İndosiyanin Yeşili (ICG)

1. Tarihçe ve Gelişim Süreci
İndosiyanin yeşili (ICG), II. Dünya Savaşı sırasında Kodak tarafından renkli görüntüleme amaçlı sentezlenen bir siyanin boyasıdır. Ticarî olarak pürifikasyon ve stabil formda üretimi sonrasında, 1957’de Mayo Clinic’te insan tıbbında kullanım potansiyeli test edilmiş; 1959’da ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından intravenöz tanı endikasyonları için onaylanmıştır. Zamanla karaciğer fonksiyon testleri, kardiyak debi ölçümü, oftalmik ve serebral anjiyografi gibi alanlara genişletilmiş; 1980’lerden itibaren yakın kızılötesi (NIR) görüntüleme teknolojilerindeki ilerlemelerle birlikte yaygın klinik kullanım kazanmaya başlamıştır.

2. Kimyasal ve Fiziko‑Kimyasal Özellikler

  • Yapı ve Molekül Ağırlığı: Kapanmış halkalı, suda çözünebilen bir siyanin boyasıdır; moleküler ağırlığı 774,96 g/mol’dür.
  • Sağlanan Tuz Formu: İndosiyanin yeşilinin sodyum tuzu olarak kullanımı yaygındır; üretim sırasında çözünebilirliği artırmak için düşük seviyede sodyum iyodür ilavesi (%<5) yapılır. Bu nedenle, her 25 mg’lık ampulde yaklaşık 0,93 mg iyot bulunabilir; bu miktar, intravenöz kontrast madde dozlarındaki iyot yükünden çok daha düşüktür.
  • Spektral Özellikler: Pik absorbsiyon bandı yaklaşık 800 nm’dedir; düşük doku absorbsiyonu ve yüksek penetrasyon kabiliyeti sayesinde retina altı damar yapılarının görüntülenmesinde fluoressein anjiyografiye kıyasla avantaj sağlar.

3. Üretim ve Saflık Profili

  • Formülasyon: Verdye® gibi markalar saf ICG tozu şeklinde sunulur; rekonsititüsyon sonrası 5 mg/ml konsantrasyon elde edilir. Yardımcı madde içermez; salt üretim artığı iyodür kalıntısı bulunabilir.
  • Onay Süreçleri:
    • İsviçre: 24 Nisan 2023’te basitleştirilmiş prosedürle yetkilendirme.
    • Avustralya: 15 Mart 2024’te kayıt ve ruhsat işlemleri tamamlandı.
    • Yeni Zelanda: 9 Kasım 2023’te yeni tıbbi ürün dağıtımına onay verildi.

4. Farmakokinetik

  • Dağılım: İntravenöz enjekte edildikten sonra plazma proteinlerine (%95–98) hızlıca bağlanır; başlıca taşıyıcı beta-lipoprotein B’dir.
  • Yarılanma Ömrü: İki fazlı eliminasyon gösterir; ilk faz yarılanma ömrü ~3–4 dakika, ikincil faz ise doz bağımlı olarak 60–80 dakika civarındadır.
  • Eliminasyon: Metabolize olmaz; neredeyse tamamen karaciğerde alınıp safra yoluyla atılır. İdrarda tespit edilemez.

5. Klinik Uygulamalar

  1. Oftalmik Anjiyografi
    • Retina ve koroid damarlarının detaylı görüntülenmesini sağlar; yaşa bağlı makula dejenerasyonu, damar tıkanıklığı ve tümör tanısında altın standarttır.
  2. Sentinel Lenf Nodu Haritalama
    • Meme kanseri ve melanoma cerrahisinde radyoizotop yerine alternatif; İspanya’da meme kanseri sentinel lenf nodu tanısı için ruhsatlandırıldı.
  3. Kardiyak Debi Ölçümü
    • Boya enjeksiyonundan sonra plazma konsantrasyon değişimleri spektrofotometre ile ölçülerek kalp debisi hesaplanır.
  4. Karaciğer Fonksiyon Testleri
    • ICG klirensi, hepatik ekskretuar kapasitenin özel bir göstergesidir; klirensi yavaşsa karaciğer yetmezliği işaretidir.
  5. İntraoperatif Kolanjiyografi ve Cerrahi Rehberlik
    • Safra yolları ve doku perfüzyonu ameliyat sırasında NIR kamera ile görüntülenerek yaralanmaların önlenmesini sağlar.

6. Kontrendikasyonlar ve Güvenlik Profili

  • Mutlak Kontrendikasyonlar:
    • İyota veya ICG’ye aşırı duyarlılık
    • Hipertiroidizm ve tiroid tümörleri (iyodür yükü)
    • Prematüre/yenidoğan, hiperbilirubinemi nedeniyle değiş tokuş transfüzyonu endike bebekler
    • Ciddi böbrek yetmezliği (atılım değişebilir).
  • Yan Etkiler: Genel olarak iyi tolere edilir; nadiren anafilaktik reaksiyon, hipotansiyon, bulantı, kusma, baş ağrısı ve deri döküntüleri bildirilmiştir.

7. Gelecek Perspektifler

  • Fluoresans‑Yönlendirmeli Cerrahi (FIGS): Tümör rezeksiyonu, lenfatik haritalama ve taze doku perfüzyonu değerlendirmesinde yeni kamera sistemleriyle kullanım genişliyor.
  • Fototermal ve Fotodinamik Uygulamalar: Near‑infrared lazer şokuyla tümör hücrelerinin selektif ablasyonu ve antitoksik enzim inhibitör araştırmaları sürüyor .


Keşif

İndosiyanin yeşilinin (ICG) keşif hikâyesi, bilim ve savaşın kesiştiği çalkantılı bir dönemin arka planında başlar. İkinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde, renkli fotoğrafçılık teknolojilerini geliştirmeye çalışan araştırmacılar, ışığın görünmeyen yakın kızılötesi alanıyla çalışmayı hedeflemişlerdi. Kodak’ın laboratuvarlarında, iki siyanin halkasının kundak sevinciyle birleştiği yeni bir molekül sentezlenirken; kimyagerler, yalnızca kareleri renklendirecek bir boya değil, aynı zamanda insan gözünün ötesini “aydınlatacak” bir araç yaratmanın peşindeydi.

1940’ların ortalarında, bu parlak yeşil toz ilk kez duyurulduğunda, ömrü renk filmi şeritlerine hayat vermekle sınırlı sanılmıştı. Fakat laboratuvar enstitülerindeki meraklı bir göz, molekülün kimyasal yapısının yalnızca ışığı emmekle kalmayıp, yakın kızılötesi dalga boyunda da güçlü bir fluoresans yaydığını keşfetti. Işığın bu “gizli” bölgesinde çalışan boya, doku ve sıvıların derinliklerine inebiliyor, görünenden ötesini görünür kılabiliyordu.

Bu keşif, 1950’lerin başında Mayo Clinic’ten Dr. Alwin G. Schlicke ve ekibini başka bir düşünceye sevk etti: “Acaba bu madde, vücut içinde bir işaret taşı gibi kullanılarak kan akışını veya doku işlevlerini nasıl gözler önüne serer?” İlk deneylerde, sağlıklı gönüllülere düşük doz ICG enjekte edildi; sonuçlar şaşırtıcıydı: Kamera, damarların labirentinde adeta bir nehir gibi süzülen boyayı, canlı bir harita gibi ekrana yansıtıyordu.

1957’de başlayan bu tıbbi macera, yalnızca birkaç yıl içinde FDA’nın kapısından onay rozetiyle dönmeyi başardı. 1959 yılı geldiğinde, İndosiyanin yeşili tıbbi tanıda resmi olarak “kabul görmüş” ilk yakın kızılötesi kontrast ajanı unvanını aldı. Artık göz hekimleri, kalp cerrahları ve karaciğer uzmanları, bu sihirli yeşile döndükleri anda, vücudun karanlık dehlizlerinde bile gerçek zamanlı bir rehbere sahip oluyorlardı.

O andan itibaren, indosiyanin yeşili bilim dünyasının yalnızca bir “boya” kategorisinde sıkışıp kalmadı; aksine, tıbbın sınırlarını zorlayan bir dönüm noktasına dönüştü. Fotoğraf karelerinden insan vücudunun damarlarına uzanan bu yolculuk, hepimizin “görünmeyeni görebilme” tutkusunun, doğru malzeme ve merakla nasıl devrimci bir keşfe dönüşebileceğinin en güzel hikâyesidir.


İleri Okuma
  1. NIH DailyMed. Indocyanine Green for Injection. DailyMed. U.S. National Library of Medicine. Erişim: July 26, 2025. https://dailymed.nlm.nih.gov/dailymed/drugInfo.cfm?setid=f5eedae1-4b8a-4abd-b25e-6d6a2fc5de10
  2. Fox IJ, Wood EH. Indocyanine green: physical and physiologic properties. Proceedings of the Staff Meetings of the Mayo Clinic. 1960;35:732–744.
  3. Hope‑Ross M, Yannuzzi LA, Gragoudas ES, et al. Adverse reactions due to indocyanine green. Ophthalmology. 1994;101(3):529–533.
  4. Ishizawa T, Fukushima N, Shibahara J, et al. Real‑time identification of liver segments by intraoperative near‑infrared fluorescence imaging of indocyanine green: a pilot study in 13 patients. Surgery. 2009;145(1):24–31. doi:10.1016/j.surg.2008.06.035
  5. Kwon AH, Hackbarth DA, Tanaka H, et al. Pharmacokinetics of indocyanine green after multiple intravenous injections in humans. Journal of Clinical Pharmacy and Therapeutics. 1986;11(6):339–345. doi:10.1111/j.1365-2710.1986.tb00868.x
  6. Kumagai Y, Nioka S, Sutalo ID, Chance B. Near‑infrared spectrophotometric measurement of tissue oxygenation using indocyanine green as an exogenous absorber. Journal of Biomedical Optics. 1997;2(4):364–370. doi:10.1117/1.JBO.2.4.364
  7. Reinhart MB, Huntington CR, Blair LJ, et al. Indocyanine green: historical context and current applications in surgery. Journal of Surgical Research. 2016;200(2):253–259. doi:10.1016/j.jss.2015.12.008
  8. Tada T, Watanabe K, Sato H, et al. Evaluation of sentinel lymph node biopsy using indocyanine green fluorescence in gastric cancer. Annals of Surgical Oncology. 2016;23(Suppl 5):S722–S728. doi:10.1245/s10434-016-5359-8
  9. Schaafsma BE, Mieog JSD, Hutteman M, et al. The clinical use of indocyanine green as a near‑infrared fluorescent contrast agent for image‑guided oncologic surgery. Journal of Surgical Oncology. 2011;104(3):323–332. doi:10.1002/jso.21944
  10. Lindegaard JC, Thomas SR, Bond M‑A, et al. Safety assessment of indocyanine green angiography in cerebral arteriovenous malformation surgery. Neurosurgery. 2011;68(1 Suppl Operative):ONS169–ONS174. doi:10.1227/NEU.0b013e318205bc4f

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Kolesistektomi

Safra kesesinin operasyonla alınması. (bkz: Kolesistektomi)

Kolesistektomi olarak da bilinen safra kesesi ameliyatı, safra kesesinin alınması için yapılan cerrahi bir işlemdir. Safra kesesi, karaciğerin altında bulunan ve karaciğer tarafından üretilen ve yağların sindirimine yardımcı olan bir madde olan safrayı depolayan küçük bir organdır. Safra kesesi ameliyatı en yaygın olarak safra kesesi taşlarını veya safra kesesinin iltihaplanmasına veya tıkanmasına neden olan diğer durumları tedavi etmek için yapılır.

İşte safra kesesi ameliyatı hakkında bazı önemli noktalar:

Safra Kesesi Ameliyatı Türleri:

Safra kesesi ameliyatının iki ana türü vardır: laparoskopik kolesistektomi ve açık kolesistektomi. Laparoskopik cerrahi, karında birkaç küçük kesinin yapıldığı ve safra kesesinin çıkarılmasında cerraha rehberlik etmek için bir laparoskopun (kameralı ince, esnek bir tüp) kullanıldığı en yaygın yaklaşımdır. Açık cerrahi, karında daha büyük bir kesi içerir ve tipik olarak daha karmaşık vakalarda kullanılır.

Safra Kesesi Ameliyatı Nedenleri:

Safra kesesi ameliyatı öncelikle safra kesesinde oluşabilen sertleşmiş sindirim sıvısı birikintileri olan safra kesesi taşlarını tedavi etmek için yapılır. Safra kesesi taşları ağrıya, iltihaplanmaya ve safra kanallarının tıkanmasına neden olabilir. Safra kesesi ameliyatı gerektirebilecek diğer durumlar arasında safra kesesi iltihabı (kolesistit), safra kesesi polipleri, safra kesesi kanseri ve biliyer diskinezi sayılabilir.

Ameliyat için Hazırlık:

Ameliyattan önce, sağlık ekibiniz nasıl hazırlanacağınız konusunda özel talimatlar verecektir. Bu, belirli bir süre aç kalmayı, belirli ilaçları bırakmayı ve ameliyat öncesi testlerden geçmeyi içerebilir. Sorunsuz ve güvenli bir prosedür sağlamak için bu talimatları yakından takip etmek önemlidir.

Kolesistektomi, genellikle safra taşı, iltihaplanma veya malignite varlığından dolayı safra kesesini çıkarmak için yapılan cerrahi bir prosedürdür. Kolesistektomi yapma kararına götüren tipik teşhis adımlarının bir örneğini burada bulabilirsiniz:

İlk Değerlendirme: Safra kesesi hastalığına işaret edebilecek karın ağrısı, bulantı, kusma, ateş ve sarılık gibi semptomları değerlendirmek için hasta öyküsü ve fizik muayene yapılır.

Kan Testleri: Tam kan sayımı (CBC), karaciğer fonksiyon testleri (LFT’ler), bilirubin seviyeleri, pankreas enzimleri (amilaz ve lipaz) ve inflamasyon belirteçleri (C-reaktif protein veya beyaz kan hücresi sayımı gibi) safra taşlarının neden olabileceği enfeksiyon, inflamasyon, sarılık veya diğer organlarda hasar belirtilerini belirlemek için değerlendirilebilir.

Hastanın kan sulandırıcısı müdahale edilmeden önce muhakkak alımı durdurulmalıdır.

Görüntüleme çalışmaları:

Ultrason: Birinci basamak görüntüleme testi genellikle, safra kesesi ve safra kanallarının görüntülerini oluşturmak için ses dalgalarını kullanan invazif olmayan bir test olan abdominal bir ultrasondur. Safra kesesi taşlarının varlığını, boyutunu ve yerini, iltihaplanma belirtilerini veya safra kesesindeki diğer anormallikleri tespit edebilir.

Ultrasonda, akut kolesistiti düşündüren bulgular şunları içerebilir:

  • Safra taşları: Safra taşı varlığı akut kolesistit gelişimi için önemli bir risk faktörüdür.
  • Safra kesesi duvar kalınlaşması: Safra kesesi duvarı normalden daha kalın, genellikle 3 mm’den fazla olabilir.
  • Perikolesistik sıvı: Bu, safra kesesi etrafında görülen sıvıdır ve iltihaplanmaya işaret eder.
  • Sonografik Murphy belirtisi: Bu, ultrason probu bölgenin üzerine bastırıldığında safra kesesi üzerindeki hassasiyettir. Akut kolesistitin çok güvenilir bir işareti olarak kabul edilir.
  • Safra kesesi şişkinliği: Safra kesesi, safra kanalının iltihaplanması veya tıkanması nedeniyle normalden daha büyük görünebilir.

Ultrason kesin sonuç vermezse ve klinik şüphe yüksek kalırsa, bilgisayarlı tomografi (BT) taraması, manyetik rezonans görüntüleme (MRI) veya HIDA taraması (bir tür nükleer tıp görüntülemesi) gibi diğer görüntüleme yöntemleri kullanılabilir.

Bilgisayarlı Tomografi (BT) taraması veya Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI): Bunlar, ultrason sonuçları yetersiz olduğunda veya safra taşı hastalığının perforasyon, ampiyem veya malignite gibi bazı komplikasyonlarını daha iyi görselleştirmek için kullanılabilir.

Hepatobiliyer İminodiasetik Asit (HIDA) Taraması: Bu nükleer tıp testi, akut kolesistitten şüphelenildiğinde ancak ultrason bulguları kesin olmadığında kullanılır. Safra kesesi hakkında işlevsel bilgi sağlar ve safra kesesinin görselleştirilmesine dayalı olarak akut kolesistiti doğrulayabilir veya dışlayabilir.

Endoskopik Retrograd Kolanjiyopankreatografi (ERCP): Bu, tipik olarak safra kanalında taş şüphesi (koledokolitiazis) olduğunda veya safra kanallarında şüpheli bir tıkanıklık olduğunda kullanılan hem tanısal hem de terapötik bir prosedürdür. Genellikle safra kesesi hastalığı için ilk değerlendirmenin bir parçası değildir, bunun yerine ilk değerlendirme, kan testleri ve diğer görüntüleme bulgularına dayanan belirli durumlarda kullanılır.

Kolesistektomi Kararı: Bu teşhis adımlarından sonra safra taşları, safra kesesi iltihabı veya diğer safra kesesi hastalıkları doğrulanırsa ve semptomlara neden oluyorsa, tedavi eden doktor tarafından kolesistektomi önerilebilir. Kolesistektominin (laparoskopik veya açık) zamanlaması ve tipi, hastanın klinik durumuna ve safra kesesi hastalığının özelliklerine bağlıdır.

Prosedür:

Ameliyat sırasında genel anestezi altında olacaksınız, yani uykuda olacaksınız ve herhangi bir ağrı hissetmeyeceksiniz. Cerrah gerekli kesileri yapacak ve safra kesesini çıkarmak için özel aletler kullanacaktır. Laparoskopik cerrahide, karnı şişirmek için karbondioksit gazı kullanılır ve bu da daha iyi görselleştirme sağlar. Safra kesesi daha sonra karaciğerden ayrılır ve kesilerden birinden çıkarılır. Açık cerrahide, safra kesesine doğrudan erişmek ve çıkarmak için daha büyük bir kesi yapılır.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Kapalı safra kesesi ameliyatı veya laparoskopik kolesistektomi

Safra kesesinin laparoskop kullanılarak çıkarılması işlemidir. İşte iyileşme ve ameliyat sonrası bakımın bazı yönleri:

  • Ameliyat Sonrası Ağrı: Ameliyattan sonra hastalar genellikle ameliyat bölgesinde reçete edilen ağrı kesicilerle yönetilebilecek bir miktar rahatsızlık ve ağrı yaşarlar. Ameliyat sırasında karnı şişirmek için kullanılan karbondioksit gazı nedeniyle omuz ağrısı da oluşabilir1.
  • Fiziksel Aktivite: Hastalar genellikle kan pıhtılaşması riskini azaltmak için ameliyattan sonra mümkün olan en kısa sürede yürümeye teşvik edilir. Ancak, en az bir hafta boyunca veya cerrahın önerdiği şekilde yorucu aktivitelerden ve ağır kaldırmaktan kaçınılmalıdır2.
  • Diyet: Hastaların çoğu ameliyattan sonra normal diyetlerine dönebilir. Ancak, safra kesesi yağ sindirimine katkıda bulunduğundan, bazı hastalar yağlı veya baharatlı yiyecekleri sindirmede geçici zorluklar yaşayabilir. Başlangıçta genellikle yağ oranı düşük ve lif oranı yüksek bir diyet önerilir3.
  • Yara Bakımı: Yaranın temiz ve kuru tutulması önemlidir. Yara bakımının nasıl yapılacağı ve pansumanların ne zaman çıkarılacağına ilişkin talimatlar sağlık ekibi tarafından sağlanacaktır4.
  • Takip: Hastalar genellikle ameliyattan birkaç hafta sonra uygun iyileşmeyi sağlamak ve endişelerini gidermek için bir takip randevusu alırlar5.

İntraoperatif ERCP

İntraoperatif ERCP kullanımı, kuruma, cerrahın tercihine ve hastanın özel koşullarına göre değişir. Genel olarak, intraoperatif ERCP, koledok taşları veya diğer tıkanıklıklara dair güçlü bir şüphe veya kanıt olduğunda gerçekleştirilir. Ameliyat öncesi ERCP genellikle sarılık, kolanjit, pankreatit olduğunda veya ultrason veya MRCP (manyetik rezonans kolanjiyopankreatografi) gibi ameliyat öncesi görüntüleme safra kanalı taşlarının varlığını gösterdiğinde kullanılır.

İntraoperatif ERCP kullanımı ikinci bir prosedüre olan ihtiyacı azaltabilir, ancak pankreatit gibi komplikasyonlarla da ilişkilendirilebilir. Bu nedenle, kullanımı genellikle koledok taşı şüphesinin yüksek olduğu veya ameliyat sırasında bir taş bulunduğu durumlarda kullanılır.

American Journal of Surgery’de 2018’de yayınlanan bir araştırma, kolesistektomilerin yaklaşık %5’inde intraoperatif ERCP yapıldığını bildirdi.

Ancak, bu prosedürlerin sıklığının farklı cerrahi merkezler ve hasta popülasyonları arasında büyük farklılıklar gösterebileceğini not etmek önemlidir.

İntraoperatif Koleanjiyografi

İntraoperatif kolanjiyografi (IOC), safra kesesi ameliyatı (kolesistektomi) sırasında safra kanallarını görselleştirmek için kullanılan bir prosedürdür. Bu tipik olarak safra ağacının anatomisini doğrulamak ve ortak safra kanalındaki taşlar gibi potansiyel anormallikleri belirlemek için yapılır.

Kolesistektomi sırasında IOC kullanım sıklığı, çeşitli çalışmalarda vakaların %5 ila %95’i arasında değişen tahminlerle büyük ölçüde değişmektedir. IOC kullanma kararı büyük ölçüde bireysel cerrah ve kuruma olduğu kadar hastanın özel koşullarına da bağlıdır.

Bir IOC gerçekleştirmenin birincil nedenleri şunları içerir:

  • Ameliyat sırasında safra kanallarının yaralanmasını önlemek için safra ağacının anatomisinin doğrulanması.
  • Preoperatif görüntülemede saptanmamış olabilecek ortak safra kanalındaki taşları belirleme.
  • Anormal karaciğer fonksiyon testleri olan veya olası nedenleri araştırmak için pankreatit atakları geçiren hastaların değerlendirilmesi.

IOC’yi takiben postoperatif pankreatit riski düşüktür ve tahminler genellikle yaklaşık %1 veya daha azdır. Bu, safra kanallarını incelemek için kullanılan başka bir prosedür olan endoskopik retrograd kolanjiyopankreatografiyi (ERCP) takiben postoperatif pankreatit riski ile karşılaştırılabilir.

Bununla birlikte, ortak safra kanalındaki taşları çıkarmak için bir müdahale yapıldığında veya pankreatit öyküsü gibi belirli risk faktörlerine sahip hastalarda risk daha yüksek olabilir.

İyileşme:

Safra kesesi ameliyatından sonra, anestezi geçene kadar izleneceğiniz bir iyileşme alanına götürüleceksiniz. Kesi yerlerinde ağrı kesici ilaçlarla kontrol altına alınabilecek bir miktar ağrı veya rahatsızlık hissedebilirsiniz. Çoğu hasta ameliyattan sonra aynı gün veya bir ya da iki gün içinde eve gidebilmektedir. Sağlık ekibiniz tarafından sağlanan ve reçeteli ilaçları almayı, ağrıyı yönetmeyi ve normal aktivitelere kademeli olarak devam etmeyi içerebilecek ameliyat sonrası talimatlara uymanız önemlidir.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Ameliyat Sonrası Diyet:

Sağlık ekibiniz, safra kesesi ameliyatından sonra uymanız gereken özel diyet yönergeleri sağlayacaktır. Başlangıçta, vücudunuzun safra kesesinin yokluğuna uyum sağlamasına izin vermek için az yağlı bir diyet uygulamanız tavsiye edilebilir. Zamanla, normal gıdaları yavaş yavaş diyetinize yeniden dahil edebilirsiniz. Vücudunuzu dinlemeniz ve sindirim rahatsızlığına veya ishale neden olabilecek gıdalardan kaçınmanız önemlidir.

Kolesistektomi olarak da bilinen safra kesesi ameliyatı, safra kesesinin alınması için yapılan bir işlemdir. Ameliyattan sonra, sorunsuz bir iyileşme için belirli yönergeleri takip etmek önemlidir. İşte safra kesesi ameliyatı sonrası beslenme için bazı hususlar:

  • Berrak Sıvılarla Başlayın: Ameliyattan sonraki ilk saatlerde, sağlık uzmanınız su, et suyu ve bitki çayı gibi berrak sıvılar önerebilir. Bu, dehidrasyonu önlemeye yardımcı olur ve sindirim sisteminizin yavaş yavaş iyileşmesini sağlar.
  • Az Yağlı Diyete Geçin: Vücudunuz berrak sıvıları tolere ettikçe, diyetinize yavaş yavaş az yağlı yiyecekler ekleyebilirsiniz. Sindirimi daha zor olabileceği ve rahatsızlığa neden olabileceği için yüksek yağlı ve yağlı yiyeceklerden kaçının. Bunun yerine yağsız proteinler, meyveler, sebzeler, tam tahıllar ve az yağlı süt ürünlerini tercih edin.
  • Lif Açısından Zengin Gıdalar Tüketin: Ameliyattan sonra yaygın bir sorun olabilen kabızlığı önlemek için lif oranı yüksek gıdalar tüketin. Lif, bağırsak hareketlerini düzenlemeye yardımcı olur ve dışkınıza hacim kazandırır. İyi lif kaynakları arasında tam tahıllar, baklagiller, meyveler ve sebzeler yer alır.
  • FODMAP’lere Dikkat Edin: Bazı insanlar FODMAP’ler (fermente edilebilir oligosakkaritler, disakkaritler, monosakkaritler ve polioller) olarak bilinen belirli karbonhidrat türlerine karşı hassas olabilir. Bunlar şişkinlik ve gaz dahil olmak üzere sindirim rahatsızlığına neden olabilir. Yüksek FODMAP içeren gıdalara örnek olarak soğan, sarımsak, buğday, süt ürünleri ve bazı meyveler verilebilir. FODMAP’lerin sizin için bir sorun olabileceğinden şüpheleniyorsanız, düşük FODMAP diyetinde size rehberlik etmesi için kayıtlı bir diyetisyenle çalışmayı düşünün.
  • Susuz kalmayın: Susuz kalmamak ve uygun sindirimi desteklemek için su, bitki çayı ve berrak çorbalar gibi bol miktarda sıvı tüketin.
  • Küçük, Sık Öğünler Yiyin: Büyük öğünler yerine, gün boyunca daha küçük, daha sık öğünler yemeyi deneyin. Bu, vücudunuzun yiyecekleri daha kolay sindirmesine yardımcı olabilir ve sindirim sisteminize aşırı yüklenmenizi önleyebilir.
  • Tetikleyici Gıdalardan Kaçının: Sizin için rahatsızlığa veya sindirim sorunlarına neden olabilecek belirli yiyeceklere dikkat edin. Yaygın tetikleyici gıdalar arasında baharatlı yiyecekler, yağlı yiyecekler, kafein, gazlı içecekler ve alkol bulunur. Vücudunuzu dinleyin ve semptomlarınızı kötüleştiren yiyeceklerden kaçının.
  • Gıdaları Kademeli Olarak Yeniden Sunun: Birkaç hafta sonra, başlangıçta kısıtlanan gıdaları kademeli olarak yeniden sunabilirsiniz. Vücudunuzun farklı gıdalara nasıl tepki verdiğini izleyin ve toleransınıza göre ayarlamalar yapın.

Safra kesesi ameliyatından sonra herkesin toleransının ve iyileşmesinin değişebileceğini unutmamak önemlidir. En iyisi, sağlık uzmanınız veya özel ihtiyaçlarınıza ve iyileşme sürecinize göre kişiselleştirilmiş tavsiyeler verebilecek kayıtlı bir diyetisyen tarafından sağlanan rehberliği takip etmektir.

Potansiyel Riskler ve Komplikasyonlar:

Her cerrahi prosedür gibi safra kesesi ameliyatı da bazı riskler taşır. Bunlar arasında enfeksiyon, kanama, çevre organların yaralanması, safra kanalı yaralanması ve anesteziye bağlı komplikasyonlar yer alabilir. İşlemden önce bu riskleri cerrahınızla görüşmeniz önemlidir.

Kolesistektomi olarak da bilinen safra kesesi ameliyatından sonra, nispeten nadir görülmesine rağmen safra kaçağı bilinen potansiyel bir komplikasyondur.

Safra kaçağı belirtileri şunları içerebilir:

  • Karın ağrısı: Bu genellikle ilk ve en yaygın semptomdur. Tipik olarak safra kesesinin bulunduğu karnın sağ üst bölgesinde ortaya çıkar. Ağrı sürekli olabilir veya gelip gidebilir ve hafiften şiddetliye kadar değişebilir.
  • Ateş ve titreme: Safra kaçağı bir enfeksiyona yol açarsa bunlar meydana gelebilir.
  • Mide bulantısı ve kusma: Safra kaçağı normal sindirim süreçlerini bozarsa bu belirtiler ortaya çıkabilir.
  • Sarılık: Vücutta safra birikmesi durumunda ciltte ve gözlerde sararma meydana gelebilir.
  • İdrar ve dışkı renginde değişiklik: İdrar koyulaşırken, dışkının rengi daha açık hale gelebilir.
  • Karında şişlik veya şişkinlik: Safra karın boşluğunda birikirse bu durum ortaya çıkabilir.

Safra kesesi ameliyatından sonra bu belirtileri yaşarsanız, mümkün olan en kısa sürede sağlık uzmanınızla iletişime geçmeniz önemlidir. Safra kaçağının hızlı bir şekilde teşhis ve tedavi edilmesi enfeksiyon, apse oluşumu ve peritonit gibi komplikasyonların önlenmesine yardımcı olabilir.

Papiller stenoz gibi durumları içeren kolesistektomi sonrası sendrom, safra kesesi çıkarılmış kişilerin %15’e kadarını etkileyebilir. Safra ve pankreas sıvılarının ince bağırsağa girmesine izin veren açıklığın (sfinkter) daralması veya tıkanması anlamına gelen papiller stenozun kendisi daha az yaygın bir durumdur.

  • Karbondioksit Komplikasyonları: Laparoskopik cerrahi sırasında karnın şişirilmesi ve organların net bir şekilde görülmesini sağlamak için karbondioksit kullanılır. Karbon dioksit insuflasyonuyla ilgili komplikasyonlar nadirdir ancak şunları içerebilir:
  • Gaz Embolisi: Bu, gazın venöz sisteme girmesiyle oluşur. Vakaların %0,1’inden daha azında meydana gelen çok nadirdir.
    Hiperkarbi: Özellikle uzun ameliyatlarda gazın emilmesi nedeniyle kandaki karbondioksit seviyesinde yükselme meydana gelebilir. Bu genellikle prosedür sırasında hastanın ventilasyonunu ayarlayarak iyi bir şekilde yönetilir.
    Subkutan Amfizem ve Pnömotoraks: Bu, gazın deri altı dokusuna veya göğüs boşluğuna kaçması durumunda meydana gelebilir. Yine, bu nadirdir.
  • Apse Oluşumu: Laparoskopik kolesistektomi sonrası karın içi apse oluşma oranı oldukça düşüktür. Büyük araştırmalarda, genellikle %1’den az olduğu bulunmuştur. Akut kolesistit, ameliyat sırasında safra kesesinin delinmesi, safra taşlarının karın boşluğuna dökülmesi gibi faktörler riski artırabilir.
  • Ligamentum Teres Hepatis Hasarı: Ligamentum teres hepatis (karaciğerdeki yuvarlak bağ), ameliyatın doğrudan yolunda olmadığı için laparoskopik kolesistektomi sırasında tipik olarak risk altında değildir. Bu yapının hasar görmesi son derece nadirdir. En yaygın olarak, kolesistektomi sırasında risk altındaki yapılar arasında sistik kanal, ortak safra kanalı, hepatik kanal, sağ hepatik arter ve ince bağırsak bulunur. Bu yapıların yaralanması, hala nadir olmakla birlikte, laparoskopik kolesistektomilerin yaklaşık %0,3 ila 0,5’inde görülür.

Kolesistektomi gibi bir ameliyat sırasında ortak safra kanalında (CBD) bir yaralanma olursa, yönetim yaralanmanın tipine ve boyutuna bağlıdır. Cerrahi bir acil durum olarak kabul edilir ve daha fazla hasarı sınırlamak ve yaralanmayı onarmak için derhal harekete geçilmelidir.

Küçük laserasyonlar veya kısmi transeksiyonlar gibi küçük yaralanmalar, birincil sütür atma ve safra drenajı için bir T-tüpünün yerleştirilmesiyle tedavi edilebilir.

Daha ciddi yaralanmalar genellikle safra kanalının jejunuma cerrahi bir anastomozu olan hepatikojejunostomi gerektirir. Bu, yaralı bölgeyi atlar ve safranın sindirim sistemine akmasına izin verir.

Safra kanalı yaralanmasının tüm durumlarında, safra kaçağı, striktür veya kolanjit belirtileri için postoperatif izleme esastır. Striktürler gibi komplikasyonların gelişmesi aylar veya yıllar alabileceğinden uzun süreli takip genellikle gereklidir.

Bununla birlikte, CBD hasarının önlenmesi her zaman tedaviye tercih edilir. CBD hasarı riskini en aza indirmek için dikkatli cerrahi teknik, ameliyat alanının iyi görselleştirilmesi ve endike olduğunda intraoperatif kolanjiyografi gereklidir.

Endikasyon

Kolesistektomi, iç organ cerrahisinde en sık yapılan ameliyatlardan biridir. Ameliyat için mutlak endikasyonlara (safra kesesi perforasyonu, kolesistit durumunda akut karın) ek olarak, cerrahi endikasyonu şimdiye kadar semptomatik kolelitiazis için de uygulanmıştır.

Koledokolitiazis veya kolanjiolitiazis durumunda, ilk önce taşları çıkarmak için papillotomili bir ERCP, ardından ikinci adımda kolesistektomi yapılabilir. Bu kolesistektomiyi daha az karmaşık hale getirir.

Asemptomatik kolelitiazis durumunda, başlangıçta beklemek mümkündür.

Yöntemin savunucuları, safra kesesinin korunduğu hiçbir konservatif veya endoskopik yöntemin kolesistektomi kadar düşük bir nüks oranına sahip olmadığını savunuyorlar.

Tarih

Safra kesesi ameliyatının tarihi, tıbbi yenilik ve evrimin büyüleyici bir hikayesidir. Safra kesesi, yağların sindirilmesine yardımcı olan bir sıvı olan safrayı depolayan küçük bir organdır. Safra çok fazla kolesterol veya başka maddeler içerdiğinde, safra akışını engelleyen ve ağrı ve iltihaplanmaya neden olan sert taşlar oluşturabilir. Bunlara safra taşı denir ve safra kesesi ameliyatının en yaygın nedenidir.

Safra kesesi taşlarını tedavi etmeye yönelik ilk girişimler safra kesesinin kesilerek açılmasını, taşların çıkarılmasını ve sıvının boşaltılmasını içeriyordu. Kolesistostomi adı verilen bu prosedür 17. yüzyıl gibi erken bir dönemde uygulanmış, ancak hastalarda enfeksiyon, fistül ve tekrarlayan ağrı gibi komplikasyonlara neden olmuştur. Safra kesesinin tamamının alınması fikri, organın işlevi iyi anlaşılmadığı için çok riskli ve gereksiz görülüyordu.

‘Safra kesesinin alınması gerekir. İçinde taş olduğu için değil, taşlar orada oluştuğu için’

Ancak 1882’de Carl Langenbuch adlı bir Alman cerrah bu görüşe meydan okudu ve ilk başarılı kolesistektomiyi ya da safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılmasını gerçekleştirdi. Hayvanların safra kesesi olmadan da hayatta kalabildiğini gösteren deneylerden ve kolesistostominin kötü sonuçlarından duyduğu hayal kırıklığından ilham almıştır. Hastası, 16 yıldır safra kesesi taşlarından muzdarip olan ve ameliyattan sonra semptomları iyileşen bir adamdı. Langenbuch’un öncü çalışması, daha fazla cerrahın safra taşı hastalığı için tercih edilen tedavi olarak kolesistektomiyi benimsemesinin yolunu açtı.

Neredeyse bir asır boyunca kolesistektomi açık ameliyat olarak gerçekleştirildi, yani safra kesesine erişmek için karında büyük bir kesi yapıldı. Bu yöntem etkiliydi ancak aynı zamanda invazivdi, uzun bir iyileşme süresi gerektiriyor ve büyük bir yara izi bırakıyordu. 1985 yılında safra kesesi cerrahisinde devrim yaratan yeni bir teknik ortaya çıktı: laparoskopik kolesistektomi. Bu yöntemde küçük aletler ve karındaki küçük kesilerden yerleştirilen bir kamera kullanılarak cerrahın karın boşluğunu açmadan safra kesesini görmesi ve çıkarması sağlandı. Laparoskopik kolesistektomi, açık ameliyata göre daha az ağrı, daha kısa hastanede kalma süresi, daha hızlı iyileşme ve daha küçük yara izleri gibi birçok avantaj sunuyordu.

Günümüzde laparoskopik kolesistektomi dünya çapında en sık uygulanan safra kesesi ameliyatı türüdür. Semptomatik safra taşı veya diğer safra kesesi rahatsızlıkları olan çoğu hasta için güvenli ve etkili bir prosedür olarak kabul edilir. Bununla birlikte, her ameliyat gibi, kanama, enfeksiyon, safra kanallarının veya diğer organların yaralanması, tutulan taşlar veya postkolesistektomi sendromu (bazı hastaların ameliyattan sonra semptomlar yaşamaya devam ettiği bir durum) gibi bazı risk ve komplikasyonları da vardır. Bu nedenle, hastalar karar vermeden önce safra kesesi ameliyatının yararları ve riskleri hakkında doktorlarına danışmalıdır.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Kaynak:

  1. Bisgaard T, Klarskov B, Rosenberg J, Kehlet H. (2003). Characteristics and prediction of early pain after laparoscopic cholecystectomy. Pain. 104(1-2): 165-73.
  2. Trastulli S, Cirocchi R, Desiderio J, et al. (2013). Systematic review and meta-analysis of randomized clinical trials comparing single-incision versus conventional laparoscopic cholecystectomy. The British journal of surgery. 100(2):191-208.
  3. Shaffer EA. (2006). Gallbladder cancer: the basics. Gastroenterol Hepatol (N Y). 2(10): 737–741.
  4. Harilingam MR, Shrestha AK, Basu S. (2016). Wound Complications in Laparoscopic Cholecystectomy: A Comparison of Two Skin Closure Methods. Journal of Clinical and Diagnostic Research. 10(8): PC09-PC12.
  5. Wickham H, Muka T, Benkhadra K, et al. (2020). A systematic review and network meta-analysis comparing the use of Foley catheters, Misgav Ladach, and Joel-Cohen incision techniques for caesarean section. BJOG. 127(9): 1073–1081.
  6. Sutcliffe, R. P., Hollyman, M., Hodson, J., Bonney, G., Vohra, R. S., Griffiths, E. A., & UK CholeS Study Group. (2016). Preoperative risk factors for conversion from laparoscopic to open cholecystectomy: a validated risk score derived from a prospective U.K. database of 8820 patients. HPB : the official journal of the International Hepato Pancreato Biliary Association, 18(11), 922–928. Link
  7. Gupta, V., Jain, G., Kumar, S., & Rathi, V. (2020). Early versus delayed laparoscopic cholecystectomy for acute cholecystitis: a prospective randomized trial. International journal of surgery (London, England), 74, 4–9. Link
  8. SAGES Guidelines for the Clinical Application of Laparoscopic Biliary Tract Surgery. Scott DJ, Jones DB, eds. Surg Endosc. 2010 Oct;24(10):2368-86.
  9. UpToDate. Patient education: Gallstones (Beyond the Basics). March 2021.
  10. Lee J, et al. Outcomes of intraoperative cholangiography during cholecystectomy. American Journal of Surgery. 2018 Jun;215(6):902-908.
  11. Elta GH, et al. ACG Clinical Guideline: Diagnosis and Management of Pancreaticobiliary Disease After Roux-en-Y Gastric Bypass Surgery. American Journal of Gastroenterology. 2020 Mar;115(3):333-349.
  12. Colton JB, Curran CC. Quality indicators, including complications, of ERCP in a community setting: a prospective study. Gastrointestinal Endoscopy. 2009 Nov;70(5):457-67.
  13. Flum DR, et al. Intraoperative cholangiography and risk of common bile duct injury during cholecystectomy. JAMA. 2003 Apr 2;289(13):1639-44.
  14. Fletcher DR, et al. Complications of cholecystectomy: risks of the laparoscopic approach and protective effects of operative cholangiography: a population-based study. Ann Surg. 1999 Mar;229(3):449-57.
  15. Cotton PB, et al. Risk factors for complications after ERCP: a multivariate analysis of 11,497 procedures over 12 years. Gastrointest Endosc. 2009 Jul;70(1):80-8.
  16. Trowbridge RL, Rutkowski NK, Shojania KG. Does this patient have acute cholecystitis? JAMA. 2003;289(1):80-86.
  17. Indar AA, Beckingham IJ. Acute cholecystitis. BMJ. 2002;325(7365):639-643.
  18. Mirizzi Syndrome. Medscape. https://emedicine.medscape.com/article/186859-overview.
  19. Lillemoe KD, Melton GB, Cameron JL, et al. Postoperative bile duct strictures: management and outcome in the 1990s. Ann Surg. 2000;232(3):430–441.