Mikroskop

Neden mikroskop deniyor?

Mikroskop (Eski Yunanca μικρός (mikrós) ‘küçük’ ve σκοπέω (skopéō) ‘bakmak (bakmak); incelemek, teftiş etmek’) –>Yeni Latincedeki microscopium kelimesinden türemiştir.

Çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük nesneleri incelemek için kullanılan bir laboratuvar aletidir. Küçük nesneleri incelemek için kullanılan optik aletlere veya çok küçük nesneleri görüntülemek için kullanılan aletlere (Elektron mikroskobu vs.) denir.

Mikroskopi, mikroskop kullanarak küçük nesneleri ve yapıları inceleme bilimidir.

Mikroskopta biyoloji nedir?

Biyolojik mikroskop genellikle hücreleri, dokuları ve diğer biyolojik örnekleri gözlemlemek için tasarlanmış bir optik mikroskop türüdür. Birden fazla objektif lens takılabilir, bu da bu mikroskoplara 10x – 1.000x veya daha fazla herhangi bir yerde değişebilen bir büyütme sağlar.

Mikroskop neden kullanılır?

Mikroskoplar nesnelere daha yakından bakmamızı, çıplak gözle görülebilenin ötesini görmemizi sağlayan araçlardır. Onlar olmadan hücrelerin varlığı, bitkilerin nasıl nefes aldığı ya da kayaların zaman içinde nasıl değiştiği hakkında hiçbir fikrimiz olmazdı.

Bir mikroskop nasıl çalışır?

Işık mikroskopları olarak da adlandırılan mikroskoplar büyüteç gibi çalışır. Işığı büken kavisli cam veya plastik parçaları olan mercekler kullanırlar. İncelenecek nesne bir merceğin altında durur. Işık nesneden merceğe geçerken, mercek nesnenin daha büyük görünmesini sağlar.

Mikroskoplar nerede kullanılır?

Mikroskoplar yaşam bilimleri araştırmalarında temel dayanak noktasıdır, ancak görüntüleme alanındaki ilerlemeler kullanımlarının bilim ve teknolojinin birçok alanına yayılmasını sağlamıştır. Farklı hücre türlerini görüntülemek, klinik numuneleri analiz etmek ve nanomalzemeleri taramak için yaygın olarak kullanılırlar.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Kişisel psikolog uygulaması HelloMind ile tanışın

hellomind2

Güzel bir uykunun ardından gözlerimizi açtık. Günün yoğun koşuşturmacasına başlamadan yapmak istediğimiz ilk şey güzel bir kahvaltı. Lakin aklımıza bir anda günün yoğunluğu, yapılacak işler geldi. İş yerine giderken yolda çekeceğimiz trafik, şehrin gürültü ve kargaşası. Henüz hiçbir iş yapmadan bunları düşünmek bile sizi yormuş ve strese sokmuş olabilir. Sizde böyle düşünenlerdenseniz HelloMind’a merhaba diyin.

Jacob Strachotta 20 yıllık tecrübeye sahip bir Hipnoterapist ve aynı zamanda uygulamadan sorumlu kişi. Uygulamanın çıkış noktası Strachotta’nın hipnoz tekniği. Bu uygulam, tekniğin insanlar üzerinde olan faydalarını deneme imkanı sunuyor. Bu uygulamadan sonra. kullanıcıların ekstra bir terapiste veya terapiye ihtiyaç duymayacağı söyleniyor Peki tam olarak sistem nasıl işliyor?

hellomind

Uygulamanın asıl amacı beynimizin duygusal bölümünün aldığı karar mekanizmasına olumlu etkilerde bulunup bizi duygusal olarak kötü hissettiren durumlardan kurtarmak. Öncelikle kullanıcının yapması gereken ilk şey ihtiyaç duyduğu veya kendisinde çok fazla hissettiği bir problemi en azından hafifletmek adına terapi seçeneklerinden kendisine uygun olanı seçmek. Uygulama içindeki tedavi seçenekleri hiç de azımsanmayacak seviyede. Kullanıcılar stres, kaygı, kilo, uyku, motivasyon ve kişisel güven gibi seçeneklerden birini seçerek ilk adımı geçmiş oluyor.

Bu adımın ardından kullanıcı alt seçeneklerde seçeceği opsiyon ile ikinci adımı da tamamlamış oluyor. Uygulama içinde ana başlıkların altındaki alt başlıklar ile beraber toplam 250 farklı tedavi çeşidi sunuyor. Bu da uygulamanın ne derece geniş bir yelpazede olduğunun ve hitap ettiği kitlenin ne derece büyük olduğunun bir göstergesi. HelloMind şehrin kargaşasından ve stresten biraz da olsa uzaklaşmak ve kendini daha hissetmek isteyenler için farklı bir tecrübe olabilir.

  • Fiyat Ücretsiz
  • Boyut 13,3 MB
  • Yükle App Store

Kaynak:

Log

Işıkla Çalışan ve Kontrol Edilebilen Doğal Boyutlarda Bir Tırtıl Robotu Geliştirildi

Işıkla Çalışan ve Kontrol Edilebilen Doğal Boyutlarda Bir Tırtıl Robotu Geliştirildi

Varşova Üniversitesi Fizik Fakültesi’ndeki araştırmacılar, sıvı kristal elastomer teknolojisini kullanarak (İng: liquid crystal elastomer technology), Floransa’daki LENS Enstitüsü’nde, doğanın kendisinden ilham alınarak yapılmış ve doğal boyutlarda bir tırtılın hareketlerini taklit edebilen mikro ölçekte bir robot geliştirmeyi başardılar. 15 milimetre uzunluğundaki yumuşak robot, enerjisini yeşil ışıktan sağlıyor ve uzamsal olarak düzenlenebilen lazer ışınlarıyla kontrol edilebiliyor. Düz yüzeyler üzerinde hareket edebilmesinin dışında, eğimli yüzeylere tırmanabiliyor, dar aralıklardan geçebiliyor ve yük taşıyabiliyor

Onlarca yıldır bilim insanları ve mühendisler, doğada mevcut hareket modellerini taklit edebilen robotlar geliştirmeye çalışıyorlar. Bu tasarımların pek çoğu, elektrikle veya havayla uyarılan sert iskelet ve eklem yapılarını içeriyor. Bununla birlikte doğada, çok sayıda canlı yaşadıkları ortamı yumuşak bedenlerini kullanarak dolaşabiliyor. Örneğin toprak solucanları, salyangozlar ve larva biçimindeki böcekler farklı teknikler kullanarak karmaşık çevre koşullarında etkili bir biçimde hareket edebiliyorlar. Günümüze kadar, yumuşak yapılı robot geliştirme girişimleri büyük ölçeklerle sınırlı kalmıştı (genellikle onlarca santimetre uzunlukta) ve çoğunlukla bunun temel nedeni güç yönetimi ve uzaktan denetimde yaşanan sıkıntılardı.

Sıvı Kristal Elastomerler (LCE’ler), görünür ışık altında büyük şekil değişiklikleri gösterebilen akıllı malzemelerdir. En son geliştirilen tekniklerle beraber, bu yumuşak malzemeleri önceden belirlenmiş uyarılma performansı ile keyfi olarak üç boyutlu biçimlerde modelleyebilmek mümkün. Işıkla tetiklenen şekil değiştirme mekanizması, sayısız ayrı uyarıcılar olmasa bile, tek parçalı LCE yapısının karmaşık eylemler gerçekleştirmesine olanak tanıyor.

Varşova Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, İtalya’daki LENS Enstitüsü ve İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi’ndeki araştırmacıların işbirliğiyle, tek parçalı optomekanik sıvı krital elastomerler ile doğal boyutlarında yumuşak bir tırtıl robot tasarımı geliştirmeyi başardılar. Robotun gövdesi, desenli moleküler hizalama uygulanmış ışığa hassas elastomer şeridinden yapıldı. Hareket deformasyon örüntüsünü kontrol ederek, robot doğadaki akrabalarının pek çok hareketini taklit edebiliyor. Eğimli yüzeylerde hareket edebiliyor, dar aralıklardan geçebiliyor ve ağırlığının onlarca katı cisimleri itebiliyor, böylelikle zor koşullarda çalışabilme yeteneği gösteriyor ve gelecekteki potansiyel uygulamaları hakkında fikir veriyor.

Projeyi yürüten, Varşova Üniversitesi Fizik Fakültesi Fotonik Nanoyapılar Tesisi’nin yöneticisi Piotr Wasylczyk, “Yumuşak robotlar tasarlamak, mekaniklerinde, enerji kaynaklarında ve kontrol edilmelerinde yeni paradigmalar gerektiriyor. Şu anda doğadan ders almaya başlıyoruz ve tasarımlarımızdaki yaklaşımlarımızı doğal evrimle ortaya çıkan yaklaşımlara doğru değiştiriyoruz” diye anlatıyor.

Araştırmacılar, materyallerin, üretim tekniklerinin ve tasarım stratejilerinin yeniden ele alınmasının, mikro ve milimetre ölçeklerdeki yumuşak robot üretiminde, hem yüzeyde hem suyun altında yüzebilen ve uçabilen robotların da dahil olduğu, yepyeni alanlar açabileceğine inanıyorlar.


Kaynak:

Üzerine Yeni Veri Yazılmış Sabit Disklerden Silinmiş Verilerinizi Kurtarmak Neden Mümkün Değildir?

Sabit diskten silinmiş veriyi kurtarmak büyük oranda mümkündür, çünkü silinenler gerçek veri değil, bu verinin saklandığı konumun bilgisidir. Bu yazıda verinin sabit diskte nasıl saklandığı, dosyalar silindiğinde ve sabit disk formatlandığında neler olduğu ve dosyaların üzerine yazıldıktan sonra kurtarılmasının neden mümkün olmadığını açıklayacağız.
Ancak bunu anlamak için, öncelikle verinin fiziksel olarak bir sabit disk üzerinde nasıl saklandığını öğrenmemiz gerekiyor. Bunu yaptığımızda, üzerine yeniden bir şeyler yazıldıktan sonra verilerimizin neden eski haline getirilemeyeceğini, dolayısıyla üzerine yazıldıktan sonra formatlanmış disklerimizden verileri neden kurtaramadığımızı net olarak anlamış olacağız.
 
Bilgiler Dijital Olarak Nasıl Saklanır?
Dijital bilgiler baytlar olarak saklanır. Her bayt 8 bit içermektedir. Her bit ise ya 0 ya da 1 değerine sahiptir. Bu saklama yöntemi, sadece iki sayıyı (0 ve 1) kullandığından ikili sayı sistemi olarak adlandırılır. Sonuçta, bilgisayarda saklanan her veri, 0 ve 1’lerden oluşan ikili kodla yazılır.
Bilgiler Sabit Diskte Nasıl Saklanır?
Sabit disk sürücülerde bilgiler, manyetik ve kalıcı olarak saklanır, yani bilgiyi saklamayı sürdürmek için ek bir enerjiye ihtiyaç yoktur. Bu nedenle harici sabit disklerinizi bilgisayarınıza takıp, çıkarıp, sağa sola götürebilirsiniz ama verileriniz halen korunmayı sürdürür.
Disk üzerindeki her mıknatısta bir artı (+) bir de eksi (-) kutup bulunur. Bu kutuplar iki değere, yani ikili koda denk gelir. Sabit disk saklama birimi veya sabit disk plakası, ferromanyetik (sürekli mıknatıs oluşturabilme özelliğine sahip) bir yüzeye sahiptir. Bu yüzey, mıknatıssal bölgecik (magnetic domain) adı verilen küçük manyetik bölgelere ayrılmıştır. Sabit diskler, mıknatıssal bölgeciklerin mıknatıslanma yönünü değiştirerek (directional magnetization) verileri saklar. Her mıknatıssal bölgecik iki olası yönden birine mıknatıslandırılabilir, dolayısıyla iki değerden birini alabilir: 0 ya da 1.
Sabit disklere iki farklı teknolojik yöntem ile veri kaydedilebilir. 2005 yılına kadar kayıt işleminin gerçekleştirildiği tabaka, disk yüzeyine paralel olarak yatay bir şekilde yerleştirilmişti. Böylece, sağa ve sola doğru mıknatıslanma ile ikili kodlar temsil ediliyordu. Bu mıknatıslanmanın diğer adı Boylamasına Kayıt’tır. 2005 civarlarında ise yeni bir teknolojik yöntem ortaya çıktı: Veriler bölümlerin dikey olarak, yani aşağı-yukarı yönde mıknatıslanması ile yazılmaya başlandı. Bu yöntemin de diğer adı Dikey Kayıt’tır. Bu yeni yöntem sayesinde mıknatıssal bölgecikler arasındaki boşluk azaldı ve disklerin saklama kapasitesi arttı.
Rastgele Erişimli Belleklerde (RAM) Veriler Nasıl Saklanır?
Aslında RAM’lerin saklama yöntemi sabit disklerinki ile aynıdır, yani ikili kodlar sayesinde gerçekleştirilir. Aralarındaki en büyük fark, RAM’lerdeki verilerin geçici olarak saklanmasıdır, yani saklanan bilgiler güç kesildiği anda silinir. Bu nedenle eğer ki bir yazı yazarken elektrikler gidip gelirse üzerinde çalıştığınız verileri yitirebilirsiniz.
RAM, iç içe geçmiş halkalardan oluşur. Bu halkaların içinde de kapasitörler ve transistörler bulunur. Her kapasitörde 1 bit boyutunda veri saklanır. Kapasitörler dolu (yüklü) ya da boş olabilir. Böylece 0 ve 1 ikili kodları temsil edilmiş olur.
Veriler Silinince Ne Olur?
Bir RAM modülünün organizasyon yapısı birkaç basamaktan oluşur. Veriler bellekten silindiğinde, gerçek bilgiler anında yok olur. Güç kesildiğinde de kapasitörler anında boşalır, dolayısıyla bütün bilgiler kaybolur.
Sabit disklerde ise durum çok daha farklıdır çünkü bilgiler iki şekilde saklanmaktadır. İlk olarak, veriler fiziksel olarak manyetik sabit diskte saklanır. İkinci olarak, saklanan tüm veriler bir dosya sistemi tarafından yönetilir. Bu sistem, bilgi tablosu oluşturarak verilerin konum bilgisini, yani bir dosyanın sabit diskte nerede saklandığını görmemize yardımcı olur. Bir dosya, parçalanarak sabit diskin farklı konumlarında kaydedilmiş olabilir. Bu yüzden bu sistem gereklidir. İşletim sistemi oluşturulan bu tabloları kullanarak dosyaların konumunu saptar ve büyük dosyaların parçalarını birleştirir.
Bir dosya silindiğinde, sadece dosya sistemi tablosundaki bilgi silinir. Gerçek dosyayı silmek uzun zaman alacağı için, verinin fiziksel konumuna dokunulmaz. Fakat işletim sistemi yeni dosyalar saklamak istediğinde kullanılabilir boşlukları görmek için tabloya başvurur. Silinen dosyaların konumu boş olarak işaretlendiği için, işletim sistemi yeni verileri eski verilerin üzerine yazar ve dolayısıyla eski verileri tamamen siler.
 
Sabit Disk Formatlandığında Ne Olur?
Hepimizin bildiği formatlama yöntemi yüksek seviye formatlama olarak adlandırılır. Bu yöntem, boş bir dosya sistemi kurulumudur. Sabit diskteki hataların taranması gerekmediği için hızlı format olarak da adlandırılır.
Sabit diskteki veriler, formatlama işlemi sırasında fiziksel olarak silinmezler. Formatlama işleminde dosya sistemi baştan kurulur, yani sabit disk baştan yapılandırılır ve dosyaların konum bilgisinin bulunduğu bilgi tablosu sıfırlanır. Dosya sistemine ve ayarlarına dokunulmadığı müddetçe sabit diskte saklanan gerçek veriler silinmez ya da bu verilerin üstüne yazılmaz, bu yüzden kurtarılabilirler.
Verilerin Üstüne Yazılırsa Ne Olur?
 
Verilerin üstüne yazıldığında, sabit diskteki mıknatıssal bölgecikler tekrar mıknatıslanır. Bu işlem geri alınamaz çünkü daha önce bu konumda saklanan bilgiler fiziksel olarak silinmiş olur. Mıknatıslanma değişimlerine (veya aynı kalan yerlere) ait bazı fiziksel izler kalabilir ve teorik olarak bu izlerle kısmi bir geri yükleme yapılabilir. Fakat bu işlem için manyetik kuvvet mikroskobu veya benzeri teknolojik araçlar gerekebilir. Gerçi şimdiye kadar hiçbiri verileri tamamen kurtarmayı sağlayamamıştır [tabii gizli devlet istihbarat laboratuvarlarında neler yapılabileceğini bilemeyiz]. Sonuç olarak, üstüne yazılmış bir veriyi kurtarabilecek hiçbir yazılım veya başka bir teknolojik yöntem bulunmamaktadır, en azından genel kullanıma açık bir yöntem yoktur.
Düzenleyen: Şule Ölez (Evrim Ağacı)
 
Not: Bu yazı daha önceden bir başka Facebook oluşumu tarafından burada çevrilmiştir. Bu çeviriyi, kendi çevirimizi tamamladıktan sonra fark ettik. Dolayısıyla emeği geçen diğer arkadaşlara kredi vermek adına buraya bu notu düşmeyi uygun gördük. Emeklerine teşekkür ediyoruz.
Kaynak: MakeUseOf

Robot Destekli Hasta Bakımı: Sağlık Robotlarında Gelişmeler ve Zorluklar

Yaşlanan nüfus ve bu nüfusa bakım sağlamanın zorluğu, gelişmiş ülkelerde giderek artan bir endişe kaynağıdır. Sağlık hizmetleri ve sosyal yardım alanında bütçe kısıtlamalarıyla karşı karşıya kalan hükümetler, bakım hizmetleri sunmanın uygun maliyetli yollarını aramakta ve bu da robot bakıcılara yönelik araştırmalara yapılan yatırımların artmasına neden olmaktadır. Bu robotlar hasta bakımına yardımcı olma potansiyeline sahiptir ve bu makalede bu amaçla geliştirilmekte olan farklı robotları inceleyeceğiz.

Bir hastanın sağlığı bozulduğunda, ister hastanede ister evde olsun, genellikle yakın ilgi, yardım ve bakıma ihtiyaç duyar. Bu bakımın sağlanmasından ve hastanın rahatının temin edilmesinden insan bakıcılar sorumludur. Ancak robot bakıcıların ortaya çıkışı ilginç bir paradoks oluşturmaktadır. Empatik dokunuş, zihinsel durum analizi veya tıbbi içgüdülerden yoksun, metalik, mikroçipli bir robot nasıl bir insan bakıcının yerini alabilir?

Kısa vadede robotik araştırmacılarının hedefi insan bakıcıların yerini almak değil, bakıcılara, doktorlara veya hemşirelere yardımcı olabilecek ve onların yükünü hafifletebilecek robotlar geliştirmektir. Robotlar özellikle hastaların beslenmesi ve taşınması, sağlık çizelgelerinin toplanması ve laboratuvar sonuçlarının aktarılması gibi rutin veya zaman alıcı görevler için çok uygundur. Ancak robotik araştırmaların kapsamı bu görevlerin ötesine uzanmaktadır. Araştırmacılar, özellikle otizm veya Alzheimer hastalığı gibi durumlar için geliştirilen terapi yöntemlerinde daha derin hasta-robot ilişkilerini araştırıyor.

Hasta bakımına yardımcı olmak için kullanılan veya geliştirilen robotlardan bazılarını inceleyelim:

1. RoboCart: 2004 yılında tanıtılan RoboCart, hastanelerde kullanılan ilk robotlardan biridir. Hastane içinde çarşafları, tıbbi malzemeleri, röntgen görüntülerini, yiyecekleri ve diğer hastane malzemelerini taşıyabilen motorlu bir masadır. Bu robot asansörlerle kablosuz olarak iletişim kurar ve personel ile sözlü olarak etkileşime girebilir.

2. RIBA (Etkileşimli Vücut Yardımı için Robot): Japonya’da RIKEN ve Tokai Rubber Industries tarafından geliştirilen RIBA’nın ana görevi hastaların kaldırılmasına yardımcı olmaktır. Ayıya benzer görünümü ve yumuşak dış yüzeyi, daha rahatlatıcı ve keyifli bir hasta deneyimine katkıda bulunur. RIBA dokunma ve ses komutlarına yanıt verir ve hastaları desteklemek için kaldırma kapasitesine sahiptir.

3. Toyota Bakıcı Robot: Japonya’da, ülkenin hızla yaşlanan nüfusu nedeniyle sağlık ve yaşlı bakımına güçlü bir vurgu yapılmaktadır. Toyota, hastaların yataktan tuvalete taşınması gibi bir pozisyondan diğerine taşınmasında bakıcılara yardımcı olmak için robotik sistemler geliştirmiştir. Bu sistemler bakıcıların üzerindeki fiziksel yükü azaltmayı ve hasta konforunu artırmayı amaçlamaktadır.

4. Hemşire Ava: iRobot, InTouchHealth ile ortaklaşa Ava adında bir telepresence robot geliştirmiştir. Ava hastane içinde hareket edebiliyor ve hastalar ile doktorlar arasındaki etkileşimi kolaylaştırıyor. Geleneksel telefon görüşmelerine kıyasla daha sürükleyici bir iletişim deneyimi sağlayarak daha iyi bilgi alışverişi ve konsültasyona olanak tanır.

5. Paro: Paro, Japonya’daki Ulusal İleri Endüstriyel Bilim ve Teknoloji Enstitüsü (AIST) tarafından geliştirilen robotik bir mühürdür. Otizm ve demans gibi durumların tedavisinde kullanılmaktadır. Paro’nun göz kırpma, başını ve kollarını hareket ettirme ve dokunmaya tepki verme gibi gerçeğe yakın özellikleri, onu hastalar için rahatlatıcı bir arkadaş haline getirmektedir. Özellikle kendi bakımını yapamayan hastalar için hayvan terapisine terapötik bir alternatif sunuyor.

6. NAO: Avrupa Komisyonu tarafından desteklenen ALIZ-E projesi, Aldebaran Robotics’in Nao insansı robotunu kullanmaktadır. Bu proje, Milano’daki San Raffaele Hastanesi’nde özellikle diyabet hastası çocuklarla uzun süreli bağ kurabilecek robotlar yaratmayı amaçlamaktadır. Robotlar gelişmiş zihinsel yeteneklerle programlanıyor ve hastanede kaldıkları süre boyunca eğitim ve destek sağlamak için çocuklarla etkileşime giriyor.

Bu örnekler, robot destekli hasta bakımındaki ilerlemelerin sadece bir kısmını temsil etmektedir. Robotlar insan bakıcıların benzersiz niteliklerinin yerini alamasa da, şu potansiyele sahipler

Kaynaklar:

[1] http://www.riken.go.jp/engn/r-world/info/release/press/2011/110802_2/index.html

[2] http://mashable.com/2011/11/01/toyota-healthcare-robots/

[3] http://spectrum.ieee.org/automaton/robotics/medical-robots/irobot-partners-with-intouch-ava-to-start-caring-about-your-health

[4] http://spectrum.ieee.org/robotics/home-robots/paro-the-robotic-seal-could-diminish-dementia

[5] http://spectrum.ieee.org/automaton/robotics/artificial-intelligence/robot-companions-to-befriend-sick-kids-at-european-hospital

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

BU İÇ ÇAMAŞIRINI GİYDİĞİNİZ ZAMAN RAHATÇA GAZ ÇIKARABİLECEKSİNİZ.

Öncelikle Ne sıklıkta Gaz Çıkarılır ve Çıkarılan Gaz Neden Kokar?
Sağlıklı her birey gün içinde ortalama olarak 15-20 kez gaz çıkartır. Bağırsak gazları aslında kokusuzdur ve bileşiminde karbondioksit, hidrojen ve metan gazı bulunur. Bu gazlar sıklıkla kalın bağırsağa ulaşan, sindirilmemiş gıdalar tarafından üretilir.Fakat bağırsakta bazı bakterilerin üremesi ile hidrojen sülfür (H2S) üretimi olur ve bağırsak gazına çürük yumurta gibi kötü bir koku verir.
Peki Yeni ürün Bu Durumu Nasıl Çözüyor?
Salınan gazlar, tıpkı gaz maskelerinde olduğu gibi karbon bazlı bir filtreden geçiriliyor. Üç katmandan oluşan bu iç çamaşırında karbon filtre iki kumaş katman arasına yerleştirilmiş olup bu filtre sayesinde vücuttan salınan gazların filtreden geçerek kokudan arındırılmasını sağlıyor.

Yeni iç çamaşırı sayesinde insanlar artık ‘kim saldı lan’ , ‘oğlum yine kokuttun’ tarzı esprilere maruz kalmak zorunda olmayacaklar. Şaka bir yana bu bir insani ihtiyaç ve bazı zamanlar insanlar bu durumu istemedikleri zaman yaşamak zorunda kalıyorlar. Özellikle kronik sindirim sistemi rahatsızlığı çekenler yada mide rahatsızlığı ve bağırsak rahatsızlığı yaşayanlar için muhteşem bir çözüm.

Tabi Bir Kaç Kullanım Talimatı da Var !!!

Yani talimatlar çok açık;

Ayaktaysanız ayaklar kapalı ve dik bir vaziyette durmalısınız. Eğer oturuyorsanız bacaklar kapalı ve yine dik durmalısınız.

Bu duruşların tabi ki bir amacı var. Vücudunuzdan çıkan gazların tamamının iç çamaşırı tarafından süzülmesi ve süzülmeden herhangi bir gaz çıkışının olmamasını sağlamak. O yüzden bacaklar birleştiriyoruz ki paçadan sızıntı olmasın ve dik durmalıyız ki bel kısmından herhangi bir sızıntı olmadan çıkan gazlar, yeni teknolojiyle süzülüp kokusuz bir hale dönüşsün.

Evet tabi ki yanımızda yürüyen bir insanın aniden hazır ola geçmesi ve kıpırdamadan bir süre bekleyip, yüzünde bir rahatlamayla yola devam etmesi biraz garip olsa da otururken kullanışlı olabilir. Özellikle stres veren önemli buluşmalar veya  toplantılar öncesi mideyi bozarsanız baya işe yarayabilir.

Ürünleri incelemek isteseniz tıklayın

 

Kaynak: Fizikafa

Anne karnındaki bebekler için yeni icat: Vajina Hoparlörü

babypod vajinada calan hoparlor fetus anne karni muzik 1

Doğmamış çocuğa don biçilmez belki ama playlist hazırlanabilir!

İspanyol girişim “Babypod”, anne karnındaki insan evladının müziğe erkenden kavuşabilmesi için “bi’ değişik” hoparlör geliştirdi. Firmanın iddiasına göre annesinin vajinasından içeri uzattığı bu hoparlör yardımıyla içerideki ufak arkadaş rahat duyabileceği bir desibelde müzik dinleyebilecek.

babypod vajinada calan hoparlor fetus anne karni muzik 3

İyi de annenin karnına yaklaşıp bir türkü patlatsak olmuyor mu?

Olmuyormuş. Annenin karnına dışarıdan mırıldanan şarkı fazlaca engele takıldığından içeriden pek duyulmuyormuş. Firmanın iddiasına göre vajina, sesin kaliteli bir şekilde duyulması için ideal bir ortam sağlıyormuş.

babypod vajinada calan hoparlor fetus anne karni muzik 4

Hamileliğinin en az 16. haftasındaki anne adaylarına önerilen cihaz işe yarar mı, yaramaz mı ayrı bir tartışma konusu. Çünkü halen bilim insanları (ister anne karnının dışından, ister vajinanın orta yerinden) fetüse dinletilen müziğin bir işe yarayıp yaramadığı konusunda fikir birliğine varabilmiş değil.

Kaynak:

Kolanjiyopankreatikografi

Sinonim: Kolanjiopankreatikografi, Cholangiopancreatography, Cholangiopankreatikographie

Safra kanallarının ve Karın tükürük bezinin kanallarının görüntülenmesi işlemidir. Bkz; Kolanji-yo-pankreatik-o-grafi

Endoskopik Kolanjiyopankreatikografi, Endoskop kamerası ile Safra kanallarının ve Karın tükürük bezinin kanallarının anlık görüntülenmesidir.

Tıbbi Operasyonlar İçin Yeni Uzaktan Kumanda Edilebilen Mikrorobotlar Geliştirildi

Credit : Selman Sakar

Son yıllarda bilim insanları insan vücudunda ilerleyen mikro robotlar yaparak çeşitli hastalıkları tedavi etmeyi amaçlıyor. İstenilen bölgelere ilaç taşıyarak , özel operasyonlar yapabilecek bu robotlar sayesinde damar tıkanıklığı gibi operasyonlar için tasarlanıyor. Böylece kompleks ve invazif cerrahi operasyonlar yerlerini ilaç tedavisi gibi tedavilere bırakabilir. École polytechnique fédérale de Lausanne’ndan (Lozan Ekol Politeknik Federal Üniversitesi) Dr. Selman Sakar , Hen-Wei Huang ve Bradley Nelson’ndan oluşan ekip , gelişmiş özelliklerle donatılmış doğadan ilham alan robotlar yapmak için basit ve çok yönlü bir metot geliştirdi.

Ayrıca birkaç robot tasarımı ve farklı lokomosyon modları üzerinde çalışmak için bir platform yarattılar. Kompleks yeniden konfigüre edilebilen mikrorobotlar üreterek yüksek iş hacmi sağladılar. Entegre bir manipülasyon platformu inşa ederek, robotlara elektromanyetik alan uygulayarak, ısı yoluyla onların şeklini değiştirerek hareket etmesini sağlıyor.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Bakteri Gibi Görünen ve Hareket Eden Robotlar

Diğer robotların aksine bu robotlar yumuşak,esnek ve motorsuzlar. Biyouyumlu hidrojel ve manyetik nanoparçacıklardan yapılıyorlar. Bu nanoparçacıkların iki fonksiyonu  var. Bu parçacıklar üretim esnasında mikrorobotlara şekil verirken, ikinci olarak elektromanyetik alan uygulandığında hareket etmelerini ve yüzmelerini sağlıyor.

Bu mikrorobotların üretimi birkaç basamakta gerçekleşiyor. Birinci olarak nanoparçacıklar biyouyumlu hidrojelin tabakalarının içine yerleştiriliyor. Sonrasında ise elektromanyetik alan uygulanarak robotun farklı parçacıklarındaki nanoparçacıklar organize oluyor. Sonrasında polimerizasyon aşamasında hidrojel olarak katılaşıyor. Bundan sonra ise robot suya konarak nanoparçacıkların oryantasyonuna bağlı olarak spesifik şekillerde katlanıyor ve son olarak bu mikrorobotun 3D formu oluşuyor.

Bir kez son şekle geldiğinde, elektromanyetik alan uygulanan robot yüzüyor. Isındığında robot geri katlanarak şeklini değiştiriyor. Bu robot uyku hastalığına(African trypanosomiasis) neden olan bakterinin hareketlerini taklit ediyor.

Bu bakteriler itiş için flagellum (kamçı) kullanıyor, fakat kan akışına karıştığında hayatta kalmak için kamçısını gizler. Araştırmacılar farklı mikrorobot tasarımlarını test ederek bu davranışı taklit etmeye çalıştı. Bu çalışmada sunulan prototip aynı bakteri gibi kamçıya sahip ve bu sayede yüzebiliyor. Lazerle ısıtıldığında ise kamçı robotun etrafına katlanarak saklanıyor.

Bakterilerin nasıl hareket ettiğini daha iyi anlamak

“Bakterinin hem vücudunun, hem de kamçısının hareket için önemli bir rol oynadığını gösterdik. Yeni üretim metodumuz bize bir dizi şekilleri ve kombinasyonları test etme imkanı verdi.Böylece verilen görev için en iyi hareket kabiliyetini elde edebildik. Araştırmamız bakterinin insan vücudunda nasıl hareket ettiğini ve mikroçevreye nasıl adapte olduğunu anlamada değerli bir kavrayış sağlıyor, “diyor Dr. Sakar.

Bugün mikrorobotlar halen geliştiriliyor. Dr. Selman Sakar , halen hesaba katılması gereken bir çok faktör olduğunu belirtiyor. Özellikle mikrorobotların hastalar için yan etkiler oluşturmaması gerekiyor.

Dipnot: Dr. Selman Sakar 2005’de Boğaziçi Üniversitesiselman sakar epfl Elektrik ve Elektronik Mühendisliği’nden mezun olmuş, yurtdışında prestijli üniversitelerde çalışmalarını yürütmüş bir bilim insanıdır. Kendisi ve çalışma arkadaşlarını bu başarılı çalışmasından dolayı tebrik ederiz.

Kaynak:

  • GerçekBilim
  • http://actu.epfl.ch/news/new-remote-controlled-microrobots-for-medical-oper/

Referans :

1.      Hen-Wei Huang, Mahmut Selman Sakar, Andrew J. Petruska, Salvador Pané, Bradley J. Nelson. Soft micromachines with programmable motility and morphology. Nature Communications, 2016; 7: 12263 DOI:10.1038/ncomms12263

Yara hakkında veri toplayabilen “akıllı dikiş” geliştirildi

smart suture

Ufak tefek ya da ciddi operasyonların veya yaralanmaların ardından atılan dikişler yaranın kapanmasını sağlıyor. Tufts Üniversitesi’nden bilim insanları ise bu dikişleri yara hakkında detaylı bilgiler verebilecek akıllı sensörlere dönüştürmenin peşinde.

Ameliyat bölgesine yapılan dikişte kullanılan cerrahi dikiş iplikleri, gelecekte açık yarayı birleştirmekten çok daha önemli görevleri yerine getirecek gibi görünüyor. Tufts Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, bu ipliğin akıllı bir versiyonunu üretmeyi başardı. Araştırmacılar, tıpta kullanılan bu ipliğe, elektronik, mikro akışkan ve nano ölçekli sensörler entegre ederek tanı koyabilen yüksek teknolojiye sahip cerrahi dikiş iplikleri geliştirdi.

Dokunun sıcaklığı, PH ve glikoz seviyesi, acı, ağrı veya herhangi bir enfeksiyon bilgisini algılayabilen akıllı dikişlerin, bu verileri kablosuz olarak bir bilgisayar ya da akıllı telefona aktarabileceği ifade ediliyor. Böylece yaranın gerçek zamanlı olarak ne durumda olduğu profesyoneller tarafından kolaylıkla takip edilebiliyor. Araştırmacılar bu dikişin yalnızca yaralarda değil iç organları veya implantları takip edebilmek ya da akıllı sargı geliştirmek için kullanılabileceğini de belirtiyor. Şimdilik sadece kobay fareler üzerinde test edilen akıllı iplik, Microsystems and Nanoengineering adlı yayında yer buldu.

Kaynak:

  • Log
  • Pooria Mostafalu, Mohsen Akbari, Kyle A. Alberti, Qiaobing Xu, Ali Khademhosseini & Sameer R. Sonkusale A toolkit of thread-based microfluidics, sensors, and electronics for 3D tissue embedding for medical diagnostics Microsystems & Nanoengineering 2, Article number: 16039 (2016) doi:10.1038/micronano.2016.39 Received 02 March 2016 Revised 27 April 2016 Accepted 28 April 2016 Published online 18 July 2016