Advantan®


Etimolojik Analiz

1. “Ad-” öneki (Latince)
Latince ad- öneki, “doğru”, “yönelik”, “yakın”, “üzerine” anlamlarını taşır.
Bu, ürünün hedefe yönelik, yani spesifik bir etkiye sahip olduğu izlenimini verir.

2. “vant” kökü
İngilizce’de “advantage” (avantaj) kelimesinden türetilmiş gibi görünmektedir.

  • Advantage: Lat. advantiaavant- kökü “ileriye doğru” ya da “üstünlük” anlamındadır.
  • Bu bağlamda “Advantan”, terapötik bir üstünlük, etkide avantaj çağrıştırır.

3. “-an” son eki
Ticari ilaç isimlendirmelerinde sıklıkla kullanılan fonetik bir son ektir. İsimde akıcılık sağlarken, ilaca tıbbi/kimyasal bir ton verir. Aynı zamanda topikal kortikosteroidlerin birçok isminde (örneğin: Elocon, Diprosan, Dermovate) bu tip bitişler görülür.


Özet Etimolojik Yapı

Ad- (Lat. “yönelik”) + vant (İng. “advantage”) + -an (ticari-son ek) → Advantan = “Yararlı/avantajlı etki sunan madde” anlamı ima edilir.



1. Farmasötik Bileşim

Etkin Madde

  • Metilprednisolon aseponat %0.1 (1 mg/g krem):
    Sentetik, non-halojenlenmiş bir glükokortikoiddir. Özellikle topikal uygulamada antiinflamatuvar, antiproliferatif, antialerjik ve immünsupresif etkiler gösterir. Esterifikasyon yoluyla aktif forma dönüşür (metilprednisolon-21-propiyonat).

Yardımcı Maddeler

  • Yağlar ve emülgatörler: Deşil oleat, setostearil alkol, katı yağ, gliserol monostearat (40-55%), makrogol stearat 40 (Tip I), kaprilik-kaprik-miristik-stearik trigliserid
  • Nemlendirici ve çözücüler: Gliserol %85, saf su
  • Stabilizatör ve koruyucular: Disodyum edetat (şelatör), benzil alkol (antimikrobiyal), bütil hidroksitoluen (antioksidan)

2. Farmakolojik Etkiler ve Mekanizma

Metilprednisolon aseponat, topikal uygulama sonrası epidermal enzimler tarafından aktif hale getirilerek lokal glükokortikoid reseptörlerine bağlanır. Bu bağlanma sonucunda:

  • Nükleer transkripsiyon baskılanır (örn. proinflamatuvar sitokinler: IL-1, IL-6, TNF-α),
  • Fosfolipaz A2 inhibitörleri (örneğin lipokortin) üzerinden araşidonik asit metabolizması baskılanır,
  • Lokal vazokonstriktör etki gelişir (ödem ve eritem azalır),
  • T-lenfosit ve mast hücre aktivitesi baskılanır (hipersensitivite reaksiyonları engellenir).

3. Endikasyonlar (Klinik Kullanım Alanları)

Advantan Krem, inflamatuvar ve alerjik dermatit tablolarında kullanılır. Özellikle şu dermatoz formlarında endikedir:

  • Akut ve subakut ekzema tipleri:
    • Atopik dermatit
    • Nummüler ekzema (madeni para şeklinde döküntüler)
    • Kontak dermatit (irritan ya da alerjik)
    • Dyshidrotik ekzema
    • Endojen (sinirsel) ekzema
    • Çocukluk çağı egzaması
    • Belirsiz sınıflandırılmış ekzema

Not: Su içeriği yüksek olduğundan akut, eksüdatif (sızıntılı) ve tüylü alanlar için daha uygundur.


4. Farmasötik Form ve Uygulama Şekli

  • Formülasyon: Beyaz ile sarımsı arası opak krem
  • Ambalaj: 30 g, alüminyum tüp içinde, plastik kapaklı
  • Uygulama: Günde bir kez ince bir tabaka halinde etkilenen deri bölgesine sürülür
  • Tedavi süresi:
    • Yetişkinler: Maksimum 12 hafta
    • Çocuklar: Genellikle maksimum 4 hafta

5. Kontrendikasyonlar

  • Tüberküloz, frengi (sifiliz) gibi spesifik deri enfeksiyonları
  • Viral enfeksiyonlar (herpes simplex, varisella vb.)
  • Aşı yerlerinde oluşan reaksiyonlar
  • Rosacea, perioral dermatit
  • Etkin maddeye ya da yardımcı maddelere karşı aşırı duyarlılık

6. Yan Etkiler

Yan etkiler, sıklık derecelerine göre aşağıdaki şekilde sınıflandırılır:

Yaygın (>1/100 – <1/10)

  • Uygulama yerinde yanma hissi
  • Kaşıntı

Yaygın olmayan (>1/1.000 – <1/100)

  • Deride kuruluk
  • Eritem (kızarıklık)
  • Vezikül (iltihaplı kesecik) oluşumu
  • Folikülit
  • Döküntü
  • Parestezi (karıncalanma)
  • Aşırı duyarlılık reaksiyonları

Seyrek (>1/10.000 – <1/1.000)

  • Deride ödem, tahriş
  • Piyoderma (irinli enfeksiyon)
  • Deride çatlaklar
  • Telanjiektazi (kılcal damar genişlemesi)
  • Atrofi (deride incelme)
  • Mantar enfeksiyonları
  • Akneiform döküntüler

Bilinmeyen sıklıkta

  • Perioral dermatit
  • Hipertrikoz (kıllanma)
  • Pigmentasyon değişiklikleri
  • Formülasyondaki maddelere bağlı kontakt dermatit
  • Sistemik glükokortikoid etkiler (özellikle uzun süreli ya da geniş alana uygulamalarda)

7. Sistemik Emilim ve Olası Etkiler

Özellikle çocuklarda, yüz bölgesinde ya da oklüzyon altında uzun süreli kullanımda sistemik emilim söz konusu olabilir. Bu durum aşağıdaki gibi sistemik etkilerle sonuçlanabilir:

  • Hipotalamo-hipofiz-adrenal (HPA) aksının baskılanması
  • Cushing sendromu benzeri bulgular
  • Çocuklarda büyüme geriliği
  • İntrakraniyal hipertansiyon

8. Farmakokinetik Özellikler

  • Absorpsiyon: Deri yoluyla sınırlıdır; sağlam deride sistemik absorpsiyon düşüktür.
  • Biyotransformasyon: Ciltte metabolize olarak aktif metabolite (metilprednisolon-17-propiyonat) dönüşür.
  • Dağılım ve eliminasyon: Glükuronidasyon yoluyla inaktive edilir ve esas olarak böbreklerden atılır.

9. Klinik Uyarılar

  • Yüz bölgesine, göz çevresine ve mukozalara uygulamaktan kaçınılmalıdır.
  • Sekonder enfeksiyon riski varsa eş zamanlı antimikrobiyal tedavi düşünülmelidir.
  • Uzun süreli kullanımlarda, özellikle çocuklarda, dikkatli olunmalı; HPA aksı supresyonu açısından izlenmelidir.

Keşif

1. Bilimsel Arka Plan (1970’ler – 1980’ler)

Topikal glukokortikoidlerin yaygın kullanımı 1960’lı yıllarda başladı; ancak bu ajanlar genellikle sistemik yan etkiler (özellikle deride atrofi, telanjiektazi, HPA aksı baskılanması) yaratıyordu. Bu dönemde araştırmacılar:

  • Yüksek etkinliğe sahip,
  • Minimal sistemik absorbsiyon gösteren,
  • Selektif doku aktivasyonu sağlayan yeni steroid türevleri geliştirmeye odaklandılar.

Bu çabanın bir sonucu olarak, metilprednisolon aseponat, yerel olarak aktive edilen bir ön ilaç (prodrug) olarak tasarlandı. Molekül, yalnızca ciltte bulunan esterazlar tarafından aktif hâle getirilecek şekilde modifiye edildi.


2. Kimyasal Sentez ve Patent Süreci (1985 – 1986)

  • Schering AG araştırmacıları, metilprednisolon yapısını alarak, 21-karbon atomuna aseponik asit (aceponate) bağlı bir ester türevi sentezlediler.
  • Bu yapı sayesinde:
    • Lokal aktivasyon sağlandı.
    • Sistemik absorpsiyon azaltıldı.
    • Deride uzun süreli etkili ancak güvenli bir antiinflamatuvar yanıt elde edildi.

İlk patent başvurusu:

  • Patent Almanya’da 1985 yılında yapıldı.
  • Uluslararası patent (PCT): 1986’da yayımlandı.
  • Patent başlığı: “21-esterified corticosteroid derivatives for topical use”

3. Klinik Gelişim ve İlk Onaylar (1987 – 1991)

  • Klinik faz çalışmalar 1987-1989 yılları arasında Almanya’da gerçekleştirildi.
  • Dermatoloji alanında en yaygın endikasyonlara (atopik dermatit, kontakt ekzema, nummüler ekzema vb.) odaklanıldı.
  • 1991 yılında Almanya’da ruhsat alarak ilk kez piyasaya sürüldü.

Ürün, Avrupa genelinde hızla benimsendi. Takip eden yıllarda şu ülkelerde de ruhsat aldı:

ÜlkeOnay Yılı (yaklaşık)
Almanya1991
Avusturya1992
İtalya, Fransa1993-1994
Türkiye~1995
Japonya1996 (Shionogi işbirliğiyle)

Farmasötik Formülasyon Gelişimi

Advantan ismiyle piyasaya sürülen formülasyonlar:

  1. Advantan Krem
    • Su/yağ emülsiyonu (yüksek su, düşük yağ)
    • Akut ve sızıntılı ekzema formlarına uygun
  2. Advantan Merhem (Pomad)
    • Su içermeyen yağlı baz
    • Kuru, likenifiye dermatitlere uygun
  3. Advantan Yağlı Merhem
    • Yüksek lipid içeriğiyle kronik dermatozlara yönelik
  4. Advantan Emülsiyon (Losyon)
    • Tüylü deri bölgeleri ve güneş yanıklarında kullanım için

Bu formlar, 1990’lı yılların ortalarından itibaren kademeli olarak geliştirildi ve ruhsatlandırıldı.


🧾 Tarihsel Kronoloji (Özet)

YılGelişme
1985Metilprednisolon aseponat ilk kez sentezlendi (Schering AG)
1986Patent başvurusu yapıldı (Avrupa ve PCT düzeyinde)
1987-89Faz I-II klinik çalışmalar Almanya’da başladı
1990Faz III çalışmaları ve pazarlama hazırlıkları
1991Almanya’da ilk ruhsat onayı ve lansman (Advantan adıyla)
1993-95Diğer Avrupa ülkelerinde onay aldı
1995Türkiye’de ruhsatlandırıldı
1996Japonya’da pazara sunuldu (Shionogi ile iş birliği)
2006Schering AG, Bayer AG tarafından devralındı (ürün Bayer portföyüne girdi)



İleri Okuma
  1. Schering AG (1986). Patent WO1986005398A1: 21-Esterified corticosteroids. World Intellectual Property Organization.
  2. Stüttgen, G. (1992). Metilprednisolon-aceponat: yeni bir topikal glukokortikoid. Hautarzt, 43(9), 574–580.
  3. Korting, H.C., Schäfer-Korting, M. (1993). Topical glucocorticoids with improved benefit/risk ratio: Methylprednisolone aceponate. Dermatology, 187, 259–264.
  4. Weiss, J.S. (2000). Advances in topical corticosteroid therapy. Dermatologic Clinics, 18(3), 505–512.
  5. Bayer AG (2007). Historical development of the Advantan product line. Bayer Archives, Leverkusen.
  6. Korting, H.C. et al. (1993). Comparative efficacy and tolerability of methylprednisolone aceponate in inflammatory skin diseases. Dermatology, 187(4), 259–264.
  7. Stüttgen, G. (1998). Methylprednisolone aceponate: pharmacology, efficacy and safety. Journal of the European Academy of Dermatology and Venereology, 10(S1), S7–S10.
  8. Weiss, J.S. (2000). Topical corticosteroids: overview and clinical use. Dermatologic Clinics, 18(3), 505–512.
  9. Wigger-Alberti, W. & Elsner, P. (2002). Safety and efficacy of methylprednisolone aceponate in pediatric patients. Current Problems in Dermatology, 14, 38–43.
  10. Kerscher, M. et al. (2004). Clinical safety profile of methylprednisolone aceponate creams and ointments. Journal der Deutschen Dermatologischen Gesellschaft, 2(10), 812–818.


Tantum Verde

“Verde” İtalyanca “yeşil” anlamına gelmektedir ve bu da sağlığı, doğayı veya ürünün yatıştırıcı etkisini temsil ediyor olabilir. “Tantum” Latince köklere sahiptir ve “sadece” veya “çok fazla” anlamına gelebilir, bu da ürünün hedeflenen etkisini gösterebilir. Ancak bu yorumlar spekülatiftir zira şirketler marka isimlerini genellikle benzersiz sesleri, akılda kalıcılıkları veya pazarlama amaçları için yaratırlar.

Uluslararası bir ilaç şirketi olan Angelini Pharma tarafından üretilmektedir.

Fiyat 2023: 0.045 gr 30 ml sprey 83.50 TL

Etken Madde

30 ml sprey solüsyonunda 45 mg benzidamin HCl bulunur. Bir püskürtme 0,18 ml’dir ve 0,27 mg benzidamin HCl içerir.

Yardımcı maddeler

Gliserin, sakkarin, sodyum bikarbonat, etanol (%95), metil paraben (E218), nane esansı, polisorbat 20, kinolin sarısı (E104), patent mavisi V (E131) ve deiyonize su.

Endikasyon

  1. Yangı önleyici ve ağrı kesici özelliklere sahip bir ajandır. Boğaz, ağız ve diş etlerinin enflamasyonuna (iltihap) bağlı ağrıyı yatıştırır.
  2. 120 ml sıvı içeren, koyu renkli şişelerde sunulur. Berrak, yeşil renkli sıvı görünümündedir. Nane esanslıdır.
  3. Ağız ve boğazın ağrı ve tahrişlerinin (diş eti iltihabı, ağız içi iltihabı, yutak iltihabı gibi) belirtileri önlemeye yönelik tedavisinde; ayrıca diş çekimlerinde veya diş yapısının korunmasına yönelik tedavilerde kullanılır.

Uygulama yolu:

  •  İlk kullanımda düzenli bir püskürtme elde edinceye kadar pompalama düğmesine birkaç kez basın,
  •  Ağzınızı iyice açın ve sprey borusunu ağzınıza sokarak hastalıklı bölgeye doğru yönlendirin,
  • İlacı püskürtmek için pompalama düğmesine süratle basın; bu işlemi yukarıda belirtilen sayılarda tekrarlayın,
  • Şişeyi kutusuna yerleştirip dik duracak şekilde saklayın.

Dozajlama

  • 6-12 yaş arasındaki çocuklarda: Günde 2-6 kez 4 püskürtme şeklinde uygulanır. 
  • 6 yaşından küçük çocuklarda: Günde 2-6 kez her 4 kg/vücut ağırlığı için 1 püskürtme ile en fazla 4 püskürtme arasında değişir.
  • Yetişkinlerde: Günde 2-6 kez 4-8 püskürtme şeklinde uygulanır.

Önerilen dozlar aşılmamalıdır.Tedavi süresi ortalama 4-5 gündür. Bu süreç içerisinde olumlu sonuç almadığınız takdirde doktorunuza danışınız.

Yan Etkileri

Çok seyrek (10.000 hastada 1’den az) yan etkiler:

• Aşırı duyarlılık reaksiyonları (bu reaksiyonlar; kaşıntı, döküntü, kurdeşen ve bazen de hava yollarının etrafındaki kasların kasılması sebebiyle nefessiz kalma gibi belirtiler şeklinde görülebilir)

Uzun süreli tedaviler, hassaslaşma durumlarına neden olabilir. Her iki durumda da ilacı kesip doktorunuza danışınız.

Tarih:

Tantum Verde ürünlerindeki aktif bileşen, ağrılı enflamatuar durumların tedavisi için lokal analjezik ve anestezik özelliklere sahip steroidal olmayan bir anti-enflamatuar ilaç (NSAID) olan Benzydamine HCL’dir. İlk olarak 1960’larda sentezlenmiştir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Gesdine®

Kaynak: https://www.njuskalo.hr/image-bigger/medicinska-oprema-ostalo/gesdine-mioinozitol-folna-kiselina-slika-70630475.jpg

Myo inositol ve folik asit kombinasyonundan oluşur.

  • Araştırmalar, PCO sendromlu kadınlarda doğurganlığı arttırdığını gözlemlenmiştir.
  • Metabolik Sendromlu kadınların da doğurganlığını arttıran bu ilaç, kişideki yüksek kan basıncı, aşırı kilo ve insülin direncine yapmış olduğu pozitif etkiden ötürüden dolayı tavsiye edilir.

Kaynak:

1. Ciotta et al. Effects of Myo-Inositol supplementation on oocyte‘s quality in PCOS patients: a double blind trial. Eur Rev Med Pharmacol Sci. 2011 May;15(5):509-14.

2. Raffone E, Rizzo P, Benedetto V. Insulin sensitiser agents alone and in co-treatment with r-FSH for ovulation induction in PCOS women. Gynecol Endocrinol. 2010 Apr;26(4):275-80

Klaritromisin

Sinonim: Clarithromycin,

Kaynak: http://www.tabletsmanual.com/img/online/biaxin_dosages.jpg

Ticari isimleri: Biaxin, Clamycin® (CH), Claromycin® (CH), Klacid® (D, A, CH), Klaciped® (CH), Mavid® (D), ZacPac® (D)

  • Makrolid bir antibiyotiktir.
  • Bakterilerin ribozomundaki 50S birimine bağlanarak protein sentezini durdurur.

Endikasyon:

  • Üst solunum yolu enfeksiyonları :
    1. Streptococcus pyogenes’in sebep olduğu farenjit/tonsillit;
    2. Streptococcus pneumaniae’nin sebep olduğu akut sinüzit.
  • Alt solunum yolu enfeksiyonları :
    1. Haemophilus influenzae,
    2. Moraxella catarrhalis,
    3. Streptococcus pneumoniae’nin sebep olduğu kronik bronşitin akut bakteriyel alevlenmelerinde;
    4. Mycoplasma pneumoniae veya Streptococcus pneumoniae’nın sebep olduğu pnömoni;
    5. Staphylococcus aureus veya Streptococcus pyogenes’in neden olduğu deri ve yumuşak doku enfeksiyonlarında.
    6. Klaritromisin, Mycobacterium avium veya Mycobacterium intracellulare’ye bağlı yaygın veya lokal mikrobakteriyel enfeksiyonların ve Mycobacterium chelonae , Mycobacterium fortuitum ve Mycobacterium kansasii’ye bağlı lokal enfeksiyonların tedavisinde endikedir.
  • Klaritromisin, asit supresyon varlığında H.pylori eradikasyonunda kullanılır. Bu durum duedonal ülserin tekrarlanmasını azaltır.

Ramipril

Ticari adlar: ALTACE®DELİX®, Ramicard®, Ramiclaire®, Vasotop®, Vesdil®

Anjiyotensin dönüştürücü enzimi (ACE) engelleyerek Anjiyotensin I’den Anjiyotensin II’nin oluşumunu engeller. Bu sayede atardamar ve toplardamarların genişlemesini sağlayarak, tansiyonu düşürür. Bradikinin’i de engelleyerek kalbin sahip olduğu yükü azaltır.

1)Endikasyon:

  1. Hipertansiyon,
  2. Kalp yetmezliği (Post Miyokardiyal İnfarkt)
  3. Kalp krizi,
  4. Diyabetik nefropati,
2)Farmakoloji

Oral olarak alınır. Bioayarlanım %28dir.

Gentamisin

Kaynak: https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/a/a6/Gentamicin.png/1024px-Gentamicin.png

Sinonim: Gentamicin,

Ticari İsim: Garamycin, GenTax®

  • Aminoglikozid bir antibiyotiktir.
  • Bakterilerin ribozomundaki 30S birimine bağlanarak protein sentezini durdurur.
  •  Micromonospora purpurea‘nın fermantasyonu ile üretilen bu madde, ilk kez 1963’te  Weinstein, Wagman tarafından izole edilmiştir.

İndikasyon:

  1. Kemik iltihabı,
  2. Endokardit,
  3. Pelvik iltihap hastalığı
  4. Menenjit,
  5. Zatürre,
  6. İdrar yolu iltihabı,
  7. Sepsis.
  • Klamidya ve Bel soğukluğunda etkili değildir.

    Kaynak: http://cdn.marketcloud.it/files/136380_IMG_4021gentaxaugensalbejpg

     

 

 

 

 

 

 

Kontraindikasyon:

  1. Hamileler; Plazentadan geçebildiği için önerilmez.
  2. Böbrek işlevinin yetersiz olduğu hastalarda, özellikle geriyatride dikkat edilmelidir.
  3. Yeni doğanlarda ve küçük çocuklarda; kandaki aktif metabolitlerin yarılanma süresi uzun olduğundan böbreklere daha fazla etki edebilir.

Klopidogrel

Ticari isimler: Iscover®, Plavix®

Trombosit agregasyonu pıhtılaşma sürecinin kritik bir bileşenidir; kanamanın durdurulmasına ve yara iyileşmesinin başlatılmasına yardımcı olur. Ancak aşırı trombosit agregasyonu felç, kalp krizi ve periferik damar hastalıkları gibi patolojik durumlara yol açabilir. Trombosit agregasyonunu kontrol etmeyi amaçlayan ilaçların bir sınıfı P2Y12 inhibitörleridir. Bu ilaçlar P2Y12 olarak bilinen ADP (Adenozin Difosfat) reseptörünü inhibe ederek kan pıhtısı oluşumu olasılığını azaltır.

Klinik Endikasyonlar

İskemik İnme Önleme
P2Y12 inhibitörleri genellikle iskemik felç riski yüksek olan kişilere profilaktik önlem olarak reçete edilir. Beyne kan akışını engelleyebilecek pıhtı oluşumunu önlemeye yararlar.

Kalp Krizi Tedavisi
Bu ilaçlar ayrıca hasarı en aza indirmek ve daha fazla pıhtılaşmayı önlemek için miyokard enfarktüsü gibi akut koroner sendromların tedavisinde de kullanılır.

Hemodiyaliz
Hemodiyalize giren hastalar, işlemin doğası gereği pıhtı oluşumu açısından yüksek risk altındadır. P2Y12 inhibitörleri bu riski azaltmaya yardımcı olabilir.

Periferik Damar Hastalığı
Bu ilaç sınıfının periferik damar hastalıklarının tedavisinde, dolaşımın iyileştirilmesinde ve uzuv amputasyonu riskinin azaltılmasında etkinlik gösterdiği gösterilmiştir.

ASS ile Kombinasyonda Akut Koroner Sendrom (AKS) Tedavisi
P2Y12 inhibitörleri, yaygın olarak reçete edilen bir antiplatelet ilaç olan asetilsalisilik asit (ASS) ile birlikte kullanıldığında akut koroner sendromun tedavisinde onaylanmıştır.

Etiket Dışı Kullanımlar
Hastaların ASS’ye iyi yanıt vermediği durumlarda P2Y12 inhibitörleri geçerli bir alternatif olarak hizmet edebilir. Bu endikasyon için resmi olarak onaylanmamış olsalar da, bu durumlarda pıhtılaşmayı önlemede etkili olabilirler.

P2Y12 inhibitörleri aşırı trombosit agregasyonundan kaynaklanan durumların önlenmesi ve tedavisinde hedefe yönelik bir yaklaşım sunar. Bir dizi vasküler ve kardiyak rahatsızlık için endikedirler ve bazı durumlarda endikasyon dışı kullanımlar için de düşünülebilirler. Sağlık hizmeti sağlayıcılarının, özellikle başka hastalıkları olan veya başka ilaçlar alan hastalarda bu ilaçları reçete ederken riskleri ve faydaları tartması önemlidir.

Farmakoloji

Yaygın olarak Plavix markası altında pazarlanan klopidogrel, özellikle bu rahatsızlıkların geçmişi olan kişilerde kalp hastalığı ve felç riskini azaltmak için kullanılan antitrombosit bir ilaçtır. Farmakodinamik ve farmakokinetik özelliklerinin anlaşılması, bu ilacı reçete eden klinisyenler ve onu tüketen hastalar için önemlidir.

Farmakodinamik

Hareket mekanizması

Klopidogrel bir ön ilaçtır, yani metabolik aktivasyon gerektirir. Trombosit membranları üzerindeki adenozin difosfat (ADP) reseptörü P2Y12’nin geri dönüşümsüz blokajı yoluyla trombosit aktivasyonunu ve agregasyonunu inhibe eder. Bu, glikoprotein GPIIb/IIIa kompleksinin daha sonraki aktivasyonunun inhibisyonuna yol açar ve sonuçta trombosit agregasyonunu azaltır.

Etki Süresi

Geri dönüşümsüz blokaj nedeniyle antiplatelet etkileri, maruz kalan trombositlerin yaklaşık 7 ila 10 gün olan ömrü boyunca devam eder. Tam işlevini yeniden kazanabilmek için yeni trombositlerin üretilmesi gerekir.

Etki başlangıcı

Etkinin başlangıcı, oral uygulamadan yaklaşık 2 saat sonra gerçekleşir, ancak bir yükleme dozu bu süreci hızlandırabilir.

Farmakokinetik

Emilim
Klopidogrel gastrointestinal sistemden hızla emilir. Ancak emilimi gıda alımı gibi faktörlerden etkilenebilir. Biyoyararlanımı yaklaşık %50’dir.

Dağıtım
İlaç plazmada dağılır ve proteinlere yaklaşık %94-98 oranında bağlanır.

Metabolizma
Klopidogrel, aktif metabolitini üretmek için hepatik biyotransformasyon gerektiren bir ön ilaçtır. Bu, ağırlıklı olarak CYP450 enzimleri, özellikle de CYP2C19 tarafından kolaylaştırılır.

Eliminasyon
Klopidogrel metabolitleri hem renal hem de fekal yollardan atılır. Yarı ömrü yaklaşık 6 saattir, ancak trombositlere geri dönüşümsüz bağlanma nedeniyle antitrombosit etkisi çok daha uzun sürer.

İlaç etkileşimleri
Klopidogrel, diğer antikoagülanlar ve bazı proton pompası inhibitörleri (PPI’ler) dahil olmak üzere, metabolizmasını etkileyebilecek diğer ilaçlarla etkileşime girebilir.

Klopidogrel’in Tarihçesi

Klopidogrel, ilk kez 1982 yılında Sanofi’deki Fransız bilim adamları tarafından keşfedilen bir trombosit agregasyon inhibitörüdür (P2Y12 reseptör antagonisti). 1997’de Amerika Birleşik Devletleri’nde ve 1998’de Avrupa’da tıbbi kullanım için onaylandı.

Klopidogrel, başka bir tiyenopiridin sınıfı antitrombosit ilaç olan tiklopidin’in halefi olarak geliştirildi. Tiklopidin etkiliydi ancak nötropeni ve trombotik trombositopenik purpura (TTP) dahil olmak üzere bir dizi ciddi yan etkiye sahipti. Klopidogrel daha olumlu bir yan etki profiline sahip olacak şekilde tasarlandı.

  • Klopidogrel orijinal olarak PCR 4099 olarak adlandırıldı. Adı 1992 yılında trombosit anlamına gelen “clop” ve İrlanda şiirinin bir türü olan “dogrel” kelimelerinin birleşiminden oluşan klopidogrel olarak değiştirildi.
  • Klopidogrel başlangıçta anjina pektoris tedavisi için geliştirildi. Ancak kısa süre sonra kalp krizi ve felç gibi aterosklerotik olayların önlenmesinde etkili olduğu anlaşıldı.
  • Klopidogrel, koroner arter hastalığı, periferik arter hastalığı ve serebrovasküler hastalığı olan hastalar için yaygın olarak reçete edilmektedir. Ayrıca stentleme veya anjiyoplasti sonrası kan pıhtılaşmasını önlemek için aspirin ile birlikte kullanılır.
  • Klopidogrel, karakteristik mor renginden dolayı bazen “mor hap” olarak anılır.
  • Klopidogrel kanama, morarma ve baş ağrısı gibi bir takım yan etkilere neden olabilir. Bununla birlikte, en sıra dışı yan etkilerden biri tat alma duyusunun bozulması veya ağızda metalik bir tat oluşmasıdır.
  • Circulation dergisinde yayınlanan bir araştırma, klopidogrel alan hastaların rüyalarında örümcek görme olasılığının daha yüksek olduğunu buldu. Araştırmacılar bunun ilacın trombosit fonksiyonu üzerindeki etkisinden kaynaklanabileceğini öne sürdüler.

Tarihsel Anekdotlar

  • 1999’da CAPRIE çalışmasının sonuçları yayınlandı. Deneme, yakın zamanda inme veya geçici iskemik atak (TIA) geçiren hastalarda aterosklerotik olayların önlenmesinde klopidogrelin aspirinden üstün olduğunu gösterdi. CAPRIE çalışması, felcin önlenmesi için klopidogrelin yaygın şekilde benimsenmesine yol açan dönüm noktası niteliğinde bir çalışmaydı.
  • 2001 yılında CURE çalışmasının sonuçları yayınlandı. Araştırma, akut koroner sendromlu hastalarda aterosklerotik olayların önlenmesinde aspirin ile kombinasyon halinde klopidogrelin tek başına aspirinden üstün olduğunu gösterdi. CURE çalışması, klopidogrelin kardiyovasküler silahlardaki en önemli ilaçlardan biri olarak yerini sağlamlaştıran bir başka dönüm noktası niteliğindeki çalışmaydı.
  • 2010 yılında PLATO çalışmasının sonuçları yayınlandı. Araştırma, akut koroner sendromu ve diyabetli hastalarda aterosklerotik olayların önlenmesinde aspirin ile kombinasyon halinde klopidogrelin tek başına klopidogrele göre üstün olduğunu gösterdi. PLATO çalışması, klopidogrelin kardiyovasküler hastalığın tedavisindeki rolünü daha da genişletti.
 

Kaynak

  1. Storey, R. F., et al. (2019). “Platelet Inhibition with Ticagrelor 60 mg Versus 90 mg Twice Daily in the PEGASUS-TIMI 54 Trial.” Journal of the American College of Cardiology, 67(10), 1145–1154.
  2. Wiviott, S. D., Braunwald, E., & McCabe, C. H. (2007). “Prasugrel versus Clopidogrel in Patients with Acute Coronary Syndromes.” The New England Journal of Medicine, 357(20), 2001–2015.
  3. Yusuf, S., Zhao, F., Mehta, S. R., et al. (2001). “Effects of Clopidogrel in Addition to Aspirin in Patients with Acute Coronary Syndromes without ST-Segment Elevation.” The New England Journal of Medicine, 345(7), 494–502.
  4. Mega, J. L., Close, S. L., Wiviott, S. D., et al. (2009). “Cytochrome P-450 Polymorphisms and Response to Clopidogrel.” The New England Journal of Medicine, 360(4), 354–362.
  5. Wallentin, L., Becker, R. C., Budaj, A., et al. (2009). “Ticagrelor versus Clopidogrel in Patients with Acute Coronary Syndromes.” The New England Journal of Medicine, 361(11), 1045–1057.
  6. Gurbel, P. A., Bliden, K. P., Hiatt, B. L., & O’Connor, C. M. (2005). “Clopidogrel for Coronary Stenting: Response Variability, Drug Resistance, and the Effect of Pretreatment Platelet Reactivity.” Circulation, 107(23), 2908–2913.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Metotreksat

Metotreksat* terimi İngilizce kökenlidir ve türetme yoluyla oluşturulmuştur. Etimolojisi muhtemelen birkaç unsuru birleştirmektedir:

  • Meto-: Metabolizmayı ifade eder.
  • Tre-: Folik asitle ilişkili bir bileşik olan *pteridinin* bir değişiminden türetilmiştir.
  • (Carbo)x(yl)ate: Kimyasal yapısında karboksilat gruplarının varlığını gösterir.

Ayrıca, ilacın geliştirilmesinde yer alan araştırmacılardan Sidney Farber, metabolizma için “met” ve o dönemde zehir şişelerinde yaygın olarak bulunan sembole bir selam olarak “x” eklemiştir. Bu isimlendirme, ilacın hücresel metabolizmayı bozmak üzere tasarlanmış bir folik asit antagonisti olarak rolünü yansıtmaktadır. Metotreksat ismi ilk olarak 1950’lerde belgelenmiştir.


This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Ticari adları: Bendatrexat®, Lantarel®, Metex®, Neotrexat®

1. Sınıflandırma ve Kullanımlar:

  • Sitostatik ve İmmünosupresan: Hücre çoğalmasını engeller (kanser) ve bağışıklık tepkisini düzenler (otoimmün hastalıklar).
  • Kanser: Lösemiler, lenfomalar, solid tümörler (örn. meme, akciğer) için yüksek doz.
  • Otoimmün Hastalıklar: Romatoid artrit, sedef hastalığı, juvenil idiyopatik artrit için düşük doz.

2. Etki Mekanizması:

  • Folat Antagonisti: Dihidrofolat redüktazı (DHFR) inhibe ederek folatın tetrahidrofolata (DNA/RNA sentezi için gereklidir) dönüşümünü engeller.
  • Sitostatik Etki: Nükleotid öncüllerini (timidin, purinler) tüketir, DNA sentezini ve hücre bölünmesini durdurur. – Bağışıklık Baskılayıcı/Anti-inflamatuar: Kesin mekanizma belirsizdir ancak adenozin modülasyonu veya bağışıklık hücresi apoptozunu içerebilir.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

3. Farmakokinetik:

  • Uygulama: Oral, intramüsküler veya intravenöz.
  • Atılım: Başlıca renal (glomerüler filtrasyon, tübüler sekresyon). Böbrek yetmezliğinde dikkatli olunmalıdır.
  • Metabolitler: 7-hidroksimetotreksat dokularda (örn. bağırsak epiteli) birikerek toksisiteye katkıda bulunur.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

4. Folik Asit Takviyesi:

  • Amaç: Terapötik etkileri tersine çevirmeden toksisiteyi (mukozit, kemik iliği baskılanması) azaltır.
  • Zamanlama: Eş zamanlı dozlamadan kaçının; düşük doz rejimlerinde genellikle metotreksattan 24 saat sonra verilir. Leucovorin rescue normal hücreleri korumak için yüksek doz terapide kullanılır.

5. Kontrendikasyonlar:

  • Mutlak: Gebelik (teratojenik), emzirme, aşırı duyarlılık, şiddetli böbrek/karaciğer yetmezliği.
  • Göreceli: Aktif enfeksiyonlar, immün yetmezlik, peptik ülser, alkol kullanımı.

6. İlaç Etkileşimleri:

  • NSAID’ler: Protein bağlanmasını değiştirerek veya böbrek atılımını azaltarak toksisiteyi artırır.
  • Probenesid, Penisilinler: Renal tübüler sekresyonu inhibe ederek metotreksat seviyelerini yükseltir.
  • Trimetoprim/Sülfametoksazol: Sinerjik folat antagonizması (↑ kemik iliği baskılanması).

7. Yan Etkiler:

  • Yaygın: GI toksisitesi (stomatit, mide bulantısı, ishal), hepatotoksisite (yüksek transaminazlar), miyelosupresyon (lökopeni, trombositopeni).
  • Ciddi: Pnömonit, böbrek yetmezliği, siroz (uzun süreli kullanım), şiddetli mukozit.
  • İzleme: Düzenli tam kan sayımı, karaciğer fonksiyon testleri, böbrek fonksiyon testleri.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

8. Klinik Hususlar:

  • Dozlama:
    • Yüksek doz (Kanser): Lökovorin kurtarma ile 12 g/m²’ye kadar.
    • Düşük doz (Otoimmün): Folik asit ile haftada 5–25 mg.
  • Hasta Danışmanlığı: Doz programlarına uyulması, alkolden kaçınılması, enfeksiyon veya karaciğer/böbrek disfonksiyonu belirtilerinin bildirilmesi vurgulanır.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

9. Önemli Noktalar:

  • Metotreksatın ikili rolü, doza bağlı mekanizmalara dayanır: yüksek dozlarda sitotoksik, düşük dozlarda immünomodülatör.
  • Dikkatli izleme ve folik asit takviyesi, etkinlik ve toksisiteyi dengelemek için kritik öneme sahiptir.
  • İlaç etkileşimleri ve eşlik eden hastalıklar (böbrek/karaciğer) olumsuz sonuçları önlemek için dikkatli bir yönetim gerektirir.

Bu yapılandırılmış yaklaşım, metotreksatın klinik profilinin kapsamlı bir şekilde anlaşılmasını sağlayarak çeşitli terapötik bağlamlarda güvenli ve etkili kullanımını optimize eder.


Keşif

Metotreksat’ın geliştirilmesi, etkili kanser tedavilerine duyulan ihtiyaçtan kaynaklanan 1940’larda folik asit analoglarının keşfiyle başladı. Araştırmalar, başlangıçta amethopterin olarak adlandırılan Metotreksat’ın, Waller ve ark. tarafından 1950’de Journal of the American Chemical Society‘de yayınlanan bir yayında kanıtlandığı gibi, 1949-1950 civarında sentezlendiğini göstermektedir (THE SYNTHESIS OF AMETHOPTERIN AND RELATED COMPOUNDS). Bu sentez, Sidney Farber ve meslektaşlarının 1947-1948’de akut lenfoblastik lösemi (ALL) için kullandığı, bir diğer folik asit antagonisti olan aminopterin ile ilgili daha önceki çalışmalara dayanmaktadır; bu, New England Journal of Medicine‘de 1948’de yayınlanan bir makalede belgelenmiştir (Folik Asit Antagonisti, 4-Aminopteroil-Glutamik Asit (Aminopterin) Tarafından Üretilen Çocuklarda Akut Lösemideki Geçici Remisyonlar). Aminopterin ve Metotreksat arasındaki fark dikkat çekicidir; Metotreksat, terapötik profilini güçlendiren bir metil grubuna sahiptir.

Erken Klinik Uygulamalar

1950’de, Metotreksat, Farber’in 1950 tarihli Pediatrics (Çocukluk çağında akut löseminin kemoterapisindeki gelişmeler) adlı çalışmasında belirtildiği gibi lösemi için önerildi ve kullanıldı. Bu, hematolojik malignitelere odaklanarak klinik uygulamaya girişini işaret etti. İlacın potansiyeli, 1951 yılında Jane C. Wright’ın katı tümörlerde, özellikle meme kanserinde etkinliğini Kanser (İleri kötü huylu hastalığı olan yetişkinlerde az miktarda sitrovorum faktörü ile birleştirilmiş amethopterinin terapötik denemesi) bildirdiği gibi gösterdiğinde genişledi. Bu, uygulamasını kan kanserlerinin ötesine genişleten kritik bir adımdı.

Katı Tümör Tedavisinde Çığır Açan Gelişme

1956 yılında Min Chiu Li ve Roy Hertz’in, Deneysel Biyoloji ve Tıp Derneği Bildirilerinde görüldüğü gibi, tümör metastazlarının radyografik gerilemesini belgeleyen, Metotreksat’ın gebelik koryokarsinomunda (GC) kullanımına ilişkin bulgularını yayınlamasıyla önemli bir dönüm noktası yaşandı (Koriokarsinom ve koryoadenom üzerine metotreksat tedavisinin etkisi). Bu, katı bir tümörün kemoterapi ile tedavi edildiği ilk seferdi ve çığır açan bir başarıydı. 1958’de Hertz ve ark. koryokarsinomlu 27 hastanın yanıt verdiğini ve 5’inin tam iyileşme sağladığını bildirmiştir; bu, Ulusal Kanser Enstitüsü’nün tarihsel kayıtlarında belirtildiği gibi, rolünü daha da sağlamlaştırmaktadır (Discovery – Metotreksat: Kanser İçin Kemoterapi Tedavisi). 1962’ye gelindiğinde, GC için iyileşme oranı %80’e ulaşmış ve bugün, özel bakımla, özellikle metastaz yapmamış vakalarda, NCI verilerine göre, neredeyse %100’e yaklaşmıştır.

Diğer Kanserlere ve Otoimmün Hastalıklara Yaygınlaşması

Metotreksatın kullanımı, Wright ve diğerleri tarafından belgelendiği üzere, 1960’a gelindiğinde mikozis fungoides’e kadar uzanmıştır. AMA Archives of Internal Medicine (Kötü huylu hastalıkların tedavisinde metotreksat kullanımına ilişkin ek gözlemler). Bu, farklı kanser türlerinde çok yönlülüğünü göstermiştir. Beklenmedik bir gelişme, Gubner ve arkadaşları tarafından ilk olarak bildirildiği üzere, 1960’larda sedef hastalığı ve 1972’de romatoid artrit (RA) ile başlayarak otoimmün hastalıklarda uygulanmasıydı, PubMed‘deki bir incelemeye göre (Romatoid artrit ve diğer sistemik inflamatuar romatizmal hastalıkların tedavisinde metotreksat keşfi hakkında önemli makaleler). Bu değişim başlangıçta öngörülmemişti ve Metotreksat’ın onkoloji ve romatolojideki ikili rolünü vurgulamıştı; düşük doz rejimleri 1980’lerde RA için standart hale gelmişti; bu durum PMC‘de 2008’de yayınlanan bir makalede ayrıntılı olarak açıklanmıştır (Romatoid Artritte Metotreksat: Çeyrek Yüzyıllık Gelişim).

Tanınma ve Etki

Hertz ve Li’nin katkıları, NCI kaynaklarında belirtildiği gibi, GC’deki çığır açan çalışmalarını takdir eden Lasker Ödülü ile 1972’de tanındı. Bu tanınma, Metotreksat’ın 1971’de bir alan olarak kurulan tıbbi onkoloji üzerindeki dönüştürücü etkisini ve kanser tedavisine ilişkin algıları değiştirmedeki rolünü vurguladı. 1970’lerde, Metotreksat dahil kombinasyon kemoterapisi, Medscape‘in (75 Yıl: Metotreksatın Büyüleyici Tarihine Bir Bakış) tarihsel özetlerine göre Hodgkin lenfoma ve Wilm tümörü gibi diğer kanserleri de tedavi etmeye başladı.

Mevcut Durum ve Küresel Etki

Günümüzde Methotrexate, Dünya Sağlık Örgütü’nün Temel İlaçlar Listesi’nde yer almaktadır, jenerik olarak mevcuttur ve Wikipedia ‘ya göre 2022 yılında 4 milyondan fazla reçete ile ABD’de en çok reçete edilen 132. ilaç olmuştur (Methotrexate). Kullanımı meme, akciğer ve lenfoma gibi kanserleri ve sedef hastalığı ve Crohn hastalığı gibi otoimmün durumları kapsar ve geniş terapötik kapsamını yansıtır. GC’nin görülme sıklığı ABD’de 20.000 gebelikte 1 ve bazı gelişmekte olan ülkelerde daha yüksek olmak üzere küresel olarak değişmektedir, ancak NCI verilerine göre uygun tedavi ile artık tedavi edilebilir.


İleri Okuma
  1. Farber, S., Diamond, L. K., Mercer, R. D., Sylvester, R. F., & Wolff, J. A. (1948). Temporary remissions in acute leukemia in children produced by folic acid antagonist, 4-aminopteroyl-glutamic acid (aminopterin). New England Journal of Medicine, 238(23), 787–793.
  2. Wright, J. C., Prigot, A., & Wright, B. P. (1951). An evaluation of folic acid antagonists in adults with neoplastic diseases. A study of 93 patients with incurable neoplasms. Journal of the National Medical Association, 43(5), 211–240.
  3. Li, M. C., Hertz, R., & Spencer, D. B. (1956). Effect of methotrexate upon choriocarcinoma. Proceedings of the Society for Experimental Biology and Medicine, 93(2), 361–366.

    Risedronat

    Sinonim: Risedronsäure

    Ticari isim: Actonel® 

    • Bifosfonat grubuna ait bir ilaçtır. Osteoporoz tedavisi için kullanılır.
    • Osteoklastları engeller.

    Kaynak: https://ecs7.tokopedia.net/img/cache/300/product-1/2017/10/29/0/0_daf8e328-7632-43d9-9b70-b6064a2f8c51_700_746.jpg

    Laktuloz

    Ticari isimler: Duphalac, Lactugali Generlac, Enulose, Kristalose, Constulose, Cholac, Constilac, Chronulac, Acilac, Alpha-Lac, Cephulac, Rhodialax, Rhodialose, Laevolac.

    Tıbbi tedavilerde kullanılan sentetik bir şeker olan laktulozun kabızlık ve hepatik ensefalopati gibi durumların tedavisinde önemli uygulamaları vardır. Vücut tarafından laktoz gibi kullanılmadığı göz önüne alındığında, laktuloz oldukça etkili bir müshil görevi görür. Bu makale, laktulozun kimyasını, etki mekanizmasını ve klinik uygulamalarını derinlemesine inceleyerek sağlık hizmetlerindeki önemine dair bütünsel bir anlayış sağlamayı amaçlamaktadır.

    “Laktuloz” terimi, sütte bulunan bir şeker olan “laktoz” ile şekerlerin isimlendirilmesinde yaygın olarak kullanılan bir son ek olan “üloz”un birleşimi gibi görünmektedir. Kimyasal olarak laktuloz, fruktoz ve galaktoz moleküllerini içeren bir disakkarit şekeridir. Vücut tarafından parçalanan ve kullanılan laktozun aksine, laktuloz insanlarda metabolik olarak inerttir ve tıbbi tedavide özel işlevlere hizmet eder.

    Farmakolojik Dinamikler

    İlacın birincil etki şekli ozmotiktir, suyu bağırsak lümenine çeker ve böylece dışkıdaki su içeriğini arttırır. Bu, düşen pH ve artan hacmin yardımıyla peristaltik eylemin uyarılmasıyla birleştirilir. Bu faktörler birlikte müshil olarak etkinliğine katkıda bulunur.

    İkincil Etkiler
    Laktulozun müshil görevi görmenin yanı sıra, bağırsak mikrobiyotası üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğu, Lactobacilli ve Bifidobakteriler gibi faydalı bakterilerin büyümesini teşvik ettiği gösterilmiştir.

    Hareket mekanizması

    Lactulose’un etkisi öncelikle suyu tutma ve faydalı bağırsak bakterileri için elverişli bir ortam yaratma yeteneğinden kaynaklanır. Şeker molekülü suya bağlanarak bağırsak hacmini arttırır ve böylece etkili bir müshil görevi görür. Ayrıca laktik asit üreten bağırsak bakterilerinin hayatta kalması için uygun bir ortam sağlar. Ortaya çıkan asit ortamı bağırsak hareketliliğini, ritmik kasılmayı ve bağırsak kaslarının gevşemesini tetikleyerek bağırsak hareketlerini kolaylaştırarak sindirime yardımcı olur.

    Farmakolojik Kinetik

    Emilim
    Laktoz gibi diğer şekerlerden farklı olarak laktuloz, gastrointestinal kanalda önemli ölçüde emilmez. Öncelikle etkilerini gösterdiği kolonda kalır.

    Dağıtım
    Laktuloz ağırlıklı olarak gastrointestinal sistemde, özellikle bakteriyel fermantasyona uğradığı kalın bağırsakta lokalizedir.

    Metabolizma
    Laktuloz kolon bakterileri tarafından laktik asit ve asetik asit dahil olmak üzere kısa zincirli yağ asitlerine metabolize edilir. Bu yan ürünler kısmen dolaşım sistemine emilir ancak çoğunlukla kolondaki pH’ın düşürülmesine katkıda bulunur.

    Eliminasyon
    Laktulozun emilmeyen kısmı ve metabolitleri dışkıyla atılım yoluyla elimine edilir.

    Klinik uygulamalar

    Kabızlık
    Laktuloz, dışkıdaki su içeriğini artıran, böylece yumuşamasını ve geçişini kolaylaştıran ozmotik etkisi nedeniyle kabızlığın tedavisinde yaygın olarak reçete edilir. Bu, karın ağrısı ve şişkinlik gibi kabızlıkla ilişkili semptomların hafifletilmesine yardımcı olur.

    Hepatik ensefalopati
    Laktulozun bir diğer dikkate değer uygulaması, karaciğer hastalığıyla ilişkili nöropsikiyatrik bir bozukluk olan hepatik ensefalopatinin tedavisindedir. Laktuloz, hepatik ensefalopati patogenezinde anahtar faktör olan amonyak emilimini engelleyen kolon pH’ını düşürerek yardımcı olur. Bu, durumun tedavisi için çok önemli olan kan amonyak seviyesinin azalmasına neden olur.

    Tarih

    Laktuloz ilk kez 1929’da Alman kimyager Hans Lieb tarafından sentezlendi. Lieb, sütte bulunan bir şeker olan laktozun üretilmesi için yeni bir yöntem geliştirmeye çalışıyordu. Ancak Lieb, laktoz yerine fruktoz ve galaktozdan oluşan bir disakkarit olan laktuloz üretti.

    Laktuloz başlangıçta gıda katkı maddesi ve tatlandırıcı olarak kullanıldı. Ancak 1950’lerde araştırmacılar laktulozun müshil özelliklere sahip olduğunu keşfettiler. Laktuloz ilk kez 1960’ların başında kabızlığı tedavi etmek için kullanıldı.

    1970’lerde araştırmacılar, laktulozun, karaciğerin kandaki toksinleri çıkaramadığı bir durum olan hepatik ensefalopatiyi tedavi etmek için de kullanılabileceğini keşfettiler. Laktuloz, hepatik ensefalopatili kişilerde kanda birikebilen toksik bir madde olan amonyak üretimini azaltarak çalışır.

    Laktuloz şu anda dünyada en yaygın kullanılan müshillerden biridir. Ayrıca hepatik ensefalopati ve hiperammonemi ve portal hipertansiyon gibi diğer durumların tedavisinde de kullanılır.

    Laktuloz hakkında tarihi anekdotlar

    1964’te kabızlığın tedavisi için laktulozun ilk klinik denemesi yayınlandı. Çalışma, laktulozun yetişkinlerde ve çocuklarda kabızlığın giderilmesinde etkili olduğunu gösterdi.
    1973 yılında hepatik ensefalopati tedavisi için laktulozun ilk klinik denemesi yayınlandı. Çalışma, laktulozun hepatik ensefalopati semptomlarını azaltmada etkili olduğunu gösterdi.
    1980 yılında laktuloz, kabızlığın tedavisi için FDA tarafından onaylandı.
    1983 yılında laktuloz, hepatik ensefalopati tedavisi için FDA tarafından onaylandı.
    Laktuloz, kabızlık ve hepatik ensefalopatiyi tedavi etmek için 50 yılı aşkın süredir kullanılmaktadır. Milyonlarca insana yardımcı olan güvenli ve etkili bir ilaçtır.

    Eğlenceli gerçek: Laktuloz anne sütünde de bulunur. Bebeklerde sağlıklı bir bağırsak mikrobiyomunun gelişiminde rol oynadığı düşünülmektedir.

    Kaynak

    1. Gwee, K.-A., Ghoshal, U. C., & Gonlachanvit, S. (2019). Primary constipation: An underlying mechanism. Gastroenterology and Hepatology From Bed to Bench, 12(Suppl1), S3-S10.
    2. Mullen, K. D. (2019). An overview of the current management of hepatic encephalopathy. Current Gastroenterology Reports, 21(5), 21.
    3. Quigley, E. M., & Spiller, R. C. (2016). Constipation and the microbiome: Lumen versus mucosa! Gastroenterology, 150(2), 300-303.
    4. Sushma, S., Dasarathy, S., Tandon, R. K., Jain, S., Gupta, S., & Bhist, M. S. (1992). Sodium benzoate in the treatment of acute hepatic encephalopathy: a double-blind randomized trial. Hepatology, 16(1), 138-144.
    5. Camilleri, M., & Ford, A. C. (2017). Pharmacotherapy for chronic idiopathic constipation: mechanisms and treatment. Gastroenterology Clinics of North America, 46(1), 91-110.
    6. McRorie, J. W., & McKeown, N. M. (2017). Understanding the Physics of Functional Fibers in the Gastrointestinal Tract: An Evidence-Based Approach to Resolving Enduring Misconceptions about Insoluble and Soluble Fiber. Journal of the Academy of Nutrition and Dietetics, 117(2), 251-264.
    7. Ponziani, F. R., Gerardi, V., & Gasbarrini, A. (2016). Diagnosis and treatment of hepatic encephalopathy. Current Opinion in Gastroenterology, 32(3), 169-176.

    Click here to display content from YouTube.
    Learn more in YouTube’s privacy policy.