ICD-10: G61.0
1. Tanım ve genel çerçeve
Guillain-Barré sendromu, periferik sinir sisteminin akut, genellikle tek atağa sahip, sıklıkla şiddetli seyreden, otoimmün kaynaklı bir poliradikulonöropatisidir. Klinik olarak en temel özellik; birkaç gün ile en fazla dört hafta içinde ilerleyen, çoğunlukla simetrik, arefleksi ile birlikte görülen kas güçsüzlüğüdür. Hastalık tipik olarak alt ekstremitelerde başlayan “yukarı doğru tırmanan” (ascending) flasid paralizi ile seyreder, ağır olgularda solunum kaslarına, kraniyal sinirlere ve otonom sinir sistemine yayılabilir.
Patolojik substrat; omurilik sinir kökleri ve ilgili proksimal periferik sinir segmentlerinde demiyelinizasyon ve/veya aksonal hasar, buna eşlik eden inflamatuar hücre infiltrasyonudur. Bu nedenle GBS, akut inflamatuar demiyelinizan poliradikulonöropati (AIDP) ve aksonal varyantları (AMAN, AMSAN) ile birlikte bir spektrum bozukluğu olarak değerlendirilir.
2. Tarihçe ve etimoloji
Hastalık, klinik açıdan 19. yüzyıl ortalarından itibaren tanımlanmaya başlanmıştır. 1859’da Fransız hekim Jean-Baptiste Octave Landry, bacaklardan başlayıp gövdeye ve nadiren kraniyal kaslara yükselen akut flasid paralizi tablosunu “ascendans paralizi” olarak tarif etmiş, bu tablo uzun süre “Landry paralizisi” adıyla anılmıştır.
1916’da Fransız nörologlar Georges Guillain, Jean-Alexandre Barré ve radyolog André Strohl, Birinci Dünya Savaşı sırasında iki askerde görülen benzer tabloyu ayrıntılı olarak tanımlamış, özellikle beyin-omurilik sıvısında (BOS) hücre sayısında artış olmaksızın protein yüksekliği (albüminositolojik dissosiasyon) bulgusunu sistematik biçimde göstermişlerdir. Bu üçlüden Strohl’un adı daha sonra sendrom adlandırmasında geri plana itilmiş, tablo “Guillain-Barré sendromu” şeklinde yerleşmiştir.
Eponim şu şekilde çözümlenebilir:
- “Guillain” – Georges Guillain (1876–1961), periferal nöropatiler ve refleks fizyolojisi üzerine çalışan Fransız nörolog.
- “Barré” – Jean-Alexandre Barré (1880–1967), klinik nörolojinin erken dönem kurucu isimlerinden biri.
- Fransızca telaffuzda “Guillain-Barré” [giyen-baré] şeklinde okunur; uluslararası literatürde İngilizceleştirilmiş “Gillian-Baré” benzeri telaffuzlar da yaygındır.
Terimsel açıdan GBS, başta “akut idiopatik polinörit”, “akut inflamatuar poliradikulonöropati” gibi farklı adlarla da anılmış; demiyelinizan ve aksonal alt tiplerin tanımlanmasıyla birlikte, günümüzde “post-enfeksiyöz, immün aracılı, akut periferal nöropati” çerçevesine oturtulmuştur.
3. Epidemiyoloji
GBS dünya genelinde tüm yaş gruplarında görülmekle birlikte, nadir bir hastalıktır.
- Yıllık insidans: yaklaşık 0,8–1,9/100.000 kişi; medyan insidans 1,3/100.000 olarak bildirilmektedir.
- Erkeklerde kadınlara göre belirgin bir fazlalık (yaklaşık 1,5–2:1) söz konusudur.
- Her yaşta görülebilmekle birlikte, sıklıkla genç erişkinlik ve ileri yetişkinlik döneminde (yaklaşık 20–30 ve 50–60’lı yaşlarda) iki küçük pik tarif edilmektedir.
- Çocukluk çağında insidans daha düşüktür (0,4–1,3/100.000), ancak klinik tablo benzer bir seyir gösterir.
Coğrafi dağılım açısından, AIDP tipik olarak Avrupa ve Kuzey Amerika’da baskınken, aksonal varyantlar (AMAN, AMSAN) özellikle Doğu Asya ve Latin Amerika’da daha yüksek oranda görülmektedir. Bu fark, özellikle Campylobacter jejuni suşlarının bölgesel farklılıkları ve çevresel/konak faktörleri ile ilişkilendirilmektedir.
4. Etiyopatogenez ve immünoloji
4.1. Post-enfeksiyöz otoimmün yanıt ve moleküler taklit
GBS’nin temel mekanizması, çoğu vakada enfeksiyon sonrası gelişen yanlış yönlendirilmiş bir bağışıklık yanıtıdır. Hastaların yaklaşık üçte ikisinde, nörolojik semptomlardan 1–3 hafta önce geçirilmiş üst solunum yolu enfeksiyonu veya gastroenterit öyküsü vardır.
Özellikle Campylobacter jejuni kaynaklı enterit, GBS için en iyi tanımlanmış tetikleyicidir ve olguların yaklaşık üçte birinden sorumlu olduğu kabul edilmektedir. Bunun yanında sitomegalovirüs (CMV), Epstein-Barr virüsü (EBV), Mycoplasma pneumoniae, Zika virüsü, HIV ve bazı durumlarda Haemophilus influenzae, influenza ya da diğer solunum yolu virüsleri ile ilişki gösterilmiştir.
Temel kavram moleküler taklit (molecular mimicry) dir:
- Patojenlerin yüzey antijenleri (özellikle Campylobacter lipooligosakkaritleri), periferal sinir gangliosidlerine (GM1, GD1a, GQ1b vb.) yapısal olarak benzer epitoplar içerir.
- Bakteriyel antijenlere karşı gelişen antikorlar, bu benzerlik nedeniyle sinir hücre zarındaki gangliosidlere de bağlanarak komplement aktivasyonu, makrofaj infiltrasyonu ve sonuçta demiyelinizasyon veya aksonal hasara yol açar.
4.2. Hedef yapılar ve alt tip ilişkisi
- AIDP: Başlıca hedef Schwann hücresi ve myelin kılıftır. CD4+ T lenfositler, makrofajlar ve kompleman aracılı antikor yanıtı, segmental demiyelinizasyon ve iletim bloklarına yol açar.
- AMAN ve AMSAN: Aksonal membranlar üzerinde bulunan GM1, GD1a gibi gangliosidlere karşı antikorlar preterminal aksonal bölgede kompleman bağımlı hasar oluşturur; bu tabloda demiyelinizasyon ikincil veya minimaldir.
- Miller-Fisher sendromu (MFS): Okülomotor sinirler ve propriyoseptif yolların yüzey gangliosidi GQ1b’ye karşı antikorlar karakteristiktir; klinikte oftalmopleji, ataksi ve arefleksi triadıyla seyreder.
4.3. Aşılar, cerrahi ve diğer tetikleyiciler
Bazı aşılar (özellikle 1976 domuz gribi aşı kampanyası), GBS riskinde hafif artışla ilişkilendirilmiş; daha yeni veriler, modern influenza aşıları için bu riskin son derece düşük, mutlak risk artışının milyon doz başına birkaç ek vaka düzeyinde olduğunu göstermektedir. Enfeksiyonun kendisi çoğunlukla aşı riskine kıyasla çok daha güçlü bir tetikleyici olarak kalmaktadır.(Wikipedia)
Büyük cerrahi girişimler, travma, sistemik inflamatuar hastalıklar, nadiren gebelik ve puerperyum da olguların küçük bir kısmında tetikleyici ya da eşlik eden faktörler olarak bildirilmiştir.(NCBI)
5. Patoloji
Nekropsi ve sinir biyopsisi çalışmalarında:
- Spinal sinir kökleri ve proksimal periferik sinir segmentlerinde lenfosit ve makrofaj ağırlıklı interstisyel infiltrasyon,
- Schwann hücreleri çevresinde ve Ranvier boğumlarında segmental demiyelinizasyon,
- Aksonal varyantlarda Wallerian dejenerasyonu,
- Endonöral ve perinöral kapillerlerde geçirgenlik artışı ve ödem
saptanmıştır. Demiyelinizan tipte iletim blokları ve remiyelinizasyon odakları, aksonal tipte ise iletim amplitüdlerinde belirgin azalma ile uyumlu histopatolojik bulgular hâkimdir.
6. Klinik özellikler ve seyrin evreleri
6.1. Başlangıç ve prodromal dönem
Hastaların önemli bir kısmı, nörolojik belirtilerden birkaç gün önce:
- Halsizlik, miyalji, subfebril ateş,
- Hafif paresteziler (özellikle ayak parmaklarında ve ellerde),
- Bel veya bacakta derin, sızı tarzında ağrı
tarif eder. Bu dönemde klinik muayene çoğu zaman belirgin bulgu vermeyebilir.
6.2. İlerleme (progresyon) fazı
Kardinal klinik özellikler:
- İlerleyici, simetrik kas güçsüzlüğü:
- Tipik olarak alt ekstremiteden başlar, saatler–günler içinde proksimale ve üst ekstremitelere, gövde ve yüz kaslarına yayılır.
- Flasid, areflektik paralizi söz konusudur.
- Derin tendon reflekslerinin kaybı (arefleksi): Tanı için anahtar bulgulardan biridir; bazı erken vakalarda hiporefleksi görülebilir.
- Duyusal belirtiler: Hafif distal paresteziler, vibrasyon ve pozisyon duyusunda bozulma sık; ağır objektif duyu kaybı genellikle demiyelinizan tipte belirgindir.
- Otonom disfonksiyon: Taşikardi, hipertansif veya hipotansif ataklar, ortostatik hipotansiyon, kardiyak aritmiler, terleme bozuklukları, mesane-barsak işlevlerinde değişiklik görülebilir.
- Ağrı: Özellikle bel ve bacaklarda, gece artan radiküler ağrı çok yaygındır.
Semptomların başlamasından sonra güçsüzlük genellikle 2–4 hafta içinde en ağır düzeyine (nadir) ulaşır; tanım gereği GBS’de progresyon süresi 4 haftayı aşmaz. Daha uzun süren progresyon, kronik inflamatuar demiyelinizan polinöropati (CIDP) lehinedir.
6.3. Platon ve iyileşme evresi
- Nadirden sonra 1–2 hafta süren stabil dönem (plato) izlenir.
- Ardından, aylar hatta yıllar sürebilen yavaş bir iyileşme süreci başlar; remiyelinizasyon ve aksonal rejenerasyon bu dönemde klinik düzelmenin temelini oluşturur.
- Tam nörolojik iyileşme, olguların yaklaşık %60–80’inde; hafif–orta düzeyde kalıcı sekeller %10–20’sinde; ağır kalıcı özürlülük veya respiratuvar destek gereksinimi ise daha küçük bir grupta izlenir.
7. Klinik alt tipler ve varyantlar
7.1. Akut inflamatuar demiyelinizan poliradikulonöropati (AIDP)
- Avrupa ve Kuzey Amerika’da GBS vakalarının çoğunu oluşturur.
- Klinik tablo klasik şekildedir: simetrik, distaldan proksimale yayılan güçsüzlük, arefleksi, duyusal belirtiler ve sıklıkla otonom bulgular.
- Elektrofizyolojide iletim hızlarında yavaşlama, distal latanslarda uzama, iletim blokları, temporal dispersiyon ve F-dalga latanslarında belirgin artış saptanır.
7.2. Akut motor aksonal nöropati (AMAN)
- Özellikle Çin, Japonya, Meksika gibi bölgelerde sık; sıkı Campylobacter jejuni ilişkisi vardır.
- Klinik: Saf motor tutulum; duyusal belirtiler minimal veya yoktur.
- Elektrofizyolojide motor aksiyon potansiyeli amplitüdlerinde azalma, ancak belirgin demiyelinizasyon bulgusu olmaması tipiktir.
7.3. Akut motor-duyusal aksonal nöropati (AMSAN)
- Hem motor hem duyusal aksonların ağır tutulduğu, hızlı ilerleyen ve sıklıkla daha kötü prognozlu bir formdur.
- Özellikle yoğun bakım ihtiyacı ve uzun rehabilitasyon süresi ile ilişkilidir.
7.4. Miller-Fisher Sendromu (MFS)
- Klinik triad: oftalmopleji + ataksi + arefleksi, çoğu vakada ekstremite güçsüzlüğü minimal veya yoktur.
- GQ1b antikorları yüksek titrede pozitifliği ile karakterizedir.
- Zaman zaman klasik GBS ile örtüşen olgular oluşturur (MFS-GBS overlap).
7.5. Diğer varyantlar
- Faringeal-servikal-brakiyal zayıflık formu
- Saf kraniyal polinöritis
- Bickerstaff beyin sapı ensefaliti (MFS spektrumu içinde kabul edilir)
Bu varyantlarda klinik topografya farklı olsa da altta yatan immünolojik mekanizmalar çoğu kez klasik GBS ile süreklilik gösterir.
8. Tanı
GBS tanısı, başta klinik olmak üzere elektrofizyolojik ve BOS bulgularının bütüncül değerlendirilmesine dayanır. Güncel EAN/PNS kriterleri, progresif güçsüzlük, arefleksi ve elektrofizyolojik demiyelinizasyon bulgularının kombinasyonunu temel alır.
8.1. Klinik temel kriterler
- İki veya daha fazla ekstremitede ilerleyici motor güçsüzlük
- Derin tendon reflekslerinde belirgin azalma ya da yokluk
- Semptom başlangıcından nadire kadar sürenin 4 haftadan kısa olması
- Başlangıçta belirgin ateş olmaması (enfeksiyon döneminden sonra nörolojik belirtilerin başlaması tipiktir)
8.2. Destekleyici klinik bulgular
- Simetrik tutulum eğilimi
- Belirgin sfinkter disfonksiyonunun olmaması (olması durumunda ayırıcı tanı genişletilir)
- BOS’ta albüminositolojik dissosiasyon
- Elektrofizyolojide demiyelinizan veya aksonal polinöropati bulguları
- İlerleyen günlerde reflekslerin kaybının daha da belirginleşmesi
8.3. BOS incelemesi
- Tipik bulgu albüminositolojik dissosiasyondur:
- Protein artışı (>0,55 g/L ya da laboratuvar referans değerinin üzerinde)
- Normal ya da hafif artmış lökosit sayısı (<10/mm³; daha yüksek hücre sayıları alternatif tanıları düşündürür).
- Protein artışı semptom başlangıcından sonraki ilk birkaç günde hafif olabilir; çoğu olguda ikinci haftadan itibaren belirginleşir.
8.4. Elektrofizyolojik çalışmalar
Sinir iletim çalışmaları (NCS) ve iğne elektromiyografisi, alt tip ayrımı ve tanı doğrulaması için kritik önemdedir:
- Demiyelinizan tipte iletim yavaşlaması, distal latanslarda uzama, bloklar, F-dalga anormallikleri;
- Aksonal tipte motor ve/veya duyusal aksiyon potansiyeli amplitüdlerinde belirgin düşme;
- Bu bulgular, EAN/PNS kriterlerine göre “kesin”, “olası” GBS ayrımını da belirler.
8.5. Ayırıcı tanı
GBS’nin ayırıcı tanısında:
- Spinal kord lezyonları (transvers miyelit, kompresyon)
- Akut motor nöron hastalıkları
- Myastenia gravis krizi ve botulizm
- Kene paralizisi
- Porfiri, toksik nöropatiler, difteri nöropatisi
- Akut inflamatuar myopatiler
gibi çok sayıda tablo yer alır; bu nedenle dikkatli nörolojik muayene, görüntüleme ve laboratuvar değerlendirmesi gerekir.
9. Tedavi ve klinik yönetim
GBS tedavisinde iki ana eksen vardır: (1) yaşamı tehdit eden komplikasyonların önlenmesi için yoğun destekleyici bakım, (2) immünomodülatör spesifik tedavi (IVIG veya plazmaferez). Güncel kılavuzlar, bu iki immün tedavinin etkinlik açısından birbirine yakın olduğunu, ancak beraber kullanılmaması gerektiğini vurgular.
9.1. Destekleyici bakım
- Solunum izlemi ve desteği:
- Vital kapasite, FVC, negatif inspiratuvar basınç gibi parametreler yakından izlenir.
- Hastaların %20–30’unda mekanik ventilasyon gerekebilir; özellikle hızlı ilerleme, bulbar tutulum ve ciddi otonom disfonksiyon varlığında risk yüksektir.
- Otonomik instabilite yönetimi:
- Aritmi ve kan basıncı dalgalanmaları için sürekli kardiyak monitörizasyon,
- Gereğinde kısa etkili antihipertansifler veya vazopressörler.
- Tromboembolizm ve bası yarası profilaksisi:
- Düşük molekül ağırlıklı heparin, elastik çoraplar, erken pasif hareket,
- Düzenli pozisyon değişimi ve bası alanlarının korunması.
- Beslenme ve yutma:
- Bulbar tutulum ve aspirasyon riski olan hastalarda nazogastrik ya da erken perkütan gastrostomi ile enteral beslenme.
- Ağrı yönetimi:
- Nöropatik ağrı için gabapentinoidler, trisiklik antidepresanlar veya karbamazepin;
- Akut kas ağrıları için nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar veya gerekirse opioidler.
9.2. İmmünomodülatör tedavi
9.2.1. İntravenöz immünoglobulin (IVIG)
- Doz: 0,4 g/kg/gün, ardışık 5 gün (toplam 2 g/kg).
- Etkinliği, plazmaferezle benzer düzeydedir; uygulanması daha kolay ve birçok merkezde tercih edilen ilk tedavidir.
- Semptom başlangıcından itibaren ilk 2 hafta içerisinde başlanması önerilir; en büyük fayda genellikle ilk 7 gün içinde tedavi edilenlerde görülür.
- Yan etkiler: Baş ağrısı, aseptik menenjit, tromboemboli riski, nadiren böbrek fonksiyon bozukluğu.
Güncel uzman görüşleri, rutin olarak ikinci IVIG kürünün uygulanmasını önermemekte; kötü prognozlu olgularda bile ikinci kürün yarardan çok yan etki riskini artırdığına dair veriler bildirilmektedir.
9.2.2. Plazmaferez (terapötik plazma değişimi)
- Tipik rejim: 1–1,5 plazma volümünü içeren 4–5 değişim, 7–14 gün içine yayılmış şekilde; daha hafif olgularda 2 değişimlik kısa protokoller de kullanılabilir.
- Mekanizma: Otoantikorlar, kompleman bileşenleri ve immün komplekslerin dolaşımdan uzaklaştırılması.
- İmmobil ve hemodinamik olarak dalgalı hastalarda santral venöz kateter gereksinimi, hipotansiyon, enfeksiyon vb. komplikasyon riskleri nedeniyle dikkatli hasta seçimi gerekir.
9.2.3. Kortikosteroidler ve diğer ajanlar
- Oral veya intravenöz kortikosteroid monoterapisi, büyük randomize çalışmalarda GBS’de anlamlı fayda göstermediği için önerilmez.
- IVIG + plazmaferez kombinasyonu da rutin olarak önerilmez; ardışık uygulamanın net bir ek faydası gösterilmemiş, maliyet ve yan etki yükünü artırdığı bildirilmiştir.
- Deneysel düzeyde monoklonal antikorlar, kompleman inhibitörleri ve diğer immünomodülatörler üzerine çalışmalar sürmektedir; henüz standart pratiğin parçası değillerdir.
9.3. Rehabilitasyon
- Erken dönemde pasif eklem hareketleri, postüral destek ve basit oturma-ayakta durma egzersizleri, kontraktür ve kas atrofisini önlemeye yardımcı olur.
- İyileşme fazında, düşük yoğunluklu, yorucu olmayan kas güçlendirme ve yürüme eğitimi, sinir rejenerasyonuna eşlik eden plastik uyumu destekler; aşırı egzersizle kas yorgunluğu ve “overwork weakness” riskine dikkat edilmelidir.
10. Prognoz ve uzun dönem sonuçlar
- GBS mortalitesi modern yoğun bakım olanaklarıyla yaklaşık %3–7 arasındadır; ölümlerin başlıca nedenleri ventilatör ilişkili komplikasyonlar, ağır otonom disfonksiyona bağlı kardiyak olaylar ve sepsisdir.
- Hastaların çoğu ilk yıl içinde bağımsız yürüyüş yetisine geri döner; ancak:
- %15–20 oranında kalıcı hafif–orta güçsüzlük, ayak düşmesi veya ince motor becerilerde zayıflık,
- %20–40 oranında kronik yorgunluk ve efor intoleransı,
- Nöropatik ağrı, duyusal rahatsızlıklar ve psikolojik etkilenim (anksiyete, depresyon, posttravmatik stres) bildirilmektedir.
Aksonal formlar (AMAN/AMSAN), ileri yaş, çok hızlı progresyon, erken ventilasyon gereksinimi ve ağır otonom disfonksiyon, kötü prognoz belirteçleri olarak öne çıkar.
11. Kronik inflamatuar demiyelinizan polinöropati (CIDP) ile ilişki
CIDP, klinik ve patolojik açıdan GBS ile birçok ortak özellik paylaşan ancak kronik seyirli bir polinöropatidir. Progresyon süresi 8 haftayı aşar veya relapslarla dalgalanır; tedavide IVIG ve plazmaferez yanında steroid ve uzun dönem immünsupresif ajanlara da yer verilir. Bu iki tablonun, akut ve kronik uçları aynı immünolojik spektrum içinde oluşturduğu düşünülmektedir.
12. Evrimsel tıp perspektifi
GBS’yi evrimsel açıdan değerlendirmek, bağışıklık sisteminin ince ayarlı dengesinin, modern çevresel koşullar altında nasıl kırılganlaştığını anlamak için öğretici bir örnek sunar:
- Yüksek risk–yüksek fayda dengesi:
Bağışıklık sistemi, patojenleri hızlı ve etkili tanıyıp yok etmek için geniş bir antijen tanıma repertuvarı ve güçlü efektör mekanizmalar geliştirmiştir. Ancak bu geniş repertuvar, bazı mikrobiyal antijenlerin ev sahibi dokulardaki moleküllerle benzeşmesine (moleküler taklit) izin verir; GBS, bu dengenin patojen lehine değil, otoimmünite lehine kaydığı durumların tipik örneğidir. - Patojen evrimi ve konak yanıtı:
Campylobacter jejuni gibi bakteriler, yüzey yapılarında evrimsel baskı altında çeşitlenirken, bazı suşlar gangliosid benzeri yapılar kazanmıştır. Bu değişiklikler, bakteri için bağışıklıktan kaçma veya konak hücrelere tutunma avantajı sağlayabilirken, insanda GBS riskini artıran moleküler taklit zeminini oluşturur. - Çevresel değişim ve enfeksiyon spektrumu:
Global seyahat, gıda üretim zincirlerindeki değişiklikler ve iklimle ilişkili vektör kaymaları (örn. Zika virüsü salgınları), belirli bölgelerde GBS vakalarında kümelenmeler ve yeni tetikleyicilerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu da bağışıklık sistemimizin evrimsel olarak daha az maruz kaldığı patojenlerle etkileşimini artırarak nadir otoimmün komplikasyonların görünürlüğünü güçlendirmiştir. - Aşılama ve risk algısı:
Evrimsel perspektif, bireysel nadir yan etkilere odaklanmanın, popülasyon düzeyinde enfeksiyon yükü ve buna bağlı GBS dahil ağır nörolojik komplikasyonların önlenmesiyle kazanç dengesini çoğu zaman yanlış algılamaya yol açabileceğini hatırlatır. Modern aşıların GBS için mutlak risk artışı çok düşükken, hedefledikleri enfeksiyonlar GBS için güçlü tetikleyiciler olmaya devam etmektedir.
Keşif
Guillain-Barré sendromu (GBS) tarihsel olarak, önce klinik sahnede “garip ama tanımlanabilir” bir tablo olarak belirmiş, ardından adım adım immünolojinin, nöropatolojinin ve elektrofizyolojinin merkezine doğru çekilmiş bir hastalık öyküsüdür. Bugün GBS’yi; kollarda, bacaklarda ve kimi zaman gövde ve kraniyal kaslarda hızla gelişen güçsüzlüğe ve duyusal bozukluğa yol açan, kendi kendini sınırlayan akut bir polinöropati olarak tanımlıyoruz. Bu akut polinöropati, çoğu kez solunum yolu ya da gastrointestinal sistem enfeksiyonlarının ardından ortaya çıkan, bağışıklık aracılı bir süreç olarak kabul edilmektedir.
Bu öykünün klasik başlangıç noktası 1916 yılıdır. Birinci Dünya Savaşı’nın kaotik ortamında, üç Fransız hekim – nörolog Georges Guillain, nörolog Jean Alexandre Barré ve radyolog/elektrofizyolog André Strohl – cepheden gelen iki askerde son derece benzer bir tablo saptar. Her iki askerde de akut motor güçsüzlük, arefleksi (derin tendon reflekslerinin kaybı) ve buna eşlik eden ama ağır olmayan duyusal yakınmalar vardır. Guillain, Barré ve Strohl’u asıl etkileyen bulgu ise lomber ponksiyonla aldıkları beyin omurilik sıvısında (BOS) ortaya çıkar: protein düzeyi belirgin olarak artmıştır, ancak hücre sayısı normaldir. Yani BOS’ta o güne kadar pek tanımlanmamış bir kombinasyon gözlenir: “yüksek protein + normal hücre sayısı.” Bugün “albüminositolojik dissosiasyon” olarak adlandırdığımız bu özellik, GBS için adeta imzasal bir biyokimyasal işaret hâline gelir.
Bu iki asker vakasının ayrıntılı klinik betimlemesi ve BOS bulgularının vurgulanmasıyla birlikte, sendrom 1916’da literatüre girer. Başlangıçta bu tablo, esas olarak periferik sinir sisteminin demiyelinizan bir bozukluğu olarak görülür ve “akut inflamatuar demiyelinizan polinöropati” (AIDP) terimi giderek yerleşir. Yani uzun bir süre boyunca GBS denince, akla omurilik sinir kökleri ve periferik sinir liflerinin miyelin kılıfında gelişen inflamatuar hasar gelir; aksonların kendisi çoğunlukla ikincil ya da daha az belirgin kabul edilir.
Ancak 1980’lerden itibaren bu çerçeve sarsılmaya başlar. Özellikle Doğu Asya ve Latin Amerika’dan bildirilen olgularda, klinik olarak GBS’ye benzeyen fakat elektrofizyolojik olarak belirgin demiyelinizasyon göstermeyen, buna karşın motor aksiyon potansiyeli amplitüdlerinde ağır azalma saptanan vakalar tanımlanır. Bu olgularda patolojik inceleme, asıl hasarın miyelinden çok aksonlarda olduğunu gösterir. Böylece GBS’nin yalnızca demiyelinizan bir hastalık olmadığı, “akut aksonal tip” bir formun da bulunduğu anlaşılır ve bu form giderek “akut motor aksonal nöropati (AMAN)” adıyla anılmaya başlar. Kısa süre sonra motor ve duyusal aksonları birlikte tutan akut motor ve duyusal aksonal nöropati (AMSAN) formu tanımlanır; GBS’nin tekil bir hastalıktan çok, ortak bir immünolojik tema etrafında toplanan heterojen bir sendromlar ailesi olduğu fikri güçlenir.
Bu tarihsel genişlemenin bir diğer önemli adımı, klinik açıdan “farklı ama akraba” bir tablonun tanımlanmasıdır. Oftalmopleji (göz kaslarında felç), ataksi (denge ve koordinasyon bozukluğu) ve arefleksi triadı ile seyreden, ekstremite güçsüzlüğünün bazen çok hafif ya da hiç olmadığı bir sendrom, Miller Fisher sendromu (MFS) adıyla literatüre girer. Zaman içinde MFS’nin de GBS ile patofizyolojik bir spektrum oluşturduğu, hatta GBS’nin “kraniyal ağırlıklı” bir varyantı olarak kabul edilebileceği anlaşılır. Buna ek olarak faringeal-servikal-brakiyal varyant (PCB) gibi, farinks, boyun ve omuz kuşağını baskın olarak tutan alt tipler de tanımlanır. Böylece tarihsel olarak tek bir tanımla başlayan sendrom, klinik, elektrofizyolojik ve anatomik yayılım kalıplarına göre dallanan zengin bir GBS alt tipleri haritasına dönüşür.
Patogenez cephesinde ise gelişme, nöroloji tarihinin daha yeni dönemine, immünolojik tekniklerin ve moleküler biyolojinin olgunlaştığı yıllara denk gelir. GBS’nin, yalnızca “enfeksiyonu takip eden bir sinir iltihabı” olmadığının; aslında sinir membranlarındaki belirli glikolipidlere karşı gelişen otoantikorların merkezde olduğu bir bağışıklık bozukluğu olduğunun ortaya konması, dönüm noktalarından biridir. Özellikle aksonal tip GBS ve MFS olgularında, sinir liflerinin membranında bulunan GM1, GD1a, GQ1b gibi gangliosidlere yönelen antikorların sık görüldüğü gösterilir. Bu antikorlar iki temel yolla hasar yaratabilir: Bir yandan kompleman sistemini aktive ederek sinir lifinde doğrudan yapısal hasara neden olurlar; diğer yandan, nodus Ranvier düzeyinde sodyum kanalları ve iletim aparatına bağlanarak sinir iletimini fonksiyonel olarak bloke edebilirler. Böylece, 1916’da yalnızca “yüksek BOS proteini ve arefleksi ile giden akut felç” olarak tarif edilen sendrom, yüzyılın sonuna gelindiğinde moleküler taklit, anti-gangliosid antikorları ve kompleman aracılı sinir hasarı üçgeninde açıklanan bir otoimmün nöropati modeline dönüşmüş olur.
Tarih içinde tedavi yaklaşımı da aynı oranda evrilmiştir. İlk on yıllarda tedavi daha çok destekleyici bakım ile sınırlıyken, 20. yüzyılın son çeyreğinde plazma değişimi (plazmaferez) ve intravenöz immünoglobulin (IVIG), hastalığın seyrini gerçek anlamda değiştiren iki temel müdahale olarak sahneye çıkar. Plazmaferez, dolaşımdan otoantikorları ve immün kompleksleri uzaklaştırarak; IVIG ise çoklu mekanizmalar (otoantikorların nötralizasyonu, reseptör blokajı, kompleman modülasyonu vb.) üzerinden bağışıklık yanıtını yeniden ayarlayarak hastalığın şiddetini ve süresini azaltabilir. Buna rağmen, bazı GBS vakaları refrakter seyreder veya ağır otonomik tutulum, yaygın aksonal hasar ve yaşlılık gibi faktörler nedeniyle kötü prognoz gösterir; bu durum günümüzde hâlâ yeni tedavi stratejilerine duyulan ihtiyacı canlı tutmaktadır.
Bugün GBS, klinik özellikleri, elektrofizyolojik bulguları ve immünolojik profilleri farklılaşan alt tipleriyle heterojen bir hastalık olarak kabul edilir. En sık görülen form hâlâ miyelin kılıfı hedef alan akut inflamatuar demiyelinizan polinöropati (AIDP)’dir; bunun yanında AMAN, AMSAN, MFS ve PCB varyantları, sendromun ne kadar geniş bir spektrum oluşturduğunu gösterir. Çoğu olgunun öncesinde Campylobacter jejuni, sitomegalovirüs, Epstein-Barr virüsü, Zika virüsü gibi bir enfeksiyon öyküsünün bulunması, tarihsel olarak Guillain, Barré ve Strohl’un yalnızca gözlemledikleri, ama adını koyamadıkları bağı “enfeksiyon → çapraz reaksiyon → otoimmünite” zinciriyle somutlaştırır.
Tanı artık; klinik kriterler, sinir iletim çalışmaları ve BOS analizini bir araya getiren sistematik algoritmalara dayanmakta; tedavi ise destekleyici bakımın yanı sıra IVIG veya plazma değişimi ile standartlaştırılmış protokoller üzerinden yürütülmektedir. Yine de, tüm bu tarihsel ilerlemeye karşın, GBS’ye bağlı mortalite – başlıca solunum yetmezliği ve hareketsizliğe bağlı komplikasyonlar nedeniyle – hâlâ yaklaşık %5 civarındadır ve azımsanmayacak sayıda hasta kalıcı güçsüzlük, ağrı ya da sakatlıkla yaşamına devam etmektedir.
Böyle bakıldığında GBS’nin tarihi, 1916’da üç Fransız hekimin iki askerde fark ettiği akut felç tablosundan, günümüzde alt tipleri, antikor profilleri ve hedef molekülleri ayrıntılı biçimde çözümlenen, fakat hâlâ yeni tedaviler aranan karmaşık bir otoimmün nöropati evrenine uzanan kesintisiz bir hikâye olarak okunabilir.
İleri Okuma
- Landry O (1859) Note sur la paralysie ascendante aiguë. Gazette Hebdomadaire de Médecine et de Chirurgie 6:472–474.
- Guillain G, Barré JA, Strohl A (1916) Sur un syndrome de radiculonévrite hyperalbuminose du liquide céphalo-rachidien sans réaction cellulaire. Bull et Mem Soc Med Hop Paris 40:1462–1470.
- Haymaker W, Kernohan JW (1949) The Landry-Guillain-Barré syndrome: a clinicopathologic report of fifty fatal cases. Arch Neurol Psychiatry 61:577–618.
- Miller Fisher C (1956) Ophthalmoplegia, ataxia and areflexia: a syndrome. N Engl J Med 255:57–65. doi:10.1056/NEJM195607122550201
- Asbury AK, Arnason BG, Adams RD (1969) Inflammatory polyradiculoneuropathy (Guillain-Barré syndrome). Medicine (Baltimore) 48(3):173–215. doi:10.1097/00005792-196905000-00001
- Griffin JW, Li CY, Macko C, et al. (1996) Guillain-Barré syndrome: pathogenesis of axonal injury. Ann Neurol 39(1):17–28. doi:10.1002/ana.410390107
- Rees JH, Soudain SE, Gregson NA, Hughes RAC (1995) Campylobacter jejuni infection and Guillain-Barré syndrome. N Engl J Med 333:1374–1379. doi:10.1056/NEJM199511233332102
- Hadden RDM, Cornblath DR, Hughes RAC, et al. (1998) Electrodiagnostic classification of Guillain-Barré syndrome. Ann Neurol 44(5):780–788. doi:10.1002/ana.410440512
- Yuki N (1999) Pathogenesis of axonal Guillain-Barré syndrome: antiganglioside antibodies and molecular mimicry. J Infect Dis 179(Suppl 2):S150–S153. doi:10.1086/513850
- Jacobs BC, Rothbarth PH, van der Meché FGA, et al. (1998) The spectrum of antecedent infections in Guillain-Barré syndrome: a case-control study. Neurology 51(4):1110–1115. doi:10.1212/WNL.51.4.1110
- Hughes RAC, Wijdicks EFM, Barohn R, et al. (2003) Practice parameter: immunotherapy for Guillain-Barré syndrome: report of the Quality Standards Subcommittee of the American Academy of Neurology. Neurology 61(6):736–740. doi:10.1212/01.WNL.0000085054.43699.7E
- Kuwabara S (2004) Guillain-Barré syndrome: epidemiology, pathophysiology and management. Drugs 64(6):597-610.
- Hughes RAC, Cornblath DR (2005) Guillain-Barré syndrome. Lancet 366(9497):1653-1666.
- van Doorn PA, Ruts L, Jacobs BC (2008) Clinical features, pathogenesis, and treatment of Guillain-Barré syndrome. Lancet Neurol 7(10):939–950. doi:10.1016/S1474-4422(08)70215-1
- Dimachkie MM, Barohn RJ (2013) Guillain-Barré syndrome and variants. Neurol Clin 31(2):491-510.
- Willison HJ, Jacobs BC, van Doorn PA (2016) Guillain-Barré syndrome. Lancet 388(10045):717–727. doi:10.1016/S0140-6736(16)00339-1
- Doets AY, Verboon C, van den Berg B, et al. (2018) Regional variation of Guillain-Barré syndrome. Brain 141(10):2866–2877. doi:10.1093/brain/awy227
- Shahrizaila N, Lehmann HC, Kuwabara S (2021) Guillain-Barré syndrome. Lancet 397(10280):1214–1228. doi:10.1016/S0140-6736(21)00517-1
- Willison HJ, Yuki N (2022) Peripheral neuropathies and antiganglioside antibodies. Neurotherapeutics 19:562–577. doi:10.1007/s13311-022-01231-3
- van den Berg B, Walgaard C, Drenthen J, et al. (2024) Advances in diagnosis and treatment of Guillain-Barré syndrome. Nat Rev Neurol 20(1):25–42. doi:10.1038/s41582-023-00826-5
- Kusunoki S (2016) History of Guillain-Barré syndrome. Clin Exp Neuroimmunol 7(4):318-329.
- Shahrizaila N, Lehmann HC, Kuwabara S (2021) Guillain-Barré syndrome. Lancet 397(10280):1214-1228.
- Laman JD, Füger P (2022) Molecular mimicry in Guillain-Barré syndrome: expanding the concept. Trends Immunol 43(9):734-747.
- Finsterer J, Scorza FA (2022) Infectious triggers and immune dynamics in Guillain-Barré syndrome. Int J Mol Sci 23(22):14222.
- Nguyen TP, Taylor RS (2023) Guillain-Barré Syndrome. StatPearls. StatPearls Publishing, Treasure Island (FL).
- van Doorn PA et al. (2023) European Academy of Neurology/Peripheral Nerve Society guideline on diagnosis and treatment of Guillain-Barré syndrome. J Peripher Nerv Syst 28(3):175-228.
- Wiegers EJA, van den Berg B (2025) New insights in the immune treatment of Guillain–Barré syndrome. Curr Opin Neurol 38(5):xxx-xxx.


Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.