İçeriğe geç
Romatoloji

Erişkin Still hastalığı

Generated_Image_gonggxgonggxgong

Etimoloji ve Tarihsel Arka Plan

Still hastalığının adı, İngiliz çocuk hekimi Sir George Frederic Still’den (1861–1941) gelmektedir. Still, 1897 yılında kaleme aldığı doktora tezinde, çocuklarda persistan ateş, artrit ve sistemik tutulumla seyreden özgün bir klinik tabloyu ilk kez sistematik biçimde tanımlamıştır. O döneme kadar çocukluk çağı artriti, erişkin romatoid artritin küçük yaştaki bir yansıması olarak değerlendirilmekte; farklı patogenezi olan bağımsız bir antite olabileceği göz ardı edilmekteydi. Still’in gözlemleri, bu anlayışı kökten sarsmış ve hastalığa bugün hâlâ taşınan adını kazandırmıştır.

Hastalığın erişkin biçimi ise çok daha geç bir tarihte, 1971 yılında İngiliz romatoloji uzmanı E. G. Bywaters tarafından tanımlanmıştır. Bywaters, juvenil formdaki klinik özellikleri erişkin hastalarda da gözlemlemiş; döküntü, ateş örüntüsü ve artropati üçlüsünün yetişkinlerde de ortaya çıkabileceğini sistematik olarak ortaya koymuştur. Bu katkı, tıp yazınında “erişkin başlangıçlı Still hastalığı” (Adult-Onset Still’s Disease, AOSD) kavramının yerleşmesini sağlamış ve sonraki on yıllarda hastalığın tanı ve sınıflandırma ölçütlerinin geliştirilmesine zemin hazırlamıştır.

Günümüzde terminoloji, klinik ve biyolojik anlayışın gelişimiyle paralel olarak dönüşüm geçirmiştir. Çocuklarda görülen form artık “sistemik juvenil idiyopatik artrit” (sJİA) adıyla anılmakta; erişkin formuyla birlikte tek bir hastalık spektrumunun farklı yaş grubundaki tezahürleri olarak ele alınmaktadır. Bu birleşik kavramsal çerçeve, her iki formun paylaştığı patogenetik mekanizmaları vurgulamakta ve tedavi yaklaşımlarının ortak platformda değerlendirilmesine olanak tanımaktadır.

Epidemiyoloji

Still hastalığı, genel popülasyonda son derece nadir görülen bir antitedir ve bu nadirlikteki bileşik nedenler arasında hastalığın patogenezine özgü biyolojik eşikler, genetik yatkınlık kalıpları ve çevresel tetikleyicilerin eş zamanlı devreye girmesi sayılabilir. Hastalık, başlangıç yaşı bakımından dikkat çekici bir çift doruk örüntüsü sergilemektedir: ilk doruk on beş ile yirmi beş yaşları arasında; ikinci doruk ise otuz altı ile kırk altı yaşları arasında gözlemlenmektedir. Bu iki doruklu dağılım, yaşam dönemlerinde değişen immünolojik denge ve hormonal faktörlerin hastalığın tetiklenmesinde rol oynadığına dair önemli bir ipucu sunmaktadır.

Vakaların yüzde onundan azının elli yaşın üzerinde başladığı bilinmekte olup bu olgu, geç başlangıçlı formların farklı klinik özellikler sergileyip sergilemediğini araştıran alt grup çalışmalarını da beraberinde getirmiştir. Cinsiyetler arasında dağılımın nispeten dengeli olduğu kabul edilmekle birlikte bazı serilerde kadınlarda hafif bir fazlalık raporlanmıştır. Hastalığın yıllık insidansı, özenli metodolojik yaklaşımların uygulandığı popülasyon çalışmalarında yüz binde birin altında kalmakta; prevalans verileri ise coğrafi bölge ve tanı ölçütlerine bağlı olarak değişkenlik göstermektedir.

Hastalığın seyri üç temel patern üzerinden tanımlanmaktadır. Monosiklik seyirde tek bir alevlenme dönemi yaşanır ve tam remisyon sağlanır; bu en iyi prognozlu grubu oluşturmaktadır. Polisiklik veya nükseden seyirde birden fazla alevlenme atağı görülürken hastalık, alevlenmeler arasında sessizleşir. Kronik artiküler seyir ise ilerleyici eklem hasarını ve kalıcı özürlülüğü beraberinde getirebilen en ağır fenotipik biçimi temsil etmektedir. Vakaların yüzde kırkına varan oranda gelişebilen makrofaj aktivasyon sendromu, hayati tehdit edici bir komplikasyon olarak AOSD’nin prognostik tablosunu en kritik boyutuyla belirleyen faktördür.

Patogenez: Otoinflamasyon ve İmmünolojik Mekanizmalar

Still hastalığının patogenezini anlamak, öncelikle otoimmün ve otoinflamatuar süreçler arasındaki kavramsal ayrımı yerli yerine oturtmayı gerektirmektedir. Klasik otoimmün hastalıklarda, kendi dokularına yönelik adaptif immün yanıtın —özgün T lenfositleri ve otoantikor üreten B lenfositlerinin— öncü rol üstlendiği bilinmektedir. Buna karşın AOSD’de sahnede birincil aktör doğal bağışıklık sistemidir. Hastalık, antijene özgü bir yanıt olmaksızın süregelen, innate immün sistemin kronik ve özerk aktivasyonu üzerine inşa edilmiş bir otoinflamatuar süreçtir.

Bu patogenetik zemin üzerindeki merkezi figür, interlökin-1beta’dır (IL-1β). NLRP3 inflamazomunun aktive edilmesiyle üretilen IL-1β, proinflamatuar kaskadın tetikleyici öğesi işlevini görmektedir. Eş zamanlı olarak belirgin biçimde yükselen interlökin-6 (IL-6), akut faz reaktanlarının karaciğerde sentezlenmesini uyarır; serum ferritin düzeylerinin astronomik yüksekliklerine ve inflamatuar belirteçlerin dramatik artışına zemin hazırlar. İlginç biçimde, pek çok otoinflamatuar hastalıkta öncü rol üstlenen tümör nekroz faktörü-alfa’nın (TNF-α) AOSD’deki inflamatuar örüntüde belirgin olmadığı, 1990’larda tanımlanan sirkadiyen sitokin sendromu çalışmalarında ortaya konmuştur; bu saptama, hastalıkta TNF blokörlerine yanıtın diğer biyolojiklere kıyasla sınırlı kalmasını da kısmen açıklamaktadır.

Nötrofil aktivasyonu, bu tablonun bir diğer kritik boyutunu oluşturmaktadır. Doku infiltrasyonu ve granülosit türevli mediatörlerin salınımı, hem sistemik inflamasyonun sürdürülmesine hem de kutanöz bulguların oluşmasına katkıda bulunmaktadır. Makrofajların aşırı aktivasyonu ise en dramatik komplikasyonun —makrofaj aktivasyon sendromunun— temelini atmaktadır: Bu tabloda sitokin fırtınası kontrolden çıkmakta, hemofagositoz tetiklenmekte ve çoklu organ yetmezliğine uzanan ölümcül bir kaskad başlamaktadır. Genetik yatkınlık bağlamında ise çeşitli HLA allelleri ve NLRP3 varyantlarıyla ilişkiler bildirilmiş olmakla birlikte, AOSD’de tek bir genetik belirleyiciden söz etmek bugün için mümkün değildir.

Klinik Bulgular ve Semptomatoloji