Beynimiz Olduğumuzdan Daha Zayıf Göründüğümüz Yanılgısına Sahip Olabilir

University of Western Australia’dan araştırmacılarpsikolojik bir illüzyonun insanları olduğundan daha zayıf olduklarını düşünme yanılgısına yönlendirebiliyor.

 

9 Ocak’ta (2018) Scientific Reports‘da

Kaynak: https://www.cmog.org/sites/default/files/styles/apachesolr_search_grid/public/collections/25/2548A2B6-B4A4-43D7-B0F5-B058B21C6B1D.jpg?itok=IotmUR_M

yayımlanan yeni bir araştırmada, vücudumuzu nasıl algıladığımızın, aslında kendimiz ve başkaları tarafından yapılan geçmiş gözlemlerin harmanlanmasıyla yaratılan bir bozulma olduğuna dair deliller elde edildi. Sıralı bağlılık olarak bilinen bu doğal önyargı, beynimizin zamanla topladığı verinin ortalamasını alma etkisidir. Araştırma verilerine göre, vücut büyüklüğüne ilişkin yargılar, daha önceki tecrübelere dayanıyor.

Bir kişinin ağırlığı, ortalamanın üzerine çıktıkça, geçmiş deneyimlerinin daha küçük vücut büyüklüğü içermesi de daha muhtemel hale gelir. Çünkü beynimiz, geçmiş ve güncel deneyimlerimizi birleştirir ve aslında olduğumuzdan daha zayıf göründüğümüze dair bir illüzyon oluşturur. 103 kadın katılımcının yer aldığı çalışmada, katılımcılara; normalin altında, normal, aşırı kilolu ve obez şeklinde değişkenlik gösteren bir dizi kadın vücudu fotoğrafı gösterildi. Araştırmada, katılımcılardan, vücut çizgisi olarak bilinen görsel bir analog ölçek boyunca bir çizgi çizerek algılanan vücut büyüklüğüne dair bir değerlendirmede bulunmaları istendi. Yapılan değerlendirmelerin ardından, algılanan vücut büyüklüğünde sıralı bir önyargıya dair deliller elde edildi. Yani katılımcılar, vücut büyüklüğüne dair yargılarının daha önce gördükleri vücut büyüklüğüyle uyumlu olması eğilimi gösterdiler.

Araştırma, insan gözlemcilerinin, kendi vücut büyüklüğü ve başkalarının vücut büyüklüğüne dair tahminler geliştirmede genellikle zayıf olduğunu ortaya koyuyor. Bir başka ifadeyle, vücut büyüklüğüne ilişkin yargılar, her zaman tutarlılık göstermiyor ve çeşitli faktörlerden etkilenebiliyor. Hatta bazen yanımızdaki insanın vücut büyüklüğüne dair gözlemimizden bile etkilenebiliyor.

Elde edilen bu bulgular, başarılı bir diyet şansını da içeren kilo verme yaklaşımları için önemli işaretler taşıyor. Bu durumu sağlık açısından ilginç kılan şey ise, yanlış algılayan vücut boyutunun yeme bozuklukları veya obezitenin ortak bir semptomu olmasıdır. Araştırma ekibi bu yanılsamaları düzeltmeyi ve böylelikle insanların ağırlıklarını doğru bir şekilde değerlendirebilmelerini, beklentileri yönünde mi yoksa aksi yönde mi bir değişimin gerçekleştiğini tutarlı bir biçimde görebilmelerine yardımcı olmayı hedefliyor.

Obezite oranlarının giderek arttığı bir dünyada, bu bozukluk; kötü sağlık, düşük yaşam kalitesi ve çeşitli büyük hastalıkların başlangıcı ve ciddiyetindeki artış ile bağlantılıdır. Kilo alımının fark edilmemesi, sorunun fark edilmesini geciktirir, böylece bireyler ve toplumlar için sağlık sorunlarının ortaya çıkma olasılığı da artar.

Kaynak ve İleri Okuma:

İnsanlar, Kan Şekeri Seviyelerini Bilinç Dışı Kontrol Edebiliyor

Düşünce, duygusal hal bazen çok güçlü ilaçların görevini görebilir. Basitçe bu durumu açıklayacak olursak; bir kişi belli bir tedavinin veya ilacın olumlu sonuçlar vereceğine ikna edildiğinde; tedavi tamamen uydurma (genelde yararı olmadığı gibi zararı da olmayan plasebo kullanılmaktadır) da olsa işe yaradığı ve hastalarda iyileşmeler gözlemlenen çalışmalar mevcuttur. Bu tip mental manevraların veya teknik ismi ile plasebo etkisinin bazen hatırı sayılır derecede önemli etkileri görülebiliyor; bir pilotun görüş yeteneğinin gelişmesi, insanların kilo vermesi ve hatta belli bir ölçüye kadar IQ’nun gelişmesi bunlardan bazılarıdır. Şimdi ise yeni bir çalışma, bu etkinin bazı hastaların kronik hastalıklarını yönetmelerine yardımcı olabildiğini ortaya koyuyor.

Yapılan deneylerden birinde, katılımcıları ne kadar zaman geçtiği konusunda yanıltan araştırmacılar, katılımcıların kan şekeri seviyelerinin gerçek geçen zaman yerine geçtiğini zannettikleri zamana göre belirlendiğini gözlemledi. Bu da katılımcıların daha gerçekte geçenden daha fazla zaman geçtiğini sandıkları zaman kan şekerlerinin daha hızlı biçimde düştüğünü veya başka bir deyişle geçtiği sanılan zamana kadar düşeceği miktara yakın seviyelerde bir düşüş gerçekleştiğini gösteriyor. Proceedings of the National Academy ofSciences’da yayımlanan çalışma, psikolojik süreçlerin ve algı/zihniyet ilişkilerinin – bu araştırma örneğinde gerçek zaman aralıkları ve algısının değişmesi- vücut üzerinde önemli sonuçlar doğurabilecek etkilerinin olabileceğini gösteriyor.

Dahası, bu araştırma kanda ani ve periyodik şeker konsantrasyonu yükselmesi anlamına gelen tip 2 diyabet gibi kronik bir takım rahatsızlıklara karşı zihinden faydalanılabileceği fikrini ön plana çıkartıyor. Diyabet için geçerli olan resmi tedavi yollarının hiç biri sübjektif biliş etkisini hesaba katmazken, söz konusu araştırma bu durumun tam tersinin daha iyi sonuçlar üretebileceğine işaret ediyor. Araştırmacılar, ileri incelemeler ile öğretilmiş bilişsel strateji ve geliştirilmiş farkındalık sayesinde kan şekeri seviyelerine karşı mücadele edilebileceğini öne sürüyor.

Araştırma için bir araya getirilen tamamı tip 2 diyabet hastası olan 47 katılımcı geceden tok karnına uyuyarak sabah 9’da Harvard’daki psikoloji laboratuvarına gitti. Burada 3 gruba ayrılan katılımcılar, her grup için farklı düzenlenmiş saatler bulunan odalarda 90 dakika boyunca video oyun oynadı. 3 gruptan birincisi 45 dakika geçmiş gibi gösteren, ikincisi 180 dakika geçtiğini gösteren ve sonuncu grup ise gerçek zamanlı yani 90 dakika geçtiğini gösteren saatlerin bulunduğu odalara alındı.

Araştırmacılar da bu 90 dakikalık periyottan önce ve sonra katılımcıların kan şekeri seviyelerini ölçtü. Bununla birlikte haftalık glikoz alımı ve glikoz dalgalanmaları ölçülen bireylerin ortalama kan şekeri seviyeleri tespit edildi. Ayrıca her katılımcıya, oyun oynarken ne kadar zaman geçtiğini düşündükleri soruldu ve odalarında bulunan saatle tutarlı cevaplar verdikleri görüldü.

Yapılan deneyde tüm katılımcıların geçen sürede kan şekerlerinin düştüğü ölçülürken, düşüş miktarının katılımcının geçtiğini düşündüğü zamana bağlı olarak değiştiği tespit edildi. Düşüş miktarı yavaş saat olan odadaki grupta en az, hızlı saat olan odadaki grupta ise en çoktu.

Araştırmacılar sonuçları daha önceki çalışmalar ile birleştirerek açlık hormonlarının, beklenen öğün zamanlarının zamana bağlı kan şekeri değişimlerini etkileyebildiğini belirtti.

Konu ile ilgili olarak daha kesin bilgilere ulaşmak ve tip 1 diyabet gibi hastalıkları da dahil ederek farklı terapi rutinlerini geliştirmek için ileri araştırmaların yapılması gerektiği belirtiliyor.


Kaynak :
  • Bilimfili,
  • Beth Mole, 8 Temmuz 2016, In time warping study, people unconsciously controlled blood sugar levels, arstechnica.com/science/2016/07/in-time-warping-study-people-unconsciously-controlled-blood-sugar-levels/

Makale Referans :Chanmo Parka, Francesco Pagnini, Andrew Reece, Deborah Phillips, and Ellen Langer Blood sugar level follows perceived time rather than actual time in people with type 2 diabetes PNAS Chanmo Park, doi: 10.1073/pnas.1603444113

Kahvaltı ederek zayıflama efsanesine son

“Kahvaltı en önemli öğündür. Sizi tok ve enerjik tutar, abur cubur yemenizi engeller, metabolizmanızı hızlandırır, şişmanlamazsınız.”

Bize sürekli söylenen bu. Fakat bazı uzmanlar bunun bir efsane olduğu görüşünde.

Kahvaltı etmeli miyiz?

Yapılan araştırmalar, sürekli olarak aşırı kilolu ve obez insanların kahvaltı etmediğini gösteriyor.

Fakat bu bir sebep sonuç ilişkisi doğurur mu?

Örneğin dondurma tüketimi artarken, güneşte aşırı yanma vakaları da artar. Buradan dondurma yemenin güneş yanığına neden olduğu sonucuna varmayız.

Kiloyla kahvaltı arasındaki bağlantı kahvaltıyla açıklanabileceği gibi, kahvaltı eden insanların genellikle daha hareketli, daha iyi beslenme alışkanlığı olan ve daha sağlıklı yaşam süren insanlar olmasından kaynaklanıyor da olabilir.

Image captionTipik İngiliz kahvaltısı o kadar sağlıklı değil

Britanya’daki Obezite Gözlemevi, kahvaltının daha sağlıklı bir yaşam için “iyi” olduğunu söylemekle birlikte “Kiloyla kahvaltı arasında bir sebep sonuç ilişkisi mi var yoksa kahvaltı sadece diğer sağlıklı yaşam unsurlarının bir işareti mi, bunu net bir şekilde söyleyebilmek mümkün değil” sonucuna varıyor.

Kahvaltı yargılanıyor

İnsanların yeme alışkanlıklarını fiilen değiştiren bazı klinik deneyler yapıldı fakat bunlar deneklerin kilosunu hiç bir şekilde değiştirmedi.

Bunlardan en kapsamlısının sonuçları American Journal of Clinical Nutrition dergisinde yayımlandı.

Alabama Üniversitesi’nde yapılan 4 ay süreli deneye katılan 300 aşırı kilolu ya da obez insanın bir kısmına kahvaltılı bir kısmına kahvaltısız bir diyet veriliyor.

Deneyi yürüten ekibin başındaki Profesör David Allison, “Kilo kaybı konusunda kahvaltı edenlerle etmeyenler arasında hiç bir fark olmadı. Kilo ve kahvaltı ilişkisinin en azından yetişkinler açısından bir efsane olduğu fikrine daha yatkın olduğumuzu söyleyebilirim” diyor.

Profesör Allison, kahvaltıyı bırakan insanların çoğunun bunu muhtemelen kilo kaygısıyla yaptıklarını söylüyor.

Image copyrightThinkstock
Image captionUzmanlar kahvaltı için lifli yiyecekleri tercih etmek gerektiğini söylüyor

Tabi kahvaltı etmezken etmeye başlayanlar, diğer öğünlerden eksiltmezlerse kilo alma riskiyle karşı karşıya da gelebiliyorlar.

Profesör Allison, “Kahvaltı etme tavsiyesi kilo kaybetmek isteyenler açısından bu noktada yerinde bir tavsiye değil” diyor.

Kahvaltının dayanılmaz cazibesi

Doktor Alison Tedstone ise kahvaltı savunucularından.

Tezini, kahvaltı etmeyenlerin genellikle daha şişman olduklarına dair araştırmalara işaret ederek savunuyor.

Bu ikisi arasında sebep sonuç ilişkisi olmayabileceği yönündeki yorumları ise “Kahvaltı konusundaki kanıtlar yeterli değil” diyerek kabul ediyor.

Fakat, Doktor Tedstone’un kahvaltıyı savunmak için başka sebepleri de var.

“Kahvaltı sağlıklı yenmesi ve kontrol edilmesi en kolay öğün” diyor. Kahvaltı etmemenin daha sonra çok acıkıp abur cubur yeme ya da vücuda yararlı gıdaları alamama risklerini artırdığına işaret ediyor.

Sağlıklı kahvaltı tarifi

“Mükemmel kahvaltı diye bir şey yok” diyen Doktor Tedstone, burada anahtar kelimenin lifli gıdalara odaklanmak olduğunu söylüyor.

“Bir bütün olarak baktığımızda diyetimizde yeterince lif yok. O yüzden kahvaltı lifli şeyler yemek için bir fırsat” diyor.

Yulaf ezmesi, müsli, meyveler, tam tahıl ekmek hep lif oranı yüksek yiyecekler.

Fakat bazı müsli benzeri gıdalara fazlasıyla şeker ve tuz katılabiliyor. Uzmanlar etiketlere dikkat etmek gerektiğine dikkat çekiyorlar.

Beyne gıda

Kahvaltıyı savunanları bir başka iddiası kahvaltı eden çocukların okulda daha başarılı olduğunu gösteren araştırmalar.

Image copyrightPA
Image caption
Kahvaltı eden öğrencilerin okulda daha başarılı olması da başka faktörlere bağlı olabilir

Galler’deki Cardiff Üniversitesi’nde geçen yıl yapılan bir araştırma da bu verileri destekledi.

Fakat bu çalışmalarda da kahvaltı ile kilo arasındaki bağa ilişkin uyarılar yapılıyor.

Bristol Üniversitesi’nden Profesör David Rogers, “Çocuğun kahvaltı etmemesinin gerisinde fakir bir evden gelişi olabilir. Belki aile çocuğa kahvaltı veremiyor. Ve çocuğun okuldaki başarısızlığının gerisinde yoksulluğin getirdiği diğer koşullar yatıyor olabilir” diyor.

Doğrusu ne?

Bir çok uzmanın üzerinde birleştiği makul noktalar var.

“Kahvaltı ediyorsanız, en sağlıklı bir şekilde kahvaltı etmeye gayret etmelisiniz. Kahvaltı etmiyorsanız, ille de kahvaltı etmeniz gerekmez, ama etmeyi bir düşünün.”

Bazı uzmanlar insanların kahvaltılı ve kahvaltısız bir günde yeme davranışlarını gözlemleyerek kendileri için en iyisini seçmelerinin iyi olacağını savunuyor.

Kaynak:

  1. BBC
  2. Chika Horikawa, Satoru Kodama, Yoko Yachi, Yoriko Heianza, Reiko Hirasawa, Yoko Ibe, Kazumi Saito, Hitoshi Shimano, Nobuhiro Yamada, Hirohito Sone Skipping breakfast and prevalence of overweight and obesity in Asian and Pacific regions: A meta-analysis Preventive Medicine Volume 53, Issues 4–5, October–November 2011, Pages 260–267 Special Section: Epidemiology, Risk, and Causation doi:10.1016/j.ypmed.2011.08.030
  3. Emily J Dhurandhar, John Dawson, Amy Alcorn, Lesli H Larsen, Elizabeth A Thomas, Michelle Cardel, Ashley C Bourland, Arne Astrup, Marie-Pierre St-Onge, James O Hill, Caroline M Apovian, James M Shikany, and David B Allison The effectiveness of breakfast recommendations on weight loss: a randomized controlled trial The American Journal of Clinical Nutrition June 4, 2014, doi: 10.3945/​ajcn.114.089573
  4. Hannah J Littlecotta, Graham F Moorea, Laurence Moorea, Ronan A Lyonsa and Simon Murphya Association between breakfast consumption and educational outcomes in 9–11-year-old children Public Health Nutrition DOI: http://dx.doi.org/10.1017/S1368980015002669 (About DOI), 8 pages. Published online: 28 September 2015

Dr. Mehmet Öz: Zayıflama İlaçları/Otları/Yöntemleri İle İlgili Safsatalar ve Yalanlar

Türkiye’de pek yankı bulmadı; ancak ABD’nin Türk asıllı abartılı düzeyde sevilen doktoru Mehmet Öz, programlarında özellikle zayıflama hapları ve otlarıyla ilgili bilim dışı, abartılı, piyasaya yön verme amacı olduğundan şüphe edilen bilgiler vermesi sebebiyle hakim karşısına çıkarıldı. Temmuz 2014 itibariyle hukuki süreç halen devam ediyor; ancak ABD’de adeta tapılan bu doktorun “mucizevi zayıflama hapı” veya “doğaüstü güçlere sahip ot” gibi bilimin sınırları dışına çıkan saçma sapan açıklamaları ve bundan doğan süreç, akla şu soruyu getiriyor: “zeki gibi gözüken insanlar neden zayıflama hapı saçmalıklarına kanıyorlar?” Bu yazımızda bunu irdeledikten sonra, size 7 temel test yöntemi sunarak alacağınız ilaçların gerçeklik payını test etmenizi sağlamaya çalışacağız. Öncelikle Dr. Öz ile ilgili vakaya kısaca göz atalım:

Mehmet Öz, ABD Senatosu’nun sahte zayıflama ve diyet hapları satan firma ve kişilere yönelik açtığı 34 milyon dolarlık dava kapsamında sert bir şekilde eleştirildi, mahkemeye çıkarıldı ve bir anda gündeme oturdu. Raporlara göre Missouri eyaleti senatörü Claire McCaskill, televizyon doktoruna şu sözlerle yüklendi:
“Bu şeyleri söyleme ihtiyacını neden duyduğunuzu anlamıyorum; çünkü doğru olmadıklarını biliyorsunuz. Dolayısıyla neden, bu kadar muhteşem bir megafona sahipken… Neden bu tür şeyler söyleyerek şovunuzu ucuzlaştırıyorsunuz? Bir ürünü şovunuzda övdüğünüzde ‘Dr. Oz Etkisi’ olarak bilinen şey gerçekleşiyor. Satışlar ciddi anlamda patlıyor ve sahtekarların sağda solda belirip sahte ve aldatıcı reklamlarla şüpheli ürünleri satmasına teşvik vermiş oluyorsunuz.”
 
Yeşil kahvenin özünün kilo verme konusunda mistik ve hızlı bir etkisi olduğuna inanma saflığına düşmek insana cazip gelebilir. Exeter Üniversitesi’nden psikolog Stephen Lea, insanların neden bu sahte ürünlere aldandığı üzerine araştırmalar yürütüyor ve elde ettiği sonuçlar pek de beklendik sonuçlar değil.
Örneğin bolca bulunan diyet ürünleriyle ilgili reklamlara kanan insanların çoğunlukla bu konuyu ve konu hakkındaki piyasayı pek de takip etmeyen kişiler olduğunu düşünebilirsiniz; ancak gerçek tam tersini gösteriyor. Bu konuda en bilgili olanlar, en kolay kanıyorlar. Lea, bunu şöyle açıklıyor:
“Futbol hakkındaki bir iddia ile ilgili olan sahtekarlıklara asla kanmam çünkü kumar oynamıyorum ve futbolla zerre kadar ilgilenmiyorum. Dolayısıyla bu konuyla ilgili sahtekarlık benim aklıma asla girmeyecek. Öte yandan gezmeyi seviyorum ve paramı elimde tutmak için sürekli olarak ucuz tarifeler arıyorum; böylece daha uzaklara gidebiliyorum. Bu yüzden ucuz hava tarifeleri öneren gizemli gezi acentelerinin sahtekarlıklarına inanmaya potansiyel olarak daha açığım.”
 
Bu sahtekarlıklara artan miktarda maruz kalmanın, bunlara aldanma riskinizi arttırdığı mantıklıdır. Ancak Lea, bunu daha da ileri düzeyde açıklıyor ve bir sahada uzman olduğunu iddia eden kişilerin, bu konudaki uzmanlıklarını abarttıklarını söylüyor. Bu aşırı güven, her yerde karşımıza çıkıyor: örneğin ABD’nin 3’te 1’i kendilerinin aşırı kilolu olduğuna inanırken, bilimsel veriler tam tersine, ABD’nin 3’te 1’inin aşırı kilolu olmadığını gösteriyor.
Dr. Oz davasını da kapsayan davaları açan Federal Ticaret Komisyonu, aşağıda sunacağımız 7 maddelik listeyi sunarak diyet hapları konusundaki sahtekarları tespit edebilmenize katkı sağlamayı hedefliyor. Biz de faydalı bulduğumuz için paylaşmak istedik. Aşağıdakilerden en az 1 tanesini yapabildiğini iddia eden ilaçlardan ve firmalardan mutlaka uzak durun veya ürünlerini almadan önce 2 defa düşünün:
1. 1 ay içerisinde, herhangi bir diyet uygulamadan veya spor yapmadan haftada 1 kilo veya daha fazlasını verebileceğinizi iddia ediyorsa,
2. Ne kadar yerseniz yiyin kilo verebileceğinizi iddia ediyorsa,
3. Ürünü kullanmayı bıraktıktan sonra bile kalıcı olarak kilo verebileceğinizi iddia ediyorsa,
4. Yağların veya kalorilerin alımına engel olarak kilo vermenizi sağladığını iddia ediyorsa,
5. 4 haftadan uzun bir süre boyunca haftada 1.5 kilo veya daha fazlasını güvenle verebileceğinizi iddia ediyorsa,
6. Her türlü kullanıcının kilo vermesine katkı sağlayabileceğini iddia ediyorsa,
7. Herhangi bir ürünü giyerek, vücuda takarak ya da sadece deri üzerine sürerek kilo verebileceğinizi iddia ediyorsa…
Bu ürünlerden ve firmalardan uzak durun.
Tek bir öneride de bulunulabilir: Eğer ki bir şey gerçek olamayacak kadar güzelse, muhtemelen gerçek değildir.
Dikkatli olmanız dileklerimizle.