Additif; tam olarak her birinin toplamına eşit olması,
Supra-additif; her birinin toplamından büyük olması olarak ifade edilir.
Örn; Antibiyotik kombinasyon terapisi ile, tekil olarak gerekli konsantrasyonun yalnızca % 25’i veya daha azı uygulanırsa, bir etki zaten elde edilebilir.
Ernst Kretschmer’in konstitüsyon tipolojisi, beden yapısı ile karakter ve psikiyatrik kırılganlık arasındaki ilişkiyi sistematik biçimde formüle etmeye çalışan en etkili erken girişimlerden biridir. Güncel biyolojik psikiyatri ve kişilik araştırmalarının büyük bölümü bu kuramı ampirik olarak yetersiz, kavramsal olarak da aşırı indirgemeci kabul etse de, Kretschmer’in şeması hem tarihsel hem de kavramsal açıdan kişilik tipolojilerinin evriminde temel bir referans noktası olmaya devam etmektedir.
Aşağıda, Kretschmer’in beden tipleri sınıflandırması; tarihsel bağlamı, etimolojik kökenleri, psikopatoloji ile ilişkilendirilme biçimleri, William Sheldon gibi sonraki somatotip kuramlarıyla ilişkisi, evrimsel biyoloji perspektifinden yorumlanma imkânları ve modern psikiyatri ışığında eleştirileriyle birlikte sistematik olarak ele alınmaktadır.
1. Tarihsel ve Kuramsal Bağlam
Kretschmer, 1920’li yılların başında yayımlanan Körperbau und Charakter adlı eserinde, insan beden yapısının (“Körperbau”) belirli karakter özellikleri ve belirli psikiyatrik bozukluklara yatkınlıklarla ilişkili olduğunu öne sürdü. Bu çalışma, dönemin Alman “Konstitutionslehre” (konstitüsyon teorisi) geleneği içine yerleşir. Konstitüsyon, bireyin kalıtımsal ve yapısal temelinin –bedensel ve ruhsal– nispeten sabit özellikler oluşturduğunu kabul eden bir çerçeveydi.
Psikiyatri, o dönemde henüz nörobiyolojik ve moleküler düzeyde açıklamalara sahip değildi; klinisyenler, uzun süreli gözleme dayalı betimlemelerle “tipler” ve “sendromlar” tanımlamaya çalışıyorlardı. Bu bağlamda:
Somatik morfoloji (boy, kilo, göğüs çapı, kas gelişimi, yağ dağılımı vb.),
Mizaç (duygulanımın genellikle nasıl seyrettiği, enerji düzeyi, kişilerarası stil),
Psikiyatrik tablolara yatkınlık
arasında istatistiksel ve fenomenolojik korelasyonlar arandı. Kretschmer’in yeniliği, bu üç alanı sistematik ve tipolojik bir bütünlük içinde yan yana getirmesiydi.
2. Kretschmer’in Beden Tipleri: Genel Çerçeve
Kretschmer, klinik gözlemlerine dayanarak bazı beden tiplerinin belirgin mizaç profilleri ve belirli psikiyatrik bozukluklara yatkınlıklarla birlikte kümelendiğini öne sürdü. Klasik şemada özellikle üç ana tip vurgulanır:
Astenik (leptosomatik) tip
Atletik (mezomorfik) tip
Pyknik tip
Daha sonraki yazılarında, bu üçlünün dışında kalan, dengesiz ya da “karışık” görünümler için ek bir displastik tip de tarif etmiştir. Bununla birlikte tarihsel ve teorik etkisi en büyük olan kısım, çoğunlukla astenik–atletik–pyknik üçlüsü etrafında şekillenir.
3. Etimolojik Notlar ve Kavramsal Netleştirme
Kretschmer’in kullandığı terimler, klasik dillerden gelen morfolojik köklere dayanır ve kavramın içinde taşıdığı metaforik anlamı da açıklar:
Astenik: Yunanca a-sthenos (“güçsüz, kuvvetsiz”) kökünden gelir. Bedensel ve ruhsal kırılganlık imasını taşır.
Leptosomatik: Yunanca leptos (“ince, zarif”) ve soma (“beden”) sözcüklerinden; ince beden yapısına vurgu yapar.
Atletik: Yunanca athlos (“yarış, mücadele”) kökünden; bedensel güç, dayanıklılık ve kaslılık çağrışımı vardır.
Pyknik: Yunanca pyknos (“sık, yoğun, kompakt”) kökünden türetilmiştir; “yoğun, dolgun, kompakt” bir vücut yapısına işaret eder. Türkçede kimi popüler kaynaklarda “piknik tipi” gibi yanlış yazımlarla karşılaşılır; bu kullanım etimolojik ve kavramsal açıdan yanlıştır.
Displastik: dys (“bozuk, uyumsuz”) ve plassein (“şekil vermek”) köklerinden; düzenli bir tipe uymayan, gelişimi dengesiz ya da “orantısız” yapıları anlatmak için kullanılır.
Bu etimolojik arka plan, terimlerin sadece betimleyici değil, aynı zamanda değer yüklü çağrışımlar taşıdığını da gösterir; “güçsüz, bozuk, yoğun” gibi sıfatlar, daha baştan biyolojik ve ahlaki anlamlar yüklenmeye açık bir terminoloji yaratır.
4. Astenik (Leptosomatik) Tip
4.1 Fiziksel Özellikler
Astenik veya leptosomatik tip, ince ve narin beden yapısıyla betimlenir. Temel özellikler:
Dar omuzlar, dar göğüs kafesi
Uzun, ince ve nispeten kas kitlesi az uzuvlar
Gövdenin uzun ve düz, kaburgaların belirgin olması
Boy, sıklıkla normal ya da uzun; ancak kilo ve hacim genellikle düşüktür
Kas kütlesi ve yağ dokusu minimaldir; vücut çevreleri (özellikle göğüs ve kalça) göreli olarak küçüktür
Bu tipte, beden ölçüleri boy açısından “normal” sınırlar içinde olabilir; belirleyici olan, enine ölçülerin dar, genel somatik hacmin düşük olmasıdır.
4.2 Psikolojik ve Psikiyatrik İlişkilendirmeler
Kretschmer, astenik tipi özellikle şu mizaç özellikleriyle ilişkilendirmiştir:
İçe dönüklük
Çekingenlik, sosyal mesafe
Duygusal soğukluk ya da “mesafeli” etkileşim tarzı
Kendi içine dönük düşünsel faaliyetlere eğilim (soyut düşünce, teorik ilgi alanları)
Psikopatoloji açısından, astenik tipin şizofreni spektrumu ile ilişkili olduğunu ileri sürmüştür. Burada vurgulanan, “zayıf ve kırılgan bedenin”, “zayıf ve kırılgan ruhsal yapı” ile parelel seyrettiği fikridir. Güncel araştırmalar böyle doğrudan nedensel bir ilişkiyi desteklemese de, Kretschmer’in gözlemlerinde kronik şizofreni hastalarının bir kısmının gerçekten de zayıf, ince yapılı beden tipine sahip olduğu fenomenolojik bir olgu olarak kaydedilmiştir.
Astenik tip aynı zamanda, içe kapanma, sosyal geri çekilme ve duygulanımda kısıtlılık gibi “şizoid” karakter özellikleri ile de birleşerek, kişilik tipolojilerinde daha sonra geliştirilen “şizoid” yapılar için tarihsel bir öncül işlevi görmüştür.
5. Atletik (Mezomorfik) Tip
5.1 Fiziksel Özellikler
Atletik tip, belirgin kaslılık ve dengeli, adeta “heykelsi” vücut oranları ile karakterizedir. Sıklıkla:
Geniş, çıkıntılı omuzlar
İyi gelişmiş göğüs kafesi
Güçlü, kalın bir boyun
Özellikle kol ve bacaklarda belirgin kas kütlesi
Görece düz ve sıkı bir karın
Genel olarak üçgen ya da dikdörtgen gövde silueti
Bu tip, modern terminolojide “mezomorfik” yapıya oldukça yakındır; yani kas/yağ oranı yüksek, postür güçlü ve dengelidir.
5.2 Psikolojik ve Psikiyatrik İlişkilendirmeler
Kretschmer’in atletik tip için ileri sürdüğü mizaç özellikleri daha belirsizdir; astenik ve pyknik tiplerde olduğu kadar net bir psikopatolojik eşleştirme yapmamıştır. Bununla birlikte, atletik yapının:
Kendine güven, dışa dönüklük ve eylem yönelimli olma
Düşük psikiyatrik kırılganlık (özellikle ağır psikotik bozukluklara göre daha “dirençli” olma)
ile ilişkili olabileceğini öne sürmüştür.
Atletik tipin daha az belirgin bir psikopatolojik profil ile tanımlanması, bu tipin bir tür “ara tip” ya da “güçlü konstitüsyon” olarak görülmesinden kaynaklanır. Bazı yorumlarda, bu tipin özellikle epileptik ya da impulsif karakterlerle ilişkilendirilmesine dair spekülatif tartışmalar bulunsa da, Kretschmer’in şemasında atletik tip çoğunlukla görece “sağlam” ve “dengeli” bir yapı olarak geçer.
6. Pyknik Tip
6.1 Fiziksel Özellikler
Pyknik tip, kompakt ve dolgun beden yapısıyla tanımlanır. Özellikle:
Gövde çevresinde belirgin yağ birikimi
Kısa veya orta boyla birlikte daha geniş gövde
Kısa ve kalın boyun
Belirgin, çıkıntılı veya geniş göğüs kafesi
Görece yuvarlak, dolgun karın
Kadınlarda göğüs ve kalça bölgelerinde belirgin yağlanma
Bunun sonucunda, vücut silueti yatay eksende genişleyen, dikey olarak ise daha kısa bir profil sergiler. “Pyknik” teriminin “piknik” olarak yazılması hem etimolojik hem de bilimsel olarak hatalıdır; doğru biçim, Yunanca köküne uygun olarak “pyknik”tir.
6.2 Psikolojik ve Psikiyatrik İlişkilendirmeler
Pyknik tip, Kretschmer’in en çok psikiyatrik karşılık atfettiği bedensel tiplerden biridir. Mizaç özellikleri kabaca şöyle özetlenebilir:
Sıcak, girişken, kişilerarası yakınlığa eğilimli
Duygulanımı dışa vuran, ifadeci, jest ve mimikçe zengin
Sosyal bağlara ve grup ilişkilerine önem veren
Psikiyatrik açıdan, pyknik tipin özellikle manik-depresif psikoza (günümüzde bipolar bozukluk spektrumu) yatkın olduğuna inanılmıştır. Yani:
Yüksek duygulanım dalgalanmaları
Coşkulu, taşkın dönemler ile çökkün, ağır depresyon dönemleri arasında gidip gelme eğilimi
pyknik konstitüsyonla birlikte düşünülmüştür.
Bu çerçevede, pyknik tipte duygulanımın “kabarma” ve “çökme” dinamikleri ile dolgun, yuvarlak beden yapısı arasında metaforik bir paralellik kurulmuştur. Kretschmer’in klinik gözlemlerinde, bipolar bozukluğu olan birçok hastanın gerçekten de daha dolgun beden yapısına sahip olduğu vurgulanır; ancak bu tür gözlemler, modern standartlarla kontrol grupları, istatistiksel analizler ve karıştırıcı değişkenlerin değerlendirilmesi açısından sınırlıdır.
7. Displastik Tip ve Aratipler
Kretschmer, pratikte birçok bireyin bu üç ana tipe tam olarak uymadığını gördü ve bu nedenle “displastik” kavramını ekledi. Displastik tip:
Orantısız büyüme (örneğin gövdeye kıyasla çok uzun bacaklar veya tersi),
Endokrinolojik veya genetik bozukluklara bağlı şekil anomalileri,
Karışık somatotip özellikleri
gibi durumları kapsayan, heterojen bir kategori olarak ortaya çıktı.
Displastik tip, giderek daha çok, “ana şemanın dışına taşan” her şeyin toplandığı bir artık kategoriye dönüşmüş; bu nedenle, teorik açıdan da en zayıf halka olarak değerlendirilmiştir. Yine de, endokrinolojik bozukluklar, malnütrisyon, gelişimsel anomaliler gibi faktörlerin beden yapısını etkileyebileceği fikrini gündeme taşıması açısından tarihsel bir öneme sahiptir.
8. Sheldon ve Diğer Somatotip Kuramları ile İlişki
Kretschmer’in çalışması, özellikle Amerikan psikolog William H. Sheldon’ın somatotip kuramı ile birlikte anılır. Sheldon, insan bedenini:
Ektomorf
Mezomorf
Endomorf
olmak üzere üç temel tipe ayırmış; bunların her birini 1’den 7’ye uzanan derecelendirme ölçekleriyle daha niceliksel biçimde betimlemiştir.
Kavramsal eşleştirme kabaca şu şekildedir:
Ektomorf ≈ Astenik / leptosomatik tip
Mezomorf ≈ Atletik tip
Endomorf ≈ Pyknik tip
Her iki yaklaşımda da, beden yapısı ile karakter/mizaç arasında ilişkiler öne sürülür. Sheldon, “viscerotoni”, “somatotoni” ve “cerebrotoni” gibi mizaç kümeleriyle beden tipleri arasında korelasyonlar tarif ederken, Kretschmer daha çok psikopatolojiye (şizofreni, manik-depresif psikoz) yatkınlık boyutuna odaklanmıştır.
Bu kuramların ortak özelliği, bedenin “dıştan gözlenebilir” yapısına bakarak zihinsel yapı, kişilik organizasyonu ve psikiyatrik risklere dair çıkarımlarda bulunma iddiasıdır. Güncel psikoloji, bu tür katı somatotip–kişilik eşleştirmelerini büyük ölçüde reddetmiş; genetik, nörogelişimsel, çevresel ve kültürel faktörlerin karmaşık etkileşimi üzerine kurulu çok boyutlu modelleri tercih etmiştir.
9. Evrimsel ve Biyolojik Perspektiften Yorumlar
Kretschmer’in kuramı doğrudan evrimsel biyoloji içinde formüle edilmemiş olsa da, modern gözle geriye bakıldığında bazı tiplerin evrimsel açıdan yorumlanması mümkündür.
9.1 Enerji Deposu, Metabolizma ve Pyknik Tip
Pyknik beden yapısı, yağ dokusunun gövde çevresinde yoğunlaştığı, enerji depolama kapasitesi yüksek bir fenotip ile uyumludur. Evrimsel bir perspektiften:
Yiyeceğe erişimin dönemsel olduğu, kıtlık epizotlarının bulunduğu çevrelerde,
Enerjiyi verimli depolayabilen, metabolizması “tasarruflu” bireyler,
Özellikle kış ve hastalık gibi stres durumlarında hayatta kalma avantajı elde etmiş olabilir.
Bu açıdan pyknik tip, modern obezite epidemisinin tam tersi yönünde bir tarihsel çevre bağlamı düşünülerek, geçmişte adaptif olabilecek bir “tasarruflu fenotip” olarak görülebilir.
Eğer duygudurum dalgalanmaları, belirli koşullarda yaratıcılık, sosyal bağların güçlendirilmesi veya grup içi motivasyonu artırıcı davranışlarla ilişkili olmuşsa, bipolar eğilimlerin de tarihsel olarak hem risk hem de potansiyel fayda içeren bir özellik spektrumu olabileceği spekülatif biçimde tartışılabilir. Ancak bu tür evrimsel yorumlar, doğrudan Kretschmer’in metinlerine değil, modern evrimsel psikiyatri çerçevelerine dayanan, temkinle ele alınması gereken spekülasyonlardır.
9.2 Astenik Tip, Nörogelişimsel Hassasiyet ve Şizofreni
Astenik tipte görülen zayıf, ince, kırılgan beden, bazı durumlarda erken çocuklukta yetersiz beslenme, kronik hastalık ya da genetik sendromlarla ilişkili olabilir. Nörogelişimsel kırılganlık ile beden gelişimi arasındaki olası bağlantılar:
Plasental yetmezlik, intrauterin büyüme geriliği,
Erken dönemde enfeksiyonlar veya beslenme bozuklukları,
Aynı anda hem beyin hem de beden gelişimini etkileyen genetik faktörler
gibi mekanizmalar üzerinden teorik olarak kurulabilir. Bu, şizofreni gibi bozuklukların “nörogelişimsel” bir temel taşıdığına dair modern görüşlerle kısmen uyumludur.
Bununla birlikte, güncel çalışmalar şizofreni riskinde beden tipinin tek başına belirleyici olmadığını; genetik, obstetrik komplikasyonlar, çevresel stresörler ve sosyal faktörlerin birlikte rol oynadığını göstermiştir. Dolayısıyla astenik tipin şizofreniyle güçlü ve spesifik bir biyolojik bağlantısı olduğu iddiası bugün savunulmamaktadır.
9.3 Atletik Tip ve “Güçlü Konstitüsyon”
Atletik tip, evrimsel açıdan kas kitlesi yüksek, fiziksel mücadele ve hareketliliğe uygun bir fenotipi temsil eder. Tarihsel olarak:
Avcılık-toplayıcılık,
Savaş ve fiziksel çatışmalar,
Zorlu çevresel koşullara dayanıklılık
gibi görevler için avantaj sağlayan bir yapı olarak görülebilir.
Kretschmer’in atletik tipte ağır psikopatolojilerin görece daha az görüldüğünü düşünmesi, muhtemelen klinik gözlemlerinde bu tip bireylerin daha “dengeli” izlenim bırakmasından kaynaklanır. Ancak modern veriler, kaslılık ya da fiziksel güç ile ruh sağlığı arasında böyle doğrudan, basit ve genellenebilir bir ilişki ortaya koymamaktadır.
10. Metodolojik Eleştiriler ve Modern Psikiyatride Konumu
Kretschmer’in tipolojisi, tarihsel etkisine karşın, modern bilimsel ölçütler açısından ciddi sınırlılıklar taşır:
Örneklem ve Seçim Yanlılığı Çalışmaları çoğunlukla büyük psikiyatri kliniklerine başvuran, ağır ve kronik hastaları temel alır. Toplumun geneline genellenmesi metodolojik olarak sorunludur.
Ölçüm Standardizasyonu Eksikliği Beden tipleri büyük ölçüde klinisyenin görsel izlenimine dayanır; objektif antropometrik ölçümlerin sistematik kullanımı sınırlıdır. Aynı kişi farklı klinisyenler tarafından farklı tipe yerleştirilebilir.
Nedensellik–Korelasyon Sorunu Bir beden tipinde belirli bir psikopatolojinin daha sık görülmesi, neden–sonuç ilişkisi anlamına gelmez. Örneğin kronik psikoz, beslenme ve aktivite düzeyini bozarak zaman içinde beden yapısını da değiştirebilir.
Kültürel ve Sosyoekonomik Faktörler Yoksulluk, beslenme biçimi, fiziksel iş yükü, cinsiyet rolleri gibi faktörler hem beden ve hem de ruhsal durum üzerinde etkilidir. Bu değişkenler yeterince kontrol edilmemiştir.
Tipolojinin Aşırı Basitleştirici Oluşu İnsan bedenleri ve kişilikleri, üç–dört kategoriye indirgenemeyecek kadar karmaşıktır. Güncel kişilik psikolojisi, çok boyutlu (örneğin Beş Faktör Modeli gibi) ölçeklere dayalı, sürekli değişkenler üzerinden çalışan modelleri tercih etmektedir.
Modern psikiyatri tanı sistemleri (DSM, ICD) ise beden tipine dayalı herhangi bir sınıflandırma kullanmamaktadır. Şizofreni, bipolar bozukluk veya diğer psikiyatrik tabloların tanı ölçütleri, fenomenoloji, süre, işlevsellik kaybı ve kısmen biyolojik belirteçlere dayanır; beden ölçüleri bu sistemler için nötrdür.
Bununla birlikte, obezite, malnütrisyon, endokrin bozukluklar, metabolik sendrom gibi durumların ruh sağlığı ile karşılıklı etkileşim içinde olduğu günümüzde iyi belgelenmiştir. Ancak bu ilişki, Kretschmer’in öngördüğü türden statik, doğuştan “sabit tipler” üzerinden değil, dinamik biyopsikososyal süreçler üzerinden kavramsallaştırılır.
11. Tipolojinin Güncel Değeri: Tarihsel Referans ve Kavramsal Uyarı
Kretschmer’in beden tipleri, güncel klinik uygulamada doğrudan kullanılmasa da birkaç açıdan hâlâ önem taşır:
Tarihsel perspektif: Psikiyatrinin, beden–ruh bütünlüğü üzerine kurulu, ancak ampirik dayanağı sınırlı tip şemalarından, çok daha sofistike nörobiyolojik ve psikometrik modellere nasıl evrildiğini anlamak için örnek bir vaka sunar.
Kavram eleştirisi: Bedensel özelliklerden yola çıkarak karakter ve psikopatoloji hakkında genelleyici yargılara varmanın ne kadar çekici olduğu, ama aynı zamanda ne denli tehlikeli olabileceği konusunda uyarıcı bir örnektir. Beden, cinsiyet, ırk veya dış görünüşe göre yapılan genellemeler, hızlıca biyolojik determinizm, damgalama ve ayrımcılık riskini beraberinde getirir.
Araştırma soruları için ilham: Güncel çalışmalar, beden kompozisyonu, metabolik durum, inflamasyon ve ruh sağlığı arasındaki ilişkileri çok daha sofistike yöntemlerle soruşturmaktadır. Kretschmer’in kuramı, her ne kadar artık geçerli bir model olarak kullanılmasa da, beden–zihin etkileşimleri üzerine sorular sormanın tarihsel kökenlerinden biridir.
Keşif
Ernst Kretschmer’in beden yapısı–karakter ilişkisine dair kuramının ortaya çıkışı, yalnızca tek bir araştırmacının düşünsel çabasının değil, 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başı arasında Avrupa psikiyatrisini şekillendiren geniş bir entelektüel ve bilimsel ortamın ürünüdür. Antropometri, fizyoloji, erken psikopatoloji sınıflandırmaları, Alman konstitüsyon teorisi, Kraepelinci nozoloji, askeri psikiyatrinin özel koşulları ve I. Dünya Savaşı’nın klinik gözlemler üzerindeki dönüştürücü etkileri, bu kuramın oluşumunda organik biçimde iç içe geçmiştir.
1. Başlangıç Noktası: Bedensel Formu Psikolojik Özelliklerle Bağlama Düşüncesinin Kökenleri
Kretschmer’in çalışmaları, insan bedeninin psikolojik özelliklerle ilişkili olabileceği düşüncesini keşfeden ilk girişimler değildir. 18. ve 19. yüzyıl boyunca Avrupa’da çeşitli araştırmacılar, beden biçimi, yüz ifadeleri, fizyonomi ve kişilik arasında bağlar kurmaya çalışmıştı:
Johann Caspar Lavater, fizyonominin kuramsallaştırılmasında etkili olmuş; yüz şeklinin karakteri yansıtacağına inanmıştı.
Cesare Lombroso, suçluluğu açıklamak için kraniyometri ve beden ölçümlerine başvurmuş, tartışmalı ama uzun süre etkili olan atavistik tipolojiler önermişti.
Paul Julius Möbius, sinir sistemi özellikleri, beden yapısı ve psikolojik eğilimler arasında ilişkiler aramıştı.
Wilhelm His, nöroanatominin ayrıntılı ölçümleriyle bireysel farklılıkların anatomik temellerini tartışmıştı.
Magnus Hirschfeld ve Iwan Bloch, seksolojik çalışmalarda beden morfolojisi ile davranış arasında bağ kuran erken araştırmalar yürütmüşlerdi.
“Konstitüsyon” kavramı, yani bireyin biyolojik yapısının davranışsal eğilimlerle ilişkisini açıklama çabası, özellikle P. J. Möbius, Ernst Rüdin, Friedrich Kraus, Theodor Ziehen ve Kurt Schneider gibi Alman psikiyatristlerinin çalışmalarıyla kurumsallaşmıştı. Bu çerçeve, bedensel yapıyı kişilik ve psikopatoloji için bir “altyapı” olarak gören düşünce zincirinin doğrudan öncüllerini oluşturur.
Bu tarihsel birikim, Kretschmer’in gençlik döneminde, adeta bir “konstitüsyon psikolojisi atmosferi” olarak mevcuttu. Kendi kuramını oluştururken bu mirasın üzerine titizlikle inşa etti.
2. 1906–1913: Beşeri Bilimlerden Tıbba Yönelen Bütüncül Bir Merak
Kretschmer, 1906’da Tübingen Üniversitesi’nde eğitime başladığında, henüz psikiyatriye değil, felsefe, tarih, edebiyat ve sanat gibi beşeri bilimlere yönelmişti. Bu dönem:
insanı hem düşünsel hem estetik hem de biyolojik bir bütün olarak kavrama arzusu,
davranışların yalnızca biyolojik değil, kültürel ve fenomenolojik yönlerini de düşünme alışkanlığı,
daha sonra “karakter tasviri” yönteminde görülecek gözlemsel duyarlılık
gibi özellikleri şekillendirdi.
Tıbba geçişinden sonra, özellikle Robert Gaupp’un kliniğinde aldığı eğitim ve asistanlık, Kretschmer’in “fiziksel yapı ile psikolojik durumlar arasındaki ilişki” fikrini ilk kez sistematik bir gözlem alanı içinde keşfetmesine olanak tanıdı. Gaupp’un Kraepelinci nozolojiye hâkim, fakat aynı zamanda fenomenolojik duyarlılığa sahip yaklaşımı, genç Kretschmer için metodolojik bir model işlevi gördü.
Bu yıllar, Kretschmer’in hastalarla doğrudan temas kurarak beden formu, yüz ifadesi, postür ve mimik gibi gözlenebilir özelliklerin kişilik ve davranış izlenimleriyle nasıl birlikte ortaya çıktığını kaydettiği, düşüncesinin temel biçimlendiği dönemdir.
3. 1914: Doktora Tezi ve İlk Sistematik Teorik Biçimleniş
Kretschmer’in 1914 tarihli doktora tezi Wahnbildung und manisch-depressiver Symptomenkomplexe, özellikle:
Bu tez, beden yapısı–karakter–psikopatoloji üçgeninin henüz kaba ama işlevsel bir taslağını içeriyordu. Kretschmer, bu dönemde somatik özelliklerin yalnızca fizyolojik değil, psikodinamik ifadeye de yansıyabileceği fikrini tartışmaya açtı. Bu çalışma, daha sonra geliştireceği tipoloji için teorik “ilk çekirdeği” oluşturdu.
4. 1915–1921: Savaş Yılları ve Klinik Gözlemlerin Derinleşmesi
I. Dünya Savaşı sırasında Kretschmer, askeri psikiyatrist olarak görev yaptı. Bu dönem, farklı sosyal arka planlardan binlerce askerle çalışmasını sağladı. Savaş psikiyatrisi, olağanüstü durumlarda ortaya çıkan:
akut psikozlar,
şizofreniform tablolar,
ağır depresyonlar,
travma sonrası bozukluklar,
“savaş nevrozları”
gibi tabloları sistematik biçimde gözlemleme fırsatı sunuyordu.
Bu gözlemler, Kretschmer’e iki temel kavramı netleştirdi:
Şizofreni ile manik-depresif bozuklukların farklı konstitüsyonel zeminlerde gelişme eğiliminde olduğu düşüncesi.
Beden morfolojisi ile belirli mizaç özelliklerinin sıklıkla birlikte görüldüğü ampirik izlenimi.
Aynı yıllarda Eugen Bleuler şizofreni kavramını genişletiyor; Kurt Schneider, daha sonra “Birinci Sıra Belirtileri” olarak bilinecek fenomenolojiyi oluşturuyordu. Kretschmer, bu psikopatolojik sınıflandırma çalışmalarının tam ortasında yer alarak, beden tipi–mizaç–psikoz ilişkisinin nozolojik bir temele oturtulabileceğine kanaat getirdi.
5. 1918: Der sensitive Beziehungswahn — Kuramın Olgunlaşması
1918’de yayımladığı habilitasyon çalışması Der sensitive Beziehungswahn, Kretschmer’in konstitüsyon psikolojisini olgunlaştırdığı metin olarak kabul edilir. Bu çalışmada:
hassas karakter yapısına sahip bireylerde referans sanrılarının nasıl geliştiğini,
duygusal duyarlılık ile psikotik fenomenoloji arasındaki bağı,
“karakter–psikoz sürekliliği” ilkesini
ele aldı.
Bu süreklilik fikri—yani sağlıklı kişilik özellikleri ile psikiyatrik bozuklukların uç durumlarının “aynı çizgi üzerinde” yer alması—Kretschmer’in daha sonra tipolojisini temellendiren ana eksenlerden biri oldu.
6. 1921: Körperbau und Charakter — Tipolojinin Resmî Formülasyonu
1921’de yayımlanan Körperbau und Charakter, Kretschmer’in sınıflandırma sistemini açık ve sistematik bir tipoloji hâline getirdi. Bu eser:
beden tiplerini üç ana kategoride topladı:
Astenik/leptosomatik,
Atletik,
Pyknik,
daha sonra bunlara eklenen displastik tip ile genişletildi,
her tip için karakter eğilimleri betimlendi,
her tip belirli psikiyatrik bozukluklara yatkınlıklarla ilişkilendirildi,
klinik gözlemler, antropometrik ölçümler ve fenomenolojik analizler bir araya getirildi.
Bu yayın, hiçbir zaman modern anlamda niceliksel veya deneysel bir çalışma olmamasına rağmen, dönemin psikiyatrisinde devrim niteliğinde bir sistematiklik getiriyordu. İnsan bedeninin morfolojik özelliklerinden yola çıkarak kişilik ve psikopatoloji üzerine tutarlı bir model ortaya koyan bu yaklaşım, 1920’ler ve 1930’larda Avrupa psikiyatrisinde geniş yankı uyandırdı.
7. 1926–1930’lar: Akademik Kurumsallaşma ve Teorinin Yayılması
Kretschmer’in 1926’da Marburg Üniversitesi Psikiyatri Kliniği’nin direktörü olması, tipolojisinin akademik otorite kazanmasında belirleyici oldu. Bu dönem boyunca:
klinik eğitim programlarına konstitüsyon tipolojisi dahil edildi,
öğrenciler ve genç klinisyenler arasında bir “Kretschmer ekolü” oluştu,
beden şekli–karakter ilişkisini test etmeye çalışan çok sayıda küçük ölçekli çalışma yayımlandı,
kuram, Almanya dışında özellikle Fransa, Hollanda ve İskandinav ülkelerinde yankı buldu.
1930’larda William H. Sheldon, Amerikan psikolojisinde somatotip kuramını geliştirdi; Kretschmer’in üçlü yapısını ektomorf–mezomorf–endomorf modellenmesiyle daha niceliksel bir çerçeveye uyarladı. Böylece Kretschmer’in tipolojisi, Batı bilim dünyasında beden tipi–kişilik bağlantılarının en kapsamlı modellerinden biri hâline geldi.
8. 1940–1970: Eleştiriler, Ampirik Testler ve Kuramın Geri Çekilişi
II. Dünya Savaşı sonrası dönemde psikiyatri ve psikoloji giderek:
istatistiksel yöntemlere,
kontrollü çalışmalara,
biyolojik psikiyatrinin nörokimyasal modellerine,
moleküler genetik ve nörogörüntüleme bulgularına
dayanmaya başladı. Bu yeni yaklaşım, beden tipi–karakter ilişkisini destekleyen güçlü kanıtlar bulamadı. Eleştiriler üç eksende yoğunlaştı:
Metodolojik eksiklikler Kretschmer’in çalışmaları büyük ölçüde klinik izlenimlere dayanıyordu; objektif ölçme araçları sınırlıydı.
Nedensellik sorunları Psikiyatrik bozukluklar beden yapısını değiştirebilir; ters yönde nedensellik göz ardı edilmişti.
Kültürel ve sosyoekonomik etkenler Beden tipi; beslenme, iş koşulları, sınıf farkı gibi değişkenlerden etkileniyordu.
Bu dönemde Şizofreni ve Bipolar Bozukluğun biyolojik, kalıtsal ve nörogelişimsel temellerine yönelik bulgular arttıkça, beden tipinin belirleyici rolü giderek zayıfladı.
9. Modern Araştırmalar: Yeni Perspektifler Altında Eski Bir Kuram
Bugün Kretschmer tipi bir “beden yapısı–karakter–psikopatoloji” modeli bilimsel geçerlilik iddiasıyla kullanılmasa da, modern araştırmalar şu alanlarda onun mirasıyla dolaylı biçimde temas hâlindedir:
Vücut kompozisyonu ve ruh sağlığı ilişkileri Obezite, inflamasyon, metabolik sendrom ve depresyon arasındaki bağlar güncel araştırmalarla desteklenmektedir.
Nörogelişimsel süreçler ve beden gelişimi Erken çocuklukta beslenme, stres, enfeksiyon gibi faktörlerin hem beyin hem beden gelişimini etkilediği bilinmektedir.
Kişilik özelliklerinin biyolojik temelleri Modern kişilik psikolojisi, çok boyutlu ölçeklerle kişilik varyasyonlarını araştırmaya devam etmektedir; ancak bunların beden tipiyle doğrudan ilişkisi olduğu iddiası reddedilmiştir.
Psikiyatride tipoloji arayışları Kretschmer’in kategorizasyon merakı, günümüzde biyotipler, nörotipler ve bilişsel alt tipler gibi yeni modellerde soyutlanmış, ama yapısal düşünme biçimi sürmüştür.
Kretschmer’in modeli artık geçerli bir biyolojik kuram olarak değil, psikiyatrinin tarihsel gelişimi içinde beden–ruh ilişkisini anlamaya çalışan erken bir tipolojik girişim olarak değerlendirilmektedir.
10. Bilim Tarihi Açısından Önemi
Kretschmer’in katkısı üç temel alanda anlamlıdır:
Gözleme dayalı bütüncül yaklaşım Beden morfolojisini, kişiliği ve psikopatolojiyi tek bir çatı altında düşünmeye çalışan ilk sistematik modellerden biridir.
Psikiyatrinin kavramsal genişlemesi Karakter–psikoz sürekliliği, fenomenolojik tipoloji ve mizaç odaklı tanımlamalar, daha sonra kişilik bozukluğu çalışmalarına zemin hazırlamıştır.
Somatotip araştırmalarının başlangıcı Sheldon ve çağdaşlarının çalışmalarına doğrudan ilham vermiştir.
Bu etkiler, modern psikiyatrinin şekillenme sürecinde Kretschmer’in rolünü hem bir “kurucu figür” hem de bilimsel paradigmanın dönüşümüne katkı sağlayan bir “geçiş dönemi karakteri” hâline getirir.
Bu bütün hikâye, Kretschmer’in tipolojisinin yalnızca bir sınıflandırma şeması değil, dönemin bilimsel ve kültürel düşünme biçimini yansıtan tarihsel bir fenomen olduğunu göstermektedir. Bünyesindeki eksikliklere rağmen, insanın bedensel yapısını ruhsal eğilimlerle ilişkilendirme çabası, psikiyatri tarihinde özgün bir evreyi temsil eder ve modern bilimle karşılaştırıldığında, tipolojinin sınırlarını ve insan davranışının karmaşıklığını daha iyi anlamamıza yardımcı olur.
İleri Okuma
Kretschmer, E. (1914). Wahnbildung und manisch-depressiver Symptomenkomplexe. Berlin: De Gruyter.
Kretschmer, E. (1918). Der sensitive Beziehungswahn. Berlin: Springer.
Kretschmer, E. (1921). Körperbau und Charakter: Untersuchungen zum Konstitutionsproblem und zur Lehre von den Temperamenten. Berlin: Springer.
Kretschmer, E. (1925). Physique and Character: An Investigation of the Nature of Constitution and of the Theory of Temperament. London: Kegan Paul, Trench, Trubner.
Sheldon, W. (1940). The Varieties of Human Physique: An Introduction to Constitutional Psychology. New York: Harper & Brothers.
Rhodes, N. (2000). Kretschmer, Ernst. In Encyclopedia of Psychology (Vol. 4). Oxford University Press.
Klee, E. (2005). Das Personenlexikon zum Dritten Reich. Wer war was vor und nach 1945? Frankfurt am Main: Fischer Taschenbuch Verlag.
Sadock, B. J., Sadock, V. A., & Ruiz, P. (2014). Kaplan and Sadock’s Synopsis of Psychiatry: Behavioral Sciences/Clinical Psychiatry (10th ed.). Philadelphia: Wolters Kluwer.
Katalaz ilk kez 1818’de keşfeden Louis Jacques Thénard‘ın H2O2’yi (hidrojen peroksit) bozulmasının bilinmeyen bir maddeden kaynaklandığını öne sürdüğünde fark edildi. 1900 yılında Oscar Loew ona katalaz adı veren ilk kişi oldu ve bunu birçok bitki ve hayvanda buldu.
1937’de sığır karaciğerinden katalaz James B. Sumner ve Alexander Dounce tarafından kristalize edildi ve molekül ağırlığı 1938’de bulundu.
Sığır katalazın amino asit dizisi 1969’de ve üç boyutlu yapısı 1981’de belirlenmiştir.
Göz bebeğinin genişleyip, daralmasıyla kendini gösteren tepke. Karanlık ve aydınlığa uyum sağlatır.
Göz bebeği refleksi, pupil genişliğinin farklı aydınlatılmış ortamlara polisinaptik yansıtıcı ayarıdır.
Göz bebeği boyutunda fizyolojik değişiklikler (pupillomotor sistem).
Işık reaksiyonu, sinerjik göz bebeği reaksiyonları, göz kapağı kapanma reaksiyonu, psikolojik olarak ilişkili göz bebeği reaksiyonları ve ideomotor göz bebeği reaksiyonları arasında bir ayrım yapılır.
Retina’nın fotosensörleri ışığı algılar. Gama hücreleri bilgiyi optik sinir yoluyla liflerin bağlı olduğu pretektal bölgeye yönlendirir. Bilgi pretektal bölgeden parasempatik Edinger Westphal çekirdeğine ve omurilikteki siliospinal merkeze taşınır.
Bilgi, tekrar bağlandığı parasempatik çekirdekten siliyer gangliyona ulaşır. Diğer lifler sfinkter pupilla kasını innerve eder, bu da ışık düştüğünde göz bebeğinin (miyoz) daralmasına neden olur.
Bir göz bir lamba ile aydınlatıldığında, aydınlatılmış taraftaki göz bebeği (doğrudan göz bebeği reaksiyonu) ve karşı taraftaki göz bebeği(mutabakatlı göz bebeği reaksiyonu) daralır. Bunun nedeni, kısmen karşı taraftan geçen Opticus liflerinin seyrinde yatmaktadır.
Siliospinal merkezden gelen bilgiler servikal superius ganglionunda tekrar birbirine bağlanır. Oradan, dilatör pupilla kası aktive edilebilir, bu da göz bebeğinin genişlemesine yol açar (midriyazis).
Patoloji
Afference Afferent kısmının bir bozukluğu durumunda (örneğin optik sinire zarar), etkilenen göze ışık geldiğinde doğrudan pupil reaksiyonu görülmez. Bununla birlikte, sağlıklı göz ışığı algıladığında, her iki göz bebeği de daralabilir. Işık insidansının artmasıyla ilgili bilgiler retinadaki ışığa duyarlı fotoreseptörlerden optik sinir ve epithalamustaki optik kanaldan prukektal çekirdeklere iletilir. Efferenzleri her iki taraftaki parlaklık bilgisini Edinger-Westphal çekirdeklerine (Nuclei accessorii nervi oculomotorii) yönlendirir.
Efferent Eğer efferent kısım bozulursa (örneğin okülomotor sinirin bozulması nedeniyle), etkilenen göz artık daraltılamaz. Edinger-Westphal çekirdeklerinde okülomotor sinirin parasempatik kısmına bir bağlantı vardır. Sfinkter pupilla kası, siliyer gangliyon yoluyla büzülmek üzere uyarılır, böylece göz bebeğini daraltır. Bir yandan her iki pretektal çekirdek posterior komissura ile bağlandığından ve her bir göz her iki pretektal çekirdeğe bağlı olduğundan, refleks her iki göz tarafından aynı anda gerçekleştirilir, sadece bir göz aniden aydınlatılmış olsa bile. Bu nedenle, refleks ark sağlam olduğu sürece (sağlıklı ışık reaksiyonu) diğer sağlıklı göz aydınlatılarak kör bir göz tetiklenebilir.
I. Erken ergenlik (10-14.): Aile bağlarından daha çok kendi yaşıtlarıyla bağ kurmaya çalışır.
II. Orta ergenlik (15-17.): Kendini bilmesi, kendi becerisi ve kontrolü üzerinde belirgin bir otorite sağlar. Mantıklı düşünme, soyut üdşünmeyi teşvik eder.
III. Geç ergenlik (~20 .): Genç yetişkinler, büyüyen kendine güvenleri, bilici ve insanlarla iletişiminde derinlik kazanır.
Bazı bakterilerin uygun olmayan zor koşullar altında sitoplazma yüzeyini minimuma indirerek metabolizmasını en düşük halde çalıştırmasıyla geçilen uyku durumudur. Bu durumdayken üreme gerçekleşmez. İsim verilirken spor veya tohum olabileceği öngörülmüş, fakat bu öngörü doğru değildir. (Bkz; Endo–spor)
Ana Hint-Avrupadaki *sper-(“yaymak”) ‘den türeyen Antik Yunancadaki σπόρος(spóros, “ekim”) and σπείρω(speírō, “ekmek”) kelimeleri, Latincede spora diye ifade edilmiştir. Daha sonrasında spor diye dilimize geçerken, anlamları;
Mantarlar, algler, bitkilerin üremek için dışarıya saldıkları, genelde tek hücre olan üreme parçacıkları,
Çetin şartlar altında bazı bakteriler ve protistlerin hayatta kalabilmek için oluşturdukları kalın parçacık.
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.