Piyasada carfentanil içeren ilaç bulunmamaktadır. Aktif bileşen, veterinerlik tıbbında (Wildnil®) kullanılır. Yasal olarak narkotik ilaçlara aittir.
Carfentanil, büyük hayvanları uyuşturmak ve hareketsiz hale getirmek için veterinerlik tıbbında çok küçük miktarlarda kullanılan opioidler grubundan son derece güçlü bir aktif bileşendir.
Etkiler, μ-opioid reseptörlerine bağlanmaya dayanmaktadır.
İnsan tıbbında kullanılması amaçlanmamıştır.
Bir sarhoş edici veya madde ile kazara temas olarak kötüye kullanım, akut olarak yaşamı tehdit eder.
Latincede laxans → laxātīvus(Kelimenin tam anlamıyla ‘gevşetici, rahatlatıcı’) → Orta Fransızcada laxatif
Arapçadasahala سهل sıvılaştı, gevşedi → mushil مسهل gevşeten, akışkan hale getiren, laksatif
Laksatifler, dışkılamaya neden olan ilaçlardır.
Rahatlatıcı ilaçların tümüne verilen genel isim.
Kötüye kullanma
Laksatifler genellikle yanlış kullanılır ve kronik olarak kullanılırsa bir dizi istenmeyen sağlık riskine neden olabilir. Laksatiflerin kötüye kullanımı, eczanelerden ücretsiz olarak temin edilebilmeleri nedeniyle nüfusun büyük bir kısmında bulunur. Laksatifler esas olarak kabızlığın kendi kendine tedavisi için kullanılır.
Laksatifler ayrıca bulimia nervoza ve anoreksiya nervoza hastaları tarafından kilo vermelerine yardımcı olmak için kullanılır.
Riskler
Ön planda elektrolit bozuklukları (özellikle sodyum, potasyum). Elektrolit bozuklukları, altta yatan mevcut hastalıklar ve bunların tedavileri (örn. Dijital glikozitler ve kalp yetmezliği) ile bağlantılı olarak öngörülemeyen ve ciddi komplikasyonlara yol açabilir.
Ek olarak, müshillerin kronik kullanımı bağırsakta geri dönüşü olmayan yapısal değişikliklere (bağırsak atonisi) yol açabilir.
2020’de AB’de ve 2021’de ABD ve İsviçre’de enjeksiyon için bir depo süspansiyonu ve film kaplı tabletler (Vocabria®) şeklinde onaylanmıştır.
NNRTI rilpivirin ile kombinasyon halinde HIV enfeksiyonunun tedavisi için integraz inhibitörleri grubundan bir antiviral ajandır. Etkiler, viral HIV entegrasyonunun inhibisyonuna ve virüs replikasyonuna dayanır. İlaç önce bir ay süreyle ağızdan, ardından kas içi depo enjeksiyon süspansiyonu olarak enjekte edilir. Bakım aşamasında, dozlama aralığı iki aydır. En yaygın olası yan etkiler enjeksiyon bölgesi reaksiyonları, baş ağrısı ve ateşi içerir. Cabotegravir, UGT1A1, P-glikoprotein ve BCRP’nin bir substratıdır.
Cabotegravir antiviral özelliklere sahiptir. Etkiler, viral DNA’yı konak hücre genomuna entegre eden viral HIV integraz enziminin inhibisyonuna dayanır. Bu, virüsün çoğalmasını engelledi. Rilpivirin bir ters transkriptaz inhibitörüdür (NNRTI).
Endikasyon
HIV-1 enfeksiyonunun tedavisi için rilpivirin ile kombinasyon halinde.
Uzman bilgisine göre dozajlanır. Cabotegravir ve rilpivirin başlangıçta bir ay süreyle oral yoldan verilir. Depo enjeksiyon süspansiyonu daha sonra kas içi enjeksiyon olarak enjekte edilir. Başlangıçta ayda bir, bakım aşamasında iki ayda bir.
Kontrendikasyonlar
Aşırı duyarlılık
Rifampisin, rifapentin, karbamazepin, okskarbazepin, fenitoin veya fenobarbital ile kombinasyon
Önlemlerin tamamı ürün bilgi sayfasında bulunabilir.
Etkileşimler
Cabotegravir öncelikle UGT1A1 tarafından ve daha az ölçüde UGT1A9 tarafından metabolize edilir. P-glikoprotein ve BCRP’nin bir substratıdır.
istenmeyen etkiler
En yaygın olası yan etkiler enjeksiyon bölgesi reaksiyonları, baş ağrısı ve ateşi içerir.
Folik asit ticari olarak tabletler biçiminde tek bir preparat olarak mevcuttur. Hem ilaç hem de besin takviyesi olarak satılmaktadır. Aynı zamanda kombine vitamin ve mineral takviyelerinde de mevcuttur. Folik asit adı yaprak olan Latince yapraktan türetilmiştir. Folik asit ilk olarak ıspanak yapraklarından izole edildi.
latincede; folium (yaprak)’dan gelir. burdaki yaprak anlamı, yeşil bitkilerin yapraklarından gelmektedir.
Mitchell ve arkadaşları bu vitamini, 1941 yılında ıspanak yapraklarında keşfettiler
Folik asit, DNA ve RNA sentezi gibi merkezi metabolik reaksiyonlarda yer alan B grubundan bir vitamindir (b9). Gebelik öncesi ve sırasında nöral tüp defektlerini önlemek, eksiklikleri önlemek ve megaloblastik anemiyi tedavi etmek için uygulanır. Endikasyona bağlı olarak, doz mikro- veya gram aralığındadır. Yan etkiler nadirdir ve genellikle sadece yüksek dozlarda ortaya çıkar. Bununla birlikte, çeşitli aktif bileşenlerle ilaç etkileşimleri mümkündür.
Kimya
Folik asit (C19H19N7O6, Mr = 441,4 g / mol), suda hemen hemen çözünmeyen, sarımsı ila turuncu renkli, kristal bir tozdur. Yapısal elementler olan pteridin, 4-aminobenzoik asit ve glutamik asitten oluşur. Folik asit, aktif tetrahidrofolatın (tetrahidrofolik asit, THF) bir ön ilacıdır.
Farmakoloji
Etkiler
Folik asit, merkezi metabolik reaksiyonlarda C1 moleküler yapı bloklarının transferinde bir koenzim olarak yer alır. Purinlerin, pirimidinlerin, nükleik asitlerin (DNA, RNA) sentezinde ve amino asitlerin metabolizmasında önemli rol oynar. Folik asit, DNA sentezi ve hücre yenilenmesi için gereklidir. Homosisteinin metiyonine parçalanmasında rol oynar. Yüksek homosistein seviyeleri çeşitli hastalıklarla ilişkilendirilmiştir.
Klinik
Endikasyon
Hamilelik öncesinde ve sırasında nöral tüp defektlerinin birincil profilaksisi ve artan ihtiyaç nedeniyle, emzirme döneminde de takviye edilir.
Folik asit eksikliğinden kaynaklanan megaloblastik anemiyi tedavi etmek için.
Eksiklikleri önlemek için diyet takviyesi olarak.
Düşük doz metotreksat tedavisi bağlamında, metotreksatla önceden doldurulmuş şırıngayla uygulama.
Uzman bilgilerine göre dozajlanır. Endikasyona bağlı olarak, doz mikrodan -miligrama kadar değişir.
DGE’ye göre, günlük ortalama folik asit gereksinimi:
Yaş
Günlük ihtiyaç [µg]
< 4 ay
60
4-12 ay
85
1- 3 yıl
120
4-6 yıl
140
7-9 yıl
180
10-12 yıl
240
13-65 yıl
300
Hamile ve emziren kadınların günlük ihtiyaçları artmaktadır ve bu ihtiyaç sırasıyla 550 µg ve 450 µg olarak verilmektedir.
Kontrendikasyon
Aşırı duyarlılık durumunda folik asit kontrendikedir. Zararlı anemi durumunda folik asit tek başına kullanılmamalıdır. B12 vitamini ile birlikte verilmelidir. İhtiyati tedbirlerin tamamı ürün bilgi sayfasında bulunabilir.
Etkileşimler
Diğerlerinin yanı sıra anti-epileptik ilaçlar, folik asit antagonistleri, florourasil, etanol ve kloramfenikol ile ilaç etkileşimleri mümkündür.
Yan etkileri
Folik asit genellikle iyi tolere edilir. Epilepside gastrointestinal bozukluklar, alerjik reaksiyonlar, psikiyatrik bozukluklar ve artmış nöbetler sadece miligram aralığında yüksek dozlarda ve daha uzun tedavi ile beklenebilir.
Gıdalarda, folik asit, birkaç glutamik asit kalıntısı ile mono- veya poliglutamat olarak çok sayıda kimyasal varyantta bulunur. Poliglutamatların biyoyararlanımı sentetik folik asitinkinden daha düşüktür.
Gıdalardaki folik asitin % 25’i serbest haldedir ve ince bağırsakta kolaylıkla emilebilir. Folik asit içeren yiyecekler birkaç gün saklanır, yıkanır ve pişirilirse, folik asit içeriğinin üçte ikisine kadar kaybolur. Folik asit içeren yiyeceklere örnekler:
ıspanak
Kuşkonmaz
Yaprak salataları
Tahıl
Ciğer
Tarih
1920’lerde bilim adamları folat eksikliği ve aneminin aynı durum olduğuna inanıyorlardı.
1931’de araştırmacı Lucy Wills, hamilelik sırasında anemiyi önlemek için gerekli besin maddesi olarak folatın tanımlanmasına yol açan önemli bir gözlem yaptı. Wills, aneminin bira mayası ile tersine çevrilebileceğini gösterdi.
1930’ların sonlarında, folat, bira mayasında düzeltici madde olarak tanımlandı.
İlk olarak 1941’de Herschel K. Mitchell, Esmond E. Snell ve Roger J. Williams tarafından ıspanak yapraklarından ekstrakte edilerek izole edilmiştir.
Tarihsel isimler arasında civcivlerde yapılan araştırmalardan sonra L. casei, faktör Bc vitamini ve maymunlarda yapılan araştırmalardan sonra M vitamini yer aldı.
Bob Stokstad saf kristal formu 1943’te izole etti ve Amerikan Cyanamid Company’nin Lederle Laboratuvarlarında çalışırken kimyasal yapısını belirleyebildi.
1945’te saf kristal formda folik asit elde etmeye yönelik bu tarihsel araştırma projesi, Pearl, Lederle Lab’da Araştırma Direktörü Dr. Yellapragada Subbarow’un gözetimi ve rehberliği altında ‘folik asit çocukları’ adlı ekip tarafından yapıldı.
Bu araştırma daha sonra 1948’de Sidney Farber tarafından çocukluk lösemisini tedavi etmek için kullanılan antifolat aminopterin sentezine yol açtı.
1950’lerde ve 1960’larda bilim adamları folat için biyokimyasal etki mekanizmalarını keşfetmeye başladılar. 1960 yılında, araştırmacılar folat eksikliğini nöral tüp defekti riskiyle ilişkilendirdiler.
1990’ların sonlarında, ABD ve Kanada hükümetleri, halk eğitim programlarına ve folik asit takviyelerinin mevcudiyetine rağmen, çocuk doğurma yaşındaki kadınların günlük folat tavsiyelerini karşılamada hâlâ bir zorluk olduğuna karar verdiler.
Folat takviye programları. Aralık 2018 itibarıyla 62 ülke folik asit ile gıda zenginleştirmesini zorunlu kıldı.
Farmakoloji, ilaçların ve kimyasalların canlı organizmalar üzerindeki etkilerinin bilimsel olarak incelenmesidir; burada ilaç, biyolojik bir sistemi etkileyen doğal veya sentetik herhangi bir kimyasal madde olarak geniş bir şekilde tanımlanabilir.
Farmakolojinin temelleri nelerdir?
Özet. Genel Farmakoloji, farmakodinamik ve farmakokinetik olmak üzere iki ilgi alanından oluşur. Farmakodinamikteki en önemli kavram, bir ilacın etkisinin reseptöründeki konsantrasyonuna olan bağımlılığını tanımlayan doz-tepki ilişkisidir.
Farmakoloji türleri nelerdir?
Farmakolojinin iki ana dalı vardır:
İlaçların emilimi, dağılımı, metabolizması ve atılımını ifade eden farmakokinetik.
İlaçların etki mekanizması da dahil olmak üzere ilaçların moleküler, biyokimyasal ve fizyolojik etkilerini ifade eden farmakodinamik.
Tarih
Farmakolojinin babası kimdir?
Jonathan Pereira (1804-1853)
İlk farmakolog kimdir?
Oswald Schmiedeberg (1838-1921) genellikle modern farmakolojinin kurucusu olarak kabul edilir. Letonyalı bir ormancının oğlu olan Schmiedeberg, 1866 yılında kanda kloroform ölçümü üzerine yazdığı tezle tıp doktoru unvanını almıştır.
İlacı kim keşfetti?
İlk modern farmasötik ilaç 1804 yılında Alman bilim adamı Friedrich Sertürner tarafından icat edildi. Laboratuvarında afyondan ana aktif kimyasalı çıkardı ve Yunan uyku tanrısının adını vererek morfin adını verdi.
Farmakolojinin 5 dalı nedir?
Farmakokinetik. ilaç verildikten sonra vücudun ilaçla ne yaptığı.
Farmakodinamik. ilaçların biyokimyasal ve fiziksel etkileri ve nasıl çalıştıkları.
Farmakoterapötikler. hastalıkları önlemek ve tedavi etmek için ilaçların kullanımı.
Farmakognozi. ilaçların doğal kaynaklarının incelenmesi (bitkiler, hayvanlar, vb.)
6 Uyuşturucu sınıflandırması; Sadece kimyasal yapıları göz önünde bulundurulduğunda, altı ana uyuşturucu sınıflandırması vardır:
alkol,
opioidler,
benzodiazepinler,
kannabinoidler,
barbitüratlar
ve halüsinojenler.
7 çeşit uyuşturucu tipi adli tıbba göre nedir?
DRE’ler uyuşturucuları yedi kategoriden birinde sınıflandırır:
merkezi sinir sistemi (MSS) depresanları,
MSS uyarıcıları,
halüsinojenler,
dissosiyatif anestezikler,
narkotik analjezikler,
inhalanlar
ve esrar.
En çok kullanılan ilk 8 uyuşturucu nedir?
En Sık Kullanılan 8 Uyuşturucu ve Etkileri;
Tütün. 2012 yılında, 12 yaşın üzerindeki tahmini 69,5 milyon Amerikalı şu anda bir tütün ürünü kullanmaktadır. …
Marijuana. …
Reçeteli İlaçlar. …
Benzos. …
Kokain. …
Uyarıcılar. …
Halüsinojen İlaçlar. …
Eroin.
3 ana ilaç kategorisi nedir?
İlaç kategorileri
depresanlar – merkezi sinir sisteminin işlevini yavaşlatır.
halüsinojenler – duyularınızı etkiler ve bir şeyleri görme, duyma, tatma, koklama veya hissetme şeklinizi değiştirir.
uyarıcılar – merkezi sinir sisteminin işlevini hızlandırır.
Farmakolojinin önemi nedir?
Kimya, biyokimya, moleküler biyoloji ve fizyoloji gibi birçok bilimsel disiplinden gelen bilgileri entegre ederek insan sağlığı üzerinde önemli bir olumlu etki sağlar. Farmakolojik çalışmalarla elde edilen bilimsel bilgi, bir dizi tıbbi tedavi için bir temel sağlar.
Eczacılık ve farmakoloji arasındaki fark nedir?
Bir eczacı reçeteli ilaçları dağıtır ve hastalara bunların kullanımı konusunda tavsiyelerde bulunur. Biyomedikal bir bilim olan farmakoloji, kimyasal ilaçlara ve bunları tüketen insanları ve organizmaları nasıl etkilediklerine odaklanır. Farmakologlar, eczacıların hastalara güvenle dağıttığı ilaçları geliştirmekten sorumludur.
Farmakolojide kaç tane ilaç vardır?
Toplam Küçük Moleküllü İlaç Sayısı
11993
Onaylanan Toplam Küçük Moleküllü İlaç Sayısı
2721
Toplam Nutrasötik İlaç Sayısı
132
Toplam Deneysel İlaç Sayısı
6696
Toplam Yasadışı Uyuşturucu Sayısı
205
İlaç İstatistikleri
Farmakolojiye örnek nedir?
Klinik farmakoloji, farmakolojik yöntem ve ilkelerin insanlarda ilaçların incelenmesinde uygulanmasıdır. Bunun bir örneği, ilaçların nasıl dozlandığının incelenmesi olan pozolojidir. Farmakoloji toksikoloji ile yakından ilişkilidir.
Ginkgo, türü gören ilk Batılı Engelbert Kaempfer tarafından yazılan Amoenitatum exoticarum politico-physico-medicarum Fasciculi V […] (1712) ‘de basılan isimdir. Transkripsiyon biçiminde ginkyo, Ginkjo veya Ginkio olurdu, ancak Ginkgo olarak basıldı. Bu hatalı okuma, Carl Linnaeus tarafından okundu ve telafuz hatası hala devam etmektedir.
Sınıflandırma: Asetazolamid, bir karbonik anhidraz inhibitörü ve zayıf bir diüretiktir. Sülfamoil-taidazol çekirdeği içeren bir kimyasal yapıya sahiptir. Beyaz kristal bir tozdur ve zayıf asidik özelliktedir. İlk kez 1952’de klinik kullanımda yer almış olup, Dünya Sağlık Örgütü Temel İlaç Listesi’ndedir. Ticari isimleri arasında Diamox® ve Glaupax® sayılabilir.
Kimyasal Özellikler: Moleküler formülü C₄H₆N₄O₃S₂ (m.a. ≈222,24 g/mol) olan asetazolamid, N-(5-sülfamoil-1,3,4-tiadiazol-2-il)asetamid olarak da adlandırılır. Zayıf asidik (pKa≈6,5–7 civarı) bir bileşik olup, suya çok az, alkole az çözünebilir.
Farmakolojik Sınıf: Sülfonoamid türevi bir karbonik anhidraz inhibitörü olan asetazolamid, oftalmolojide göz içi basıncını düşüren ajanlardan biridir. Ayrıca antiepileptik ve diüretik etkileri nedeniyle farklı sistemlerde kullanılır.
Kullanım Alanları
Glokom Tedavisi: Açık açılı (kronik basit) ve sekonder glokomlarda, ayrıca akut dar açılı glokom ameliyatı öncesinde göz içi basıncını düşürmek için kullanılır.
Ödem Kontrolü: Konjestif kalp yetmezliği kaynaklı veya ilaçla indüklenen ödemlerde (diüretik tedaviye ek olarak) yardımcı olarak verilir.
Epilepsi: Petit mal (nadiren Grand mal) gibi santral sinir sistemi kaynaklı epileptik nöbetlerde ek tedavi olarak kullanılır.
Dağ Hastalığı (Yüksek İrtifa Hastalığı): Hızlı yükselen dağcılarda ve duyarlı kişilerde akut dağ hastalığı semptomlarını önlemek veya hafifletmek için etkilidir. Korunma amacıyla tırmanıştan bir gün önce başlanıp, yükseklik arttıkça birkaç gün daha sürdürülür.
İdiyopatik İntrakraniyal Hipertansiyon (IIH): Beyin-omurilik sıvısı (BOS) üretimini azaltarak intrakraniyal basıncı düşürür. Klinik çalışmalarda IIH tedavisinde etkili olduğu gösterilmiştir.
Dozaj Formları ve Uygulama Yolları
Dozaj Formları: Asetazolamid genellikle oral yolla alınan ilaçlardır. Standart dozaj formları 125 mg ve 250 mg tablet; ayrıca 500 mg tablet veya 500 mg uzatılmış salınımlı kapsül formundadır.
Uygulama Yolları: En sık oral kullanılır. Özel durumlarda (örneğin akut glokom atağı veya hastanede yoğun bakım) intravenöz infüzyonla da uygulanabilir (vajen içi enjeksiyon). İlacın hazırlanıp uygulanması sırasında steriliteye dikkat edilir.
Kimyasal Yapı ve Özellikler
Moleküler Yapı: Sülfamoil-taidazol halkası içeren asetazolamid, karbon, hidrojen, nitrojen, oksijen ve kükürt atomlarından oluşur. Kimyasal adı N-(5-sülfamoil-1,3,4-tiadiazol-2-il)asetamiddir. Molekül formülü C₄H₆N₄O₃S₂, moleküler ağırlığı yaklaşık 222,24 g/mol’dür.
Fiziksel-Kimyasal Özellikler: Beyaz kristal toz formundadır. Zayıf bir asit olduğu için suda çok az (nativ ortamda CO₂ ve H₂O’dan bikarbonat oluşumu ile tamponlanmış), alkole hafif çözünebilir. Eritme noktası 258–259 °C civarındadır. Asetazolamidin çözelti pH’ı, karbonik anhidraz inhibisyonu ile pH değişimlerine yol açar.
Etki Mekanizması
Karbonik Anhidraz İnhibisyonu: Asetazolamid, özellikle gözün siliyer cisimcik bölgesindeki karbonik anhidraz enzimini inhibe eder. Bu etki aköz humör üretimini azaltarak göz içi basıncını düşürür.
Böbrek Etkisi: Proksimal tübül hücrelerinde karbonik anhidraz blokajı H⁺ ayrışımını azaltır. Sonuçta Na⁺, K⁺ ve HCO₃⁻ reabsorpsiyonu düşer; bu iyonlar ve su idrara atılır. Oluşan alkalen diürez metabolik asidoza ve elektrolit kayıplarına yol açar. Bu mekanizma, idrarın HCO₃⁻ açısından zenginleşmesiyle açıklanır.
Santral Sinir Sistemi (CNS): BOS üretiminde görevli santral karbonik anhidraz (özellikle CA II, IV, VA, XII gibi izoenzimler) inhibe edilerek BOS hacmi azalır. Böylece intrakraniyal basınç kontrolü sağlanır; asetazolamid bu sayede IIH tedavisinde etkilidir. Ayrıca SSS’deki karbonik anhidrazın bloke olması, epileptik nöbet eşiğini yükseltip anormal nöronal deşarjları azaltarak antiepileptik etki yapar.
Yan Etkiler ve Advers Reaksiyonlar
Metabolik ve Elektrolit Dengesizlikleri: Proksimal tübülde HCO₃⁻ geri emilimi engellendiği için metabolik asidoz oluşur. Bu durumda hipokloremik asidoz, hiponatremi ve hipokalemi görülebilir. Uzun süreli kullanımda kemik mineralizasyonu bozulabilir (özellikle fenitoinle kombine kullanıldığında osteomalazi riski).
Santral Sinir Sistemi: Kafa karışıklığı, uyuşukluk, baş dönmesi, sersemlik sıklıkla görülür. İlaç yüksek doz veya hassas bireylerde parestezi (el-ayaklarda karıncalanma/uyuşma) yapabilir. Nadir de olsa konvülsiyonlar bildirilmiştir.
Görme ve İşitme: Geçici miyopi veya koroidal effüzyon (goz cerrahisi sonrası koroid katmanında sıvı toplanması) görülebilir; bu da göz içi basıncında değişikliklere yol açar. Tinnitus (kulak çınlaması) ve işitme azlığı nadiren oluşabilir.
Gastrointestinal: Bulantı, kusma, iştah azalması sık rastlanır. Tat alma bozukluğu, ağız kuruluğu gibi etkiler de bildirilmiştir.
Deri ve Hematolojik: Ürtiker, döküntü, fotosensitivite reaksiyonları ve daha ağır olarak Stevens-Johnson sendromu veya toksik epidermal nekroliz gelişebilir. Nadir de olsa aplastik anemi, lökopeni, trombositopeni gibi kan sayımı bozuklukları görülebilir.
Üriner: İdrarın alkalileşmesi sonucu kristalüri ve böbrek taşı (nefrolitiazis) riski artar. Gerçekleştirilen bir çalışmada idiopatik intrakraniyal hipertansiyon tedavisi görenlerin ~%2,8’inde taş geliştiği bildirildi. Yeterli sıvı alımı önlemedeki en önemli önlemdir.
Diğer: Elektrolit düzensizliği süresince hiperglisemi veya hipoglisemi gelişebileceği için diyabetiklerde kan şekeri takibi önemlidir. Uzun süreli kullanımda iştah kaybı, yorgunluk ve depresyon gibi etkiler olabilir.
Kontrendikasyonlar ve Uyarılar
Alerji ve Haflyet: Sulfonamid türevi olduğu için asetazolamide veya diğer sülfonamid ilaçlara karşı alerjisi olanlarda kontrendikedir. Yaşamı tehdit eden ciddi SJS/TENS veya kan hücre bozulumuna neden olabilen reaksiyonlar görülebileceğinden böyle belirtiler ortaya çıkarsa tedavi derhal kesilmelidir.
Böbrek/Karaciğer Yetmezliği: Ciddi böbrek veya karaciğer yetmezliği kontrendikasyondur. İdrar ile atılımı yoğun olduğundan böbrek fonksiyonu azalmış hastalarda doz azaltılmalıdır (şiddetli yetmezlikte kullanımdan kaçınılır). Karaciğer sirozlu hastalarda bikarbonat kaybı artacağından hepatik ensefalopati riski yüksektir.
Elektrolit/Asit Düzensizliği: Hiponatremi, hipokalemi veya pre-eksiste rahatsızlık oluşturacak şekilde hiperkloremik metabolik asidoz varlığında asetazolamid kullanılmamalıdır. Adrenal yetmezliği de kontrendikasyondur (sodyum tutamama ve asidoz lehine ortam yaratır).
Glokom: Uzun süreli (kronik) dar açılı glokom hastalarında kontrendikedir; açının doğal olarak kapanmasını önlediği için durum kötüleşebilir. Glokom cerrahisi yapılmış bir gözde kullanımda koroid effüzyonu riski olduğundan kontrole dikkat edilmelidir.
Gebelik ve Emzirme: Hayvan çalışmalarında uzuv anomalileri (uzuv kusurları) gösterdiğinden gebelerde dikkatle kullanılmalıdır; sadece fayda/risk değerlendirmesi sonrası verilir. Emzirme sırasında anne sütüne geçebildiği için ciddi yan etki riski nedeniyle emzirenlerde tercih edilmez veya kısa süreli kullanılır.
Diğer Uyarılar: KOAH gibi solunum rezervi azalmış hastalarda asidozu kötüleştirebilir (CO₂ retansiyon riski). Yaşlılarda azaltılmış renal fonksiyon metabolik asidozu şiddetlendirebileceğinden düşük doz başlanmalıdır. Aspirin ile birlikte yüksek doz alındığında anoreksi, koma gibi ağır reaksiyonlar rapor edilmiştir. Ayrıca asetazolamid, sodyum bikarbonatla birlikte kullanılırsa taş riskini artırır. Glukoz tolerans bozukluğu olanlarda kan şekeri sıkı izlenmelidir (kan şekeri dalgalanmaları olabilir).
Farmakokinetik Özellikler
Absorbsiyon: Asetazolamid oral yoldan hızla emilir. Biyoyararlanımı yüksektir ve genellikle 1–3 saatte tepe serum düzeyine ulaşır. Etil alkol veya gıda alımı absorpsiyonu önemli ölçüde etkilemez.
Dağılım: Plazmada yaklaşık %70–90 oranında proteinlere bağlanır. Vücut içi dağılım hacmi (Vd) yaklaşık 0,2 L/kg’dır. Kan-beyin bariyerini geçerek BOS’a da dağılır; BOS/plazma oranı yüksektir.
Metabolizma: Çoğunlukla metabolize olmadan aktif formda idrarla atılır; önemli bir metaboliti yoktur. Karaciğerde anlamlı bir yıkıma uğramadığı kabul edilir.
Eliminasyon: Yarılanma ömrü 2–4 saattir. Böbreklerden sübüratif tübüler salgılama ile atıldığı için (%90’dan fazla idrarda kalanı unchanged) idrar pH’ına duyarlıdır. Hemodiyalizle bir ölçüde uzaklaştırılabilir.
Klinik Kullanımda Önemli Noktalar
İzlem: Tedavi süresince serum elektrolitleri ve asit-baz dengesi izlenmelidir. Hiponatremi/hipokalemi gelişirse doz azaltılır veya ilaç kesilir. Vücut sıvı durumuna dikkat edilmeli, yeterli sıvı alımı sağlanmalıdır. Gerekirse böbrek fonksiyonu düzenli kontrol edilir.
Taş Oluşumu: İdrarın alkalileşmesi sebebiyle taş riski arttığından, hastalar bol sıvı almaya teşvik edilmelidir. Uzun süreli kullanımlarda sodyum bikarbonat gibi alkali ajanlarla birlikte kaçınılmalıdır.
Yaşlı ve Çocuk Hastalar: Yaşlılarda düşük dozla başlanmalı (azalmış renal fonksiyon göz önünde bulundurulur). Pediatrik kullanımda büyüme geriliği riski olduğu için uzun süreli tedaviye çocuklarda gerekmedikçe dikkat edilmelidir.
Perioperatif Kullanım: Dar açılı glokom cerrahisi öncesi kısa süreli kullanımda faydalıdır; ancak post-op dönemde koroid effüzyonuna neden olabileceği için takip önemlidir.
Gebelik ve Emzirme Danışmanlığı: Gebelerde potansiyel fetüs riski anlatılmalı, emzirenlerde bebekte yan etki izlenmelidir.
İlaç-Etki Etkileşimleri: Aspirin ve karbonik anhidraz inhibitörleri etkileşime girerek asidozu şiddetlendirebilir; anti-epileptik ilaç dozlarını etkileyebilir. Lityum atılımını artırıp serum düzeyini düşürebilir. Diyabet tedavisinde kan şekeri değişimlerini göz önünde bulundurarak doz ayarı yapılmalıdır.
Yüksek İrtifa Kullanımı: Önleyici tedavide tırmanıştan bir gün önce başlanıp ilk iki gün boyunca devam edilmelidir. Hızlı klinik yükselişte ilaç asidozu artırsa da aklimatizasyonu hızlandırarak oksijenle doygunluğu iyileştirir.
Keşif
Asetazolamid, ilk kez 1952 yılında Diamox ticari adıyla piyasaya sürülen bir ilaçtır. Keşfi, tıpta yeni bir tedavi sınıfı olan karbonik anhidraz inhibitörlerinin bulunmasına yol açmıştır. Asetazolamid, glokom tedavisinin yanı sıra, diğer tıbbi durumlar için de etkili bir seçenek olarak kabul edilmiştir.
Keşif Süreci ve Gelişim
Başlangıçta Kullanım Alanı: Asetazolamid, ilk kez 1950’lerin başlarında, glokom tedavisinde etkili olabilecek bir ilaç olarak keşfedilmiştir. O dönemde glokom, göz içi basıncının artmasıyla ilgili bir hastalık olarak tanımlanıyordu ve tedavi seçenekleri oldukça sınırlıydı. Asetazolamid, özellikle göz içi basıncını düşürme özelliği ile dikkat çekmiştir.
Kimyasal Yapı ve Karbonik Anhidraz İnhibisyonu: Asetazolamid, sülfonamid ve tiadiazol asetamid gruplarını içeren bir bileşiktir. Bu yapılar, özellikle karbonik anhidraz enzimini inhibe etme yeteneği sayesinde etkili olurlar. Karbonik anhidraz, gözdeki sıvı üretimi (aköz humor) ve böbreklerdeki elektrolit dengesinin düzenlenmesinde önemli bir rol oynar. Asetazolamid, bu enzimi inhibe ederek, göz içi basıncını düşürür ve sıvı birikimini engeller.
Karbonik Anhidrazın Önemi: Asetazolamidin etkinliği, karbonik anhidrazın inhibisyonuna dayanır. Bu enzim, vücutta karbonik asidin dönüşümünde kritik bir rol oynar, özellikle gözdeki sıvı üretimi ve böbreklerdeki bikarbonat ve sodyum dengesinin kontrolünde. Karbonik anhidraz inhibe edildiğinde, göz içindeki sıvı üretimi azalır ve bu da glokom tedavisinde etkili olur. Bu etki, ilaç keşfi sırasında bilim insanları tarafından gözlemlenmiştir.
İlk Klinik Uygulamalar: 1950’lerin ortalarında, asetazolamidin göz içi basıncını düşürme etkisi klinik olarak doğrulandı. 1955 yılında, asetazolamid ABD’de glokom tedavisinde kullanılmak üzere onay aldı ve tıbbi alanda önemli bir tedavi seçeneği haline geldi. Asetazolamidin diüretik özellikleri de keşfedildi, bu da onu böbrek hastalıkları ve sıvı tutulumu gibi durumlarda kullanışlı bir tedavi aracı yapmıştır.
İlacın Diğer Kullanım Alanları: Asetazolamid, glokom tedavisinin yanı sıra yüksek irtifa hastalığının (dağ hastalığı) tedavisinde de kullanılmak üzere kabul edilmiştir. Yüksek irtifalarda, oksijen seviyesi düştüğünden, vücutta sıvı birikimi ve asidoz gelişebilir. Asetazolamid, bu durumu engellemek için kullanılarak, dağcıların hızlı yükselmelerine yardımcı olur ve irtifa hastalığını önler. Bu etkisi, ilacın keşif sürecinin ilerleyen yıllarında tanımlanmıştır.
Ticari Üretim ve Yaygınlaşma: 1955’te asetazolamid, Diamox® ticari adıyla piyasaya sunulmuştur. Bu ilaç, zaman içinde glokom tedavisi, epilepsi, ödem gibi birçok başka tıbbi durum için de kullanılmaya başlanmıştır. İlacın en önemli avantajı, glokom tedavisindeki etkinliğinin yanı sıra, vücutta sıvı birikimini önleyerek çeşitli hastalıkların tedavisinde de faydalı olmasıdır.
Tıbbi Sınıf ve Gelişim Süreci: Asetazolamid, karbonik anhidraz inhibitörleri sınıfına dahil olan ilk ilaçlardan biridir. Bu sınıf, genellikle göz içi basıncını düşürme ve diüretik etkiler gösterme amacıyla kullanılır. Asetazolamidin başarısı, diğer karbonik anhidraz inhibitörlerinin geliştirilmesine ve yaygın olarak kullanılmasına olanak sağlamıştır. Bu ilaç sınıfı, özellikle nörolojik, kardiyovasküler ve oftalmolojik hastalıkların tedavisinde önemli bir yer edinmiştir.
İleri Okuma
Lifestar Pharma Inc. ACETAZOLAMIDE Tablet, USP – Prescribing Information (DailyMed, Rev. 09/2024).
Au JN, Waslo CS, McGwin G Jr, et al. Acetazolamide-Induced Nephrolithiasis in Idiopathic Intracranial Hypertension Patients. J Neuro-Ophthalmol. 2016;36(2):126-130.
Supuran CT. Acetazolamide for the treatment of idiopathic intracranial hypertension. Expert Rev Neurother. 2015;15(8):851-856.
İlaç prospektüsleri ve farmakoloji kaynakları (Dailymed, Medscape, literatür).
AHA *sper–(“ekmek, dağılmak”) → Ana Germanik *sprēwijaną(“Püskürtmek, serpmek”) → Orta Flemenkçe sprāien, sprayen, spraeyen (‘püskürtmek, serpmek, yaymak’) → İngilizce spray
Bir sprey ile, bir sıvı veya sıvı yarı katı preparat ince bir şekilde geniş bir alana dağıtılır ve dozlarla hedeflenen bir şekilde uygulanabilir.
Spreyler eczanede çok sık kullanılır, örneğin kas, sırt ve eklem ağrısı, burun akıntısı, boğaz ağrısı, ağız ve boğazda iltihaplanma, anjina pektoris ve migrene karşı.
Dozaj spreyleri, belirli bir hacim miktarını serbest bırakır ve böylece aktif bileşenlerin hassas bir şekilde dozlanmasını sağlar.
Spreylerin bir dezavantajı, preparatın vücudun istenmeyen kısımlarına ve havaya dağıtılmasıdır.
Ürünleri
Çok sayıda ilaç, gıda takviyeleri, tıbbi cihazlar, parfümler ve kozmetikler ticari olarak sprey olarak mevcuttur.
Yapı & Özellikleri
Spreyler, sıvı veya yarı katı sıvı preparat içeren bir kap ve içerdiği preparattan ince damlacıkların oluşmasını sağlayan bir atomizörden oluşur.
Genellikle sıvıyı sıvıya uzanan bir hortumla emer.
Bir dağılım oluşturulur, yani gaz (hava) içinde ince bölünmüş bir sıvı.
Alternatif olarak, propan ve bütan gibi itici gazlar da kullanılabilir.
İşlevi
Spreyler, aktif farmasötik bileşenlerin ve yardımcı maddelerin iyi, hedeflenmiş, dozlanmış ve geniş alanlara dağılmasını sağlar.
Spreylerin bir avantajı, onları uygulamak için sıvı ile doğrudan temas gerekmemesidir.
Endikasyon
Spreyler için bazı tıbbi ve tıbbi olmayan kullanımlar şunlardır:
Kas, sırt ve eklem ağrısı
Spor yaralanmaları (soğutma spreyleri)
Burun akıntısı, saman nezlesi, kuru burun (burun spreyleri)
Boğaz ağrısı, ağız ve boğazda iltihaplanma, aft, öksürük (ağız ve boğaz spreyleri)
Deri hastalıkları, derinin mantar enfeksiyonları (cilt spreyleri)
Antipiretik ilaçlar ateşi düşürmek için kullanılan farmakolojik ajanlardır. Antipiretik terimi, Yunanca karşı anlamına gelen “anti” ve ateş anlamına gelen “pyretos” kelimelerinden türetilmiştir. Bu ilaçlar öncelikle ateş sırasında vücut sıcaklığının yükselmesinden sorumlu olan prostaglandinlerin sentezini veya etkisini engellemek için hipotalamusa etki ederek çalışır.
Antipiretik İlaç Örnekleri
İbuprofen: Yaygın olarak antiinflamatuar, analjezik ve antipiretik özellikleri nedeniyle kullanılır.
Aspirin (Asetilsalisilik Asit): Antipiretik, antiinflamatuar ve analjezik etkilerinden dolayı kullanılır.
Asetaminofen (Parasetamol): Analjezik ve antipiretik etkileri nedeniyle yaygın olarak kullanılır, özellikle nonsteroid antiinflamatuar ilaçların (NSAID’ler) kontrendike olduğu hastalar için uygundur.
Naproksen, Ketoprofen, Fenoprofen, Flurbiprofen, Oksaprozin, İndometasin, Sulindak, Tolmetin, Etodolak, Diklofenak, Lumiracoxib, Nabumeton, Piroksikam, Meloksikam, Mefenamik Asit, Meklofenamik Asit: Bunların hepsi ateşi düşürme yetenekleriyle bilinen NSAID grubunun bir parçasıdır. , ağrı ve iltihaplanma.
Ateş düşürücü olarak Parasetamol
Kuzey Amerika’da asetaminofen olarak da bilinen parasetamol, gerçekten de analjezik olduğu kadar ateş düşürücüdür. Genellikle ateşi düşürmek ve ağrıyı hafifletmek için kullanılır. Özellikle ateşi düşürmedeki etkinliği ile dikkat çekiyor ve NSAID’leri tolere edemeyen kişiler tarafından tercih ediliyor.
Antipiretiklerin Rolü
Ateş düşürücüler, hipotalamusun interlökin kaynaklı sıcaklık artışını geçersiz kılmasına neden olarak ateşi azaltır; vücut buna sıcaklığı düşürerek tepki verir. Bu özellikle hasta konforunu artırmada ve aşırı yüksek ateşin olumsuz etkilerini potansiyel olarak önlemede faydalıdır; ancak ateşin azalması altta yatan hastalığın iyileşmesini hızlandırmayabilir.
Antipiretikler Ne Zaman Kullanılır?
Ateş düşürücüler tipik olarak bir hastada 38,3°C’den (101°F) yüksek ateş görüldüğünde uygulanır. Temel hedefler ateşi düşürmek ve özellikle ateşli koşulları özellikle sıkıntı verici bulan çocuklarda konforu arttırmaktır. Bu ilaçların kullanımı genellikle rahatsızlığı hafifleterek ve yüksek ateşle ilişkili olası komplikasyonları önleyerek hastanın iyileşmesini desteklemek için tavsiye edilir.
Antipiretiklerin Keşfi
Ateş düşürücü ilaçların keşfi, tıbbın daha geniş tarihiyle, özellikle de anti-inflamatuar ve analjezik ajanların gelişimiyle derinden iç içe geçmiştir.
Aspirin (Asetilsalisilik Asit)
Aspirin sentezine yol açan salisilatların ateş düşürücü özellikleri eski çağlardan beri biliniyordu. Eski uygarlıklar ateşi ve ağrıyı azaltmak için söğüt kabuğu özlerini kullanmışlardır. Söğüt kabuğundaki aktif madde olan salisin, 1828 yılında Alman eczacı Johann Andreas Buchner tarafından izole edildi. Salisin üzerinde daha fazla çalışıldı ve 1838’de Raffaele Piria tarafından ateşi düşürmek için kullanılan ancak ciddi gastrointestinal yan etkileri olan salisilik asite dönüştürüldü.
Dönüm noktası 1897’de Almanya’daki Bayer AG’de kimyager olan Felix Hoffmann’ın aspirin olarak bilinen asetilsalisilik asidi (ASA) daha saf ve daha az tahriş edici bir biçimde sentezlemesiyle geldi. Hoffmann’ın çalışması, romatizma hastası olan babası için mideyi daha az tahriş eden bir hazırlık bulma arzusuyla motive oldu. Bayer, 1899’dan itibaren aspirini pazarladı ve antipiretik, analjezik ve antiinflamatuar özellikleri nedeniyle hızla popüler hale geldi.
Asetaminofen (Parasetamol)
Asetaminofen ilk olarak 1878 yılında Harmon Northrop Morse tarafından buzlu asetik asitte p-nitrofenolün kalay ile indirgenmesi yoluyla sentezlendi. Bununla birlikte, antipiretik ve analjezik özellikleri, Joseph von Mering tarafından yapılan klinik deneylerin tedavi edici özelliklerini doğruladığı 1893 yılına kadar tanınmamıştı. Asetaminofen, 1950’lerde Amerika Birleşik Devletleri’nde Tylenol adıyla pazarlandıktan sonra, özellikle aspirine duyarlı olanlar için aspirine daha güvenli bir alternatif olarak yaygın şekilde kullanılmaya başlandı.
Steroid Olmayan Antiinflamatuar İlaçlar (NSAID’ler)
İbuprofen, indometasin ve naproksen gibi ilaçları içeren NSAID sınıfı, 20. yüzyılda siklooksijenaz (COX) enziminin inhibisyonunu içeren mekanizmalarının keşfedilmesiyle tanımlandı. Bu enzim, iltihaplanma ve ateşin aracıları olan prostaglandinlerin sentezinde çok önemlidir. İbuprofen, 1960’larda Stewart Adams ve Boots UK Limited’deki meslektaşları tarafından geliştirildi ve Brufen adıyla piyasaya sürüldü.
İleri Okuma
Rainsford, K.D. (2009). Aspirin and the Salicylates. Amsterdam: Elsevier.
Aronoff, D.M., Neilson, E.G. (2001). “Antipyretics: Mechanisms of action and clinical use in fever suppression.”American Journal of Medicine, 111(4), 304-315.
Sullivan, J.E., Farrar, H.C. (2011). “Fever and antipyretic use in children.” Pediatrics, 127(3), 580-587.
Sneader, W. (2000). “The discovery of aspirin: A reappraisal.” British Medical Journal, 321(7276), 1591-1594.
Botting, R.M. (2000). “The history of the development of ibuprofen.” Inflammopharmacology, 8(1), 1-11.
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.