Anjiyotensin II
Sinonim: Angiotensin II, AT II
- Renin angiotensin aldosteron sisteminde (raas) çalışan bir hormondur. Anyiyotensin I den meydana gelmiştir.
Biyokimya
- Anjiyotensin II bir peptidhormonu olarak da incelenir.
- 8 aminoasitten oluşur. Bu yüzden oktapeptid de denir.
- Primer yapısı şöyle ifade edilir;
h2n-asp–arg–val–tyr–ıle–his–pro–phe–cooh4-
İşlevi
- Anjiyotensin II güçlü bir vasokonstriktorik işleyişe sahiptir. Yani, kan basıncını artırımını sağlar ve bununla birlikte tüm organlardaki dolaşımı arttırır.(böbrek dahil olmak üzere).
- Anjiyotensin II farklı reseptörlerle çalışır (at1- und at2-reseptörleri). Bu reseptörler farklı doku üzerlerinde belirgin olarak farklılık gösterirler.
- Böbrek kabuğundan artarak salgılanan Aldosteron u etkiler.
- Aldosteron , sodyum ve klor iyonlarının geri emilimini arttırır ve böbrek tubilisindeki kalsiyum emilimini de arttırır.
- Osmotik sebeplerden dolayı su emilimini arttırır.
- Kan hacmini arttırır, dolayısıyla kan basıncını arttırır.
- Az miktarda aldosteron ile bile kan basıncını direk arttırabilir.
- Ayrıca hipofizin arka lobundan antidiuretik hormonun (ADH)ın serbest kalmasını arttırabilir. Bu hormon sayesinde böbrek tubilisinden su emiliminin artmasını, bundan dolayı kan basıncını arttırır.
Albumin
“Albümin” teriminin kökeni Latince “beyaz” anlamına gelen “albus” kelimesine dayanmaktadır. Bu adlandırma, proteinin fiziksel özelliklerini ve vücuttaki yaygınlığını yansıtmaktadır. Albümin, plazma protein grubu içinde kritik bir proteindir ve insan fizyolojisinde çok yönlü bir rol oynar.
Sentez ve Gelişim Yeri
Albümin, karaciğerin birincil fonksiyonel hücreleri olan hepatositler tarafından sentezlenir. Bu hücreler, vücut fonksiyonları için gerekli olan çeşitli proteinlerin üretimi için oldukça uzmanlaşmıştır ve albümin bunların arasında en bol bulunanlardan biridir. Karaciğerin albümin üretme kabiliyeti, çok sayıda fizyolojik sürecin sürdürülmesindeki temel rolünün altını çizer.
Albüminin İşlevleri
Albümin, vücutta çeşitli küçük moleküller için taşıyıcı bir protein görevi görmek başta olmak üzere birçok hayati fonksiyona hizmet eder. Bu moleküller şunları içerir:
- Bilirubin: Kırmızı kan hücrelerinin normal parçalanmasının bir yan ürünü olan bilirubin, atılmak üzere karaciğere taşınır.
- Kalsiyum: Bu temel mineral kanda albümine bağlanarak biyoyararlanımını etkiler.
- Magnezyum: Bir diğer kritik mineral olan magnezyumun kandaki dağılımı albümin tarafından kolaylaştırılır.
- Progesteron: Adet döngüsünün düzenlenmesi ve hamileliğin sürdürülmesi için önemli olan bu hormon, kısmen albümin tarafından taşınır.
- Serbest Yağ Asitleri: Yağ depolarından salınan bu moleküller, çeşitli dokular tarafından enerji olarak kullanılmak üzere albümin tarafından taşınır.
- İlaçlar: Birçok ilaç albümine bağlanır ve bu da dağılımlarını, etkinliklerini ve eliminasyonlarını modüle etmeye yardımcı olur.
Taşıyıcı protein rolünün ötesinde albümin, kan plazmasının kolloidosmotik basıncını korumak için çok önemlidir. Bu basınç, sıvıların dokulara sızmak yerine kan dolaşımı içinde kalmasını sağlamak, böylece uygun vasküler hacmi ve doku hidrasyonunu korumak için hayati önem taşır.
Asit-Baz Dengesi Üzerindeki Etkisi
Albüminin zayıf bir asit olarak rolü, albümin seviyelerinin azalmasının asit-baz dengesinde değişikliklere yol açtığı hipoalbüminemi koşullarında özellikle önemlidir:
Tamponlama Kapasitesi: Albümin plazmanın bikarbonat olmayan tamponlama kapasitesine katkıda bulunur. H+ iyonlarını bağlama yeteneği, hemoglobin ve bikarbonat gibi diğer tamponların yanı sıra kanın pH değerinin tamponlanmasına yardımcı olur.
Anyon Boşluğu: Albümin, anyon boşluğunun (AG) hesaplanmasında ölçülmeyen önemli bir anyondur. AG, metabolik asidozda ölçülemeyen iyonların varlığını tanımlamak için kullanılır. Albümin negatif yüklü olduğundan, düşük albümin seviyeleri anyon açığının azalmasına neden olabilir. Klinisyenler yanlış yorumlamayı önlemek için genellikle hipoalbüminemi için anyon açığını ayarlar:
Düzeltilmiş AG = Ölçülen AG + 2,5 × ( 4 - Serum Albümin g/dL)
Metabolik Alkaloz: Hipoalbüminemide, tamponlama kapasitesindeki azalma bikarbonat konsantrasyonunda göreceli bir artışa yol açarak metabolik alkaloza katkıda bulunabilir. Bu durum, düşük albümin seviyelerinden kaynaklanan asit-baz bozukluğunu yansıtan hipoalbüminemik alkaloz olarak adlandırılır.
Klinik Etkiler
Hipoalbüminemi ve Asit-Baz Bozuklukları: Hipoalbüminemi, karaciğer hastalığı (örn. siroz), nefrotik sendrom, yetersiz beslenme ve kronik hastalıklar dahil olmak üzere çeşitli klinik durumlarla ilişkilidir. Bu koşullar asit-baz homeostazında değişikliklere yol açabilir:
- Karaciğer Sirozu: Azalmış albümin sentezi hipoalbüminemik alkaloz ile sonuçlanabilir. Düşük albümin seviyeleri nedeniyle azalan tamponlama kapasitesi, bikarbonatta telafi edici bir artışa neden olarak alkaloza yol açar.
- Nefrotik Sendrom: İdrarda albümin kaybı serum albümin seviyelerini düşürerek asit-baz dengesini etkiler ve metabolik alkaloza katkıda bulunur.
- Beslenme Yetersizlikleri: Yetersiz protein alımı albümin üretimini azaltarak tamponlama kapasitesini etkiler ve potansiyel olarak metabolik bozukluklara yol açar.
- İzleme ve Yönetim: Hipoalbüminemiyi yönetmek, beslenme durumunu iyileştirmek, nefrotik sendromda protein kaybını kontrol etmek veya karaciğer hastalığını yönetmek gibi altta yatan nedeni tedavi etmeyi içerir. Ek olarak, asit-baz durumunun ve elektrolit seviyelerinin dikkatli bir şekilde izlenmesi, ilişkili metabolik bozuklukları önlemek ve ele almak için gereklidir.
Albüminin zayıf bir asit olarak rolü, fizyolojik işlevlerinin kritik ancak genellikle takdir edilmeyen bir yönüdür. Hidrojen iyonlarını tamponlama ve anyon açığını etkileme kapasitesi, asit-baz dengesinin korunmasındaki öneminin altını çizmektedir. Hipoalbümineminin asit-baz bozuklukları üzerindeki etkilerini anlamak, düşük albümin seviyelerine yol açan durumları olan hastaların doğru teşhisi ve etkili yönetimi için çok önemlidir.
Klinik Önemi
Tıp alanında, serum albümin seviyeleri klinik laboratuvar teşhislerinde önemli bir parametredir. Serum albümininin ölçülmesi, bir hastanın genel sağlığı, özellikle de karaciğer fonksiyonu hakkında değerli bilgiler sağlayabilir.
Hipoalbüminemi olarak bilinen bir durum olan düşük albümin seviyeleri klinik olarak önemlidir. Hipoalbüminemi genellikle karaciğer sirozu veya hepatit gibi karaciğerde bir arıza olduğunu gösterir. Bu durumlar karaciğerin albümin sentezleme yeteneğini bozarak kandaki seviyelerin düşmesine neden olur. Hipoalbümineminin diğer nedenleri arasında albüminin idrar yoluyla kaybedildiği kronik böbrek hastalığı veya yetersiz diyet proteini alımının olduğu yetersiz beslenme yer alabilir.
Bu nedenle serum albümin düzeylerinin izlenmesi, çeşitli sağlık durumlarının teşhis ve yönetiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Sağlık uzmanlarının karaciğer hastalığının ciddiyetini değerlendirmelerine, beslenme müdahalelerine rehberlik etmelerine ve vücuttaki protein dengesini etkileyen durumlarda tedavilerin etkinliğini izlemelerine yardımcı olur.
Tarih
Erken Keşifler ve İlk Araştırmalar
Albüminin keşfi, bilim insanlarının kanın çeşitli bileşenlerini ilk kez keşfetmeye başladığı 19. yüzyılın başlarına kadar uzanmaktadır. 1839 yılında Alman kimyager Carl Heinrich Schwan, yumurta akı ve kan serumunda anahtar bir protein olarak tanımladığı albüminin ilk izolasyonu ve tanımıyla tanınır. Bu erken dönem çalışması, proteinin temel özelliklerinin ve öneminin anlaşılması için temel oluşturmuştur.
Analitik Tekniklerin Gelişim
19’uncu yüzyılın ikinci yarısında analitik tekniklerde önemli ilerlemeler kaydedilmiş ve albüminin daha detaylı incelenmesi mümkün olmuştur. Bu dönemde araştırmacılar albüminin yapısını ve işlevlerini daha derinlemesine aydınlatmaya başladılar. Özellikle Fransız kimyager Jules Reiset’in 1850’ler ve 1860’lardaki çalışmaları, albüminin kan plazmasındaki rolünün belirlenmesine yardımcı olmuş, ozmotik basıncın ve vücuttaki genel sıvı dengesinin korunmasındaki önemini vurgulamıştır.
20. Yüzyılın Başları: Klinik Önemi
20. yüzyılın başlarında albüminin klinik önemi giderek daha belirgin hale geldi. Araştırmacılar albüminin hormonlar, yağ asitleri ve ilaçlar da dahil olmak üzere kandaki çeşitli maddelerin bağlanması ve taşınmasında çok önemli bir rol oynadığını keşfetti. Bu dönemde ayrıca hipoalbümineminin (düşük albümin seviyeleri), özellikle karaciğer ve böbrekleri etkileyenler olmak üzere çeşitli hastalıkların klinik bir göstergesi olarak kabul edildiği görüldü. Stanley Benedict ve diğer kimyagerler tarafından 1930’larda biüret yönteminin geliştirilmesi, kan örneklerindeki albümin seviyelerini ölçmek için güvenilir bir araç sağlayarak tanısal faydasını daha da artırdı.
20. Yüzyılın Ortaları: Teknolojik Gelişmeler
20. yüzyılın ortaları, elektroforez ve kromatografi tekniklerinin ortaya çıkmasıyla albümin çalışmalarında önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu teknolojiler proteinlerin daha hassas bir şekilde ayrıştırılmasına ve analiz edilmesine olanak sağlayarak albüminin yapısının ve işlevinin daha iyi anlaşılmasına yol açmıştır. Bu süre zarfında serum albümin ölçüm tekniklerinin iyileştirilmesi, albüminin klinik uygulamada önemli bir tanısal belirteç olarak rolünü sağlamlaştırmıştır. Ayrıca, 1940’lı ve 1950’li yıllarda sentetik albüminin piyasaya sürülmesi, hipoalbüminemi ve diğer ilgili durumları olan hastalar için yeni tedavi seçenekleri sağlamıştır.
20. Yüzyılın Sonlarından Günümüze: Genişletilmiş Anlayış ve Uygulamalar
20. yüzyılın sonlarında ve 21. yüzyılda, moleküler biyoloji ve genetik alanındaki ilerlemelerin etkisiyle albümin araştırmaları önemli ölçüde genişlemiştir. Çalışmalar albüminin genetik kodlamasını ve karaciğerdeki hepatositler tarafından sentezlenmesini aydınlattı. Bu dönemde ayrıca albüminin antioksidan olarak işlevi ve enflamatuar tepkilere katılımı da dahil olmak üzere çeşitli fizyolojik ve patolojik süreçlerdeki rolünün araştırılmasına tanık olunmuştur. Klinik olarak, albüminin siroz, yanık ve şok gibi durumlarda terapötik bir ajan olarak kullanımı yaygın kabul görmüştür.
Modern Uygulamalar ve Gelecekteki Yönelimler
Günümüzde albümin, biyomedikal araştırmaların ve klinik uygulamaların kritik bir odağı olmaya devam etmektedir. Biyoteknolojideki gelişmeler, rekombinant albümin ve türevlerinin geliştirilmesine yol açarak potansiyel yeni terapötik uygulamalar sunmaktadır. Devam eden araştırmalar, albüminin sağlık ve hastalıktaki karmaşık rollerini daha da çözmeyi, ilaç dağıtım sistemlerindeki potansiyelini keşfetmeyi ve çeşitli durumlar için bir biyobelirteç olarak kullanılmasını amaçlamaktadır. Albümin araştırmalarının geleceği, hem teşhis hem de tedavideki önemli rolünü koruyarak yeni anlayışlar ve yenilikler getirmeyi vaat ediyor.
İleri Okuma
- Peters, T. (1996). All About Albumin: Biochemistry, Genetics, and Medical Applications. Academic Press, 432 pages.
- Nicholson, J. P., Wolmarans, M. R., & Park, G. R. (2000). The role of albumin in critical illness. British Journal of Anaesthesia, 85(4), 599-610.
- Levitt, D. G., & Levitt, M. D. (2016). Human serum albumin homeostasis: A new look at the roles of synthesis, catabolism, renal and gastrointestinal excretion, and the clinical value of serum albumin measurements. International Journal of General Medicine, 9, 229-255.
- Quinlan, G. J., Martin, G. S., & Evans, T. W. (2005). Albumin: Biochemical properties and therapeutic potential. Hepatology, 41(6), 1211-1219.
- Gibbs, J. P., & Lockwood, D. H. (2002). Hypoalbuminemia: Pathogenesis and clinical significance. Journal of Clinical Laboratory Analysis, 16(2), 117-124.
cis
(bkz: carcinoma in situ)
pyrrhosis
- mide suyunun ağza geri gelmesi. (bkz: pyr)
- (bkz: pyrosis)
Böbrek
Vücudumuzda bir çift fasulye biçimindeki organdır.
Bu organın ana görevi üre yapımıdır. Yapım aşamaları; filtrasyon, yeniden emilim ve yoğunlaştırma. Salgılama ve yeniden emilim sayesinde, böbrek önemli sistematik düzenlemelere katılır;
- Su ve iyon dengesi
- Baz ve asit dengesi.
Bunun dışında böbrek endokrin bir ograndır. Renin eritropoetin salgısı ve sentez sayesinde, sistematik kan basıncı düzenlemesi ve eritropoez katılır.
Anatomi
Genel Bakış
- İnsanlarda böbrekler primer retroperitoneal boşlukta diyaframın altında bulunur.
- Yaklaşık 10-12 cm uzunluğunda ve 5-6 cm genişliğindedirler.
- Ağırlık yaklaşık 120-200 gr arasında değişmektedir.
- Dışta böbreğin etrafı sert, sadece hafifçe gerilebilir bağ dokusu kılıfı, kapsül fibrosa renis ile çevrilidir.
- Kapsamlı bir yağ deposu olan capsula adiposa renis buna karşıdır. Sırasıyla sert bir fasya olan renal fasyaya gömülüdür.

- Bireysel böbrek, renal medulla (Medulla renalis) ve renal korteks (Cortex renalis) olarak ayrılan böbrek lobları (Lobi renales) adı verilen 6-9 benzer birimden oluşur.
- Her bir lobun iliğinin şekli bir koni veya piramidi andırır, bu yüzden ‘böbrek piramitleri’ veya ‘ilik piramitleri’nden söz edilir. Her böbrek piramidinin ucu, böbrek papillası olarak kalikse doğru çıkıntı yapar. Böbrek papillasında, idrar gözenekleri (Pori uriniferi) olarak adlandırılan duktus papillalarının ince ağızlarını görebilirsiniz. Kalikslerin tamamı sırayla renal pelvisi (pelvis renalis) oluşturur.
- Korteks, medüller piramitlerin tabanının üzerinde 1 cm genişliğinde bir şerit halinde uzanır ve piramitler arasındaki boşluğu bir columnae renales olarak doldurur.
- Medulladan başlayarak, renal tübüllerin (partes rectae) düz kısımları ve toplama tüpleri, medullar ışınlar şeklinde kortekse doğru çıkıntı yapar.
- Medüller ışınların etrafındaki kortikal dokuya kortikal labirent denir. Kıvrımlı tübüler parçaları (Partes convolutae) ve böbrek cisimciklerini içerir.

Histoloji
Böbrekler, içinde idrarın oluştuğu nefron adı verilen çok sayıda küçük birimden oluşur. İnsan böbreğinin her biri 1-1.2 milyon nefron içerir. Nefronun kendisi renal korpüsküller (glomerüller) ve tübüler bir aparattan oluşur. Proksimalden distale doğru sistematik olarak aşağıdaki bölümlere ayrılabilir:
- böbrek cisimcikleri
- Bowman kapsülü
- glomerül
- böbrek tübü
- Proksimal tübül
- Pars convoluta (proksimal kıvrım)
- Pars recta
- ara tübül
- Pars descendens
- Pars ascendens
- distal tübül
- Pars recta
- Pars convoluta (distal kıvrım)
- Proksimal tübül
- toplama tüpü
Proksimal ve distal tübüllerin düz bölümleri (partes rectae), ara tübül ile birlikte Henle kulbu olarak adlandırılır.

Daha geniş anlamda nefronun bir parçası olarak da görülebilen toplama kanalları, tübül sisteminin terminal segmenti olarak kabul edilir. Birkaç distal tübülü boşaltır ve medüller piramitlerin iç medullasına hareket ederek papilla kanallarını (Ductus papillares) oluşturmak üzere birleşirler. Bunlar sekonder idrarı renal papilla yoluyla renal kalikslere bırakır.

Fizyoloji
Primer idrarın filtrasyonu;
- ilk önce primer üre filtre edilir.bu olay böbrek kabuğunda (cortex renalis) , böbrek cisimciklerinde meydana gelmektedir. insandaki primer üre, ortalama sıvı tedariğinde günde yaklaşık 180 litredir.
- glomerulum da, bowman kapsülündeki kan damarı kümesi, 50 mmhg kan basıncı sayesinde kan plazmasını, bowman kapsülünün iç tabakası sayesinde sıkıştıştırılır, orada büyük kan molekülleri (kan hücreleri,makromoleküller) kan damarında kalır(filtrasyon).karşı basınç, kapsülden gelen basınç, yaklaşık 17 mmhg dirç(kapsül basıncı.)kandaki kan molekülleri aynı şekilde kan basıncına karşı bir karşı basıncı oluştururlar, burda su kan damarında tutulur.bu basınç, onkotik basınç veya kolloidosmotik basınç diye adlandırılır ve 25 mmhg kadardır.
kapsül basıncı ve kolloidosmotik basınç ı kan basıncına karşı çalışır. bundan dolayı bowman kapsülündeki etkili kan basıncı yaklaşık 8 mmhg dir. sabit olmayan kan basıncı,bu kritik bölgede düşer,, böbreğin karşı alanına gelir.renin in juxtaglomerular apparatus dan salgılanması renin angiotensin aldosteron sistemi (raas) aktive eder, burda efektiv kan basıncı tekrar artar.
Primer idrarda modifikasyon
ikinci adım, primer ürenin modifikasyonundan oluşur. bu olay tubulus proximalis de meydana gelir.iki mekanizma kapsar. ilki, iyon, glukoz ve protein atıklarını, tubulusdan kana geri emilim gerçekleşir, ayrıca sunun pasif geri emilimi, asıl olarak solvent-drag-mekanizma sayesinde gerçekleşir. diğeri ise, üre, ürik asit ,kreatin, aminoasitin ve iyonun kandan tubulus sisteme salgısıdır. eğer belirli bir madde( diabetes mellitus da glukoz) böbrek seviyesini aşmışsa ,kan tekrar geri emilim gerçekleştiremez, aksine idrarla dışarı atılır.
bu mekanizma sayesinde primer idrarın hacminde yaklaşık 18-20 litre azalım olur.

Kısımları
- Proksimaler tubulus
- henle kulbu
- distalis tubulus

Teşhis
mikrobiyolojik teşhis
Normal bir böbrek dokusunda;
- Glomerulum,
- Proksimal tubulus,
- İntermediyar tubulus,
- Distal tubulus,
- İdrar havuzu,
- Damar havuzu,
- Jukstaglomeruler aparat,
- Geçiş epiteli.
Diyabetik Glomerulosklerozlu bir böbrekte ise;
- Mezanjilerin nodüler veya difüz yayılması,
- Glomerulanın cansızlaşması,
- Arteriyolların hyalinozlaşması,
- Tubulilerin atrofisi,
- İnterstitiyel liflerin çoğalması,
- Armani-Ebstein hücreler (Glikojen içeren, açık renkli sitoplazması olan tubulus epitel hücreleri)

Böbrek transplantasyonunda uyumsuzluk olması durumunda,
- Akut;
- İnterstitiyel lenfoplazmatik hücre istilası,
- Tubulit,
- Endotel hücrelerin şişmesi ve büyümesi,
- Endotelit,
- Pıhtı oluşması,
- Kan hücrelerinin dokular arası boşluğa geçmesi,
- Kronik,
- Glomerulumun cansızlaşması,
- Yoğun İntima fibrozu,
- Dokular arası fibroz,
- Tubulus atrofisi.

Klinik
Teşhis
Klinik muayene sırasında böbreklerdeki çarpıntılar incelenir. Böbreğin morfolojisi görüntüleme yöntemleri yardımıyla kayıt altına alınır. Bunlar şunları içerir:
- Sonografi
- BT
- MR
- Özel sorular durumunda, böbreklerin kontrast madde gösterimi (IV pyelogram) gereklidir.
Böbrek fonksiyonu, idrar miktarına, idrar konsantrasyonuna ve kandaki idrar maddelerinin (kreatinin, üre, ürik asit, potasyum) konsantrasyonuna göre tahmin edilebilir. Klerens belirlenerek böbrek fonksiyonu hakkında daha farklı açıklamalar yapılabilir.
Bakteri, protein, kan veya glikoz için idrar tortusu ve test çubukları böbrekler hakkında daha fazla bilgi sağlar.
Hastalıklar
Böbrek hastalıkları şunları içerir:
- Piyelonefrit
- Glomerülonefrit
- Nefrolitiazis (böbrek taşları)
- Böbrek tümörleri
- Hipernefroma
- Anjiyomiyolipom
- Malformasyonlar
- Çift böbrek
- Kistik böbrekler
- At nalı böbrek
- Böbrek yetmezliği
- Akut böbrek yetmezliği (ABY), anüri
- Üremi
- Nefroptoz (‘dolaşan böbrek’, ‘batan böbrek’)
- Böbreğin arteriyol nekrozu
- Böbreğin arteriosklerozu
- Diyabetik glomeruloskleroz (transiskemik atak)
- Transplantasyon uyumsuzluğu (transiskemik atak)
- Berrak hücreli renal hücreli karsinom
rhodopsin
görmek için önemli madde. (bkz: rho) (bkz: dopsin)
rho
gül, pembe.
ankylosans
exterimitetlerin normal konumundan sapmış olmaları.


Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.