Primidon

Tanım ve konumlandırma

Primidon, klinik olarak yerleşik bir antiepileptik olup yapısal olarak barbitürat ailesiyle akraba bir deoksi-barbitürat (5-etil-5-fenil-hekzahidropirimidin-4,6-dion) türevidir. Monoterapi veya ek tedavi (adjunktif) olarak genelleşmiş tonik-klonik (eski adlandırmayla “grand mal”), fokal başlangıçlı nöbetler ve bazı genelleşmiş sendromlarda kullanılır. Nöbet dışı endikasyonlar arasında özellikle esansiyel tremor yer alır; bu alanda propranolol ile birlikte birinci basamak seçeneklerden biridir.

Etimoloji ve tarihçe

“Primidon” adı, bileşiğin iskeleti olan pirimidin-dion çekirdeğinden türemiştir: pyrimidine-dione → primi-done/-done biçiminde kısalmış bir biçim. “Barbitürat” terimi, 1864’te Adolf von Baeyer’in sentezlediği barbitürik asitten gelir; sözcüğün kökeni konusunda farklı anlatılar olmakla birlikte, terminolojik bakımdan “barbitürik asidin türevi” anlamı kesindir. Primidon 1940’ların sonlarında geliştirilmiş, 1952 yılında klinik kullanıma girmiş ve onlarca yıldır epilepsi pratiğinde yerleşik bir ajandır.

Kimyasal yapı ve fizikokimyasal özellikler

  • IUPAC: 5-ethyl-5-phenyl-1,3-diazinane-2,4-dione
  • Molekül formülü / kütlesi: C₁₂H₁₄N₂O₂; Mr ≈ 218.3 g/mol
  • Görünüm / çözünürlük: Beyaz, kristal toz; suda zayıf çözünür.
  • Yapısal akrabalık: Fenobarbital ile 5-substitüsyon paterninde paralellik; ancak primidon deoksi-barbitürat olup klasik barbitürik asit halkasının indirgenmiş varyantını taşır.

Farmakodinamik mekanizmalar

Primidon tek başına aktif bir bileşiktir; aynı zamanda iki farmakolojik olarak anlamlı metabolite dönüşür:

  1. Fenobarbital (majör, uzun yarı ömürlü; barbitürat sınıf etkileriyle katkı sağlar)
  2. Feniletilmalonamid (PEMA) (minör/orta katkı)

Temel etki, GABA-A reseptörü üzerinden allosterik pozitif modülasyon ile GABAerjik inhibisyonun amplifikasyonudur: Klorür kanalının GABA’ya duyarlılığı artar, postsinaptik hiperpolarizasyon uzar. Bu mekanizma, nöronal ağlarda patolojik senkronizasyon eğilimini kırarak nöbet eşiğini yükseltir. Fenobarbital metaboliti, aynı reseptör kompleksinde barbitürat bağlanma bölgesi üzerinden daha belirgin etki yapar; primidon ve PEMA’nın voltaj kapılı sodyum akımları ve glutamaterjik transmisyon üzerinde ikincil stabilizan etkileri bildirilmiştir.

Farmakokinetik özet

  • Emilim: Oral biyoyararlanım genellikle yüksektir. Tmax ~2–4 saat.
  • Dağılım: Plazma proteinlerine bağlanma orta düzeydedir; santral sinir sistemine geçiş yeterlidir.
  • Metabolizma: Karaciğerde oksidatif yollarla fenobarbital ve PEMA oluşur.
  • Yarı ömürler (yaklaşık): Primidon 10–15 saat; PEMA 1–2 gün; fenobarbital 2–5 gün. Uzun yarı ömürlü metabolit birikimi, kararlı duruma geçişin gecikmesine ve gecikmeli klinik etki katkısına yol açar.
  • Atılım: Böbreklerden; hem değişmeden ilaç hem metabolitler şeklinde.
  • Enzim indüksiyonu ve otoindüksiyon: Başlıca CYP3A4, CYP2C9, CYP2C19, CYP1A2 ve UGT izoenzimlerinin aktivitesini artırır (fenobarbital katkısıyla). Bu durum uzun kullanımda doz gereksinimini ve etkileşim riskini belirginleştirir.

Endikasyonlar

  • Epilepsi:
    • Genelleşmiş tonik-klonik nöbetler
    • Fokal başlangıçlı nöbetler (sekonder genelleşme dahil)
    • Bazı miyoklonik/akinetik fenomenlerde seçilmiş olgular
  • Esansiyel tremor: Propranolole alternatif veya kombine ilk basamak.

Dozlama ve uygulama ilkeleri

  • Başlangıç: Düşük dozla ve kademeli titrasyonla başlanır; gündüz sedasyonu ve ataksi riskini azaltmak için akşam doz ağırlıklı planlar tercih edilir.
  • Yaygın erişkin aralıkları (epilepsi): Toplam 750–1500 mg/gün (bölünmüş dozlar, genelde sabah-akşam); bireyselleştirme esastır.
  • Esansiyel tremor: Çok düşük başlangıç dozları (örn. 12.5–25 mg gece) ile başlayıp 50–250 mg/doz olacak şekilde titrasyon; hedef sıklıkla 250–750 mg/gün.
  • Doz ayarlamaları: Yaşlı, hepatik/renal rezervi sınırlı hastalarda daha yavaş titrasyon ve daha düşük idame dozları; eşlik eden indükleyici/ inhibitör ilaçlara göre yeniden kalibrasyon.

İstenmeyen etkiler

  • Sık: Uyuşukluk, baş dönmesi, ataksi, nistagmus, diplopi, yorgunluk, bilişsel yavaşlama, bulantı.
  • Orta/sık olmayan: Dizartri, paradoksik ajitasyon, davranış değişiklikleri, irritabilite; döküntü.
  • Uzun dönem: Osteopeni/osteoporoz riski (D vitamini-kalsiyum dengesi ve CYP indüksiyonu ile ilişkili), folat düzeylerinde düşme, bağışıklık ve endokrin metabolizma üzerinde ilaç-indüksiyon aracılı etkiler.
  • Nadir fakat ciddi: Stevens–Johnson sendromu, toksik epidermal nekroliz (çok nadir); ciddi depresyon/ intihar düşüncesi ile ilişkili davranış değişiklikleri; megaloblastik anemi; hepatik disfonksiyon.

Kontrendikasyonlar ve dikkat edilmesi gereken durumlar

  • Mutlak kontrendikasyonlar:
    • Bileşene aşırı duyarlılık
    • Akut hepatik porfiri
    • Ciddi karaciğer yetmezliği
    • Belirgin solunum depresyonu veya ileri derecede solunum yolu hastalığı
  • Göreceli/klinik dikkat:
    • Böbrek yetmezliği (doz/izlem ayarı)
    • Yaşlılık (düşme/ataksi riski)
    • Depresyon ve madde kötüye kullanımı öyküsü
    • Gebelik ve laktasyon (aşağıya bakınız)

İlaç-ilaç etkileşimleri

Primidon (ve fenobarbital) kuvvetli enzim indükleyicidir.

  • Azalan karşı-ilaç etkinliği: Kombine oral kontraseptifler, bazı antikoagülanlar (örn. varfarin—doz gereksinimi artabilir), DOAC’lar, HIV antiretroviralleri, azol grubu antifungaller, makrolidler, kalsinörin ve mTOR inhibitörleri, kortikosteroidler, tiroid hormonları, bazı antikanser ajanları ve bir çok CNS ilacı.
  • Merkezi depresyonun toplaması: Alkol, benzodiazepinler, opioidler ve diğer sedatiflerle katkılanmış sedasyon/solunum depresyonu.
  • Farmakokinetik not: Enzim indüksiyonunun başlaması ve sönmesi gecikmelidir (haftalar); etkileşim yönetiminde bu gecikme hesaba katılmalıdır.
  • Laboratuvar etkileşimleri: Tiroid fonksiyon testleri ve steroid profillerinde dağılım etkileri; INR/antikoagülasyon parametrelerinde dalgalanmalar.

Gebelik, laktasyon ve üreme sağlığı

  • Gebelik: Barbitüratlar teratojenik risk ve neonatal dönemde solunum depresyonu, yoksunluk, kanama eğilimi (K-vitamini ekseninde) ile ilişkilendirilebilir. Gebelik planlayanlarda nöbet kontrolü ile fetüs güvenliği dengelenerek alternatif rejimler düşünülür; folat desteği, doğuma yakın K vitamini profilaksisi yaklaşımları gündeme gelebilir.
  • Doğum ve yenidoğan: Uzun etkili metabolit birikimi nedeniyle neonatal izlem önemlidir.
  • Laktasyon: Anne sütüne geçer; sedasyon ve emme güçlüğü açısından bebek izlenmelidir.

Doz aşımı ve toksisite

  • Klinik tablo: Derin sedasyon, ataksi, nistagmus, hipotansiyon, solunum depresyonu, koma.
  • Yönetim: Hava yolu ve dolaşımın desteklenmesi, aktif kömür (uygunsa), tekrarlayan doz kömür uygulamaları; fenobarbital baskın tabloda üriner alkalinizasyon ve seçilmiş olgularda hemodiyaliz/hemoperfüzyon düşünülebilir. Sekonder komplikasyonlar (aspirasyon, rabdomiyoliz) açısından yakın takip gerekir.

Kötüye kullanım ve bağımlılık potansiyeli

Barbitüratlar öforizan ve sedatif etkileri nedeniyle kötüye kullanılabilir; tolerans ve fiziksel bağımlılık gelişebilir. Kesilme yoksunluk sendromu (anksiyete, tremor, nöbet) ile seyreder; kademeli azaltma zorunludur. Primidonun kötüye kullanımı fenobarbital kadar sık bildirilmez; yine de farmakolojik süreklilik nedeniyle benzer riskleri taşır.

İzlem, eğitim ve güvenlik

  • Başlangıç ve titrasyon döneminde: Sedasyon, baş dönmesi ve düşme riski; araç-makine kullanımı kısıtlamaları.
  • Uzun dönem: Kemik sağlığı (D vitamini/kalsiyum, gerekirse anti-resorptif stratejiler), folat durumu, karaciğer fonksiyon testleri; eşlik eden ilaç listesi her vizitte yeniden gözden geçirilmelidir.
  • Kontrasepsiyon: Enzim indüksiyonu nedeniyle yedek kontrasepsiyon veya kombine yöntemler önerilir.

Eczacılık ve hazırlama

Primidon tablet formunda mevcuttur (Mysoline® ve muadilleri). Stabil, ışık ve nemden korunaklı saklanır. Suda sınırlı çözünürlüğü nedeniyle ezme/süspansiyon hazırlamada farmasötik danışmanlık gerekebilir; pediatrik ve geriatride bireyselleştirilmiş doz bölme stratejileri kullanılabilir.

Klinik yer ve rasyonel seçim

Antiepileptik seçiminde nöbet tipi, eşlik eden komorbidite ve etkileşim profili birlikte değerlendirilir. Çoklu ilaç kullanan, oral kontraseptif gereksinimi olan veya polifarmasi riski yüksek hastalarda primidonun indükleyici profili karar verici bir faktördür. Esansiyel tremorda ise düşük-yavaş titrasyon yaklaşımıyla yüksek klinik yanıt olasılığı ve maliyet etkinliği nedeniyle değerli bir seçenektir.


Hızlı başvuru özeti (klinik pratikte kritik noktalar)

  • Etki: GABA-A üzerinden pozitif allosterik modülasyon; aktif ana ilaç + fenobarbital/PEMA metabolit katkısı
  • Endikasyon: Epilepsi (fokal, GTC) ve esansiyel tremor
  • Doz: Düşükten başla, yavaş titrasyon; genelde sabah-akşam uygulama
  • Advers etkiler: Uyuşukluk, baş dönmesi, ataksi; uzun dönemde kemik sağlığına dikkat
  • Etkileşim: Güçlü CYP/UGT indükleyicisi; kontraseptifler ve çok sayıda ilacı zayıflatır
  • Gebelik: Risk-yarar değerlendirmesi, folat ve K-vitamini stratejileri; neonatal izlem
  • Kötüye kullanım: Barbitürat spektrumunda bağımlılık ve yoksunluk riski; kesme kademeli olmalı


Keşif

Barbitürik asidin gölgesinde: kimyasal soydan gelen bir ilaç fikrinin doğuşu

  1. yüzyılın ikinci yarısında sentezlenen barbitürik asit, farmakolojide inhibisyonu hedefleyen bir “iskele” sunmuştu. 20. yüzyılın başında fenobarbitalin klinik alana girişi, sedatif-hipnotik etkiden öte, epileptik deşarjların baskılanabileceğini de gösterdi. Ne var ki bu sınıfın belirgin sedasyonu ve tolerans/bağımlılık potansiyeli, daha rafine, daha “nöbet-seçici” moleküller arayışını hızlandırdı. Bu arayış, barbitürat halkasının indirgenmiş varyantları ve 5-konumundaki ikame düzenleri üzerinde sistematik taramalar yapan organik kimyagerler ile, farmakologların elektroensefalografik (EEG) uç noktalara ve davranışsal nöbet modellerine dayanan incelemelerinin ittifakıyla ilerledi. Bu dönemin “kaşifleri”, tek bir isimden ibaret değildi: sentez masasında yeni çekirdekler kuran kimya ekipleri; hayvan modellerinde eşiği ölçen deneysel nörobilimciler; insan nöbet tipolojisini sistematikleştiren klinik nörologlar; ve hepsini birleştirip doz, dağılım ve eliminasyonu nicelleyen klinik eczacılar bu keşfin bileşik aktörleriydi.

Primidonun sahneye çıkışı: deoksi-barbitürat mantığından klinik kanıta

İkinci Dünya Savaşı sonrasının yapısal optimizasyonları arasında, 5-etil ve 5-fenil ikamesinin birleştirildiği, halkası kısmen indirgenmiş bir diazinandion çekirdeği öne çıktı: primidon. Molekül, in vitro GABAerjik iletimi güçlendiren barbitürat benzeri allosterik davranışı korurken, farmakokinetik açıdan klinik kullanıma elverişli bir profil vaat ediyordu. 1940’ların sonundaki sentezi, 1950’lerin başındaki erken klinik raporlar ve 1952’de onaya uzanan çizgisi, o devrin “çok merkezli ama gevşek örgütlü” araştırma pratiğinin tipik bir örneğiydi: kimyasal seri taramalarından elde edilen adaylar, epilepsi kliniklerine küçük kontrollü diziler hâlinde giriyor; EEG paternleri, nöbet sıklığı ve davranışsal tolerabilite gibi birleşik uç noktalarla karara bağlanıyordu. Üretici cephede formülasyon mühendisleri tablet stabilitesini ve doza bölünebilirliği optimize ederken, klinisyenler gündüz sedasyonunu azaltmak için bölünmüş dozları—çoğunlukla sabah-akşam—standartlaştırdı.

“Ön ilaç mı, kendisi mi?”: metabolik keşifler ve farmakodinamik ayrışma

Primidonun klinik performansını açıklayan belirleyici keşif, farmakokinetik laboratuvarlarında geldi: molekül yalnızca aktif değildi; aynı zamanda iki farmakolojik katkı sağlayan metabolite dönüşüyordu—fenobarbital ve feniletilmalonamid (PEMA). Bu bulgu, iki düzlemde paradigmatik önem taşıdı. Birincisi, etkinin faz-zaman mimarisi yeniden yorumlandı: primidon nispeten hızlı bir tepe plazma düzeyi sunarken, uzun yarı ömürlü fenobarbital gecikmeli ama kalıcı bir “arka plan frenlemesi” sağlıyordu; PEMA ise daha silik ama ölçülebilir bir ara katman etkisiydi. İkincisi, etkileşimler ve birikim tartışması klinik rutine taşındı: enzim indüksiyonu ve uzun yarı ömür, doz ayarlama ile serum düzeyi izlemlerini (terapötik ilaç izlemi) epileptoloji polikliniklerinin gündemine kalıcı biçimde soktu.

Bu dönemin gerçek “kâşifleri”, farmakokinetik eğrilerin altındaki alanları hesaplayan biyoanalitikçiler; fenobarbitalin barbitürat bağlanma cebindeki etkisini, primidon/PEMA’nın görece farklı bağlanma ve kanal modülasyon profilleriyle ayrıştıran reseptör farmakologları; ve nihayet, bu çok bileşenli etkileri klinik karar ağaçlarına tercüme eden hekimlerdi.

Klinik haritada yerini bulma: nöbet tipolojisi, doz mimarisi ve gerçek yaşam

1950’lerden 1970’lere uzanan çizgide, primidon epilepsinin iki büyük sütunu olan fokal başlangıçlı nöbetler ve genelleşmiş tonik-klonik nöbetlerde kendine yer açtı. Monoterapi olarak başlanıp ek tedaviye evrilebilmesi, ilaç ekosistemi genişledikçe (valproat, karbamazepin, daha sonra lamotrijin ve ötesi) rasyonel kombinasyon mantığına olan uyumunu gösterdi. Klinik pratik, dozun yavaş titrasyonunun sedasyon, baş dönmesi ve ataksi gibi sık görülen başlangıç yan etkilerini yönetmede belirleyici olduğunu öğretti; uzun yarı ömürlü metabolitin birikim dinamikleri, “erken sabır—gecikmeli ödül” denklemini kabul ettirdi.

Esansiyel tremora açılan kapı: epilepsinin ötesinde farmakoterapötik kıvrım

Primidonun hikâyesinde bir dönemeç, esansiyel tremor alanında açıldı. GABAerjik tonusu artıran ilaçların tremor devrelerinde (olivo-serebellar-talamokortikal ağ) bastırıcı etki ihtimali, klinik gözlemlerle birleşince, primidon propranolol ile birlikte birinci basamak seçeneklerden biri hâline geldi. İlacın “ikili etkili” doğası—hızlı başlangıçlı ana bileşik ve kalıcı metabolit—özellikle gece verilişinin sabah tremor şiddetine yansıması üzerinden klinikte sezgisel bir dayanak buldu. Düşük dozla başlayıp yavaşça yukarı titrasyon, bu endikasyonda da tolere edilebilirliği artırdı.

Etkileşimler çağında yaşamak: enzim indüksiyonu, polifarmasi ve kırılganlık

Primidonun ve özellikle fenobarbital metabolitinin CYP/UGT indüksiyonu, modern çoklu ilaç kullanımının içinde hem bir risk hem de yönetilebilir bir değişkendir. Oral kontraseptiflerden antikoagülanlara, antiretrovirallerden immünsüpresanlara uzanan geniş bir yelpazede karşı ilacın etkinliğini sönümleyebilen bu özellik, tedavi planlarında zamansal atalet kavramını öne çıkarır: indüksiyonun başlaması ve sönmesi haftalarla ölçülür. İşte bu nedenle, klinik eczacılar ve hekimler bu hikâyenin vazgeçilmez “eş-kâşifleri”dir; çünkü etkileşimler, yalnızca bir tablo değil, zaman içinde değişen bir süreçtir.

Güvenlik ve fizyoloji: kemik, folat, ruh hâli ve kesme sanatı

Uzun süreli indüksiyonla D vitamini-kalsiyum metabolizmasına binen yük; folat havuzlarında azalma; duygu durum ve biliş üzerinde barbitürat-spektrum etkileri; ve nihayet bağımlılık-yoksunluk fiziği… Tüm bunlar, primidonun güvenli kullanımını bir “izlem sanatına” dönüştürür. Kesme daima kademelidir; çünkü bir yandan barbitürat bağlanma cebinin nörofizyolojik adaptasyonları, öte yandan uzun yarı ömürlü metabolitin geriden gelen etkisi, aceleci bir bırakmayı tolere etmez.

Günümüze uzanan araştırma eksenleri: molekülden popülasyona, ağdan yaşlanmaya

Primidon bugün hâlâ araştırılıyor; ama artık sorular, tek bir reseptörün “açık kalma süresi”nden çok daha geniş.

  1. Ağ Farmakolojisi ve Alt-Birim Seçiciliği:
    GABA-A reseptörünün alt-birim kompozisyonuna (ör. α, β, γ varyantları) duyarlı modülasyon paternleri, primidon/PEMA/fenobarbital üçlüsünün nöronal mikrodomenlerdeki farklı etkilerini açıklamaya aday. Kortikal-talamik osilasyonların frekans-faz haritaları üzerinde ilacın “ritim düzenleyici” izleri, ileri EEG ve kaynak lokalizasyon teknikleriyle ayrıştırılıyor.
  2. Farmakogenomik ve Doz Kişiselleştirme:
    CYP2C19 ve CYP2C9 başta olmak üzere biyotransformasyonla ilişkili genotip-fenotip eşleşmeleri, özellikle yaşlı ve polifarmasili popülasyonlarda başlangıç dozu ve titrasyon hızını belirleme girişimlerinin merkezinde. Aynı zamanda taşıyıcı protein varyantları ve böbrek/hepatik rezerv belirteçleri, popülasyon farmakokinetiği modellerine giriyor.
  3. Karşılaştırmalı Etkinlik ve “Gerçek Yaşam” Analizleri:
    Yeni nesil antiepileptiklere karşı nöbet kontrolü, tolere edilebilirlik ve tedavi sürdürme oranları; esansiyel tremorda monoterapi/kombinasyon stratejileri; yaşlanma-kırılganlık spektrumunda düşme, bilişsel etkilenme ve kemik sağlığı uç noktaları üzerine geniş veri kümeleri inceleniyor.
  4. Kemik-Mineral Metabolizması ve Endokrin Etkileşimler:
    Uzun dönem indüksiyonun D vitamini ekseniyle kesişimi, önleyici stratejilerin (takviye, tarama aralığı) fayda-risk denge analizleriyle yeniden kalibre ediliyor.
  5. Formülasyon ve Uygulama Kolaylığı:
    Dağılımı homojen, ezilebilir/bölünebilir tablet mimarileri ve yutma güçlüğü olan hastalarda stabil süspansiyon hazırlama protokolleri; pediatrik-geriatri ekseninde doz doğruluğunu artırmaya dönük pratik çözümler araştırılıyor.
  6. Aşamalı Depreskripleme ve Geçiş Stratejileri:
    Uzun yıllar primidon kullanan, fakat yeni kuşak ilaçlara geçiş planlanan hastalarda kademeli azaltma algoritmaları; yoksunluk nöbeti riskine karşı EEG rehberli yaklaşım ve “arka plan fenobarbital izi”ni dikkate alan zamanlamalar çalışılıyor.

Anlatının sentezi: çoklu keşiflerin ortak ürünü

Primidonun öyküsü, tek bir büyük buluş anından ziyade, birbiriyle konuşan keşiflerin toplamından doğdu: kimyanın indirgenmiş barbitürat iskeleti; farmakolojinin GABA-A üzerinden allosterik güçlendirmeyi doğrulaması; klinik epileptolojinin nöbet tipolojileri ve doz mimarisiyle bu etkileri güvenli bir rutine dönüştürmesi; farmakokinetiğin metabolit-aracılı faz mimarisini aydınlatması; hareket bozuklukları alanında tremor devrelerine açılan beklenmedik bir kapı; ve günümüzde ağ farmakolojisi-farmakogenomik-gerçek yaşam verileri üçgeninde süren rafinman çabaları. Bu uzun yürüyüşte “kâşifler”, tek tek isimlerden çok; birbirini tamamlayan disiplinlerin ve klinik-laboratuvar köprüsünün kendisidir. Primidon böylece, barbitürat çağının gölgesinden çıkıp, modern tedavi coğrafyasında hâlâ anlamlı bir niş tutan, çok katmanlı bir farmakoterapötik varlığa dönüşmüştür.


İleri Okuma
  1. Findley L.J., Cleeves L., Calzetti S. (1985). “Primidone in essential tremor of the hands and head: a double-blind controlled clinical study.” Journal of Neurology, Neurosurgery & Psychiatry, 48(9): 911-915.
  2. Gorman W.P., Cooper R., Pocock P., Campbell M.J. (1986). “A comparison of primidone, propranolol, and placebo in essential tremor: objective tremor measures.” Journal of Neurology, Neurosurgery & Psychiatry, 49(1): 64-68.
  3. Sasso E., Perucca E., Calzetti S. (1988). “Double-blind comparison of primidone and phenobarbital in essential tremor.” Neurology, 38(5): 808-810.
  4. Neurology et al. (1982). “Double-blind controlled study of primidone in essential tremor: preliminary results.” BMJ (Clinical Research Edition), 285(6342): 608.
  5. (JAMA Neurology) (1956). “Relative anticonvulsant potency of primidone: a double-blind study.” JAMA Neurology, [cilt ve sayfa bilgisi kontrol edilmelidir].
  6. LiverTox – NCBI Bookshelf. (yıl belirtilmemiş). “Primidone.” NCBI Bookshelf Monograph (farmakokinetik, hepatotoksisite incelemesi).
  7. Ferreira J.J., O’Sullivan J.D., et al. (2019). “MDS Evidence-Based Review of Treatments for Essential Tremor.” Movement Disorders (ek sayı), primidonun etkinliği üzerine özet değerlendirme.
  8. (2024). “Mechanisms of tremor-modulating effects of primidone and propranolol.” ScienceDirect yayını; tremor fizyopatolojisi düzeyinde mekanistik açıklamalar.
  9. Lenka A., Louis E.D. (2021). “Primidone Intolerance in Essential Tremor: Is it More than Just Age?” Tremor and Other Hyperkinetic Movements, yaş-bağımlı tolerabilite sorunlarını irdeleyen çalışma.
  10. (2022). “The Pharmacology and Clinical Efficacy of Antiseizure Medications.” PMC Review Article, primidon dahil antiepileptik ilaçların farmakodinamik ve klinik etki analizi.


Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Deksamfetamin

Deksamfetamin, merkezi sinir sistemi (MSS) uyarıcısı ve amfetamin sınıfından sempatomimetik bir ilaçtır, öncelikle dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve narkolepsi tedavisinde kullanılır. Amfetaminin D-enantiyomeridir, yani amfetamin molekülünün farmakolojik olarak daha aktif formudur. Etki mekanizması, MSS’de dopamin ve norepinefrin gibi nörotransmitterlerin salınımını artırmayı ve geri alımını inhibe etmeyi, etkilerini artırmayı ve DEHB’li hastalarda odaklanmayı ve dikkati geliştirmeyi içerir.

Kimyasal

Temel Özellikler

Deksamfetamin sülfat (C18H28N2O4S) suda kolayca çözünen beyaz, kristal bir tozdur. Yapısal olarak dopamin ve norepinefrin içeren bir nörotransmitter grubu olan katekolaminlerle ilişkilidir ve feniletilamin bileşik sınıfına aittir.

Keşif

1. Amfetaminin Keşfi (1887)

  • Deksamfetaminin ana bileşiği olan amfetamin ilk olarak 1887 yılında Almanya’da Romanyalı kimyager Lazăr Edeleanu tarafından sentezlenmiştir. Ancak, daha sonraki farmakolojik gelişmelere kadar büyük ölçüde fark edilmeden kalmıştır.

2. Klinik Kullanıma Giriş (1930’lar)

  • 1930’larda amfetamin, merkezi sinir sistemi üzerinde uyarıcı etkileri olduğu tespit edildiğinde klinik önem kazanmıştır. Burun tıkanıklığı ve narkolepsi de dahil olmak üzere çeşitli durumlar için kullanılmıştır.
  • Daha güçlü D-enantiyomeri olan Deksamfetamin, daha sonra gelişmiş uyarıcı etkileriyle tanındı.

3. DEHB için Onay (1950’ler-1960’lar)

  • 1950’lerde ve 1960’larda, deksamfetamin de dahil olmak üzere amfetaminler, günümüzde DEHB olarak bilinen çocuklarda hiperaktivite ve dikkat bozukluklarının tedavisi için reçete edilmeye başlandı.
  • DEHB tedavisi için deksamfetaminin ilk kez resmi olarak tanınması bu dönemde gerçekleşti ve klinik kullanımında önemli bir dönüm noktası oldu.

4. Artan Düzenleme (1970’ler)

  • 1970’lerde, deksamfetamin de dahil olmak üzere amfetaminlerin yaygın olarak kötüye kullanılması nedeniyle, Amerika Birleşik Devletleri’nde Kontrollü Maddeler Yasası (1970) amfetaminleri Çizelge II ilaçları olarak sınıflandırdı. Bu, reçetelenmeleri ve dağıtımları üzerinde daha sıkı kontrollere yol açtı.
  • Aynı dönemde, amfetaminlerle ilgili küresel düzenlemeler sıkılaştırıldı ve deksamfetamin birçok ülkede narkotik olarak sınıflandırıldı.

5. Ön Uyuşturucuların Gelişimi (2000’ler)

  • 2000’li yılların başında, daha az kötüye kullanım potansiyeline sahip daha güvenli alternatifler geliştirmek için çaba sarf edilmiştir. Bu, Elvanse® veya Vyvanse® olarak pazarlanan ve vücutta deksamfetamine dönüştürülen bir deksamfetamin ön ilacı olan lisdexamfetamin ‘in piyasaya sürülmesine yol açtı. DEHB tedavisi için 2007 yılında ABD’de onaylanmıştır.

6. Deksamfetaminin Yeniden Onaylanması (2020)

  • 2020 yılında, deksamfetaminin tablet formu olan Attentin®, kötüye kullanım potansiyeline ilişkin endişeler nedeniyle kullanılabilirliğinin azaldığı bir dönemin ardından DEHB tedavisi için çeşitli ülkelerde yeniden onaylanmıştır.
  • Dexamphetamine®** tabletleri (5 mg, Streuli) kullanımdan kaldırılmıştır, ancak salınımı daha iyi kontrol etmek ve kötüye kullanım riskini azaltmak için uzatılmış salımlı tabletler ve bantlar dahil olmak üzere yeni formülasyonlar geliştirilmiştir.

7. Transdermal Yamanın Tanıtımı (2022)

  • 2022** yılında, deksamfetamin sağlayan Xelstrym® transdermal bandı, ABD’de DEHB tedavisinde kullanılmak üzere FDA tarafından onaylanmıştır. Bu yeni dağıtım yöntemi, ilacın daha tutarlı bir şekilde salınmasını sağlayarak bağlılığı artırmış ve potansiyel olarak kötüye kullanım olasılığını azaltmıştır.
Farmakolojik Etkileri

Deksamfetamin sergiler:

  • Dolaylı sempatomimetik aktivite: Nörotransmitter salınımını teşvik ederek adrenerjik reseptörleri dolaylı olarak uyarır.
  • CNS uyarıcı özellikleri: DEHB’de odaklanmayı artırır ve hiperaktivite semptomlarını azaltır.
  • Anorektik özellikler**: İştahın azalmasına yol açar ve özellikle uzun süreli kullanıcılarda bazen kilo kaybı ile ilişkilendirilir.

Deksamfetaminin yarılanma ömrü yaklaşık 10 saattir, bu da bir gün boyunca sürekli etki sağlamasına olanak tanır.

Klinik Kullanımlar

Deksamfetamin tedavisinde kullanılır:

  • DEHB**: Hem çocuklarda hem de yetişkinlerde konsantrasyonu artırmak, hiperaktif davranışı azaltmak ve dürtüselliği kontrol etmek.
  • Narkolepsi**: Hastaların uyanıklıklarını korumalarına ve gündüz aşırı uyku halini azaltmalarına yardımcı olmak.

Dozajlar kişiye özeldir ve tedavi tipik olarak düşük bir dozla başlar, hastanın tepkisine göre kademeli olarak artırılır.

Kötüye Kullanım Potansiyeli ve Bağımlılık

Deksamfetamin kötüye kullanım potansiyeli ile de bilinir. Bilişsel performansı artırmak için “akıllı bir ilaç” olarak veya öforik bir sarhoş edici olarak kötüye kullanılabilir. Uyarıcı etkileri nedeniyle psikolojik ve fiziksel bağımlılığa yol açabilir. Aniden kesilmesi depresyon, yorgunluk ve uyku bozuklukları gibi yoksunluk belirtilerine yol açabilir.

Son Gelişmeler

Deksamfetamin tabletleri (Attentin® gibi isimler altında pazarlanmaktadır) 2020 yılında kullanım için yeniden onaylanmıştır. Transdermal bir bant versiyonu (Xelstrym® olarak pazarlanmaktadır) 2022 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde onaylanmıştır. Dexamphetamine® (5 mg tablet) daha önce mevcuttu ancak artık satılmamaktadır. Ön ilaç lisdexamfetamin (Elvanse® olarak pazarlanmaktadır) de DEHB tedavisi için bir seçenektir ve potansiyel olarak daha düşük kötüye kullanım riski ile daha uzun süreli bir etki sağlar.

Kontrendikasyonlar

Deksamfetamin aşağıdaki kişilerde kontrendikedir:

  • Amfetaminlere karşı aşırı duyarlılık
  • Glokom
  • Feokromositoma
  • MAO inhibitörü kullanımı 14 gün içinde
  • Kardiyovasküler hastalıklar, serebrovasküler hastalıklar
  • Hipertiroidizm, tirotoksikoz
  • Belirli ruh sağlığı durumları (örn. şiddetli anksiyete, majör depresyon, bipolar bozukluk, şizofreni, mani)
  • Tourette sendromu veya benzer distoniler
  • Uyuşturucu veya alkol bağımlılığı
  • Hamilelik ve emzirme dönemi
İlaç Etkileşimleri

Deksamfetamin, özellikle ilaç etkileşimleri için yüksek bir potansiyele sahiptir:

  • MAO inhibitörleri: Birlikte kullanımı hipertansif krizlere yol açabilir.
  • Sempatomimetikler**: Eş zamanlı kullanım kardiyovasküler etkileri artırabilir.
  • Antidepresanlar ve nöroleptikler**: Bunlar deksamfetaminin metabolizmasını veya etkilerini değiştirebilir.
Yan Etkiler

Deksamfetaminin yaygın yan etkileri birden fazla sistemi içerir:

  • Kardiyovasküler: Çarpıntı, taşikardi, aritmiler, hipertansiyon.
  • Gastrointestinal**: Bulantı, kusma, karın ağrısı, ağız kuruluğu, iştah azalması, uzun süreli kullanımda çocuklarda potansiyel büyüme baskılanması.
  • Merkezi sinir sistemi**: Baş dönmesi, uykusuzluk, sinirlilik, anormal davranış, saldırganlık, anksiyete, baş ağrısı.
  • Kas-iskelet sistemi**: Eklem ağrısı.

Uzun süreli kullanım toleransa yol açabilir ve ani bırakma yoksunluk semptomlarına neden olabilir.

İleri Okuma
  • Arnold, L. E. (2000). “Treatment alternatives for attention-deficit/hyperactivity disorder (ADHD).Journal of Attention Disorders, 3(1), 30-48.
  • Rasmussen, N. (2006). “Making the first anti-depressant: Amphetamine in American medicine, 1929–1950.Journal of the History of Medicine and Allied Sciences, 61(3), 288-323.
  • Faraone, S. V., Biederman, J., & Mick, E. (2006). “The age-dependent decline of attention deficit hyperactivity disorder: A meta-analysis of follow-up studies.Psychological Medicine, 36(2), 159-165.
  • Wilens, T. E., & Spencer, T. J. (2010). “Understanding attention-deficit/hyperactivity disorder from childhood to adulthood.” Postgraduate Medicine, 122(5), 97-109.
  • Wilens, T. E., & Spencer, T. J. (2010). “Understanding attention-deficit/hyperactivity disorder from childhood to adulthood.” Postgraduate Medicine, 122(5), 97-109.
  • Heal, D. J., Smith, S. L., Gosden, J., & Nutt, D. J. (2013). “Amphetamine, past and present – a pharmacological and clinical perspective.Journal of Psychopharmacology, 27(6), 479-496.
  • Heal, D. J., Smith, S. L., Gosden, J., & Nutt, D. J. (2013). “Amphetamine, past and present – a pharmacological and clinical perspective.Journal of Psychopharmacology, 27(6), 479-496.
  • Stoops, W. W., & Rush, C. R. (2016). “Agonist replacement for stimulant dependence: a review of clinical research.” Current Pharmaceutical Design, 22(30), 4441-4451.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Donepezil

  • Donepezil, Alzheimer hastalığının semptomatik tedavisi için kolinesteraz inhibitörleri grubundan dolaylı bir kolinerjik ilaçtır.
  • Etkiler, merkezi sinir sisteminde asetilkolinesteraz enziminin geri dönüşümlü inhibisyonuna dayanır.
  • Donepezil genellikle günde bir kez akşam yatmadan hemen önce alınır.
  • Uyku bozuklukları oluşursa sabahları da uygulanabilir.
  • Donepezil, CYP3A4 ve 2D6 tarafından metabolize edilir.
  • En yaygın olası yan etkiler hazımsızlık ve baş ağrılarını içerir.

Donepezil, tabletler ve ağızda dağılabilen tabletler (Aricept®, Aricept® Evess, jenerikler) şeklinde ticari olarak temin edilebilir. 1997’den beri onaylanmıştır. 2022’de ABD’de bir transdermal yama piyasaya sürüldü (Adlarity®).

Kimyasal

yapı ve özellikler

Donepezil (C24H29NO3, Mr = 379.5 g/mol) bir piperidin türevi ve bir rasemattır. İlaçlarda, suda çözünen beyaz kristal bir toz olan donepezil hidroklorür olarak bulunur.

Etkileri

  • Donepezil dolaylı olarak kolinerjiktir ve bu nedenle hastalığın semptomlarını iyileştirir, ancak bunamanın ilerlemesi üzerinde hiçbir etkisi yoktur.
  • Etkiler, beyindeki asetilkolinesterazın geri dönüşümlü ve seçici inhibisyonuna dayanır. Bu enzim, nörotransmiter asetilkolini kolin ve asetik aside parçalamaktan sorumludur.
  • Engelleme, kalma süresinde ve asetilkolin konsantrasyonunda bir artışa yol açar.
  • Donepezil yaklaşık 70 saatlik uzun bir yarı ömre sahiptir.

Endikasyonlar

Alzheimer tipi demansın semptomatik tedavisi.


Teknik bilgilere göre dozajlanır. İlaç yatmadan hemen önce günde bir kez alınır. Uykusuzluk oluşursa sabahları da alınabilir.

kontrendikasyonlar

  • aşırı duyarlılık
  • Dekompanse karaciğer sirozu

İhtiyati tedbirler ve etkileşimler hakkında tam bilgi, profesyoneller için ilaç bilgilerinde bulunabilir.

etkileşimler

Donepezil öncelikle CYP3A4 tarafından ve daha az ölçüde CYP2D6 tarafından biyotransforme edilir. Ketokonazol gibi CYP3A4 inhibitörleri veya kinidin gibi CYP2D6 inhibitörleri biyoyararlanımı artırabilir, indükleyiciler azaltabilir. Diğerlerinin yanı sıra levodopa, antikolinerjikler ve suksametonyum klorür ile başka etkileşimler de mümkündür.

istenmeyen etkiler

En yaygın olası yan etkiler arasında ishal, bulantı, kusma, hazımsızlık, baş ağrısı, uykusuzluk, psikiyatrik bozukluklar, döküntü, kaşıntı, kas spazmları, idrar kaçırma, yorgunluk, ağrı, geçici bilinç kaybı ve kazalar yer alır.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Glikopironyumbromid

Glikopironyum bromür, bronkodilatör özelliklere sahip parasempatolitikler grubundan bir antikolinerjik ilaçtır. Öncelikle kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve astımın semptomatik tedavisi için toz inhalasyon olarak kullanılır. Bu ilacın temel özellikleri şunlardır:

  • Hızlı etki başlangıcı
  • Uzun etki süresi
  • Günde bir kez inhalasyon uygulaması

Etki Mekanizması

Bronkodilatör etkileri, hava yollarının düz kas hücrelerindeki muskarinik reseptörlerin (M1–M3) blokajından kaynaklanır ve asetilkolin kaynaklı bronkokonstriksiyonu önler. Glikopironyum bromür, parasempatik uyarımı inhibe ederek hava yolu direncini azaltır ve obstrüktif hava yolu rahatsızlıkları olan hastalarda nefes almayı kolaylaştırır.

Formülasyonlar ve Kombinasyonlar

  • Seebri® Breezhaler®: İnhalasyon tozu içeren sert kapsüller
  • Ultibro® Breezhaler® (2014): Glikopirronyum bromür ve indakaterol kombinasyonu
  • Enerzair® Breezhaler® (2020): İndakaterol, glikopirronyum bromür ve mometazon furoat kombinasyonu
  • Riarify® ve Trimbow® (2018, 2020): Formoterol ve beklometazon ile sabit kombinasyonlar
  • Bevespi® Aerosphere®: Formoterol ile kombinasyon
  • Trixeo Aerosphere®: Formoterol ve budesonid kombinasyonu

Glikopirronyum bromür ilk olarak 2012 yılında AB’de onaylandı. Sonraki onaylar, genellikle ikili veya KOAH ve astımın uzun vadeli optimize edilmiş yönetimi için üçlü tedavi rejimleri.

Kimya ve Özellikler

  • Kimyasal Formül: C19H28BrNO3
  • Moleküler Ağırlık: 398,3 g/mol
  • Yapı: Atropinle yapısal olarak ilişkili olan kuaterner amonyum bileşiği
  • Fiziksel Özellikler: Beyaz, kokusuz, kristal toz, suda kolayca çözünür.

Endikasyonlar

  • KOAH ve astımda semptomatik rahatlama için bakım bronkodilatör tedavisi
  • Genellikle her gün aynı saatte günde bir kez inhalasyon

Kontrendikasyonlar

  • Glikopironyum bromür veya diğer antikolinerjik ajanlara karşı aşırı duyarlılık

Kapsamlı önlem tedbirleri ve ayrıntılı kontrendikasyonlar için profesyonel ilaç bilgilerine başvurun.

Etkileşimler

  • Diğer parasempatolitiklerle birleştirilmemelidir
  • Simetidin (organik katyon taşıma inhibitörü) glikopironyum atılımını azaltarak maruziyeti artırır

Yan Etkiler

  • Yaygın olası yan etkiler şunlardır:
  • Nazofarenjit
  • Uykusuzluk
  • Baş ağrısı
  • Ağız kuruluğu
  • Gastroenterit
  • İdrar yolu enfeksiyonu

Hastalar ve sağlık hizmeti sağlayıcıları, özellikle glikopironyum bromürü diğer tedavilerle birleştirirken yan etkileri izlemeli ve risk-fayda profillerini değerlendirmelidir.


Keşif

1960’lar: İlk Araştırma ve Klinik Tanıtım

    • Glikopironyum bromür (glikopironyum bromür olarak da bilinir) ilk olarak sentezlenmiş ve antikolinerjik özellikleriyle tanınmıştır. İlk uygulamalar, salgıları azaltma ve vagal refleksleri önleme konusundaki anestezideki faydasına odaklanmıştır.

    1970’ler-1980’ler: Daha Geniş Terapötik Kullanım

      • Hekimler, peptik ülser yönetimi ve belirli hasta popülasyonlarında solunum bakımı dahil olmak üzere çeşitli klinik ortamlarda bir yardımcı olarak glikopironyum bromürü giderek daha fazla kullanmaktadır.
      • Kuaterner amonyum yapısı ve kan-beyin bariyerini geçme yeteneğinin nispeten sınırlı olması, onu sistemik antikolinerjik yan etkileri en aza indirmek için tercih edilen bir seçenek haline getirir.

      2012: KOAH İnhalasyonu için AB Onayı

        • Glikopironyum bromür, Avrupa İlaç Ajansı (EMA) tarafından kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) için günde bir kez kullanılan bir bakım bronkodilatörü olarak onaylandı. Seebri® Breezhaler® formülü (kuru toz inhaler) ticari olarak satışa sunuldu.

        2014: İndakaterol (Ultibro® Breezhaler®) ile Kombinasyon

          • İndakaterol (uzun etkili bir β2-agonist) ve glikopironyum bromürün ikili tedavisi onay aldı ve iki tamamlayıcı mekanizma aracılığıyla KOAH yönetimi için gelişmiş bronkodilatasyon sağladı.

          2018–2020: Üçlü Kombinasyonlar ve Ek Formülasyonlar

            • 2018: Formoterol ve beklometazon içeren sabit kombinasyonlar (örn. Riarify®) pazara girerek tedavi seçeneklerini genişletiyor.
            • 2020:
            • Enerzair® Breezhaler® (indakaterol, glikopironyum bromür, mometazon furoat) astım tedavisi için onay alıyor.
            • Formoterol ve beklometazon veya budesonid içeren glikopironyum bromür içeren yeni sabit doz inhalerler (örn. Trimbow®, Trixeo Aerosphere®) kombinasyon tedavi rejimlerini daha da genişletiyor.


            İleri Okuma
            • Barnes, P. J., Drazen, J. M., Rennard, S. I., & Thomson, N. C. (Eds.). (2009). Asthma and COPD (2nd ed.). Academic Press.
            • EMA (2012). European Public Assessment Report (EPAR) for Glycopyrronium Bromide. European Medicines Agency.
            • O’Neil, M. J. (Ed.). (2013). The Merck Index: An Encyclopedia of Chemicals, Drugs, and Biologicals (15th ed.). Royal Society of Chemistry.
            • Sweetman, S. C. (Ed.). (2020). Martindale: The Complete Drug Reference (39th ed.). Pharmaceutical Press.
            • Cazzola, M., Calzetta, L., Ora, J., & Puxeddu, E. (2021). “Emerging inhaled bronchodilators for the treatment of COPD.” Expert Opinion on Emerging Drugs, 26(4), 369–377.
            • DrugBank (2023). Glycopyrronium Bromide. DrugBank Online.

            Click here to display content from YouTube.
            Learn more in YouTube’s privacy policy.

            Formoterol

            Formoterol, beta2-adrenerjik agonist grubuna ait uzun etkili bir bronkodilatördür ve öncelikle astım, kronik bronşit ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) gibi solunum rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılır. Bu ilaç, beta2-adrenerjik reseptörlere seçici olarak bağlanarak bronşiyal düz kasın gevşemesine ve hava yollarının açılmasına neden olarak daha kolay nefes almayı kolaylaştırır.

            Kimyasal Yapısı ve Özellikleri
            • Kimyasal Formül: C₁₉H₂₄N₂O₄
            • Moleküler Ağırlık: 344,4 g/mol
            • Form**: Formoterol, beyaz ila soluk sarı bir toz olan formoterol fumarat dihidrat olarak pazarlanmaktadır. Suda az çözünür.
            • İzomerizm**: Formoterol, S,S- ve R,R-enantiyomerlerinin rasemik bir karışımıdır. Bunlar arasında R,R-enantiyomeri (bazı ülkelerde Arformoterol olarak pazarlanmaktadır) farmakolojik olarak daha aktiftir. Arformoterol, beta2 reseptörlerinde gelişmiş seçicilik ve etkinlik göstererek rasemik karışımdan daha güçlü bronkodilatasyon sağlar.

            Etki Mekanizması

            Formoterolün terapötik etkileri, bronşiyal hava yollarının düz kaslarında bulunan beta2-adrenerjik reseptörler üzerindeki seçici etkisinden kaynaklanmaktadır. Bu reseptörlerin formoterol tarafından aktivasyonu, siklik AMP (cAMP) seviyelerini artıran adenilat siklazın uyarılmasına yol açar. Yükselen cAMP seviyeleri bronşiyal düz kasın gevşemesine neden olarak hava yolu direncini azaltır ve hava akışının iyileşmesini sağlar.

            Formoterol hızlı bir etki başlangıcına sahiptir, uygulamadan sonraki 1-3 dakika içinde etkisini gösterir ve 12 saate kadar uzun süreli bronkodilatasyon sağlar. Bu da onu hem akut semptomların giderilmesi hem de idame tedavisi için uygun hale getirir. Ayrıca bazı anti-enflamatuar özellikler gösterir, ancak bu konuda inhale kortikosteroidler kadar güçlü değildir.

            Endikasyonlar

            Formoterol öncelikle aşağıdakiler için endikedir:

            • Astım**: Uzun süreli kontrol için inhale kortikosteroidlerle birlikte idame tedavisi olarak.
            • Kronik Bronşit**
            • KOAH**: Hava akışını iyileştirmek ve alevlenmeleri azaltmak için.

            Formoterol, inhalasyon için kapsüller (Foradil®), toz inhaler (Oxis®) veya ölçülü doz aerosoller kullanılarak uygulanabilir. Terapötik etkinliğini artırmak için yaygın olarak kombinasyon tedavileri kullanılır:

            • Symbicort® (budesonid ile)
            • Vannair® (budesonid ile)
            • Foster® (beklometazon ile)

            Yeni üçlü kombinasyon formülasyonları formoterol ile birlikte ilave bronkodilatörler ve anti-enflamatuar ajanlar içerir:

            • Trimbow®: Beklometazon, formoterol ve glikopironyum bromürü birleştirir.
            • Trixeo Aerosphere®: Formoterol, glycopyrronium bromide ve budesonide kombinasyonları.
            Kontrendikasyonlar

            Formoterol aşağıdaki hastalarda kullanılmamalıdır:

            • Aşırı duyarlılık: Formoterol veya yardımcı maddelerinden herhangi birine karşı alerji.
            • Kardiyovasküler hastalıklar: Özellikle aritmi, iskemik kalp hastalığı veya kontrolsüz hipertansiyon öyküsü olanlarda.
            • Tirotoksikoz: Aşırı tiroid hormonu yan etkileri şiddetlendirebilir.
            • QT Aralığı Uzaması: QT uzaması olduğu bilinen veya şüphelenilen hastalar aritmi riski nedeniyle formoterolden kaçınmalıdır.
            Önlemler ve Etkileşimler
            • Kardiyovasküler Dikkat: Formoterol, bazı antiaritmikler, antipsikotikler ve antibiyotikler (örn. makrolidler) gibi QT aralığını uzatan diğer ilaçlarla etkileşime girebilir.
            • Sempatomimetikler: Diğer sempatomimetiklerin (örn. epinefrin) eş zamanlı kullanımı formoterolün etkilerini şiddetlendirerek yan etki riskini artırabilir.
            • MAO İnhibitörleri: Bu ilaçlar sempatomimetik ajanların etkilerini artırabilir ve hipertansif reaksiyon riskini yükseltebilir.
            • Ksantin Türevleri: Teofilin ve diğer ksantin türevleri titreme ve çarpıntı gibi yan etkilerin görülme olasılığını artırabilir.
            • Steroidler ve Diüretikler**: Kortikosteroidler veya diüretiklerle birlikte kullanımı, özellikle önceden elektrolit dengesizliği olan hastalarda hipokalemi (düşük kan potasyumu) riskini artırabilir.
            • Beta-blokerler: Beta-adrenerjik blokerler, özellikle seçici olmayanlar, formoterolün etkinliğini azaltabilir ve bronkospazma yol açabilir.
            İstenmeyen Etkiler

            Formoterolün yaygın yan etkileri şunlardır:

            • Baş ağrısı
            • Tremorlar
            • Palpitasyon (hızlı kalp atışı hissi)

            Ara sıra görülen yan etkiler şunlardır:

            • Bronkospazm
            • Boğaz Ağrısı
            • Kas Krampları
            • Baş dönmesi
            • Tat Rahatsızlıkları
            • Artan Kalp Hızı (Taşikardi)
            • Periferik Ödem

            Nadir fakat ciddi advers etkiler şunlardır:

            • Hipokalemi**: Düşük potasyum seviyeleri, özellikle diüretikler veya steroidler ile kombinasyon halinde.
            • QT Aralığında Uzama**: Aritmilere yol açabilir.
            • Hiperglisemi: Diyabetik hastalar için sorun teşkil edebilecek kan glukoz seviyelerinde artış.

            Keşif

            1. Keşif ve Geliştirme (1990’lar Öncesi)

            • Preklinik araştırma**: Formoterol, uzun etkili bronkodilatörler geliştirme çabalarının bir parçası olarak keşfedilmiştir. Benzersiz beta2-seçici agonist özellikleri preklinik çalışmalarda tanımlanmış ve salbutamol gibi kısa etkili ajanlardan ayrılmıştır.
            • İlk klinik çalışmalar**: İlk klinik çalışmalar formoterolün etkinliğini ve uzun etki süresini (12 saate kadar) göstererek astım ve KOAH hastalarında günde iki kez dozlama için uygun hale getirmiştir.

            2. Düzenleyici Onay (1995)

            • 1995: Formoterol ilk kez Avrupa’da tıbbi kullanım için düzenleyici makamlar tarafından onaylandı. Başlangıçta Foradil® markası altında pazarlandı ve inhalasyon için kapsül formunda temin edilerek astım ve KOAH tedavisi için onaylanan ilk uzun etkili beta2 agonistlerden (LABA) biri oldu.

            3. Kombinasyon Tedavisine Giriş (2000’ler)

            • 2000’lerin başları**: Formoterol, daha kapsamlı bir tedavi için inhale kortikosteroidlerle (ICS) kombine edilmeye başlandı. Formoterolün budesonid (Symbicort®) ile kombinasyonu, astım ve KOAH için önde gelen sabit doz inhaler tedavilerinden biri haline geldi.
            • 2004: Symbicort® Turbuhaler (budesonid/formoterol) onaylandı ve astım hastalarında hem idame hem de semptomların giderilmesine olanak sağladı.

            4. Kortikosteroidlerle Diğer Kombinasyonlar (2000’ler-2010’lar)

            • 2007: Formoterol ile beklometazonun sabit kombinasyonu (Foster®) onaylandı ve başka bir kombinasyon tedavisi seçeneği sundu.
            • 2010s: KOAH yönetiminde birden fazla yolu hedeflemek için formoterolü hem kortikosteroidler hem de antikolinerjikler ile birleştiren üçlü kombinasyon tedavilerinin geliştirilmesi devam etmektedir.

            5. Üçlü Kombinasyon Tedavileri (2010’lar-2020’ler)

            • 2017: Trimbow® inhaler (beklometazon, formoterol ve glikopironyum bromür kombinasyonu) Avrupa İlaç Ajansı (EMA) tarafından onaylandı. KOAH için kapsamlı bronkodilatasyon ve anti-inflamatuar etkiler sağlayan ilk sabit üçlü terapi inhalerlerinden biri oldu.
            • 2020: Trixeo Aerosphere® (formoterol, glycopyrronium bromide ve budesonide üçlü kombinasyonu) onayı, KOAH için terapötik seçeneklere eklendi ve orta ila şiddetli hastalığı olan hastalar için tedavinin rahatlığını ve etkinliğini artırdı.

            6. Küresel Genişleme ve Yeni Formülasyonlar (1990’lar-2020’ler)

            • Formoterol ve kombinasyon ürünleri, farklı hasta ihtiyaçları ve tercihlerine göre uyarlanmış ölçülü doz inhalerler (MDI’ler) ve kuru toz inhalerler (DPI’ler) gibi spesifik inhaler cihazlarla dünya çapında onay ve yaygın kullanım kazanmıştır.
            • Bazı ülkelerde, saf R,R enantiyomeri olan arformoterol, özellikle KOAH hastaları için nebülize formülasyonlarda kullanılan daha aktif bir formoterol formu olarak Brovana® markası altında pazarlandı.

            7. Foradil®’in üretiminin durdurulması (2015)

            • 2015: Foradil® HFA ölçülü doz inhaler (MDI), endüstrinin kombinasyon tedavilerine ve daha yeni inhalasyon teknolojilerine geçişini yansıtacak şekilde kullanımdan kaldırıldı.

            8. Devam Eden Araştırmalar ve Gelecek Yönelimleri

            • Güncel araştırma**: Formoterolün diğer solunum rahatsızlıklarında kullanılma potansiyelini araştırmak ve inhalasyon cihazlarını ve dozaj rejimlerini iyileştirmek için çalışmalar devam etmektedir. Ayrıca, özellikle ağır astım ve KOAH’ın yönetimi için kombinasyon tedavilerini optimize etmeyi amaçlayan çalışmalar da devam etmektedir.
            İleri Okuma
            1. Pauwels, R. A., & Rabe, K. F. (2004). “Combination therapy with inhaled corticosteroids and long-acting beta2-agonists in asthma: An update.” European Respiratory Journal, 23(5), 743-750.
            2. Cazzola, M., Matera, M. G., & Lötvall, J. (2005). “Ultra long-acting beta2-agonists in development for asthma and chronic obstructive pulmonary disease.Expert Opinion on Investigational Drugs, 14(6), 775-782.
            3. Matera, M. G., Page, C. P., Cazzola, M. (2011). “Beta2-agonists and chronic obstructive pulmonary disease: Current and future applications.” British Journal of Pharmacology, 163(1), 4-17.
            4. Barnes, P. J. (2011). “Development of bronchodilators in asthma and COPD.Journal of Allergy and Clinical Immunology, 128(4), 597-606.
            5. Patel, M., Pilcher, J., Hancox, R. J., et al. (2013). “Beta-agonist use and asthma control: Impact of formoterol.Respiratory Medicine, 107(10), 1485-1490.
            6. Zervas, E., Samitas, K., Gaga, M. (2016). “Triple combination inhalers for the treatment of COPD.Expert Review of Respiratory Medicine, 10(8), 829-836.
            7. Lipworth, B. J., & Jackson, C. M. (2017). “Regulation of inhaled therapy for asthma and COPD: A century of inhaled corticosteroids and beyond.” Respiratory Research, 18(1), 1-10.
            8. Ferguson, G. T., Pardo, N. E., Mejia-Cruz, A. (2019). “Triple therapy for COPD: A review of recent studies.” Therapeutic Advances in Respiratory Disease, 13, 1753466619840851.

            Click here to display content from YouTube.
            Learn more in YouTube’s privacy policy.

            Sapropterin

            • Sapropterin, fenilketonüri veya tetrahidrobiopterin eksikliğine bağlı hiperfenilalaninemi tedavisi için fenilalanin hidroksilaz aktivatörleri grubundan bir ilaçtır.
            • Sapropterin, fenilalanin hidroksilazın kofaktörüne karşılık gelir ve amino asidin normal parçalanmasını destekler.
            • Tabletler belirli bir hacimde suda çözülür ve günde bir kez yemekle birlikte alınır.
            • En yaygın olası istenmeyen etkiler baş ağrısı, rinit, hipofenilalaninemi ve kusmayı içerir. NO donörleri ve ilgili ilaçlarla etkileşimler meydana gelebilir.

            Sapropterin, oral solüsyon (Kuvan®) için tabletler şeklinde ticari olarak temin edilebilir. ABD’de 2007’de, AB’de 2008’de onaylandı.

            Kimyasal

            yapı ve özellikler

            Sapropterin (C9H15N5O3, Mr = 241.3 g/mol), tıbbi üründe beyaz kristal bir toz olan sapropterin dihidroklorür olarak bulunur. Sentetik olarak üretilen tetrahidrobiopterindir (BH4) ve fenilalanin hidroksilazın kofaktörüne karşılık gelir.

            (6R)-2-amino-6-[(1R,2S)-1,2-dihydroxypropyl]-5,6,7,8-tetrahydro-3H-pteridin-4-one

            Etkileri

            Sapropterin, fenilalanin’in tirozine metabolizmasını iyileştirir, böylece patolojik olarak yüksek fenilalanin seviyelerini azaltır. Etkiler, fenilalanin hidroksilaz enziminin aktivitesinin desteklenmesine dayanır. Sapropterin, bu enzimin bir kofaktörüne karşılık gelir.

            Endikasyon

            Fenilketonüri veya tetrahidrobiopterin eksikliği ile ilişkili hiperfenilalaninemi tedavisi için.


            Teknik bilgilere göre dozajlanır. Tabletler öngörülen su hacminde çözülür ve günde bir kez yemekle birlikte alınır.

            kontrendikasyonlar

            • aşırı duyarlılık

            Tam önlem önlemleri, profesyoneller için ilaç bilgilerinde bulunabilir.

            etkileşimler

            Nitrik oksitin parçalanmasını veya etkisini etkileyerek vazodilatasyona neden olan ilaçlar kullanılırken dikkatli olunması önerilir. Bunlara örneğin NO donörleri, organik nitratlar ve sildenafil gibi fosfodiesteraz 5 inhibitörleri dahildir.

            Metotreksat ve trimetoprim gibi dihidrofolat redüktaz inhibitörleri ile başka etkileşimler de mümkündür.

            istenmeyen etkiler

            En yaygın olası istenmeyen etkiler baş ağrısı, rinit, hipofenilalaninemi ve kusmayı içerir.

            Click here to display content from YouTube.
            Learn more in YouTube’s privacy policy.

            Radyasyon hastalığı

            • Radyasyon hastalığı mide bulantısı, ishal, dehidratasyon, saç dökülmesi, kanama, enfeksiyon ve kızarıklık, kabarcık ve ülser gibi cilt hasarları ile kendini gösterir. (Bkz; Radyasyon)
            • Daha sonra kansere yakalanma riskini artırır.
            • Yüksek dozlarda ölümcüldür.
              • Bunun nedeni, örneğin bir nükleer santralde bir kaza olması durumunda veya bir nükleer silahın patlamasından sonra salınan radyoaktif maddelerden iyonlaştırıcı radyasyona aşırı maruz kalmadır.
              • Radyasyon serbest radikalleri serbest bırakır ve DNA’ya zarar vererek programlanmış hücre ölümüne yol açar.
              • Özellikle hassas organlar deri, sindirim sistemi ve kemik iliğidir.
              • İlaç tedavisi antibiyotikleri, infüzyonları, potasyum iyodür tabletlerini ve rekombinant G-CSF’yi içerir.

            semptomlar

            Radyasyon hastalığının olası semptomları şunları içerir:

            • bulantı kusma
            • Masif ishal, dehidrasyon, elektrolit dengesizlikleri
            • iştah kaybı, karın ağrısı
            • baş ağrısı, ateş
            • yorgunluk, hasta hissetmek
            • saç kaybı
            • kanama
            • Lökositlerde (beyaz kan hücreleri) keskin bir düşüş nedeniyle bulaşıcı hastalıklara duyarlılık
            • aşırı kansızlık
            • Cilt hasarı, örneğin kızarıklık, şişme, kaşıntı, kabarcıklar, ülserler
            • bilinç kaybı, şok

            Semptomlar radyasyon kaynağına yakınlığa, uygulanan doza ve radyasyonun yoğunluğuna bağlıdır. Hastalık gastrointestinal rahatsızlıklarla başlar. Prodrom fazını, başka semptomların ortaya çıkmasından birkaç saat veya hafta önce semptomsuz bir latent faz takip eder. Doza bağlı olarak önce hematopoietik sistem, ardından sindirim sistemi ve son olarak da nörovasküler sistem etkilenir.

            Radyasyon hastalığı, genellikle dehidrasyon, elektrolit dengesizlikleri, bulaşıcı hastalıklar ve şiddetli inflamatuar ve bağışıklık tepkileri nedeniyle saatler ila aylar içinde ölümcül olabilir. Radyasyondan kurtulan kişilerde kanser geliştirme riski artar.

            Nedenler

            Hastalığın nedeni, vücudun kısa sürede iyonlaştırıcı radyasyona aşırı maruz kalmasıdır. Bu, örneğin bir nükleer santralde bir kaza veya arıza olması, bir terör saldırısı veya bir nükleer silahın radyoaktif serpinti ile patlaması durumunda serbest bırakılabilir. Radyasyon hastalığı, radyoaktif maddelerle yanlışlıkla temas halinde de tetiklenebilir. Bir radyasyon kazası, örneğin bir tıbbi tesiste veya bir çöp sahasında meydana gelebilir.

            İyonlaştırıcı radyasyon, bir yandan kısa dalgalı elektromanyetik radyasyondan (gama radyasyonu) ve diğer taraftan parçacık radyasyonundan (alfa ve beta radyasyonu) oluşur. Enerjisi yüksektir ve elektronları atomlardan ve moleküllerden uzaklaştırabilir. Radyoaktif bozunma sırasında salınır.

            Radyasyon sitotoksik özelliklere sahiptir ve hücre ölümüne yol açar. Özellikle sindirim sistemindeki hücreler, deri, küçük damarlar ve kemik iliği etkilenir. Hızlı bölünen hücrelerdir. İyonize radyasyon, serbest radikaller oluşturur ve DNA’ya zarar vererek iplik kopmalarına ve mutasyonlara yol açar. Çok sayıda hasar nedeniyle hücreler programlanmış hücre ölümünü (apoptoz) başlatır.

            Teşhis

            Tanı anamnez, klinik tablo, laboratuvar yöntemleri (kan sayımı, lenfositlerde belirgin azalma) ve medikal tedavi altında dozimetre ile konur.

            tedavi

            • Radyasyon hastalığı, acil müdahale gerektiren yaşamı tehdit eden bir tıbbi acil durumdur.
            • Yüksek dozlarda ölüm kaçınılmazdır.
            • Giysiler ve ayakkabılar çıkarılmalı ve vücut sabunla yıkanmalıdır (dekontaminasyon).
            • Saç kesilmelidir.

            Sağlık personeli uygun koruyucu giysiler giymelidir.

            Radyasyon hastalığı, diğer şeylerin yanı sıra filgrastim ve pegfilgrastim gibi rekombinant insan granülosit koloni uyarıcı faktörler ve kök hücreler ile tıbbi olarak tedavi edilir. G-CSF, nötrofilik granülositlerin oluşumunu ve bunların kemik iliğinden salınmasını destekler.

            Potasyum iyodür tabletleri, radyoaktif iyotun tiroid bezinde birikmesini ve tiroid kanseri ve diğer tiroid hastalıklarının gelişmesini engeller. Ancak radyasyona karşı koruma sağlamazlar. Çocuklar özellikle kanser riski altındadır. Ön koşul, radyoaktif iyot (iyot-131) ile kontaminasyon olmasıdır.

            Prusya mavisi sezyum ve talyumu bağlar ve onları dışkıyla atar.

            Bulantı, kusma, ishal, ağrı, cilt hastalıkları ve enfeksiyon gibi şikayetler uygun ilaçlar ve tıbbi cihazlar ile semptomatik olarak tedavi edilir. Bunlar, antiemetikler, antidiyareler, antibiyotikler ve infüzyon preparatlarını içerir.

            Click here to display content from YouTube.
            Learn more in YouTube’s privacy policy.

            Click here to display content from YouTube.
            Learn more in YouTube’s privacy policy.

            Kresol

            • Kresol, örneğin kömür katranında doğal olarak oluşan bir antiseptik ve antimikrobiyal fenoldür.
            • Ham kresol, o-, m- ve p-metilfenolün üç izomerinin bir karışımıdır.
            • Renksiz ila soluk kahverengi bir sıvıdır.
            • Kresoller eczacılıkta esas olarak koruyucu olarak ve daha az sıklıkla dezenfektan olarak kullanılır.
            • Saf kresol zehirlidir ve ciltte ve gözlerde ciddi yanıklara neden olabilir.

            Kresol, tıbbi ürünlerde ve hazırlıksız formülasyonlarda aktif bileşen veya yardımcı madde olarak bulunur. Metakresol, birçok ilaçta, özellikle de insülinlerde yaygın olarak kullanılan bir koruyucudur.

            Kimyasal

            yapı ve özellikler

            Ham kresol (C7H8O, Mr = 108.1 g/mol, Cresolum crudum), üç izomerin o-, m- ve p-kresol karışımından oluşur. Ayrıca ortokresol, metakresol ve parakresol olarak da adlandırılırlar. Kresol, metillenmiş fenoller (metilfenol veya hidroksitoluen) grubuna aittir.

            Ham kresol renksiz ila soluk kahverengi bir sıvıdır ve suda çok az çözünür. Sıvının renginin değişmesi fenollerin oksidasyonundan kaynaklanır. Kresol, kömür katranı ve kayın katranından izole edilebilir veya sentetik olarak üretilebilir. Klorokresol veya amilmetakresol gibi çeşitli türevler mevcuttur.

            Etkileri

            Cresol dezenfekte edici, antimikrobiyal ve denatüre edici özelliklere sahiptir.

            uygulama alanları

            Eczanede dezenfektan ve koruyucu olarak.

            istenmeyen etkiler

            Saf kresol zehirlidir ve ciddi cilt yanıklarına ve göz hasarına neden olabilir. Yutma potansiyel olarak yaşamı tehdit eder. Güvenlik bilgi formundaki ilgili önlemlere uyulmalıdır.

            Click here to display content from YouTube.
            Learn more in YouTube’s privacy policy.

            Tirbanibulin

            • Tirbanibulin, aktinik keratozun topikal tedavisi için tübülin inhibitörleri grubundan sitotoksik ve proapoptotik bir ajandır.
            • Etkiler, tübüline doğrudan bağlanmaya ve Src kinazın inhibisyonuna dayanır.
            • Merhem, arka arkaya 5 günlük bir tedavi döngüsü sırasında günde bir kez ince bir şekilde uygulanır.
            • En yaygın olası istenmeyen etkiler arasında lokal reaksiyonlar, kaşıntı ve ağrı bulunur.

            Tirbanibulin, 2020’de ABD’de, 2021’de AB’de ve 2022’de Avrupada (Klisyri®) merhem olarak onaylandı.

            Kimyasal

            yapı ve özellikler

            Tirbanibulin (C26H29N3O3, Mr = 431.5 g/mol) bir morfolin ve piridin türevidir.

            Etkileri

            Tirbanibulin sitotoksik ve proapoptotik özelliklere sahiptir. Etkiler, tübüline doğrudan bağlanma yoluyla mikrotübüllere verilen hasara dayanır. Bu programlanmış hücre ölümünü tetikler. Aktif bileşen ayrıca Src kinazı da inhibe eder.

            Endikasyonlar

            Yetişkinlerde yüzde veya kafa derisinde hiperkeratotik olmayan, hipertrofik olmayan aktinik keratozların (Olsen derece I) saha tedavisi için.


            Teknik bilgilere göre dozajlanır. Merhem, arka arkaya 5 günlük bir tedavi döngüsü sırasında günde bir kez ince bir şekilde uygulanır.

            kontrendikasyonlar

            aşırı duyarlılık

            Tam önlem önlemleri, profesyoneller için ilaç bilgilerinde bulunabilir.

            etkileşimler

            Etkileşimler hakkında bilgi yok.

            istenmeyen etkiler

            En yaygın olası istenmeyen etkiler arasında kızarıklık, pullanma, kabuklanma, erozyon ve ülserasyon gibi lokal cilt reaksiyonlarının yanı sıra kaşıntı ve ağrı yer alır.

            Click here to display content from YouTube.
            Learn more in YouTube’s privacy policy.

            Lugol çözeltisi

            • Lugol çözeltisi, sulu bir potasyum iyodür ve iyot çözeltisidir.
            • Antiseptik ve antimikrobiyal özelliklere sahip olup, eczanelerde %2 ve %5 konsantrasyonlarda üretilmektedir.
            • Çözelti, diğer şeylerin yanı sıra dezenfektan, reaktif, tanı maddesi ve iyot ikamesi olarak kullanılır.
            • Esas olarak topikal olarak ve daha az sıklıkla oral yoldan uygulanır.

            Adını 1835’te icat eden Fransız doktor Jean Guillaume Lugol‘den (1786-1851) almıştır. Lugol solüsyonları yaygın olarak %1, %2 ve %5 iyot içeriği ile hazırlanır.


            Lugol çözeltisi eczanelerde hazırlanabilir.

            Kimyasal

            yapı ve özellikler

            Suda elementel iyot ve tuz potasyum iyodür çözeltisidir. Lugol solüsyonu, iyot kokan berrak, kırmızı-kahverengi bir sıvıdır.

            Lugol çözümü, Fransız Jean Lugol’un (1829) bir buluşudur. Her kısım iyot için 2 kısım potasyum iyodür eklenerek, iyodin daha iyi çözünmesi sağlandı ve yutma için daha iyi tolere edildi.

            Etkileri

            İyot, antiseptik ve antimikrobiyal özelliklere sahiptir, iyot makalesinin altına bakın.

            üretme

            %2 çözelti:

            • İyot 2.0 gr
            • Potasyum iyodür 4.0 g
            • Arıtılmış su 94.0 g

            %5 çözelti:

            • iyot 5.0 g
            • Potasyum İyodür 10.0 g
            • Arıtılmış su 85,0 g
            • İyot ve potasyum iyodür, belirtilen miktarda saf su içinde çözülür. Arıtılmış suyun geri kalanı yavaş yavaş çözeltiye ilave edilir.

            Click here to display content from YouTube.
            Learn more in YouTube’s privacy policy.

            uygulama alanları

            • dezenfektan olarak
            • teşhis için
            • Nişasta tespiti için bir reaktif olarak
            • Gram boyama için
            • İyotun oral ikamesi için

            Click here to display content from YouTube.
            Learn more in YouTube’s privacy policy.

            Doktorun talimatlarına göre dozajlanır. Çözelti topikal olarak ve daha az sıklıkla oral olarak uygulanır.

            Click here to display content from YouTube.
            Learn more in YouTube’s privacy policy.