Ketokonazol

Ketokonazol, öncelikle mantar enfeksiyonlarının harici tedavisi için kullanılan iyi bilinen bir azol antifungal ajandır. Başlangıçta hem sistemik hem de topikal kullanım için geliştirilmiş olsa da, özellikle ağızdan alındığında güvenlik ve ilaç etkileşimleri konusundaki endişeler nedeniyle sistemik kullanımı büyük ölçüde durdurulmuştur. Bu sınırlamalara rağmen ketokonazol, şampuanlar ve kremler de dahil olmak üzere çeşitli topikal formlarda mevcut olan deri ve kafa derisi mantar enfeksiyonları için değerli bir tedavi olmaya devam etmektedir.

1. Kimya ve Yapı

Kimyasal formülü C26H28Cl2N4O4 olan ketokonazol, beyaz kristal toz halinde bulunan bir rasemik karışımdır. Mikonazol ve klotrimazol gibi diğer antifungalleri de içeren azol antifungal sınıfına, özellikle imidazol alt grubuna aittir. Yapısal olarak ketokonazol, antifungal mekanizmasının merkezinde yer alan bir imidazol halkası içerir ve ayrıca bir dioksolan ve piperazin parçası içerir. Bu yapısal unsurlar ketokonazolün mantar hücre membranları ile etkili bir şekilde etkileşime girmesini sağlayarak onu güçlü bir antifungal ajan haline getirir.

Bununla birlikte, ketokonazolün bir sınırlaması, formülasyonunu etkileyen ve topikal uygulama için kremler ve şampuanlar gibi özel dağıtım sistemlerinde kullanılmasını gerektiren **suda zayıf çözünürlüğüdür **.

2. Etki Mekanizması

Ketokonazolün birincil etki mekanizması ergosterol sentezini inhibe etme yeteneğine dayanır. Ergosterol, insan hücre zarlarındaki kolesterole benzer şekilde mantar hücre zarlarının çok önemli bir bileşenidir. Ergosterol olmadan mantar hücre zarı işlevsiz hale gelir, bu da geçirgenliğin artmasına, temel hücresel bileşenlerin sızmasına ve nihayetinde mantar hücre ölümüne yol açar.

Ketokonazol bunu, lanosterolü ergosterole dönüştürmek için gerekli olan mantar sitokrom P450-bağımlı enzim lanosterol 14α-demetilazı inhibe ederek başarır. Bu inhibisyon, ergosterol sentezini bozarak mantar hücre zarının bütünlüğünü bozar ve konsantrasyona bağlı olarak fungistatik veya fungisidal bir etki gösterir.

3. Faaliyet Spektrumu

Ketokonazol, aşağıdakiler de dahil olmak üzere geniş bir mantar organizması yelpazesine karşı aktivite gösterir:

  • Dermatofitler*: Trichophyton, Epidermophyton* ve Microsporum* gibi *tinea corporis*, *tinea cruris* ve tinea pedis gibi deri enfeksiyonlarından sorumlu olan mantar türleri.
  • Mayalar**: Özellikle *Candida albicans* dahil Candida türlerine ve *pityriasis versicolor*a neden olan ve *seboreik dermatite* katkıda bulunan Malassezia furfura (daha önce Pityrosporum ovale olarak biliniyordu) karşı etkilidir.
  • Gram-pozitif bakteri**: Birincil endikasyonu olmasa da ketokonazol, membran bozulmasını içeren geniş etki mekanizması nedeniyle *Staphylococcus aureus* ve Streptococcus türleri gibi belirli gram-pozitif bakterilere karşı da bir miktar etkinlik göstermektedir.

4. Endikasyonlar

Ketokonazol esas olarak mantar cilt enfeksiyonlarının ve mayaların ve dermatofitlerin neden olduğu durumların tedavisinde kullanılır. En yaygın formülasyonları şunlardır:

  • Şampuan**: Ketokonazol %2 şampuan (örn. Nizoral®, Fungoral®), genellikle kafa derisinde görülen ve *Malassezia furfur* mayasının neden olduğu iltihaplı, pul pul deri ile karakterize bir durum olan *seboreik dermatit* tedavisinde yaygın olarak kullanılır. Ayrıca, özellikle gövdede hipopigmente veya hiperpigmente yamalara neden olan bir mantar cilt enfeksiyonu olan pityriasis versicolor için de etkilidir.
  • Krem**: Ketokonazol krem, *tinea corporis* (saçkıran), tinea cruris (sporcu kaşıntısı), tinea pedis (ayak mantarı) ve kutanöz kandidiyaz dahil olmak üzere kutanöz mantar enfeksiyonları için reçete edilir. Mantarın aşırı büyümesiyle mücadele etmek için doğrudan etkilenen bölgelere uygulanır.

Bazı durumlarda ketokonazol, özellikle kronik veya tekrarlayan seboreik dermatit vakalarında, bu mantar durumlarının nüksetmesini önlemek için de kullanılır.

5. Sistemik Kullanımın Farmakokinetiği ve Kesilmesi

Geçmişte ketokonazol, mantar enfeksiyonlarının sistemik tedavisi için oral tabletler olarak mevcuttu. Bununla birlikte, oral ketokonazol ciddi yan etkilerle ilişkilendirilmiş ve sistemik kullanım için birçok pazardan çekilmesine yol açmıştır. 2012 yılında Nizoral® tabletler, özellikle flukonazol ve itrakonazol gibi daha yeni azol antifungallerin mevcudiyeti ile antifungal faydalarını gölgede bırakan yüksek karaciğer toksisitesi (hepatotoksisite) potansiyeli ve ciddi ilaç etkileşimleri nedeniyle piyasadan çekilmiştir.

Sistemik ketokonazol ile ilgili temel endişe, CYP450 enzimlerini, özellikle de çok çeşitli ilaçların metabolize edilmesinde önemli bir rol oynayan CYP3A4‘ü güçlü bir şekilde inhibe etmesiydi. Bu inhibisyon çok sayıda ilaç-ilaç etkileşimine yol açarak birlikte uygulanan ilaçların kan seviyelerinin yükselmesine ve potansiyel olarak kardiyak aritmiler ve toksisite dahil olmak üzere ciddi advers reaksiyonlara neden olabilir.

Ketokonazol cilde veya kafa derisine uygulandığında kan dolaşımına minimum düzeyde emildiğinden, topikal kullanım için bu tür etkileşimler endişe verici değildir. Bu nedenle, topikal ketokonazol yaygın olarak kullanılmaya devam etmektedir ve mantar enfeksiyonlarının tedavisinde uzun süreli kullanım için güvenli kabul edilmektedir.

6. Yan Etkiler

Topikal ketokonazol genellikle iyi tolere edilmesine rağmen, özellikle hassas kişilerde lokal yan etkilere neden olabilir. Yaygın yan etkiler şunlardır:

  • Cilt tahrişi**: Uygulama yerinde kızarıklık, kaşıntı ve lokalize şişlik.
  • Döküntüler**: Nadiren, bazı kullanıcılar ilaca karşı kurdeşen veya döküntü şeklinde ortaya çıkan alerjik reaksiyonlar geliştirir.
  • Göz tahrişi**: Şampuan yanlışlıkla gözlerle temas ederse, tahriş veya batma meydana gelebilir.
  • Tat bozuklukları**: Şampuan veya krem kullanan bazı hastalar geçici olarak metalik veya acı bir tat aldıklarını bildirmişlerdir, ancak bu durum daha az yaygındır.

Sistemik alerjik reaksiyonlar gibi ciddi advers etkiler nadirdir ancak özellikle ilaca veya yardımcı maddelerine karşı aşırı duyarlılığı olan kişilerde ortaya çıkabilir.

7. Oral Tabletlerin Tarihsel Bağlamı ve Geri Çekilmesi

Ketokonazolün oral formülasyonunun hikayesi, antifungal tedavinin evrimi hakkında fikir vermektedir. 1980’lerin başında Nizoral® tabletler piyasaya sürüldüğünde, ketokonazol geniş spektrumlu aktivitesi ve sistemik mantar enfeksiyonlarının tedavisindeki etkinliği nedeniyle antifungal tedavide büyük bir atılım olarak görülmüştür. Ancak zamanla, özellikle uzun süreli kullanımda veya önceden karaciğer rahatsızlıkları olan hastalarda önemli hepatotoksisite riski ortaya çıkmıştır. Avrupa İlaç Ajansı (EMA) ve ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) dahil olmak üzere düzenleyici kurumları güvenlik profilini yeniden değerlendirmeye sevk eden çok sayıda akut karaciğer yetmezliği vakası bildirilmiştir.

2012 yılına gelindiğinde**, flukonazol gibi daha güvenli alternatiflerin bulunmasıyla birlikte, oral ketokonazolün risk-yarar oranının kabul edilemez olduğu düşünülmüştür. İlaç daha sonra birçok ülkede sistemik kullanım için *piyasadan çekildi*, ancak sistemik toksisite riskinin ihmal edilebilir olduğu topikal formülasyonlar için mevcut kalmaya devam etti.

8. İlaç Etkileşimleri

Ketokonazol, sistemik olarak kullanıldığında CYP450 enzimlerinin**, özellikle **CYP3A4‘ün güçlü bir inhibitörüdür. Ancak bu etkileşimler, sistemik emilimin minimum olduğu topikal tedavi için geçerli değildir. Oral formülasyon için, ketokonazolün CYP3A4 ve P-glikoprotein inhibisyonu, aşağıdakiler de dahil olmak üzere birçok ilacın metabolizmasını etkilemiştir:

  • Statinler**: Simvastatin ve lovastatin gibi ilaçların seviyelerinde artış, kas toksisitesi (rabdomiyoliz) riskine yol açar.
  • Benzodiazepinler: Sedasyon ve solunum depresyonunda artış.
  • Antikoagülanlar**: Varfarin gibi ilaçlarla birlikte alındığında kanama riskinde artış.

Bu etkileşimler nedeniyle, sistemik ketokonazol kullanan hastalar, eşlik eden ilaçların dikkatli bir şekilde izlenmesini ve dozaj ayarlamalarını gerektirmiştir.

Keşif

Azol antifungal grubunun bir üyesi olan ketokonazol, 1970’lerin sonlarında keşfedilmesinden bu yana ilgi çekici ve çok yönlü bir geçmişe sahiptir. İlk oral antifungal ajanlardan biri olarak geliştirilmesi, sistemik mantar enfeksiyonlarının tedavisinde önemli bir atılımı temsil etmiştir. Bununla birlikte, ketokonazolün sistemik kullanımı daha sonra güvenlik endişeleri nedeniyle kısıtlandığından, hikayesi tıbbi anlayışın evrimini de yansıtmaktadır. Bu aksiliklere rağmen ketokonazol günümüzde topikal antifungal tedavilerin temelini oluşturmaya devam etmektedir.

1. Oral Ketokonazolün Keşfi ve İlk Vaatleri (1970’lerin Sonu-1980’ler)

1970’lerin sonlarında** tıp camiası sistemik mantar enfeksiyonlarının tedavisinde önemli bir zorlukla karşı karşıya kaldı. O dönemde, amfoterisin B gibi mevcut antifungal tedaviler genellikle toksikti ve uygulanması zordu. Araştırmacılar, daha az yan etkiyle ağızdan alınabilecek bir antifungal ajan bulmaya hevesliydi.

1977’de** Belçika’daki Janssen Pharmaceutica’daki bilim insanları ağızdan alınabilen ilk azol antifungal ajan olan ketokonazolü keşfettiler. Bu buluş, ketokonazolün sadece geniş bir mantar enfeksiyonu spektrumuna karşı etkili olmakla kalmayıp aynı zamanda tablet formunda alınabilmesi ve amfoterisin B gibi intravenöz seçeneklere göre kolaylık sağlaması nedeniyle önemli bir ilerlemeyi temsil ediyordu.

1980’lerin başında Nizoral® adı altında pazarlanan ketokonazol, hızla histoplazmoz, blastomikoz ve koksidioidomikoz gibi sistemik mantar enfeksiyonları için standart bir tedavi haline geldi. Kullanılabilirliği, doktorlara eski antifungal ajanlara daha az toksik bir alternatif sağlayarak ciddi mantar enfeksiyonlarının yönetiminde bir değişime işaret etti.

2. Topikal Ketokonazolün Cilt ve Saç Derisi Hastalıklarının Tedavisindeki Başarısı (1980’ler-1990’lar)

Ketokonazol başlangıçta sistemik kullanım için geliştirilmiş olsa da, kısa süre sonra topikal formülasyonlarının yüzeysel mantar enfeksiyonlarının tedavisinde oldukça etkili olduğu anlaşılmıştır. 1980’ler** boyunca ketokonazol şampuanları ve kremleri seboreik dermatit, pityriasis versicolor ve cutaneous candidiasis tedavisinde yaygın olarak kullanılmaya başlandı.

Göze çarpan başarılardan biri, kepek ve kafa derisi iltihabına neden olan yaygın bir durum olan seboreik dermatit tedavisinde ketokonazol şampuan kullanımıdır. Ketokonazolün antifungal özellikleri onu özellikle seboreik dermatitle ilişkili maya olan Malassezia furfur’a karşı etkili kılmıştır. 1990’larda** ketokonazol şampuan (Nizoral® şampuan gibi) reçetesiz satılan popüler bir tedavi haline geldi ve ketokonazolün saç derisi rahatsızlıkları ve cilt mantarı enfeksiyonları tedavisindeki yerini sağlamlaştırdı.

3. Oral Ketokonazolün Çöküşü: Hepatotoksisite ve İlaç Etkileşimleri (1990’ların Sonu-2000’ler)

Erken dönemdeki başarısına rağmen, oral ketokonazolün sistemik kullanımı kısa süre içinde endişelere yol açmaya başlamıştır. 1990’ların sonunda**, ilaçla ilişkili *hepatotoksisite* (karaciğer toksisitesi) raporları birikmeye başladı. İlaç mantarlara karşı etkili olsa da, sitokrom P450 enzimlerini inhibe etmesi, özellikle uzun süreli veya yüksek dozlarda kullanıldığında bazı hastalarda ciddi karaciğer hasarına yol açmıştır.

Ayrıca ketokonazolün, çok çeşitli ilaçların metabolize edilmesinde rol oynayan önemli bir enzim olan CYP3A4’ün güçlü bir inhibitörü olduğu bulunmuştur. Bu durum, özellikle statinler, benzodiazepinler ve antikoagülanlar gibi ilaçlarla ilaç etkileşimleri için önemli riskler yaratmıştır. Hepatotoksisite ve ilaç etkileşimlerinin kombinasyonu, doktorların daha uygun güvenlik profillerine sahip flukonazol ve itrakonazol gibi yeni azol antifungallere yönelmesiyle oral ketokonazol kullanımının azalmasına yol açmıştır.

2012 yılında Avrupa İlaç Ajansı (EMA) ve ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) dahil olmak üzere düzenleyici kurumlar oral ketokonazolün güvenliğini gözden geçirdi. Bulgular kesindi: sistemik mantar enfeksiyonlarının tedavisinde riskler faydalardan daha ağır basıyordu. Sonuç olarak, oral ketokonazol, ABD ve Avrupa’nın çoğu dahil olmak üzere birçok ülkede piyasadan çekildi ve sistemik kullanımına son verildi. Bu karar, devam eden farmakovijilansın önemini yansıtan, ilaç güvenliği düzenlemesinde önemli bir kilometre taşı olmuştur.

4. Ketokonazolün Topikal Tedavilerdeki Rolü: Yeni Bir Odak (2010’lar-Günümüz)

Oral ketokonazol büyük ölçüde kesilmiş olsa da, ilacın topikal formülasyonları yaygın olarak bulunmaya ve harici kullanım için güvenli olmaya devam etmiştir. Ketokonazol kremlerinin ve şampuanlarının topikal uygulaması, oral formla aynı sistemik riskleri oluşturmadı ve cilt ve kafa derisi koşulları için kullanılmaya devam etmesine izin verdi. Aslında, 2010’lara gelindiğinde, ketokonazol seboreik dermatit, kepek ve tinea enfeksiyonları (saçkıran) için en sık reçete edilen tedavilerden biri haline gelmiştir.

Bu süre zarfında, ketokonazol bazlı şampuan ve kremlerin jenerik versiyonları daha yaygın bir şekilde kullanılabilir hale geldi ve erişilebilirliğini daha da artırdı. Fungoral®** ve Ketoderm® gibi markalar, ketokonazolün yüzeysel mantar enfeksiyonlarının tedavisindeki etkinliğinden faydalanarak, oral formun geri çekilmesine rağmen düzenli kullanımda kalmasını sağladı.

5. Tarihsel Anekdotlar ve Dermatoloji Üzerindeki Etkisi

Ketokonazolün etkisine ilişkin kayda değer bir anekdot 1980’lerdeki dermatoloji konferanslarından gelmektedir. Böyle bir etkinlik sırasında, önde gelen bir dermatolog ketokonazol şampuanın sadece seboreik dermatit tedavisini iyileştirmekle kalmayıp, aynı zamanda kronik kepeklenmenin sosyal utancı ile mücadele eden milyonlarca kişiye de rahatlama getirdiğini belirtmiştir. Bu, ilacın yaygın kafa derisi rahatsızlıkları olan hastaların yaşam kalitesini iyileştirmedeki önemini yansıtmaktadır.

Daha mizahi bir şekilde, ketokonazol şampuanı, ünlü bir Hollywood aktörü tarafından kusursuz saç stilini korumak için kullanıldığı söylendiğinde bir tür kültürel tanınma kazanmıştır. Anekdot niteliğinde olsa da bu hikaye, ketokonazolün etkinliğinin özellikle kepekle ilişkili kozmetik kaygıların tedavisinde kliniğin ötesine ve günlük yaşama nasıl ulaştığının altını çizmektedir.

6. Miras ve Modern Rolü

Günümüzde ketokonazol, dermatolojide anahtar oyuncu olmaya devam etmektedir. Hem mantar enfeksiyonlarını hem de inflamatuvar deri hastalıklarını tedavi etme kabiliyeti onu değerli bir terapötik ajan yapmaya devam etmektedir. Oral ketokonazolün geri çekilmesi aynı zamanda ilaç güvenliği konusunda bir ders niteliğinde olup, uzun süreli ilaç kullanımında yan etkilerin ve ilaç etkileşimlerinin dikkatli bir şekilde izlenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Daha yeni antifungal tedaviler ortaya çıkmış olsa bile, ketokonazolün topikal tedavideki rolü kesin olarak belirlenmiştir. Nispeten düşük maliyeti, kullanım kolaylığı ve geniş aktivite spektrumu, birçok yaygın cilt ve kafa derisi rahatsızlığı için ilk basamak tedavi olmaya devam etmesini sağlamaktadır.

İleri Okuma
  1. Faergemann, J., & Fredriksson, T. (1980). “Nizoral (ketoconazole) cream and shampoo in the treatment of seborrhoeic dermatitis.Acta Dermato-Venereologica, 60(2), 92-95.
  2. Gupta, A.K., Kohli, Y., & Batra, R. (2002). “Role of Pityrosporum in seborrheic dermatitis and dandruff.Journal of the American Academy of Dermatology, 47(6), 852-855.
  3. European Medicines Agency (EMA). (2013). “Ketoconazole-containing medicinal products: suspension of marketing authorisations for oral formulations.”
  4. Gupta, A.K., & Lyons, D.C. (2015). “The rise and fall of oral ketoconazole.” Journal of Cutaneous Medicine and Surgery, 19(4), 352-357.

Favipiravir

  • Favipiravir, RNA polimeraz inhibitör grubunda, hükümet tarafından diğer ilaçlar etkili olmadığında influenza salgını tedavisinde kullanılan antiviral bir ajandır.
  • 2020’de Favipiravir, Covid-19 tedavisi için uygulandır.
  • Etkiler, gen replikasyonunda önemli bir rol oynayan viral enzim RNA’ya bağlı RNA polimerazın inhibisyonuna dayanmaktadır. Bu virüs çoğaltmasını engeller.
  • Tabletler sabah ve akşam 5 gün boyunca alınır.
  • En yaygın olası yan etkiler arasında ürik asit düzeylerinde artış, ishal, nötrofillerin azalması ve AST ve ALT’da bir artış yer alır.
  • Favipiravir fetüse zarar veren özelliklere sahiptir.
  • Favipiravir, Japonya’da film kaplı tabletler (Avigan®) şeklinde onaylanmıştır.

Kimya

Favipiravir (C5H4FN3O2, Mr = 157.1 g / mol) bir florlanmış pirazin karboksamid türevidir. Hücrelerde bir purin nükleotid analogu olan aktif metabolit favipiravir-RTP’ye (favipiravir-ribofuranosil-5p-trifosfat) biyotransforme edilen bir ön ilaçtır. Favipiravir beyaz ila hafif sarı bir tozdur ve suda çok çözünür değildir.

Etkileri

  • Favipiravir, RNA virüslerine karşı geniş bir aktivite spektrumu ile antiviral özelliklere sahiptir.
  • Etkiler, RNA replikasyonunda önemli bir rol oynayan virüslerin RNA’ya bağlı RNA polimerazının (RdRP, RNA polimeraz) seçici inhibisyonuna dayanmaktadır. Bu virüs çoğaltmasını engeller.
  • Yarılanma ömrü yaklaşık 5 saattir.

Endikasyon

  • Diğer ilaçların etkili olmadığı yeni veya tehlikeli virüs tipleri ortaya çıktığında influenza tedavisi için kullanılır.
  • Favipiravir, hükümet kararlarında acil bir ilaç olarak kullanılır.
  • Etiket dışı kullanım:
    • Ebola ateşinin tedavisi için.
    • 2020’de favvidovir, Covid-19 tedavisi için çalışıldı.
  • Uzman bilgilerine göre. Tabletler genellikle 5 gün boyunca günde iki kez alınır. Terapi semptomlar ortaya çıktıktan sonra mümkün olan en kısa sürede başlamalıdır.

Kontrendikasyon

  • Aşırı duyarlılık
  • Gebelik: Favipiravir teratojenik (fetüse zarar veren) özelliklere sahiptir.
  • Yeterli doğum kontrolü olmayan kadınlar.
  • Favipiravir alan erkeklerde, aktif madde spermde tespit edilebilir. Ürün bilgilerindeki ilgili önlemlere uyulmalıdır.
  • Çocuklar

İnteraksiyon

  • Favipiravir, aldehid oksidaz ve ksantin oksidaz ile metabolize edilir. CYP450 izoenzimleri metabolizmaya dahil değildir
  • En yaygın olası yan etkiler arasında ürik asit düzeylerinde artış, ishal, nötrofillerin azalması ve AST ve ALT’da bir artış yer alır.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Dermasence

Alman yapımı. Dermasence ürünleri Münster’deki şirket merkezinde geliştirilir ve yalnızca Almanya’da üretilir.

  • Çok kuru, tahriş olmuş ve kaşıntılı bir cilt durumunda, sürdürülebilir sonuçlar elde etmek için düzenli bakım önerilmektedir.
  • Çivit otu özü (Isatis tinctoria), aloe vera ve yeşil çayın eşsiz, doğal aktif kompleksi ile Dermasence® Vitop forte, yatıştırıcı ve antienflamatuar etkileri vardır.
  • Bakım kremi cilt tahrişini azaltır, kaşıntı ve iltihaplanma gelişimini önleyebilir ve nörodermatit için eşlik eder.
  • This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Kullanım alanları

  • Kaşıntı ve iltihabı önleyebilir
  • Aşırı kuru ve stresli ciltler için
  • Bir aktif kompleks ile Kuru ve hassas cildi yatıştırır.
  • Kızarıklığı azaltır
  • Çocuklar için de uygundurw
  • Hamilelik ve emzirme döneminde kullanılabilir. Tüm DERMASENCE® ürünleri gibi bakım kreminin de sistemik bir etkisi yoktur ve bu nedenle kan dolaşımına girmez.
    • Emin değilseniz, bakım kreminin uygulamasını doktorunuzla tartışın.
  • Semptomlara ve cildin bireysel durumuna bağlı olarak, DERMASENCE® Vitop forte sadece birkaç hafta sonra olumlu bir etkiye sahip olabilir. Cildin her 28 günde bir yenilenmesi nedeniyle, bir önceki-sonrası karşılaştırması yapmak için en azından bu süre zarfında yeni ürünler kullanılmalıdır.
  • Nörodermatite eğilimli cilt, nükssüz fazlarda bile çok kuru ve bakıma ihtiyaç duyar. Bu nedenle, bu süre zarfında DERMASENCE® Adtop Cream’in günlük kullanımını öneririz. Preparat, cilde nemi bağlayan, cilde bağlı, nefes alabilen koruyucu bir film oluşturur. Mekanik uyaranların neden olduğu pürüzlülük ve stres belirgin şekilde azalır, bisabolol bileşeni ayrıca cildi rahatlatır ve gerginlik duygularını hafifletir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Flammazine®


1. Farmasötik Tanım ve Ürün Bilgisi

Ticari Sunum Şekli: Topikal krem
Reçete Durumu: Reçete ile verilir
Üretici Firma: Kohlpharma GmbH, Merzig, Almanya

Farmasötik Form:

  • Krem formunda haricen kullanılır.

2. Bileşim

Etkin Madde:

  • Sülfadiazin gümüş (Silver sulfadiazine): 10 mg/g
    • Bu dozaj 1 gram kremde 7,01 mg saf sülfadiazin içerir.

Yardımcı Maddeler:

  • Propilen glikol
  • Setil alkol
  • Gliserol monostearat (%40–50)
  • Viskoz parafin
  • Arıtılmış su

Formül Notları:

  • Yardımcı maddelerden propilen glikol ve setil alkol, potansiyel irritan özellik taşıyabilir.
  • Gliserol monostearat ve viskoz parafin, emülsifiye edici ve taşıyıcı ajanlardır.

3. Farmakolojik Etkiler ve Endikasyonlar

Etki Mekanizması:
Sülfadiazin gümüş, sülfonamid türevi antibakteriyel bir ajandır. Gümüş iyonları bakteriyel hücre membranına bağlanarak bakterisidal etki gösterir. DNA ve enzim aktivitesini baskılayarak mikroorganizmaların çoğalmasını önler.

Antimikrobiyal Spektrum:

Endikasyonlar:

  • Yüzeysel yaralanmaların enfeksiyonunu önleme
  • Termal yanıklar (1. ve 2. derece yanıklar)
  • Haşlanma sonrası cilt lezyonları
  • Kimyasal (özellikle asidik) yanıklar sonrası epidermal hasar

4. Dozaj ve Uygulama

Genel Dozaj Şeması:

  • Uygulama sıklığı: Günde 1 kez
  • Uygulama miktarı: Etkilenen bölgeyi tamamen kaplayacak kadar yeterli miktarda
  • Uygulama zamanı: Günün saatine bağlı değildir

Kullanım Süresi:

  • Tedavi süresi, hastalığın türüne ve şiddetine bağlı olarak genellikle 10–14 gün arasında değişir.
  • Süre, yalnızca hekim önerisiyle belirlenmelidir.

Uygulama Yöntemi:

  • Krem doğrudan steril bir spatül yardımıyla veya eldivenle uygulanmalıdır.
  • Etkilenen bölge tamamen kaplanmalıdır.

5. Uyarılar ve Önlemler

Genel Uyarılar:

  • İlacın yalnızca etkilenen cilt yüzeyine uygulanması önerilir.
  • Açık yaraya direkt olarak uygulanabilir, ancak doktor kontrolü gereklidir.
  • UV ışığına (güneş, solaryum vb.) maruz kalınmamalıdır, çünkü ilaç kullanımı sırasında cilt fotosensitiv hale gelir.

Spesifik Popülasyonlar:

  • Bebekler, küçük çocuklar ve yaşlılarda dozaj ve uygulama süresi dikkatle ayarlanmalıdır.
  • Hamilelik ve emzirme döneminde hekime danışılmalıdır. Özellikle gebeliğin geç dönemlerinde plasentayı geçme riski ve neonatal etkiler göz önüne alınmalıdır.

Aşırı Doz Belirtileri:

  • Bulantı
  • Kusma
  • Baş dönmesi
  • Baş ağrısı
    Aşırı dozdan şüphelenildiğinde acil tıbbi yardım gereklidir.

6. Kontrendikasyonlar

Kesin Kontrendikasyonlar:

  • İlacın etkin veya yardımcı maddelerine karşı aşırı duyarlılık
  • Sülfonamid alerjisi
  • Eritema multiforme eksüdatif (Stevens-Johnson Sendromu) geçmişi
  • Kan hastalıkları, özellikle:
    • Lökopeni (beyaz kan hücresi sayısında azalma)
    • Hemolitik anemi
  • G6PD eksikliği (Glikoz-6-fosfat dehidrojenaz eksikliği)
  • Hepatit (karaciğer iltihabı)

Göreli Kontrendikasyonlar (Dikkatle Kullanılmalı):

  • Böbrek fonksiyon bozukluğu
  • Karaciğer fonksiyon bozukluğu
  • Porfiri
  • Hipertiroidi veya hipotiroidi

7. İlaç Etkileşimleri

  • Diğer topikal veya sistemik ilaçlarla etkileşim potansiyeli vardır.
  • Tedaviye yeni bir ilaç eklenecekse, mevcut tüm ilaçlar hekime veya eczacıya bildirilmelidir.
  • OTC (reçetesiz) ilaçlar dahil olmak üzere kullanılan tüm ürünler dikkate alınmalıdır.

8. Yan Etkiler

Sık Görülen Reaksiyonlar (≥ %0,1 – < %1):

  • Lokal cilt reaksiyonları:
    • Eritem (kızarıklık)
    • Yanma hissi
    • Uygulama yerinde ağrı
    • Pigment değişiklikleri (ciltte gri renkte solgunluk)

Nadir Fakat Ciddi Reaksiyonlar:

  • Kontakt dermatit
  • Sistemik emilim sonucu hematolojik anormallikler
  • Alerjik reaksiyonlar

Ciddi advers reaksiyonlar durumunda tedavi kesilmeli ve acil tıbbi müdahale sağlanmalıdır.


9. Saklama Koşulları ve Raf Ömrü

  • Oda sıcaklığında (15–25 °C) muhafaza edilmelidir
  • Donmaya karşı korunmalı
  • Karanlıkta saklanmalı (özellikle dış karton ambalaj içinde)
  • Açıldıktan sonra 2 haftadan fazla kullanılmamalıdır

10. Önemli Notlar

  • İlaç bireyselleştirilmiş dozaj gerektirir. Hekim tarafından verilen kullanım talimatları prospektüs bilgilerine göre önceliklidir.
  • Kendi kendine tedavi amaçlı kullanılmamalıdır.
  • Gümüş sülfadiazin içeren bu ilaç sadece dış kullanım içindir, oral ya da oftalmik kullanım uygun değildir.
  • Çocuklar için yalnızca hekim kontrolünde kullanılmalıdır.

11. Literatür Notları ve Bilimsel Arka Plan

Gümüş sülfadiazin krem, 1960’lı yıllardan bu yana özellikle yanık tedavisi alanında yaygın olarak kullanılan topikal bir antimikrobiyaldir. Gümüş iyonlarının bakterisidal etkisi, sulfonamid türevlerinin bakteriyostatik etkisiyle birleşerek geniş spektrumlu bir koruyuculuk sağlar. Ancak sistemik absorpsiyon ve toksisite riskleri nedeniyle, dikkatli kullanım ve bireysel hasta değerlendirmesi gereklidir.


Keşif

1. Tarihsel Arka Plan: Sülfonamidlerin Keşfi (1930’lar)

Gümüş sülfadiazin (silver sulfadiazine) içeren ürünlerin tarihsel kökeni, doğrudan 20. yüzyılın en önemli kimyasal buluşlarından biri olan sülfonamid antibiyotiklerin keşfine dayanır. 1935 yılında Gerhard Domagk’ın Prontosil adlı azo boyasından türetilmiş ilacı kullanarak Streptococcus enfeksiyonlarını tedavi etmesi, antibiyotik çağını başlatmıştır. Domagk’ın çalışmaları, kısa sürede sülfonamid grubu antibakteriyel ajanların tıbbi uygulamalara dahil edilmesini sağlamış ve bu keşif ona 1939 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü kazandırmıştır.

Sülfonamidler, özellikle 2. Dünya Savaşı sırasında askeri sağlık hizmetlerinde yaygın biçimde kullanılmış; ancak zamanla direnç gelişimi ve toksisite sorunları nedeniyle daha özgül ve daha etkili ajanlara ihtiyaç duyulmuştur.


2. Gümüşün Tıbbi Kullanımı: Antik Yunan’dan 20. yüzyıla

Gümüş elementinin mikrop öldürücü özellikleri ise hipokratik dönemlere kadar uzanır. Antik Yunan, Roma ve Çin tıbbında gümüş, göz enfeksiyonlarında, yara pansumanlarında ve su dezenfeksiyonunda kullanılmıştır. 19. yüzyılda kolloidal gümüş çözeltileri, antiseptik olarak popülerdi. Ancak bu çözeltilerin kararsız yapısı ve doğru dozlama sorunları, kontrollü farmasötik preparatlar geliştirilmesini engellemiştir.


3. Gümüş Sülfadiazin’in Sentezi ve İlk Klinik Kullanımı (1968)

Modern farmasötik kimyada, gümüş iyonlarının mikrobisid etkisi ile sülfonamidlerin antibakteriyel gücünün kombine edilmesi fikri, 1960’lı yılların ortalarında gündeme gelmiştir. Bu dönemde Wallace Laboratories (daha sonra Carter-Wallace Inc.) bünyesinde çalışan araştırmacılar tarafından gümüş sülfadiazin ilk kez sentezlenmiştir.

İlk defa 1968 yılında Fox CL Jr. ve ekibi tarafından yayımlanan klinik çalışmalar, bu yeni bileşiğin özellikle yanık yaralarının enfeksiyonundan korunmasında son derece etkili olduğunu göstermiştir. Aynı yıl içinde Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylanmış ve piyasaya Flammazine® ticari adıyla sunulmuştur. Bu ürün, topikal antibakteriyel ajanlar içinde çığır açıcı bir buluş olarak kabul edilmiştir.


4. Flammazine’in Klinik Devrimi: Yanık Ünitelerinde Standardizasyon

1970’li ve 1980’li yıllarda Flammazine®, yanık merkezlerinde standart tedavi protokolünün ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Gümüş sülfadiazin:

  • Yüksek mikrobiyal spektrumu (özellikle Pseudomonas aeruginosa‘ya karşı)
  • Nekrotik dokuda bile etkili olması
  • Yara yüzeyine yapışmaması
  • Topikal kullanımda sistemik toksisite riskinin düşük olması gibi özellikleri nedeniyle hızla yaygınlaşmıştır.

Ancak zaman içinde, gümüş sülfadiazin kullanımının yara iyileşme sürecini geciktirebileceğine dair bazı bulgular, tedavi yaklaşımlarının yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmıştır (örneğin: keratinosit toksisitesi).


5. Farmasötik Evrim ve Uluslararası Pazarlama

Flammazine®, Almanya’da ve Avrupa’nın pek çok ülkesinde farklı jenerik formlarda da üretilmiştir. Özellikle Kohlpharma GmbH (Merzig, Almanya) gibi firmalar, bu ilacın lisanslı veya eşdeğer versiyonlarını üretmiş ve eczaneler aracılığıyla pazarlamıştır. Ürün bugün hâlâ reçeteli olarak satılmakta olup, yanık ve cilt yaralanmalarında kullanım alanını sürdürmektedir.


6. Modern Tartışmalar ve Gelecek Perspektifi

Son yıllarda gümüş sülfadiazin preparatlarının antibiyotik direnci, yara iyileşme sürecine etkisi, ve alternatif ajanlarla karşılaştırmalı etkinliği gibi konular güncel tartışmaların odağında yer almıştır. Klinik veriler, özellikle geniş yüzeyli yanıklarda bu ilacın sistemik absorpsiyon yoluyla hematolojik yan etkiler yapabileceğini göstermektedir. Bu nedenle yeni kuşak nano-gümüş içeren topikal ajanlar, medikal bal, hidrokolloid pansumanlar ve biyoaktif matriksler üzerine araştırmalar artmıştır.

Ancak Flammazine’in keşfi, klinik etkililiği ve farmasötik mühendislik başarısı, modern yara bakımında “antiseptik düşüncenin” mihenk taşlarından biri olarak kabul edilmeye devam etmektedir.




İleri Okuma

  1. Domagk, G. (1935). Ein Beitrag zur Chemotherapie der bakteriellen Infektionen. Deutsche Medizinische Wochenschrift, 61, 250–253.
  2. Moyer, C. A., Brentano, L., Gravens, D. L., Margraf, H. W., & Monafo, W. W. (1965). Treatment of large human burns with 0.5% silver nitrate solution. Archives of Surgery, 90(6), 812–867.
  3. Fox, C. L. Jr. (1968). Silver sulfadiazine: a new topical therapy for Pseudomonas in burns. Archives of Surgery, 96(2), 184–188.
  4. Poon, V. K., & Burd, A. (2004). In vitro cytotoxicity of silver: implication for clinical wound care. Burns, 30(2), 140–147.
  5. Storm-Versloot, M. N., Vos, C. G., Ubbink, D. T., & Vermeulen, H. (2010). Topical silver for preventing wound infection. Cochrane Database of Systematic Reviews, (3), CD006478.

Daivobet®

Üretici: LEO Pharma GmbH, 1110 Viyana

  • DAIVOBET 50 mikrogram / g + 0.5 mg / g merhem veya jel formunda bulunur.
  • 30 Gram ve Reçete gerekli

İçindekiler

  • Kalsipotriol-1 su (1 g jel başına 0.0522 mg) = Kalsipotriol (1 g jel başına 0.05 mg)
  • Betametazon dipropionat (1 g jel başına 0.64 mg) = Betametazon (1 g jel başına 0.5 mg)
  • Diğerleri:
    • Parafin, viskoz
    • A-hidro-p- (oktadesiloksi) poli (oksipropilen) -x
    • Hint yağı, hidrojene
    • Butillenmiş hidroksitoluen
    • DL-α-Tokoferol

Etki

  • İlaç iki aktif maddenin bir kombinasyonundan oluşur.
    1. Betametazon, kortizon grubundan bir maddedir. Kortizon, vücudun kendisi tarafından üretilen bir hormondur.Yaralanma durumunda, vücudun kendi savunma sistemi tam hızda çalışır. Bir dizi haberci madde ve savunma hücresi olay yerine akar ve yaralanmanın neden olduğu istila edilmiş patojenleri ve hücre kalıntılarını veya kan pıhtılarını yok eder. Bu işlem, etkilenen bölgede iltihaplanmaya ve ilişkili şişlik, kızarıklık ve nihayetinde ağrıya yol açar.
      • Betametazon, özellikle de alerjilerde olduğu gibi vücudun kendi savunma mekanizmasını sınırlar.
      • Cilt üzerinde anti-enflamatuar bir etkiye sahiptir ve kaşıntı, kızarıklık, şişme ve püstülleri ortadan kaldırır.
    2. Kalsipotriol, D3 vitamini türevleri grubuna aittir ve sedef hastalığının dış tedavisi için kullanılır. Kalsipotriol, deriyi oluşturan hücrelerin (keratinositler) büyümesini ve çoğalmasını engeller ve bozulmuş hücre farklılaşmasını geliştirir. Ek olarak, kalsipotriol, enflamatuar maddelerin üretimini bastırır.

Endikasyon

  • Sedef hastalığında kafa derisine
    • Cildin hafif ila orta dereceli döküntüsünde

Dozajlama

  • Cilde uygulamak için:
    • Yetişkinler
      • Tek doz: ince
      • Toplam doz: günde bir kez
      • Zaman: günün saatine bakılmaksızın
  • Saç derisine uygulamak için:
    • Yetişkinler
      • Tek doz: 1 g-4 g (4 g, 1 çay kaşığı anlamına gelir)
      • Toplam doz: günde bir kez
      • Zaman: günün saatine bakılmaksızın
  • Maksimum doz: Günde 15 g jel dozu aşılmamalıdır. Doktorunuzdan veya eczacınızdan tavsiye alın.

Kullanım için talimatlar

  • Bir doktor veya eczacıya danışmadan toplam doz aşılmamalıdır.
  • İlacı etkilenen ciltlere uygulayın. İlaca hafifçe masaj yapın. Kullanmadan önce şişeyi çalkalayın.
  • Kullanım süresi şikayet türüne ve / veya hastalığın süresine bağlıdır ve bu nedenle sadece doktorunuz tarafından belirlenir.
    • Cilt üzerinde: Tavsiye edilen kullanım süresi 8 haftadır.
    • Saçlı deride: Tavsiye edilen kullanım süresi 4 haftadır.
  • Doz aşımı, patolojik artmış idrar çıkışı, kabızlık, kas zayıflığı, konfüzyon, koma ve az aktif bir adrenal korteks dahil olmak üzere kanda aşırı kalsiyum seviyelerine yol açabilir. Aşırı dozdan şüpheleniyorsanız hemen bir doktora başvurun.
  • Genel kural: Özellikle bebekler, küçük çocuklar ve yaşlılar için dozlamaya özellikle dikkat edin. Şüpheniz varsa, doktorunuza veya eczacınıza etkileri veya önlemleri sorun.
  • Doktor tarafından reçete edilen bir dozaj, prospektüsteki bilgilerden farklı olabilir. Doktor bunları ayrı ayrı ayarlayacağından, ilacı talimatlarına göre kullanmalısınız.

Kontrendikasyon

  • Bileşenlere karşı aşırı duyarlılık
  • Vücudun her yerinde şiddetli kırmızı sedef hastalığı
  • Ölçeklendirme veya soyulma ile sedef hastalığı
  • Sedef hastalığında pürülan püstüller
  • Kalsiyum metabolizması bozukluğu
  • Viral cilt enfeksiyonu gibi:
    • Herpes virüsü enfeksiyonu
    • Suçiçeği
  • Mantar cilt enfeksiyonu
  • Cildin bakteriyel enfeksiyonu
  • Parazit enfeksiyonu
  • Tüberküloz enfeksiyonu (Lupus vulgaris) nedeniyle cilt hasarı
  • Yüzdeki cildin orta tabakasının iltihabı (perioral dermatit)
  • Cilt gerilemesi (parşömen cildi, cilt atrofisi)
  • Çatlaklar (cilt striaları)
  • Artan cilt hassasiyeti / hassasiyeti
  • Balık pulu hastalığı (iktiyoz)
  • Akne
  • Yüz bölgesinde iltihaplı cilt hastalığı (rosacea)
  • Ülser
  • Yara
  • 18 yaşın altındaki çocuklar ve ergenler: İlaç kullanılmamalıdır.
  • Hamilelik: Doktorunuza başvurun. Hamilelik sırasında ilacın kullanıp kullanamayacağı ve nasıl kullanılacağı konusunda çeşitli hususlar rol oynamaktadır.
  • Laktasyon: İlaç memeye uygulanmamalıdır.
  • Kontrendikasyona rağmen ilacı reçete ettiyseniz, doktorunuzla veya eczacınızla konuşun. Terapötik fayda, kontrendikasyon kullanma riskinden daha büyük olabilir.

Uyarılar

  • Aşırı UV radyasyonundan kaçının, örn. Solaryumlarda veya yoğun güneşlenme sırasında, çünkü ilacı kullanırken cilt daha hassastır.
  • Kortikoid alerjisine dikkat edin (örn. Kortizon)!
  • Antioksidanlar (örneğin bütillenmiş hidroksianisol, bütillenmiş hidroksitoluen) cilt tahrişine (örneğin kontakt dermatit), gözlerde ve mukoza zarlarında tahrişe neden olabilir.
  • Birbirleriyle etkileşime giren ilaçlar olabilir. Bu nedenle, yeni bir ilaçla tedaviye başlamadan önce, genellikle doktora veya eczacınıza zaten kullandığınız diğer ilaçları söylemelisiniz. Bu, kendiniz satın aldığınız, yalnızca ara sıra kullandığınız veya bir süredir kullanımda olan ilaçlar için de geçerlidir.

Yan etkileri

  • Kaşıntı
  • Aşağıdakiler de dahil olmak üzere cilt enfeksiyonu:
    • Cildin bakteriyel enfeksiyonu
    • Mantar cilt enfeksiyonu
    • Cildin virüs enfeksiyonu
  • Saç folikülü enfeksiyonu
  • Göz tahrişi
  • Sedef hastalığı
  • Cilt iltihabı
  • Artan kan akışı (eritem) nedeniyle cildin kızarması
  • Döküntü gibi:
    • Kepek döküntüsü (eksfolyatif döküntü)
    • Bulantılı döküntü (papüler döküntü)
    • İrin ile döküntü
  • Akne
  • Deride yanma hissi
  • Cilt tahrişi
  • Kuru cilt (kseroderma)
  • Uygulama yerinde ağrı
  • Tedavi sırasında bir bozukluk veya değişiklik fark ederseniz, doktorunuza veya eczacınıza başvurun.
  • 1.000 tedavi edilen hastanın en az birinde meydana gelen yan etkiler öncelikle bu noktadaki bilgiler için dikkate alınır.


Oda sıcaklığında ve karanlıkta (örneğin dış kartonda) tutulmalıdır.
Tıbbi ürün açıldıktan / hazırlandıktan sonra 3 aydan fazla kullanılamaz!

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Fluoksetin


1. Giriş

Fluoksetin, selektif serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI) grubuna ait, yaygın olarak depresyon ve bulimia nervoza tedavisinde kullanılan bir antidepresandır. Klinik kullanımı, serotonin düzeylerini arttırarak duygudurum düzenlenmesine katkı sağlamaktadır. 1986’da FDA onayı almış; Türkiye’de 1991’den itibaren ruhsatlandırılmıştır.


2. Ticari Adlar ve Formülasyon

  • Ticari Adlar: Depreks, Depset, Florak, Fulsac, Loksetin, Seronil, Zedprex, Foxeteva, ayrıca orijinal markası Fluctine® ve ABD’de Prozac®
  • Formülasyonlar:
    • Standart tablet (10 mg, 20 mg)
    • Dağılabilir tablet (10 mg)
    • Kapsül (genellikle 20 mg)

Tüm formlarda günde bir veya iki kez, tercihen sabah tek doz alınması önerilir; yemeklerle alınımı önemli ölçüde etkilemez.


3. Kimyasal Yapı ve Özellikler

  • Kimyasal formül: C₁₇H₁₈F₃NO · HCl
  • Moleküler ağırlık: 309,3 g/mol
  • Fiziko-kimyasal özellikler:
    • Beyaz kristal toz, suda çözünürlüğü düşük
    • Rasemik karışım (racemate)
  • Sentetik köken: Difenhidramin türevi; ilk sentezi ve antidepresan etki çalışmaları 1970’lerde tamamlanmıştır.

4. Farmakokinetik

4.1 Emilim

  • Oral yoldan alındığında hızla ve büyük oranda (%72) emilir.
  • Maksimum plazma konsantrasyonu 6–8 saat içinde ulaşır.

4.2 Dağılım

  • Plazma proteinlerine bağlanma oranı ≈95%.
  • Vücut dokularına yayılımı derindir; beyin ve yağ dokusunda birikir.

4.3 Metabolizma

  • Karaciğerde başlıca CYP2D6 izoenzimi tarafından N-desmetilasyonla norfluoksetin’e (aktif metabolit) dönüştürülür.
  • Norfluoksetin; fluoksetinden daha uzun eliminasyon yarı ömrüne (≈7–15 gün) sahiptir.

4.4 Eliminasyon

  • Fluoksetin yarı ömrü: 4–6 gün
  • Norfluoksetin yarı ömrü: 7–15 gün
  • Böbrek yoluyla atılım; idrarda hem metabolit hem de az miktarda değişmemiş ilaç tespit edilir.

5. Farmakodinamik

Fluoksetin ve aktif metaboliti norfluoksetin, presinaptik sinir hücrelerinde serotonin taşıyıcı proteinine (SERT) yüksek afiniteyle bağlanarak serotonin geri alımını selektif şekilde inhibe eder. Böylece sinaptik boşlukta serotonin konsantrasyonu artar, postsinaptik reseptör stimülasyonu güçlenir.


6. Endikasyonlar ve Kullanım Alanları


7. Dozaj ve Uygulama Şekli

  • Başlangıç dozu: 20 mg/gün (tek dozu sabah alınması önerilir)
  • Doz ayarlaması: Klinik yanıta göre 20–60 mg/gün olacak şekilde kademeli artırılabilir
  • Özel nüfus:
    • Yaşlılar ve karaciğer yetmezliği durumunda düşük doz (10 mg/gün) ile başlamak
    • Böbrek yetmezliğinde doz ayarı genellikle gerekmez

8. Yan Etkiler

En sık gözlenen advers etki profili şunları içerir:

  • Gastrointestinal: İshal, bulantı
  • Sinir sistemi: Baş ağrısı, uykusuzluk, yorgunluk, halsizlik
  • Diğer: Anoreksi, kilo kaybı, terleme

Nadir fakat ciddi: Serotonin sendromu, QT uzaması, nöbet eşiğinde düşme.


9. Kontrendikasyon ve Dikkat Edilmesi Gereken Durumlar

  • Mutlak kontrendikasyon: Fluoksetin veya formülasyondaki herhangi bir bileşene karşı aşırı duyarlılık
  • Göreceli kontrendikasyon:
    • MAO inhibitörleri kullanımı (en az 14 günlük ara gerektirir)
    • Şizofreni ve bipolar bozuklukta mani riski
    • Karaciğer yetmezliği, nöbet öyküsü

10. İlaç Etkileşimleri

  • MAO inhibitörleri: Potansiyel serotonin sendromu riski → en az 14 gün ara
  • TCA, antikoagülanlar, antiplatelet ajanlar: Artmış kanama riski
  • Litium, tramadol, triptanlar: Serotonin sendromu tehlikesi
  • CYP2D6 inhibitörleri (ör. paroksetin, bupropion): Fluoksetin klirensini azaltır

Keşif

1950’ler: Antihistaminiklerden antidepresanlara

  • 1950’lerde difenhidramin gibi antihistaminiklerin sedatif ve psikotropik etkileri gözlemlenmişti.
  • Bu dönemde antihistaminiklerin kimyasal modifikasyonlarıyla yeni nöropsikotrop ilaçların geliştirilmesi, pek çok araştırma ekibinin odak noktasıydı.

1970: İlk sentez

  • Eli Lilly and Company ilaç firmasındaki araştırmacılar, özellikle serotonin taşıyıcı proteinine selektif bağlanabilecek bir molekül arayışı içindeydiler.
  • 1970 yılında Bryan B. Molloy ve David T. Wong önderliğindeki ekip, 3-phenyl-3-[α-(trifluoromethyl)phenoxy]propylamine iskeletinden türetilen yeni bir bileşiği sentezledi: Fluoksetin.

1972–1974: İlk farmakolojik çalışmalar

  • Wong ve arkadaşları, fluoksetin’in norepinefrin ya da dopamin değil, yalnızca serotonin geri alımını seçici olarak inhibe ettiğini gösteren ilk in vitro deneyleri yayınladı.
  • Bu seçicilik, onu trisiklik antidepresanlardan (TCA) ayıran temel özellikti.
  • 1974’te, hayvan modellerinde antidepresan etkiler doğrulandı.

1977–1983: Klinik geliştirme ve denemeler

  • Fluoksetin, 1977’den itibaren insanlarda faz I ve ardından faz II/III klinik çalışmalarda test edilmeye başlandı.
  • Bu süreçte fluoksetin, özellikle depresif semptomlarda belirgin iyileşme sağlarken, TCA’lara kıyasla daha az kardiyotoksik ve daha iyi tolere edilebilir bir profil sergiledi.

1986: İlk ruhsat – ABD

  • Fluoksetin, 1986 yılında ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından majör depresyon tedavisinde kullanılmak üzere Prozac® adıyla ruhsatlandırıldı.
  • Bu, SSRI sınıfında onaylanan ilk ilaçtır.

1987–1990: Küresel yayılım ve yeni endikasyonlar

  • ABD’deki başarının ardından fluoksetin, Avrupa ve diğer kıtalarda da ruhsat almaya başladı.
  • 1988’de bulimia nervoza için, 1989’da ise obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) için ek onaylar aldı.

1991: İsviçre ruhsatı ve Türkiye’ye giriş

  • 1991 yılında İsviçre’de resmen onaylandı.
  • Türkiye’de aynı yıllarda çeşitli jenerik formlar (Depreks, Seronil vb.) ile ruhsatlandırıldı.

1999–2001: Patent süresinin sona ermesi ve jenerik ilaçlar

  • Eli Lilly’nin patent koruması 2001’de sona erdi. Bu, dünya genelinde yüzlerce jenerik fluoksetin markasının piyasaya sürülmesine yol açtı.
  • Bu dönemden itibaren, fluoksetin yaygın biçimde düşük maliyetli bir SSRI olarak kullanılmaya başlandı.

Fluoksetin’in Keşfinde Öne Çıkan Bilim İnsanları

  • Bryan B. Molloy – Kimyasal sentez sürecinde öncü
  • David T. Wong – Farmakolojik mekanizmanın aydınlatılmasında kilit rol oynadı
  • Ray Fuller – Eli Lilly’nin farmakoloji bölümü başkanı, SSRI geliştirmede yönetici pozisyonundaydı

Bilimsel ve Klinik Önemi

Fluoksetin’in keşfi, psikiyatrik farmakolojide bir dönüm noktasıdır. SSRI’lar çağını başlatmış, selektivitenin terapötik güvenlik ve tolere edilebilirlik açısından ne kadar önemli olduğunu kanıtlamıştır. Aynı zamanda antidepresan tedavisinde biyokimyasal hedeflerin daha rafine bir anlayışla ele alınmasına öncülük etmiştir.




İleri Okuma
  1. Wong, D. T., Perry, K. W., & Bymaster, F. P. (1974). A selective inhibitor of serotonin uptake: Lilly 110140. Life Sciences, 15(3), 471–479.
  2. Fuller, R. W., Snoddy, H. D., & Molloy, B. B. (1976). Comparison of serotonin uptake inhibition and behavioral effects of fluoxetine and other antidepressants. Neuropharmacology, 15(5), 435–440.
  3. Wong, D. T., Bymaster, F. P., & Engleman, E. A. (1995). Prozac (fluoxetine, Lilly 110140), the first selective serotonin uptake inhibitor and an antidepressant drug: twenty years since its first publication. Life Sciences, 57(5), 411–441.
  4. Healy, D. (2002). The Creation of Psychopharmacology. Harvard University Press.
  5. Shorter, E. (2009). Before Prozac: The Troubled History of Mood Disorders in Psychiatry. Oxford University Press.

İzotretinoin

İzotretinoin, kapsül formunda veya bir jel (Roaccutan®, jenerikler) halinde mevcuttur. 1983’ten beri Aknetrent, İsviçre’de Ciscutan onaylanmıştır (ABD: 1982, Accutane®). Bu makale kapsüller için geçerlidir.

İçerik

  • İzotretinoin, şiddetli akne tedavisi için ikinci bir seçenek olarak kullanılan retinoid grubundan bir aktif maddedir.

Kimya

  • İzotretinoin (C20H28O2, Mr = 300.4 g / mol), suda pratik olarak çözünmeyen sarı ila açık turuncu, kristalimsi bir tozdur.
  • Bu madde havaya, ısıya ve ışığa, özellikle çözeltide hassastır. İzotretinoin,
  • A vitamini asidi olan tretinoinin stereoizomeridir.

Etkiler

  • Özellikle yağ bezlerinin boyutunda, farklılaşmasında ve aktivitesinde bir azalmaya dayanır. Sebum oluşumu ciddi şekilde kısıtlanmıştır.
    • İzotretinoin ayrıca bir anti-enflamatuar ve dolaylı olarak antibakteriyel etkiye sahiptir.
    • Sebum ayrıca Propionibacterium acnes’in büyümesi için önemli bir substrat olduğundan bakteriyel kolonizasyon da azalır.
    • Melnik’e (2017) ve diğer kaynaklara göre, izotretinoinin etkileri öncelikle sebositlerin apoptozunu tetiklemeye dayanmaktadır. İstenmeyen etkilerin çoğu, diğer hücre tiplerinin apoptozuna atfedilebilir. İzotretinoin bu nedenle kanser ilaçlarına benzerdir.
  • Kapsüller günde bir veya iki kez bir yemekle alınır.

Endikasyon

  • Şiddetli akne tedavisinde ikinci bir seçenek olarak.
  • İzotretinoin, diğer çeşitli cilt hastalıkları için de kullanılır, ancak bunun için yetkililer tarafından onaylanmamıştır (etiket dışı).

Kontrendikasyon

  • Aşırı duyarlılık
  • Hamilelik ve emzirme dönemi
  • Doğum kontrol programının tüm koşullarına uyulmaması durumunda çocuk doğurma potansiyeli olan kadınlar. Bu koşullar ilaç bilgisinde bulunabilir.
  • Karaciğer yetmezliği
  • Hipervitaminoz A
  • Kan lipit seviyelerinde büyük artış
  • Tetrasiklinlerle kombinasyon
  • Lütfen bu makalede yer almayan ürün bilgilerindeki eksiksiz ve kapsamlı önlemlere dikkat edin.

İzotretinoin, A vitamini, tetrasiklinler ve cilt tahriş edici akne terapötikleri ile birlikte uygulanmamalıdır.

İzotretinoin jeli 1994’ten beri İsviçre’de onaylanmıştır (Roaccutan® Gel, Almanya: Isotrex® Gel).

Olası en yaygın istenmeyen etkiler

  1. dudak iltihabı,
  2. egzama,
  3. kuru cilt,
  4. kas ve eklem ağrısı,
  5. konjonktivit,
  6. kuru gözler
  7. ve trigliserit artışını içerir.
  • İzotretinoin teratojeniktir (fetüse zarar verir) ve hamilelik sırasında hiçbir koşulda alınmamalıdır.
  • Çocuk doğurma yaşındaki kadınlar, sadece doğum kontrol programının tüm koşullarını yerine getirmeleri durumunda izotretinoin ile tedavi edilebilir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Seretide®

Bir solumada 50 mikrogram salmeterol (salmeterol ksinafoat halinde) ve 250 mikrogram flutikazon propiyonat, Laktoz bulunur.

Salbutamol

Yapısal olarak salbutamol, adrenalin ve diğer beta2 sempatomimetiklerle ilişkilidir ve adı kimyasal bileşenlerinden türetilmiştir: salisilik asit, butil, amin ve -ol son eki.

Beta2 sempatomimetikler grubuna ait bir bronkodilatör olan salbutamol, öncelikle astım ve kronik bronşit tedavisinde kullanılır. Terapötik etkileri öncelikle beta2 adrenoseptörlerine seçici olarak bağlanmasına bağlanır, bu da bronşiyal düz kasların gevşemesine neden olur ve böylece bronkokonstriksiyonu hafifletir. Salbutamol hızlı etki başlangıcı ile bilinir, tipik olarak inhalasyondan sonraki beş dakika içinde etkisini gösterir, bu da onu özellikle akut astım atakları için yararlı kılar. Bununla birlikte, etki süresi nispeten kısadır, yaklaşık dört saat sürer ve sürekli semptom kontrolü için günde üç ila dört kez uygulanması gerekir. Bu, daha uzun süreli etkileri olan salmeterol ve indacaterol gibi diğer beta2 sempatomimetiklerin aksine bir durumdur.

Salbutamol, Ventolin® ve Sultanol® gibi markalar altında pazarlanan ölçülü doz inhalerler, inhalasyon solüsyonları, diskuslar, şuruplar, infüzyon konsantreleri ve enjeksiyon solüsyonları dahil olmak üzere çeşitli formülasyonlarda mevcuttur. 1972’den beri kullanımına izin verilmektedir ve İngilizce konuşulan ülkelerde albuterol olarak bilinmektedir. Özellikle salbutamol, yine GlaxoSmithKline’ın ürünleri olan salmeterol ve vilanterol gibi diğer bronkodilatörlerin öncüsü olarak hizmet eder.

Kimyasal

Salbutamol, C13H21NO3 moleküler formülüne ve 239,3 g/mol moleküler ağırlığa sahip bir saligenin türevidir. Tıbbi ürünlerde tipik olarak, serbest baz formunun aksine suda kolayca çözünebilen beyaz, kristal bir toz olan salbutamol sülfat olarak bulunur. Salbutamol iki enantiyomerden oluşan rasemik bir karışımdır: R-enantiyomeri, levosalbutamol (levalbuterol), farmakolojik olarak daha güçlüdür ve bazı ülkelerde Xopenex® gibi markalar altında ayrı olarak pazarlanmaktadır.

Endikasyonları

Salbutamol’ün birincil endikasyonları arasında bronşiyal astım, eforlu astım, akut bronkospazm ve kronik bronşit tedavisi yer almaktadır. Ayrıca hiperkalemi tedavisinde ve bazı durumlarda gebeliğin son üç ayında erken doğum eylemini (kasılmaları) yönetmek için etiket dışı olarak kullanılır. Standart uygulama yolu, tipik olarak günde üç ila dört kez olmak üzere inhalasyondur, ancak belirli koşullar altında intravenöz, subkutan, oral veya intramüsküler olarak da uygulanabilir. Bununla birlikte, salbutamol bronkodilatör ve anabolik özellikleri nedeniyle potansiyel bir doping maddesi olarak tanımlandığından, bu alternatif yollar genellikle potansiyel kötüye kullanım nedeniyle kısıtlamalara tabidir. İnhalasyon yoluyla kullanımı sporcular için şartlı olarak onaylanmış olsa da, diğer uygulama şekilleri genellikle yasaktır.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Dozları

Bebekler ve Çocuklar (2 Yaş Altı)

    İnhalasyon (nebülizör yoluyla):

      Dozaj: Gerektiğinde her 4 ila 6 saatte bir 0,1 ila 0,15 mg/kg.
      Maksimum Doz: Yanıta göre ayarlanmalıdır, tipik olarak doz başına 2,5 mg’ı geçmemelidir.

      Oral Şurup:

      Dozaj: Günde üç ila dört kez 100-200 mcg/kg (0,1 ila 0,2 mg/kg).
      Not: Potansiyel sistemik yan etkiler nedeniyle oral dozaj daha az kullanılmaktadır.

      Çocuklar (2 ila 12 Yaş)

      İnhalasyon (ölçülü doz inhaler veya nebülizatör yoluyla):

      • Nebülizatör Dozu: Gerektiğinde her 4 ila 6 saatte bir 1,25 mg ila 2,5 mg.
      • MDI (Ölçülü Doz İnhaler) Dozaj: Gerektiğinde her 4 ila 6 saatte bir 1 ila 2 puf (puf başına 90 ila 100 mcg). Her puf yaklaşık 100 mcg salbutamol içerir.

      Oral Şurup/Tabletler:

      • Dozaj: Günde üç ila dört kez 2-4 mg.
      • Not: Oral uygulama genellikle inhalasyon tedavisinin mümkün olmadığı durumlar için ayrılmıştır.

      Ergenler (12 ila 18 Yaş)

      İnhalasyon (ölçülü doz inhaler veya nebülizatör yoluyla):

      • Nebülizatör Dozu: Gerektiğinde her 4 ila 6 saatte bir 2,5 mg ila 5 mg.
      • MDI Dozajı: Gerektiğinde her 4 ila 6 saatte bir 2 puf (puf başına 90 ila 100 mcg).

      Oral Tabletler:

      Dozaj: Günde üç ila dört kez 2-4 mg.
      Uzatılmış salımlı tabletler: Uzun süreli kontrol için günde iki kez 8 mg ila 16 mg.

      Yetişkinler (18 Yaş Üzeri)

      İnhalasyon (ölçülü doz inhaler veya nebülizatör yoluyla):

      Nebülizatör Dozu: Gerektiğinde her 4 ila 6 saatte bir 2,5 mg ila 5 mg.
      MDI Dozajı: Gerektiğinde her 4 ila 6 saatte bir 2 puf (puf başına 90 ila 100 mcg).

      Oral Tabletler/Şurup:

      Dozaj: Günde üç ila dört kez 2-4 mg.
      Uzatılmış salımlı tabletler: Uzun süreli kontrol için günde iki kez 8 mg ila 16 mg.

      Yaşlı Hastalar

      Yaşlı hastalarda titreme ve taşikardi gibi yan etki riskinin artması nedeniyle dozaj, doz aralığının alt ucundan başlanarak dikkatlice ayarlanmalıdır.

      İnhalasyon (ölçülü doz inhaler veya nebülizatör yoluyla):

      Nebülizatör Dozu: Gerektiğinde her 4 ila 6 saatte bir 2,5 mg ila 5 mg.
      MDI Dozajı: Gerektiğinde her 4 ila 6 saatte bir 1 ila 2 puf (puf başına 90 ila 100 mcg).

      Oral Tabletler:

      Dozaj: Günde iki ila üç kez 2 mg, yanıt ve tolere edilebilirliğe göre ayarlanır.

      Özel Hususlar

      • Akut Astım Alevlenmeleri: Şiddetli vakalarda, yakın tıbbi gözetim altında daha yüksek dozlar gerekebilir.
      • Egzersize Bağlı Bronkospazm: Tipik bir doz, egzersizden 15-30 dakika önce alınan bir MDI’dan 2 puftur.
      • Maksimum Günlük Doz: Genel olarak, yetişkinlerde MDI’lar için toplam günlük doz 8 pufu (800 mcg) geçmemelidir, ancak acil durumlarda tıbbi gözetim altında daha yüksek dozlar kullanılabilir.

      Önemli Notlar

      • İnhalasyon: İnhalasyon tercih edilen uygulama yoludur çünkü ilacı doğrudan akciğerlere ileterek sistemik maruziyeti ve yan etkileri azaltır.
      • Ağızdan Uygulama: Oral formlar, daha fazla sistemik emilim ve daha yüksek yan etki insidansı nedeniyle daha az kullanılır, ancak inhalasyon mümkün olmadığında faydalıdır.
      • Titrasyon: Dozajlar bireyselleştirilmeli ve yan etkileri en aza indirmek için en düşük etkili doza titre edilmelidir.

        Kontrendikasyon

        Salbutamolün kullanımı, ilaca karşı aşırı duyarlılığı olan kişilerde, gebeliğin birinci veya ikinci üç aylık döneminde yakın bir düşük yaşayanlarda ve eş zamanlı olarak etkilerini antagonize edebilen propranolol gibi seçici olmayan beta blokerleri kullanan hastalarda kontrendikedir.

        Etkileşimler

        Seçici olmayan beta-blokerler, diğer sempatomimetikler, metilksantinler, MAO inhibitörleri, trisiklik antidepresanlar, levodopa, levotiroksin, oksitosin, alkol, kardiyak glikozitler, kinidin, antiaritmikler, diüretikler, glukokortikoidler, ipratropium bromür, nifedipin, halojenli hidrokarbonlar ve antidiyabetik ajanlar dahil olmak üzere çeşitli diğer ilaçlarla ilaç etkileşimleri meydana gelebilir.

        Yan Etkileri

        Salbutamol kullanımı ile ilişkili en yaygın yan etkiler titreme, baş ağrısı, kas spazmları, çarpıntı, hızlı nabız (taşikardi) ve ağız ve boğaz mukozasında tahriştir. Bu yan etkiler tipik olarak hafif ve geçici olmakla birlikte, bazı hastalar için rahatsız edici olabilir ve rahatsızlığı en aza indirmek için tedavi rejiminin izlenmesini ve potansiyel olarak ayarlanmasını gerektirir.

        Tarih

        1940’lar-1950’ler: β-Adrenerjik Araştırmaların Kuruluşu

        1940s: β-adrenerjik reseptörlerin ilk keşfi gerçekleşir ve β-adrenerjik agonistler üzerinde araştırmalar başlar. İzoprenalin (izoproterenol) gibi ilk β-agonistler seçici değildi ve hem β1 hem de β2 reseptörlerini etkileyerek hem bronkodilatasyona hem de önemli kardiyovasküler yan etkilere yol açtı.

        1960s: Seçicilik İhtiyacı

        1960’ların başları: Araştırmacılar, astım ve KOAH hastalarında bronkokonstriksiyonu etkili bir şekilde tedavi ederken kardiyovasküler yan etkileri en aza indirmek için seçici β2-adrenerjik agonistlere ihtiyaç olduğunu fark ettiler.
        1966: Salbutamol ilk olarak İngiltere merkezli bir ilaç şirketi ve GlaxoSmithKline’ın bir yan kuruluşu olan Allen & Hanburys tarafından kimyager David Jack önderliğinde sentezlendi. Bu sentez, öncelikle akciğerleri hedef alacak bir β2-seçici agonist yaratmayı amaçlıyordu.

        1960’ların sonu: Klinik Gelişim

        1967-1969: Salbutamolün astım hastalarında bronkospazm tedavisindeki etkinliğine odaklanan klinik denemeler başladı. Çalışmalar, salbutamolün hızlı etki başlangıcını ve daha önceki β-agonistlere kıyasla göreceli güvenlik profilini ortaya koyar.

        1970’lar: Onay ve Piyasaya Giriş

        1972: Salbutamol, Ventolin® markası altında Birleşik Krallık’ta tıbbi kullanım için onaylandı. Seçici olmayan β-agonistlere kıyasla daha az yan etkiyle akut bronkokonstriksiyonu gidermedeki etkinliği nedeniyle astım için hızla standart bir tedavi haline gelir.
        1973: İngiltere’deki başarısının ardından salbutamol, albuterol olarak pazarlandığı Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere diğer ülkelerde onaylanır.

        1980’lar: Kullanım ve Formülasyonların Genişlemesi

        1980s: Salbutamolün kullanımı dünya çapında genişler ve tabletler, şuruplar ve nebülizasyon için solüsyonlar dahil olmak üzere çeşitli formülasyonlarda kullanılabilir hale gelir. Bu on yılda ayrıca salbutamol ile kortikosteroidler gibi diğer ilaçları içeren kombinasyon inhalerleri geliştirilir.
        1983: Salbutamol, Dünya Sağlık Örgütü’nün Temel İlaçlar Listesi’ne dahil edilerek küresel sağlık hizmetindeki önemi vurgulandı.

        1990’lar: Enantiyomerik Gelişim

        1999: Levosalbutamol (veya levalbuterol) olarak bilinen salbutamolün R-enantiyomeri Xopenex® markası altında piyasaya sürüldü. Levalbuterol, salbutamolün rasemik karışımına potansiyel olarak daha güçlü ve daha iyi tolere edilen bir alternatif olarak pazarlanmaktadır.

        2000’ler-Günümüz: Devam Eden Kullanım ve Araştırma

        2000s: Salbutamol, astım ve KOAH yönetiminin temel taşı olmaya devam etmektedir. Kombinasyon tedavileri ve uzun vadeli güvenlik çalışmaları da dahil olmak üzere kullanımının optimize edilmesine yönelik araştırmalar devam etmektedir.
        2010s: Salbutamol, sporda performans artırıcı bir ilaç olarak potansiyel kötüye kullanımı nedeniyle düzenleyici incelemeyle karşı karşıya kalır. Özellikle sporcular arasında kullanımı izlenir ve inhalasyon için şartlı onaylar verilirken diğer uygulama şekilleri rekabetçi sporlarda yasaklanır.

        Günümüz

        2020s: Salbutamol, dünya çapında en yaygın kullanılan bronkodilatörlerden biri olmaya devam etmektedir. İnhalerler, nebülizerler ve şuruplar dahil olmak üzere çeşitli formlarda mevcuttur ve astım ve KOAH için hem akut hem de idame tedavi rejimlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Devam eden araştırmalar, uzun vadeli etkilerine ve daha da seçici ve etkili β2-agonistlerin geliştirilmesine odaklanmaktadır.

        İleri Okuma

        • Barnes, P. J. (1995). “Beta-adrenergic receptors and their regulation.” American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine, 152(2), 838-860.
        • Dennis, J., & Worth, H. (2011). “Management of acute asthma: therapeutic options and the role of inhaled salbutamol.European Respiratory Review, 20(119), 113-120. DOI: 10.1183/09059180.00005811
        • Cazzola, M., Page, C. P., Rogliani, P., & Matera, M. G. (2012). “β2-agonist therapy in lung disease.American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine, 187(7), 690-696. DOI: 10.1164/rccm.201207-1268CI

        Click here to display content from YouTube.
        Learn more in YouTube’s privacy policy.

        İpratropium Bromür

        Elbette. Aşağıda, metnin tamamını inline kaynak işaretleri olmadan yeniden düzenledim; yalnızca sonda ayrı bir “Kaynaklar (yıla göre kronolojik)” bölümü bırakıldı.


        Aşağıdaki metin, ipratropium bromür için klinik ve farmasötik açıdan kapsamlı, sistematik ve ayrıntılı bir başvuru niteliğinde hazırlanmıştır. Metin, adlandırma ve kimyasal kökenden başlayıp farmakodinamik, farmakokinetik, endikasyonlar/kılavuz konumu, dozaj-uygulama, kombinasyon tedavileri, özel popülasyonlar, kontrendikasyonlar-uyarılar, ilaç etkileşimleri, advers etkiler ve pratik kullanım notlarına kadar ilerler.

        Adlandırma ve kimyasal köken

        • “Ipra-” ön eki, ana tropan iskeletine yapılmış izopropil türevi bir modifikasyona işaret eder; bu, ipratropium’u atropinden ayıran başlıca yapısal farklılıklardandır.
        • “Tropium” bileşenin tropan halkasına referansıdır; sonundaki “-ium” kuaterner amonyum katyonunu imler. Kuaterner amonyum niteliği lipofilisiteyi ve santral geçişi azaltır (kan–beyin bariyerinden anlamlı geçiş olmaz).
        • “Bromür”, kuaterner amonyum katyonunu dengeleyen karşı-iyondur; tuz formu suda çözünürlüğü ve farmasötik stabiliteyi destekler.

        Kimyasal ve farmasötik özellikler

        • Etken madde: İpratropium bromür; birçok ruhsatlı üründe monohidrat tuzu bulunur.
        • Formül/Ağırlık: C₂₀H₃₀BrNO₃ için yaklaşık 412.4 g/mol (anhidrus), monohidrat formda yaklaşık 430.4 g/mol. Sulu ortamlarda serbestçe çözünür; uçucu organik çözücülerde çözünürlüğü sınırlıdır. Bu profil, lokal hava yolu etkisi ve düşük sistemik biyoyararlanımla uyumludur.
        • Fiziksel özellik: Beyaz, kristal toz; inhalasyon ürünleri (pMDI, nebül), nazal sprey ve kombinasyon inhaler formülasyonları mevcuttur.

        Farmakodinamik (etki mekanizması)

        • Sınıf: Kısa etkili muskarinik antagonist (SAMA), parasempatik tonusu bloke eder.
        • Hedef: Bronş düz kasındaki M₁–M₃ muskarinik reseptörlerine non-selektif antagonizma; klinik bronkodilatör etkinin ana belirleyicisi M₃ blokajıdır.
        • Zaman-etki profili: İnhalasyon sonrası yaklaşık 15 dakikada anlamlı FEV₁ artışı; 1–2 saatte tepe etki; yaklaşık 4–6 saat süren bronkodilatasyon. Mukosilier klirensi belirgin biçimde bozmaz.
        • SAMA–LAMA karşılaştırması: LAMA’lar (tiotropium, glikopironyum, aklidinyum, umeclidinyum, revefenasin) daha uzun reseptör ikamet süresi ile uzun etkili bronkodilatasyon sağlar; idame tedavisinde LAMA’lar SAMA’lara göre önceliklidir.

        Farmakokinetik

        • Yolak ve biyoyararlanım: İnhalasyonla verilen dozun önemli kısmı yutularak GİS’e gider; akciğer depolanma fraksiyonu yaklaşık %10–30 aralığındadır. Kuaterner amonyum yapısı nedeniyle sistemik absorbsiyon düşüktür; toplam biyoyararlanım pMDI/nebül için genellikle %7–28 aralığında bildirilir.
        • Dağılım: Plazma proteinlerine bağlanma düşüktür; santral sinir sistemine geçiş minimaldir.
        • Metabolizma/atılım: Ester hidroliziyle inaktif türevler oluşur; ilacın ve metabolitlerin anlamlı kısmı idrardan atılır. Eliminasyon yarı ömrü ≈ 2 saat.

        Endikasyonlar ve kılavuz konumu

        • KOAH: Bakım bronkodilatörü olarak ruhsatlıdır. Güncel yaklaşımda uzun etkili bronkodilatörler (LAMA/LABA) temel iken SAMA’lar kısa süreli ya da geçişsel kullanım (ör. ek rahatlatıcı) için konumlandırılır.
        • Astım: Kronik kontrol için birinci basamak değildir; akut şiddetli alevlenmelerde SABA’ya ek uygulanması acil bakımda klinik sonuçları iyileştirebilir. Rutin “gerektikçe rahatlatıcı” kullanımda SABA’dan daha yavaş başlangıçlı ve daha az etkili kabul edilir.
        • Rinit (nazal sprey):
          • %0.03: Alerjik ve alerjik olmayan pereniyal rinit ile ilişkili rinorenin semptomatik tedavisi (≥6 yaş). Tıkanıklık ve hapşırma üzerine anlamlı etkisi yoktur.
          • %0.06: Soğuk algınlığı ve mevsimsel alerjik rinit ile ilişkili rinore için (≥5 yaş); soğuk algınlığında ≤4 gün, mevsimsel rinitte ≤3 hafta kullanıma dair çalışma verisi mevcuttur.

        Dozaj ve uygulama (preparate/ülkeye göre değişebilir)

        Basınçlı Ölçülü Doz İnhaler (pMDI) – ipratropium tek başına

        • Sık kullanılan etiketler: 2 inhalasyon, günde 4 kez; 24 saatte en çok 12 inhalasyon. Birçok üründe ağızlık çıkışında 17–20 µg/püf verilir.
        • Bazı AB SmPC’lerinde erişkin/yaşlı için 1–2 püf, günde 3–4 kez; 6–12 yaş için 1–2 püf, günde 3 kez; <6 yaş 1 püf, günde 3 kez önerileri bulunur.

        Nebülizatör çözeltisi

        • Ambalajlar sıklıkla 250 µg/1 mL veya 500 µg/2 mL tek doz ünite hâlinde sunulur.
        • Erişkin/≥12 yaş: 250–500 µg, günde 3–4 kez (6–8 saatte bir).
        • Çocuklar (≈5–12 yaş): 125–250 µg, günde 3–4 kez.
        • Uygulama öncesi serum fizyoloji̇k ile seyreltme, ilgili SmPC talimatına göre yapılmalıdır.

        Kombinasyon inhalerleri (SABA + ipratropium)

        • Örn. ipratropium + albuterol/salbutamol kombinasyonları; tipik etiket: günde 4 kez 1 inhalasyon, 24 saatte ≤6 inhalasyon. Akut rahatlama ve tamamlayıcı bronkodilatasyon hedeflenir.

        Nazal sprey (rinore)

        • %0.03 (≈21 µg/püf): Erişkin ve ≥6 yaşta her burun deliğine 2 püf, günde 2–3 kez (BID–TID).
        • %0.06 (≈42 µg/püf):
          • Soğuk algınlığı (≥5 yaş): Her buruna 2 püf, günde 3–4 kez; ≤4 gün.
          • Mevsimsel alerjik rinit (≥5 yaş): Her buruna 2 püf, günde 4 kez; ≤3 hafta.
          • Nazal tıkanıklık ve hapşırmaya etkisizdir; gözle temastan kaçınılmalıdır.

        Özel popülasyonlar ve klinik notlar

        • Yaşlı: Genellikle erişkin dozları uygundur; sistemik maruziyet düşük olsa da ağız kuruluğu, idrar retansiyonu gibi antikolinerjik etkiler açısından izlem önerilir.
        • Gebelik/Laktasyon: İnsan verisi sınırlıdır; inhalasyonla sistemik absorbsiyon düşük olduğundan klinik açıdan anlamlı süt geçişi beklenmez; yarar–risk değerlendirmesi esastır.
        • Glokom/BPH/mesane boynu obstrüksiyonu: Dikkat gerektirir; nebulizasyon veya pMDI sisi gözle temas ederse akut açılı glokom tetiklenebilir. Maske ile uygulamada kaçakların önlenmesi önerilir.
        • Kistik fibroz: Gastrointestinal motilite üzerinde etkiler açısından dikkatli olunmalıdır.

        Kontrendikasyonlar ve uyarılar

        • Aşırı duyarlılık: İpratropium, atropin veya türevlerine/yardımcı maddelere karşı. Seyrek de olsa anafilaksi bildirilmiştir.
        • Paradoksik bronkospazm: Her inhalerde nadirdir; gelişirse ilaç kesilip alternatif tedaviye geçilmelidir.
        • Oküler etkiler: Gözle temasta miydriyaz, halo, ağrı ve göz içi basınç artışı görülebilir; hasta bilgilendirilmelidir.

        İlaç etkileşimleri

        • Diğer antikolinerjiklerle birlikte additif antikolinerjik etkiler görülebilir; kronik eşzamanlı kullanım önerilmez.
        • β₂-agonistlerle eş zamanlı kullanım bronkodilatör etkiyi artırabilir (tamamlayıcı mekanizma). Metilksantinlerle fonksiyonel sinerji rapor edilmiştir.

        Advers etkiler (sıklık preparata göre değişir)

        • İnhalasyon (pMDI/nebül): Ağız/boğaz kuruluğu, öksürük, baş ağrısı, baş dönmesi; nadiren taşikardi, hipersensitivite, paradoksik bronkospazm; gözle temas halinde oküler etkiler. Klinik çalışmalarda en sık üst solunum yolu irritasyonu ve ağız kuruluğu bildirilir.
        • Nazal sprey: Nazal kuruluk ve epistaksis en sık; çoğu hafif-orta ve geçicidir. Tıkanıklık ve hapşırma üzerine etkisi yoktur.

        Pratik uygulama ve cihaz tekniği

        • pMDI kullanımı: İlk kullanımda ve 3+ gün ara sonrası primerleme gerekir; gözle temastan kaçının; gerekiyorsa aralık parçası (spacer) tercih edilebilir. Doz sayacı 0’a geldiğinde inhaler değiştirilmelidir.
        • Nebülizör: Yüz maskesi kullanırken göz çevresine kaçışı önleyecek uyum önemli; izotonik NaCl ile seyreltme talimatı ürün SmPC’sine göre yapılır.
        • Nazal sprey: %0.03 (pereniyal rinit) ve %0.06 (soğuk algınlığı/mevsimsel rinit) preparatlarının püf başına mikrogram içeriği farklıdır; primerleme ve en fazla kullanım süresi etiketine uygun olmalıdır.

        Karşılaştırmalı konumlandırma ve kombinasyon stratejileri

        • KOAH bakımında: Güncel pratikte başlangıç tedavisinde LABA+LAMA kombinasyonları ön plandadır. SAMA’lar kısa süreli köprü veya semptomatik rahatlatıcı rolünde; uzun süreli idame gereksiniminde LAMA’ya geçiş rasyoneldir.
        • Astım alevlenmesi: SABA + ipratropium, acil bakımda yatış riskini azaltabilir; gündelik rahatlatıcı olarak SABA kadar hızlı/etkili değildir.


        Keşif

        20. yüzyılın başları: antikolinerjik düşüncenin filizlenmesi (≈1900–1939)

        • Doğal alkaloidlerden farmakolojiye: Avrupa tıbbında yüzyıllardır bilinen Atropa belladonna (atropin) ve skopolamin gibi tropan alkaloidleri, 20. yüzyıl başlarında deneysel farmakolojinin standart araçlarına dönüşerek parasempatik sistemin hedeflenebilirliğini gösterdi.
        • Reseptör kavrayışı: Vagal uyarı ile ortaya çıkan bronkokonstriksiyonun asetilkolin aracılı olduğu fikri, “muskarinik” etkilerin kavramsallaştırılmasıyla güçlendi. Bronş düz kası, submukozal bezler ve parasempatik refleks arkı üzerinden antikolinerjiklerin bronkodilatasyon ve sekresyon azaltımı potansiyeli anlaşıldı.
        • Klinik sezgi → deneysel ispat: O dönem verileri dağınık ve öncül olsa da, atropinin bronkodilatör etkisi ile taşikardi, görme bulanıklığı, ağız kuruluğu, KBB/biliyer etkiler ve SSS bulguları gibi sistemik yan etkiler arasındaki denge sorunu erken fark edildi.

        1950’ler–1960’lar: kuaterner amonyuma doğru tıbbi-kimyasal yönelim

        • Sorun tanımı: Atropin benzeri üçlü amin yapılar lipofildir ve kan–beyin bariyerini (KBB) görece kolay geçer; bu da özellikle astım/KOAH gibi kronik seyirli hastalıklarda istenmeyen SSS etkiler doğurur.
        • Kimyasal çözüm yaklaşımı: Kuaternerleştirme (dördüncül amonyum katyonu) ile kalıcı pozitif yük kazandırılmış antimuskarinikler daha hidrofilik hâle gelir; böylece KBB’yi ve sistemik dolaşımı sınırlı ölçüde geçen, lokal bronşiyal etkiye ağırlık veren bileşikler tasarlanabilir.
        • Klinik hedef:Hava yoluna özgü, hızlı fakat sistemik toksisite düşük” bir bronkodilatör profili. Bu, ileride hem ipratropium gibi kısa etkili (SAMA) hem de tiotropium gibi uzun etkili (LAMA) moleküllerin tasarım mantığını belirledi.

        1970’ler: ipratropium bromürün sentezi, klinik doğrulama ve ilk ruhsatlar

        • Sentez (1970): Boehringer Ingelheim araştırma programı, atropin iskeletinde kuaterner amonyum ve izopropil türevi modifikasyonlarla ipratropium bromürü geliştirdi. Yapısal hedef; hava yollarında lokal antagonizma ile sistemik emilimi ve SSS geçişini minimize etmekti.
        • Klinik erken dönem (≈1973–1977): İntravenöz veya aerosol atropine kıyasla inhale ipratropium ile FEV₁ artışı, hava yolu direncinde azalma ve semptom skorlarında iyileşme gösterildi; belirleyici fark yan etki yükünün azalmasıydı.
        • İlk ruhsat/market erişimi (1978):Atrovent®” adıyla Avrupa’da (ilk onaylar arasında İsviçre) pMDI ve inhale solüsyon formlarıyla klinik kullanıma girdi; kısa sürede acil servis ve göğüs hastalıklarında standart bronkodilatör cephaneliğin parçası oldu.

        1980’ler: küresel yayılım ve kombine bronkodilatasyon paradigması

        • Kılavuzlara girişi ve monoterapi: İpratropium, dönemin astım ve KOAH rehberlerinde monoterapi ve gerektiğinde kullanım seçeneklerine eklendi; sekresyon artışı belirgin olmayan bronkodilatör niteliğiyle dikkat çekti.
        • Sinerji konsepti: β₂-agonistlerle (salbutamol/albuterol) kombine kullanım, komplementer mekanizmalar (kolinerjik tonusun blokajı + adrenerjik bronkodilatasyon) üzerinden FEV₁ kazanımı ve semptom rahatlamasını artırdı. Bu mantıkla ipratropium+β₂-agonist sabit kombinasyonları (ör. Berodual®, Combivent®) yaygınlaştı ve akut alevlenmelerde yerleşik bir stratejiye dönüştü.
        • Güvenlik algısı: İnhalasyon yoluna özgü dağılım ve kalıcı katyon yapısı sayesinde SSS ve kardiyak advers olayların profilinin atropine kıyasla daha öngörülebilir ve genellikle daha hafif olduğu kabul gördü.

        1990’lar: formülasyonların çeşitlenmesi ve endikasyon ufkunun genişlemesi

        • Nebül solüsyonları: Farklı yaş grupları ve ağır alevlenmeler için tek doz üniteli nebül solüsyonları (ör. 250 µg/1 mL; 500 µg/2 mL) geliştirildi; acil servis/yoğun bakım iş akışlarına uyum sağlandı.
        • Nazal ipratropium (≈1996–1998): %0.03 (pereniyal rinit) ve %0.06 (mevsimsel rinit/soğuk algınlığı rinoresi) formülasyonlarıyla rinore odaklı endikasyon alanı oluştu; nazal tıkanıklık ve hapşırma üzerine sınırlı etkisi bilinerek hedef belirtiler netleştirildi.
        • LAMAların gelişi (son 1990’lar): Tiotropium bromür gibi uzun etkili antikolinerjikler, reseptöre uzun ikamet süresi ve gün aşırı yerine günde tek doz kullanımı mümkün kılan kinetikleriyle SAMA’ların idame tedavisindeki ağırlığını azalttı; SAMA’ların rolü kısa süreli, tamamlayıcı kulvara evrildi.

        2000’ler: cihaz–propelant dönüşümü ve kanıt mimarisinin olgunlaşması

        • CFC’den HFA’ya geçiş: Çevresel düzenlemelerle CFC itici gazlar HFA ile değiştirildi; Atrovent® HFA gibi ürünlerde püf başına nominal doz standardizasyonu ve doz sayacı gibi kullanım güvenliği öğeleri yaygınlaştı.
        • Kılavuzlaşan kanıt: KOAH’ta idame tedavide uzun etkili bronkodilatörlerin (LAMA/LABA) öne çıkması; astım akut alevlenmelerinde SABA’ya ipratropium eklemenin acil bakım koşullarında erken sonuçları iyileştirmesi (özellikle orta–ağır tablolar) gibi temalar sistematik derlemeler ve ulusal/uluslararası rehberlerle konsolide oldu.

        2010’lar: fenotipleştirme ve kombinasyon katmanlarının rafinmanı

        • Fenotip/endo-tip merceği: KOAH ve astımda fenotipleştirme arttıkça, kolinerjik tonusun baskın olduğu olgularda ipratropiumun hızlı, tamamlayıcı etkisi klinik akışlarda korunurken, idame sütununda LAMA/LABA (ve uygun olguda ICS) kombinasyonları temel hâline geldi.
        • Acil bakım pratiği: Astım alevlenmesinde tekrarlayan SABA dozlarına eşlik eden kısa süreli ipratropium protokolleri; KOAH alevlenmesinde ipratropium+SABA nebül protokolleri standardize edildi.
        • Nazal kullanımın yerleşmesi: Rinore odaklı, süre sınırlı kullanım şemaları (özellikle soğuk algınlığı için gün sayısı sınırı) etikette belirginleşti.

        2020’ler–günümüz: yerinin netleşmesi ve teknolojiye gömülü güvenlik

        • Kılavuz konumu: KOAH’ta başlangıç ve idame tedavinin temeli uzun etkili bronkodilatörler (LAMA/LABA); ipratropium ise gerektiğinde ve akut alevlenmelerde tamamlayıcı bir SAMA olarak konumlanır. Astımda günlük rahatlatıcı olarak yeri sınırlı; akut şiddetli tabloda SABA’ya ek kullanımı kanıta dayalıdır.
        • Cihaz ergonomisi ve eğitim: Primerleme, püf–inspirasyon senkronizasyonu, spacer kullanımı ve gözle temasın önlenmesi gibi ayrıntılarla hem etkinlik hem de oküler yan etki profilinin yönetimi optimize edildi.
        • Klinik beklenti: İpratropium, hızlı kolinerjik tonus kırıcı bir araç olarak akut sahnede ve çoklu bronkodilatasyon stratejisinde değerini korurken; idame tedavide LAMA kuşağının başarısı üzerine inşa edilen bir “tamamlayıcı” rol üstlenmeye devam ediyor. Nazal formülasyonlar, rinore semptomu için seçici ve kısa süreli çözüm olmaya devam ediyor.

        Dönemsel eksenlere göre kavramsal çerçeve

        1) İlaç kimyası–yapı/etki

        • Tropan iskeleti + kuaterner amonyum = düşük KBB geçişi, lokal hava yolu etkisi, kısa–orta etki süresi.
        • SAMA (ipratropium) ile LAMA (tiotropium vb.) arasındaki farkı belirleyen, reseptör bağlanma kinetiği ve disosiyasyon hızıdır; klinik olarak doz sıklığı ve idame uygunluğuna yansır.

        2) Cihaz–formülasyon evrimi

        • pMDI (CFC → HFA), nebül ünit doz, doz sayacı ve nazal sprey çeşitlenmesi, farklı yaş/şiddet/senaryolara erişilebilir çözümler sundu.

        3) Klinik kanıt organizasyonu

        • Akut astım/KOAH alevlenmesi: SABA’ya ipratropium eklenmesi erken FEV₁ artışı ve bazı çalışmalarda yatış ihtiyacı gibi “sert” sonuçlarda avantaj sağladı.
        • İdame KOAH: LAMA/LABA temeli üzerinde SAMA’nın rolü epizodik rahatlatıcı olarak sınırlandı.
        • Rinit: Rinore hedefli, zaman sınırlı ve semptom-odaklı kullanım; tıkanıklık/hapşırmaya etkisiz olduğu vurgusu.

        4) Güvenlik–uyarılar

        • Oküler temas (miydriyaz, GİB artışı) ve idrar retansiyonu riski olan hastalarda dikkat. Sistemik emilim düşük olsa da additif antikolinerjik yükten kaçınma ilkesi sürer.


        İleri Okuma
        1. Langley, J. N. (1905). On the reaction of cells and of nerve-endings to certain poisons. The Journal of Physiology, 33(4), 374–413.
        2. Dale, H. H. (1914). The action of certain esters and ethers of choline, and their relation to muscarine. Journal of Pharmacology and Experimental Therapeutics, 6, 147–190.
        3. Loewi, O. (1921). Über humorale Übertragbarkeit der Herznervenwirkung. Pflügers Archiv, 189, 239–242.
        4. Goodman, L. S., & Gilman, A. (eds.). (1970). The Pharmacological Basis of Therapeutics (5th ed.). New York: Macmillan.
        5. Martindale. (1972). The Extra Pharmacopoeia (25th ed.). London: The Pharmaceutical Press.
        6. Gross, N. J. (1975). Anticholinergic agents in obstructive airway disease. Chest, 68(2), 209–213.
        7. Patel, K. R. (1975). Bronchodilator actions of ipratropium bromide. Thorax, 30(2), 208–212.
        8. Boehringer Ingelheim. (1978). Atrovent® (ipratropium bromide) – initial European product information. In: Company Archive/PI.
        9. Barnes, P. J. (1984). Airway muscarinic receptors in asthma. American Review of Respiratory Disease, 130(3), 437–441.
        10. Ruffin, R. E., & Latimer, K. M. (1986). Combined ipratropium bromide and beta-agonist therapy in acute asthma. The Medical Journal of Australia, 145(11–12), 517–520.
        11. Gross, N. J. (1988). Ipratropium bromide. The New England Journal of Medicine, 319(8), 486–494. DOI: 10.1056/NEJM198808253190806
        12. Lötvall, J., Palmqvist, M., Arvidsson, P., Maloney, A., Ventresca, P., & Ward, J. (1999). Improved bronchodilation with a combination of salmeterol and ipratropium bromide compared with either drug alone. American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine, 160(6), 1882–1888. DOI: 10.1164/ajrccm.160.6.9901014
        13. Barnes, P. J. (2000). The pharmacology of ipratropium bromide. Chest, 117(2 Suppl), 63S–66S. DOI: 10.1378/chest.117.2_suppl.63s
        14. Hansel, T. T., & Barnes, P. J. (2002). New drugs for exacerbations of chronic obstructive pulmonary disease. The Lancet, 360(9342), 1533–1544. DOI: 10.1016/S0140-6736(02)11515-7
        15. FDA. (2003). Atrovent® Nasal Spray 0.06% – Labeling. U.S. Food and Drug Administration.
        16. FDA. (2006). Atrovent® HFA (ipratropium bromide) Inhalation Aerosol – Labeling. U.S. Food and Drug Administration.
        17. FDA. (2007). Atrovent® Nasal Spray 0.03% – Labeling. U.S. Food and Drug Administration.
        18. DailyMed. (2012). Combivent® (ipratropium bromide and albuterol) – Label. National Library of Medicine.
        19. Miravitlles, M., & Vogelmeier, C. (2016). Ipratropium bromide for chronic obstructive pulmonary disease: a review of recent findings. European Respiratory Review, 25(141), 340–348. DOI: 10.1183/16000617.0037-2016
        20. HPRA (İrlanda). (2021). Atrovent Inhaler CFC-Free SmPC (20 μg/puff). Health Products Regulatory Authority.
        21. Martindale. (2020). The Complete Drug Reference (40th ed.). London: Pharmaceutical Press.
        22. medicines.ie / HPRA. (2023). Atrovent 250 UDVs Nebuliser Solution SmPC (250 µg/1 mL).
        23. Teva UK. (2023). Ipratropium Steri-Neb SmPC (250 µg/1 mL; 500 µg/2 mL).
        24. GINA. (2024). Global Initiative for Asthma – Summary Guide 2024. Global Initiative for Asthma.
        25. GOLD. (2024). Global Initiative for Chronic Obstructive Lung Disease – 2024 Pocket Guide. Global Initiative for Chronic Obstructive Lung Disease.
        26. FDA. (2025). Atrovent® HFA (ipratropium bromide) – Current Labeling. U.S. Food and Drug Administration.