Epiglottit—epiglotun (gırtlak kapağının) ani ve hızla ilerleyen iltihabı—tıbbın “hava yolunu öncele” ilkesini tarih boyunca defalarca yeniden yazdıran bir hastalık oldu.
I. İsimle Başlayan Hikâye: Epiglotun keşfi ve adlandırılması
Antikçağ yazarları epiglotu fark etmişti; terimin kendisi Yunanca epi (“üstünde”) ve glottis (“ses yolu/dil”) köklerinden gelir. Ortaçağ boyunca hayvan diseksiyonlarının ağırlığıyla şekillenen larenks bilgisi, Rönesans’ta insan diseksiyonlarının başlamasıyla düzeldi: 1543’te Andreas Vesalius’un De humani corporis fabrica’sı larenks-epiglot bölgesinin insan anatomisini sahici çizimlerle kurumsallaştırdı ve Galen’den devralınan birçok yanlışı tashih etti. Böylece “epiglot”, hem terminolojik hem de görsel bir gerçeklik olarak anatomiye yerleşti.
II. Görmenin Devrimi: Ayna ve ışıkla larenksi canlıda izlemek
Epiglotitin ayrı bir klinik varlık olarak tanınması, larenksi canlı insanda görme becerisinin evrimiyle hızlandı. 1854’te ses pedagoğu Manuel García, iki aynayla güneş ışığını kullanarak kendi larenksini izledi; bu “ayna laringoskopisi” kısa sürede hekimlerce benimsendi ve laringolojinin kurucu ânlarından biri sayıldı. 1895’te Berlin’de Alfred Kirstein, modifiye bir özofagoskopla ilk doğrudan laringoskopiyi gerçekleştirdi; Chevalier Jackson erken 20. yüzyılda doğrudan laringoskopiyi entübasyonun standart tekniğine dönüştürdü. 1960’larda Shigeto Ikeda’nın esnek fiberoptik bronkoskopu, üst hava yolunun ayrıntılı ve nazik değerlendirmesini mümkün kıldı. Bu keşif zinciri, epiglotiti görmekle baş etmenin kapısını araladı.
III. Bir Ölümün Anatomisi: 1799 kışında Mount Vernon
Epiglotitin dramatik klinik yüzü, 14 Aralık 1799’da Mount Vernon’da tarihe kazındı. George Washington’un birkaç saat içinde kötüleşen boğaz enfeksiyonu ve solunum sıkıntısı, sekreteri Tobias Lear tarafından saat saat kaydedildi. Öğleden sonra Dr. James Craik’a, ardı sıra Dr. Elisha Dick ve Dr. Gustavus Richard Brown’a haber verildi; dönemin tedavi anlayışıyla tekrarlanan kan alımları uygulandı. Modern klinik tarihçiler bu tabloyu fulminan akut epiglotit ile bağdaştırır; Lear’ın kaydı, İngilizce yazında bu hastalığın en erken ayrıntılı betimlemelerinden biri kabul edilir.
IV. Adlandırmanın ve Sınırların Netleşmesi: “Krup”tan “epiglottit”e
- yüzyılın sonlarına dek epiglotit olguları, “cynanche”, “angina laryngea” ya da “ödemli larenjit” gibi başlıklar altında, krup sendromuyla iç içe anıldı. Laringoskopinin rutine girmesiyle epiglot-supraglot dokuların “kiraz kırmızısı, ödemli” görünümü tanımlandı ve epiglotit ayrı bir tablo olarak netleşti; yetişkinlerde çoğu kez “supraglotit” teriminin daha uygun olduğu fikri yerleşti.
V. Mikropların Peşinde: Pfeiffer’in basili, kapsül ve aşıya giden yokuş
1892’de Richard Pfeiffer, influenza salgınlarında bir basil izole etti ve yanlışlıkla grip etkeni sandı; bakteri Haemophilus influenzae adını böyle aldı. 20. yüzyıl ortasında serotiplendirme ile tip b’nin (Hib) kalın polisakkarit kapsülünün başlıca virülans faktörü olduğu anlaşıldı; poliribozilribitol fosfat (PRP) kapsülüne karşı yanıt, özellikle konjuge teknolojiyle (1987’den itibaren) bebeklerde de güçlü bağışıklık doğurdu. Bu bilimsel hatadan (grip etkeni sanısı) aşı mucizesine uzanan çizgi, çocukluk çağının en korkulan Hib tabloları—menenjit ve epiglotit—için oyunun kurallarını değiştirdi.
VI. Aşı Çağı: Epidemiyolojinin tersyüz oluşu
Konjuge Hib aşılarının yaygın uygulanmasıyla 0–5 yaş epiglotit sıklığı birkaç yılda dramatik biçimde düştü; Finlandiya, İngiltere ve Galler gibi ülkelerden gözetim verileri, pediatrik insidansta >90–95% gerilemeyi belgeledi. Böylece tablo yetişkinlere “kaydı”; etken spektrumu da Hib’ten Streptococcus pneumoniae, S. pyogenes ve Staphylococcus aureus gibi patojenlere genişledi. Güncel kılavuz ve derlemeler, tam aşılı çocuklarda invaziv Hib hastalığının nadirleştiğini; erişkinlerde ise olguların görece payının arttığını vurgular.
VII. Görüntülemenin Dili: “Başparmak” ve “vallekula” işaretleri
Radyoloji, epiglotitin acil tanısında bir “ikonografi” yarattı. Lateral boyun grafisindeki klasik “başparmak (thumbprint) işareti”, ödemli epiglot gölgesinin kalınlaşmış yuvarlak siluetidir; erişkinlerde vallekulayı koruyan normal görünümün yokluğu (“vallekula işareti”) da ayırıcı tanıda değer taşır. Yine de pediatride, hava yolu güvenceye alınmadan film/inceleme çabası önerilmez.
VIII. Enfeksiyon Ötesi: Termal ve korozif epiglotitler
Aşı çağında dikkat çeken bir kayma da, enfeksiyon dışı etkenlerin—sıcak içecekler, uyuşturucu dumanı/aleviyle termal hasar, korozif kimyasal teması—epiglotite yol açabilmesidir. Literatür, “krak kokain” ile üst hava yolunda termal supraglotik ödem, kazara korozif yutma ve hatta “çaydanlık yanığı” gibi beklenmedik senaryoları bildirir. Klinik görünüm çoğu kez enfeksiyöz epiglotiti taklit eder; yönetim yine hava yolu güvenliği ekseninde şekillenir.
IX. Pandemi Çağının Parantezi: SARS-CoV-2 ile ilişki
COVID-19 döneminde erişkin epiglotit olgularında SARS-CoV-2 ile zamansal ilişki kuran olgu dizileri yayımlandı. Bu bildirimler nadir ve heterojen olsa da, acil başvuruda epiglotitin ayırıcı tanısına viral üst hava yolu ödemlerinin de eklenmesi gerektiğini hatırlattı.
X. Güncel Yönetim ve Araştırma Başlıkları: Hava yolu stratejileri, POCUS ve seçici yaklaşım
Yetişkin epiglotitinde hava yolu müdahalesi gereksinimi son kırk yılda azalarak bugün ≈%10 bandına gerilemiş görünüyor; buna karşın entübasyon hâlâ “yüksek riskli” bir senaryodur ve başarısızlık/sürpriz cerrahi hava yolu olasılığı göz ardı edilmez. Video-laringoskopi ile fiberoptik tekniklerin “hibrit” kullanımı, uyanık/korunan spontan solunumla güvenli entübasyon gibi stratejiler, çağdaş hava yolu algoritmalarının merkezinde yer alıyor. Eşzamanlı olarak, epiglot kalınlığı ve vallekula kaybı gibi bulguların nokta başı ultrason (POCUS) ile değerlendirilmesi; “cilt-epiglot mesafesi” gibi ölçümlerin zor hava yolunu öngörmede kullanımı giderek daha çok inceleniyor. Küçük serilerde epiglot kalınlığının 7 mm eşik üzeri olması ve aryepiglotik plika genişlemesinin tanısal değeri bildirilmiştir; ancak bu parametrelerin epiglotit için standardizasyonu ve özgül doğrulaması araştırma konusudur.
XI. Korumanın Anatomisi: Aşılama ve temas profilaksisi
Bugün Hib konjuge aşılarıyla primer seri ve rapel dozlarını tamamlayan çocuklarda invaziv Hib hastalığı seyrektir. Birincil korunmanın yanı sıra, Hib’e bağlı invaziv olguların yakın temaslılarında rifampisin kemoprofilaksisi önerilir; anatomisi hastanın “bağışıklık belleğine” kazınmış kapsül antijenine karşı sürü bağışıklığı ise toplum düzeyinde en güçlü koruyucudur.
XII. Dün-Bugün Köprüsü: Kaşiflerden algoritmalara
Bu yolculuk, epiglotit bilgisinin üç temel mihver üzerinde ilerlediğini gösteriyor:
- Görmek: García’nın aynasından Kirstein’in doğrudan laringoskopisine, Ikeda’nın fiberoptik devrimine uzanan çizgi; epiglotiti yerinde tanımayı mümkün kıldı.
- Adlandırmak: “Krup” şemsiyesinden epiglotit/supraglotit ayrımına, radyolojik işaretlerin lisanına… Klinik dil netleştikçe, erken tanı ve doğru öncelik (hava yolu) standardize oldu.
- Önlemek ve seçici davranmak: Pfeiffer’in hatalı “grip basili” varsayımından PRP kapsülüne ve konjuge aşıya; pediatrik yükü neredeyse silen bir başarıya ulaşıldı. Bugün erişkin olgular için seçici hava yolu müdahalesi, video-fogging-fiberoptik hibritleri ve POCUS destekli risk katmanlama gibi yaklaşımlar, araştırma ile pratiğin buluştuğu yeni eşiği temsil ediyor.
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.