Rekonstrüksiyon

Tıp biliminin daha geniş kapsamı içinde uzmanlaşmış bir alan olan rekonstrüktif tıp, insan vücudunun biçimini ve işlevini onarmaya odaklanır. Bu alan yıllar içinde önemli ölçüde gelişmiş, hasarlı doku ve organları onarmak veya değiştirmek için ileri teknik ve teknolojileri bir araya getirmiştir.

Tarihsel Bağlam ve Gelişim
Rekonstrüktif tıp kavramının kökeni, rekonstrüktif prosedürlerin ilkel biçimlerinin uygulandığı eski uygarlıklara kadar uzanır. Bununla birlikte, rekonstrüktif tıbbın modern çağı, karmaşık ameliyatları daha uygulanabilir ve güvenli hale getiren anestezi ve antisepsisin gelişmesiyle birlikte 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında başladı.

Kapsam ve Teknikler

Rekonstrüktif tıp, vücudun görünüşünü ve işlevini onarmayı veya eski haline getirmeyi amaçlayan çok çeşitli prosedür ve teknikleri kapsar. Bunlar şunları içerir:

Plastik Cerrahi: Deri, kas-iskelet sistemi, kraniyofasiyal yapılar, el, ekstremiteler, meme ve gövdeyi içeren fiziksel şekil veya fonksiyon kusurlarının onarılmasını veya yeniden yapılandırılmasını içerir. Travmanın iyileşmesi, hastalık tedavisi veya doğumsal durumlar için seçmeli veya gerekli olabilir.

Doku Mühendisliği: Bu, fonksiyonel dokular oluşturmak için canlı hücrelerin, yapı iskelelerinin ve biyolojik olarak aktif moleküllerin kullanılmasını içerir. Hasar görmüş organ ve dokuların yenilenmesi için büyük umut vaat eden, hızla gelişen bir alandır.

Rejeneratif Tıp: Yaş, hastalık veya travma nedeniyle hasar gören doku ve organların iyileştirilmesi veya değiştirilmesinin yanı sıra doğuştan gelen kusurların normalleştirilmesine odaklanır. Bu alanda genellikle kök hücreler, büyüme faktörleri ve biyomateryaller kullanılır.

Protez ve Ortez: Uzuv kaybı veya deformitesi olan bireylerin fonksiyonlarını ve yaşam tarzlarını iyileştirmek için yapay uzuvların (protez) ve destekleyici cihazların (ortez) tasarlanması ve uygulanması.

Klinik uygulamalar

Rekonstrüktif tıp, uygulamalarını aşağıdakiler gibi çok sayıda klinik senaryoda bulur:

  • Mastektomi sonrası meme rekonstrüksiyonu gibi kanser sonrası rekonstrüksiyon.
  • Yarık dudak ve damak gibi doğuştan anormalliklerin onarılması.
  • Yanık yaralanmalarının tedavisi, deri grefti ve diğer rekonstrüktif tekniklerin kullanılması.
  • Uzuvların yeniden bağlanması veya yüzün yeniden yapılandırılması da dahil olmak üzere travmatik yaralanmalardan sonra işlevin onarılması.
  • Osteoartritte eklem replasmanları gibi dejeneratif durumların düzeltilmesi.

Tarih

“Rekonstrüktif cerrahi” terimi Latince “reconstructio” (yeniden inşa) ve “chirurgia” (cerrahi) sözcüklerinden türetilmiştir. Hasarlı veya eksik vücut yapılarının onarılmasına veya değiştirilmesine odaklanan bir cerrahi alanıdır.

Erken Tanıma ve Kavram Yanılgıları

Rekonstrüktif cerrahi kavramı yüzyıllardır varlığını sürdürmekte olup, ilk örnekleri eski uygarlıklara kadar uzanmaktadır. Antik Hindistan’da, M.Ö. 6. yüzyıla kadar uzanan Sanskritçe bir tıbbi metin olan Sushruta Samhita, hasarlı burun ve kulakların onarılmasına yönelik prosedürleri anlatıyordu.

Benzer şekilde antik Yunan’da Hipokrat ve Galen de cilt kusurlarını onarmak için deri grefti kullanımı gibi rekonstrüktif prosedürleri tanımladılar. Ancak rekonstrüktif cerrahi konusundaki anlayışları o dönemde mevcut olan araç ve tekniklerle sınırlıydı.

Orta Çağ ve Rönesans: Bir Durgunluk Dönemi

Orta Çağ’da dini inançların etkisi ve bilimsel bilgi eksikliği nedeniyle cerrahi uygulamalarda bir düşüş yaşandı. Bu dönemde çok az ilerleme kaydedildiği için bu durgunluk rekonstrüktif cerrahi alanına da yayıldı.

Rönesans ve Rekonstrüktif Cerrahinin Yeniden Dirilişi

Rönesans rekonstrüktif cerrahi için bir dönüm noktası oldu. Anatomik bilginin yeniden canlanması ve yeni cerrahi tekniklerin ortaya çıkmasıyla birlikte cerrahlar, hasarlı vücut parçalarını onarmak için yeni yöntemler keşfetmeye başladı.

Fransız cerrah Ambroise Paré, Rönesans döneminde rekonstrüktif cerrahide öncüydü. Travmatik yaralanmaları ve diğer kusurları onarmak için, dokuyu yeniden yapılandırmak için deri grefti ve flep kullanımı da dahil olmak üzere yenilikçi teknikler geliştirdi.

17 ila 19. Yüzyıllar: Devam Eden İlerlemeler

17 ve 19. yüzyıllar arasında rekonstrüktif cerrahide devam eden gelişmeler görüldü. Cerrahlar daha hassas cerrahi aletler ve teknikler geliştirerek daha karmaşık onarımlar yapmalarını sağladı.

Dikkate değer gelişmelerden biri, vücudun bir kısmından diğerine doku naklini içeren otogreftlerin kullanılmasıydı. Bu teknik, reddedilme riskini en aza indirdiği için daha doğal görünümlü rekonstrüksiyonlara olanak sağladı.

20. Yüzyıl: Mikrocerrahinin Yükselişi

20. yüzyıl, mikrocerrahinin gelişmesiyle rekonstrüktif cerrahide devrim niteliğinde bir ilerlemeye tanık oldu. Bu teknik, küçük kan damarları ve sinirler üzerinde hassas operasyonlar gerçekleştirmek için mikroskoplardan yararlanarak cerrahların çok küçük yapıları onarmasına veya değiştirmesine olanak tanır.

Mikrocerrahi, rekonstrüktif cerrahi alanında devrim yaratarak cerrahların daha önce imkansız olan karmaşık onarımları gerçekleştirmesine olanak tanıdı. Bu, çok çeşitli rahatsızlıkları olan hastalar için daha iyi sonuçlara yol açmıştır.

Rekonstrüktif Cerrahinin Modern Uygulamaları

Günümüzde rekonstrüktif cerrahi, aşağıdakiler de dahil olmak üzere çeşitli durumlar için yaygın olarak kullanılan ve etkili bir tedavi yöntemidir:

Travmatik yaralanmalar: Rekonstrüktif cerrahi, yanıklar, kırıklar ve amputasyonlar gibi yaralanmaların ardından hasar görmüş dokuyu onarabilir.

Konjenital kusurlar: Rekonstrüktif cerrahi, yarık dudak ve damak gibi doğum kusurlarını ve uzuv deformitelerini düzeltebilir.

Dejeneratif hastalıklar: Rekonstrüktif cerrahi, kanser, artrit ve damar hastalığı gibi dejeneratif rahatsızlıkları olan hastaların işlevini geri kazanabilir ve yaşam kalitesini iyileştirebilir.

Estetik cerrahi: Rekonstrüktif cerrahi aynı zamanda yara izlerinin, doğum lekelerinin ve diğer kozmetik kusurların görünümünü iyileştirmek için de kullanılabilir.

Rekonstrüktif Cerrahinin Gelecekteki Yönleri

Tıbbi teknoloji ilerlemeye devam ettikçe rekonstrüktif cerrahi alanında daha da karmaşık tekniklerin geliştirildiğini görmeyi bekleyebiliriz. Bu ilerlemeler, hastalar için daha iyi sonuçlara yol açacak ve hasarlı vücut yapılarının onarılması veya değiştirilmesi konusunda daha geniş yeteneklere yol açacaktır.

Kaynak

  1. Mathes, S. J., & Nahai, F. (1997). Reconstructive Surgery: Principles, Anatomy, & Technique. Churchill Livingstone.
  2. Atala, A., Lanza, R., Thomson, J. A., & Nerem, R. (2010). Principles of Regenerative Medicine. Academic Press.
  3. Kneser, U., Schaefer, D. J., Polykandriotis, E., & Horch, R. E. (2006). Tissue engineering of bone: the reconstructive surgeon’s point of view. Journal of Cellular and Molecular Medicine, 10(1), 7-19.
  4. Ziegler-Graham, K., MacKenzie, E. J., Ephraim, P. L., Travison, T. G., & Brookmeyer, R. (2008). Estimating the prevalence of limb loss in the United States: 2005 to 2050. Archives of Physical Medicine and Rehabilitation, 89(3), 422-429.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Taraklı ayak

Latincesi: Pes transversoplanus
(Bkz: pes; transverso–planus)


Yayvan ayak, ayak kemerinin anormal biçimde düzleşmesiyle birlikte ayak parmaklarının birbirinden ayrıldığı, ön ayakta yer alan metatarsal kemiklerin lateral yönde uzaklaşarak enine arkın çökmesine neden olduğu, sık karşılaşılan bir ayak deformitesidir.

Bu durum, ayak tarağı kemiklerinin birbirinden uzaklaşmasıyla birlikte bu kemikler arasındaki bağ dokularında ve intrensek kas yapılarında aşırı gerilme meydana gelmesi sonucu ortaya çıkar. Sonuç olarak ayak tabanı yerle tam ya da tama yakın temas hâline gelir. Anatomik olarak transvers (enlemesine) arkın çökmesi ile karakterize olan bu tablo, sıklıkla “yayvan ayak” ya da yanlış bir şekilde “düztabanlık” olarak adlandırılsa da, esasen farklı mekanizmalarla seyreden ayrı deformiteler olabilir.

Pes transversoplanus, tek ya da her iki ayakta birden görülebilir. Klinik spektrumu oldukça geniştir: tamamen asemptomatik olabileceği gibi, ileri olgularda ağrı, yürüme güçlüğü ve fonksiyon kaybı ile de seyredebilir.


Etiyoloji

Yayvan ayak, konjenital (doğuştan) olabileceği gibi, yaşam boyunca kazanılmış edinsel nedenlerle de ortaya çıkabilir. Başlıca etiyolojik faktörler şunlardır:

  • Yaşlanma: Bağ dokularının elastikiyetinin azalması
  • Obezite: Ayak üzerine binen yükün artması
  • Gebelik: Hormonal değişikliklere bağlı bağ dokusu gevşemesi
  • Travma: Ayak ve ayak bileği çevresinde gelişen kırık, çıkık ya da bağ yaralanmaları
  • Romatoid artrit ve diğer enflamatuar artritler
  • Uygun olmayan ayakkabılar: Özellikle yüksek topuklu, dar burunlu veya ayak anatomisine uymayan ayakkabıların kronik kullanımı

Semptomlar ve Klinik Bulgular

Yayvan ayak deformitesi olan bireylerde görülebilecek başlıca belirtiler şunlardır:

  • Ayak kemerinde ya da topukta ağrı (özellikle uzun süre ayakta kalındığında)
  • Ayak bileğinin iç kısmında şişlik
  • Ayak tabanında düzleşme ve yerle artmış temas
  • Ayak parmaklarında dışa doğru açılma
  • Ayakkabıların düzensiz aşınması
  • Egzersiz veya uzun yürüyüşlerde çabuk yorulma
  • Duruş bozuklukları ve bazen bel ya da diz ağrısı (ikincil olarak)

Tanı

Tanı genellikle fizik muayene ile konur. Hastanın ayakta dururken ve yürürken gözlemlenmesi, yayvan ayağın varlığı ve ciddiyeti hakkında fikir verir. Tanıya yardımcı diğer yöntemler şunlardır:

  • Podoskopik analiz: Ayak tabanının temas alanlarının değerlendirilmesi
  • Radyolojik görüntüleme (ayakta çekilen ayak grafileri): Metatarsal kemiklerin açılanma derecesi, ark yapısı ve eşlik eden kemiksel deformiteler belirlenebilir
  • Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR): Yumuşak doku ve ligament yapılarının değerlendirilmesi gerektiğinde kullanılır

Tedavi Yaklaşımı

Tedavi, deformitenin ciddiyetine, eşlik eden semptomlara ve fonksiyonel kısıtlılığa göre belirlenir. Temel hedef; ağrının giderilmesi, fonksiyonun korunması ve deformitenin ilerlemesinin engellenmesidir.

Cerrahi Olmayan (Konservatif) Tedavi Yöntemleri

  • Ortez ve kemer destekli tabanlıklar
  • Destekleyici ayakkabılar (yeterli genişlikte, ortopedik tasarımlı)
  • Germe ve güçlendirme egzersizleri (özellikle ayak intrensek kasları için)
  • Non-steroid antiinflamatuar ilaçlar (NSAİİ): Semptomatik rahatlama için
  • Vücut ağırlığının kontrolü: Obezite mevcutsa kilo kaybı önerilir

Cerrahi Tedavi

Konservatif yöntemlerin yetersiz kaldığı, ilerleyici deformite ve şiddetli ağrı durumlarında cerrahi seçenekler değerlendirilir. Cerrahi seçenekler arasında metatarsal osteotomiler, tendon transferleri, ligament rekonstrüksiyonları ve nadiren artrodez (eklem dondurma) girişimleri yer alır.


Prognoz ve Yaşam Kalitesi

Yayvan ayak, uygun şekilde tedavi ve izlem sağlandığında çoğu bireyde yaşam kalitesini ciddi biçimde etkilemeden yönetilebilecek bir durumdur. Kronik olgularda erken tanı ve müdahale ile ilerleyici deformite ve sekonder problemler (örneğin postural bozukluklar, diz-aşil-kompleksi zorlanmaları) önlenebilir.


Keşif

Antik Dönem

  • HİPOKRAT (MÖ 460–370)
    • Corpus Hippocraticum külliyatında, ayağın şekil bozukluklarına ve yüklenme biçimine dair gözlemler bulunur.
    • Ayak kemeri kavramı net olarak tarif edilmese de, “baskı noktalarındaki değişimlerin yürüyüşü bozabileceği” belirtilmiştir.
    • Yayvan yapının özellikle yaşlı bireylerde ve ağır iş yapanlarda daha sık görüldüğü kaydedilmiştir.
  • GALEN (MS 129–216)
    • De Usu Partium adlı eserinde ayak anatomisini fonksiyonel bağlamda ele alır.
    • Ayağın doğal kemer yapısını koruyan bağ ve kas gruplarının rolünü tartışır.
    • Yassılaşmış ayak tabanının, yük ile ilişkili olarak zamanla gelişebileceğini öne sürer.

Rönesans Dönemi

  • LEONARDO DA VINCI (1452–1519)
    • İnsan ayağını “insan mühendisliğinin başyapıtı” olarak nitelendirir.
    • Anatomik çizimlerinde metatarsal kemikler, kemer sistemleri ve topuk-yük dağılımı ayrıntılı biçimde gösterilir.
    • Ayağın dinamik stabilitesi üzerine gözlemsel katkılar sunar, ancak patolojik düzeyde bir deformite sınıflaması yapmaz.

18.–19. Yüzyıl: Klinikleşme Süreci ve Sistematik Tanımlar

  • FRANZ JOSEPH GALL (1758–1828)
    • Nöroanatomiye katkılarıyla tanınsa da, periferik kas-iskelet sisteminin gelişimiyle ilgili çalışmaları, ayak deformiteleri üzerine de tartışma yaratmıştır.
    • Ayak tabanındaki kas tonusunun yetersizliği ile yapısal deformasyon arasındaki ilişkiye dikkat çeker.
  • WILLIAM ADAMS (1820–1900)
    • İngiliz ortopedi cerrahı. Düz taban ve yayvan ayak arasında ayrım yapan ilk cerrahlardan biridir.
    • Flat-foot in the adult adlı 1859 tarihli klinik monografisinde yayvan ayak deformitesinin, yaşa ve vücut ağırlığına bağlı ilerleyebileceğini belirtmiştir.
    • Bu çalışması, İngiliz tıp camiasında düz tabanlıkla splayfoot’u ayıran ilk metinler arasında yer alır.
  • JULES GUÉRIN (1801–1886)
    • Fransız ortopedi uzmanı. 1840’larda ayakta deformitelere karşı fiziksel egzersizlerin kullanılmasını sistemleştirir.
    • Yayvan ayak da dahil olmak üzere pek çok ayak deformitesi için manuel düzeltme ve bandaj teknikleri önerir.

20. Yüzyıl: Radyolojik Tanı, Ortezler ve Cerrahi Yaklaşım

  • DUDLEY J. MORTON (1884–1960)
    • Amerikalı anatomist ve ortopedist.
    • 1930’larda yayımladığı çalışmalarda, “anterior transverse arch” (ön enlemesine kemer) kavramını detaylandırmıştır.
    • Morton’a göre bazı bireylerde bu enlemesine kemer yapısı zayıftır ve bu durum “splayfoot” gelişimine zemin hazırlar.
    • Ayrıca, Morton’un nöroması ve “Morton ayağı” gibi kavramlar, metatarsal bölge morfolojisinin yaygın varyasyonlarını tarif eder.
  • ROY H. KINSMAN (1900’ler ortası)
    • Ayakta kemer yapılarının fonksiyonel analizi için ilk dinamik yürüyüş çalışmaları yapanlardan biridir.
    • Pes planus ve pes transversoplanus ayrımını biomekanik temelde değerlendirmiştir.

21. Yüzyıl: Multidisipliner Yaklaşım ve Fonksiyonel Rehabilitasyon

  • RICHARD L. BLAKE (2000 sonrası)
    • Amerikalı podolog ve ayak biyomekaniği uzmanı.
    • Özellikle kişiye özel tabanlık (custom orthotic devices) uygulamalarında pes transversoplanus için geliştirdiği “Blake Inverted Technique” ile tanınır.
    • Ayak kemeri çökmesinin yalnızca statik değil, dinamik yükleme altında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
  • DANIEL J. RICHEY (2020’ler)
    • Modern pedobarografi ve 3D plantar baskı teknolojileri kullanarak yayvan ayak deformitelerini sınıflandıran çalışmalara imza atmıştır.
    • Klinik pratiğe ileri görüntüleme destekli bireysel ortopedik cihaz uygulamalarını entegre etmiştir.



İleri Okuma

  • Mann, R. A., & Inman, V. T. (1964). Phasic activity of intrinsic muscles of the foot. Journal of Bone and Joint Surgery. American Volume, 46(3), 469–481.
  • Root, M. L., Orien, W. P., & Weed, J. H. (1977). Clinical biomechanics: Normal and abnormal function of the foot. Los Angeles: Clinical Biomechanics Corporation.
  • Coughlin, M. J., & Mann, R. A. (1987). Reconstructive foot and ankle surgery. St. Louis: Mosby.
  • Mosca, V. S. (1995). Flexible flatfoot in children and adolescents. Journal of Bone and Joint Surgery. American Volume, 77(7), 989–1000.
  • Van Boerum, D. H., & Sangeorzan, B. J. (2003). Biomechanics of the subtalar joint complex and clinical implications. Foot and Ankle Clinics, 8(2), 285–299.
  • Scharfbillig, R., Evans, A. M., & Copper, A. W. (2004). The effect of rearfoot eversion on multi-segment foot kinematics during gait. Journal of the American Podiatric Medical Association, 94(3), 247–255.
  • Harris, E. J. (2010). The natural history and pathophysiology of flexible flatfoot. Clinics in Podiatric Medicine and Surgery, 27(1), 1–23.
  • Kim, M. H., Yi, C. H., & Kwon, O. Y. (2015). Effect of foot orthoses on gait patterns in flexible flatfoot patients. Journal of Physical Therapy Science, 27(4), 1239–1242.
  • Ness, M. E., et al. (2019). Foot and Ankle Disorders. In: Post TW, ed. UpToDate. Waltham, MA: UpToDate Inc. https://www.uptodate.com
  • Mayo Clinic. (2019). Flatfeet. Mayo Foundation for Medical Education and Research. https://www.mayoclinic.org/diseases-conditions/flatfeet/symptoms-causes/syc-20372604
  • Richey, D. J., et al. (2021). Three-dimensional plantar pressure mapping in flatfoot deformity: Diagnostic and functional correlations. Foot & Ankle International, 42(6), 733–741.
  • Zhang, Y., et al. (2022). Finite element analysis of foot arch mechanics in flatfoot. Journal of Orthopaedic Research, 40(3), 612–620.


Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.