Pinaveriumbromid

  • Pinaverium bromide, fonksiyonel bağırsak bozukluklarının semptomatik tedavisinde ve bir baryum sülfat lavmanı için bir hazırlık olarak kullanılan antispazmodikler grubundan bir antispazmodik aktif bileşendir.
  • Etkiler, düz kas hücrelerine kalsiyum akışının inhibisyonuna dayanır.
  • Tabletler genellikle günde iki ila üç kez yemekle birlikte alınır.
  • Yemek borusu rahatsızlıklarını önlemek için yatarken değil, yatmadan önce değil, bir bardak su ile verilmelidir.
  • Olası istenmeyen etkiler arasında aşırı duyarlılık reaksiyonları, gastrointestinal rahatsızlık ve cilt reaksiyonları yer alır.

Pinaverium bromür, ticari olarak film kaplı tabletler (Dicetel®) şeklinde temin edilebilir. 1985’ten beri onaylanmıştır.

Kimyasal

yapı ve özellikler

Pinaverium bromür (C26H41Br2NO4, Mr = 591.4 g/mol) bir morfolin türevi, bir bromür tuzu ve bir kuaterner amonyum bileşiğidir.

Etkileri

Pinaverium bromür spazmolitik özelliklere sahiptir ve sindirim sisteminde seçici olarak aktiftir. Etkiler, düz kas hücrelerine kalsiyum akışının inhibisyonuna dayanır. Pinaverium bromür düşük oral biyoyararlanıma sahiptir. Yarı ömür yaklaşık 1.5 saattir.

Endikasyonlar

Fonksiyonel bağırsak hastalıkları ile ilişkili ağrı, geçiş bozuklukları ve bağırsak bozukluklarının semptomatik tedavisi.
Radyolojik inceleme için baryum sülfat lavmanına hazırlanıyor.

Teknik bilgilere göre dozajlanır. Tabletler genellikle günde 2 ila 3 kez yemekle birlikte alınır. Özofagus bozukluklarını önlemek için tabletler çiğnenmemeli veya ağızda çözünmesine izin verilmemelidir. Yatarken veya yatmadan hemen önce değil, bir bardak su ile alınmalıdırlar.

kontrendikasyonlar

  • aşırı duyarlılık
  • bağırsak tıkanıklığı

Tam önlem önlemleri, profesyoneller için ilaç bilgilerinde bulunabilir.

etkileşimler

Etkileşimler hakkında tam bilgi mevcut değildir.

istenmeyen etkiler

Olası istenmeyen etkiler şunları içerir:

  • aşırı duyarlılık reaksiyonları
  • Karın ağrısı, ishal, bulantı, kusma, disfaji gibi sindirim bozuklukları
  • Hasta bilgi sayfasında belirtildiği gibi yutulmadığında ülserasyon gibi özofagus bozuklukları
  • Ciltte kaşıntı, kurdeşen ve kızarıklık gibi cilt reaksiyonları

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Benzocain

  • Benzokain (4-aminobenzoik asit etil ester), hızlı etkisi girişine sahip, ancak nispeten kısa bir eylem süresi olan yüzey ayarı için lokal bir anesteziktir.
  • Benzokain, ağız boşluğundaki ağrılı hastalıkların ve yaralanmaların semptomatik tedavisi için onaylanmış, ester tipi lokal anestezikler grubundan aktif bir bileşendir.
    • Benzokain, esas olarak cildin tıbbi tedavisi ve ağız ve diş alanında olduğu gibi mide ve bağırsaklarda olduğu gibi kullanılır.
    • Benzokain penise de uygulanabilir. Amaç, erken tohum enerjisini önlemektir. Boşalmayı partnerin orgazmına ulaşana kadar geciktirmektir.
  • Benzokain, voltaj kapılı iyon kanalları aracılığıyla sodyum iyonlarının sinir hücrelerine akışını engelleyerek lokal bir anestezik üretir.
  • Lokal olarak macun şeklinde uygulanır.
  • En yaygın olası istenmeyen etkiler, tat alma duyusunda geçici bir bozulma, tat tomurcuklarının iltihaplanması ve alerjik reaksiyonları içerir.
  • Benzokain nadiren tehlikeli methemoglobinemiye neden olabilir.

Benzokain, ticari olarak İsviçre’de, diğer aktif bileşenlerle sabit bir kombinasyon halinde bir macun olarak mevcuttur.

Kimyasal

yapı ve özellikler

Benzokain (C9H11NO2, Mr = 165.2 g/mol), suda çok az çözünen beyaz, kristal bir tozdur. Ester tipi lokal anesteziklere aittir. Benzokain, p-aminobenzoik asidin etil esteridir.

Etkileri

Benzokain lokal anestezik özelliklere sahiptir. Etkiler, voltaja bağlı sodyum kanalları yoluyla sodyum iyonlarının sinir hücrelerine akışının inhibisyonuna dayanır. Sonuç olarak, depolarizasyonu ve sinir lifleri boyunca uyarı iletimini engeller.

Endikasyonlar

  • Diş eti ve damak mukozasının ağrılı hastalıkları.
  • Takma dişler, geçici protezler, kalıcı protezler, kısmi veya tam protezler nedeniyle diş eti ve damağın mukoza zarlarında meydana gelen yaralanmalar.
  • Benzokain ayrıca bazı ülkelerde deriye, diğer mukoza zarlarına ve kulaklara da uygulanır.
  • Benzokain, bu amaçlar için ticari olarak ‘geciktirici krem’, ‘geciktirici sprey’ veya benzeri isimlerle temin edilebilir. Ajan, sevişmeye başlamadan önce erkeğin penis ucuna uygulanır – sünnet derisi tamamen geri çekilir. Geciktirme etkisini iyileştirmek için, ajan dikkatlice dağıtılmalı ve masaj yapılmalıdır. Anestezi genellikle yaklaşık 1 dakika sonra devreye girer, böylece aşk eylemi hızlı bir şekilde başlayabilir. Bununla birlikte, benzokainin etkisi genellikle sadece 10 dakika sonra azalmaya başlar, bu nedenle erkek (çok) erken boşalır.
  • Benzokain ayrıca bazı prezervatiflerde kullanılır (örneğin, Durex, Condomi’nin Max.Love, Condomi’nin MAX.LOVE / CRRES’in kontrolünü) kullanılır. Bu özel prezervatiflerin rezervuarında, penis ısı üzerinden çözen ve daha sonra adamın glanslarını duyarlı hale getiren yaklaşık bezelye büyüklüğünde benzokain merhemdir.

Benzokainin prezervatifle uygulandığında etkisi, özellikle krem ​​ve sprey şeklinde kullanıldığında olduğundan daha az kesindir: erkeğin tüm glans penisi her zaman aktif madde ile ıslanmaz.

Bazı formlarda (öksürük pastilleri, geciktirici kremler ve prezervatifler gibi), tezgahta benzokain bulunur.

Lokal anestezik tetrakain kullanılarak hastaların olası alerji semptomlarının önüne geçilebilir.


Teknik bilgilere göre dozajlanır. Macun mukozaya lokal olarak uygulanır.

kontrendikasyonlar

aşırı duyarlılık
anemi
karaciğer yetmezliği
böbrek yetmezliği
Konjenital veya idiyopatik methemoglobinemi
çocuklar
Tam önlem önlemleri, profesyoneller için ilaç bilgilerinde bulunabilir.

etkileşimler

Ağızda lokal uygulama için herhangi bir etkileşim bilinmemektedir.

istenmeyen etkiler

En yaygın olası yan etkiler şunlardır:

  • Tat alma duyusunun geçici olarak bozulması
  • Tat tomurcuklarının iltihaplanması
  • Alerjik reaksiyon
  • Yüksek konsantrasyonlarda, benzokain, özellikle çocuklarda nadiren tehlikeli methemoglobinemiye neden olabilir. Bu, kandaki oksijenin taşınmasını azaltır.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Öjenol

Kimyasal Bileşimi

Eugenol (C10H12O2), başta karanfil yağı (Syzygium aromaticum) ve tarçın yağı (Cinnamomum verum) olmak üzere çeşitli uçucu yağlardan elde edilen bir fenilpropanoiddir. Oda sıcaklığında soluk sarı renkte bir sıvıdır ve karanfili andıran güçlü bir aromaya sahiptir. Yapısal olarak, biyolojik aktivitesine katkıda bulunan bir hidroksil grubuna (OH) ve bir metoksi grubuna (OCH₃) bağlı bir benzen halkasından oluşur.

Yaklaşık %70-90 eugenol içeren karanfil yağı, bu bileşiğin birincil kaynağıdır. Eugenol, karanfil yağından alkalin hidroliz yoluyla çıkarılır; burada karanfil yağı %5 potasyum hidroksit çözeltisi ile karıştırılır. Öjenol daha sonra buhar distilasyonu veya solvent ekstraksiyonu yoluyla izole edilir.

Farmakolojik Özellikleri
  1. Lokal Anestezik: Eugenol iyi belgelenmiş lokal anestezik özelliklere sahiptir, bu da onu prosedürler sırasında ağrının giderilmesi için diş hekimliğinde önemli bir bileşen haline getirir. Sodyum kanallarını bloke ederek sinir iletimini inhibe eder ve etkilenen bölgede geçici rahatlama sağlar. Bu, geçici dolgular, kök kanal tedavileri gibi dişçilik ürünlerinde ve iltihaplı dokular üzerindeki yatıştırıcı etkisi nedeniyle dişçilik prosedürlerinde yaygın olarak kullanılan çinko oksit-eugenol (ZOE) macunlarında bir bileşen olarak kullanılmasına yol açmıştır.
  2. Antimikrobiyal Aktivite: Eugenol, geniş bir bakteriyel ve fungal patojen spektrumuna karşı oldukça etkilidir. Çalışmalar, hücre zarlarını bozma ve mikroorganizmalardaki metabolik süreçlere müdahale etme yeteneğini göstermiştir. Bu da onu diş enfeksiyonlarının önlenmesinde ve Candida albicans gibi mantar enfeksiyonlarının tedavisinde değerli kılmaktadır. Ağız gargaralarına** ve diş macunlarına** dahil edilmesi, ağız bakterilerini azaltmak ve ağız hijyenini korumak için antimikrobiyal özelliklerinden yararlanır.
  3. Anti-enflamatuar Özellikler: Eugenolün, prostaglandinler gibi pro-inflamatuar bileşiklerin üretiminde rol oynayan siklooksijenaz (COX) gibi enzimleri inhibe ederek anti-inflamatuar etkilere sahip olduğu gösterilmiştir. Bu, öjenolü diş eti hastalığı, ağız ülseri ve diş ağrısı ile ilişkili iltihaplanmanın yönetiminde yararlı kılar. Bileşik, anti-enflamatuar yetenekleri nedeniyle artrit gibi durumların tedavisinde de potansiyel göstermiştir.
Endüstriyel ve Tıbbi Uygulamalar
  • Tatlandırıcı Ajan**: Eugenol’ün güçlü *baharatlı ve sıcak aroması* onu gıdalarda, içeceklerde ve farmasötik ürünlerde popüler bir aroma maddesi yapar. Tatlandırıcı bir katkı maddesi olarak FDA onaylı statüsü onu şekerlemeler, sakız ve ilaçlar (acı tatları maskelemek için) gibi ürünlerde yaygın hale getirmiştir.
  • Diş hekimliği**: Eugenol’ün diş hekimliğindeki rolü, anestezik ve antimikrobiyal özelliklerinin ötesine uzanır. Sıklıkla *diş macunlarında* bir eksipiyan (aktif bileşenleri taşıyan inaktif bir madde) olarak ve bukkal (oral) ve harici uygulamalar için tasarlanmış ürünlerde bir aktif bileşen olarak kullanılır. Özellikle çinko oksit ile birleştirildiğinde, diş hekimliğinde geçici restoratif malzeme olarak yaygın bir şekilde kullanılan ZOE simanını oluşturarak etkilidir. Eugenol ayrıca periodontal pansumanlarda ve pulp kapama ajanlarında da kullanılır.
  • Terapötik Kullanımlar**: Diş hekimliğindeki uygulamalarına ek olarak, öjenol topikal formülasyonlarda *analjezik* özellikleri için kullanılır. Kas ağrıları**, *artrit* ve küçük yaralanmalar için tasarlanmış ağrı giderici balsam ve kremlerde bulunabilir. Anti-enflamatuar etkileri** onu kronik enflamatuar durumların tedavisi için de bir aday haline getirmektedir.

Toksisite ve Güvenlik Hususları

Öjenol küçük miktarlarda faydalı olsa da, aşırı tüketim veya uygunsuz kullanım olumsuz etkilere yol açabilir. Öjenol, hücresel hasara neden olma kabiliyeti nedeniyle yüksek dozlarda toksiktir. Eugenol toksisitesinin** belirtileri arasında bulantı, kusma, baş dönmesi, karaciğer toksisitesi ve aşırı durumlarda şiddetli alerjik reaksiyonlar yer alır. Yüksek öjenol konsantrasyonlarına Dermal maruziyet özellikle hassasiyeti olan kişilerde cilt tahrişine ve temas dermatitine neden olabilir. Büyük miktarlarda ağızdan alınması solunum problemlerine, organ yetmezliğine ve hatta ölüme yol açabilir.

Öjenol, fenolik yapısı nedeniyle, büyük miktarlarda alındığında potansiyel bir karaciğer toksinidir. Özellikle çocuklarda veya hamile kadınlarda kullanımında dikkatli olunmalıdır. Diş hekimliğinde, tahrişi veya toksik etkileri önlemek için diş preparatlarında kullanılan öjenol konsantrasyonunun sınırlandırılmasına özen gösterilir.

Eugenol, karanfil yağında (%70-95), yenibahar ve yenibahar yaprağı yağında (%60-90), defne yağında (%50-60) ve tarçın yağlarında (tarçın kabuğu yağı: %5-10, üzeri tarçın yaprağı yağında) doğal olarak bulunur. %90). Defne yaprağı, fesleğen, muz ve hindistan cevizinde de bulunur.
Araştırma ve Klinik Çalışmalar

Eugenol, farmakolojik aktiviteleri için kapsamlı bir şekilde incelenmiştir:

  1. Lokal Anestezik ve Ağrı Kesici: Klinik çalışmalar, öjenolün diş prosedürleri için etkili bir lokal anestezik olabileceğini ve genellikle invaziv tedavilere gerek kalmadan uzun süreli rahatlama sağladığını göstermiştir. Çalışmalar, öjenolün lokal anestezik etkisinin diğer geleneksel topikal anesteziklerden daha uzun sürebileceğini göstermektedir.
  2. Antimikrobiyal Özellikler: Öjenolün antimikrobiyal etkinliği üzerine yapılan araştırmalar, hem gram-pozitif hem de gram-negatif bakterilere karşı geniş spektrumlu aktivitesini göstermiştir. Journal of Ethnopharmacology* dergisinde yayınlanan bir çalışmada, öjenolün biyofilm oluşumunu engelleyebildiği ve bu sayede plak birikimini azaltmak için tasarlanmış diş bakım ürünlerinde özellikle yararlı olduğu belirtilmiştir.
  3. Anti-enflamatuar Aktivite: Çalışmalar, öjenolün enflamasyonda rol oynayan önemli bir enzim olan COX-2 ekspresyonunu azaltmadaki rolünü vurgulamıştır. Öjenolün diş eti iltihabını azaltmadaki etkinliği üzerine yapılan bir klinik çalışma, iltihaplanma ve ağız sağlığında önemli gelişmeler olduğunu göstermiştir.
Keşif

Eugenol’ün tarih içindeki yolculuğu geleneksel tıpta, özellikle Çin, Hindistan ve Orta Doğu’da kullanılmasıyla başlar. Eski uygulayıcılar öjenol içeren karanfil yağını diş ağrılarını, enfeksiyonları ve iltihaplı durumları tedavi etmek için kullanmışlardır. Karanfil yağı, Çin’de Han Hanedanlığı (M.Ö. 200) döneminde kaydedilmiş ve burada hem ağrı tedavisi hem de imparatorla konuşan saray mensupları için ağız tazeleyici olarak kullanılmıştır. Benzer şekilde, Ayurvedik tıpta karanfil yağının ağrı kesici özellikleri onu ağız sağlığı ve sindirim sorunları için temel bir ürün haline getirmiştir.

Karanfil 16. yüzyılda baharat ticaretinin önemli bir parçası haline geldiğinde, öjenol dolaylı olarak Avrupa’ya tanıtıldı. Değerli bir emtia olan karanfil, sadece mutfakta kullanımı için değil, aynı zamanda tıbbi özellikleri için de aranıyordu. Hollanda Doğu Hindistan Şirketi** karanfil ticaretini tekeline alarak Avrupa pazarlarına arzını sağladı. Avrupa’da karanfil yağı eczacıların envanterlerine girmiş ve diş ağrılarının tedavisinde ve sindirim sorunlarına çare olarak tavsiye edilmiştir.

  1. yüzyılda** öjenol farmakolojik özellikleriyle tanınmaya başladı. İlk olarak karanfil yağından izole edildi ve Amerikalı bir kimyager olan Edward Kremers birincil aktif bileşenini metil öjenol olarak tanımladı. Kimyasal anlayıştaki bu atılım, öjenolün modern tıpta, özellikle de diş hekimliğinde kullanılmasının yolunu açtı. Diş hekimleri geçici dolgular ve kanal tedavileri için çinko oksit-öjenol (ZOE) macunları kullanmaya başladılar ve öjenolün anestezik ve antimikrobiyal özelliklerinden yararlandılar.
  2. yüzyıla** gelindiğinde öjenol hem diş bakımında hem de ilaç endüstrisinde temel bir madde haline gelmişti. Ağız gargaraları, diş macunları ve ağrı kesici merhemler gibi ticari ürünlere entegre edildi. Eugenol’ün kültürel önemi, özellikle sakinleştirici ve anti-enflamatuar etkileri nedeniyle aromaterapi alanında popüler hale geldikçe artmaya devam etti.

Günümüzde öjenol, diş hekimliğinde kök kanalı tedavileri ve geçici restorasyonlar için önemli bir bileşen olmaya devam etmektedir. Ayrıca baharatlı ve ısıtıcı tadı sayesinde yiyecek, içecek ve ilaçlarda kullanılan aroma maddelerinde de yaygın olarak bulunur. Faydalarına rağmen, öjenol yüksek dozlarda potansiyel zehirliliği nedeniyle dikkatli kullanılmalıdır. Bu madde, tüketiciler için güvenli kalmasını sağlamak için tıbbi ürünlerde iyi bir şekilde düzenlenmiştir ve eski uygulamalardan modern tıbbi uygulamalara kadar uzun mirasını sürdürmektedir.

İleri Okuma
  • Chaieb, K., Hajlaoui, H., Zmantar, T., et al. (2007). The chemical composition and biological activity of clove essential oil, Eugenia caryophyllata (Syzigium aromaticum L.) Myrtaceae: A short review. Phytotherapy Research, 21(6), 501-506.
  • Pramod, K., Ansari, S. H., & Ali, J. (2010). Eugenol: A natural compound with versatile pharmacological actions. Natural Product Research, 24(1), 72-82.
  • Gutiérrez, J., Barry-Ryan, C., & Bourke, P. (2009). Antimicrobial activity of plant essential oils using food model media: Efficacy, synergistic potential and interactions with food components. Food Microbiology, 26(2), 142-150.
  • Park, S. H., Sim, Y. B., Kang, Y. J., et al. (2011). The analgesic effects and mechanisms of eugenol. Journal of Korean Neurosurgical Society, 50(5), 383-387.

    Click here to display content from YouTube.
    Learn more in YouTube’s privacy policy.

    Cilastatin

    Farmakokinetik güçlendirici bir madde olan silastatin, antibiyotik imipenemin renal metabolizmasını inhibe etmek ve böylece özellikle idrar yolundaki terapötik etkinliğini arttırmak üzere tasarlanmıştır. Cilastatin ve imipenem arasındaki bu sinerjistik etki, imipenemin böbrek enzimleri tarafından hızla parçalanmasını hedef alan, antibiyotik tedavisinde önemli bir ilerleme olarak kabul edildi. Diğerlerinin yanı sıra Tienam® markası altında pazarlanan silastatinin imipenem ile kombinasyonu 1985 yılında tıbbi kullanım için onaylandı. Farmakoterapideki bu dönüm noktası, özellikle antibiyotik kullanımının arttığı bir ortamda, antibiyotik tedavisinin sınırlamalarının üstesinden gelmeye yönelik stratejiler geliştirmedeki yeniliğin altını çiziyor. rezistans.

    Kimyasal Yapı ve Özellikler

    Cilastatin’in kimyasal formülü C16H26N2O5S’dir ve molekül ağırlığı 358,5 g/mol’dür. Tıbbi ürünlerde silastatin, beyaz ila açık sarı rengi, amorf formu, higroskopik yapısı ve suda çok yüksek çözünürlüğü ile karakterize edilen sodyum tuzu, silastatin sodyum olarak sunulur. Bu fiziksel ve kimyasal profil, intravenöz infüzyonlarda kullanımını kolaylaştırır ve klinik kullanıma olanak sağlayan stabilite ve çözünürlük sağlar.

    Hareket mekanizması

    İlaç, böbreklerdeki dehidropeptidaz I’i hedef alan spesifik bir enzim inhibitörü olarak çalışır. Bu enzim, geniş spektrumlu bir karbapenem antibiyotiği olan imipenemin metabolizmasından ve inaktivasyonundan sorumludur. Cilastatin, bu enzimi inhibe ederek imipenemin bozulmasını önler ve metabolik olarak değişmeden idrar yolundaki konsantrasyonunu önemli ölçüde artırır. Silastatinin kendisinin antibakteriyel aktiviteye sahip olmaması dikkat çekicidir; değeri imipenemin farmakokinetik profilini geliştirme kapasitesinde yatmaktadır, bu da onu bakteriyel enfeksiyonlara yönelik kombinasyon terapisinde kritik bir bileşen haline getirmektedir.

    Klinik Endikasyonlar

    İmipenem ile sabit kombinasyon halindeki silastatin, çeşitli bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde endikedir. Bu kombinasyon özellikle geniş spektrumlu antibiyotik kapsamının gerekli olduğu durumlarda etkilidir ve imipenemin böbrek enzimleri tarafından hızlı bir şekilde parçalanma riski, etkili tedaviyi zorlaştırır. Silastatin ve imipenemin dozajı ve uygulanması, teknik bilgilere göre dikkatli bir şekilde kalibre edilir ve ilaç, optimal terapötik konsantrasyonları ve sonuçları elde etmek için intravenöz infüzyon yoluyla uygulanır.

    İleri Okuma

    1. Nordmann, P., & Poirel, L. (2014). The difficult-to-control spread of carbapenemase producers among Enterobacteriaceae worldwide. Clinical Microbiology and Infection, 20(9), 821-830. DOI: 10.1111/1469-0691.12719.
    2. Queenan, A. M., & Bush, K. (2007). Carbapenemases: the versatile β-lactamases. Clinical Microbiology Reviews, 20(3), 440-458. DOI: 10.1128/CMR.00001-07.
    3. Livermore, D. M. (1995). β-Lactamases in laboratory and clinical resistance. Clinical Microbiology Reviews, 8(4), 557-584. DOI: 10.1128/CMR.8.4.557.
    4. Drawz, S. M., & Bonomo, R. A. (2010). Three decades of β-lactamase inhibitors. Clinical Microbiology Reviews, 23(1), 160-201. DOI: 10.1128/CMR.00037-09.
    5. Paterson, D. L., & Bonomo, R. A. (2005). Extended-spectrum β-lactamases: a clinical update. Clinical Microbiology Reviews, 18(4), 657-686. DOI: 10.1128/CMR.18.4.657-686.2005.
    6. Walsh, T. R., Toleman, M. A., Poirel, L., & Nordmann, P. (2005). Metallo-β-lactamases: the quiet before the storm? Clinical Microbiology Reviews, 18(2), 306-325. DOI: 10.1128/CMR.18.2.306-325.2005.

    Click here to display content from YouTube.
    Learn more in YouTube’s privacy policy.

    Somnium

    Uykusuzluk tedavisi için benzodiazepin lorazepam ve antihistamin difenhidramin içeren sakinleştirici ve uyku getiren Somnium® tabletleri 2021’den beri piyasadan kaldırılması teşvik edilmiştir. Bunun yerine başka uyku hapları da mevcuttur.

    Colistin

    Etimoloji

    “Colistin” terimi, doğrudan Bacillus polymyxa var. colistinus bakteri suşuyla ilişkili olan colistinus kelimesinin kısaltılmış halidir. Antibiyotiğin üreticisi olarak tanımlanan bu suş, 1949 yılında Japonya’da Yukimasa Koyama ve ekibi tarafından adlandırılmış ve karakterize edilmiştir. İ

    1. “Colistinus”: Bakteri ismindeki Bacillus polymyxa var. colistinus özel epiteti, taksonomik isimlendirmede yaygın olan Latince veya Latinleştirilmiş kurallardan türetilmiştir. Colistinus kendi başına klasik bir Latince kelime olmasa da, muhtemelen ilgili terimlerden esinlenerek keşfedenler tarafından türetilmiş bir sıfat biçimi gibi görünmektedir. Olası bir bağlantı, doğrudan alakalı olma olasılığı daha düşük olsa da Latince colus (distaff veya “spindle” anlamına gelir) kelimesiyledir. Daha muhtemel olanı, colistinus, bu Bacillus polymyxa çeşidini diğerlerinden, örneğin var. polymyxa‘dan ayırmak için eklenen tanımlayıcı veya keyfi bir ektir. Mikrobiyal taksonomide, bu tür ekler genellikle tanımlamanın ötesinde daha derin bir anlamsal anlam taşımadan benzersiz bir suşu belirtmek için kullanılır.
    2. Polimiksin Bağlantısı: Kolistin, polimiksin E olarak da bilinir ve bu da onu daha geniş polimiksin antibiyotik ailesine yerleştirir. “Polimiksin” terimi, polimiksin B’nin Amerikalı araştırmacılar tarafından Bacillus polymyxa‘dan izole edildiği 1940’ların başlarında ortaya çıkmıştır. “Poly-” Yunanca polus (anlamı “çok”) kelimesinden gelir ve “miksin” kelimesi myxa (Yunanca “mukus” veya “balçık” anlamına gelir) kelimesinden türemiştir ve bu da Bacillus türünün sümüksü, spor oluşturan doğasını yansıtır. Polimiksin E’deki “E”, bu sınıf içindeki belirli türünü belirtir ve yeni varyantlar keşfedildikçe sırayla atanır (örneğin, polimiksin A, B, C, D ve E). Bu nedenle, kolistinin alternatif adı olan polimiksin E, onu etimolojik olarak bu önceki adlandırma kuralına bağlarken, “kolistin” Koyama’nın suşuna bağlı ayrı bir terim olarak ortaya çıkmıştır.
    3. “Kolistin”e Kısaltma: Kolistinus kelimesinden “kolistin”e geçiş, antibiyotik isimlerinin genellikle kullanım kolaylığı için kaynak organizmanın isminden basitleştirildiği farmakoloji ve mikrobiyolojide yaygın bir uygulamayı takip eder. -us ekini kaldırıp telaffuz edilebilirliği ayarlamak “kolistin” ile sonuçlandı. Bu, “penisilin” (Penicillium kelimesinden) veya “streptomisin” (Streptomyces kelimesinden) gibi diğer antibiyotiklerde görülen kalıpları yansıtır. İsim muhtemelen Koyama’nın ekibi veya sonraki araştırmacılar tarafından resmileştirilmiş ve 1950’de Journal of Antibiotics‘te yayınlanmasının ardından bilimsel literatüre dahil edilmiştir.

    Esasında, “kolistin” kökenini Bacillus polymyxa var. colistinus‘tan yansıtır ve colistinus üreten suş için taksonomik bir belirteç görevi görür. Terim, Latince’den esinlenen mikrobiyal adlandırma kurallarını pratik kısaltmalarla harmanlarken, takma adı olan “polimiksin E” onu Yunanca kökenli polimiksin ailesi isimlendirmesine bağlar. Dolayısıyla etimoloji, tanımlayıcı bakteriyoloji ile 20. yüzyılın ortalarında antibiyotik keşfinin tarihsel bağlamının bir birleşimidir.

    Kolistin, polimiksin E olarak da bilinir, polimiksin grubundan bir bakteri öldürücü polipeptit antibiyotiktir ve esas olarak çoklu ilaca dirençli Gram-negatif bakterilerin neden olduğu enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılır. Etki mekanizması, bakteri hücre zarını parçalayarak hücre ölümüne yol açmayı içerir. Potansiyel nefrotoksisite ve nörotoksisitesi nedeniyle, kolistinin sistemik kullanımı 1950’lerde piyasaya sürülmesinden sonra sınırlıydı. Ancak çoklu ilaca dirençli organizmaların yükselişiyle birlikte kullanımı yeniden değerlendirildi.

    Etki Mekanizması

    Kolistin, Gram-negatif bakterilerin dış zarındaki lipopolisakkaritler ve fosfolipitlerle etkileşime girer. İki değerlikli katyonları (Ca²⁺ ve Mg²⁺) yerinden oynatarak zarın bütünlüğünü bozar, geçirgenliği artırır ve bakteriyel hücre ölümüne yol açar. Bu eylem özellikle Pseudomonas aeruginosa, Escherichia coli ve Klebsiella pneumoniae gibi patojenlere karşı etkilidir. citeturn0search0

    Klinik Kullanımlar

    Kolistin, şiddetli sistemik enfeksiyonlarda intravenöz olarak ve özellikle kistik fibroz hastalarında pulmoner enfeksiyonlarda inhalasyon yoluyla uygulanır. Kullanımı genellikle direnç nedeniyle diğer antibiyotiklerin etkisiz olduğu vakalarda saklıdır.

    Dozaj ve Uygulama

    Dozaj, formülasyona (kolistin sülfat veya kolistimetat sodyum), uygulama yoluna ve böbrek fonksiyonu gibi hastaya özgü faktörlere göre değişir. Potansiyel nefrotoksisite nedeniyle, böbrek yetmezliği olan hastalarda genellikle doz ayarlamaları gerekir.

    Yan Etkiler

    En yaygın yan etkiler şunlardır:

    • Nefrotoksisite: Serum kreatinininde yükselme ve idrar çıkışında azalma olarak ortaya çıkar.
    • Nörotoksisite: Semptomlar arasında baş dönmesi, güçsüzlük, parestezi ve ciddi vakalarda nöromüsküler blokaj yer alabilir.
    • Solunum Sorunları: İnhalasyon tedavisi bronkospazm, öksürük ve boğaz tahrişine yol açabilir.

    Bu yan etkiler genellikle doza bağlıdır ve kesilme veya doz ayarlaması ile geri döndürülebilir. citeturn0search9

    Kontrendikasyonlar ve Etkileşimler

    Kolistin, ilaca veya bileşenlerine karşı bilinen aşırı duyarlılığı olan hastalarda kontrendikedir. Diğer nefrotoksik veya nörotoksik ajanlarla eş zamanlı kullanıldığında, ek toksisite potansiyeli olduğundan dikkatli olunması önerilir.

    Farmakokinetik

    Kolistin, minimal metabolizma ile esas olarak böbrekler tarafından atılır. Böbrek yetmezliği olan hastalarda, birikim meydana gelebilir ve bu da toksisite riskini artırabilir; bu nedenle dikkatli izleme ve doz ayarlamaları esastır.

    Tarihsel Arka Plan

    1949’da Japonya’da Bacillus polymyxa var. colistinus‘tan keşfedilen kolistin, 1959’da klinik uygulamaya sokuldu. Toksisite endişeleri nedeniyle kullanımı azaldı ancak 21. yüzyılda çoklu ilaca dirençli Gram negatif enfeksiyonlara karşı kritik bir seçenek olarak yeniden canlandı.

    Yasal Durum

    Kolistin, nebulizasyon için tozlar ve infüzyon için solüsyonlar dahil olmak üzere çeşitli formülasyonlarda bulunan reçeteli bir ilaçtır. Kullanımı duyarlılık testleri ve ciddi enfeksiyonları yönetme konusunda deneyimli sağlık profesyonellerinin gözetimi altında yönlendirilmelidir.


    Keşif

    Kolistin, polimiksin E olarak da bilinir, öncü araştırmacıların önemli kilometre taşları ve katkılarıyla işaretlenmiş zengin bir tarihe sahiptir.

    1947: Kolistinin Keşfi

    1947’de Japon mikrobiyolog Y. Koyama, Paenibacillus polymyxa alt türü colistinus kültürlerinden yeni bir antibiyotik izole etti. Bu antibiyotiğe kolistin adı verildi ve Gram negatif bakteriyel enfeksiyonlara karşı mücadelede önemli bir ilerleme kaydedildi.

    1949: Bağımsız İzolasyon

    1949 civarında, bir başka Japon araştırmacı S. Suzuki, kolistini fermente olan bakteri kültürlerinden bağımsız olarak izole etti. Bu paralel keşif, antibiyotiğin potansiyelini vurguladı ve klinik uygulamalarına yönelik daha fazla araştırmayı teşvik etti.

    1959: Klinik Kullanıma Giriş

    1959’a gelindiğinde kolistin laboratuvardan klinik ortamlara geçiş yapmıştı. Çoklu ilaca dirençli Gram negatif bakterilere karşı etkinliği onu özellikle yeni antibiyotiklerin ortaya çıkmasından önce değerli bir terapötik ajan haline getirmişti.

    1980’ler: Toksisite Nedeniyle Azalma

    Etkinliğine rağmen nefrotoksisite ve nörotoksisite konusundaki endişeler 1980’lerde kolistinin kullanımında düşüşe yol açtı. Sağlık hizmeti sağlayıcıları daha güvenli profillere sahip antibiyotikleri tercih ederek kolistini belirli, ciddi vakalar için sakladılar.

    1980’lerin sonu – 1990’ların başı: Kullanımda Yeniden Canlanma

    20. yüzyılın sonlarında çoklu ilaca dirençli organizmaların ortaya çıkması kolistinin yeniden değerlendirilmesine yol açtı. Benzersiz etki mekanizması onu diğer tedavilere yanıt vermeyen enfeksiyonlara karşı kritik bir araç haline getirdi. Bu dönemde, özellikle kistik fibroz hastalarında Pseudomonas aeruginosa kaynaklı enfeksiyonların yönetiminde yeniden kullanılmaya başlandı.

    2015: Tarımsal Kullanım ve Direnç Endişeleri

    2015 yılına gelindiğinde, özellikle Çin gibi ülkelerde kolistinin tarımda yaygın kullanımı kolistine dirençli bakteri türlerinin gelişimi konusunda alarmlara yol açtı. Bu durum, antibiyotiklerin etkinliğini korumak için ihtiyatlı bir şekilde kullanılmasının gerekliliğini vurguladı.

    2016: Düzenleyici Eylemler

    Yükselen dirence yanıt olarak Çin, 2016 yılında kolistinin hayvancılıkta büyüme hızlandırıcı olarak kullanımını yasakladı. Bu düzenleyici hareket, direnç genlerinin yayılmasını sınırlamayı ve kolistinin insan tıbbındaki etkinliğini sürdürmeyi amaçlıyordu.

    Tarihi boyunca kolistin, antibiyotik geliştirme, klinik uygulama ve sürekli gelişen bakteriyel direnç zorluğu arasındaki dinamik etkileşimi örneklemiştir.


    İleri Okuma
    1. Koyama, Y., Kurosasa, A., Tsuchiya, A., & Takakuta, K. (1950). “A new antibiotic ‘colistin’ produced by spore-forming soil bacteria.” Journal of Antibiotics, 3(12), 457-458.
    2. Falagas, M. E., & Kasiakou, S. K. (2005). “Colistin: the revival of polymyxins for the management of multidrug-resistant gram-negative bacterial infections.” Clinical Infectious Diseases, 40(9), 1333-1341.
    3. Li, J., Nation, R. L., Turnidge, J. D., Milne, R. W., Coulthard, K., & Rayner, C. R. (2006). “Colistin: the re-emerging antibiotic for multidrug-resistant Gram-negative bacterial infections.” The Lancet Infectious Diseases, 6(9), 589-601.
    4. Olaitan, A. O., Morand, S., & Rolain, J. M. (2014). “Mechanisms of polymyxin resistance: acquired and intrinsic resistance in bacteria.” Frontiers in Microbiology, 5, 643.
    5. Poirel, L., Jayol, A., & Nordmann, P. (2017). “Polymyxins: antibacterial activity, susceptibility testing, and resistance mechanisms encoded by plasmids or chromosomes.” Clinical Microbiology Reviews, 30(2), 557-596.

    Click here to display content from YouTube.
    Learn more in YouTube’s privacy policy.

    Lenalidomid

    • Lenalidomid, immünomodülatör grubundan bir ilaçtır.
    • Yapısal olarak talidomid ile ilgilidir ve çoklu miyelomun tedavisi için bu şekilde kullanılır.
    • Lenalidomid, 2003 yılında, EMEA’nın CHMP komitesi tarafından nadir ağrılar için ilaç olarak bildirildi ve Avrupa Birliği’nin Topluluk Kayıtları’nda kayıtlı. Temmuz 2007’de, AB Komisyonu, 5 mg, 10 mg, 15 mg ve 25 mg kuvvetlerinde RevliMID® sert kapsüller için başvuru sahibinin Celgene onayını verdi.

    Lenalidomid, 18 yaşın üzerindeki yetişkin kişilerin multiplem miyelomu ile en az bir önceki terapiyi aldıktan sonra 18 yaşın üzerindeki tedavisi için de deksametazon ile birlikte onaylanmıştır. ABD’de, Lenalidomid, miyelodik-plastik sendromun tedavisi için de onaylanmıştır.

    Kimya

    Kimyasal özellikler

    Lenalidomidin bir kiral karbon atomuna sahiptir ve bu nedenle optik olarak aktif formlarda bulunabilir S (-) ve R (+), farmasötik olarak kullanılan rasemattır. Lenalidomid, 0.1 N hidroklorik asit tampon çözeltisinde çok çözünür.

    3-(7-amino-3-oxo-1H-isoindol-2-yl)piperidine-2,6-dione

    Etki mekanizması

    Lenalidomid, IMIDS® markası altındaki farmasötik firma Celgen’e giren bir grup peroral biyoyararılabilen immünomodüle edici maddeye (immünodülatör ilaçlar) bir gruba aittir. Etkisi farklı mekanizmalara dayanır:

    • Bazı hematopoetik tümör hücrelerinin çoğalmasının inhibisyonu
    • Enflamatuar (proinflamatuar) sitokinlerin üretiminin, özellikle TNF-α ve interlökin-6 ve -12’nin inhibisyonu
    • Antianjiyogenez
    • T hücrelerinin ve doğal katil hücrelerin (NK hücrelerinin) ve bir üst üste, bu hücrelerin tümör hücrelerine karşı aracılık ettiği bağışıklığın iyileştirilmesi
    • Doğal katil T hücrelerinin artması (NKT hücreleri)
    • Kan Oluşumu Artırılması (Eritropoese)
    • Güvenlik Önlemleri ve Uygulama Kısıtlamaları
    • Talidomid analogu olarak, zigota-zarar verici bir etki, lenidomid için dışlanmaz, bu nedenle uygulamanın sıkı bir güvenlik programına tabidir. Tüm hastalarda hamilelik önleme programına uymalıdır, Lenalidomid hamile kadınlar için kontrendikedir. Çocuklarda ve ergenlerde hiçbir deneyim olmadığından, Lenalidomid 0-17 yaş arası yaş grubunda uygulanmamalıdır.

    Tedavi, multipl miyelomların tedavisinde deneyime sahip olmak için doktorların gözetimi altında gerçekleşmelidir.

    Eczane, sadece tıbbi notayı “uzman bilgilere göre güvenlik düzenlemeleri” takarlarsa ve yedi günden daha yaşlı olmadıklarında tarifler sağlayabilir. Kullanılmayan kapsüller eczaneye iade edilmelidir.

    Yan etkiler

    En yaygın yan etkiler, beyaz kan hücrelerinde (nötropeni), trombositler (trombositopeni) ve kırmızı kan hücreleri (anemi), yorgunluk, güçsüzlük, bulantı, kabızlık, ishal, kas krampları, kollar ve bacaklarda şişlik ve döküntü gözlemlendi.

    Click here to display content from YouTube.
    Learn more in YouTube’s privacy policy.

    Potasyum asetat

    Asitten potasyum hidroksit ile yapılabilen asetik asidin potasyum tuzudur. Asitlik düzenleyici, koruyucu ve gıda katkı maddesi olarak kullanılır.

    Potasyum asetat, ilaçlarda esas olarak bir eksipiyan olarak ve daha az sıklıkla aktif bir bileşen olarak bulunur.

    Kimyasal

    Yapı ve Özellikler

    • Potasyum asetat (C2H3KO2, MR = 98.1 g / mol) beyaz, kristalli bir toz veya renksiz, yayılan, higroskopik kristaller olarak bulunur ve suda çok kolayca çözünür.
    • Potasyum asetat, asetik asidin potasyum tuzudur.
    • Potasyum hidroksit (asit baz reaksiyonu) ile asetik asitten elde edilebilir:

    CH3COOH (Asetik Asit) + KOH (Potasyum Hidroksit) → CH3CooK (Potasyum Asetat) + H2O (Su)

    uygulama alanları

    • Asit regülatörü
    • Koruyucu
    • Gıda katkı maddesi (E 261)
    • Elektrolit değiştirme çözümlerinin bir parçası
    • Potasyum asetat ayrıca havaalanlarında buzlu bir ajan olarak da kullanılır.

    Click here to display content from YouTube.
    Learn more in YouTube’s privacy policy.

    Click here to display content from YouTube.
    Learn more in YouTube’s privacy policy.

    Titanyum dioksit

    • Suda hemen hemen çözünmeyen beyaz bir toz olarak mevcut olan metaldir.
    • Yüksek parlaklığı ile karakterize edilir ve örneğin tabletler ve kapsüller için beyaz bir pigment olarak farmasötik bir eksipiyan olarak kullanılır.
    • Titanyum dioksit ayrıca birçok güneş kreminde bir mineral UV filtresi olarak bulunur.
    • Toz solunmamalıdır.
      • 2021’de Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA), titanyum dioksitin artık gıda katkı maddesi olarak uygun olmadığı sonucuna vardı.
    Saf titanyum dioksit eczanelerde ve eczanelerde bulunur. Birçok işlenmiş üründe bulunur.

    Kimyasal

    yapı ve özellikler

    • Titanyum dioksit (TiO2, Mr = 79.9 g/mol), çeşitli doğal minerallerde bulunan metal titanyumun oksitidir.
    • Suda pratik olarak çözünmeyen beyaz, higroskopik olmayan, kokusuz, tatsız ve stabil bir tozdur.
    • Seyreltilmiş mineral asitlerde çözünmez, ancak sıcak ve konsantre sülfürik asitte veya hidroflorik asitte yavaş yavaş çözünür.
    • Titanyum dioksit 1800°C’nin üzerinde yüksek bir erime noktasına sahiptir.

    Yapı: O=Ti=O

    Etkileri

    • Titanyum dioksit beyaz pigment olarak kullanılır.
    • Yüksek parlaklığı ve yüksek kırılma indeksi ile karakterizedir.
    • Ayrıca malzemeleri opak (şeffaf olmayan) yapmak için de kullanılır.

    uygulama alanları

    • Kozmetikler, vücut bakım ürünleri (örneğin diş macunu) ve ilaçlar için.
    • Titanyum dioksit, tabletler ve kapsüller gibi ilaçlara çok yaygın olarak eklenir.
    • Güneş kremlerinde mineral UV filtresi olarak, ayrıca çinko oksit ile birlikte.
    • 2021’de Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA), titanyum dioksitin artık gıda katkı maddesi olarak uygun olmadığı sonucuna vardı. Bunun nedeni olası genotoksisitedir. Tıbbi ürünler için hala izin verilmektedir.

    istenmeyen etkiler

    • Titanyum dioksit nanoparçacıkları, özellikle yutma konusunda literatürde tartışmalıdır.
    • İnce titanyum dioksit tozu, iltihaplanmaya ve muhtemelen kansere neden olabileceğinden solunmamalıdır.

    Kullanım sırasında uygun önlemler alınmalıdır.

    Click here to display content from YouTube.
    Learn more in YouTube’s privacy policy.

    Mobilat merhemi

    Farmasötik Tanım ve Sınıflandırma

    Mobilat merhem, topikal uygulama için formüle edilmiş, salisilik asit içeren bir preparattır. Salisilik asit; salisilat türevi bir analjezik ve anti-inflamatuar ajandır ve topikal kullanımda lokal inflamasyonun azaltılması, ağrının hafifletilmesi ve doku onarım süreçlerinin desteklenmesi hedeflenir. Preparat, cilt tarafından emilerek etki eder ve bu nedenle hedeflenmiş lokal etki için uygun farmasötik bir araç oluşturur.

    Etki Mekanizması (Farmakodinamik)

    • Anti-inflamatuar/analjezik etki: Salisilik asit, siklooksijenaz aracılı prostaglandin sentezini azaltarak lokal inflamatuar mediatörlerin düzeyini düşürür. Bunun sonucu ödem ve efüzyonların azalması, gerginlik hissinin hafiflemesi ve ağrı skorlarında azalma beklenir.
    • Keratolitik/penetrasyon artırıcı etki: Stratum korneum üzerindeki keratolitik etkisi, formülün kendi etkin maddesinin ve aynı bölgeye uygulanabilecek diğer maddelerin deri geçişini artırabilir. Bu, hem terapötik etkinin bölgede yoğunlaşmasına katkı sağlar hem de eşzamanlı uygulanacak ürünlerle farmakokinetik etkileşim potansiyeli doğurur.

    Endikasyonlar

    Mobilat merhem, romatizmal yakınmalar ve lokal inflamatuar süreçlerle ilişkili ağrı/şişlik tablolarında destekleyici harici tedavi amacıyla kullanılır:

    • İnflamatuar eklem hastalıkları (örn. sinovit eşlikli durumlar),
    • Artroz (diz eklemi, küçük eklemler, vertebral cisimlerin artrozu; özellikle erken evrelerde),
    • Tendinit (tendon inflamasyonları),
    • Lateral epikondilit (“tenisçi dirseği”),
    • Yumuşak doku travmaları: gerilme (suş), burkulma (sprain), kontüzyon ve morluklar.

    Not: Ürün sistemik tedavinin yerine değil, lokal yakınmaların hafiflemesine dönük tamamlayıcı/topikal bir seçenektir.

    Kullanım ve Uygulama

    • Doz/uygulama sıklığı: Ağrılı/enflame bölgeye günde 3 kez ince bir tabaka halinde uygulanır.
    • Uygulama tekniği: Sürülmesini takiben hafifçe ovularak yedirilir. Bütünlüğü bozulmuş cilt (açık yara, sıyrık), iltihaplı veya enfekte deri, egzama, yaygın eritem ve mukoza yüzeylerine uygulanmamalıdır.
    • Eş zamanlı ürünler: Mobilat, deri geçirgenliğini artırabileceği için aynı cilt bölgesine eş zamanlı başka ilaç veya kozmetik uygulanmamalıdır.

    Kontrendikasyonlar

    Aşağıdaki durumlarda kullanılmamalıdır:

    • Salisilik asit, mukopolisakkarit polisülfat (MPS), böbreküstü bezi ekstresi (veya preparattaki diğer bileşenlere) karşı aşırı duyarlılık öyküsü,
    • Açık yaralar, iltihaplı/enfekte deri, egzama, kızarıklık alanları ve mukozalar,
    • Gebelik ve emzirme dönemleri.

    Uyarılar ve Önlemler

    • Karaciğer/böbrek fonksiyon bozukluğu olan hastalarda, çocuklar ve ergenlerde kullanımda özel dikkat gereklidir.
    • 18 yaş altı bireylerde etkinlik ve güvenliğe ilişkin yeterli klinik deneyim bulunmadığından önerilmez.
    • Uygulama bölgesine çocukların dokunmaması ve ilacı göz/mukoza ile temastan kaçınılması gerekir.
    • Geniş cilt alanlarına ve/veya uzun süreli uygulamalarda sistemik emilim olasılığı ve etkileşim riski artabilir; bu durumda tıbbi gözetim önemlidir.

    İlaç Etkileşimleri

    Topikal salisilatlar geniş alanlarda veya uzun süre kullanıldıklarında sistemik etki oluşturabilecek düzeyde emilebilir ve aşağıdaki ilaçların etkilerini (istenmeyen biçimde) artırabilir:

    • Metotreksat (romatizma/onkoloji),
    • Sülfonilüreler (oral antidiyabetikler),
    • Salisilatlar (diğer ağrı kesiciler).

    Ayrıca Mobilat’taki salisilik asit, aynı bölgeye uygulanan diğer ürünlere deri geçirgenliğini artırabileceğinden, aynı cilt alanında eş zamanlı başka ilaç/kozmetik kullanılmamalıdır.

    Gebelik ve Emzirme

    • Gebelik: Mobilat merhem kullanılmamalıdır.
    • Emzirme: Mobilat merhem kullanılmamalıdır.
    • Gebe kalmayı planlayan veya gebelik şüphesi olan kişiler, kullanmadan önce doktor/eczacı ile görüşmelidir.

    Sürüş ve Makine Kullanımı

    Mobilat’ın araç ve makine kullanma yeteneği üzerinde etkisi yoktur.

    Yardımcı Maddeler ve Deri Tolerabilitesi

    • Yün mumu (lanolin) ve setostearil alkol içerir. Bu bileşenler lokal cilt iritasyonuna veya kontakt dermatite yol açabilir.
    • Preparatın yardımcı maddelerine duyarlılığı olanlarda alternatif formülasyon gerekebilir.

    İstenmeyen Etkiler (Yan Etkiler)

    • En sık bildirilen reaksiyon: uygulama yerinde hafif cilt iritasyonu (yanma, batma, eritem).
    • Yardımcı maddelere bağlı kontakt dermatit gelişebilir.
    • Geniş alan/uzun süre kullanımda sistemik salisilat maruziyeti teorik olarak artabilir; beklenmeyen sistemik bulgular (örn. yaygın döküntü, baş dönmesi, kulak çınlaması gibi salisilatizmi düşündüren belirtiler) gelişirse kullanım sonlandırılmalı ve tıbbi değerlendirme yapılmalıdır.

    Özel Popülasyonlar

    • Pediatrik/Adölesan (<18 yaş): Etkinlik ve güvenlik verisi yetersiz; önerilmez.
    • Hepatik/renal disfonksiyon: Dikkatle ve mümkünse kısa süreli/sınırlı alan uygulamaları tercih edilmelidir.
    • Geriatrik: Topikal tolerabilite genellikle iyidir; ancak kuru/ince deri nedeniyle iritasyon eğilimi artabilir; düşük sıklık ve küçük miktar ile başlanması rasyoneldir.

    Klinik Kullanım İçin Pratik Noktalar

    • Uygulama sıklığı: günde 3 kez; semptomlar kontrol altına alınana kadar sürdürülür.
    • Tedavi yanıtı beklenenden zayıfsa, uzamış yakınmalar varsa veya şüpheli yeni semptomlar gelişirse hekim değerlendirmesi gerekir.
    • Nemli/oklüzif bandaj altında kullanım verilere dayalı öneriler dışında kaçınılmalıdır; bu durum emilimi artırabilir.
    • Hijyen: Uygulama öncesi/sonrası eller yıkanmalı, göz ve mukoz ile temas ettirilmemelidir.

    Saklama Koşulları

    • 25 °C’nin üzerinde saklamayınız.
    • Çocukların göremeyeceği ve erişemeyeceği yerde muhafaza ediniz.
    • Ambalaj üzerindeki son kullanma tarihi geçmiş ürünler kullanılmamalıdır.

    Danışmanlık Uyarısı: Bu metin, verilen bilgilere dayanarak genel farmasötik/klinik çerçeveyi sistematik biçimde sunar. Kişisel tedavi kararları için hekiminiz veya eczacınızla bizzat görüşünüz; mevcut hastalıklarınız, kullandığınız ilaçlar ve bireysel risk profiliniz özelinde farklı öneriler gerekebilir.


    Keşif

    Sazlıkların üstünden sabah sisi kalkarken, Oxfordshire’da bir rahip 1763’te avuçlarına aldığı acı söğüt kabuğunu tartar; bataklığın nemi gibi inatçı bir ağrıyı söndürdüğünü fark eder. Bu küçük sahne—Edward Stone’un Kraliyet Cemiyeti’ne yazdığı mektupla kayıt düşülen an—modern salisilat hikâyesinin dramatik açılış perdesidir. O mektuptan bugünün Mobilat gibi topikal salisilik asit merhemlerine uzanan çizgi, hem laboratuvar merakının hem de klinik zorunlulukların iç içe ördüğü iki asırlık bir serüvendir.

    I. Antik Yankılar: Bittersi Bir İpucu

    Hikâye çok daha eski: Hippokrates geleneğinde ağrı ve ateş için Söğüt (Salix) kabuğu; Dioskorides ve Plinius’ta benzer tarifler. Bittersi tada eşlik eden analjezi, yüzyıllar boyunca halk hekimliğinde bir “gizli reçete” olarak dolaşır; fakat etkin bileşenin bilimi henüz doğmamıştır.

    II. 1763—Bir Rahibin Mektubu: Gözlemden İddia Doğar

    Edward Stone, bataklık bölgelerde yetişen söğütün “soğuk ve nemle gelen” ateşlere iyi geldiğini not eder. Taşralı bir gözlemin, imparatorluk biliminin kalbine—Royal Society—uğurlandığı bu mektup, “acı kabuk→analjezi” hattını resmi tarihe kazır. Henüz salisin, salisilik asit ya da prostaglandin yok; sadece iyi yazılmış bir klinik anekdot ve kuvvetli bir hipotez vardır.

    III. 1828–1838—Paris ve Pisa Laboratuvarları: Molekülün İsmi Konur

    Yüzyıl dönümünde cam balonların içinde sahne değişir. Henri Leroux (1828), söğütten salisini izole eder; beyaz, kristal, acı bir glikozittir bu. Ardından Raffaele Piria (1838), salisini kimyasal olarak hidroliz eder; şeker kısmını ayırır ve salisilik asidi elde eder. Bittersi tadın ardındaki farmakolojik gölge nihayet kimyasal kimliğine kavuşur: o artık bir isim ve bir yapıdır.

    IV. 1859–1860—Marburg: Endüstriyel Kimyanın Doğuşu

    Laboratuvar sahnesi şimdi daha metallik, daha sistematik: Hermann Kolbe (ve öğrencisi R. Schmitt) karbon dioksitten başlayarak salisilik asidin sentetik yolunu kurar (Kolbe–Schmitt). Doğanın verdiğini endüstri yineler; bitkiden kazanılan ipucu, fabrikada çoğaltılır. Bu, salisilatların eczane raflarında tutarlı saflık ve tedarikle yer bulabilmesinin dönüm noktasıdır.

    V. 1870’ler—Klinikte İlk Büyük Sınav: Romatizmal Ateş

    Thomas Maclagan (1876), romatizmal ateşte salisin/salisilat kullanımıyla dikkat çeken sonuçlar bildirir. Ağrı ve inflamasyonun “ateşini” alan bu molekül, kliniklerin diline girer. Artık salisilatlar yalnızca bir botanik merak değil, rıza gören bir tedavi seçeneğidir.

    VI. 1897–1899—Wuppertal/Leverkusen: Asetilleme ve “Aspirin”

    Felix Hoffmann’ın 1897’de laboratuvarda asetilsalisilik asidi (ASA) pürüzsüz bir kristal halinde tekrarlaması; Bayer’in 1899’da Aspirin adıyla pazara çıkışı… “Spir-” hecesi, Spiraea (Filipendula ulmaria)’dan (çayır kraliçesi) gelir; kimya, etimolojiyle kol kola yürür. Sistemik salisilatlar, modern analjezi ve antiinflamasyonun standart taşıyıcıları hâline gelir.

    VII. 19. Yüzyıl Sonu–20. Yüzyıl Başında Dermatoloji: Keratoliz Sanatı

    Dermatolojide P. G. Unna ve çağdaşları, salisilik asidin keratolitik gücünü klinik dile çevirir: hiperkeratozlar, nasırlar, pullanmalar… Salisilik asit stratum korneumu inceltir, penetrasyonu artırır, lokal inflamatuar döngüyü yatıştırır. Bu dönem, topikal salisilatların ayrı bir hikâye çizgisi kazanmasının başlangıcıdır.

    VIII. 1971—Londra: Mekanizmanın Perdesi Açılır

    John R. Vane, salisilatların prostaglandin biyosentezini inhibe ettiğini gösterir; ağrı ve inflamasyon biyokimyası bir anda berraklaşır. Klinik gözlemle kimyasal yapı arasındaki asma köprü tamamlanır: COX inhibisyonu artık bir varsayım değil, mekanistik bir açıklamadır.

    IX. 20. Yüzyılın Son Çeyreği—Formülasyon Bilimi ve Topikal Çağ

    Emülsiyon bazları, deri bariyeri üzerinden taşıma stratejileri, oklüzyonun dikkatle ayarlanması, yardımcı maddelerin tahammül profilleri… Farmasötik teknoloji, topikal salisilatları daha hedefli, daha öngörülebilir ve hasta-dostu hâle getirir. Bu çizginin sonunda, Mobilat gibi salisilik asit içeren topikal preparatlar, lokal inflamasyon–ağrı–ödem üçlüsüne odaklanan çağdaş klinik yaklaşımın rafine ürünleri olarak belirir.



    İleri Okuma

    1. Stone E. (1763). An Account of the Success of the Bark of the Willow in the Cure of Agues. Philosophical Transactions of the Royal Society of London, 53:195–200. doi:10.1098/rstl.1763.0033.
    2. Leroux P.-J. (1830). Mémoire relatif à l’analyse de l’écorce de saule et à la découverte d’un principe immédiat propre à remplacer le sulfate de quinine. Journal de chimie médicale, de pharmacie et de toxicologie.
    3. Piria R. (1838). Sur de nouveaux produits extraits de la salicine. Comptes rendus de l’Académie des sciences, 6:620–624.
    4. Kolbe H. (1860). Ueber Synthese der Salicylsäure. Annalen der Chemie und Pharmacie, 113(1):125–127. doi:10.1002/jlac.18601130120.
    5. Schmitt R. (1885). Beitrag zur Kenntniss der Kolbe’schen Salicylsäure-Synthese. Journal für Praktische Chemie, 31(1):397–411. doi:10.1002/prac.18850310130.
    6. Maclagan T. J. (1876). The Treatment of Acute Rheumatism by Salicin. The Lancet, 1:383–384.
    7. Vane J. R. (1971). Inhibition of Prostaglandin Synthesis as a Mechanism of Action for Aspirin-like Drugs. Nature New Biology, 231:232–235. doi:10.1038/newbio231232a0.
    8. Sneader W. (2000). The Discovery of Aspirin: A Reappraisal. BMJ, 321(7276):1591–1594. doi:10.1136/bmj.321.7276.1591.
    9. Pierpoint W. S. (1997). Edward Stone (1702–1768) and Edmund Stone (1700–1768): Confused Identities Resolved. Notes and Records of the Royal Society of London, 51:211–217. doi:10.1098/rsnr.1997.0018.
    10. Wood J. N. (2015). From Plant Extract to Molecular Panacea: A Commentary on Stone (1763) ‘An Account of the Success of the Bark of the Willow…’. Philosophical Transactions of the Royal Society B: Biological Sciences, 370(1666):20140317. doi:10.1098/rstb.2014.0317.
    11. Arif T. (2015). Salicylic Acid as a Peeling Agent: A Comprehensive Review. Clinical, Cosmetic and Investigational Dermatology, 8:39–55. doi:10.2147/CCID.S84765.
    12. Borelli C., Ursin F., Steger F. (2020). The Rise of Chemical Peeling in 19th-Century European Dermatology: Emergence of Agents, Formulations and Treatments. Journal of the European Academy of Dermatology and Venereology, 34(9):1890–1899. doi:10.1111/jdv.16307.
    13. Madan R. K., Levitt J. (2014). A Review of Toxicity from Topical Salicylic Acid Preparations. Journal of the American Academy of Dermatology, 70(4):788–792. doi:10.1016/j.jaad.2013.12.005.
    14. Loden M., Andersson A. C., Lindberg M. (1999). Percutaneous Absorption of Salicylic Acid in Man After Topical Administration of Three Different Formulations. Dermatology, 198(1):44–51.
    15. Marson P. (2006). The Italian Contributions to the History of Salicylates. Reumatismo, 58(1):66–76.