Sinonim: Bazis stapedis, base of stapes, Steigbügelplatte.
Orta kulaktaki üzengi kemiğinin oval pencereyi kapadığı tabanıdır. (Bkz; basis) (Bkz; stapedis)


Tıp terimleri sözlüğü
Sin: Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları Bilimi (KBB), Otorhinolaryngology, ear, nose, and throat (ENT), Hals-Nasen-Ohren-Heilkunde (HNO), Oto-Rhino-Laryngologie
Kulak, burun ve boğazdaki hastalıkların tanı ve tedavisiyle ilgilenen bilim dalıdır.
Sinonim: Artikulasyo inkudostapediyalis, Articulatio incudostapedialis, Articulatio incudostapedia, Incudostapedial joint, Amboss-Steigbügel-Gelenk.
Orta kulaktaki, örs kemiği ile üzengi kemiği arasında kalan eklemdir. (Bkz; Artikulasyo)(Bkz; inkud-o-stapedi–alis )

Sinonim: stapia.
Ana Cermen’deki *stapiz (“bir adım, basamak (merdiven basamağı)”)’den türeyen Eski Yüksek Almancadaki stapf, staph (“basamak, üzengi”) kelimesi Frenkçede *stap diye ifade edilmiştir. Latincedeki stapēs’inde burdan türediği düşünülmektedir.
Alternatif kökeninin Geç Latincedeki stō (“ben dururum”) + pēs (“ayak”)’nin birleşmesinden türediği düşülmektedir. Anlamları:
| Hal | Tekil | Çoğul |
|---|---|---|
| nominatif | stapēs | stapedēs |
| genitif | stapedis | stapedum |
| datif | stapedī | stapedibus |
| akusatif | stapedem | stapedēs |
| ablatif | stapede | stapedibus |
| vokatif | stapēs | stapedēs |



Sinonim: Articulatio incudomallearis, incudomalleolar joint, Hammer-Amboss-Gelenk.
Orta kulaktaki çekiç kemiği ile örs kemiği arasında bulunan eklemdir. (Bkz; Artikulasyo) (Bkz; inkud-o-malle–aris)

Kulak zarı (Lat. membrana tympanica), dış kulak yolu ile orta kulak boşluğu arasındaki sınırda yer alan, konik biçimli, üç tabakalı, yarı saydam bir membrandır. Türkçe literatürde “kulak zarı”, klasik anatomi terminolojisinde membrana tympanica ya da kısaca “timpanika” olarak anılır. Tarihsel-etimolojik bağlamda “Mirinks/Myrinx” (Latince myringa, Eski Yunanca μύριγξ) terimi de özellikle zarın kendisini belirtmek için kullanılmıştır.
Kulak zarına dair en eski kavrayış, adlandırmanın kendisinde saklıdır: Yunanca μύριγξ (myrinx, “mirinks”) ve Latince tympanum (“davul”) kökleri, zarın hem “gerilmiş deri” hem de “titreşen yüzey” imgesini taşır. Antik Yunan hekim-felsefecileri, işitmeyi havanın titreşimleriyle açıklarken zar benzetmesini özellikle “davul derisi” imgesi üzerinden kurdular. Bu benzetme, zarın yalnızca bir sınır değil, aynı zamanda sesi mekanik bir süreçle ileten aktif bir yapı olduğu sezgisini çok erken dönemden itibaren tıbbi dilin içine yerleştirdi.
Hippokratçı külliyat ve Galenik anatomi, dış işitsel kanaldan içeri uzanan bir “ince zar” fikrini hayvan disseksiyonları üzerinden pekiştirdi. Galen, timpanik boşluğu ve onu ayıran membranı, fonksiyonel bir sınır ve titreşim düzlemi olarak kabul eder; ancak bu dönemde laminer mikroyapı, basınç dengesi ve kemikçiklerle birleşik kaldıraç etkisi gibi ayrıntılar henüz kavramsallaştırılmamıştı. İslam tıbbının klasik metinlerinde (özellikle cerrahi yazmalarda), kulak hastalıklarının tanı ve tedavisinde zarın korunmasına ilişkin titiz uyarılar görülür; bu, yapının kırılganlığının klinik düzeyde erken fark edildiğini gösterir.
Sanayi devriminin optik araçları, kulak zarını yeni muayene tekniklerine açtı. Baş aynasıyla aydınlatılan otoskopi, 1860’larda standardize edildi; hemen peşinden Siegle’nin pnömotik otoskopisi, zara hava basıncı uygulanarak hareketliliğin gözlenmesini mümkün kıldı. Henry Jones Shrapnell, zarın üstteki gevşek üçgensel bölümünü (pars flaccida) klasik anatomiye kazandırdı; bu ayrım, kolesteatom patogenezinin anlaşılmasında belirleyici bir dönüm noktası oldu. Sir Astley Cooper, 1801’de terapötik miringotomi/parasentez uygulamalarıyla iletim tipi işitme kayıplarında basınç ve efüzyonun rolünü klinik olarak gösterdi. Joseph Toynbee, patolojik-anatomik koleksiyonları üzerinden miringoskleroz, adeziv otit ve kolesteatom gibi lezyonların zar dokusundaki izlerini sistematikleştirdi. Helmholtz’un fizyolojik akustiği, rezonans ve impedans kavramlarını tıpla buluşturunca, zar artık nicel özellikleri ölçülebilen bir “akustik membran” olarak ele alınmaya başladı. Politzer’in Eustachi tüpüne yönelik non-invaziv havalandırma yöntemi ve eğitim geleneği, otolojiyi bağımsız bir disipline dönüştürdü.
Mikroskobun ameliyathaneye girişi ve ince greft materyallerinin (özellikle fascia temporalis) kullanıma girmesi, zar cerrahisinde bir paradigma değişimi yarattı. Wullstein ve Zöllner, 1950’lerde timpanoplastiyi tipolojik bir sınıflamaya oturtarak (Tip I: miringoplasti; Tip II–V: ossiküler zincir rekonstrüksiyonu kombinasyonları) kulak zarının onarımını öngörülebilir sonuçlarla standartlaştırdılar. Bu dönemde zarın biyomekaniği, alan oranı (membrana–stapes ayakçığı), malleus–inkus kaldıraç kolu ve frekans-yanıt eğrileri üzerinden nicelleşti; “impedans eşleme” kavramı, insan orta kulağının yaklaşık 20–25 dB’lik kazanç sağlayan bir dönüştürücü olarak çalıştığını teorik ve deneysel çerçeveye yerleştirdi.
Yüksek çözünürlüklü temporal kemik BT ve daha sonra klinik yansıtmalı görüntüleme teknikleri, zarı yalnız yüzey değil, kalınlık ve katman mimarisi bakımından haritalamaya başladı. Finite element modellemeler ve lazer Doppler vibrometri, pars tensa ile pars flaccida’nın farklı frekans bantlarındaki hareket örüntülerini ortaya koydu; periferik liflerin yüksek frekans yanıtına, umbo çevresinin ise orta bant duyarlılığına katkısı kantitatif olarak gösterildi. Endoskopik kulak cerrahisi, özellikle anterior-periferik perforasyonlarda yaklaşımı sadeleştirerek kesi morbiditesini azalttı; kıkırdak-perikondrium greft stratejileri, retraksiyon eğilimi yüksek hastalarda kalıcı stabilite sağladı. Güncel araç setine timpanometri tip desenleri (A/As/Ad/B/C), akustik refleks testleri ve yüksek çözünürlüklü mikrootoskopi eklendi; böylece zarın “görünümü–hareketi–işlevi” üçlüsü klinikte birlikte okunur hale geldi.
Anatomik terminoloji, Latince membrana tympanica adlandırmasını standartlaştırdı; ancak “myringa/mirinks” terimi, 18. ve 19. yüzyıl metinlerinde yaygın bir alternatif olarak yaşamayı sürdürdü. Shrapnell’in pars flaccida tanımı, yalnız isimlendirme değil, klinik strateji de yarattı: epitympanum ve Prussak boşluğuyla ilişkili retraksiyon cepleri ve kolesteatom patogenezinin anahtar kavramı haline geldi. Böylece zarın tarihsel serüveni, bir “davul derisi” metaforundan, katmanlı histolojisi, komşulukları ve akustik rolü nicelleştirilmiş bir biyomekanik arayüz kavrayışına evrildi.
Bugün kulak zarı, otoskopik ışık üçgeninden pnömotik mobiliteye, timpanometri eğrilerinden (ör. Tip B’de efüzyon ya da geniş perforasyon), rekonstrüksiyon tekniklerine kadar, birbirini tamamlayan bir bilgi mimarisinin odağında yer alır. Tarihsel birikim, her bir muayene bulgusunu mekanik bir hipotezle, her bir cerrahi manevrayı da histolojik bir gerekçeyle ilişkilendiren bir okuma pratiği doğurdu; keşif tarihinin asıl mirası budur.
Sinonim: Seromucotympanum, Seromukotympanon, Seromucotympanon, secretory otitis media, serous otitis media, Paukenerguss.
Orta kulaktaki timpanik boşlukta mukuslu seröz sıvının birikmesidir. (Bkz; Ser-o-muk-o-timpan–um)

Yaş zirvesi yaklaşık 6 yıldır.
Sinonim: Serotympanum, Serotypanus, Serotympanon.
Orta kulaktaki timpanik boşlukta seröz sıvının birikmesidir. (Bkz; Ser-o-timpan–um)

Orta kulak iltihabıdır. (Bkz; Otit) (Bkz; media)

Orta kulak iltihabının tetikleyici nedeni genellikle, işitsel tubada, patojenlerin nazofarenksten orta kulağa göç etmesi ile bir ventilasyon bozukluğudur.
| Akut otitis mediada en sık görülen bakteriyel patojenler | |
| Streptococcus pneumoniae (özellikle serotip 6, 14, 19, 23) | 30–40 % |
| Haemophilus influenzae (alt tip A) | 15–25 % |
| Moraxella catarrhalis | 10 % |
| Staphylococcus aureus | 5 % |
| Β-laktamaz üreteci |
Her iki kriterin uygulanması, farklı orta kulak iltihabı formlarının aşağıdaki sınıflandırmasına yol açar:
Semptomlar tipine bağlıdır. Aşağıdaki belirtiler hemen hemen tüm formlarda yaygındır:

Sinüs trombozu, mastoidit ve yüz felci, akut orta kulak iltihabının tipik komplikasyonlarıdır.
Terapi orta kulak iltihabnın seyrine bağlıdır.
