Evrensel, güncel, önemli, ilgi çekici, tartışmalı, ekonomiyle ilintili, önemli sağlık sorunlarını henüz ortaya çıkmadan çözdüğü düşünülüyor, kendisinin bir sağlık sorunu olduğu düşünülüyor…
Daha da önemlisi modern tıp “karşıtları” tarafından düşmanlarının yumuşak karnı olduğu varsayılıyor.
Tıp biliminin çok az konusu aşı kadar geniş tabanlı kitlelerde yankı bulmuştur. Tıpla uğraşan insanların çeşitli konular üzerinde bitmez tükenmez tartışmalar yaşaması, görüş ayrılıklarına düşmesi oldukça sıradandır ve bir açıdan da gereklidir. Ancak bilgi asimetrisinin üst seviyede olduğu bir konuda toplumsal çapta fikir ayrılıklarının yaşanmasının başlıca iki nedeni; hasta olmayan, sağlıklı olarak tanımlanabilecek kişilere uygulanması ve bu kişilerin insanın en değerli varlığı olan çocukları olmasıdır.
Yaklaşık 200 yıllık gelişim sürecinde, aşı ve aşılama konusunda birikmiş bilimsel veriler neredeyse bir tıp uzmanlığı alanı oluşturacak ölçeğe ulaştı. Her geçen an bu verilere yenileri eklenmekte ve geçmiş ve güncellenen bilgiler ışığında, uygulamaların gerek bireysel insan sağlığı, gerekse halk sağlığı açısından istenen sonuçları en az zararla vermesi için sürekli yeni değerlendirmeler yapılmakta.
Güncel bilgiler ışığında yapacağımız değerlendirmelerin değişmez olmadığını, ancak sadece bilimsel yolla elde edilmiş verilere göre değişebileceğini vurgulayarak söze bir yerinden başlayalım.
(Yazıda geçen aşılama kavramı çocukluk çağı hastalıklarına karşı yapılan, yani ülkelerin ulusal aşı programlarına dâhil ettikleri aşıları tanımlamak için kullanılmıştır.)
“Baba”lar…
Eski Çin ve Hint tıp uygulamalarında rastlandığı bildirilse de, kayıt altına alınmış ve bilimsel yöntemlerle doğrulanmış ilk başarılı aşılama 18. yüzyılın son yıllarında, bağışıklık biliminin babası olarak da onurlandırılanEdward Jenner tarafından yapılmıştır. Her bilimsel keşifte olduğu gibi iyi bir gözlem, geçmiş deneyimlerin derlenmesi ve bilginin eklenmesiyle, 1980 yılından beri hastalık yapıcı bir ajan olarak aramızda olmayan (ABD ve Rusya’daki 2 laboratuvarda hala canlı çiçek virusu bulunmakta) çiçek virusuna karşı ilk sıcak temas işte o günlerde sağlandı. Klinik olarak çiçek hastalığının tüm özelliklerini taşıyan ancak tablonun daha hafif seyrettiği sığır çiçeği hastalığına sürekli maruz kalan süt sağıcılarında çiçek hastalığının görülmediği gözleminden yola çıkan Jenner, İngilizlerin Türkler ve Çerkezlerden görerek 1720’lerde Ada’ya getirdikleri “çiçekleme” yöntemi ile sığır çiçeği püstülünden (iltihap içeren deri lezyonu) aldığı sıvıyı sağlıklı insanların koluna “ekerek” hastalığı hafif şekilde geçirmelerini ve sonrasına bu ölümcül virusa karşı hayat boyu süren bir savunma geliştirmelerini hedeflemiş, başarmış ve yöntemini kayıt altına almıştır.
Yaklaşık yüz yıl sonra, diğer çalışma arkadaşıyla birlikte bakteri biliminin kurucusu ve mikrobiyolojinin babası payelerini almasına neden olacak çalışmalarıyla Louis Pasteur ortaya çıkmıştır. İnsanlarda çeşitli hastalıklar yapabilen, etkeni Pasteur’ün adını taşıyan bir bakteri (Pasteurella multocida) olan tavuk kolerası üzerine yaptığı çalışmalardan sonra şarbona ve kuduza karşı yaptığı başarılı bağışıklama çalışmaları, kendisinden önceki dönemlerde ortaya atılan “mikrop teorisi”ni bilimsel temellere oturtması açısından da çok önemlidir. 2005 yılında hayata veda eden Maurice Hilleman’ı da, 20. yüzyılda 40 ayrı hastalığa karşı keşfettiği aşılar nedeniyle, aşılamanın babası olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır.
Çocuk felcine karşı başlattıkları mücadeleyi kazanan ve ona karşı etkin aşılar geliştirmeyi başaran Albert Sabin veJonas Salk da burada anılmayı hak eden iki tıp doktorudur.
Soldan Sağa: Jenner, Pasteur, Hilleman, Sabin, Salk