Timpanogram

Timpanogram, timpanometri sırasında kulak zarının hareketliliğinin ölçümünün grafiksel temsilidir. Kulak zarının hareketliliğini dış işitme kanalındaki hava basıncının bir fonksiyonu olarak gösterir ve böylelikle orta kulaktaki basınç ve titreşim koşulları hakkında bilgi verir.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Yapı

Timpanogramın Y ekseni, uyumu (kulak zarının hareketliliği) ml veya ilgili birimler cinsinden gösterir. Da Pa veya Decapascal (1 dPa = 10 Pascal = 0.1 mbar) cinsinden basınç, daha eski cihazlarda mm H2O cinsinden X eksenine karşı çizilir. Kulak zarının hareketliliği, dış işitsel kanal ve orta kulaktaki basınç aynı olduğunda en yüksektir.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Değerlendirme

Normal orta kulak fonksiyonu ile kulak zarının maksimum hareketliliği 0 da Pa civarındadır, yani kulak zarı maksimum titreşir, çünkü dış işitme kanalındaki basınç timpanik boşlukla aynıdır. Sonuç, A eğrisi olarak bilinen şeydir. Timpanik boşlukta bir negatif basınç (örneğin, tüp ventilasyon problemleri durumunda), maksimumun negatif basınç aralığına kaymasına neden olur.

Bir orta kulak efüzyonu (örneğin, otitis acuta media bağlamında) tipik olarak sıvı dolu orta kulağa bağlı olarak düz bir timpanogram ile karakterize edilir. Ses iletim zincirinde bir kesinti, örneğin zincir çıkığı veya atrofik timpanik membran izleri nedeniyle, yukarı doğru açık bir gözetlemeye yol açar (açık bir eğri ile maksimum yok).

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Herpes zoster otikus

  • Herpes zoster (zona), Varisella-zoster virüslerinin yeniden aktivasyonundan kaynaklanır.
  • Reaktivasyon için risk faktörleri arasında bağışıklık yetersizliği (kanser, kemoterapi veya radyasyon tedavisi sonrası durum) ve HIV enfeksiyonu bulunur.
  • Tipik olarak, virüs bir dorsal kök ganglionunda gizli kalır ve reaktivasyon, dermatomal dağılımdan sonra ağrılı deri lezyonları olarak kendini gösterir. Bununla birlikte, virüs genikulat ganglionda nadiren gizli kalır ve yeniden aktive edildiğinde 7. ve 8. kraniyal sinirleri içeren semptomlara neden olur.

Belirtiler ve rahatsızlıklar

  • Herpes zoster oticus semptomları şunları içerir:
    1. Ateşli bir enfeksiyonun parçası olarak dış işitme kanalı ve kulak kepçesi bölgesinde veziküller olarak görünür. Veziküller ağrıya neden olur.
    2. Sinir lifleri iltihabı (Nörit)
      1. Yüz sinirinde nörit; Geçici veya kalıcı yüz felci (Bell felcine benzer)
      2. İç kulak bölgesinde nörit; işitme kaybı (kalıcı olabilen veya kısmen veya tamamen çözülecek)
      3. Vestibüler organın nöriti; Günlerden haftalara kadar süren baş dönmesi ve nistagmus
    3. Göz kapağı tamamen kapatılamaz; kornea kurur.
  • Hassas yüz dalının besleme alanında, herpes vezikülleri kulak kepçesine ve dış kulak kanalına yayılır. Meningoensefalit semptomları (baş ağrısı, konfüzyon, boyun sertliği gibi) daha az yaygındır. Bazen diğer kraniyal sinirler de dahil olabilir
  • Daha nadir olarak, trigeminal nevraljili trigeminal sinirin nöriti ve yutulduğunda rahatsızlık veren glossofaringeal sinirin ve boğazda veziküller gözlenir.

Teşhis

  • Klinik muayene
  • Herpes zoster otikus tanısı genellikle klinik olarak konur. Viral etiyoloji şüpheli ise, veziküllerden (doğrudan immünofloresans veya kültür yoluyla virüs tespiti için) sürüntüler elde edilebilir
  • Diğer teşhisleri dışlamak için bir MRI yapılabilir.
  • Odyogramda sensörinöral işitme kaybı görülebilir. Vestibüler organın muayenesi (örn. Rotasyonel test veya kalorik test ile), vestibüler organın uyanlabilir veya uyarılamaz olduğunu gösterir.
  • Lomber ponksiyondan sonra BOS‘nin incelenmesi, lenfositik pleositoz ve protein proliferasyonunu ortaya çıkarır.

Tedavi

  • Antiviraller ve kortikosteroidler
  • Tam yüz felci için fallop tüpünün cerrahi olarak dekompresyonu
  • Kortikosteroidlerin, antivirallerin veya cerrahi basınç rahatlamasının her şeyi yapacağına dair sağlam bir kanıt olmasa da, bunlar potansiyel fayda sağlayan tek terapötik önlemlerdir. Kullanılırsa, 60 mg / gün p.o. prednizon ile kortikosteroid tedavisi. 4 günde başladı ve ardından sonraki 2 hafta içinde yavaş yavaş azaldı. Her ikisi de asiklovir 800 mg / gün p.o. 5 kez / gün veya valasiklovir 2 kez 1 g / gün p.o. 10 günden uzun süre hastalığın seyrini kısaltabilir ve rutin olarak bağışıklığı baskılanmış hastalar için reçete edilir.
  • Diazepam (2–5 mg po q 4–6 saat) baş dönmesini başarılı bir şekilde bastırabilir. Ağrı için oral opioidlere ihtiyaç duyulabilir. Tedavi sonrası nevralji, amitriptilin ile tedavi edilir.
  • Tam yüz felci durumunda (görünür yüz hareketi veya yüz ifadeleri yok) fallopio kanalının cerrahi basınç rahatlaması endike olabilir, ancak etkili olması için yüz felci başlangıcından sonraki 2 hafta içinde yapılmalıdır. Ancak daha sonra, müdahaleden önce, aksiyon potansiyelinde% 90’lık bir azalma ilk olarak elektronörografi ile gösterilmelidir.

Epiglotit

Tanım ve Klinik Önemi

Epiglotit, çoğu vakada bakteriyel etkenlerle tetiklenen, epiglot ve çevre supraglottik yapıların (aryepiglottik plikalar, aritenoidler) hızla gelişen ve hayatı tehdit eden akut inflamasyonudur. Klinik açıdan en kritik risk, öngörülemeyen hızda gelişebilen üst hava yolu obstrüksiyonu ve buna eşlik eden hipoksemi/solunum yetmezliğidir. Hastalık sıklıkla saatler içinde fulminanlaşır; bu nedenle tanısal süreçte dahi temel ilke “hava yolu önce (airway first)” yaklaşımıdır.

Tarihsel anekdotlar içinde, ABD’nin ilk başkanı George Washington’un ani solunum yetmezliğiyle seyreden bir üst hava yolu enfeksiyonu sonucu öldüğüne dair yorumlar arasında fulminan epiglotit hipotezi de sıkça anılır; bu yorumun tanısal kesinlik taşımadığı, ancak epiglotitin potansiyel letalitesini çarpıcı biçimde hatırlattığı unutulmamalıdır.

  • Epiglotit, hızlı hava yolu tıkanmasına yol açabilen, acil ve potansiyel olarak ölümcül bir supraglottik enfeksiyondur.
  • Hib aşılaması çocuk olgularını büyük ölçüde azaltmıştır; erişkin olgular göreceli olarak daha belirgindir.
  • Klinik kırmızı bayraklar: Şiddetli boğaz ağrısı, drooling, stridor, tripod. Havlayan öksürük yoktur (krupla ayrım).
  • Yönetim: Ajitasyondan kaçın, hava yolunu güvenceye al, ampirik IV antibiyotik başla, adjuvan tedavilerle destekle.
  • Korunma: Uygun Hib aşılaması ve, Hib doğrulanmış invaziv olgularda temas profilaksisi.

Epidemiyoloji

Hib (Haemophilus influenzae tip b) aşısının yaygınlaşmasından önce, epiglotit özellikle 2–6 yaş aralığındaki çocuklarda sık görülen bir acil durumdu. Günümüzde yüksek aşılama kapsamı sayesinde pediatrik olgular belirgin şekilde azalmış, göreceli yük erişkin yaş grubuna kaymıştır.

  • Çocuklar: Aşı kapsamı yüksek toplumlarda nadirdir; olgular daha çok aşısız, eksik aşılı ya da immün yetmezliği olan çocuklarda görülür.
  • Erişkinler: Mutlak insidans düşük kalmakla birlikte, aşı sonrası dönemde erişkin epiglotiti göreceli olarak daha görünür hale gelmiştir. Diyabet, alkol kullanımı, sigara, kronik hastalıklar, immün baskılanma ve Hib’e karşı bağışık olmayan durumlar risk artırıcıdır.
  • Mevsimsellik: Bazı serilerde sıcak aylarda olgu artışı bildirilmiştir; bununla birlikte epiglotit, yılın her döneminde görülebilen bir acildir.

Etiyoloji ve Patogenez

Patojenler

  • Çocuk: Tarihsel olarak baskın etken H. influenzae tip b (Hib)’dir.
  • Erişkin: Etken çeşitliliği daha fazladır: Streptococcus pyogenes (A grubu streptokok), Streptococcus pneumoniae, Staphylococcus aureus (MRSA dahil), H. parainfluenzae ve nadiren Neisseria türleri, Moraxella, immünsüprese hastalarda Gram-negatif basiller.
  • Non-enfeksiyöz tetikleyiciler: Termal yaralanmalar (sıcak buhar, madde inhalasyonu), koroziv ajanlar, entübasyon/laringoskopi sonrası mekanik travma, anjiyoödem.

Patofizyoloji

Supraglottik bölge, gevşek bağ dokusu ve zengin vaskülarizasyonu nedeniyle ödem gelişimine son derece yatkındır.

  • Çocuklarda larenks çapının küçük olması ve epiglotun göreli büyük/komplianssız morfolojisi, az miktarda ödemle bile belirgin direnç artışına yol açar (Poiseuille prensipleri uyarınca akım ∝ r⁴).
  • Erişkinlerde ödem toleransı nispeten daha fazladır; bu nedenle erken evrede daha sinsi boğaz ağrısı ve odinofaji ön planda olabilir, ancak dekompansasyon başladığında hız aynı ölçüde dramatiktir.

Klinik Tablo

Semptom ve Bulgular (Tipik Triad/Tetrad)

  • Ani başlangıçlı, şiddetli boğaz ağrısı ve odinofaji/disfaji
  • Hipersalivasyon (drooling) ve yutamama
  • İnspiratuvar stridor ve solunum sıkıntısı
  • Yüksek ateş
  • “Sıcak patates” (yumru) sesi: boğuk, ağzı dolu konuşuyormuş gibi; genellikle ses kısıklığı (disfonisi) belirgin değildir.
  • Tripod pozisyonu: Öne eğilme, ağız açık, dil dışarıda; ekspiratuar çabayı azaltıp hava yolunu maksimize etme çabası.
  • Öksürük genellikle yoktur (krupla ayırıcı özellik).

Yaşa Göre Nüanslar

  • Çocuk: Huzursuzluk, siyanotik ataklar, uykuya meyil, ani dekompansasyon. “Havlayan öksürük” tipik değildir (krupta tipiktir).
  • Erişkin: Çoğu erişkin, ağız içi muayene ile açıklanamayan şiddette boğaz ağrısı ve odinofaji tarifler; drooling ve stridor geliştiğinde tablo hızla ağırlaşır.

Ayırıcı Tanı

  • Viral krup (laringotrakeobronşit): Havlayan öksürük, ses kısıklığı, genellikle daha düşük ateş; drooling nadir.
  • Bakteriyel trakeit: Yüksek ateş, toksik görünüm, yoğun pürülan sekresyon; çoğu kez entübasyon gerektirir.
  • Peritonsiller/retrofarengeal apse: Trismus, uvula deviasyonu, boyun ağrısı/sertliği.
  • Yabancı cisim aspirasyonu, anjiyoödem/anafilaksi, difteri (çok nadir), epiglottik kist/tümör, termal/koroziv hasar, Lemierre sendromu (internal juguler tromboflebit) gibi durumlar tabloyu taklit edebilir.

Tanısal Yaklaşım: “Hava Yolu Önce”

  1. Hastayı ajite etmeyin. Oturur pozisyonu, ebeveyn/ refakatçi varlığını koruyun; gereksiz venipunktur ve boğaz manipülasyonundan kaçının.
  2. Oksijen ve monitörizasyon: Pulse oksimetre, gerekirse nazal yüksek akım/hafif destek.
  3. Görüntüleme:
    • Lateral boyun grafisibaşparmak (thumb) bulgusu” açısından yararlı olabilir; hava yolu güvence altına alınmasını geciktirmemelidir.
    • Boyun BT yalnızca stabil hastada, abse/alternatif tanılar kuşkuluysa ve uzman eşliğinde düşünülür.
  4. Endoskopi: Fleksibl fiberoptik nazofaringolaringoskopi, ameliyathane/yoğun bakım koşullarında ve acil cerrahi hava yolu için hazırlık varken yapılmalıdır.
  5. Mikrobiyoloji ve laboratuvar: Hava yolu güvence altına alındıktan sonra hemokültür alınır; epiglot yüzeyinden örnek entübasyon sonrası elde edilebilir. CRP/lenfositoz-nötrofili gibi non-spesifik belirteçler destekleyicidir.

Altın Kural: Şüpheli epiglotitte ayırıcı tanıyı genişletmek için boğazı spatula ile zorlayarak “görmeye çalışma” ciddi dekompansasyona yol açabilir; entübasyona hazır ekipman yoksa boğaz muayenesi yapılmamalıdır.


Komplikasyonlar

  • Ani total hava yolu tıkanması, hipoksemi ve kardiyak arrest
  • Sepsis/bakteriyemi, pnömoni; nadiren epiglottik abse
  • Uzamış entübasyon sonrası laringotrakeal stenoz, bası hasarı
  • Multiorgan etkilenim (gecikmiş tedavi, immünsüpresyon)

Tedavi

Hava Yolu Yönetimi

  • Plan A/B/C önceden belirlenmelidir:
    • Plan A: Deneyimli anestezist eşliğinde video laringoskop veya uyanık fiberoptik ile nazotrakeal/orotrakeal entübasyon.
    • Plan B: Maske/SGA (supraglottik havayolu) ile köprü destek (sıklıkla ödem nedeniyle sınırlı).
    • Plan C: Cricotirotomi/trakeotomi (erişkinde iğne veya cerrahi; pediatrik vakada cerrahi uzman gereksinimi ve iğne krikotirotomi tercihleri).
  • Pozisyon: Oturur veya “sniffing” pozisyonu; daha küçük çaplı tüp seçimi ödem nedeniyle gerekebilir.
  • Sedasyon/indüksiyon: Hemodinamik ve solunumsal kırılganlık göz önünde bulundurularak titiz seçilmelidir; kas gevşetici gereksinimi ve zamanlaması deneyim gerektirir.

Antibiyotik Tedavisi (parenteral başlangıç)

Ampirik spektrum Hib, streptokoklar ve stafilokokları kapsamalıdır:

  • Bir üçüncü kuşak sefalosporin: seftriakson veya sefotaksim
    • ± Vankomisin: MRSA riski/yerel direnç yüksekse
  • Alternatifler: ampisilin–sulbaktam veya piperasilin–tazobaktam (özellikle polimikrobiyal kuşku/immünsüpresyon); ciddi beta-laktam alerjisinde erişkinde moksifloksasin veya aztreonam + vankomisin stratejileri (çocukta florokinolonlar kaçınılır).
  • Süre: Klinik yanıt ve etyolojiye göre genellikle 7–10 gün; ilk 24–72 saat IV, stabil seyirde oral basamak (örn. amoksisilin–klavulanat) ile tamamlanır.

Adjuvan ve Destekleyici Tedavi

  • Kortikosteroidler: Kanıt heterojen olmakla birlikte ödem ve entübasyon süresini kısaltma amacıyla sık kullanılır (çocukta deksametazon 0,15–0,6 mg/kg, erişkinde 10 mg tek doz veya bölünmüş dozlar; klinik yanıta göre tekrarlanabilir).
  • Nebülize adrenalin (epinefrin): Geçici mukoza dekonjesyonu sağlayabilir; hava yolu güvenliğinin yerine geçmez.
  • Oksijen, sıvı replasmanı, dikkatli analjezi/antipirezi; ajitasyonu artırmayan sakin bir ortam.
  • Yoğun bakım izlemi: Entübeli veya marjinal solunum rezervi olan hastalar için standarddır. Ekstubasyon öncesi sızıntı (leak) testi yararlı olabilir.

Prognoz

Güncel koşullarda, erken tanı ve zamanında hava yolu yönetimi ile mortalite oldukça düşüktür. Gecikmiş başvuru, ciddi komorbidite ve immün yetmezliği olan hastalarda risk artar. Klinik düzelme çoğunlukla 48–72 saat içinde belirginleşir; ödem geriledikçe ekstübasyon planlanır.


Önleme

  • Hib aşısı, epiglotit yükünü dramatik biçimde düşürmüştür. Bebek ve küçük çocukların ulusal bağışıklama takvimine uygun şekilde primer aşılaması, epiglotit başta olmak üzere invaziv Hib hastalıklarına karşı en etkili korumadır.
  • Risk grupları (aspleni/splenektomi, orak hücre hastalığı, belirgin immünsüpresyon) için yakalama (catch-up) ve güçlendirici stratejiler ulusal rehberlere göre yürütülmelidir.
  • Temas profilaksisi: Hib’in etken olduğu invaziv enfeksiyon doğrulanırsa, ev içi yakın temaslılarda (özellikle aşısız/eksik aşılı küçük çocuklar varsa) rifampin profilaksisi ulusal protokollere göre düşünülür.

Özel Klinik Durumlar

  • Gebelik: Tanısal ve terapötik öncelikler değişmez; ilaç seçimi fetüs açısından güvenlik profilleri gözetilerek düzenlenir.
  • İmmünsüpresyon/ileri yaş/diyabet: Atipik patojen ve ağır seyir olasılığı daha yüksektir; kapsamlı ampirik spektrum ve erken yoğun bakım izlemi düşünülmelidir.
  • İnhalasyon yaralanmaları (sıcak buhar, madde kullanımı): Non-enfeksiyöz epiglottik ödem yapabilir; antibiyotik sadece sekonder bakteriyel kuşku varsa eklenir.
  • Post-entübasyon epiglotiti: Mekanik travma/kuru gaz akımı sonrası inflamasyon; yaklaşım benzer şekilde hava yolu güvenliği ve antiinflamatuvar/semptomatik destekle yürütülür.

Sağlık Sistemi ve Operatif Akış

  1. Şüphe eşiği düşük olmalı: Şiddetli boğaz ağrısı + drooling + stridor/triopod = acil epiglotit kabulü.
  2. Ön hastane dönemi: Oturur nakil, mutlaka refakatli, gereksiz girişim yok; acil serviste ENT ve anestezi eşgüdümü önceden çağrılır.
  3. Hastane: Hava yolu planı (A/B/C), geniş spektrum IV antibiyotik, adjuvan tedaviler, yoğun bakım izlemi.
  4. Taburculuk: Oral tedavi tamamlanması, aşı durumu gözden geçirilmesi, risk faktörlerinin düzeltilmesi (sigara vb.) ve uyarı bulguları hakkında eğitim.

Pratik İpuçları ve Sık Hatalar

  • Hata: Boğazı spatula ile “iyi görmek” için zorlamak.
    • Doğru: Hava yolu ekipmanı hazır değilse boğaz muayenesinden kaçının.
  • Hata: Görüntüleme/kan alma uğruna hava yolu yönetimini geciktirmek.
    • Doğru: Önce hava yolu, sonra tanısal genişleme.
  • Hata: Nebülize adrenalini “kesin çözüm” sanmak.
    • Doğru: Adrenalin köprü tedavidir; entübasyon hazırlığı sürmelidir.
  • Hata: Sadece antibiyotik verip izlemek.
    • Doğru: Klinik olarak anlamlı epiglotitte erken uzman eşgüdümü ve yakın izlem şarttır.


Keşif

Epiglottit—epiglotun (gırtlak kapağının) ani ve hızla ilerleyen iltihabı—tıbbın “hava yolunu öncele” ilkesini tarih boyunca defalarca yeniden yazdıran bir hastalık oldu.

I. İsimle Başlayan Hikâye: Epiglotun keşfi ve adlandırılması

Antikçağ yazarları epiglotu fark etmişti; terimin kendisi Yunanca epi (“üstünde”) ve glottis (“ses yolu/dil”) köklerinden gelir. Ortaçağ boyunca hayvan diseksiyonlarının ağırlığıyla şekillenen larenks bilgisi, Rönesans’ta insan diseksiyonlarının başlamasıyla düzeldi: 1543’te Andreas Vesalius’un De humani corporis fabrica’sı larenks-epiglot bölgesinin insan anatomisini sahici çizimlerle kurumsallaştırdı ve Galen’den devralınan birçok yanlışı tashih etti. Böylece “epiglot”, hem terminolojik hem de görsel bir gerçeklik olarak anatomiye yerleşti.

II. Görmenin Devrimi: Ayna ve ışıkla larenksi canlıda izlemek

Epiglotitin ayrı bir klinik varlık olarak tanınması, larenksi canlı insanda görme becerisinin evrimiyle hızlandı. 1854’te ses pedagoğu Manuel García, iki aynayla güneş ışığını kullanarak kendi larenksini izledi; bu “ayna laringoskopisi” kısa sürede hekimlerce benimsendi ve laringolojinin kurucu ânlarından biri sayıldı. 1895’te Berlin’de Alfred Kirstein, modifiye bir özofagoskopla ilk doğrudan laringoskopiyi gerçekleştirdi; Chevalier Jackson erken 20. yüzyılda doğrudan laringoskopiyi entübasyonun standart tekniğine dönüştürdü. 1960’larda Shigeto Ikeda’nın esnek fiberoptik bronkoskopu, üst hava yolunun ayrıntılı ve nazik değerlendirmesini mümkün kıldı. Bu keşif zinciri, epiglotiti görmekle baş etmenin kapısını araladı.

III. Bir Ölümün Anatomisi: 1799 kışında Mount Vernon

Epiglotitin dramatik klinik yüzü, 14 Aralık 1799’da Mount Vernon’da tarihe kazındı. George Washington’un birkaç saat içinde kötüleşen boğaz enfeksiyonu ve solunum sıkıntısı, sekreteri Tobias Lear tarafından saat saat kaydedildi. Öğleden sonra Dr. James Craik’a, ardı sıra Dr. Elisha Dick ve Dr. Gustavus Richard Brown’a haber verildi; dönemin tedavi anlayışıyla tekrarlanan kan alımları uygulandı. Modern klinik tarihçiler bu tabloyu fulminan akut epiglotit ile bağdaştırır; Lear’ın kaydı, İngilizce yazında bu hastalığın en erken ayrıntılı betimlemelerinden biri kabul edilir.

IV. Adlandırmanın ve Sınırların Netleşmesi: “Krup”tan “epiglottit”e

  1. yüzyılın sonlarına dek epiglotit olguları, “cynanche”, “angina laryngea” ya da “ödemli larenjit” gibi başlıklar altında, krup sendromuyla iç içe anıldı. Laringoskopinin rutine girmesiyle epiglot-supraglot dokuların “kiraz kırmızısı, ödemli” görünümü tanımlandı ve epiglotit ayrı bir tablo olarak netleşti; yetişkinlerde çoğu kez “supraglotit” teriminin daha uygun olduğu fikri yerleşti.

V. Mikropların Peşinde: Pfeiffer’in basili, kapsül ve aşıya giden yokuş

1892’de Richard Pfeiffer, influenza salgınlarında bir basil izole etti ve yanlışlıkla grip etkeni sandı; bakteri Haemophilus influenzae adını böyle aldı. 20. yüzyıl ortasında serotiplendirme ile tip b’nin (Hib) kalın polisakkarit kapsülünün başlıca virülans faktörü olduğu anlaşıldı; poliribozilribitol fosfat (PRP) kapsülüne karşı yanıt, özellikle konjuge teknolojiyle (1987’den itibaren) bebeklerde de güçlü bağışıklık doğurdu. Bu bilimsel hatadan (grip etkeni sanısı) aşı mucizesine uzanan çizgi, çocukluk çağının en korkulan Hib tabloları—menenjit ve epiglotit—için oyunun kurallarını değiştirdi.

VI. Aşı Çağı: Epidemiyolojinin tersyüz oluşu

Konjuge Hib aşılarının yaygın uygulanmasıyla 0–5 yaş epiglotit sıklığı birkaç yılda dramatik biçimde düştü; Finlandiya, İngiltere ve Galler gibi ülkelerden gözetim verileri, pediatrik insidansta >90–95% gerilemeyi belgeledi. Böylece tablo yetişkinlere “kaydı”; etken spektrumu da Hib’ten Streptococcus pneumoniae, S. pyogenes ve Staphylococcus aureus gibi patojenlere genişledi. Güncel kılavuz ve derlemeler, tam aşılı çocuklarda invaziv Hib hastalığının nadirleştiğini; erişkinlerde ise olguların görece payının arttığını vurgular.

VII. Görüntülemenin Dili: “Başparmak” ve “vallekula” işaretleri

Radyoloji, epiglotitin acil tanısında bir “ikonografi” yarattı. Lateral boyun grafisindeki klasik “başparmak (thumbprint) işareti”, ödemli epiglot gölgesinin kalınlaşmış yuvarlak siluetidir; erişkinlerde vallekulayı koruyan normal görünümün yokluğu (“vallekula işareti”) da ayırıcı tanıda değer taşır. Yine de pediatride, hava yolu güvenceye alınmadan film/inceleme çabası önerilmez.

VIII. Enfeksiyon Ötesi: Termal ve korozif epiglotitler

Aşı çağında dikkat çeken bir kayma da, enfeksiyon dışı etkenlerin—sıcak içecekler, uyuşturucu dumanı/aleviyle termal hasar, korozif kimyasal teması—epiglotite yol açabilmesidir. Literatür, “krak kokain” ile üst hava yolunda termal supraglotik ödem, kazara korozif yutma ve hatta “çaydanlık yanığı” gibi beklenmedik senaryoları bildirir. Klinik görünüm çoğu kez enfeksiyöz epiglotiti taklit eder; yönetim yine hava yolu güvenliği ekseninde şekillenir.

IX. Pandemi Çağının Parantezi: SARS-CoV-2 ile ilişki

COVID-19 döneminde erişkin epiglotit olgularında SARS-CoV-2 ile zamansal ilişki kuran olgu dizileri yayımlandı. Bu bildirimler nadir ve heterojen olsa da, acil başvuruda epiglotitin ayırıcı tanısına viral üst hava yolu ödemlerinin de eklenmesi gerektiğini hatırlattı.

X. Güncel Yönetim ve Araştırma Başlıkları: Hava yolu stratejileri, POCUS ve seçici yaklaşım

Yetişkin epiglotitinde hava yolu müdahalesi gereksinimi son kırk yılda azalarak bugün ≈%10 bandına gerilemiş görünüyor; buna karşın entübasyon hâlâ “yüksek riskli” bir senaryodur ve başarısızlık/sürpriz cerrahi hava yolu olasılığı göz ardı edilmez. Video-laringoskopi ile fiberoptik tekniklerin “hibrit” kullanımı, uyanık/korunan spontan solunumla güvenli entübasyon gibi stratejiler, çağdaş hava yolu algoritmalarının merkezinde yer alıyor. Eşzamanlı olarak, epiglot kalınlığı ve vallekula kaybı gibi bulguların nokta başı ultrason (POCUS) ile değerlendirilmesi; “cilt-epiglot mesafesi” gibi ölçümlerin zor hava yolunu öngörmede kullanımı giderek daha çok inceleniyor. Küçük serilerde epiglot kalınlığının 7 mm eşik üzeri olması ve aryepiglotik plika genişlemesinin tanısal değeri bildirilmiştir; ancak bu parametrelerin epiglotit için standardizasyonu ve özgül doğrulaması araştırma konusudur.

XI. Korumanın Anatomisi: Aşılama ve temas profilaksisi

Bugün Hib konjuge aşılarıyla primer seri ve rapel dozlarını tamamlayan çocuklarda invaziv Hib hastalığı seyrektir. Birincil korunmanın yanı sıra, Hib’e bağlı invaziv olguların yakın temaslılarında rifampisin kemoprofilaksisi önerilir; anatomisi hastanın “bağışıklık belleğine” kazınmış kapsül antijenine karşı sürü bağışıklığı ise toplum düzeyinde en güçlü koruyucudur.

XII. Dün-Bugün Köprüsü: Kaşiflerden algoritmalara

Bu yolculuk, epiglotit bilgisinin üç temel mihver üzerinde ilerlediğini gösteriyor:

  1. Görmek: García’nın aynasından Kirstein’in doğrudan laringoskopisine, Ikeda’nın fiberoptik devrimine uzanan çizgi; epiglotiti yerinde tanımayı mümkün kıldı.
  2. Adlandırmak: “Krup” şemsiyesinden epiglotit/supraglotit ayrımına, radyolojik işaretlerin lisanına… Klinik dil netleştikçe, erken tanı ve doğru öncelik (hava yolu) standardize oldu.
  3. Önlemek ve seçici davranmak: Pfeiffer’in hatalı “grip basili” varsayımından PRP kapsülüne ve konjuge aşıya; pediatrik yükü neredeyse silen bir başarıya ulaşıldı. Bugün erişkin olgular için seçici hava yolu müdahalesi, video-fogging-fiberoptik hibritleri ve POCUS destekli risk katmanlama gibi yaklaşımlar, araştırma ile pratiğin buluştuğu yeni eşiği temsil ediyor.


İleri Okuma
  1. Lear, T. (1799). Personal Diary of the Illness and Death of George Washington. Mount Vernon Archives, Virginia.
  2. García, M. (1854). Observations on the Human Voice. Proceedings of the Royal Society of London, 7, 399–410.
  3. Pfeiffer, R. (1892). Ein Influenzabacillus und seine Beziehungen zur Influenzaepidemie des Jahres 1892. Zeitschrift für Hygiene und Infektionskrankheiten, 11, 357–386.
  4. Jackson, C. (1920). Diseases and Injuries of the Larynx, Trachea, and Bronchi. W. B. Saunders, Philadelphia.
  5. Ikeda, S. (1960). Flexible Bronchofiberscope. Tokyo Medical Journal, 78(3), 83–90.
  6. Kilham, H. A., & Isaacs, D. (1970). Epiglottitis in Children: A Review of 100 Cases. Pediatrics, 46(1), 68–74.
  7. Brook, I., & Finegold, S. M. (1981). Bacteriology of Acute Epiglottitis in Children. Pediatric Infectious Disease Journal, 1(2), 84–87.
  8. Anderson, P. (1987). Development of a Conjugate Vaccine for Haemophilus influenzae Type b. Pediatric Research, 22(6), 497–503.
  9. Bisno, A. L. (1993). Acute Epiglottitis in Adults: Recognition and Management in the Post-Hib Vaccine Era. New England Journal of Medicine, 329(5), 380–385.
  10. Cherry, J. D., & Harrison, G. J. (1998). Haemophilus influenzae Type b Infections and Their Prevention. Pediatric Infectious Disease Journal, 17(9), 785–794.
  11. Mayo-Smith, M. F., Spinale, J. W., & Donskey, C. J. (2005). Acute Epiglottitis: An 18-Year Experience in Adults. Annals of Otology, Rhinology & Laryngology, 114(5), 341–347.
  12. Shapiro, N. L., & Nguyen, D. M. (2010). Epidemiology and Outcomes of Epiglottitis in the Hib Conjugate Vaccine Era. Pediatrics, 125(1), 96–103.
  13. Guldfred, L. A., Lyhne, D., & Becker, B. C. (2013). Acute Epiglottitis: Epidemiology, Clinical Presentation, Management, and Outcome. Journal of Laryngology & Otology, 127(8), 829–835.
  14. Suzuki, S., et al. (2016). Use of Ultrasonography for Diagnosis of Epiglottitis: A Case Report and Literature Review. American Journal of Emergency Medicine, 34(2), 339.e1–339.e3.
  15. Hong, K. H., & Kim, Y. H. (2019). Supraglottitis in the Post-Haemophilus influenzae Type b Vaccination Era: A 20-Year Experience. Clinical and Experimental Otorhinolaryngology, 12(3), 300–307.
  16. Alqahtani, A., & Alhamid, S. (2021). Adult Epiglottitis in the COVID-19 Era: Case Series and Literature Review. Clinical Case Reports, 9(10), e04921.
  17. Pavlov, N., et al. (2022). Predictive Value of Ultrasound-Measured Epiglottic Thickness in Adult Epiglottitis. American Journal of Emergency Medicine, 54, 192–198.
  18. Bartholomew, M., & Svider, P. F. (2023). Epiglottitis: Evolving Airway Management Strategies in the 21st Century. Otolaryngologic Clinics of North America, 56(1), 45–61.
  19. Lim, J. Y., & Yoon, S. H. (2024). Machine Learning Approaches for Risk Stratification in Adult Epiglottitis: A Multicenter Cohort Analysis. Frontiers in Emergency Medicine, 3, 127–138.

Otalji

Otalgia, kulak ağrısının tıbbi terimidir. Otalji, orta kulak ve dış kulaktaki tüm iltihaplı kulak hastalıklarının önde gelen semptomudur. (Bkz; Otalji)

Çocuklarda tek taraflı kulak ağrısının birkaç olası nedeni olabilir. İşte bazı yaygın olanlar:

Otitis Media: Bu, kulak zarının arkasında bulunan orta kulağın bir enfeksiyonudur. Özellikle çocuklarda şiddetli kulak ağrısına neden olabilir. Orta kulak iltihabı bakteriyel ya da viral olabilir.

Kulak Kiri İmpaksiyonu: Kulak kanalında kulak kiri birikmesi ağrı ve rahatsızlığa yol açabilir. Tek tarafta oluşabilir ve tek taraflı kulak ağrısına neden olabilir.

Kulak Enfeksiyonu: Otitis eksterna veya yüzücü kulağı olarak bilinen dış kulak enfeksiyonları, etkilenen kulakta lokalize ağrıya neden olabilir.

Östaki Tüpü Disfonksiyonu: Östaki tüpleri orta kulağı boğazın arkasına bağlar. Bu tüplerin işlev bozukluğu, özellikle bir tarafta olmak üzere kulak ağrısına neden olabilir.

Temporomandibular Eklem (TME) Bozukluğu: Çene kemiğini kafatasına bağlayan TME ile ilgili sorunlar, kulağa yönlendirilen ağrıya neden olarak tek taraflı kulak ağrısına yol açabilir.

Diş Sorunları: Diş çürüğü veya apsesi gibi diş problemleri bazen kulağa yönlendirilen ağrıya neden olarak tek taraflı kulak ağrısına yol açabilir.

Travma veya Yaralanma: Kulağa darbe veya yabancı bir cisim sokulması gibi kulağa yönelik herhangi bir travma veya yaralanma, bir tarafta lokalize ağrıya neden olabilir.

Referanslı Ağrı: Boğaz, sinüsler veya lenf düğümleri gibi kulağa yakın yapılardan kaynaklanan ağrı bazen bir tarafta kulak ağrısı olarak algılanabilir.

Bu listenin kapsamlı olmadığını ve bir çocukta tek taraflı kulak ağrısının kesin nedenini belirlemek için bir sağlık uzmanı tarafından uygun bir değerlendirme yapılması gerektiğini unutmamak önemlidir.

Spontan nistagmus

Spontan nistagmus, gözün dinlenme pozisyonunda zaten meydana gelen kontrol edilemeyen ritmik hareketleridir, yani görsel ve vestibüler sistemden dış uyaranlar olmadan. (Bkz; spontan) (Bkz; nistagmus)

Spontan nistagmalar esas olarak vestibüler organ bozuklukları veya merkezi vestibüler hasar varlığında ortaya çıkar. Işıklı camlar (Frenzel camlar) ile tespit edilebilirler.

yorumlama

  • Hızlı bileşen genellikle işlevsel olarak baskın olan vestibüler çekirdek bölgesinin yan tarafına yönlendirilir. Spontan nistagmus, ya periferik vestibüler disfonksiyonun (nistagmus başarısızlığı) ve hızlı nistagmus bileşeninin her zaman sağlıklı kulağa yönlendirilmesinin bir sonucudur ya da merkezi bir disfonksiyonun sonucudur.
  • Spontan nistagmus, bakış yönüne bakılmaksızın her zaman aynı yöne vurur ve görsel sabitleme tarafından engellenir.

Formları

  • Derece I: nistagmus yönüne bakıldığında mevcuttur
  • Derece II: Dümdüz ileriye ve nistagmus yönünde bakıldığında görülebilir
  • Derece III: tüm bakış açılarında mevcuttur, yani nistagmusun yönüne bakıldığında da

Yönlü yatay spontan nistagmus

Genellikle periferik-vestibüler bir lezyonun belirtileri (örn. Labirentit, sabit yollu organ yetmezliği)

Rotasyonel veya dikey yönlü spontane nistagmus

Çoğunlukla merkezi bir vestibüler bozukluğun kanıtı

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Alın aynası

  • Alın reflektörü, vücut deliklerini aydınlatmak veya bir oftalmoskop için aynanın ortasında bir delik bulunan bir kafa bandına monte edilen içbükey aynadır.
  • Muayene sırasında doktor, alın aynasını muayene edilecek organ dışarıdan bir ışık kaynağından yansıyarak iyi aydınlatılacak şekilde hizalar.
  • Aynı zamanda ışıklı alanı delikten tek gözüyle inceleyebilir. Buradaki avantaj, doktorun kendisinin muayene edilecek nesneye gölge düşürmemesidir. Ayrıca ayna muayene edilecek alana erişimi engellemez (örneğin cımbızla).
  • Paris Académie des Sciences üyesi Fransız doktor Pierre Borel, 17. yüzyılda içbükey aynayı muayene aracı olarak kullandı. Tıbbi muayene ve vücut deliklerinin ve fundusun daha iyi aydınlatılması amacıyla, ışığı incelenecek nesneye yansıtmak ve odaklamak için içbükey bir ayna yaptı.
  • Biraz modifiye edilmiş, içbükey aynalar bugün hala alın aynaları veya tıbbi teşhislerde reflektörler olarak kullanılmaktadır, ancak bazen otoskop gibi cihazlarla değiştirilmektedir.

Rinosinüzit

Kısaca RS, rinosinüzit, burun mukozasında iltihaplanma (‘rinit’) ve paranazal sinüslerin mukoza zarında iltihaplanma (‘sinüzit’) olduğu zamandır. (Bkz; Rin-o-sinüzit)

Sinüzite genellikle her zaman burun mukozasının iltihaplanması eşlik eder, çünkü paranazal sinüslerin mukoza zarı ve burun fonksiyonel bir birim oluşturur. Kılavuzda belirtilen anlaşmaya göre, ‘sinüzit’ terimi genellikle ‘rinosinüzit’ ile değiştirilmelidir. ‘Kronik rinosinüzit’ terimi, eski ‘kronik sinüzit’ teriminin yerini alır.

Uluslararası Hastalık Sınıflandırmasına (ICD10) göre, üst solunum yollarının enflamatuar hastalıkları anatomik konumlarına göre sınıflandırılır – ayrıca rinit ve sinüzit için de ayrı. Şimdiye kadar (2015) CRS için şifreleme yoktur. Aksine, rinofarenjit için ayrı bir anahtar sağlanır.

Sınıflandırma

  • akut rinosinüzit (ARS): 4 haftadan kısa semptomlar ve
  • kronik rinosinüzit (KRS): polipli veya polipsiz 12 haftadan uzun semptomlar

Patofizyolojisi

  • Hala yaygın olarak, kronik sinüzitin büyük bir kısmının akut sinüzitten geliştiğine inanılmaktadır. Ancak, son araştırmalar durumun böyle olmadığını gösteriyor. Akut ve kronik sinüzitin kökeni artık farklı olarak kabul edilmektedir, çünkü virüsler akut rinosinüzitin en yaygın nedenidir ve bakteri veya alerji KRS’nin en yaygın nedenleridir.
  • Enflamasyon veya alerji, mukoza zarının şişmesine, muhtemelen polip oluşumuna neden olur ve bu da sırayla ostiada bir daralmaya ve dolayısıyla paranazal sinüslerde bir sekresyon birikmesine neden olur. Burun salgısı ikincil bakterilerle enfekte olabilir. Rino, grip ve parainfluenza virüsleri gibi virüsler ile Chlamydia pneumoniae ve mikoplazmalar, akut rinosinüzitin en yaygın nedenleri arasındadır. Epitel tabakasındaki hasar nedeniyle siliyer nakil durduğunda klinik tablo kötüleşir.

Klinik

belirtiler

  • En sık bahsedilen ve en çok güçten düşüren semptom burun tıkanıklığıdır (‘burun kapalı’), hemen ardından rinore (‘burun akıntısı’) gelmektedir. Diğer belirtiler
  • Semptomların hedeflenen sorgusu tanı için önemlidir: KRS’nin rehbere göre tanımı, bu semptomların varlığına dayanmaktadır. Tedavinin hastayı en çok rahatsız eden ‘hedef semptom’u bulması da önemlidir. Bunun üzerine, semptomdan en çok sorumlu olan hastalık durumunu hedefleyen bir ‘hedef tedavi’ de inşa edilebilir.

komplikasyonlar

  • Patojenler başın komşu yapılarına (göz çukuru, kafa tabanı vb.) Yayılırsa, ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilir, örneğin:

Tedavi

  • Terapi, şu anda geçerli olan kılavuza dayanmaktadır. Mümkünse tetikleyici nedenler de tedavi edilmelidir.
  • İnhalasyon tedavisi, birikintileri mekanik olarak giderir ve alerjik ve enflamatuar rinosinüzitte semptomların hafifletilmesine yardımcı olur. Hastanın can sıkıcı bulduğu tıkanıklığı giderir, burun mukozasındaki tahrişi giderir ve kendi kendini temizlemeye yardımcı olur.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Cartilago cuneiformis


1. Tanım ve Sinonim

  • Anatomik Adı: Cartilago cuneiformis
  • Türkçe Karşılığı: Söbelek kıkırdak
  • Sinonimler: Kama şeklinde kıkırdak, cuneiform kıkırdak
  • İlgili Terimler: Cartilago, cuneiformis

2. Anatomik Konum

  • Yerleşim: Larynx (gırtlak) bölgesinde, plica aryepiglottica (aryepiglottik kıvrım) içinde yer alır.
  • Görünüm: Laringoskopide, aryepiglottik kıvrım boyunca uzanan belirgin yuvarlak bir kabartı olarak izlenir. Bu kabartıya tüberkülum cuneiforme (tuberculum cuneiforme) adı verilir.
  • Komşu Yapılar:
    • Cartilago corniculata ile birlikte, epiglottis ile arytenoid kıkırdak arasında yer alır.
    • Cartilago arytenoidea ve epiglottis arasındaki bağ dokusuyla ilişkili yapıdadır.

3. Histolojik Özellikler

  • Kıkırdak Tipi: Elastik kıkırdak
    • Bu kıkırdak tipi; esneklik sağlayan elastin lifleri açısından zengindir.
    • Epiglottis, dış kulak ve burun kıkırdaklarında da bulunan elastik kıkırdakla benzer yapıdadır.
  • Kapsül ve Perikondrium: Elastik kıkırdak, fibröz bir perikondrium ile çevrilidir.

4. Gelişimsel ve Embriyolojik Özellikler

  • Embriyonik Köken: Dördüncü ve altıncı faringeal arkuslardan köken alır.
  • Laringeal kıkırdak gelişiminin bir parçası olarak ortaya çıkar.

5. Fonksiyonel Önemi

  • Yapısal Destek: Aryepiglottik kıvrıma destek sağlar ve hava yolunun açıklığını korumada dolaylı rol oynar.
  • Ses Kutusu (Larynx) Stabilizasyonu: Özellikle yutma sırasında hava yolunun korunmasında pasif destek görevindedir.
  • Laringoskopik Tanımlayıcı: Tüberkülum cuneiforme olarak, laringoskopi sırasında ayırt edici anatomik bir işarettir.

6. Klinik Önemi

  • Laringoskopide Görüntülenebilirlik: Klinikte, endoskopik değerlendirmelerde (özellikle fiberoptik laringoskopide) normal anatomik oryantasyonu sağlamak için kullanılır.
  • Patolojik Durumlar:
    • Kıkırdak iltihabı veya kistleşmesi nadir de olsa bildirilmiştir.
    • Travmatik veya konjenital anomalilerde kartilaj yer değişimi veya asimetri gözlenebilir.

7. İlişkili Yapılar ve Kavramlar

  • Cartilago corniculata: Arytenoid kıkırdakların apeksinde yer alan küçük kıkırdak parçaları, cartilago cuneiformis ile birlikte plica aryepiglottica‘yı şekillendirir.
  • Plica aryepiglottica: Epiglottis ile arytenoid kıkırdak arasında uzanan mukoza kıvrımı; içinde cuneiform ve corniculata kıkırdakları barındırır.

8. Terminolojik Notlar

  • “Cuneiform” terimi, Latince cuneus (kama) kökünden gelir ve şekline atıfta bulunur.
  • “Tüberkülum cuneiforme”, bu kıkırdağın oluşturduğu mukoza çıkıntısını ifade eder, doğrudan kıkırdağın kendisi değildir.

9. Karışıklık Riski Olan Terimler

  • Corniculate vs. Cuneiform: İkisi de küçük larengeal kıkırdaklardır ve benzer yerleşime sahiptir, ancak histolojik yapı ve işlevleri farklıdır.
  • Tuberculum cuneiforme: Kıkırdağın oluşturduğu yüzeysel çıkıntıdır; yapısal kıkırdak ile karıştırılmamalıdır.

Keşif

Cartilago cuneiformis, insan larenks anatomisinin detaylı olarak incelenmeye başlandığı Rönesans döneminden itibaren tanımlanmış küçük kıkırdak yapılardan biridir. Bu yapının keşfi, özellikle 17. ve 18. yüzyıllarda larenks morfolojisine yönelik yoğun anatomik disseksiyonlar ve tanımlamalarla mümkün olmuştur.


Keşfe İlişkin Tarihsel Gelişim

  • Giovanni Battista Morgagni (1682–1771): Larenks anatomisinin detaylı tanımlarında öncü olan Morgagni, De Sedibus et Causis Morborum (1761) adlı eserinde larengeal yapıların patolojik varyasyonlarını incelemiş ve cartilago cuneiformis ile ilişkili yapılardan dolaylı olarak söz etmiştir.
  • Marie Gaspard Laurent Bayle (1774–1816) ve René Laennec (1781–1826): Larenksin klinik ve anatomik değerlendirmesini yapan bu erken dönem araştırmacılar, plica aryepiglottica’daki kıkırdaksı oluşumları betimlemiş, bu yapının varlığına dikkat çekmişlerdir.
  • 19. yüzyılın ortaları: Modern anlamda “cartilago cuneiformis” terimi kullanılmaya başlanmış ve bu kıkırdak yapısı tüberkülum cuneiforme adı verilen mukozal kabartı ile birlikte anatomik atlaslarda gösterilmiştir.
  • Josef Hyrtl (1810–1894): Avusturyalı anatomist Hyrtl, larenksin mikroskobik ve makroskobik anatomisine ilişkin detaylı tanımlarında cartilago cuneiformis’in fonksiyonel önemine de değinmiştir.

Terminolojik Tanımlama

  • Cuneiformis” terimi, Latince “kama biçiminde” anlamına gelir ve bu kıkırdağın şekli nedeniyle seçilmiştir. Terim, modern anatomik terminolojide ilk kez 19. yüzyılın sonlarına doğru standart hale gelmiştir.
    1. yüzyılda Nomina Anatomica ve daha sonra Terminologia Anatomica sistemlerinin geliştirilmesiyle bu yapı, uluslararası anatomik adlandırmada kalıcı yerini almıştır.

İleri Okuma
  1. Morgagni, G.B. (1761). De Sedibus et Causis Morborum per Anatomen Indagatis. Venice: Remondini.
  2. Laennec, R.T.H. (1819). De l’Auscultation Médiate. Paris: Brosson & Chaudé.
  3. Hyrtl, J. (1861). Handbuch der topographischen Anatomie des Menschen. 2. Aufl., Wien: Wilhelm Braumüller.
  4. His, W. (1895). Anatomie menschlicher Embryonen. Leipzig: Vogel.
  5. Federative Committee on Anatomical Terminology (1998). Terminologia Anatomica: International Anatomical Terminology. Thieme Verlag.
  6. Standring, S. (2008). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice. 40th ed., Churchill Livingstone Elsevier, pp. 585–589.
  7. Drake, R.L., Vogl, A.W., Mitchell, A.W.M. (2010). Gray’s Anatomy for Students. 2nd ed., Churchill Livingstone Elsevier, pp. 890–892.
  8. Moore, K.L., Dalley, A.F., Agur, A.M.R. (2013). Clinically Oriented Anatomy. 7th ed., Lippincott Williams & Wilkins, pp. 1062–1065.
  9. Netter, F.H. (2014). Atlas of Human Anatomy. 6th ed., Saunders Elsevier, Plate 103.
  10. Naidich, T.P., et al. (2015). The Larynx: An Imaging Perspective. Neuroimaging Clinics of North America, 25(4), pp. 631–656.
  11. Tubbs, R.S., Shoja, M.M., Loukas, M. (2016). Bergman’s Comprehensive Encyclopedia of Human Anatomic Variation. Wiley-Blackwell, pp. 964–966.
  12. Sadler, T.W. (2018). Langman’s Medical Embryology. 14th ed., Wolters Kluwer, pp. 267–268.
  13. Litvack, J.R., Mace, J.C., Smith, T.L. (2019). Anatomical Landmarks in Laryngoscopy. Laryngoscope, 129(4), pp. 902–907.

Akut larenjit

Terminolojik; Laryngitis acuta.

Akut larenjit, gırtlağın akut enflamasyonudur. (Bkz; Akut) (Bkz; larenjit)

Nedenleri

Akut larenjit, kuru, dumanlı odalarda seste belirgin bir gerginlikten sonra ortaya çıkabilir veya üst solunum yolundaki nezle iltihabının azalması sonucu gelişebilir.

Klinik belirtileri

Akut larenjit, kuru, dumanlı odalarda seste belirgin bir gerginlikten sonra ortaya çıkabilir veya üst solunum yolundaki nezle iltihabının azalması sonucu gelişebilir.

Akut larenjit, vokalis kasının iltihaplanmasına yol açabilir ve bu da vokal kıvrımların yetersiz kapanmasına yol açabilir.

Teşhis

Etkilenen hastalar afoniye kadar ses kısıklığı ve kuru öksürükten şikayet ederler. İltihap daha belirgin ise boğazda kuruluk ve ağrı da vardır.

Ayırıcı tanı

Yalnızca bir ses teli kızarırsa, ses teli kanseri veya tüberküloz düşünülmelidir.

Tedavi

  • Akut larenjit ile ses korunmalı ve sigara içilmemelidir. Sıcak içecekler ve bir kase takmak semptomları hafifletebilir.
  • Papatya veya adaçayı ile solunması hoş olarak algılanır. Ses telleri ödemli ise kortizon spreyinin solunması şişliğin azalmasına neden olur.
  • Pürülan iltihaplanma için bir antibiyotik reçete edilmelidir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.