Başkasına Yüksek Sesle Tekrar Etmek Hafızayı Güçlendiriyor

Hepimiz zaman zaman önemli bir bilgiyi yüksek sesle tekrar etmenin hafızaya iyi geldiğini duymuşuzdur. Peki, bu tekrarları bir başka kişiye hitaben yapmanın hafızanızı çok daha fazla güçlendirebileceğini biliyor muydunuz? Montreal Üniversitesi’nden Prof. Victor Boucher ve ekibinin gerçekleştirdiği bir çalışma, bilgileri başka birine yüksek sesle tekrar etmenin sözlü hafızayı belirgin biçimde artırdığını ortaya koydu. Üstelik bu etki, kişi kendi sesini duymasa bile gerçekleşiyor. Bu araştırma, sosyal bir iletişim bağlamının hafıza üzerinde ne denli büyük bir fark yarattığını çarpıcı biçimde gösteriyor.

Araştırmanın Tasarımı ve Yöntemi

Prof. Victor Boucher ve öğrencisi Alexis Lafleur, deneylerinde 44 Fransızca konuşan üniversite öğrencisini bir okuma ve tekrar testine tabi tuttular. Öğrencilere bir bilgisayar ekranında art arda bazı kelimeler (dilbilimde sözlük birimi veya lexeme olarak adlandırılan, sözlükte madde başı olabilecek anlamlı sözcükler) gösterildi. Bu esnada her bir katılımcı, kulaklıklarından gelen “beyaz gürültü” sayesinde kendi sesini duyamıyordu. Amaç, işitsel geri bildirimi engelleyerek sadece tekrar şeklinin etkisini ölçmekti.

Her öğrenci, ekranındaki kelimeleri dört farklı biçimde tekrar etti:

  1. Zihinden Sessiz Tekrar: Kelimeleri içinden tekrar etti, hiçbir ses çıkarmadı ve jest veya mimik kullanmadı.
  2. Dudak Hareketiyle Tekrar: Hiç ses çıkarmadan fakat yalnızca dudaklarını oynatarak sözcükleri sessizce tekrar etti.
  3. Yüksek Sesle Tekrar (Kendi Kendine): Karşısında kimse olmadan, ekrandaki kelimeleri yüksek sesle okudu (yanında biri olsa da, kulaklık nedeniyle kendi sesini duymuyordu).
  4. Yüksek Sesle Tekrar (Birine Hitaben): Yanında bulunan bir kişiye yönelikmiş gibi, kelimeleri yüksek sesle söyledi (yine kulaklıkla kendi sesini duymaksızın).

Her bir koşul tamamlandıktan sonra, öğrenciler kısa bir dikkat dağıtıcı görev yaptılar. Ardından kendilerine karışık bir kelime listesi sunuldu. Bu listede, az önce ekranda gördükleri sözlük birimleri ve görmedikleri bazı başka kelimeler yer alıyordu. Öğrencilerden, hangi kelimeleri hatırladıklarını belirtmeleri istendi. Bu sayede hangi tekrar yönteminin hafızada ne kadar iz bıraktığı ölçülmüş oldu.

Sonuçlar ve Dikkat Çeken Bulgular

Deneyin sonuçları son derece çarpıcıydı: Bir başkasının varlığında, o kişiye hitaben yüksek sesle yapılan tekrar, diğer yöntemlere kıyasla en yüksek hatırlama oranını sağladı. Yani bilgiyi biriyle paylaşırcasına sesli tekrar etmek, hafızayı en çok pekiştiren yöntem oldu. Üstelik öğrenciler kendi seslerini hiç duymamış olsalar da, sosyal bir bağlamda sesli söylemenin getirdiği avantaj belirgindi.

Buna karşılık, yalnızca içinden sessizce tekrar etmek, dört yöntem içinde hafızayı en az destekleyen, en zayıf yöntem olarak kayda geçti. Sadece zihinden geçirilen kelimeler, öğrencilerin belleğinde diğer koşullardaki kadar güçlü bir iz bırakmadı.

Prof. Boucher, bu farklılığı şöyle açıklıyor: “Sessiz bir şekilde (ses çıkarmadan) bilgi tekrarı yapmak bile beynimizde bir duyu-motor bağlantı oluşturur ve hatırlama yeteneğimizi artırır. Fakat eğer bu tekrarlar konuşma fonksiyonuyla birleştirilirse, çok daha fazla bilginin akılda kalması mümkün hale geliyor.” Başka bir deyişle, kelimeleri yüksek sesle dile getirmek, sadece düşünmeye kıyasla zihinde daha kalıcı izler bırakıyor; bunu bir de karşımızdaki birine hitap ederek yaptığımızda etki katlanıyor.

İlginç bir ayrıntı da, deneye katılanların kendi seslerini duymamasına rağmen bu sonuçların ortaya çıkması. Yüksek sesle tekrarın faydası, kişinin kendi sesini işitmesinden değil, kelimeleri sesli olarak üretme eyleminin ve iletişim durumunun beyninde yarattığı izden kaynaklanıyor. Yani hatırlamayı güçlendiren, aslında duyma değil, söyleme ve sosyal etkileşimde bulunma deneyimi.

Duyusal-Motor Hafıza ve Çoklu Algı Etkisi

Boucher’nin önceki çalışmalarından da biliniyor ki, bir kelimeyi sesli olarak telaffuz ettiğimizde beynimizde o kelimeye dair duyusal ve motor izler oluşuyor. Ağzımızın hareketini, dilimizin konumunu, ses tellerimizin titreşimini hissediyoruz – işte bu bedensel deneyim, öğrenilen sözcüğü zihnimize sadece görsel veya sessiz okumanın ötesinde, farklı bir açıdan sabitliyor. Tek başına bir duyunun (örneğin sadece ağzı hareket ettirmenin) devreye girmesi bile hafızayı, tamamen zihinden tekrara göre daha güçlü kılabiliyor.

Şimdi buna sosyal iletişim boyutunu eklediğimizde neler oluyor bir düşünelim. Biriyle konuşarak öğrenmek, aslında bir çeşit çok duyulu (multisensory) deneyim yaratıyor. Karşımızda bir insan varken, sadece kelimeleri söylemekle kalmıyoruz; karşımızdaki kişiyi görüyor, belki onun gözlerine bakıyor, beden dilimizi kullanıyoruz. Episodik hafızamız (yaşantısal bellek) devreye giriyor: O an, bir iletişim anısı olarak zihnimizde kodlanıyor. Beyin, iletişim esnasındaki görsel, işitsel ve duygusal ipuçlarını da öğrenilen bilgiyle birlikte depoluyor. Sonuç olarak, bilgi tek başına kuru bir metin olmaktan çıkıp zengin bir deneyimin parçası haline geliyor ve hafızada tutulması çok daha kolaylaşıyor.

Nitekim, günlük hayatımızda da çoklu duyusal hafıza örneklerine sıkça rastlıyoruz. Fransız yazar Marcel Proust, ünlü romanında çocuklukta yediği bir madlen kurabiyesinin tadı ve kokusunun, yıllar sonra kendisinde anıları nasıl canlandırdığını anlatır. Bir tat ve koku, onu bir anda geçmişe, annesiyle geçirdiği çocukluk günlerine götürür. Bu örnekte olduğu gibi, bir anıyı çeşitli duyularla ilişkilendirmek, onu zihinde adeta evrimsel bir avantaja dönüştürür: Çok boyutlu çağrışımlarla zenginleşen anılar, tek düze bilgilere göre çok daha sağlam kalır.

Boucher’nin bulguları da, sözlü tekrar sırasında oluşan duyusal-motor deneyimin ve sosyal bağlamın hafıza için ne kadar önemli olduğunu bilimsel olarak destekliyor. Konuşarak öğrenmek, insanlığın binlerce yıldır kullandığı bir yöntem — düşünün, bilgiyi nesilden nesile aktarmak için hikâyeler anlatmak, birlikte eğitim görmek veya bir konuyu başkasına anlatarak pekiştirmek, hep bu yüzden etkili değil mi? Beynimiz, iletişim halinde öğrenmeye adeta evrimsel olarak yatkın: Bir bilgiyi sosyal bir eylemle birleştirdiğimizde, onu sadece aklımızda tekrar etmekten daha iyi özümsüyoruz.

Anlam ve Bellek: Ek Bir Deneyin Gösterdikleri

Araştırmacılar, bulgularını daha iyi anlamak için bir ek deney daha gerçekleştirdiler. Bu kez öğrencilere verilen kelimeler, Fransızcada anlamı olmayan rastgele hece dizileriydi (yani gerçek bir sözcük oluşturmayan “non-kelimeler”). Amaç, anlamsız bilgilerde de aynı tekrar avantajının ortaya çıkıp çıkmayacağını görmekti. Sonuç, tam da ekibin beklediği gibi çıktı: Anlamsız heceleri ister yüksek sesle ister sessizce tekrar etsinler, öğrencilerin hatırlama oranlarında kayda değer bir fark oluşmadı. Hiçbir yöntem, anlamsız içerikte diğerinden üstün görünmüyordu.

Bu durum, anlamın hafızadaki rolünü vurguluyor. Anlamlı sözcükler, beynimizde zaten var olan kavramlarla, çağrışımlarla bağlantı kurabiliyor. Onları sesli tekrar ettiğimizde, bu yeni duyusal izler mevcut hafıza ağlarımıza eklenip pekişiyor. Ancak anlamsız hece dizileri, belleğimizde yerleşik bir karşılık bulamadığından hangi yolla tekrar edilirse edilsin kalıcılık sağlayamıyor. Boucher, bu sonucu “Bilginin hafızaya iyice yerleşmesi için, motor-duyusal deneyimlerin, anlamlı sözel içerikle birleşmesi gerekiyor” şeklinde yorumluyor. Yani duyusal ve motor katkılar ancak anlamla bütünleştiğinde hafızayı gerçekten güçlendiriyor.

Hafızayı Güçlendirmek İçin Sesli ve Sosyal Tekrar

Bütün bu bulgular, günlük hayatta hafızamızı güçlendirmek için uygulayabileceğimiz basit ama etkili bir yöntemi destekliyor: Öğrenmek istediğiniz şeyleri yüksek sesle tekrar edin, mümkünse bir başkasına anlatıyormuş gibi yapın.

Örneğin, sınava çalışıyorsanız önemli noktaları kendi kendinize yüksek sesle anlatın veya bir çalışma arkadaşınıza konuyu açıklayın. Yeni bir dil öğrenirken kelimeleri içinizden söylemek yerine sesli telaffuz edin, hatta o dilde konuşan hayali birine hitap ediyormuş gibi pratik yapın. Bir sunum hazırlıyorsanız, aynanın karşısında sanki gerçek bir izleyici varmış gibi prova edin. Bu tür sesli ve etkileşimli tekrar yöntemleri, beyninizin bilgiyi daha derin işlemeye başlamasına yardımcı olur.

Unutmayın, konuşarak öğrenmek, pasif okumaya veya içinden tekrara göre daha zahmetli görünebilir, ama tam da bu çaba sayesinde akılda kalıcılık artar. Hatta birisine bir konuyu anlatırken, aslında kendinize de anlatmış olursunuz – bu durum, öğrenmenin belki de en etkili formüllerinden biridir. Eğitim dünyasında “başkasına öğretme etkisi” (protégé etkisi) olarak bilinen olgu da bunu destekler: Bir bilgiyi bir başkasına aktarırken, o bilgiyi en iyi öğrenen siz olursunuz.


İleri Okuma

  1. MacLeod, C. M., Gopie, N., Hourihan, K. L., Neary, K. R. & Ozubko, J. D. (2010). The Production Effect: Delineation of a Phenomenon. Journal of Experimental Psychology: Learning, Memory, and Cognition, 36(3), 671–685. DOI: 10.1037/a0018785
  2. Icht, M. & Mama, Y. (2014). The production effect in memory: Multiple species of distinctiveness. Frontiers in Psychology, 5, 886. DOI: 10.3389/fpsyg.2014.00886
  3. Lafleur, A. & Boucher, V. J. (2015). The ecology of self-monitoring effects on memory of verbal productions: Does speaking to someone make a difference? Consciousness and Cognition, 36, 139. DOI: 10.1016/j.concog.2015.06.015
  4. Bodner, G. E., Jamieson, R. K., Cormack, D. T., McDonald, D. L. & Bernstein, D. M. (2016). The production effect in recognition memory: Weakening strength can strengthen distinctiveness. Canadian Journal of Experimental Psychology, 70(2), 93–98. DOI: 10.1037/cep0000082
  5. Forrin, N. D. & MacLeod, C. M. (2017). This time it’s personal: The memory benefit of hearing oneself. Canadian Journal of Experimental Psychology, 71(4), 309–320. DOI: 10.1037/cep0000147
  6. Xavier, Z., et al. (2021). Neural correlates of the production effect: An fMRI study. Neuropsychologia, 149, 107693. DOI: 10.1016/j.neuropsychologia.2021.107693
  7. Icht, M. & Mama, Y. (2022). Effects of speech-production training on memory across short and long delays in 5- and 6-year-olds: A preregistered study. Applied Psycholinguistics. DOI: 10.1017/S0142716422000130
  8. Icht, M., Ben-David, B. M. & Mama, Y. (2023). Production benefits on encoding are modulated by language experience. Psychology & Language Learning, 5(2), 198–213. DOI: 10.1017/pll.2023.15

Empati Öğrenilebilir mi?

Yabancılara empati ile yaklaşmak ve anlayış göstermek öğrenilebilir bir davranış biçimidir. Başka bir gruptan insanlarla yaşanan pozitif deneyimler ve ilişkiler beyindeki öğrenme etkisini şaşırtıcı biçimde tetikliyor ve bu yolla da empati yeteneğini geliştiriyor.  University of Zurich’ten araştırmacıların bulgularına göre, az sayıda pozitif öğrenme tecrübesi bir insanın daha empatik olması için yeterli.

Farklı milletlerden, kültürlerden insanlar arasındaki sürtüşmeler hatta bazen kavga ve savaşlara varan olaylar çoğunlukla yabancıya -öteki’ne- karşı şefkat ve/veya empati eksikliğinden kaynaklanır. Diğer grubun üyelerine ve mensuplarına karşı daha fazla empati gösterebilmek birlikte barışçıl bir varlığı daha mümkün kılar. University of Zurich’te gerçekleştirilen bir araştırmada da diğer gruplara karşı empati sahibi olmanın öğrenilebilir olup olmadığı ve bu gruplarla gerçekleşmiş olumlu tecrübelerin beyinde empatik tepkiler üretilmesine nasıl sebep olduğu incelendi.

Philippe Tobler, Jan Engelmann ve Marius Vollberg ile bir ekip oluşturan psikolog ve sinirbilimci Grit Hein, kendi dahil olduğu gruba mensup olanlarla veya diğer gruplara mensup olanlarla olumlu tecrübeler yaşamış olan katılımcıların beyin aktivitesi ölçümlerini gerçekleştirdi. Test süresince katılımcılar ellerinin üst yüzeylerine acı verici darbeler almayı bekliyorlardı. Ancak bu esnada kendi gruplarından veya diğer gruptan insanların para ödeyerek kendilerinin acı çekmelerine engel olabileceğini öğreniyorlar. Beyin aktivasyonu ölçümleri de, aynı anda acı/ağrı gözlemlenirken her bir ihtimal için hem bu deneyimlerden önce hem de sonra yine her insan için ayrı ayrı kaydedildi.

Çalışmanın başında ‘yabancı’nın (diğer grubun mensubu olan kişi veya kişiler kastediliyor) acısı katılımcının beyninde çok zayıf bir aktivasyonu tetiklerken, katılımcının kendi grubundan birisinin acısı daha güçlü bir aktivasyonu tetikledi. Buna karşılık, diğer grubun bir mensubu ile gerçekleşen yalnızca çok az sayıdaki pozitif deneyim, diğer grubun başka bir üyesine acı verildiği durumda katılımcının beyninde empatik tepkilerin oluşmasını ciddi oranda artırdı. ‘Yabancı’ ile pozitif deneyim güçlendikçe veya arttıkça, sinirsel empati de bir o kadar artış gösterdi.

Diğer grup için artan empatik beyin tepkileri, o grubun mensuplarıyla yani ‘yabancı’yla yaşanan şaşırtıcı nitelikte olumlu deneyimlerin sebep olduğu nöronal öğrenme sinyalleri ile sağlanıyor. Sonuçlar gösteriyor ki, diğer grubun bir üyesi ile yaşanan olumlu deneyim, bütün gruba aktarılarak diğer grubun tüm üyeleri için empati duyusunun oluşturulmasını veya gelişmesini sağlıyor.

 


Kaynak : Bilimfili, Hein, G., Engelmann, J.B., Vollberg, M., & Tobler, P.N. How learning shapes the empathic brain.Proceedings of the National Academy of the United States of America, December 2015  , DOI : 10.1073/pnas.1514539112

Nöron Oluşturan Kök Hücreler Bulundu

Araştırmacılar beynin öğrenme ve hafıza için önemli kısmı olan hipokampuste iki tip kök hücre tespit ettiler.

Çalışmanın yürütücülerinden ve makalenin yazarlarından Dhanisha Jhaveri bu hücrelerin saf popülasyonlarını ilk kez izole ettiklerini söyledi.

The Journal of Neuroscience ‘da yayımlananın çalışmanın bulguları; öğrenme ve duygu durum ilişkili hastalıkların tedavisine dair çıkarımlar yapabilmeye yardımcı olabilir.

Jhaveri:

“Tespit ettiğimiz kök hücreler yeni nöronlara sebep oluyor. Beyinde yeni sinir hücrelerinin oluşumu yaşlandıkça azalan bir süreçtir ve yeni nöronlar öğrenme ve bilişsel yetiler için oldukça önemlidir” diyor.

Bulgularının, hipokampuste yeni nöronların doğumuna dair uzun süredir süregelen bir gizemi çözdüğünü söyleyen Queensland Brain Institute’den Profesör Perry Bartlett:

“Daha önceden, bu nöronların hepsinin aynı olduğu düşünülüyordu, bu yüzden de bölgenin öğrenme ve duygu durumu davranışlarını nasıl düzenleyebildiği anlaşılamamıştı. Ayrı kök hücre popülasyonlarının varlığı –hipokampusün çeşitli işlevlerini açıklayan– farklı tipte nöronlara sebep olduğunu gösteriyor” diyor.

Jhaveri:

“İki hücre grubu hipokampusün farklı bölgelerinde bulunuyor, bu da hipokampusteki ayrı alanların konumsal öğrenme ve duygu durumunu kontrol ettiğini gösteriyor. Hücreleri arıttığımızda, hücrelerin farklı mekanizmalarla aktifleştiğini ve gen expresyonlarında farklılaşan yeni nöronlar oluşturduğunu gördük” diyor.


Kaynak:

  1. Bilimfili,
  2. Mikaeli Costello, “Team Discovers Stem Cells That Make New Neurons”, http://www.futurity.org/hippocampus-memory-mood-936652/
  3. J Neurosci Res. 2013 May;91(5):642-59. doi: 10.1002/jnr.23199. Epub 2013 Feb 13. SIRT1 regulates the neurogenic potential of neural precursors in the adult subventricular zone and hippocampus. Saharan S1, Jhaveri DJ, Bartlett PF.

Erkek ve Kadın Hipokampusu Ne Kadar Farklı?

Rosalind Franklin University of Medicine and Science’da yapılan bir çalışma ile, geniş bir kitle tarafından kabul gören ‘beynin yeni hatıralar oluşturan ve duyguları hislerle ilişkilendiren bölgesi hipokampusun dişilerde erkeklerden daha büyük olduğu’ savını çürütüldü.

 Üniversiteye ait Tıp Fakültesinde Sinirbilimi dalında Yardımcı Doçent olarak görev yapan Lise Eliot önderliğindeki analiz ekibi, MR üzerinden hacimlerin karşılaştırıldığı bir meta-analiz yürüttü ve erkek / dişi hipokampusları arasında gözle görülür bir fark olmadığı sonucuna vardı.

Erkek ve dişi arasındaki stereotipik farklılıkları açıklamaya çalışırken, araştırmacılar için cinsiyete göre beyinde farklılık gözlemlemek kaçınılmaz bir sonuçtur. Dr. Eliot’a göre bu incelemelerde küçük örnek gruplarına dayanılmasına rağmen sonuçlar çok genelleniyor ve popüler olarak da bu çalışmalara sükse yaptırılıyor. Ancak çoklu veri setleri ve veri havuzları incelendiğinde, hem erkek hem de kadınlardan oluşan büyük örnek gruplarının verilerini bir araya getirdiğinde; bu iddialar çoğunlukla çöküyor veya çok önemsiz (küçük) farklar olarak kalıyor.

Hipokampi (tekil. hipokampus) beynin iki lobundada serebral korteksin altında konuçlanmıştır. Neuroimage’da yayımlanan çalışmanın bulguları “dişilerin oransız şekilde daha büyük hipokampusları olduğu için daha duygusal olarak dışa-vurumcu, insanlar-arası ilişkilerde daha güçlü ve daha iyi işitsel hafıza sahibi oldukları” iddiasını ciddi anlamda zora soktu.

Birçok insan ‘erkek beyni’ ve ‘dişi beyni’ diye bir ayrım olduğuna inanmaktadır. Ancak popülarize çalışmaların ötesine, tüm verilerin toplamına baktığımız zaman bu farklılıkların hiç de bu yargılara varacak kadar büyük olmadığı ile karşı karşıya kalırız.

Dr. Eliot’un notlarına göre, başka araştırmacıların yürüttüğü meta-analizlerde de beyindeki diğer cinsiyet farklılıklarının yanlışlandığı biliniyor. Örneğin corpus callosum boyutları arasında inanılanın aksine hiç bir fark bulunmamıştır. Bu bölge beynin en büyük beyaz madde yapısı olup iki ayrı -sağ ve sol- serebral yarı küreyi birbirine bağlayarak iletişim kurmalarını sağlayan bölgedir. Ne kadınlar ne de erkekler dil ve dilin işlenmesi noktasında birbirlerinden herhangi bir farklılık göstermemektedir.

 


Kaynak :

  • Bilimfili,
  • Anh Tan, Wenli Ma, Amit Vira, Dhruv Marwha, Lise Eliot. The human hippocampus is not sexually-dimorphic: Meta-analysis of structural MRI volumes. NeuroImage, 2016; 124: 350 DOI:10.1016/j.neuroimage.2015.08.050