talamusa bağlayan ana yollardan biri olduğunu keşfettiler.

            Palidotalamik yolların işlevi, araştırmacıların hayvanlarda pallidotalamik yollara yapılan lezyonların etkilerini incelemeye başladıkları 1960’lı ve 1970’li yıllarda daha da netleşti. Araştırmacılar, pallidotalamik yollardaki lezyonların titreme, sertlik ve bradikinezi dahil olmak üzere çeşitli motor bozukluklara neden olabileceğini bulmuşlardır.

            Bugün, pallidotalamik yollar iyi anlaşılmıştır ve motor kontrol anlayışımızın önemli bir parçasıdır. Ayrıca Parkinson hastalığı ve diğer hareket bozukluklarının tedavisindeki potansiyel rolleri açısından da incelenmektedirler.

            İşte pallidotalamik yollar hakkında bazı ek gerçekler:

            • Ventral anterior nükleusa ve talamusun ventral lateral nükleusuna projekte olurlar.
            • Hareket, duruş ve göz hareketlerinin kontrolünde rol oynarlar.
            • Ayrıca duyguların ve bilişin işlenmesinde de rol oynarlar.

            Pallidotalamik yollar karmaşık ve büyüleyici bir sinir lifleri sistemidir. Davranışlarımızın birçok yönünde önemli bir rol oynarlar ve bugün hala araştırmacılar tarafından incelenmektedirler.

            Kaynak:

            • Nieuwenhuys, R., Voogd, J., van Huijzen, C. (2008). The Human Central Nervous System: A Synopsis and Atlas. Springer.
            • Parent, M., Parent, A. (2004). The pallidofugal motor fiber system in primates. Parkinsonism & Related Disorders, 10(4), 203-211. doi:10.1016/j.parkreldis.2003.11.005
            • Carpenter, M.B., Sutin, J. (1983). Human Neuroanatomy. Williams & Wilkins.
            • Haber, S.N., Calzavara, R. (2009). The cortico-basal ganglia integrative network: The role of the thalamus. Brain Research Bulletin, 78(2-3), 69-74. doi:10.1016/j.brainresbull.2008.09.013