hollandalı fizikçi johannes diderik van der waals (1837–1923)
tarafından adlandırılan,kovalent olmayan zayıf çekim kuvvetidir.
Muskulus oblikus eksternus abdominis
1) Tanım ve genel konum
Dış eğik karın kası, karın ön-yan duvarının en yüzeyel, en geniş yayılımlı ve lifleri belirgin biçimde infero-medial (yukarıdan aşağıya ve içe) uzanan çapraz kas tabakasıdır. Gövdeyi “korse” gibi saran anterolateral karın duvarının, hem dinamik hareket (rotasyon, lateral fleksiyon, fleksiyon) hem de statik stabilizasyon (postür, yük aktarımı, intraabdominal basınç) görevlerinde temel bir aktördür. Lif yöneliminin karakteristiği, klinikte sık kullanılan benzetmeyle “ceplere el sokma” doğrultusuna yakındır; bu yönelim, iç eğik kas lifleriyle dikleşen (yaklaşık çapraz) bir örgü düzeni oluşturarak karın duvarına torsiyonel dayanıklılık kazandırır.
2) Terminoloji ve etimoloji
- Musculus: Latince “fare” (sıçan) kökünden türediği kabul edilen terim; klasik anatomi dilinde “kas” dokusunu belirtir.
- Obliquus: Latince “eğik, çapraz” anlamındadır; liflerin eksenle tam paralel ya da tam dik değil, açılı seyrettiğini vurgular.
- Externus: “Dışta bulunan” demektir; karın yan duvarında iç eğik (internus) ve transversus abdominis tabakalarının üstünde yer aldığını ifade eder.
- Abdominis: “Karına ait” anlamında, karın bölgesine referans verir.
Bu adlandırma, kasın hem topografik düzlemini (dış tabaka), hem lif geometrisini (oblik), hem de bölgesel aidiyetini (abdominis) aynı anda kodlar; terminoloji, anatomik işlevin mekanik altyapısına doğrudan işaret eden “kısa bir tarif” gibidir.
3) Makroskopik anatomi ve tabakalanma
Anterolateral karın duvarı kabaca şu katmanlarla düşünülür (yüzeyelden derine):
- Deri
- Yüzeyel fasya (yağlı ve membranöz bileşenler)
- M. obliquus externus abdominis
- M. obliquus internus abdominis
- M. transversus abdominis
- Transversalis fasya
- Ekstraperitoneal yağ dokusu
- Parietal periton
Dış eğik kas, bu dizilimde “dış kalkan” gibi davranır: geniş aponevrozu ile karın ön duvarında rektus kılıfının (rectus sheath) önemli bir parçasını oluşturur; alt uçta ise inguinal bölgenin bağ dokusu mimarisini şekillendirir.
4) Köken (origo): Kaburga başlangıcı ve segmental düzen
Kasın klasik tariflenen başlangıç alanı 5.–12. kaburgaların dış yüzleridir. Bu başlangıç segmental bir “yelpaze” gibidir:
- Üst digitasyonlar (özellikle 5–7. kaburgalar düzeyi) toraks duvarı kaslarıyla daha yakın komşuluk gösterir.
- Alt digitasyonlar (8–12. kaburgalar) karın yan duvarına genişleyerek katılır.
Digitasyon (dişsi uzantılar) kavramı burada önemlidir: dış eğik kas lifleri kaburgalara “parmak parmak” tutunur. Bu düzen, solunumla kaburga hareketlerinin karın duvarı tonusuna aktarılmasını kolaylaştırır; aynı zamanda gövde rotasyonunda üst göğüs kafesi ile pelvis arasında kuvvet iletimine mekanik bir ara yüz sağlar.
Komşu kas ilişkisi (serratus anterior ve “testere dişi” uyumu): Üst-lateral bölgede dış eğik kasın digitasyonları, serratus anterior digitasyonlarıyla yakın komşuluk yapar. Bazı anatomi geleneklerinde bu karşılıklı “testere dişi” temasın dış hat boyunca belirgin bir çizgilenme oluşturduğu belirtilir (klinik yüzey anatomide yan toraks hattında hissedilebilen, kas sınırlarını imleyen bir düzen).
5) Seyir ve lif yönelimi
Lifler kaudal-medial yönde ilerler; yani kaburgalardan başlayıp aşağıya ve içe doğru uzanır. Bu yönelim:
- İç eğik kas lifleriyle (genellikle supero-medial yönelim) çaprazlaşır,
- Transversus lifleriyle (daha yatay) farklı bir “katmanlı örgü” kurar.
Bu üç katmanlı örgü, karın duvarına yalnızca “kas gücü” değil, aynı zamanda mekanik dayanım kazandırır: liflerin farklı yönlerde olması, farklı çekme hatlarını karşılayarak “çok eksenli” stabilite sağlar.
6) Bağlanım (insertio): Aponevroz, crura ve iliak tutunma
Dış eğik kasın en ayırt edici özelliği, ön-orta hatta geniş bir aponevroz ile sonlanmasıdır. Bu aponevrotik yapı, alt bölgede iki krusa ayrılarak inguinal anatomiyi biçimlendirir:
6.1) Crus laterale
- Crista iliaca (iliak krest) üzerinde özellikle labium externuma tutunur.
- Alt kenarı boyunca kalınlaşarak ligamentum inguinale (inguinal ligament) liflerine katkı verir.
- Mediale uzanımında tuberculum pubicum çevresine bağ dokusu sürekliliği gösterir.
Bu lifler, pelvisin üst kenarıyla karın duvarı arasında bir “germe bandı” kurar; yürüyüşte, yük taşımada ve gövdeyi stabilize eden manevralarda (ör. öksürme) bu bandın bütünlüğü klinik açıdan belirleyicidir.
6.2) Crus mediale
- Medial tarafta aponevroz lifleri rektus kılıfının ön yaprağına katılır ve linea albaya doğru yayılır.
- Bu bölge, iki taraflı aponevrozların “beyaz çizgi”de birleşerek orta hattın fibröz omurgasını oluşturduğu kritik bir kavşaktır.
6.3) Annulus inguinalis superficialis (dış kasık halkası)
Crus mediale ve crus laterale arasında kalan yarık biçimli açıklık dış kasık halkasıdır. Bu halka:
- Erkekte spermatik kordun,
- Kadında round ligamentin
yüzeyel geçiş kapısıdır. Bu nedenle dış eğik aponevroz yalnızca “kas sonlanması” değil; aynı zamanda fıtık biyomekaniğinin merkezinde yer alan bir “fasyal kapı”dır.
7) Rektus kılıfı ve linea alba ile ilişkisi
Dış eğik aponevroz, rektus abdominis kasını önden örten anterior rektus kılıfının ana bileşenlerinden biridir. Üst ve orta karın bölgesinde genel prensip:
- Dış eğik aponevroz → rektusun önünden geçer.
- Orta hatta → karşı taraf aponevrozu ile linea albada birleşir.
Bu düzen, karın içi basınç yükseldiğinde (Valsalva, öksürme, defekasyon) rektus kılıfını “gerilmiş bir yüzey” gibi davranmaya zorlar; dış eğik, bu yüzeyin elastik-sert dengesini belirleyen ana germe elemanıdır.
8) Fasya süreklilikleri ve komşuluklar
- Yüzeyel fasya ile kas arasında hareketli bir kayma düzlemi bulunur; bu düzlem, cerrahide plan ayrımını kolaylaştırır.
- Derinde iç eğik kasla arasında fasyal aralık, nörovasküler yapıların seyrettiği bir “geçiş katı”na dönüşür.
- Yan duvarda dış eğik kas, latissimus dorsi ve torakolomber fasya ile dolaylı kuvvet iletim zincirlerine bağlanır; bu zincirler, gövde rotasyonunda “çapraz” kuvvet aktarımını mümkün kılar.
9) Vaskülarizasyon ve lenfatik drenaj
Dış eğik kasın kanlanması bölgesel kaynaklardan beslenen bir ağ şeklindedir:
- Üst kısımlarda interkostal damar dalları,
- Alt ve ön bölgelerde epigastrik sistemle ilişkili dallanmalar,
- Yan duvarda lumbal/periferik dallar.
Lenfatik drenaj, genellikle yüzeyel/derin karın duvarı lenf ağları üzerinden inguinal ve aksiller yönlü akımlarla ilişkilidir; klinikte karın duvarı enfeksiyonları ya da cerrahi kesiler sonrası ödem paternlerini belirleyen “sessiz altyapı”dır.
10) İnnervasyon (segmental kontrol ve klinik anlamı)
Dış eğik kasın innervasyonu Th5–Th12 spinal sinirlerinin rami anteriores (ön dalları) ile sağlanır. Bu segmental innervasyon:
- Karın duvarı reflekslerinin (ör. yüzeyel abdominal refleksler) nörolojik muayenede haritalanmasına,
- Radikülopati/torakal sinir sıkışmalarında lokalize ağrı-duyu değişikliklerine,
- Cerrahi kesiler veya travmada kas fonksiyon kaybının düzey tayinine
klinik değer kazandırır.
11) İşlev: Biyomekanik, solunum ve “karın pressi”
Dış eğik kas, tek bir hareketten çok, “kuvvet vektörleri orkestrasyonu” ile çalışır.
11.1) Gövde rotasyonu
- Tek taraflı dış eğik kas kasıldığında gövdeyi genellikle karşı tarafa döndürme eğilimi gösterir.
- Bu etki, özellikle karşı taraftaki iç eğik kas ile eşzamanlı çalıştığında belirginleşir: biri “çekiş” hattını kurar, diğeri “karşı vektörü” tamamlar. Sonuç, omurganın torakolomber segmentlerinde kontrollü torsiyondur.
11.2) Lateral fleksiyon
- Tek taraflı kasılma, gövdenin aynı tarafa eğilimine katkı verir.
- Burada dış eğik, iç eğik ve quadratus lumborum gibi kaslarla birlikte “yan kolon” stabilizasyonunun bir parçasıdır.
11.3) Gövde fleksiyonu
- İki taraflı kasılma, gövdenin öne fleksiyonuna yardımcı olur.
- Rektus abdominis ile sinerji kurar; dış eğik, özellikle “yan duvar gerilimini” artırarak rektusun çekişini verimli kılar.
11.4) Pelvis/kalça ön kenarı ile ilişkili fonksiyon
İliak krest ve pubik bölgeyle ilişkisi nedeniyle, gövde-pelvis kompleksinde:
- Pelvik tilt kontrolüne,
- Yürüyüşte karşılıklı kol-bacak salınımı sırasında gövde rotasyonunun “frenlenmesine”
katkı verir.
11.5) Karın pressi ve ekspirasyon
Dış eğik kas, intraabdominal basıncı artıran “karın pressi” mekanizmasının güçlü bileşenidir:
- Diyaframın yukarı itilmesine yardımcı olarak zorlanmış ekspirasyonu destekler.
- Öksürme, hapşırma, ıkınma, ağır kaldırma gibi manevralarda karın duvarını rijitleştirir.
- Bu sırada transversus ve iç eğikle birlikte “kompartman basıncı”nı ayarlayan bir kapak gibi çalışır.
12) Embriyoloji ve gelişimsel bakış
Karın duvarı kasları, gövde segmentlerinin miyotom kaynaklı kas kitlelerinden gelişir; segmental innervasyonun korunması, erişkinde görülen Th5–Th12 haritasını açıklar. Gelişim boyunca aponevrotik tabakaların orta hatta birleşmesiyle linea alba ve rektus kılıfı şekillenir; bu birleşme kusurları veya zayıflıkları, ilerleyen yaşamda diastasis recti benzeri tabloların mekanik zeminini oluşturabilir.
13) Evrimsel ve karşılaştırmalı anatomi
Karın duvarı oblik kaslarının “çapraz lif” stratejisi, dört ayaklı locomotion’dan iki ayaklı postüre geçişte gövde stabilizasyonu ihtiyacına güçlü bir yanıt olarak okunabilir:
- Quadruped memelilerde gövde stabilizasyonu daha çok omurga-yük dağılımı ve ekstremite kuşağı üzerinden sağlanırken,
- Bipedal duruşta pelvis üzerinde yükselen gövdenin rotasyonel dengesini kurmak için karın oblikleri “çapraz askı” sistemine dönüşür.
İnsanda özellikle yürüyüş ve koşuda gözlenen karşılıklı gövde rotasyonu, oblik kasların çapraz işbirliğiyle enerji verimliliği kazanır: bir taraf dış eğik kasın devreye girmesi, karşı taraf iç eğikle birlikte “torsiyonel yay” gibi davranarak gövdeyi hem döndürür hem de gereksiz salınımı sönümler.
14) Klinik önem
14.1) İnguinal fıtıklar ve aponevroz bütünlüğü
Dış kasık halkası ve inguinal ligament ilişkisi nedeniyle dış eğik aponevroz, özellikle inguinal herni anatomisinin ana sahnesidir. Aponevrotik liflerin zayıflaması, genişlemesi veya cerrahi sonrası skar mimarisi değişiklikleri, kasık bölgesinde mekanik “kaçak kapısı” riskini etkiler.
14.2) Karın duvarı ağrıları ve myofasyal tetik noktalar
Dış eğik kas lifleri boyunca gelişen myofasyal hassasiyet:
- Yan karın ağrısı,
- Bel ağrısı ile karışan yansıyan ağrı paternleri,
- Sporcularda rotasyonel zorlanmalar sonrası lokal hassasiyet
şeklinde görülebilir. Palpasyonda lif yönüne paralel bant hissi ve provokasyon manevraları, klinik ayrımı güçlendirebilir.
14.3) Cerrahi yaklaşımlar ve kesi planları
Laparotomi, apendektomi varyant kesileri, herni onarımları ve flank yaklaşımlarda dış eğik lif yönü ve aponevrozun ayrılma planları önemlidir. Lif yönüne uygun diseksiyon:
- Kanamayı azaltabilir,
- Sinir dallarını korumayı kolaylaştırabilir,
- Postoperatif duvar zayıflığı riskini düşürebilir.
14.4) Nörolojik değerlendirme: abdominal refleks ve segment tayini
Th düzeylerinde abdominal reflekslerin zayıflaması/asimetrisi, merkezi veya periferik sinir sistemi lezyonlarında ipucu olabilir; dış eğik kas, bu refleks yanıtın “motor yüzü”nün önemli bir parçasıdır.
14.5) Görüntüleme (US/MR) ve fonksiyonel değerlendirme
- Ultrason ile karın duvarı katmanları dinamik olarak izlenebilir; dış eğik, yüzeyel tabaka olarak kolay seçilir.
- MR kas yırtıkları, ödem, hematom ve aponevrotik ayrışmaları daha ayrıntılı gösterebilir.
- Spor hekimliğinde, rotasyonel zorlanma yaralanmalarında obliklerin kas-tendon bileşkesi ve aponevroz alanları dikkatle değerlendirilir.
15) Yüzey anatomisi, palpasyon ve fonksiyonel test fikirleri
Dış eğik kasın yüzeyel konumu, doğru manevrayla belirginleştirilebilir:
- Hafif gövde fleksiyonu + karşı tarafa rotasyon, kas liflerini belirginleştirir.
- Yan duvarda kaburgalardan iliak krest yönüne doğru palpasyon, lif bantlarını takip etmeyi kolaylaştırır.
- Kontrollü ekspirasyon ve karın pressi sırasında yan duvarın gerilmesi, dış eğiğin aponevrotik katkısını daha görünür kılar.
Keşif
Antikçağda karın kaslarının ayrı ayrı tanımlanmasından söz etmek güçtür. Erken dönem hekimleri için karın duvarı, daha çok “koruyucu bir örtü” ve iç organların muhafızı olarak düşünülmüştür. Galen, M.S. 2. yüzyılda yazdığı kapsamlı anatomi ve fizyoloji metinlerinde kasları fonksiyonel bütünlükler halinde ele almış; karın yan duvarındaki kaslı tabakaların solunum ve gövde hareketleriyle ilişkisini sezgisel biçimde tarif etmiştir. Ancak Galen’in hayvan disseksiyonlarına dayalı yaklaşımı, dış eğik kasın lif yönelimi ve aponevrotik yayılımı gibi ayrıntıları netleştirmeye yetmemiştir. Buna rağmen, “oblik” yani çapraz lif fikrinin kökeni, bu erken gözlemlerde saklıdır.
Rönesans ile birlikte insan bedenine bakış kökten değişir. Sanat ile anatominin kesiştiği bu dönemde Leonardo da Vinci, karın kaslarını yalnızca yapısal değil, mekanik bir sistem olarak düşünür. Defterlerinde yer alan çizimlerde, dış eğik kas liflerinin aşağıya ve içe doğru seyrini büyük bir doğrulukla betimler; bu liflerin gövde rotasyonundaki rolünü, adeta bir mühendis gibi kavrar. Leonardo’nun çalışmaları yayımlanmadığı için çağdaşlarını doğrudan etkilememiş olsa da, modern anatomistler için dış eğik kasın ilk “doğru görselleştirilmiş” temsillerinden biri olarak kabul edilir.
- yüzyıl ortasında Andreas Vesalius, De humani corporis fabrica adlı eseriyle anatomi tarihini yeniden yazar. Vesalius, insan kadavrası üzerinde sistematik disseksiyon yaparak karın duvarını tabakalara ayırır ve musculus obliquus externus abdominis’i, iç eğik ve transversus kaslardan ayırt edilebilir, bağımsız bir yapı olarak tanımlar. Onun gravürlerinde dış eğik kasın geniş aponevrozu, linea alba’ya doğru uzanan liflerle açıkça görülür. Bu noktada kas artık yalnızca “yan karın kası” değil, özgül bir isim ve morfolojiye sahip anatomik bir varlık haline gelir.
- ve 18. yüzyıllarda anatomi bilgisi, üniversite diseksiyon salonlarından cerrahi pratiğe taşınır. Cerrahlar, kasık fıtıklarının onarımında dış eğik aponevrozun kritik rolünü deneyimsel olarak öğrenir. İnguinal ligamentin ve dış kasık halkasının tarifleri, musculus obliquus externus abdominis’in alt liflerinin fonksiyonel önemini vurgular. Bu dönem metinlerinde kas, artık yalnızca hareketle değil, “zayıf noktalar” ve fasyal açıklıklar üzerinden patolojiyle de ilişkilendirilir.
- yüzyıla gelindiğinde anatomi, sistematik ve didaktik bir bilim dalına dönüşür. Henry Gray ve çağdaşları, kasın köken, seyir, bağlanım ve innervasyonunu standartlaştırılmış bir dille tanımlar. Dış eğik kas, torakal segmentlerden gelen sinirlerle innerve edilen, solunum ve postürle ilişkili bir yapı olarak ders kitaplarına girer. Bu dönemde kasın “karın pressi”ndeki rolü özellikle vurgulanır; fizyoloji ile anatomi arasındaki bağ güçlenir.
- yüzyıl, musculus obliquus externus abdominis’in hikâyesine yeni katmanlar ekler. Elektromiyografi çalışmaları, kasın statik bir yapı olmadığını; yürüyüş, koşu ve hatta konuşma sırasında bile ince ayarlı aktivite paternleri sergilediğini gösterir. Spor bilimi ve rehabilitasyon alanlarında, dış eğik kasın gövde rotasyonunda “karşılıklı iç eğik” ile kurduğu çapraz sinerji ayrıntılı biçimde analiz edilir. Bu sinerji, insanın iki ayaklı yürüyüşünde enerji verimliliğinin anahtarlarından biri olarak yorumlanır.
Günümüzde ise araştırmalar, klasik makroskopik tanımın çok ötesine geçmiştir. Yüksek çözünürlüklü ultrason ve manyetik rezonans görüntüleme, dış eğik kasın kalınlığının ve aktivasyonunun bireyler arasında nasıl değiştiğini ortaya koyar. Biyomekanik modeller, kasın aponevrozunu bir “gergin membran” gibi ele alarak intraabdominal basınç dağılımını simüle eder. Klinik araştırmalar, bel ağrısı, sporcu yaralanmaları ve postoperatif karın duvarı zayıflıklarında musculus obliquus externus abdominis’in rolünü yeniden değerlendirir. Aynı zamanda evrimsel biyoloji perspektifiyle, bu kasın lif yöneliminin ve geniş aponevrotik yapısının, bipedal duruşa uyumun sessiz ama vazgeçilmez bir bileşeni olduğu tartışılır.
Böylece musculus obliquus externus abdominis, antik çağın belirsiz “yan karın kası” kavramından, modern tıbbın yüksek çözünürlüklü görüntülerinde incelenen, matematiksel modellere konu edilen dinamik bir yapı haline gelir. Onun keşif tarihi, insan bedenini anlamanın yalnızca “ne gördüğümüzle” değil, “nasıl baktığımızla” da şekillendiğini gösteren uzun soluklu bir anlatıdır.
İleri Okuma
- Bergman, R. A. (1988). Compendium of Human Anatomic Variation. Urban & Schwarzenberg, Baltimore.
- Tubbs, R. S., Shoja, M. M., Loukas, M. (2016). Bergman’s Comprehensive Encyclopedia of Human Anatomic Variation. Wiley-Blackwell.
- Snell, R. S. (2019). Clinical Anatomy by Regions. Wolters Kluwer, 10th ed.
- Gray, H. (Standring, S., ed.) (2021). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice. Elsevier, 42nd ed.
- Standring, S. (2021). Gray’s Anatomy. Elsevier.
- Tortora, G. J., Derrickson, B. (2021). Principles of Anatomy and Physiology. Wiley, 16th ed.
- Netter, F. H. (2022). Atlas of Human Anatomy. Elsevier, 8th ed.
- Moore, K. L., Dalley, A. F., Agur, A. M. R. (2023). Clinically Oriented Anatomy. Wolters Kluwer, 9th ed.
cgmp
-ingilizcede; cyclic gmp .yani devirli guanosinmonophosphat anlamına gelir.
-nükleotid guruba ait olan kimyasal bir gruptur.
-bir çok etki yeri olan hormon veya madde alışverişinde ikincil sinyal maddesi olarak görev yapar.
camp
-ingilizcede; cyclic amp .yani devirli adenosinmonophosphat
-nükleotid guruba ait olan kimyasal bir gruptur.
-bir çok etki yeri olan hormon veya madde alışverişinde sinyal maddesi olarak görev yapar.
Düz kas hücreleri
- Musculus levis veya Musculus non-striatus:
- Musculus* Latince’de “kas” anlamına gelir.
- Levis* “pürüzsüz” veya “hafif” anlamına gelir ve düz kasın çizgili olmayan görünümünü vurgular.
- Non-striatus* doğrudan “çizgili olmayan” anlamına gelir ve iskelet ve kalp kasında görülen düzenli çizgilerin eksikliğini vurgular.
- Textus muscularis levis**:
- Textus* “doku” anlamına gelir ve bu terim “düz kas dokusu” anlamına gelir.
Bu terimler, iskelet (musculus striatus) ve kalp (musculus cardiacus) kasının gözle görülür şekilde çizgili (çizgili) görünümünün aksine, bu kas türünün mikroskop altındaki pürüzsüz görünümünü yansıtır.
Düz kaslar, yapısal organizasyonları ve kasılma mekanizmaları açısından çizgili kaslardan (iskelet ve kalp kasları gibi) temelde farklılık gösterir. Çizgili kasların organize sarkomerik yapısının aksine, düz kaslar, çeşitli organ sistemlerindeki (örneğin kan damarları, gastrointestinal sistem) rolleri için ideal olan geniş bir uzunluk aralığında gerginliği korumalarına izin veren daha düzensiz bir kasılma filamentleri düzenlemesine sahiptir.
Düz Kasların Yapısal Bileşenleri
Aktin ve Miyozin Filamentleri**:
- Düz kas hücreleri aktin ve miyozin içerir, ancak çizgili kasın aksine, bu filamentler düzenli, çizgili bir düzende düzenlenmemiştir. Bunun yerine, hücre boyunca çapraz bir şekilde düzenlenirler.
- Düz kaslardaki aktin filamentleri iskelet kasındakilerden daha uzundur ve sitoplazma boyunca dağılmış yoğun cisimlere bağlanır. Bu yoğun cisimler, iskelet kasında bulunan Z-disklerine benzer şekilde işlev görür ve aktin filamentleri için sabitleme noktaları olarak hizmet eder.
Ara Filamentler (Desmin)**:
- Düz kaslar ayrıca hücrelerin yapısal bütünlüğüne katkıda bulunan, esas olarak desminden yapılmış ara filamentler içerir. Desmin filamentleri, yoğun cisimleri birbirine bağlayan ve düz kas hücresi boyunca kuvvetin iletilmesine yardımcı olan destekleyici bir ağ oluşturur.
- Bu yapısal ağ, aktin ve miyozin etkileşime girdiğinde, ortaya çıkan kasılmanın hücre boyunca eşit olarak dağılmasını sağlayarak, organize sarkomerlerin olmamasına rağmen kasın koordineli bir şekilde kasılmasına izin verir.
Yoğun Gövdeler**:
- Yoğun cisimler, düz kas hücrelerinde aktin filamentlerini ve ara filamentleri tutturan ve hücre içinde kuvvet aktarımı için odak noktaları olarak hizmet eden özel yapılardır. Çizgili kastaki Z-disklerine benzerler ancak sitoplazma boyunca ve hücre zarı boyunca dağılmışlardır.
- Aktin ve miyozin kasılma sırasında etkileşime girdiğinde, yoğun cisimler üretilen kuvvetin hücre boyunca iletilmesine yardımcı olarak tüm kas hücresinin kısalmasını sağlar. Bu yoğun gövdelere bağlı ara filamentler yapısal destek sağlar ve kasılma kuvvetinin hücre boyunca etkili bir şekilde iletilmesini sağlar.
Aktin Filament Demetleri**:
- Düz kas hücrelerinde aktin, aktin stres lifleri olarak bilinen yapılar halinde paketlenir. Bu demetler, çizgili kasta olduğu gibi paralel olarak düzenlenmez, bunun yerine birden fazla yönde kuvvet üretmeye yardımcı olan bir ağ oluşturur. Bu tür demetlerde yaklaşık 13 veya 14 aktin filamenti bulunabilir ve kasılma sırasında genel gerilim oluşumuna katkıda bulunur.
Düz Kas Kasılmasının Aktivasyonu
Düz kas kasılması, kalsiyum iyonlarına (Ca²⁺) ve çeşitli düzenleyici proteinlere bağlı bir dizi moleküler olay tarafından düzenlenir ve kasılma mekanizmasının aktivasyonuna yol açar. Aşağıdakiler düz kas kasılmasında rol oynayan temel aktive edici faktörlerdir:
Kalsiyum-Kalmodulin Kompleksi (Ca²⁺-Kalmodulin)
- Kalsiyum iyonları düz kas kasılmasının başlatılmasında merkezi bir rol oynar. Düz kas hücreleri uyarıldığında (örneğin nörotransmitterler veya hormonlar tarafından), kalsiyum kanalları açılır ve Ca²⁺’nın hücre dışı boşluktan veya sarkoplazmik retikulumdan sitoplazmaya girmesine izin verir.
- Hücre içi Ca²⁺ artışı bir kalsiyum-kalmodulin kompleksinin oluşmasına yol açar. Kalmodulin, Ca²⁺’ye bağlandıktan sonra konformasyonunu değiştiren ve kasılma sürecine dahil olan diğer proteinlerle etkileşime girmesini sağlayan bir kalsiyum bağlayıcı proteindir.
Miyozin Hafif Zincir Kinaz (MLCK)
- Ca²⁺-kalmodulin kompleksi, düz kas kasılmasında önemli bir enzim olan miyozin hafif zincir kinazı (MLCK) aktive eder.
- MLCK, miyozinin aktin ile etkileşimi için gerekli olan miyozinin düzenleyici hafif zincirlerini fosforile eder. Bu fosforilasyon miyozin ATPaz aktivitesini artırarak miyozin başlarının aktine bağlanmasını ve kas kasılmasını sağlayan çapraz köprü döngüsünü gerçekleştirmesini sağlar.
- Miyozin hafif zincirinin MLCK tarafından fosforilasyonu, düz kas kasılmasını troponin ve tropomiyozinin daha merkezi bir rol oynadığı çizgili kaslardan ayıran kritik bir düzenleyici adımdır.
Kaldesmon
- Caldesmon, aktin ve tropomiyozine bağlanan düzenleyici bir proteindir ve düz kas hücrelerinde aktin ve miyozin arasındaki etkileşimin modüle edilmesinde rol oynar.
- Fosforile edilmemiş durumunda, caldesmon aktin ve miyozin arasındaki etkileşimi inhibe eder, böylece miyozinin aktine bağlanma yeteneğini azaltır ve kasılmayı yavaşlatır.
- Ca²⁺-kalmodulin seviyeleri arttığında, kaldesmon fosforile olur, bu da inhibitör etkisini azaltır ve aktin ile miyozin arasında daha aktif çapraz köprü oluşumuna izin verir.
- Böylece, caldesmon düz kas kasılmasının bir modülatörü olarak işlev görür ve hücre içi kalsiyum konsantrasyonuna bağlı olarak aktin ve miyozin arasındaki etkileşime ince ayar yapar.
Aktivasyon Yolunun Özeti
- Hücre içi Ca²⁺ artışı → Ca²⁺-kalmodulin kompleksinin oluşumu.
- Ca²⁺-kalmodulin ile MLCK aktivasyonu → Miyozin hafif zincirlerinin fosforilasyonu.
- Fosforillenmiş miyozin aktin filamentleri ile etkileşime girer → Çapraz köprü döngüsü ve kasılma.
- Kaldesmonun fosforilasyonu, aktin-miyozin etkileşimi üzerindeki inhibisyonu azaltarak kasılmayı kolaylaştırır.
Keşif
Düz kasın hikayesi, antik anatomik çalışmalardan modern moleküler biyolojiye kadar yüzyılları kapsayan bilimsel anlayışın gelişen doğasının bir kanıtıdır. Görünür hareketleri ve lokomosyondaki rolü nedeniyle erken dönemde dikkat çeken iskelet kasının aksine, düz kas arka planda kalmış ve vücutta sessizce temel işlevleri yerine getirmiştir. Düz kas anlayışımızdaki dönüm noktaları, yeni teknolojiler, değişen bakış açıları ve bu dokunun gizli inceliklerinin kademeli olarak ortaya çıkarılması arasındaki büyüleyici etkileşimi ortaya koymaktadır.
Erken Dönem Gözlemler: Antik Çağ’dan Rönesans’a (Antik Yunan – 1600’ler)
Kas dokusu kavramı eski uygarlıklara, özellikle de insan ve hayvan diseksiyonları üzerine yaptığı çalışmalarda kasların anatomisini tanımlayan Galen (MS 2. yüzyıl) gibi Yunan hekimlerin yazılarına dayanmaktadır. Ancak, farklı kas dokusu türleri arasında ayrım yapmamıştır. Açıklamaları, hareketteki rolü açık ve gözlemlenebilir olan daha belirgin, çizgili kaslara odaklanmıştır.
Rönesans’a kadar, 16. yüzyılda Andreas Vesalius tarafından yapılanlar da dahil olmak üzere, daha ayrıntılı anatomik çalışmalar eski kavramlara meydan okumaya başladı. Vesalius, ayrıntılı diseksiyonlar yoluyla kas anatomisini anlamak için zemin hazırladı, ancak düz kas, iç organların duvarları içinde daha derin, daha az göze çarpan doğası nedeniyle zor kaldı.
Mikroskobun Şafağı: Leeuwenhoek ve Malpighi (1600’ler)
Mikroskobun 17. yüzyılda Antonie van Leeuwenhoek ve Marcello Malpighi gibi öncüler tarafından icat edilmesi biyolojiyi dönüştürmüştür. İtalyan bir anatomist olan Malpighi, kılcal damarların ve kan damarlarının karmaşık yapıları da dahil olmak üzere çeşitli doku ve organların yapısını incelemek için mikroskoplar kullandı. Çalışmaları, kan damarlarının duvarlarında, iskelet dokularında incelediği çizgili kaslara benzemeyen farklı bir kas türünün varlığına işaret ediyordu.
Leeuwenhoek, mikroskobik gözlemlerinde çeşitli dokulardaki kas liflerini tanımladı. Kas liflerinin görünümündeki farklılıklara dikkat çekti, ancak düz ve çizgili kaslar arasında temel bir ayrım olduğu henüz net değildi.
Düz Kasın Benzersiz Olarak Tanınması: 19. Yüzyıl Keşifleri
Bilim insanları hücresel yapıları daha ayrıntılı incelemek için gelişmiş mikroskopi tekniklerini kullandıkça, 19. yüzyıl histoloji ve doku sınıflandırmasında önemli ilerlemelere sahne oldu. Friedrich Henle ve Albert von Kölliker gibi Alman bilim insanları, düz kas da dahil olmak üzere dokuların diğer kas türlerinden farklı olarak sınıflandırılmasında kritik roller oynadı.
Anatomi ve histolojiye yaptığı katkılarla tanınan Henle, kan damarlarının duvarlarında düz kasın varlığını tanımladı ve damar tonusunun düzenlenmesindeki rolünü belirledi. Kölliker’in çalışmaları kas dokularının anlaşılmasını daha da geliştirdi. Düz kası, iğ şeklindeki hücrelerine ve iskelet ve kalp kaslarının ayırt edici özelliği olan görünür çizgilerin eksikliğine dayanarak çizgili kastan ayırdı. Bu, düz kası kendi yapısı ve işlevi olan benzersiz bir kas dokusu türü olarak belirlediği için çok önemli bir dönüm noktasıydı.
İşlevi Anlamak: 20. Yüzyılın Başlarında Fizyolojiye İlişkin Anlayışlar
Düz kasın benzersiz bir doku olarak tanımlanmasıyla birlikte, odak noktası işlevini anlamaya doğru kaymıştır. 20. yüzyılın başları, özellikle istemsiz fonksiyonları kontrol eden otonom sinir sistemi ile ilişkili olarak düz kas fizyolojisi üzerine yapılan çalışmalarla damgasını vurmuştur.
Amerikalı bir fizyolog olan Walter Cannon bu alanda önemli katkılarda bulunmuştur. “Savaş ya da kaç” tepkisi üzerine yaptığı araştırmalar, otonom sinir sisteminin strese yanıt olarak düz kasların kasılmasını ve gevşemesini nasıl kontrol ettiğini, kan akışı ve sindirim gibi süreçleri nasıl etkilediğini ortaya koymuştur. Bu çalışma, düz kasın hem iç hem de dış uyaranlara yanıt vererek homeostazın korunmasındaki rolünü vurguladı.
“Tonus” veya tonik kasılma kavramı bu dönemde ortaya çıkmış ve düz kasın uzun süreler boyunca kısmi kasılma durumunu sürdürme yeteneğini vurgulamıştır. Bu özellik, kan basıncını düzenlemesi gereken kan damarları ve yiyecekleri sindirim sistemi boyunca hareket ettirmek için sürekli kasılmalar gerektiren gastrointestinal sistem gibi organların işleyişi için çok önemlidir.
Biyokimyasal Atılımlar: Aktin ve Miyozinin Keşfi (1940’lar-1960’lar)
- yüzyılın ortaları, kas kasılmasının altında yatan moleküler mekanizmaların anlaşılmasında çığır açtı. İskelet kasındaki aktin ve miyozinin keşfine dayanarak, araştırmacılar bu proteinlerin düz kasta nasıl işlev gördüğünü keşfetmeye başladılar.
1940’larda ve 1950’lerde yapılan çalışmalar, düz kasın da kasılma için aktin ve miyozine dayandığını, ancak önemli bir farkla: bu proteinlerin organizasyonunun daha az düzenli olduğunu ve düz kasın birden fazla yönde kuvvet üretmesine izin verdiğini ortaya koydu. Çizgili kasın düzenli sarkomerlerinin aksine, düz kasın aktin ve miyozin filamentleri çapraz bir şekilde düzenlenerek kasın geniş bir uzunluk aralığında kasılmasını ve gerginliğini korumasını sağlar.
Bu dönemde kalsiyumun kas kasılmasındaki rolü de keşfedilmiştir. Kalsiyum iyonunun (Ca²⁺) hem çizgili hem de düz kaslarda kasılmaların tetiklenmesinde çok önemli olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, düz kasta kalsiyum, çizgili kasta görülen troponin-tropomiyozin sisteminden ziyade, protein kalmodulin ve miyozin hafif zincir kinaz (MLCK) adı verilen bir enzimi içeren farklı bir mekanizma aracılığıyla işlev görür. Bu keşifler, düz kas işlevini yöneten benzersiz düzenleyici yolların anlaşılması için temel oluşturdu.
Modern Dönem: Moleküler ve Klinik Anlayışlar (1970’ler-Günümüz)
1970’ler ve sonrası moleküler biyoloji çağına damgasını vurdu ve düz kasları kontrol eden sinyal yolları ve düzenleyici mekanizmalar hakkında daha derin bilgiler sağladı. Araştırmacılar, düz kas hücrelerinde aktin ve miyozin arasındaki etkileşimi modüle eden kaldesmon ve kalponin gibi proteinlerin rollerini ortaya çıkardı. Bu keşifler, çeşitli fizyolojik taleplere yanıt olarak düz kas kasılmasının nasıl ince ayarlandığına dair daha incelikli bir anlayış sağladı.
Bu dönemde bilim insanları düz kas fonksiyonunu hedef alan farmakolojik ajanlar da geliştirdi. Düz kas hücrelerine kalsiyum akışını etkileyen kalsiyum kanal blokerleri gibi ilaçlar, kan damarlarındaki düz kasları gevşeterek hipertansiyon ve anjin gibi durumların tedavisinde önemli araçlar haline geldi. Temel araştırmalar ve klinik uygulamalar arasındaki bu bağlantı, düz kas anlayışının tıptaki önemini vurgulamıştır.
Modern çağda konfokal mikroskopi ve elektron mikroskobu gibi görüntüleme tekniklerindeki ilerlemeler, bilim insanlarının düz kas hücrelerindeki aktin, miyozin ve diğer proteinlerin karmaşık etkileşimlerini görselleştirmelerine olanak sağladı. Ayrıca, genetik ve moleküler çalışmalar, akciğerlerin hava yollarından mesaneye kadar farklı dokulardaki düz kas hücrelerinin çeşitliliğini ortaya çıkarmış ve her biri kendi özel rolüne adapte olmuştur.
Düz kas çalışmaları, eski anatomistlerin spekülatif gözlemlerinden günümüzün karmaşık moleküler modellerine kadar uzun bir yol kat etmiştir. Düz kas tarihindeki her kilometre taşı, benzersiz yapısal organizasyonundan işlevini kontrol eden biyokimyasal yollara kadar yeni anlayış katmanları getirmiştir. Bu yolculuk sadece vücudumuzun nasıl çalıştığına dair bilgilerimizi zenginleştirmekle kalmamış, aynı zamanda kardiyovasküler tıp, gastroenteroloji ve solunum sağlığı gibi alanları etkilemeye devam eden pratik uygulamalara da yol açmıştır.
Düz kasın hikayesi, bariz olanın ötesine bakmanın önemini vurgulamaktadır. İskelet kasının güçlü kasılmaları bir zamanlar ilk anatomistlerin dikkatini çekmiş olsa da, kan akışından sindirime kadar her şeyi düzenleyerek yaşamı sürdürmek için gerekli olduğu kanıtlanmış olan düz kasın daha ince, sabit kasılmalarıdır. Ve bilim ilerlemeye devam ettikçe, düz kas, gizli karmaşıklıkları hala çözülmesi gereken yeni gizemler sunan hayati bir çalışma konusu olmaya devam ediyor.
İleri Okuma
- Somlyo, A. P., & Somlyo, A. V. (2003). “Ca²⁺ sensitivity of smooth muscle and nonmuscle myosin II: Modulated by G proteins, kinases, and myosin phosphatase.” Physiological Reviews, 83(4), 1325-1358.
- Gunst, S. J., & Zhang, W. (2008). “Actin cytoskeletal dynamics in smooth muscle: A new paradigm for the regulation of smooth muscle contraction.” American Journal of Physiology-Lung Cellular and Molecular Physiology, 295(6), L988-L1001.
- Hai, C. M., & Murphy, R. A. (1988). “Cross-bridge phosphorylation and regulation of latch state in smooth muscle.” American Journal of Physiology-Cell Physiology, 254(2), C99-C106.
- Kamm, K. E., & Stull, J. T. (2001). “Dedicated myosin light chain kinases with diverse cellular functions.” The Journal of Biological Chemistry, 276(7), 4527-4530.
- Marston, S. B., & Huber, P. A. (1996). “Caldesmon: A multifunctional regulatory protein.” Biochemical Journal, 306(Pt 2), 281-292.
Fåhræus-Lindqvist-Effekt
-isveçli bilim insanları Robin Fåhræus ve Torsten Lindqvist tarafından bulunmuştur.

-damar kalınlığın düşmesi durumunda kanın viskozitesinin düşüp damar stase(tıkanıklığı)nı önleyen etkidir.
bayliss effekt
-ingiliz fizyolog william bayliss (1860-1924) in buld
uğu fizyolojik mekanizma, bir organın değişen kan basıncına karşı aldığı önlemdir.
kas kasılması
-ca++ sarkolemmdeki kalsiyum kanallarından myofibrillere camp,atpase veserca(kalsiyum pompaları) sayesinde hücrelere girerler ve saçılırlar.
-troponin c kalsiyumu engeller.
-troponin ı tropomyosinin kaymasını engeller.
transversaltubulus
kas hücresinin, hücre zarının derin kıvrımı,sarkolemm
-hücre depolarizasyonun kas hücrelerinin hızlı olmasını sağlar.
Valva mitralis
Sinonim: mitral kapak, Biküspidal kapak,
- latincede; takke kapak. (Bkz; Valva) (Bkz; mitr–alis)
- Sol kulakçık ile sol karıncık arasında bulunur ve kanın sol karıncıktan yukarı çıkmasını engeller.

Mitral kapak, yapısal olarak yaprakçık kapakçıklara ait olan bir kalp kapağıdır.
Yapı
- Mitral kapak iki hassas, bağ dokusu yaprakcığından oluşur:
- Cuspis anterior (Cuspis septalis): ventromedial olarak anulus fibrosus sinisterinden kaynaklanır, ancak esas olarak Trigonum fibrosum dextrum ve sinistrum arasındaki aortik halkaya bağlanır
- Cuspis posterior: dorsolateral olarak anulus fibrosus sinisterinden doğar
- Komissürlerin her iki ucunda sağ ve sol komissural tüberkül tarafından kapatılan küçük üçgen çatlaklar vardır.
- Mitral kapağın uçları, tendon ipleri (Chordae tendineae) ile ventriküle bakan papiller kaslara (Mm. Papillares ön ve arka) tutturulur.

İşlevi
- Mitral kapağın işlevi, sistol sırasında sol atriyumu sol ventrikülden kapatmaktır. Mitral kapak sistol sırasında kapanır ve diyastol sırasında açılır.
- Sol ventriküldeki basınç yükseldiğinde, kapak yaprakçıkları pasif olarak birbirine karşı aynı hizada durur. Tendon ipliklerini odanın kasılmasıyla eş zamanlı olarak çekerek, papiller kaslar mitral kapağın sol kulakçığa dönmesini engeller.

Klinik
- Mitral kapakçık, romatizmal kapak hastalığından en çok etkilenen kalp kapağıdır. Kapak yaprakçıkları arasındaki açıklığın daralmasına mitral stenoz denir.
- Kapakçık yaprakçıklarını kapatma yeteneğinin kaybı, mitral yetersizliğe yol açar. Mitral kapağın sol atriyuma sistolik bir çıkıntısı mitral kapak prolapsusu olarak adlandırılır.
- Soldaki 5. ICR’deki mitral kapaktaki yaklaşık olarak medioklaviküler hat seviyesindeki değişiklikler en iyi kardiyak oskulasyonun bir parçası olarak değerlendirilebilir.


Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.