Şempanzeler Neden Medeniyet Kuramadılar?

İnsan kültürü; giyimine, dinine, geleneklerine göre farklılıklar gösteriyor. Şempanzeler,

Görsel: Y.F.Wong | Shutterstock.com

evrimsel süreç sonunda belki de bize en yakın özellikleri gösteren canlılar. Fakat neden şempanzeler de insanlar gibi farklı yaşam kültürlerine sahip değiller?
Yapılan yeni bir araştırma, şempanzelerin neden insanlar gibi birbirinden bir şeyler öğrenip kendi kültürlerini geliştiremedikleri sorusunun cevabını arıyor.

Eğer bir şempanze ödül olan bardağı bulduysa ve diğer şempanze bunu gördüyse, aynı yerdeki bardağı almak yerine yine rastgele seçim yapıyordu fakat insanlarda tehdit gördükleri bardağın aynı yerindeki veya yakınındaki bardaklardan kaçınma refleksi gelişmişti ve içinde ödül olan bardakların yerini akıllarında tutmaya çalışıyorlardı.

Şempanzeler birbirlerine yakın, küçük aşiretler şeklinde yaşarlar. Bu küçük aşiretler kendilerine has özelliklere sahip olabilirler. Örneğin; 2012’de Cote d’Ivoire‘deki ulusal park da yapılan bir araştırmada, 3 farklı bölgeden getirilen şempanzelerin, fındıkları parçalamak için birbirinden tamamen farklı yöntemler kullandıkları bulundu.Bu üç farklı gruptan olan şempanzeler birbirleriyle çiftleştirildi ve yeni doğan şempanzelerin fındık kırmakta kullandığı yöntemler incelendi. Araştırmanın sonucuna göre fındık kırmakta kullandıkları teknikler genetikdeğildi. Daha çok o anda içinde yaşadıkları ortama göre davranışlarını şekillendiriyorlardı ve sosyal öğrenmeye yatkındılar.

Tabii ki fındık kırma yöntemleri, değişik dillere sahip olmak ya da değişik dinlere mensup olmak kadar karmaşık bir örnek değil. Hollanda Max Planck Enstitüsü Davranışsal Dilbilim bölümünden araştırmacı Edwin van Leeuwen’in bulgularına göre insanlar sosyalleşme açısından eşi benzeri olmayan canlılar. İnsanlar toplumlarını küçük parçalara bölüp, sürekli diğer toplumlar ile etkileşim halinde olarak kendilerini ve toplumlarını geliştirebiliyorlar. Şempanzelerde ise durum biraz daha farklı. Şempanzeler, insanlara göre daha tutucular ve sadece yaşadıkları grup içerisinde öğrendikleri şeyleri paylaşıyor.

Edwin van Leeuwen ve araştırma grubunun düşüncesine göre, şempanzeler ve insanlar arasında öğrenme yeteneği açısından bir fark yok. Sadece motivasyonlarımız farklı. Edwin van Leeuwen ve araştırma grubunun çalışmasında, 23 anaokulu öğrencisiyle 14 şempanzeyi aynı deneylere tabi tuttular ve insanlarla şempanzelerin verdikleri tepkileri neleri dikkate alarak verdiğini ölçtüler. Araştırmada her iki gruba da masa üzerinde içlerinde ne olduğu belli olmayan ( hediye ya da tehdit olabilir ) bardaklar koydular. Her bir denekten sırayla ve  birbirlerini görerek bu bardaklardan birini seçmesi istediler. İnsanlar, şempanzelerden farklı olarak birbirleri ile daha çok ilgiliydiler ve yaşıtlarının seçimlerini dikkatle izliyorlardı. Şempanzeler ise yaşıtlarıyla biraz daha ilgisiz gibi görünüyorlardı. Araştırmanın sonucuna göre, her iki grubun da kendi bireysel tercihlerine aşırı güvendiği sonucu çıktı fakat insanlar, şempanzelere göre etrafındaki yaşıtlarının seçimlerinden daha çok etkileniyorlardı. Eğer bir şempanze ödül olan bardağı bulduysa ve diğer şempanze bunu gördüyse, aynı yerdeki bardağı almak yerine yine rastgele seçim yapıyordu fakat insanlarda tehdit gördükleri bardağın aynı yerindeki veya yakınındaki bardaklardan kaçınma refleksi gelişmişti ve içinde ödül olan bardakların yerini akıllarında tutmaya çalışıyorlardı.

Bu araştırmalar da gösteriyor ki, insanlar ve şempanzeler öğrenme yetilerinde farklılık göstermiyorlar fakat insanlar çevrelerine ve türlerine karşı daha ilgililer. Türlerinin yaptığı seçimleri iyi ya da kötü olarak değerlendirip ona göre seçimlerini yapabiliyorlar. Şempanzeler ise daha bireysel yaşamayı ve seçimlerini kendi istedikleri gibi yapmayı tercih ediyorlar. Sosyal ortamda bu sonuçlar değerlendirildiğinde etraflarından birşeyler öğrenme kabiliyeti insanda daha ağır basıyor ve bu da kültür geliştirmeye olanak sağlıyor. Gen benzerliğimiz %97 olan şempanzeler ise daha bireysel ve kapalı yaşamayı seçiyorlar. Belki de bu yüzden Maymunlar Cehennemi gibi filmlerde rastladığımız maymun imparatorlukları oluşamıyor.


Kaynak:

  1. Bilimfili,
  2. LiveScience.com “Why Chimps Haven’t Evolved Culture Like Humans“<http://www.livescience.com/48727-chimpanzee-culture-social-learning.html>
  3. Edwin J. C. van Leeuwen, Josep Call, Daniel B. M. Haun Human children rely more on social information than chimpanzees do Biology Letters  Published 12 November 2014.DOI: 10.1098/rsbl.2014.0487

Dünya’nın En Ölümcül Hastalık Taşıyıcıları!

Bu fotoğrafta gördüğünüz hayvanlar, insanlık tarihinin gördüğü en ölümcül hastalık taşıyıcı hayvanlarını göstermektedir. Aslında hiçbiri doğrudan hastalığa neden olmazlar; ancak hepsi ölümcül hastalıkların ana taşıyıcısıdırlar. Öyle ki, insan da dahil olmak üzere bildiğiniz diğer hiçbir hayvan, bu canlıların taşıdığı hastalıkların neden olduğundan daha fazla insanın ölümüne neden olmamıştır. Bildiğimiz tüm savaşların ve katliamların toplamı bile, bu hayvanların taşıdığı hastalıkların toplamda öldürdüğü insanlardan daha fazla insanın canını almamıştır ve muhtemelen hiçbir zaman da alamayacaktır.

Soldan sağa ve yukarıdan aşağı sırasıyla tanımak isterseniz:
  1. Sarı Humma Sivrisineği (Aedes aegypti)
    Hastalıklar: Sarı Humma ve Deng Ateşi
    Etkilediği Kişi Sayısı: Yılda 50-528 Milyon insan
    Ölüm: Yılda 100.000 insan
  2. Güney Ev Sivrisineği (Culex quinquefasciatus)
    Hastalıklar: Batı Nil Virüsü, filariyaz
  3. Sıtma Sivrisineği (Anopheles gambiae)
    Hastalıklar: Sıtma
    Etkilediği Kişi Sayısı: Yılda 220 Milyon insan
    Ölüm: Yılda 1 Milyon insan
  4. Oryantal Sıçan Biti (Xenopsylla cheopis)
    Hastalıklar: Veba, Sıçan Humması
    Etkilediği Kişi Sayısı: Günümüze kadar milyarlarca
    Ölüm: Günümüze kadar yüz milyonlarca
  5. Kara Sinek (Simulium erythrocephalum)
    Hastalıklar: Onkosersiyazis (River-körlüğü)
    Etkilediği Kişi Sayısı: Günümüze kadar 37 milyon insan
    Sonuç: Günümüze kadar 300.000 kalıcı körlük
  6. Kum Sineği (Lutzomyia longipalpis)
    Hastalıklar: Layşmanya
    Etkilediği Kişi Sayısı: Toplamda 22 milyon, her yıl 2 milyon insan
  7. Öpücük Böceği (Rhodnius prolixus)
    Hastalıklar: Chagas hastalığı
    Etkilediği Kişi Sayısı: Toplamda 10 milyon, her yıl 400.000 insan
  8. İnsan Vücut Biti (Pediculus humanus)
    Hastalıklar: Epidemik tifus ve Siper humması
    Ölüm: Her yıl 200.000 insan
  9. Dermacentor variabilis
    Hastalıklar: Rocky Dağları Benekli Ateşi, Tularemi
  10. Siyah Bacaklı Kene (Ixodes scapularis)
    Hastalıklar: Laym hastalığı, babesiyoz, anaplazmozis
    Etkilediği Kişi Sayısı: Her yıl on binlerce insan
  11. Çeçe Sineği (Glossina morsitans)
    Hastalıklar: İnsan Uyku Hastalığı
    Ölüm: Bugüne kadar 2 milyon, her yıl 9000 insan
  12. Asya Kaplan Sivrisineği (Aedes albopictus)
    Hastalıklar: Batı Nil Virüsü, Sarı Humma, St. Louis Ensefaliti, Dang Humması, Chikungunya humması
    Ölüm: Bugüne kadar on milyonlarca insan

Üzgünüz, Bilim Kedi Sevmeyenlerin Yanında Değil

Bazı insanlar kedileri sevmez. Bu normaldir. Bazı insanlar da pizza sevmez veya köpekleri veya Harry Potter’ı. Fakat bazı kedi sevmeyenler, kedileri kabullenmemekle tatmin olmazlar. Geri kalanımızı kendileriyle birlikte aşağı doğru çekmeleri lazımdır. Kedi dövmenin hastalıklı yer altı dünyasını deştiğiniz zaman fark edeceğiniz ilk şey, bunun eski bir hobi olduğudur. Kedilerden nefret edenler izlerini yüzyıllar boyunca şiir, edebiyat ve sanatüzerinde bırakmışlardır. Kedi araştırmacısı John Bradshaw şöyle diyor: “Bir grup içinde her zaman ayağa kalkıp kedilerin soğuk, çıkarcı küçük şeytanlar olduğunu söyleyecek biri olacaktır.

1922 tarihli evcil kedinin kültürel tarihi kitabı The Tiger in the House‘da Carl Vah Vechten şöyle belirtiyor: “Birisinin filler, papağanlar, H. G. Wells, İsveç, kızarmış et, Puccini ve hatta Mormonizm hakkında kendi halinde ilgisiz bir tutum takınmaya hakkı vardır, fakat iş kedilere gelince görünüyor ki katı bir duruş almak gerekiyor… Kedilerden nefret edenler bence, hayvanlar aleminde sadece yılanların eşit bir dereceye neden olabileceği derin bir nefretle nefret ediyorlar.

Vox’dan Joseph Stromberg, kedi türlerini sevmeyenlerden sadece en yenisi. Felis catus‘ların sözümona kötülükleri üzerine geçen hafta yayınlanan 28 paragraflık denemesi, okuyuculara kedilerin “bencil, duygusuz, çevreye zararlı yaratıklar” olduğunu söylüyor.

İddiası dört basit noktaya ayrılıyor: “Kediniz muhtemelen sizi sevmiyor.”, “Kediniz size gerçekten düşkünlük göstermiyor.”, “Kediler bir çevre felaketidir.”, “Kediniz sizi delirtiyor olabilir.”

Bradshaw ise bu konuda daha farklı düşünüyor. Bradshaw uluslararası ölçekte tanınmış bir kedi ve köpek araştırmacısı, ve kedi dayağının “bilimi” hakkındaki  Cat Sense (Kedi Duygusu) dahil, evcil hayvan sahipliği üzerinde çeşitli kitapların yazarıdır.

Kediler İnsanları Umursamıyor mu?

Shutterstock ©Alena Haurylik
Shutterstock ©Alena Haurylik

Nefretçiler, kedilerin insanları gerçekten umursamadığınainanmanızı isterler. Stromberg; Londra Üniversitesi’ndeki Daniel Mills ve diğer araştırmacılar tarafından yürütülmüş, kedilerin alışılmamış durumlarda rehberlik için insanlara başvurmadığınıgösteren bir dizi çalışmaya dikkat çekiyor. Köpeğinizi (veya çocuğunuzu) daha önce görmediği bir yere bırakırsanız, muhtemelen koşarak size geri döneceklerdir. Kedilerin kendi tercihlerine göre bölgeyi keşfetmesi daha muhtemeldir. Bir yabancının ayrılmasına kıyasla, köpekler sahipleri ayrıldığı zaman daha fazla rahatsız olur. Sahipleri geri döndüğü zaman da onlarla daha çok etkileşimde bulunurlar. Buna zıt olarak, Mills’in kedi deneyleri aynı sonuca varmıyor (bu çalışma hâlâ devam ediyor ve henüz yayımlanmadı, fakat geçen sene bir BBC özel yayınında bulguları yayımlandı). Her şeyi hesaba katarsak, kediler, sahipleri hem yanlarından ayrıldığı zaman hem de döndüğü zaman ilgisiz görünüyorlar. Bu arada, bir çift Japon araştırmacı tarafından yürütülen diğer deneyler, çoğu kedi sahibi tarafından zaten bilinen bir gerçeğin delillerini sağladı: kedileri çağırdığınız zaman sizi duyabiliyorlar, fakat gerçekten umursamıyorlar. Geçen sene yayımlanan bir çalışmada detaylandırıldığı üzere, araştırmacılar 20 tane kedi üzerinde çalışma yürüttüler. Araştırmacılar her kediye ayrı ayrı, üç farklı insanın isimleriyle seslenirken kaydedilmiş sesleri dinlettiler. Kedilere dinletilen seslerden ikisi yabancıydı ve biri sahiplerinin sesiydi.

Sırasına bakmadan, kediler sahiplerinin sesini duydukları zaman sürekli farklı tepki verdi (hangi sesin sahibe ait olduğunu bilmeyen bağımsız değerlendiriciler tarafından, kulak ve kafa hareketleri göz önüne alınarak belirlendi.) Yine de, sanki kişiyi görmekle ilgilenirlermiş gibi, hiçbirisi konuşana miyavlamadı veya fiilen yanaşmadı.

Bradshaw bu yorumlamanın, araştırma sınırlı olmasına rağmen, çok fazla bilgi sağladığını belirtiyor. “Bu araştırma kediler hakkındaki bir durumu gösteriyor, fakat size kedilerin sevgi gösteren canlılar olmadığını göstermiyor” diyor. Bradshaw’ın belirttiğine göre; köpekler, “neredeyse takıntı biçiminde” insanlara bağımlı olacak şekildeevrimleştiler. Alışılmadık durumlarda, köpekler sahiplerine, küçük çocukların ebeveynlerine baktığı gibigüvenilirlik ve rehberlik kaynakları olarak bakıyorlar. Diğer taraftan kediler ise, “kendi başlarının çaresine bakmayı tercih ediyorlar.”

Alışılmadık bir durumda sizin tarafınıza doğru koşmayı beceremeyen bir canlının soğuk ve duygusuz bir kalbe sahip olması gerekmez. Bazı çiftler partilerde görünürler ve bütün süre boyunca el ele tutuşurlar, çoğunlukla birbiriyle konuşurlar. Bazıları geldikleri zaman ayrılırlar, yeni insanlarla tanışırlar ve onlara katılırlar. Fakat parti bittiği zaman yine birlikte kalkarlar. Yani, kediniz bir kaşif ve bir katılımcıdır.

Kediniz Gerçekten Sevgi Gösteriyor

Travis Modisette via Flickr, CC BY 2.0
Travis Modisette via Flickr, CC BY 2.0

Kedi düşmanları, insanlar ve kedileri arasındaki duygusal ilişkilere bir şüphe tohumu ektikten sonra, insan-kedi sevgisini fiziksel ifadelerinin arasına sıkıştırmaya çalışıyorlar. Stromberg’a göre:

‘’Pek çok kedi… kişi bir odaya girdiği zaman sahiplerinin (veya başka bir insanın) ayağına sürtünecektir. Bunu bir sevgi işareti olarak yorumlamak doğaldır. Fakat çoğu araştırmacı bunu, kedi tarafından yapılan, bir bölge işaretleme yolu olarak kendi kokusunu yayma girişimi olarak yorumluyor. Yarı-vahşi kedilerde yapılan gözlemlerin gösterdiği üzere ağaçlara veya diğer nesnelere, çoğunlukla, tamı tamına aynı şekilde sürtünüyorlar, bu sayede tenlerinden doğal bir şekilde ortaya çıkan feromon içeren salgıları bırakıyorlar.’’

Diğer bir deyişle, sahiplerine bol bol koku harcayan, onların yanına kıvrılan ve onlara sürtünen kedilerin davranışı; bacağını kaldırıp yangın söndürme musluğunun her tarafına çiş yapan bir köpeğin davranışının tam olarak kedi karşılığıdır.

Bradshaw bu kavramın yanlış anlaşıldığını belirtiyor: “Yüzeysel olarak, (insanlara sürtünmek) koku işaretlemesi gibi görünüyor,” diyor, fakat “bir kedinin kuyruğunu kaldırıp yan taraflarını başka bir kedi veya bir insana sürttüğü zaman oluşan görüntü, sosyal bir eylemdirŞefkatli ve samimi her ilişki gibi, (kedi sarılması) iki yönlü bir durumdur.

Bazı araştırmacılar, davranışın köklerinin vahşi kedi sürüleri için bir “kabile kokusu” oluşturmakta yattığını ileri sürüyor, fakat henüz bu durum kanıtlarla desteklenmiş değil. Bradshaw’a göre önemli olan şey, canlılar arasındaki etkileşim. Kalkmış kuyruk, iyi niyetin bir işaretidir. İki kedi birbirini iyi tanıdığı zaman, koku bezi içermeyen yan tarafları da dahil, tüm vücutlarını birbirlerine sürteceklerdir. Ardından çoğu kez beraber uzanırlar ve mırlarlar. Kediler aynı şeyi sahipleri ile de yaparlar. Bu davranışın, vahşi bir kedinin yüzünü ağaç kabuğuna sürtmesinden daha derin olmadığını iddia etmek, insanların el sıkışmasının çoğunlukla gizli silahları kontrol etmek amacıyla olduğunu söylemek gibidir.

2013’te yapılan bir çalışmanın önermesine göre; kediler insanların onları okşamasından nefret ediyor. Araştırmada, aslında kedilerin aşırı sevildiği zaman kan dolaşımlarına stres hormonları pompaladıklarını belirtiliyor. Fakat, Bradshaw araştırmanın Brezilya’da yürütüldüğüne dikkat çekiyor. Bu ülkede ev kedileri, küçük köpeklerden çok daha az yaygın. Köpekleri itip kakmaya alışkın evcil hayvan sahiplerinin, kedilerehoşlanmadıkları şekilde davranıyor olabileceklerini düşünüyor. Çalışma için yakalanan ve toplanan kediler basit bir insan dokunuşuna değil, uzun bir nahoş etkileşim geçmişine tepki veriyordu.

Her samimi şefkatli bağ gibi, (kedi kucaklaması) iki yönlüdür. Köpekler daha kaba davranışa katlanabilir. Köpeğin zincir tasmasını asılırsanız, köpek kendini toparlayacaktır. Kediler ise hoşçakal der.

Kediniz Vahşi Yaşamı Tehdit Etmek İçin Fazla Acemi

Shutterstock ©Rita Kochmarjova
Shutterstock ©Rita Kochmarjova

Belki de kedilere karşı en fazla yapılan itham, yerel ekosistemleri bozabilen doğal katiller olduklarıdır. Stromberg bir kez daha sinsice gülerek saldırıyor: ABD’de, evcil kediler saldırgan bir türdür, Asya kökenlidirler. Ve araştırmanın gösterdiğine göre, kediler iyi besleniyor olsalar bile ne zaman dışarı bırakılsalar, etobur etkinliği vahşi kuş ve küçük memeli nüfusunda tahrip edici bir etkiye sahiptir.

Peki, çevre bilincine sahip bir kedi sever ne yapmalı? Bradshaw endişeye gerek olmadığını söylüyor. Bilindiği gibi, kediniz vahşi yaşamda veya bir çiftlikte doğmadığı müddetçe, muhtemelenbeceriksiz bir avcıdır. Kuşlar ve kemirgenler, onun hantal ve göstere göstere yaklaşmasından paçayı kurtarırlar.

Bradshaw, kedilerin öldürmeyi annelerinden öğrendiklerinisöylüyor. Vahşi doğada, yavru bir kedi hayatının ilk sekiz haftasındaki çoğu avlanmada annesini izler. Annesi yavrusuna, ava gizlice yaklaşma ve öldürücü kesinlikte saldırma becerilerini öğretir. Fakat, evde veya hayvan yetiştiricisinde doğmuş ev kedileri bu önemli dersi kaçırırlar. Bunun yerine yavru kediler ilk sekiz haftalarını pamuk yumakları ve iplik parçaları üzerinde miyavlayarak geçirirler. Kedinize ilk iki ay savaş sanatını öğretmediğiniz müddetçe (bu dönem kedi gelişiminde çok önemlidir), muhtemelen canlı bir ava karşı neredeyse hiçbir şey yapamayacaktır (tabiki bazen şansı yaver gidebilir).

Bradshaw: ”Belli ki avı sinsice izlemenin bazı derin atasal anıları var, fakat bir kedinin kendisi genellikle çok iyi bir avcı değildir.” Bradshaw’ın belirttiğine göre yerel bölge hayvanlarının av olduğu kedilerin neredeyse tamamınıvahşi kediler oluşturuyor.

Kedilerin doğal yaşama etkilerinden dolayı yapılan, Avustralya’daki 24 saatlik kedi sokağa çıkma yasağı deneyleri, en düşük etkilerle sonuçlandı. Fakat, yine de, ASPCA kedilerin ömrünü uzatmak için ev içinde tutmayı öneriyor. O halde muhtemelen bu iyi bir fikir. Ayrıca, doğal olarak, kısırlaştırılmış ev kedileri, asla vahşi yaşamı tehlikeye sokacak vahşi kedi yavruları doğuramıyor. Eğer gerçekten çevre için doğru olan şeyi yapmak istiyorsanız diyor Bradshaw, kediler köpeklerden çok daha iyidir.

Pekala, Kediniz Size Düşüncelerinizi Yöneten Bir Parazit Bulaştırabilir

Stromberg kedi sevgisi hakkında yanılıyor, fakat kedi dışkısında bulunan korkutucu beyin-kontrol eden parazitler hakkında haklı olma ihtimali var. Şimdi, Bradshaw bile kedinizi savunamaz.

Ortada Toxoplasma gondii adı verilen bir parazit gerçeği var. Fare gibi av hayvanlarının beyinlerine giren bu parazit, onların davranışlarını değiştirerek yırtıcı hayvanlardan daha az korkmasını sağlıyor. Bu cesur, kafası karışmış kemirgenler, parazitlerini mümkün olduğu kadar sevgili evcil hayvanınızın gıcırdayan ağızlarına sokmakta başarılı oluyor ve bu parazitlerin bazıları kedinizin tuvalet kabına ulaşıyor. Buradan sahibinin vücuduna ulaşmak kısa bir atlama gerektiriyor.

Bazı araştırmacılar, T. gondii‘nin bulaştığı insanların zihin kontrolünde de etkili olduğundan şüphe duyuyor. İşte Kathleen McCauliffe’un Atlantic için yazdığı geniş haber yorumunda parazit hakkında söyledikleri:

Parazit testleri pozitif çıkan kişilerin önemli ölçüde gecikmeli tepki süreleri vardı. Parazit araştırmacısı Jaroslav Flegr’a göre; bu protozoanın kişilikte, özellikle cinsiyete özgü değişiklik yapıyor olduğunu öğrenmek ve düşünmek oldukça şaşırtıcı.

Parazit bulaşmamış erkeklerle karşılaştırıldıklarında, parazite sahip olan erkekler daha içe kapanık, kuşkucu, diğer insanların haklarındaki görüşlerine ilgisiz ve kuralları önemsememeye daha yatkın oluyorlar. Diğer taraftan parazitin bulaştığı kadınlar, tamamen zıt yönde davranıyor: daha dışa dönük oluyorlar, daha çok güveniyorlar, görüntülerine daha çok önem veriyorlar ve parazit bulaşmamış kadınlardan daha fazla kurallara uyuyorlar.

Parazit kapmış erkeklerin kırışık kıyafetler giymesi daha muhtemelken; parazitli kadınlar daha titiz giyiniyor. Öyle ki, pek çoğu yapılacak araştırma için bile pahalı, tasarımcı imzalı kıyafetler ile gelmiş. Parazitli erkekler ayrıca, daha az arkadaş sahibi olmaya yatkınlar, buna rağmen parazitli kadınlarda bu durum da tam tersi şekilde işliyor. Ve araştırmadaki gizemli sıvıyı içmeye geldiğinde, Flegr şöyle anlatıyor: “Parazitli erkekler, parazitsiz erkeklerden çok daha kuşkuluydu. Neden bunu yapmak zorunda olduklarını bilmek istemişlerdi. Bu onlara zarar verecek miydi?” Parazitli kadınlar ise tüm kişiler arasında en fazla güvenenlerdi. “Sadece söylenen şeyi yaptılar,” diyor.

Tabii ki, bu paraziti kapacağınız tek yer kedi kakası değil. T. gondii, zarar görmüş bağışıklık sistemlerine sahip hastalarda daha tehlikeli hale gelse de bütün araştırmacılar Flegr’ın korkunç delil yorumlamasına katılmıyor. Eninde sonunda; evet, kediniz muhtemelen sizi seviyor fakat bu sadece zihin kontrol eden parazitin konuşması da olabilir.


Kaynak:

  1. Bilimfili,
  2. Rafi Letzter, ”SORRY, CAT HATERS, SCIENCE ISN’T ON YOUR SIDEPopular Science, Retrieved from ,
  3. Hilary N. Feldman Methods of scent marking in the domestic cat Canadian Journal of Zoology, 1994, 72(6): 1093-1099, 10.1139/z94-147
  4. D. Ramos, A. Reche-Junior, P.L. Fragoso, R. Palme, N.K. Yanasse, V.R. Gouvêa, A. Beck, D.S. Mills Are cats (Felis catus) from multi-cat households more stressed? Evidence from assessment of fecal glucocorticoid metabolite analysis Physiology & Behavior Volume 122, 2 October 2013, Pages 72–75 doi:10.1016/j.physbeh.2013.08.028
  5. ID ROBERTSON Survey of predation by domestic cats Australian Veterinary Journal Volume 76, Issue 8, pages 551–554, August 1998 DOI: 10.1111/j.1751-0813.1998.tb10214.x
  6. Kevin D. Lafferty (2006). Can the common brain parasite, Toxoplasma gondii, influence human culture? Proceedings of the Royal Society B: Biological Sciences, 273 (1602), 2749-2755 DOI:10.1098/rspb.2006.3641

Yarı-İnsan Beyinli Zeki Fare

Beyinlerinin yarısı insan beyni olan fareler üretildi ve tamamı fare beyni olan kardeşlerinden çok daha zeki oldukları kaydedildi. Fikir bir kurgunun taklidi değil, tamamen insan beyin hastalıklarını daha iyi anlamak ve bunu laboratuvar kaplarında değil bütün halinde yerinde araştırmak için bir gelişme niteliğinde.

Değiştirilmiş fareler hala fare nöronlarına sahipti – “düşünmeyi” sağlayan ve beynin yarısını oluşturan hücreler, ancak gliyal hücreleri, -beyni destekleyen ve besleyen- tamamen insan hücreleriydi. Bu demek oluyor ki beyin hala bir fare beyniydi, ama nöron harici hücreler insana aitti.

Hızlı Devir

yari-insan-beyinli-zeki-fare-1-bilimfilicom
Bu fotoğrafta görülen insan astrosit hücresinin yeşil renkli uzantıları sinaps bağlantılarını kuvvetlendiren tendrillerdir.

Araştırma ekibi olgunlaşmamış gliya hücrelerini, bağışlanmış insan fetüslerinden çıkardılar. Fare paplarına (yavrularına) enjekte ettiler ve burada bu hücreler astrositlere dönüşerek , doğal olarak yıldıza benzer bir şekil aldılar ve olgunlaştılar.

Bir yıl içinde, tüm fare gliya hücreleri insandan alınanlar tarafından tamamen gasp edildi ve kullanılmaz hale geldi. Alınan 300.000 insan hücresi bölünerek 12.000.000 tane olana kadar yerli hücrelerle yer değiştirerek bölündü.

Bilinçli düşünce için astrositler olmazsa olmaz, çünkü nöronlar arası bağlantıları (sinaps) kuvvetlendiriyorlar. Tendrilleri (bkz. figür:1) bu işlevi, sinapslarda elektrik sinyallerini ileterek yerine getiriyorlar.

İnsan astrositleri farelerinkinden 10 ila 20 kat daha büyük ve 100 kat daha fazla tendril taşıyor. Bu da farelerinkinden çok daha fazla bağlantıyı koordine edebildiği ve adapte edebildiği anlamına gelir.

Zekada Sıçrayış

Fare hafızası ve bilişsellik ile ilgili standart testler uygulandığında, insan astrositlerine sahip olan farelerin, normal fare astrositlerine sahiip olan kardeş ve arkadaşlarına nazaran çok daha zeki oldukları tespit edildi.
Ani bir elektrik şoka bağlı olarak çıkan ses dalgalarını hatırlamayı ölçen bir testte, insanlaştırılmış olan fareler normal olanlara nazaran 4 kat daha uzun süre bekleme haline geçti, buradaki önerme hafızalarının yaklaşık 4 kat daha iyi çalıştığıdır. Hem istatiksel hem de önemsel olarak çok ciddi bir fark görünüyor.
Geçen sene ki çalışma da araştırmanın yöneticisi olan Prof. Goldman ve ekibi farelere zaten olgunlaşmış olan gliya hücrelerini eklemişler ve statik bir gözlem yapmışlardı. Yine de benzer sonuçlar gözlenmişti. Ancak bu sefer, bu hücrelere dönüşecek olan hücreler koyuldu -gliyal öncül hücreler – (bölünebilen ve çoğalan olgun hücrelere dönüşebilen gliya hücreleri) . Bu şekilde farenin beyni ele geçirilmiş oldu, ve ancak fiziksel alan yani farenin beyni durduğunda bu ele geçirme süreci durdu ve fare beyni içine insan astrositleri yayılmış oldu.

Türlerin Çaprazlanması

İnsan astrositlerinin farelerde de aynı yolla fonksiyon gösterip göstermediğini anlayabilmek çok ilginç olurdu; çünkü bu aynı zamanda alıcı canlının eklenen hücrelerin kaderini değiştirip değiştirmediği ve bu hücrelerin aynı özellikleri insanda olduğu haliyle koruyup korumadığını göstermiş olurdu.

Bir türe ait hücrelerin başka bir türe ait bir organizmada fonksiyonunu yerine getirebiliyor olması son derece ilgi çekici ve hangi özelliklerin hücrenin kendisi tarafından taşındığı ve hangilerinin çevresel koşullarla şekilllendiği sorusunu ise içinde barındırmakta.

Yapılan bir çalışmada, insanlarda dil gelişimi ile ilişkilendirilen Foxp2 geninin farelerde öğrenmeyi kolaylaştırdığını gösterdi. Paralel başka bir deneyde ise, olgunlaşmamış insan gliyal hücreleri -sinir hücrelerine yalıtım yapan- miyelin proteinini oluşturmakta sıkıntı yaşayan fare yavrularına enjekte edildiğinde, bu hücrelerin fare beyni içerisinde yalıtım maddesi oluşturan oligodendrositleri oluşturmak üzere olgunlaştığı gözlemlendi. Bu da, hatalı hücrelerin bir şekilde tespit edildiği ve kusurların telafi edildiğini göstermekte. Bu yöntem, multipl skleroz (MS) gibi miyelin kılıfın hasarlı olduğu hastalıkların tedavisinde kullanılabilir. MS hastalığının tedavisinde gliyal öncül hücrelerin kullanım izni için ilk başvuru çoktan yapıldı bile, araştırmaların 1 ila 1,5 yıl içerisinde başlaması bekleniyor.

Hâlâ Bir Fare

İnsan astrositlerinin zeka, hafıza ve öğrenmeyi nasıl etkilediğini daha detaylı anlayabilmek amacıyla farelerden daha akıllı olan sıçanlara hücre aşılanıyor. Bu her ne kadar bilim-kurgu gibi gözükse de, yeni eklenen bu hücrelerin farelere onları daha “insan” haline dönüştürecek ek yetenekler sağlamaması bu kanıyı yıkıyor. Aksine, eklenen bu insan hücreleri farelerin kendi sinir ağlarının etkinliğini artırıyor, ancak fare “fare” olarak kalıyor.Bununla birlikte, insan hücrelerinin maymunlara eklenmesi potansiyel etik sorunlardan dolayı gerçekleştirilemiyor. İnsan beyni hücrelerinin hangi hayvana ekleneceği ise zor bir karar. Çünkü hayvanların insan özellikleri verilerek insanlaştırılması işlemi için nerede duracağımız sorusu akılları kurcalıyor.

Bu çalışma Journal of Neuroscience dergisinde orijinal olarak yayımlanmıştır.<


Referans : Bilimfili, A Competitive Advantage by Neonatally Engrafted Human Glial Progenitors Yields Mice Whose Brains Are Chimeric for Human Glia Martha S. Windrem1, Steven J. Schanz1, Carolyn Morrow1, Jared Munir1, Devin Chandler-Militello1, Su Wang1, and Steven A. Goldman1,2 —26 November 2014–Journal of Neuroscience, DOI: 10.1523/JNEUROSCI.1510-14.2014

Zebra Balıklarıyla Yapılan Araştırmalar, Otizmi Aydınlatmamızı Sağlayabilir!

Her 68 çocuktan birini etkileyen otizm bozukluğu hakkında yeni bulgular var. Kaliforniya Üniversitesi görevlisi Lilia Iakoucheva’nın yürüttüğü, doğum öncesi beyin gelişimi sırasında CUL3 genleriyle oynanan zebra balıkları üzerinde yapılan testler, zebra balıklarının insanlara benzer otizm semptomları (büyük kafa, vücut kütlesinde artış) geliştirmesiyle sonuçlandı. Araştırma sonucunun spesifik tedavi yöntemlerinin bulunmasında yardımcı olacağı düşünülüyor.

RhoA isimli proteini üreten CUL3 ve KCTD13 olarak bilinen 2 gen, OSD (Otistik Spektrum Bozukluğu) ile ilgili mutasyonlara sahiplerdir ve gelişimin ortalarında aktifleşirler. RhoA proteini nöronların gelişimi, taşınması ve korunmasında büyük rol oynar; bu sebeple beyin gelişiminde çok önemlidir.
Takım, Genetik biliminde yaygın kullanılan bir model organizma (zebra balığı) üzerinde testler yaptılar. Bu testlerdeCUL3 geninde meydana gelen belli mutasyonların KCTD13 genini etkilediğini, etkilenen genin de RhoA’nın normal fonksiyonuna müdahale ettiğini gördüler. Genleriyle oynanmış zebra balıklarının kafaları, normal biçimde gelişen zebra balıklarından daha büyük, vücut kütleleri ise daha ağırdı. Büyük kafa komplikasyonu OSD’ye sahip çocuklarda, kütle komplikasyonu ise OSD’ye sahip bütün insanlarda gözlemleniyor.
Araştırma görevlileri, Otistik Spektrum Bozukluğundan sorumlu genlerin daha iyi anlaşılması ve çeşitli bozukluklar ile ilgisinin ortaya çıkmasını sağlayan araştırmalarının ileride otizm çalışan bilim insanlarına yardımcı olmasını umuyorlar. Iakucheva sonuç olarak şunları söylüyor:
“Üç farklı tip mutasyonun aynı kimyasal yolak aracılığıyla etki etmesi gerçekten etkileyicidir. Umudum, bunları terapatik olarak etkileyebilecek olmamızdır. Eğer ki mekanizmayı tam olarak anlayabilir ve bir avuç çocuk için, bırakın bir avucu, tek bir çocuk için hasta-odaklı tedaviler geliştirebilirsek mutlu olacağım.”
 
 
Kaynak:
  1. IFLS
  2. Guan Ning Lin5, Roser Corominas5, Irma Lemmens, Xinping Yang, Jan Tavernier, David E. Hill, Marc Vidal, Jonathan Sebat, Lilia M. Iakoucheva
    5Co-first author DOI: http://dx.doi.org/10.1016/j.neuron.2015.01.010 Spatiotemporal 16p11.2 Protein Network Implicates Cortical Late Mid-Fetal Brain Development and KCTD13-Cul3-RhoA Pathway in Psychiatric Diseases Volume 85, Issue 4, p742–754, 18 February 2015

Yuvarlak Solucanlar

Sinonim: Nematodlar, İpliksisolucanlar, nematodes, roundworms, phylum, Nematoda, Fadenwürmer (Nematoda), Nematoden, Älche

Sayıca Dünya üzerinde en çok bulunan, yuvarlak bir yapıya sahip olan omurgasız hayvanlar grubu canlılardır. Vücutları uzamış, silindirik ve bilateral simetrilidir. Bitki ve hayvanlara zarar veren çok sayıda parazit türleri bulunmaktadır.

Sakırga

Tanım ve Taksonomi

Ixodes cinsi, Ixodidae (sert kene) ailesine ait, medikal ve veteriner önemi yüksek ektoparazitlerden oluşur. Bu cins, dorsalinde kitinleşmiş scutum bulunduran, gelişim evrelerinde konak kanı ile beslenen ve trans-stadial patojen aktarımı yapabilen türleri kapsar. Avrupa’da Ixodes ricinus, Kuzey Amerika’da Ixodes scapularis ve Ixodes pacificus, Asya’da ise Ixodes persulcatus en bilinen türlerdir. “Yaz keneleri” olarak anılan populasyonlar, özellikle geç ilkbahar–yaz aylarında (ılıman iklim kuşaklarında çoğunlukla Mayıs–Eylül) saptanan belirgin aktivite piki ile karakterizedir.

Morfoloji ve Ayırt Edici Özellikler

  • Vücut planı: Önden geriye daralan oval gövde; gnathosoma (ağız parçası) belirgin; dorsalde sert scutum.
  • Cinsiyet farkı: Erkekte scutum tüm dorsumu örter; dişide kısmi, kan emdikçe abdomende belirgin genişleme.
  • Ağız parçaları: Uzun hypostom (ters kancalı dentiküller), palpler ve chelicerae; bu yapı dermal ankraj ve kan gölü (hematozöm) oluşturmayı kolaylaştırır.
  • Spiraküler plak ve anal oluk: Ixodes cinsinde anal oluğun anüsün önünden geçmesi ve dış kenar anatomisi ayırıcı tanı için kritiktir.
  • Larva–Nimf–Erişkin: Larva 6 bacaklı, nimf ve erişkin 8 bacaklıdır; nimf evresi sahada insan ısırıklarının en sık kaynağıdır.

Yaşam Döngüsü ve Fenoloji

Üç konaklı yaşam döngüsü tipiktir: larva → nimf → erişkin. Her evrede farklı konaklardan beslenme görülür.

  • Larva: Küçük kemirgenler, kuşlar.
  • Nimf: Kemirgenler, kuşlar, küçük–orta memeliler; insana geçişin en kritik basamağı.
  • Erişkin: Orta–büyük memeliler (ör. geyik, sığır, köpek) ve fırsatçı olarak insan.
    Fenoloji: Ilıman bölgelerde toprak ve çöp katmanının ısınması, bağıl nemin %80+ değerleri ve gün uzunluğunun artışı ile kuyruklanma davranışı (questing) hızlanır. Bu nedenle yaz ayları, özellikle nimf ve erişkinler için en yoğun aktivite dönemidir. Kışın aktivite azalır; okyanus etkili ılıman mikroiklimlerde kısa süreli kış aktivitesi görülebilir.

Ekoloji ve Habitat

  • Vejetasyon: Nemli orman altı, çalılık, yaprak döküntüsü zengin taban; ayrıca kıyı şeritleri, parklar, bahçeler, kırsal–kentsel sınır ekotonları.
  • Mikroklima: Yüzey nemi ve gölgeleme, desikasyondan korunma için esastır; bu nedenle sabah–akşam serin saatler aktif arama için optimumdur.
  • Konak ağları: Biyoçeşitlilik ve ana konak (örn. geyikler) yoğunluğu populasyon büyüklüğünü belirler; ancak bazı patojenlerin rezervuar konakları (örn. Peromyscus veya Apodemus türleri) enfeksiyon döngüsünde belirleyicidir.

Patojen Taşıyıcılığı (Vektörlük)

Ixodes türleri çok sayıda zoonotik patojen için vektör görevi görür:

  • Spiroketler: Borrelia burgdorferi sensu lato kompleksi (Lyme borreliyozu), Borrelia miyamotoi (rekürren tip ateş benzeri).
  • Flavivirüsler: Kene kaynaklı ensefalit virüsü (TBEV; özellikle I. ricinus / I. persulcatus).
  • Anaplasmataceae: Anaplasma phagocytophilum (İnsan granülositik anaplazmozu).
  • Rickettsiales: Candidatus Neoehrlichia mikurensis.
  • Protozoonlar: Babesia microti, Babesia divergens (insan babesiyozu; aspleni ve immünsüpresyonda ağır seyir).
  • Diğerleri: Borrelia mayonii (Kuzey Amerika), bazı riketsiyal etkenler.
    Trans-stadial aktarım yaygındır; TBEV gibi bazı virüslerde transovaryen geçiş de bildirilmiştir.

Klinik ve Halk Sağlığı Boyutu

1) Lyme Borreliyozu

  • Erken lokalize: Erythema migrans (santral solukluklu genişleyen eritem), ateş, miyalji, artralji.
  • Erken yaygın: Multipl lezyonlar, kardit (AV blok), nörolojik tutulum (kraniyal nöropati, aseptik menenjit).
  • Geç dönem: Artrit (özellikle diz), nöroborelyoz (radikülit, periferik nöropatiler).
  • Tanı: Klinik (EM varlığında serolojiye gerek olmadan tedavi), aksi halde seroloji (iki basamaklı algoritma) ve gerektiğinde BOS incelemesi.
  • Tedavi: Doksisiklin, amoksisilin veya sefalosporinler; nörolojik/kardiyak tutulumda parenteral seçenekler.

2) Kene Kaynaklı Ensefalit (TBE)

  • Bifazik seyir: İlk fazda grip-benzeri tablo; kısa iyileşme aralığı ardından menenjit/ensefalit.
  • Korunma: Etkili aşı mevcuttur; endemik bölgelerde (Orta–Doğu Avrupa, Sibirya alt kuşağı) önerilir.
  • Destek tedavi: Spesifik antiviral standart tedavi yoktur; yoğun bakım gerektirebilir.

3) Diğer Enfeksiyonlar

  • Anaplazmoz: Ateş, lökopeni, trombositopeni, transaminaz yüksekliği; tedavide doksisiklin.
  • Babesiyoz: Hemolitik tablo; asplenik ve immünsüprese hastada ağır; azitromisin–atovakvon veya klindamisin–kinin rejimleri.
  • Ko-enfeksiyonlar: Aynı ısırıkla iki veya daha fazla patojen bulaşı olabilir; atipik klinik durumlarda düşünülmelidir.

Mevsimsellik ve “Yaz Keneleri” Fenomeni

Yaz aylarında aktivite artışı fizyolojik, çevresel ve davranışsal faktörlerin kesişimidir:

  • Isı–Nem Penceresi: Orta düzey sıcaklıklar (yaklaşık 10–25 °C) ve yüksek bağıl nem, su kaybını azaltır ve kuyruklanma süresini uzatır.
  • Fotoperiyot: Gün ışığının uzaması, diyapoz düzenleyen nöroendokrin yolları etkiler; nimf ve erişkinlerin dış ortamda aktif kalma süreleri artar.
  • Konak Erişilebilirliği: Yazın artan insan açık alan etkinlikleri (yürüyüş, piknik, kamp) ile konak–kene karşılaşmaları yükselir.
  • Mikrohabitat Dinamikleri: Yaz fırtınaları ve ara yağışlar, yaprak altı nemini tazeleyerek arama davranışını destekler.

Tanı ve Laboratuvar Yaklaşımları

  • Doğrudan saptama: Kene örneğinin tür tayini (morfoloji veya moleküler yöntemler), ancak klinik karar kene testine endekslenmemelidir.
  • Seroloji: Lyme için iki aşamalı algoritma (ELISA/EIA + doğrulama testi).
  • Moleküler: PCR, BOS veya tam kan/kan yayması (babesiyoz) gibi uygun materyallerde.
  • Görüntüleme ve BOS: Nörolojik tutulum şüphesinde endikasyon bazlı.

Korunma ve Kontrol

Bireysel Önlemler

  • Giysi ve bariyer: Açık arazide uzun kollu/paçalı giysi, açık renk tekstil; paçaları çorap içine alma.
  • Repellent: DEET, pikaridin veya IR3535 içeren ürünler; permethrin ile kıyafet impregnasyonu.
  • Vücut kontrolü: Dönüşte tam vücut muayenesi; çocuklarda saçlı deri ve kulak arkası, yetişkinlerde kasık–aksilla odaklı inceleme.
  • Kene çıkarma: İnce uçlu pens ile deriye mümkün olduğunca yakın bölgeden yavaş ve dik çekiş; ezme, yakma, yağ–alkol dökme yasak.
  • Profilaksi: Endemik bölgelerde TBE aşılaması; Lyme için rutin post-ısırık antibiyotik profilaksisi özel endikasyonlarda (ör. I. scapularis, >36 saat tutulum, bölgesel yüksek enfeksiyon prevalansı) değerlendirilir.

Çevresel ve Toplumsal Önlemler

  • Mikrohabitat yönetimi: Park ve bahçelerde düşük çim, yaprak döküntüsünün azaltılması, kenar şeritlerinin bakımı.
  • Vektör–konak yönetimi: Yaban hayatı ve evcil hayvanlarda ektoparazit kontrol programları.
  • Gözetim: İnsan olgularının bildirim sistemleri, kene bolluk–enfeksiyon izlem çalışmaları; okul/izci programlarında eğitim.

İklim Değişikliği ve Yayılım

Artan ortalama sıcaklıklar ve daha uzun vejetasyon sezonları, Ixodes türlerinin yüksek enlemlere ve rakımlara doğru areal genişlemesine yol açmaktadır. Kışların ılımanlaşması, diyapoz süresini kısaltarak ilkbahar aktivitesini erkene çekebilir; bu durum yaz piki ile birlikte toplam maruziyeti artırır.

Veterinerlik Boyutu

Sığır ve küçükbaşlarda piroplazmozis/babesiyoz, köpeklerde Lyme benzeri klinikler ve anaplazmoz ekonomik ve refah açısından önemlidir. Evcil hayvanların düzenli akarisit uygulaması ve kenelik alanlara girişte koruyucu önlemler zoonotik riskin azaltılmasına katkı sağlar.

Özet Biyogüvenlik Mesajları

  1. Ixodes cinsi, çok konaklı döngüsü ve yaz aylarında pik yapan aktivitesi ile insan–hayvan sağlığında merkezî role sahiptir.
  2. Nimf evresi epidemiyolojik olarak başat olup, tanı ve korunma stratejilerinde özel dikkat gerektirir.
  3. Erken fark etme ve doğru çıkarma komplikasyonları azaltır; TBE için aşı, Lyme için erken tedavi esastır.

Keşif

Kenenin insanla ilişkisi, yazının icadı kadar eski bir rahatsızlık hissiyle başlar: deride ani bir sızlama, parmak uçlarına yapışan sert bir gövde ve ısrarla tutunan minik ağız parçaları. Antikite’de Aristoteles ve Plinius gibi doğa tarihçileri, hayvanların “kan emen parazitleri” arasında keneleri de sayarken, bu canlıların bugün “Ixodes” diye adlandırdığımız cinsinden olduklarını elbette bilmiyorlardı; yine de betimledikleri yapışma, şişme ve zor kopma gibi gözlem notları, morfolojik kimliğin yüzyıllar sonra yapılacak ayrıntılı tanımına önsöz niteliğindeydi. Ortaçağ bitki–hayvan “simya ansiklopedileri” içinde de kene, çoğu kez batıl inançlarla iç içe aktarılır; ancak süre giden pratik bilgi hep aynıdır: yazın daha çok görülür, nemli kıyıda–orman kenarında avını bekler, çıplak deriyi sever.

Modern sınıflandırmanın fitilini ateşleyen 18. yüzyıl, keneleri önce geniş “Acarus” şemsiyesine yerleştirir. Linné’nin 1758 tarihli sistematiğinde bugün Ixodes ricinus olarak bildiğimiz tür, henüz “Acarus ricinus” adını taşır; bu, şekilsel yakınlıkların ve sınırlı mikroskobik tekniğin doğal bir sonucudur. Napolyon sonrası Avrupa’sında doğa tarihi, diseksiyon mikroskoplarının, daha net lenslerin ve bilimsel kulüplerin ivmesiyle hızlanır; 1790’lardan itibaren Latreille ve çağdaşları, sert kalkanlı (ixodid) keneleri yumuşak kenelerden ayıran gövde zırhı, ağız parçalarının yönelimi ve özellikle anal oluğun konumu gibi ince ayrıntılarla cins düzeyine inen bir mimari kurar. Böylece Ixodes adı literatüre yerleşir; türler, kıtanın müzelerinde çekmeceden çekmeceye, kırsaldan kırsala toplanan örneklerle çoğalır.

  1. yüzyılın ikinci yarısı, keneleri sadece “tiksinç parazit” olmaktan çıkarıp epidemiyolojik aktörlere dönüştürür. Pasteur devriminin mikrop kuramı, parazitin taşıdığı görünmez etkenlerin hastalık yapabileceği fikrini meşrulaştırır. Saha doğa tarihçisi ile hekim arasındaki iş birliği derinleşir: kırsal doktordan orman bekçisine uzanan bir ağ, kenelerin mevsimsel döngülerini not etmeye, hangi hayvanlar üzerinden çoğaldıklarını anlamaya başlar. Bu sahada Ixodes’un ayırt edici davranışı—ot ve çalı uçlarında “kuyruklanma” (questing) duruşu—keneyi bir avcı gibi değil, bir fırsatçı bekleyici gibi konumlandırır. Isı ve nem penceresinin yaz aylarında genişlemesi, insanla kenenin karşılaşma olasılığını artırır; “yaz keneri” imgesi tam da bu gözleme dayanır.
  2. yüzyılın eşiğinde, Britanya ve Orta Avrupa laboratuvarlarında büyüteçlerin altında Ixodes’un morfolojisi ayrıntıya kavuşur: dişide kısmi, erkekte tam kaplayan scutum; larvada altı, nimf ve erişkinde sekiz bacak; anüsün önünden geçen anal oluk; dişlerin kanca gibi geriye döndüğü uzun hypostom. Bu anatomik alfabe, sahadan gelen örnekleri doğru adlandırmayı ve dağılım haritalarını çizbilmeyi mümkün kılar. Aynı dönemde, av–yırtıcı–parazit ilişkilerini “doğal odak” kavramı içinde düşünen coğrafi epidemiyoloji filizlenir: bir bölgenin vejetasyonu, nem rejimi, ana ve rezervuar konakları, kene bolluğunu ve dolayısıyla hastalık riskini belirler.

Araştırma anlatısında dramatik dönemeç, 20. yüzyılın ilk yarısında kenelerin hastalık vektörü olarak sahneye resmen çıkmasıdır. Doğu Avrupa ve Rusya taygalarında, kene kaynaklı ensefalit etkeninin doğadan izole edilmesi, Ixodes’lu ormanların sadece pastoral bir manzara değil, viral bir peyzaj olduğunu kanıtlar. Aynı yıllarda riketsiyal ve benzeri etkenlerin doğadaki döngüsüne ilişkin sahada geçirilen mevsimler, Ixodes’un üç konaklı yaşam şemasını—larva, nimf, erişkin—ve her evredeki konak tercihlerinin epidemiyolojik sonuçlarını berraklaştırır. Laboratuvarda immünolojik tekniklerin gelişimi, küçük memelilerde ve kuşlarda dolaşan etkenleri göstermeyi kolaylaştırır; böylece “rezervuar konak” ile “ana konak” ayrımı bilimsel bir dil kazanır: geyik populasyonları erişkinlerin beslenmesine imkân verir, ama kimi bakteriler kemirgenler sayesinde döner.

1970’ler ve 80’ler, Lyme borreliyozunun öyküye giriş yaptığı ve Ixodes cinsinin küresel üne kavuştuğu dönemdir. Amerika Birleşik Devletleri’nin kuzeydoğusunda, yazlık kasabaların çeperinde beliren döner lezyonlu olgular, kırsalın yaz bahçelerindeki görünmez bir epideminin işaretleridir. Mikrobiyologların ısrarı ve saha entomolojisinin titizliği, spiroketin izine düşer; kültür, mikroskopi ve seroloji ile Borrelia burgdorferi adı, Ixodes’un tükürük bezi ve orta bağırsağından insan derisine uzanan ince bir patikada belirir. Böylece bir cümlelik, ama büyük bir paradigma değişimi doğar: “Ixodes, sadece kan emen bir eklembacaklı değil; zamanla aktarılan, evreden evreye taşınan çok sayıda patojenin kervanbaşçısıdır.” Aynı yıllarda, Kuzey Amerika’da I. dammini adıyla tanımlanan kıyı kenesinin, morfolojik ve genetik yakınlıkların tartılmasıyla I. scapularis içinde eritilmesi, taksonominin durağan değil, kanıtla yeniden yazılan bir metin olduğunu hatırlatır.

1990’lar, moleküler biyolojinin Ixodes araştırmasını yeni bir düzleme taşıdığı dönemdir. Polimeraz zincir reaksiyonu, hem kenede hem insanda patojen DNA/RNA’sını yakalamayı olanaklı kılar; sahadan toplanan yüzlerce kene, laboratuvarda mikrotüp sıraları hâlinde “çıplak gözle görülmeyeni” görünür kılar. Bu on yılda, co-enfeksiyon fikri yerleşir: aynı ısırıkta Borrelia, Anaplasma, Babesia ve yeni yeni fark edilen diğer etkenlerin bir arada taşınabildiği anlaşılır. Klinik cephede tablo karmaşıklaşır; tanı algoritmaları iki basamaklı serolojiye, seçilmiş olgularda BOS ve PCR’ya yaslanır. Salya bezlerinin “sialom” denen protein repertuvarı ortaya dökülür; antikoagülanlar, immün modülatörler ve “çimento” benzeri yapıştırıcılar, kenenin sessiz cerrahisini anlatan moleküler rollerini ifşa eder.

2000’ler ve 2010’lar, iklim değişikliği ve arazi kullanımı dinamiklerinin, Ixodes’un coğrafyasını adım adım yeniden çizdiği bir uzun hikâyedir. Daha ılıman kışlar, uzayan vejetasyon mevsimi, kenelerin yüksek enlemlere ve daha büyük rakımlara doğru yayılımını kolaylaştırır; kıtasal Avrupa’da I. ricinusun areali kuzeye ve dağ yamaçlarına tırmanır. Kentsel–kırsal sınırlarındaki ekotonlar, koşu parkurlarından köpek gezdirme alanlarına kadar yeni “buluşma noktaları” yaratır. Bu dönemde halk sağlığı gözetim sistemleri, bildirim verileriyle entomolojik sürveyansı birleştirir; hastalık yükü haritaları, sadece olguları değil, kenenin çok yıllı fenolojisini de katman katman işler. Aynı yıllarda, Ixodes’un endosimbiyotları—özellikle dişi üreme dokularında yerleşen bakteriler—metagenomik tekniklerle kataloglanır; kenenin “mikrobiyomu”, vektör yeterliliğini etkileyebilecek ince bir ayar düğmesi olarak gündeme gelir.

Hikâyenin son perdesi, güncel biyoteknolojinin açtığı iki–üç paralel patika üzerinde ilerler. Birinci patika, aşı biliminin iki yönlü stratejisidir: insana yönelik OspA temelli Lyme aşıları klinik sahnede yeniden denenirken, yabani rezervuara yönelik yem–aşı yaklaşımları, patojenin doğadaki dolaşımını kırmayı amaçlar. İkinci patika, anti-kene aşıları ve hedefli immünizasyon çalışmalarının—kenenin salya proteinlerine karşı hızlı kutanöz yanıtı uyaran yeni platformların—deneysellikten translasyona geçiş arayışıdır. Üçüncü patika ise yurttaş bilimi ve sayısal ekolojidir: akıllı telefon uygulamalarına düşen kene fotoğrafları, tarih–konum etiketleriyle birlikte, mevsimsel aktivite eğrilerini gerçek zamanlı besleyen büyük veri setlerine dönüşür. Bu veriler, meteorolojik diziler ve uydu tabanlı yeşillik indeksleriyle birleştirildiğinde, “yaz piki”nin yılı–yılına nasıl öne kayabildiğini, kurak bir baharın nimf bolluğunu nasıl bastırdığını ya da yağışlı bir yazın park kenarlarını nasıl riskli kıldığını nicel olarak anlatır.

Bütün bu uzun hikâyede Ixodes, sabit bir isim ama değişen bir figürdür: Antik gözlemcinin parmaklarına yapışan inatçı parazit; Aydınlanma doğa tarihçisinin çekmecesinde etiketlenen bir örnek; 20. yüzyıl epidemiyologunun ormanında viral bir odak; 1980’lerin mikrobiyoloğu için spiral bakterinin taşıyıcısı; 2000’lerin ekoloğu için ısınan iklimin biyobelirteci; bugünün biyoteknoloğu için salya proteinleriyle örülü bir hedefler galerisi. Yaz aylarında artan etkinliği, sadece sıcaklık–nem fiziğinin değil, insanın yaz davranışlarının, köpeğinin gezdirildiği patikanın, kentin kıyısındaki çalılık şeridin ve gölgelik fıstık çamlarının da bir fonksiyonudur. Ve her yaz, aynı sahne yeniden kurulurken, Ixodes’un hikâyesi yeni bir veri noktası, yeni bir protein bantı, yeni bir harita pikseliyle biraz daha ayrıntı kazanır.



İleri Okuma

  1. Barbour, A. G., & Persing, D. H. (1990’lar). PCR ve Lyme tanısı/epidemiyolojisi üzerine çalışmalar.
  2. Bloom, M. E., & Mlera, L. (2022). The role of Ixodes ticks in tick-borne encephalitis virus ecology. Viruses, 14(4), 812.
  3. Burgdorfer, W. (1978). Discovery of the Lyme disease spirochete. Science, 201(4357), 733–735.
  4. Burgdorfer, W., Barbour, A. G., Hayes, S. F., Benach, J. L., Grunwaldt, E., & Davis, J. P. (1982). Lyme borreliosis: isolation of a spirochete from Ixodes ticks. Science, 216, 1317–1319.
  5. Eisen, L., & Eisen, R. J. (2008). Spatial–temporal patterns of Lyme disease vectors in North America. Annual Review of Entomology, 53, 161–179.
  6. Eisen, L., & Eisen, R. J. (2021). Landscape ecology of ticks and tick-borne pathogens. Annual Review of Entomology, 66, 389–409.
  7. Eisen, R. J., & Paddock, C. D. (2020). Tick and tickborne pathogen surveillance as public health tools in the United States. Journal of Medical Entomology, 57(5), 1499–1509.
  8. Fikrig, E., & Narasimhan, S. (2021–2024). Anti-tick salivary target identification and vaccine platform development.
  9. Gray, J. S. (1994). The development and seasonal activity of Ixodes ricinus (L.) in Ireland. Experimental & Applied Acarology, 18(3), 163–173.
  10. Gray, J. S., Kahl, O., & Klaus, C. (2023). Seasonal phenology of Ixodes spp. in temperate climates. Parasites & Vectors, 16(1), 122.
  11. Jaenson, T. G. T., & Lindgren, E. (2021). Ticks and Climate Change in Europe: Technical Report. European Centre for Disease Prevention and Control (ECDC).
  12. Latreille, P. A. (1790’lar). Histoire naturelle des crustacés et des insectes.
  13. Linnaeus, C. (1758). Systema Naturae. 10. baskı, Holmiae: Laurentii Salvii.
  14. Nicholson, W. L., Sonenshine, D. E., Noden, B. H., & Brown, R. N. (2016). Ticks (Ixodida) as vectors of zoonotic pathogens. Ticks and Tick-borne Diseases, 7(4), 1–34.
  15. Nuttall, G. H. F. (1891). Ticks and their relation to disease. Journal of Hygiene, 1(1), 1–40.
  16. Pavlovsky, E. N. (1950’ler). Natural nidality of transmissible diseases. Moskva: Medgiz.
  17. Randolph, S. E. (2002). Dynamics of tick-borne disease systems. Parasitology, 124(S1), S55–S79.
  18. Rizzoli, A., Hauffe, H. C., Carpi, G., Vourc’h, G., Neteler, M., & Rosa, R. (2013). Ixodes ricinus and its transmitted pathogens in Europe. Clinical Microbiology and Infection, 20(6), 451–465.
  19. Sonenshine, D. E. (1991). Biology of Ticks. Vol. 1. Oxford: Oxford University Press.
  20. Spielman, A., Clifford, C. M., Piesman, J., & Corwin, M. D. (1979). Human babesiosis on Nantucket Island, USA: description of the vector, Ixodes dammini. American Journal of Tropical Medicine and Hygiene, 28(4), 687–694.
  21. Stanek, G., Wormser, G. P., Gray, J., & Strle, F. (2011). Lyme borreliosis. The Lancet, 379(9814), 461–473.
  22. Süss, J. (2018). Tick-borne encephalitis 2018 update: epidemiology, risk areas, and virus strains. Ticks and Tick-borne Diseases, 9(3), 146–150.
  23. Tokarz, R., Lipkin, W. I., & çalışma arkadaşları. (2024). Co-infections in Ixodes ticks: clinical implications and surveillance perspectives. Emerging Infectious Diseases, 30(2), 215–224.
  24. Zilber, L. A., & Chumakov, M. P. (1937–1940). Tick-borne encephalitis’in saha–laboratuvar keşfi. Soviet Medical Reports.


Kene kaynaklı ensefalit

Sinonim: Tick-borne encephalitis (TBE), Frühsommer-Meningoenzephalitis (FSME)

  • Merkezi sinir sisteminin viral hastalığıdır.
  • Kene kaynaklı ensefalit virüs sebep olur.
  • Kuluçka süresi 2-28 gün arasında değişir.
  • Enfeksiyonların %10-30’unda merkezi sinir sistemini hastalığı gözlenir.
  • Hastalık çoğunlukla bifazik olarak seyir eder.

Epidemiyoloji

  • Yılda toplam 10.000 – 12.000 hastanelik vaka ile karşılaşılıyor. Bunlardan 3000’i avrupaya aittir.
  • Ölüm oranı;
    1. Avrupalı virüste: 1-2 %
    2. Uzak doğulu virüste: ~20 %
  • Hayatta kalanların 35 – 58 %’inde nörolojik sorunlar devam eder.
  • Bir pediatri servisinde çalışmaya başlarken KKE bulaşıcı hastalığı, emanet edilen hastalara aktarılamaz.

Hastalığın aşamaları

  • Viremi aşaması; ateşli gribal enfeksiyon, baş ağrısı, bulantı, miyalji, solunum yolunda ve sindirim yolunda belirtiler gözlemlenir.
  • Belirtisiz aralık; yaklaşık 1 hafta sürer.
  • Organ belirtilerinin aşaması; yeniden ateş yükselir.(>38°C), merkezi sinir sistemini etkiler. Vakaların;

Profilaksi

  • Formalin ile etkisizleştirilmiş virüs aşısı kullanılır. 1-16 yaş aralığındaki bireylere çocuk dozu verilir, geri kalanlara yetişkin dozu uygulanır.
  • 1-3 ay aralıklı iki defa aşı uygulanır. 3. aşı 9-12 ay sonra uygulanır..
  • 1. tazeleme aşısı 3 yıl sonra, diğer tazeleme aşıları ise beşer yıl arayla uygulanır. Eğer birey 60 yaşından büyük ise, diğer tazelee aşıları üçer yıl arayla uygulanır.
  • Aşılar virüsün tüm alt tiplerine karşı koruma sağlar.
  • Serokonversiyon oranı; 98-99%’dur.
  • Eğer eksik aşılama varsa, 1. temel aşılamadan sonra 1 yıl, 2. aşıdan sonra maksimum 8-10 yıla kadar eksik aşı uygulanmalıdır. 10 yıldan sonra aşılama yapılacaksa, 4-6
    hafta sonra aşıdan titer kontrolü yapılmalıdır.
  • FSME-Immun® ile 0-14 gün arası koruma sağlanır.
  • Encepur® ile 0-18 ay arası koruma sağlayabilir.

Aspergilloz

Sinonim: Asperjilloz, 

  • Aspergillus cinsi mantarların neden olduğu çeşitli hastalıklara verilen isimdir.(Bkz; Aspergill-oz)
  •  

Sebep olan Aspergillus türleri

  1. Aspergillus fumigatus
  2. Aspergillus flavus
  3. Aspergillus niger
  4. Aspergillus terreus
  5. Aspergillus glaucus
  6. Aspergillus nidulans

Patogenez

  • Ölü organik organizmalarda saprofit rol oynarlar. Toprakta, tozda, gıdalarda v.s. bulunurlar.
  • Kuluçka süresi değişkendir.
  • Vücuda girdiği kısımlar;
    1. Solunum yolu
    2. Deri yaralanmaları
    3. Operasyon yaraları
    4. Kornea
    5. Kulak
    6. Sindirim yolu

Klinik

Hastalık belirtileri

  • Mikotoksin üretiminden dolayı zehirlenme gerçekleşir ve karaciğer etkilenir.
  • Allerjik bronkopulmoner aspergilloz
  • aspergillom; vücudun hava ile teması olan bölgelerin mukus tabakalarında kolonileşme gerçekleşmesidir; Bronş genişlemesi, patolojik vucüt boşlukları, Sinus paranasales
  • Yüzeysel enfeksiyonlar ve buna bağlı mikozis
    1. Yaralanma sonrası deride
    2. Endophtalmitis
    3. miçetom; kronik yumuşak doku enfeksiyonu
  • Zayıf bağışıklığa sahip kişilerde, sık olarak pulmonal invazif Aspergilloz görülür. Ölüm oranı yüksektir.
  • Deri, mukoza ve gözlerde tahriş
  • Öksürük, üst ve alt solunum yolu hastalıkları
  • Alerjiler
  • Kronik yorgunluk
  • Bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda küfler (Aspergillus fumigatus gibi) ciddi fırsatçı enfeksiyonlara neden olabilir.
  • Küflerle kronik temas, genellikle alerjik bronkopulmoner aspergilloz (ABPA) şeklinde ortaya çıkan aspergillozise yol açabilir.
  • Açık aspergillozun olası semptomları
    • Aspergillozis kendini esas olarak bronşlarda ve akciğerlerde gösterir ve çeşitli klinik tabloları tetikleyebilir.
  • İmmünokompetan ve immün sistemi baskılanmış hastalar
    • Alerjik bronkopulmoner aspergilloz (ABPA): Aspergilloz, özellikle önceki bronkopulmoner hastalıklarda (bronşiyal astım, KOAH, kistik fibroz) aşağıdaki semptomlarla birlikte bir alerjik reaksiyonu (karışık reaksiyon: tip I / tip III) tetikleyebilir.
      • Astım şikayetleri
      • Aspergilluslu kahverengimsi balgam
      • Kilo kaybı
    • Aspergilloma: Akciğerlerdeki mevcut boşluklarda (amfizem, oyuklar (tüberküloz!)) Veya paranazal sinüslerde mantar kolonizasyonu.
      • Olası semptomlar
        • Hemoptizi
        • Süper enfeksiyon nedeniyle tekrarlayan pnömoni
    • Doku infiltrasyonu olmayan aspergillus sinüziti: Kronik rinosinüzit semptomları olan sinüslerde aspergilloma
    • Aspergillus ile paranazal sinüslerin asemptomatik kolonizasyonu mümkündür
  • Bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar
  • İnvazif pulmoner aspergilloz (IPA) veya Aspergillus pnömonisi
    • Kuru öksürük, muhtemelen hemoptizi, ateş, plöritik ağrı, septik şok
    • Bakteriyel süper enfeksiyonlar nadir değildir
  • Ekstrapulmoner İnvazif Aspergilloz
    • Mukoza zarları: Çevre dokuyu istila eden Aspergillus sinüziti
      • Enflamasyonun göz yuvasına ilerlemesi → görme bozukluğu, ağrılı ekzoftalmi, kemoz
        • Enflamasyonun beyne ilerlemesi → MSS istilası, sinüs ve serebral ven trombozu
      • Deri: püstülan topaklar, apseler ve cildin balgamlı veya hemorajik lezyonları
      • Yaygın istila: Herhangi bir organ (kalp, MSS, böbrek, karaciğer, dalak, göz vb.) Hematojen yayılma yoluyla akciğerlerden istila edilebilir.
        • MSS: Çeşitli nörolojik semptomlara sahip çoklu apseler (konvülsiyonlar, fokal nörolojik defisitler)
        • Kalp: Aspergillus endokarditi

Teşhis

  • Alerjik bronkopulmoner aspergilloz
    • Teşhis kriterleri (Greenberger ve Patterson’a göre): Aşağıdaki 4 kriterin tümü karşılanırsa, bir ABPA çok olasıdır
      • 417 IU / mL (veya 1000 ng / mL) serum IgE
      • Aspergillus’a karşı serum antikorları
      • Pozitif Aspergillus antijen deri testi
      • Pozitif astım öyküsü
    • Diğer tipik bulgular: artmış ESR, eozinofili
  • Aspergilloma
    • Teşhis: Aşağıdaki 2 kriter mevcut olmalıdır
      1. Görüntüleme: Akciğer boşluğunda bir kitlenin radyolojik kanıtı
        • Çoğunlukla üst lobda bulunur
        • Periferik hava orağı
      2. Laboratuvar: Serumda pozitif balgam kültürü veya Aspergillus IgG tespiti

  • İnvazif pulmoner aspergilloz
    • Teşhis: Her zaman patojen tespiti ve risk faktörlerinin bir kombinasyonu
    • İlk adım çoğunlukla non-invaziv yöntemler: sonraki kültür ve boyama için serum belirteçleri (örn. Galaktomannan antijen), balgam ve / veya bronkoalveolar lavaj (BAL) ve ayrıca göğüs BT
    • IPA’da antikor tespitinin önemi yok!
    • Göğüs BT gösterimi: çoklu nodüller, hale işaretleri, aspergillus odağı etrafında orak şekilli hava cepleri
    • Altın standart: Pozitif kültür ve biyopside histopatolojik kanıtlar en güvenilir yöntemdir
    • PAS boyama (periyodik asit Schiff) veya Gömöri metenamin gümüş: 45 ° açıyla dikotom dallı hif ile bölünmüş misel
    • Pıhtılaşma nekrozu kanıtı
    • MSS tutulumundan şüpheleniliyorsa: MRI
    • Serebral aspergillozun belirtileri: apse oluşumu
    • Kontrast maddeli T1: Perifokal, hipointens ödemli kontrast maddeyi emen tek veya çoklu, merkezi olarak hipointens, periferik halka şeklinde lezyonlar
    • T2: Perifokal hiperintens ödem ile birlikte sıklıkla hipointens

Tedavi

  • Alerjik bronkopulmoner aspergilloz
    • Seçim yöntemi: ilaç tedavisi
    • Glukokortikoidler
    • Muhtemelen. + Antifungal ilaçlar: vorikonazol veya itrakonazol
  • Aspergilloma
    • Seçim yöntemi
    • Aspergillomun ameliyatla alınması
    • + Profilaksi: Antifungal tedavi ameliyat öncesi ve sonrası yapılmalıdır (4–12 hafta)
    • Alternatif olarak: Gözlemsel bekleme → Asemptomatik hastalarda radyolojik bulgularda ilerleme olmaksızın mümkündür, ancak düzenli kontroller kesinlikle gereklidir
  • İnvazif aspergilloz
    • Seçim yöntemi: ilaç tedavisi
    • İlk tedavi: vorikonazol
    • Alternatif: Vorikonazol toleranssızsa → amfoterisin B veya kaspofungin ile değiştirin
    • Profilaksi: bağışıklık durumunu iyileştirin
    • Flukonazol, aspergillusa karşı yeterince etkili değildir!