Eğik kordon (chorda obliqua), radius ve ulna arasında, interosseöz kompleksin proksimal-anterior bölümünde yer alan fibröz bir banttır. Genellikle ulna tüberozitesinin (koronoid çıkıntının alt-ön yüzündeki pürtüklü alan) anterolateralinden başlar ve radial tüberozitenin hemen distalindeki radiusa eğik bir seyirle tutunur. Lif yönlenmesi, interosseöz membranın (İOM) baskın “merkez bant” liflerine karşıt yönde olup, bu itibarla ön kol yük aktarımında, proksimal radyoulnar eklem (PRUJ) ile distal radyoulnar eklem (DRUJ) stabilitesinde ve biseps tendonunun çekişine karşı radiusun distal yönde göçünü sınırlamada tamamlayıcı bir rol oynar. Varlığı değişken olan (aksesuar ya da yok) bu yapı, klinikte özellikle Essex–Lopresti paternleri, PRUJ/DRUJ instabilitesi ve ön kol rekonstrüksiyonlarında önem taşır.
Terminoloji ve tarihçe
- Chorda obliqua / oblique cord / eğik kordon: Klasik anatomi kaynaklarında radius-ulna arası kısa, kaba fibröz bant olarak tanımlanır.
- İOM (interosseöz membran): Radius ve ulna arasındaki geniş fibroz yaprak; merkez bandı (central band) ve aksesuar lif grupları ile yük aktarımının ana elemanıdır.
- İlişkili eklemler: PRUJ ve DRUJ; ön kol pronasyon-supinasyonunun eksenel stabilitesini belirler.
- Tarihsel tanımlarda eğik kordon zaman zaman “oblik bağ” ya da “Weitbrecht bağı” olarak anılmış; modern literatür, kordonu İOM’nin bir aksesuar stabilizatörü olarak konumlandırır.
Makro Anatomi ve Topografya
Başlangıç ve sonlanma
- Başlangıç: Ulna tüberozitesinin anterolateral kenarı veya koronoid çıkıntının alt-ön yüzüne yakın kaba fibröz alan.
- Sonlanma: Radial tüberozitenin hemen distalinde radiusun medial-anterior yüzü (biseps tendonunun insersiyonu proksimalinde değil, genellikle distalinde).
- Yönlenme: Proksimal-medialden distal-laterale doğru eğik lif demetleri; İOM merkez bandının lif yönüne zıt eğimde.
- Kalınlık/uzunluk: Bireyler arasında belirgin varyasyon; bazı kadavralarda bant ince, şerit biçimli veya bölünmüş; nadiren tamamen yok.
Komşuluklar ve yapısal ilişkiler
- Kaslar: Pronator teres’in derininde; biseps tendonunun distalinde/medialinde; supinator kası ile topografik ilişki proksimalde.
- Sinirler-damarlar:
- Ön interosseöz sinir (n. interosseus anterior, median sinirin dalı): Ön kompartımanda İOM’nin ön yüzünde, eğik kordonun derin ve distal komşuluğunda seyreder.
- Arka interosseöz sinir (n. interosseus posterior, radial sinirin derin dalı): Supinatoru (Arcade of Frohse) geçerek arka kompartımana döner; eğik kordonla doğrudan temaslı değildir.
- Ön/arka interosseöz arterler: İnterosseöz aralıkta İOM ön ve arka yüzlerinde ilerler; perforan dallar aracılığıyla bağlantılar oluşturur.
- İOM ile ilişki: Eğik kordon, İOM’nin merkez bandı ile mekanik olarak çapraz bir düzen oluşturur; bu “çaprazlama”, rotasyonel ve aksiyel yüklerde karşılıklı kilitleyici etki doğurur.
Mikroskopik Anatomi ve Varyasyonlar
- Doku yapısı: Yoğun düzenli kollajen bant; elastik lif içeriği sınırlıdır.
- İntegrasyon: Periost ve İOM lifleriyle devamlılık gösterebilir; bazı olgularda ince bir aponevrotik lamina ile İOM’ye bağlanır.
- Varyasyonlar:
- Yokluk (aplazi): Klinik olarak sorun yaratmayabilir; diğer stabilizatörler (İOM merkez bandı, annüler bağ, üçgen fibro-kıkırdak kompleks—TFCC) kompansasyon sağlar.
- Çift bant/çoklu lif demeti: Nadiren.
- Hipertrofik kordon: Cerrahide veya görüntülemede kalın bir “şerit” gibi izlenebilir.
Biyomekanik ve Fonksiyon
Aksiyel yük aktarımı
- El-bilek üzerinden gelen aksiyel kuvvetler radiusa yüklenir; İOM merkez bandı, bu yükü ulna’ya distal-proksimal eğimde aktarır.
- Eğik kordon, bu düzeni ters eğimli lifleriyle destekler ve özellikle biseps kasılmaları sırasında radiusun distale göç eğilimini sınırlar; böylece PRUJ’de eklemi “kilitlemeye” katkı sunar.
Rotasyonel kontrol
- PRUJ/DRUJ eşgüdümünde, supinasyonun son evrelerinde ve pronasyonun orta-yüksek açılarında kısıtlayıcı bir “son nokta” gerilimi oluşturabilir.
- Bazı deneysel çalışmalar eğik kordonun supinasyonu limitlediğini, diğerleri ise esas etkisinin aksiyel translasyonu sınırlamak olduğunu göstermiştir; bu farklılık varyasyon ve deney koşullarına bağlanır.
Dinamik ilişkiler
- Biseps brachii kasının çekişi radial tüberozite çevresinde eksantrik bir kuvvet vektörü doğurur; eğik kordon bu kuvvete antagonist bir statik dengeleyici olarak davranır.
- Pronatör-supinatör çiftleri (pronator teres, pronator quadratus, supinator) ile birlikte kordon, rotasyon ekseninin mikro-stabilizasyonuna katkıda bulunur.
Görüntüleme ve Tanı
Fizik muayene
- Lokal hassasiyet genellikle proksimal ön kolun anterior-medial hattında; supinasyon son noktasında ağrı ve “gergin bant” hissi; izole lezyonlarda bulgular belirsiz olabilir.
- PRUJ/DRUJ stres testleri eşlik eden instabiliteyi ortaya koyar.
Ultrasonografi (USG)
- Yüksek frekanslı lineer probla ince fibröz bant olarak izlenebilir; dinamik manevralar (pronasyon-supinasyon) sırasında gerilim değişikliği görülebilir.
- Çevre sinir-damar yapılarından ayırt etmek için kompresibilite ve doppler ipuçları kullanılır.
Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG)
- Proton yoğunluk/yağ baskılı sekanslarda hipointens bant; parsiyel yırtıkta sinyal artışı ve ödem; komşu İOM ile süreklilik değerlendirilebilir.
- Eşlik eden İOM yırtıkları, TFCC lezyonları ve radyokapitellar/ulnohumeral eklem patolojileri araştırılır.
Klinik Senaryolar
1) Essex–Lopresti paternleri
- Radial baş kırığı + İOM yırtığı + DRUJ instabilitesi üçlüsünde eğik kordon sıklıkla eşlik eden şekilde zedelenir.
- Eğik kordonun korunması/rekonstrüksiyonu, radiusun proksimal migrasyonunu ve ulnar taraf bilek ağrısını önlemede katkı sağlayabilir.
2) İzole eğik kordon yaralanmaları
- Direkt travma veya yüksek enerjili supinasyon/pronasyon zorlamalarıyla parsiyel/tam yırtık; çoğu vakada İOM merkez bandı ve/veya annüler bağ lezyonları eşlik eder.
- Semptomatoloji: Proksimal ön kolda lokal ağrı, supinasyonun son aralığında gerilme ağrısı, kavrama gücünde azalma.
3) Kronik ağrı ve kalınlaşma
- Tekrarlayan çekiş kuvvetleri (ör. dirsek fleksiyon-supinasyon ağırlıklı iş/ spor) kordon kalınlaşmasına; nadiren mekanik irritasyon sendromlarına yol açabilir.
Tedavi Yaklaşımları
Konservatif
- Akut parsiyel yırtık/gerilme:
- İstirahat ve immobilizasyon: Kısa süreli (genellikle 2–4 hafta) pronasyon-supinasyonun sınırlandığı atel/ortez.
- Ağrı ve ödem kontrolü: Buz, NSAİİ (hasta ve durum uygunluğu göz önünde bulundurularak).
- Fizik tedavi ve rehabilitasyon:
- Erken dönemde ağrısız aralıkta aktif-asiste hareketler;
- İyileşme ile eksantrik ve izometrik pronatör-supinatör egzersizleri;
- Kavrama gücü ve propriyosepsiyon çalışmaları;
- Aşırı uç rotasyonlardan aşamalı kaçınma ve dönüş.
Enjeksiyonlar
- Kronik entezis ağrısında USG eşliğinde lokal tedaviler (örn. sınırlı doz steroid, PRP) düşünülebilir; İOM ve komşu sinir-damar yapılar nedeniyle hedefe yönelik yaklaşım esastır.
Cerrahi
- İzole rekonstrüksiyon: Kopan uçların uç–uca sütür veya greft (otogreft—palmaris longus, hamstring; allogreft) ile yeniden inşası; çoğu zaman İOM merkez bandı rekonstrüksiyonu ve/veya annüler bağ onarımı ile kombine edilir.
- Essex–Lopresti çerçevesi:
- Radial başın korunması/rekonstrüksiyonu (mümkünse açık redüksiyon ve internal tespit, gerekirse protez),
- İOM rekonstrüksiyonu (sentetik bant/greft),
- DRUJ stabilizasyonu (TFCC onarımı, geçici pinleme).
- Sonuçlar, eşlik eden yaralanmaların kapsamlı ele alınmasına ve postoperatif protokol uyumuna bağlıdır.
Rehabilitasyon İlkeleri
- Evreleme:
- Ağrı/ödem kontrolü ve koruma: 0–2/4 hafta.
- Hareket açıklığı restorasyonu: Ağrısız aralık; erken sinergistik pronasyon-supinasyon.
- Kuvvet ve dayanıklılık: İzometrik → izotonik; kavrama ve önkol rotatörleri odaklı.
- Fonksiyonel dönüş: İş/sportif özgü yüklenme progresyonu; uç rotasyon ve aksiyel yüklerde kademeli artış.
- Uyarılar: Erken dönemde ağrılı supinasyon son noktası ve aksiyel sıkıştırma kaçınılır; sinir irritasyon belirtileri (önde median AIN; arkada PIN) izlenir.
Protez ve Dış İskelet Tasarımına Yansımalar
- Çapraz lif prensibi: Eğik kordon ile İOM merkez bandının karşıt yönlü liflenmesi, rotasyonel stabiliteyi arttırır; biyo-mimetik tasarımlarda çaprazlama kısıtlayıcılar kullanılabilir.
- Aksiyel yük paylaşımı: Radius-merkez bant-ulna hattındaki yük transferi, el-bilek desteklerinin eksensel modülasyon kapasitesine örnek teşkil eder.
- Son-nokta kontrolü: Supinasyon/pronasyon sonunda artan pasif gerilimin, dış iskelette ayarlandığında kullanıcıya doğal “son nokta hissi” vermesi mümkündür.
Sık Kavram Yanılgıları (Kısa Notlar)
- “Notokord” ≠ Eğik kordon: Notokord embriyolojik aksiyel yapı olup ön kolla ilgili değildir.
- Posterior interosseöz sinir/arter: Eğik kordonla doğrudan komşu değildir; PIN supinator içinden arkaya geçer.
- “Supinasyonu her zaman sınırlar” genellemesi: Eğik kordonun rolü vaka ve varyasyona göre aksiyel translasyon kontrolü ağırlıklı olabilir.
Yaygın Klinik Sorulara Yapısal Yanıtlar
- Eğik kordon yırtığı tek başına DRUJ instabilitesi yapar mı? Nadiren, genellikle İOM merkez bandı ve/veya TFCC ile kombine hasar gerekir.
- Görüntülemede görünmüyorsa yok mudur? İnce ve değişken olduğundan yüksek çözünürlüklü protokoller ve doğru planlama şarttır; varlığı klinik ve cerrahi gözlemle de teyit edilebilir.
- Cerrahi endikasyon eşiği nedir? İzole parsiyel hasarlarda konservatif tedavi önceliklidir; belirgin aksiyel/rotasyonel instabilite, eşlik eden kompleks yaralanmalar ve fonksiyonel kayıp cerrahi için daha güçlü endikasyon oluşturur.

Keşif
İnsanın ön kolunda, radius ile ulna arasındaki kısa ama anlaması şaşırtıcı derecede verimli bir bağ bandı vardır: chorda obliqua (eğik kordon). Bu yapı, bazen “Weitbrecht bağı” diye de anılır; çünkü bağların sistematik bir bütün olarak incelenmesinin kurucu metni sayılan 18. yüzyıl eserlerinde izi sürülebilir. Hikâyemiz, anatominin harita yapar gibi çizildiği, yaprak yaprak doku ayrımlarının yeni bir bilme biçimini temsil ettiği bir çağda başlar; bilimsel merak, bedeni bir topografya kitabına dönüştürürken, eğik kordon da bu haritanın kenar notlarından giderek belirginleşen bir yer adıdır.
I. “Syndesmologia” çağında bir isim: 18. yüzyılın eşiğinde
- yüzyılın ortasında, bağların (ligamentlerin) sistematik anlatısını hedefleyen büyük anatomi projeleri doğdu. Bu literatürde, ulna tüberozitesinin lateralinden başlayıp radial tüberozitenin hemen distalinde radiusa uzanan, lifleri interosseöz membranın baskın lif yönüne ters düşen kısa bir banttan söz edilir; ilerleyen yüzyıllarda bu banda chorda obliqua adı yerleşir. Dönemin yaklaşımı, “fonksiyon”dan çok betim üzerine kuruludur: anatomi atlasları ve sendesmoloji metinleri, eğik kordonu kaba, şeritvari ve değişken bir bant olarak kayda geçirir; bir “kaçak çizgi” gibi, büyük bağ yaprakları (interosseöz membran) ile küçük, eklem yakın bantlar arasına iliştirilmiş bir işaret.
II. 19. yüzyılın tartışmaları: kaynak mı, kalıntı mı?
- yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın başında eğik kordonun morfolojik kökeni üzerine iki ana görüş karşı karşıya gelir. Bir grup anatomist, kordonu flexor pollicis longus’un (FPL) varyant bir başından türemiş bir kalıntı olarak görür; bir diğer grup ise supinator kası üzerindeki fasyanın kalınlaşmış bir şeridi sayar. Bu tartışma, klasik diseksiyon masalarında toplanan kanıtlarla yürür: kimi örneklerde FPL’nin ek başları ile kordonun yakın teması gözlenir; kimilerinde ise supinator fasyasıyla süreklilik daha ikna edicidir. Yüzyıl dönümünde anatomi, yalnızca “nerede?” değil, aynı zamanda “nereden geliyor?” sorusunu da bağlara yöneltir; eğik kordon bu soruya tek bir yanıt vermeye direnerek literatürde yerini sağlamlaştırır. 20. yüzyıl ortasında B. F. Martin’in ayrıntılı diseksiyon çalışması, kordonun çoğu örnekte supinator üzerindeki fasiyal kalınlaşma ile sürekliliğini vurgulayarak tartışmaya güçlü bir veri seti kazandırır.
III. “Çakışan bantlar” devri: 20. yüzyıl ortasından 2000’lere
- yüzyılın ikinci yarısı ve 1990’lar, ön kolun interosseöz membran (İOM) kompleksini yalnızca bir “zar” değil, yük aktarımı ve rotasyon kontrolünde kritik bir ligamentöz sistem olarak yeniden tarif eder. Eğik kordon, bu sistem içinde proksimal-anterior bir bant olarak konumlanır; İOM’nin merkez bandı (central band) ile karşıt eğimli liflenmesi, mekanik bir çaprazlama figürü yaratır. Bu dönemde yayımlanan anatomik-biyomekanik çalışmalar, İOM’nin tutunma alanlarını, lif yönlerini, gerilim hatlarını milimetrik titizlikle çizerken; eğik kordonun kimi bireylerde ince, membranöz, kimilerinde yuvarlak, kablo benzeri bir morfoloji aldığı, hatta bazı kollarında tamamen bulunmayabildiği giderek daha netleşir. Böylece, eğik kordonun varyasyon potası zenginleşir; varlığın-yokluğun tek başına patolojik bir anlam taşımadığı, fakat sistemin geri kalanıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiği fikri yerleşir.
IV. İşlev üzerine çekişme: “supinasyonu kısıtlar” mı, “ekseni emniyete alır” mı?
2000’lerin başında eğik kordonun gerilim davranışı üzerine insan ve karşılaştırmalı anatomi çalışmaları yayımlanır. İnsan üzerinde yapılan diseksiyon ve kadavra hareket analizlerinde kordonun nötral ve pronasyonda gevşek, supinasyonda giderek gergin hâle geldiği; distal yönde radius çekildiğinde gerginliğin arttığı gösterilir. Bu bulgular, kordonun supinasyon son noktası ve aksiyel distale kayma üzerinde “emniyet kemeri” gibi davrandığı yorumunu doğurur. Öte yandan, antropoid primatlar üzerine karşılaştırmalı çalışmalar, kordonun kimi türlerde pronasyonda daha gergin hale gelebildiğini; ayrıca yarıçap eğriliğine karşı “bükülme-buckling koruması” hipotezine güçlü kanıt bulunmadığını bildirir. Bu tablo, eğik kordonun tek başına “bir hareketi daima sınırlayan” bir aygıt olmaktan çok, durumsal ve tür-özgül bir stabilite yardımcısı olabileceğini düşündürür.
V. Klinik sahneye çıkışı: Essex–Lopresti çağrışımları ve DRUJ ekseni
Ön kolda Essex–Lopresti paterninin (radial baş kırığı + İOM yırtığı + distal radyoulnar eklem—DRUJ—instabilitesi) anlaşılmasıyla, eğik kordon klinik anlatının içine daha görünür biçimde girer. Kordonun tek başına büyük bir stabilizatör olmayabileceğine dair bulgular olsa da, kompleks yaralanma kümeleri içinde özellikle aksiyel yer değiştirme ve rotasyon son noktalarının kontrolünde tamamlayıcı bir işleve sahip olması düşüncesi güç kazanır. Görüntülemede (MRG/USG) bant çoğu zaman ince ve yakın komşuluklar arasında seçilmesi güç bir çizgi gibidir; tanı ve tedavideki değeri, İOM’nin merkez bandı, annüler bağ ve TFCC ile birlikte okunabildiğinde artar. Bu dönem, “tek bağ—tek işlev” yerine “ağ bağlantısı—rol dağılımı” yaklaşımının yerleştiği bir dönemdir.
VI. Güncel araştırma eksenleri: DOB, rekonstrüksiyon ve tartışmalı katkılar (2010’lar–2025)
2010’lardan itibaren ilgi, İOM’nin distal oblik demeti (distal oblique bundle, DOB) gibi alt bileşenlerine yönelir; DRUJ stabilitesine DOB rekonstrüksiyonunun katkısını test eden kadavra çalışmaları, yöntem tarifleri ve sonuç bildirileri yayımlanır. Genel eğilim, DOB’un ve rekonstrüksiyonunun kontekst bağımlı olduğunu; TFCC bozukluğu varlığında etkisinin sınırlanabileceğini; tek başına dramatik bir fark yaratmadığını söyler. 2019 sonrası çalışmalar, DOB’un anatomik karakteristiğini, tutunma yüzlerini ve lif yönlerini daha keskinleştirirken; 2023–2025 arası yayınlarda “DOB tek başına ne kadar işe yarıyor?” sorusu giderek daha nüanslı yanıtlar bulur. Eğik kordon—merkez bant—DOB üçlüsünün aynı sistemde farklı kaldıraçlarda iş gördüğü; cerrahi kararın eşlik eden yaralanma haritası ve rehabilitasyon protokolleri ile birlikte verildiği fikri ön plana çıkar.
VII. Bir “kalan”ın bilgisi: Biyolojiden tasarıma
Bugün eğik kordonu, insan varyasyonunun bir örneği ve mekanik bir metafor olarak okumak mümkündür. İOM’nin baskın yük yollarına çapraz duran kısa bir bant, sistemin tümünü tek başına omuzlamasa da, aksiyel çekişler ve uç rotasyonlar sırasında “son nokta hissi” üretir; bazen yokluğu tolere edilir, bazen varlığı cerraha bir referans çizgisi sunar. Dış iskelet ve protez tasarımlarında, çapraz lif prensibi ve “son-nokta gerilimi” gibi kavramların, eğik kordonun tarihinden bugüne uzanan biyomekanik ipuçları verdiğini söylemek abartı olmaz. Ve belki de hikâyenin en dikkat çekici tarafı şudur: Eğik kordon, klinik literatürde büyük harflerle yazılmasa da, sistemi anlamanın küçük ama vazgeçilmez notlarından biridir.
İleri Okuma
- Weitbrecht, J. A. (1742). Syndesmologia sive Historia Ligamentorum Corporis Humani.
- Morris, H. (1879); Fick, A. (1904); Forster, A. (1905); Rouvière, H., & Granel, J. (1909). Klasik anatomi ve diseksiyon derlemeleri.
- Martin, B. F. (1958). The oblique cord of the forearm.
- Skahen, J. R., Palmer, A. K., Werner, F. W., & Fortino, M. D. (1997). The interosseous membrane of the forearm: anatomy and function.
- Noda, K., Goto, A., Murase, T., et al. (2004/2009). Interosseous membrane of the forearm: an anatomical study of ligament attachment sites.
- Patel, B. A. (2005). Form and function of the oblique cord in anthropoid primates.
- Soubeyrand, M., Oberlin, C., & Dumontier, C. (2006). The oblique cord of the forearm: an anatomical and histological study.
- Tubbs, R. S., Salter, E. G., Custis, J. W., & Wellons, J. C. (2006/2007). The oblique cord of the forearm in man.
- Farr, L. D., et al. (2015). The interosseous membrane of the forearm: anatomy, function, and clinical significance.
- Jin, Z. W., et al. (2016). Oblique cord and muscle-related topography of the human forearm.
- Angelis, S., et al. (2019). Anatomic Characteristics of the Distal Oblique Bundle of the Interosseous Membrane of the Forearm.
- Lamas, C., et al. (2023). Anatomic and Biomechanical Study of the Forearm Interosseous Membrane: Contribution of the Distal Oblique Bundle to DRUJ Stability.
- Wittig, U. S., et al. (2023). Does surgical reconstruction of the distal oblique bundle of the interosseous membrane improve distal radioulnar joint stability?
- Orbay, J. L., et al. (2025). Contribution of the Distal Oblique Band to DRUJ Stability in the Context of TFCC Lesions.